Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah izin verirse bugün mesnevi sohbetlerine devam edeceğiz kaldığımız yerden. Allah izin verirse tekrar Cumartesi günleri her cumartesi mesnevi sohbetleri, her Perşembe de Allah izin verirse inşallah vakıf, Namazgah’taki zikir yaptığımız yerdeki sohbet neyse ona devam ettireceğiz Allahtan bir şey gelmezse inşallah. Biz bir konu başılığında kalmışız, herhalde belki de konu başlığını okuduk veyahutta konu başlığında kaldık ama böyle bir konu bütünlüğü olsun diye inşallah biz Allah izin verirse konu başlığından başlayacağız. Takip edenler için hatırlama olsun istedim
Hani bir Yahudi padişah vardı. O Yahudi padişahı büyük ateş, hendekler yaptı. Hendeklere çalı çırpı, yanıcı maddeler doldurdu ve o hendekleri ateşe verdi ve ateşe verdikten sonra da müslümanları, müminleri ve inananları o ateşe atıyordu. Bu yahudi padişah bazı rivayetlerde Zinuas olarak geçiyor. O yahudi padişah aynı zamanda yahudi değildi aslında, putperestti. Bazıları yahudiydi diyor bazıları putperestti diyor. Bir müddet sona inananlar kendilerini ateşten sakınmamaya başladılar. Veya ateş onları yakmamaya başladı. Öyle olunca o yahudi padişah ateşe hitap etmişti, hani ne oldu ki sen neden yakıcılığın ve yanıcılığın devam etmiyor diye ve yakıcılığı ve yanıcılığı devam etmeyince ve müslümanlar da kendisini ateşe atmaya başlayınca bu sefer yahudi padişah kendi etrafındaki insanlara emretti. Dedi ki onları ateşten men edin, ateşe atmayın ve ateşe atmayın dediği yanmadığını
söylediler ve işte oyahudi padişah bu sözlere ehemmiyet vermedi, inkar etti. Kendisine nasihat edenlerin nasihatlarını kabul etmedi.
“O yahudi padişahı bu acip mucizeleri gördü fakat ancak taan ve in-
Yani ateşin yakmadığını gördü ama taan ve inkarlarda bulundu yani ateşin yakmadığını gördü ana ibrahim aleyhisselamı Nemrut ateşe atmıştı. ibrahim Aleyhisselamı Nemrut ateşe atınca ibrahim Aleyhisselam için Cenab ı Hak ey ateş serin ol, selamette ol deyince ateş yakmamıştı. Ne yaktı, ne de üşüttü. O yüzden ateşin yakmadığı da böylece hem ne Eski ahirette hem de yeni Ahit’te hem de Kuran ı kerim’de geçmiş oldu. Ama o iman etmeyen o küfür gözlüğü takan, o küfür gözlüğüyle etrafa bakan, perdelenen kalpleri mühürlü olmuş olan o kafir bu mucizeyi kabul etmedi. Aynı şey Hazreti Peygamber(s.a.v) hazretlerinin üzerinden de değişik mucizeler tecelli ediyordu ama o mucizeler tecelli ederken küfür gözüyle bakan, küfürle bakan Ebucehil olsun Utbe olsun, Şeybe olsun Mekke müşrikleri onun mucizelerini inkar ediyorlardı. O mucizeleri gördükleri halde iman etmiyorlardı ve o padişahın etrafında nasihatçiler vardı.
“Nasihatçiler dediler ki (beyit sekiz yüz yetmiş) işi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme dediler. Nasihatçilerin ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı.”
Yani birbirine bağladı. Daha fazla zulmetmeye başladı şimdi. Her, önceden büyük insanların, padişahların etrafında nasihatçiler veyahutta bugünkü dilde danışman dediğimiz danışmanlar veya bakanlar veyahutta işte bunu biraz dini devlet açısından bakarsak bir şura söz konusu. Bu nasihatçiler, o gün için de o yahudi padişaha, bak burada acayip mucizeler oldu, ateş bu müslümanları yakmadı. Sen daha da bu meselenin üzerine gitme, geri dön. Bu işte haddi aşma. Bu işte artık daha fazla zalimliğini orta yere koyma diye ona nasihatte bulundular. Ammavelakin o nasihatte bulunanların ellerini bağlatıp zindana attı ve hani firavunun da etrafında büyücüler vardı ya firavununun etrafındaki büyücüler de Musa aleyhisselamın asasının yaptığını görünce ve Musa aleyhisselamın da buna hayrette kaldığını görünce, firavunun büyücüleri demişlerdi ki asanın yaptığına Musa da şaştı. Biz o Musa’nın Rabbine iman ediyoruz deyince, Firavun ne yapmıştı, onların parmaklarını çapraz, ellerini kollarını çapraz kestirmeye başlamıştı. işte yine aynı şekilde bu yahudi padişah da padişahın etrafındaki o nasihatçılar bu mucizeleri görünce, ona dediler ki sen haddi aşma daha fazla bu meselede de inat etme ama busefer yahudi padişah döndü, onlara zulmetmeye başladı
Kıymetli dostlar zalim bir padişaha zalim bir işte hükümdara, zalim bir bürokrattaki bir kimseye yani zalim bir kimseye hakkı tebliğ etmek en büyük
cihattır. Hadis i şerifte, Tirmizi de geçer bu. Kıyamet gününde Allah’ın en çok sevdiği ve kendine en yakın olan insan, adil imam, hükümdar olacaktır. insanlar içinde de en nefret ettiği ve kendinden en uzak olan kişi de zalim imam, hükümdar olacaktır. O zaman Allahın en sevdiği kim? Adil bir hükümdar. Allahın hiç sevmediği kim? Zalim bir hükümdar. O zaman Allah’a en yakın olacak olan kim? Adil bir Hükümdar. En uzak olacak olan kim? Zalim bir hükümdar. Ve yine hadis i şerifte, Hazreti Peygamber(s.a.v) hazretleri, Tabarani’de geçiyor, Ahir zamanda zalim valiler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacaktır. Sizlerden bu zamana yetişen, onlardan herhangi bir vazife almasın. Ne zekat toplayıcı ne yönetici ne de zabıta olsun. Demek ki zalim vali, zalim vezir, zalim kadı, zalim fakih olursa, onların vermiş olduğu görevleri de müminler kabul etmeyecekler. Onlara hizmet etmeyecekler. Onların yalakaları olmayacaklar. Onların etrafında olmayacaklar. Sebep? Onlar çünkü zalimler.
işte bu, yine bu zalimlerle alakalı, Tabarani’de geçiyor, hadis i şerif: ‘Ümmetimden şu iki insana şefaatim ulaşmaz. Zalim ve zorba imam ile hatti aşan her sapık.’ Şimdi demek ki Ümmet i Muhammedin içerisinde de zalim hükümranlar, zalim valiler, zalim kadılar, zalim fakihler, zalim yöneticiler olacak ve zaman içerisinde bu zalimler de Ümmet i Muhammed’in içerisinde olacak ve o zalimlerin etrafında görev yapmamak, o zalimlere hizmet etmemek, o zalimlere yardım etmemek de müslüman için muhakkak farz. Bakın bunu da nerden anlıyoruz, yine Ebu Davud veTirmizi’den, ibni Mace’den, Nesahi’den, Tabarani’den, ibn i Hambel’den, Suiti’den ,yani onların hepsi de aynı hadis i şerifi, aynı noktada nakletmişler. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyuruyor ki cihadın en eftali, zalim sultanın veya zalim emirin yanında söylenecek adaletli sözdür. O zaman bu nasihatçiler vardı ya yahudi padişaha yapma, haddi aşma diyen, işte bunlar cihadın en eftalini yaptılar.
Demek ki cihadın en efdali, zalim bir kimsenin yanında adalet sözü konuşmak, zalim bir valinin yanında adaleti tavsiye etmek, adaleti hakkı ona tebliğ etmek veyahutta bir zalim, yalancı bir fakihe, hakkı tebliğ etmek. Bakın bu cihadın en eftali olarak nitelendirilmiş. Cihadın en eftali. Neden? Çünkü o zalim o kimsenin kanına kast edebilir mi? Evet. Canına kast edebilir mi? Evet. Malına kast edebilir mi? Evet. O kimsenin makamına kast edebilir mi? Evet. Bir kimse zulmediyorsa. Zulmetmek nedir? Kuran ve sünnetin dışında davranmaktır. Bakın, kıymetli dostlar, evlerimizde eşlerimize kuran ve sünnetin dışında davranıyorsak, zulmediyoruz. Evlerimizde çocuklarımıza kuran ve sünnetin dışında davranıyorsak, zulmediyoruz. Kadınlar, kocalarınıza kuran ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz.
Çocuklar, anne ve babalarınıza kuran ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz. Elinin altında çalışan kimseler olanlar, işyerinin patronu, işyerinde usta, işyerinde vardiya amiri, eğer elinizin altındakilere kuran ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz. Hak ve adalet dairesinde davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz. Herhangi bir resmi daire de amirler, resmi dairede şefler, müdürler, genel müdürler. Eğer ellerinizin altında ki memurlara, eğer hak ve hukuk dairesinde davranmıyorsanız, onlara da zulmediyorsunuz. Belediye başkanları, eğer ki kendi elinizin altında olan kimselere hak ve hakkaniyet ölçüsünde hizmet etmiyorsanız ve onlara hak ve adalet açısından davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz. Belediye başkanları, eğer ki vatandaşlarınıza eşit ve hakkaniyetli hizmet vermiyorsanız, onlara zulmediyorsunuz. işte bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, devleti yönetenler, eğer ki hak ve hakikate yönelik devleti idare etmiyorsanız, bakanlıklarınızı öyle idare etmiyorsanız, kuran ve sünnet dairesinde değil ise davranış biçimleriniz, adalet ve hukuka uygun davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz.
Bakın, bir şeyin anayasa hukukuna uygun olma ayrı birşeydir, kuran ve sünnete uygun olma ayrı bir şeydir. Bir insan kabre girdiğinde, kuran ve sünnetten hesaba çekilecek, anayasadan hesaba çekilmeyecek. Cenab ı Hak, bize kabre girdiğimizde sen ne kadar anayasaya uydun demeyecek. Sen ne kadar ülke yasalarına uydun demeyecek. Sen ne kadar kuran ve sünnetin yasalarına uydun diyecek. O yüzden bir kimse kuran ve sünnetin yasalarına uygun davranmıyorsa, o zulmediyordur. işte böyle zulmeden bir kimseye, zulmeden bir kimseye eğer ki bir kimse hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, kuran ve sünnetin emirlerini, ona tebliğ ediyorsa o zaman o kimse en büyük cihadı yaptı. Yani birisi hırsızlık yapıyor. Ona sen hırsızlık yapıyorsun, yapma deyip de ona nasihat ediyorsa, ona tebliğ ediyorsa, o en büyük cihadı yaptığı veyahıut da bir yönetici, yönettiği, elinin altındaki kimselere adaletli davranmıyorsa, tarafgir davranıyorsa, onlara eşit muamelede bulunmuyorsa, onlara zulmediyor. Bir kimse kalkıp da ona eğer ki sen bunlara zulmediyorsun, sen tarafgir davranıyorsun, yanlı davranıyorsun deyip de ona tebliğ ediyorsa, ona nasihat ediyorsa, o zaman o en büyük cihadı yaptı ve o en buyuk cihadı yapan kimseler işte ümmetin doğru insanları. Ümmetin alimleridir. Ümmetin erdemli insanlarıdır. Ümmetin içerisinde, ümmete ışık olan, ümmete yol gösteren, zamanın velileri, zamanın şeyhleri, zamanın alimleri, zamanın cihatçılarıdır. Allah muhafaza eylesin ve bunların arasında korkmadan, çekinmeden, hakkı ve hakikati haykırmaları gerekir ve Hazreti Ali(r.a) hazretlerinin meşhurdur ya sözü, mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil. Batıla yardım eden, hakka zulmeder buyurmuştur.
O zaman, mazluma yardımcı olmak, zalime düşman kesilmek, islamın şiarıdır. Eğer bir alim, bir ulema, bir mümin mazluma yardımcı olmuyorsa, zalime düşman kesilmiyorsa, Allah’ın hakkını yerine getirmemiş olur. Batıla yardım ediyorsa, Allah’ın hakkını yerine getirmemiş olur. Çünkü müminler batılla savaşmakla emrolunmuşlar. Müminler, zalimlerle savaşmakla emrolunmuşlar. Eğer müminler, zalimlerle savaşmazlarsa, batıllarla savaşmazlarsa, namazları onları kurtarmaz. Eğer müminler, mazlumlara yardımcı olmazlarsa, namazları onları kurtarmaz. Kıymetli kardeşlerim! Ey ümmeti Muhammet! Sadece islamı namaz olarak algılıyorsunuz. Sadece islamı, ramazandan ramazana oruç tutmak olarak algılıyorsunuz. islamı, sadece cumadan cumaya, cumaya gitmek olarak algılamayın. islamın en önemli şiarlarından birisi, mazlumlara yardımcı olmak, zalimlere düşman kesilmektir. islamın en önemli şiarlarından birisi, batıla yardım etmemek, batılla mücadele etmektir ve batıla mücadele etmeyenler, Cenab ı Hakka zulmederler. En büyük zulüm de budur. En büyük zulüm, bir kimsenin Allah’a zulmetmesidir. Hakka hakikate, zulüm etmesidir. Hazreti Muhammed i Mustafa’ya sallallahü ve sellem hazretlerine zulmetmesidir. Şimdi hem müslümanım deyip hem onun sünneti seniyesine karşı gelmek, Hazreti Muhammed i Mustafa’ya zulmetmektedir. Hem müslümanım deyip, hem kuranın hükümlerine itiraz etmek, kuranın hükümlerini değiştirmeye çalışmak, kuranın hükümlerinin dışında hüküm oluşturmaya çalışmak, Hakka zulmetmektir.
Ey müslüman kardeşim,ey mümin kardeşim! islam sadece namaz kılmak, oruç tutmak, sakal bırakmak demek değil. islam sadece başını örtmek, manto giymek demek değil. islam bir bütün dindir. Bir bütün dindir. Biz altıbinaltıyüzaltmışaltı ayet i kerimeye iman ederiz. O yüzden kötülüklerle savaşmak, yanlışlıklarla savaşmak, zalimlerle savaşmak, batılla savaşmak, mücadele etmek islamın şiarıdır. Allah muhafaza eylesin. Bir yerde hak çiğneniyorsa, bir yerde hukuk çiğneniyorsa, bir yerde adalet çiğneniyorsa ve ona karşı insanlar susuyorsa, onlar birer dilsiz şeytan olmuştur. Bakın birer dilsiz şeytan olmuştur. Mümin batıla, zulme, haksızlığa, hayrın iyiliğin, doğruluğun ortadan kaldırılmasına ses çıkarmayan kimse değildir. Mümin, bunlara ses çıkarır. Mümin bunlara karşı mücadele eder ve normalde bunlara razı olan yani bir yerde hak çiğnenirken susan, bir yerde haksızlık tecelli ederken ona susan, banane diyen ve hatta birilerinin hakkı hukuku çiğnenirken banane diyen, birilerinin namusu, şerefi, haysiyeti, değişik platformlarda ayağa düşürülmeye çalışılırken, mümin buna banane diyorsa ve bu bananecilik devam ediyorsa ne yazık ki her müslüman, her mümin dilsiz şeytan gibi olmuştur. Çünki haksızlıklar karşısında susan, dilsiz şeytandır. Bu, bazı kimseler tarafından zayıf hadis olarak nitelendirilir ama
mana açısından sahihtir. Oyüzden haksızlıklar karşısında müslümanların, susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında alimlerinin, susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında bu mesele de bilgi sahibi olanların, susmaması gerekir. Bakın, diyanet teşkilatı, ilahiyat fakültelerinde ki profesörler veyahut da bu meselede kalem yürüten, bu meselede akıl yürütenler ve hatta ülke içerisindeki ehli tarikat, ehli şeyh efendiler, ehli sufiler, ehli dervişler, bu meselede pay sahibi olanlar, kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, sözüm hepinize ve hepimize. Nerde kuran ve sünnet çiğneniyorsa, nerde kuran ve sünnetin hükümleri alaşağı ediliyorsa, nerde kuran ve sünnetle alay ediliyorsa ve nerde hak ve hakikat çiğneniyorsa, bütün müslümanlar tek yürek olup, bu zulme karşı baş kaldırmaları lazım.
Bir yerde haksızlık, hırsızlık, uğursuzluk, batıliyet şeytaniyet, deccaliyet kol geziyorsa, müslümanların bunlarla mücadele etmesi gerekir. Müslüman, bunlarla mücadele etmezse deccaliyet ve şeytaniyet onun yatak odasına gelir, çöreklenir. Kendisini kurtarması mümkün olmaz. Bakın kendisini kurtarması mümkün olmaz! işte o yahudi padişahının yanındaki nasihatçiler, ellerinin bağlanıp, hapse atılmayı göze aldılar. Ellerini bağlanıp hapse atılmayı göze alaraktan, o yahudi zalim padişaha nasihat ettiler. Bakın yahudinin etrafındaki büyücüler, yahudinin etrafındaki, firavunun etrafındaki büyücüler kalktılar, firavuna nasihat ettiler ve parmaklarının ve kollarının çaprazlama kesilmesini umursamadılar. Parmaklarının ve kollarının, ellerinin çaprazlama kesileceklerini bile bile, Musa aleyhisselamın dinine iman ettiler. Dediler ki Musa’nın Rabbine iman ettik. Ey ümmeti Muhammed’in alimi gibi görünen kimseler. Siz yahudilerin etrafındaki büyücüler kadar değil misiniz ki hak ve hakikat noktasında parmaklarınızı feda edemiyorsunuz. Siz firavunun etrafında ki büyücüler kadar değil misiniz ki siz hak ve hakikati haykıramıyorsunuz. Bütün din toplum önderi, cemaat önderi gibi olanlar. Nerde bir adaletsizlik varsa, nerede bir zulüm varsa, nerde bir haksızlık varsa, nerde bir uğursuzluk varsa, nerde bir hırsızlık varsa, dünyanın neresinde olursa olsun buna karşı niçin bir sözünüz dahi yok? Buna karşı neden ayağa kalkmıyorsunuz? Bunlara karşı neden tebliğler yayınlamıyorsunuz? Biz sizden kuran ve sünnet dairesinde tebliğ istiyoruz. Bu islama uygun mudur değil midir, bu kurana uygun mudur değil midir, kuran ve sünnet bu noktada bize ne emrediyor bunları neden beyan edip, neden sokaklara çıkmıyorsunuz?
Yarın öbür gün Mehdi ala Resul çıktığında, hepiniz inim inim inleyeceksiniz ve dilleriniz kopacak ve mahşerde dilleriniz enselerinizden çekilecek. Eğer siz korktuğunuzdan dolayı nemalarımız kesilir diye dünya menfaatlerinden oluruz diye, hak ve hakikati haykıramıyorsanız vallahi de billahi
de firavunun yanındaki büyücüler kadar kıymeti harbiyeniz yok ve işte o Zünuas’ın etrafındaki nasihat ediciler, kendilerinin canlarına mal olacağını bile bile, Zünuas’ı durdurmaya çalıştılar. Ona nasihat ettiler ve dediler ki yapma, etme. Zünuas da ne yaptı? Zünuas onlara da zulmetti. Onlarında ellerini bağladı, onları da hapsetti. Zulüm, son noktaya geldi. Karanlığın son noktası, zifrin son noktası, aydınlığın başlangıcıdır. Hazreti pir, bize olayı anlatmaya devam ediyor. Diyor ki:
“ ‘Mademki iş bu dereceye vardı, ey köpek, sabret, kahrımız erişti.’ diye bir ses geldi. Ondan sonra ateş, kırk arşın alevlendi. Bir halka teşkil etti ve o yahudileri yaktı”
Ve demek ki o zalimin zulmü, o Zünuasın zulmü, o Zünuasçıların zulümleri o kadar arttı, o kadar arttı, o kadar arttı ki artık zalimlikte son noktaya geldiler. israil’in yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Amarikan’ın yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batının yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batılıların uşakları olan, müslümanların başında devlet başkanlıkları yapanlar, o devlet başkanlıklarını batılılara hoş görünmek için kullananlar, onlar da zalimliklerinin son noktalarına geliyorlar ve zalimliklerinin son noktalarına gelince, bir hitab erişecek ve o hitapta denilecek ki:“Ey köpek sabret, kahrımız erişti. Ve onların kendi elleriyle topladıkları ve onların kendi elleriyle kurdukları düzenler, kendi elleriyle kurdukları sistemler, kendi elleriyle oluşturdukları o ateş çukurlarına kendileri düşecekler. işte diyor ki: “O ateş kırk arşın boyunca kalktı, büyük bir halaka haline geldi ve yahudileri kendi içine aldı.”
Neden? Onlar çünkü zulmediyorlardı. Zulme sessiz kalmışlardı. Zulmediyorlardı, o zulmeden zalimin yanında zalimi destekliyorlardı. ihyada çok hoşuma giden bir hadise vardır. Birisi gelir sorar, derki ben haccaca elbise dikiyorum. Haccaca elbise dikmem, zulme yardım etmek mi der. ihya’ da bir fetva var. Bunu ihyaya almışlar. O zat der ki asıl zulmeden, zulme yardımcı olan, kumaşı üreten, sen dikiyorsun, sen zalimin ta kendisisin. Bakın, zalim bir hükümdara elbise dikmek dahi zulmetmektir. Zalim bir başkana, zalim bir devlet başkanına, zalim bir amire, zalim bir müdüre hizmet etmek, zalim bir adama hizmet etmek, o zalime yardım etmektir ki zulmetmektir. O yüzden o yahudiler de sessiz kalıyorlardı. O zalimin zalimliğine sessiz kalmak, zalimin zalimliğine sessiz kalmak. Onu normalde ayıplamamak, ona buğzetmemek.
Hani bir hadis i şerif varya, meşhur. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde mümkünse elinizle, o da mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır denilen hadis i şerif. işte siz bir zulmeden, haksızlık yapan, adaletsizlik
yapan, işi ehline vermeyen, liyakatsızlık eden, işte ona buna peşkeş çeken bir şeyleri, onu gördüğünüzde, eğer onun etrafındaysanız, onu alkışlıyorsanız, onun bu noktada zulmüne, haksızlığına, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna göz yumuyorsanız, göz yumuyorsanız dahi ona yardım ediyorsunuz. O yüzden aynen zulmetmiş gibi oluyorsunuz ve nasıl o yahudileri ateş yaktıysa sizi de cehennem ateşi yakacak, bunu bilmiş olun. Çünkü tarih boyunca görülmüştür ki hem islam tarihinde, hem Roma tarihinde, Avrupa tarihinde hem de işte Farisi tarihinde hem de ilere doğru gittiğimizde, doğu tarihlerine baktığımızda; zulmeden krallar, zulmeden padişahlar, zulmeden ülkeler, milletler, en sonunda helake uğramışlardır ve bunların misali çoktur. Bunu kuran ı kerimden de değişik hadiselerden dinlemek mümkündür ve Allah muhafaza eylesin. işte o zulmeden Zünuasın oluşturduğu, zulmeden Zünuasın işte ağaçtır, çalıdır, çırpıdır, neyse ateş kuyularından çıkan ateş, o yahudileri alıverdi. Buruc suresinde bununla alakalı hikayeyi dinleyebilirsiniz. Buruc suresi, ayet on: Mümin erkek ve mümin kadınlara dinlerinden döndürmek için işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için çok yakıcı bir azap vardır. Buruc suresi, bu meseleyi anlatır. Rabbim bizi zalimlere yardım etmekten muhafaza eylesin. Bizleri zalimlerle mücadele edenlerden eylesin.
Bakın kıymetli kardeşler. Araf, ayet dört, ne diyor? Biz nice memleket halkını yok ettik ki onlara azabımız gece uyurlarken veya gündüz istirahat halindeyken geldi. Neden onlara zulmetti? Çünkü kasas suresi, ayet elli sekizde bahsediyor: Biz refah içerisinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helak ettik. Demek ki insanlar refah içerisinde şımarıp azgınlaşınca, onlar ama gece uyurken ama gündüz istirahat ederken ne olmuşlar? Helak edilmişler. O yüzden bu tip kuran ı kerimde hikayeler vardır. Zalim ülkelerin helak edildiğine dair veyahutta Lut aleyhisselamın dini tebliğ ettiği kavim gibi veyahutta Salih Aleyhisselam kavmi gibi veya Hut aleyhisselamın kavmi gibi nice kavimler vardır ki onlar refah içersinde şımarıp azgınlaşmışlar ve zalimleşmişler ve zalimleşince, zulmetmeye başlayınca, Cenab ı Hak onları helak etmiş. Hazreti Pir devam ediyor:
“Onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. Zaten zümre zümre ateşten doğmuştu. Cüzüler kül tarafına yol alır, o tarafa giderler.”
Şimde bir kimse o zaman bunu biz Arabi ekolünde bu beyitleri anlamaya çalışırsak, bunlar ayanı sabitelerinde yani küfür ehlilerdi. Ayanı sabitelerinde küfür ehli olduklarından ve yahutta ayanı sabitelerinde, Kahhar ismi şerifinin sıfatının veya Mudil ismi şerifini sıfatına, sıfatının tecelliyatına mazhar olmuşlardı. Öyle olunca onlar ateşe doğru gittiler. Çünkü ateş
böyle hakkınızı helal edin, Kahhar ismi şerifinin emrinde, tecelliyatındadır. Eğer bir kimse ateşle azab olunursa, Kahhar ismi şerifinin sıfatının tecelliyatına mazhar olmuş olur. Şimdi Arabi ekolünde bunu düşündüğümüzde, bütün hepsi bütün bu kainatta gördüğünüz her şey,bir sıfatın tecelligahıdır, bir sıfatın tecelliyatıdır veya bir sıfatın aynada görünüşüdür. Öyle olunca hani burda Hz. pir de Allahu alem sanki Muhyiddin ibn i Arabi’nin dili gibi olmuş ve diyor ki onların asılları önceden de ateşti, sonunda da asıllarına gittiler yani su, aslı sudur. işte buharlaşır yağmur olur, döner yine su olur aslına döner. Nereye giderseniz gidin, bir şey buzdur. Buzu eritirseniz su olur. Buhar, soğutursanız su olur, aslına döner her şey ve onlar da asılları ateşti, yani ayani sabitede onlar ne yazık ki narı nur gördüler, nara koştular bu dünyaya da indiklerinde onlar da ne yaptılar ateşi kendilerine nur gibi gördüler, oraya koştular ve onların asılları ateş olduğu için sonunda da asıllarına gittiler. Buradan bakarakdan sakın ha cebriyeye düşmeyin veya kaderiyeye düşmeyin. Bu meselede Arabi ekolünce biz bu meseleyi tefsir etmeye çalıştık. Yoksa bir kimse yapmış olduğu hatalar, günahlar, kusurlardan tövbe etmez geri dönmezse o tabii bila mecbuur gideceği yer cehennem olur ve gideceği yer cehennem olduğu için de onun için o cehenneme aşinalık sağlamış olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden baktığımızda vücut mesela topraktan yaratılmıştır. Sonuçta aslına döner, nefes bitince ruh vücuttan çekilince sonuçta yine aslına döner toprak olur.
Ruh nereye gider? Ruh da kendisine ait olan makama çıkar. Ruh mesela dünyada kalıcı olmaz veya ruh kabre gömüldüğünde oradaki kabirde kalmaz. Neden? Bu dünyaya ait değildir çünkü. Bu dünyaya ait olan bedendir. O zaman bu dünyaya ait olan her şey aslına rücu edecek yine dünyada kalacak, bunun gibi. Mesela siz bir meyve yersiniz, meyve bu dünyaya aittir, bu dünyada kalır yine. Bakın başka bir yerde kalmaz. Mesela Allah’ı zikredersiniz. Zikrullah bu dünyaya ait değildir, enteresandır. Bakın zikrullah bu dünyaya ait değildir. Nereye aittir? Ötelere aittir. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ya siz ‘la ilahe illallah’ diyerekten cennette meyve ağacı dikiniz. Ha o zaman enteresan bir şey öyle değil mi? Veya başka bir hadis-i şerifte, hadis-i kutsi: ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim’ diyen bir kimseye, cennette bir meyve ağacı dikilir. Bakın yapmış olduğunuz zikrullah, bu dünyaya ait değil veya da başka bir hadis-i şerifte, kim ‘la ilahe illallah’ derse o Allah’ın katına çıkar tabiri caizse ve Allah’ın kapısına tabiri caizse vurmaya başlar. Allah bildiği halde sorar. Bu nedir? Filancanın tevhididir, bakın filancanın tevhididir. Ne istemektedir? Kendisini söyleyenin affedilmesini istemektedir ve Canab ı Hak der ki kulum onu söylediği an ben onu affetmiştim. Bakın enteresan bir
şey. Yaptığımız ibadetler bu dünyaya ait değildir. Namaz müminin miracıdır ya. Namaz müminin miracıdır deyince, namaz bu dünyaya ait olmadı. Oruç, oruçlunun sevabını ben veririm. Oruç benim katımda değerlendirilir. Bakın oruç bu dünyaya ait olmadı.
Bakın dindeki iyilikler, dindeki iyilikler bu dünyaya ait değildir. Hani güzel sözler, iyilikler iyi hareketler, hani kökü neredeydi? Kökü rahmandandı. Kökü ötelerdendi, bakın kökü ötelerdendi ve nereye gitti? Yine ötelere gitti. Bu dünyaya ait değil. O zaman her şey aslına rücu edecek. Allah’ı zikret. Allah’ı zikretmek bu dünyaya ait değil. Burda sen zikrettin, sanki dünyada zikrettin ama buraya ait değil. Nereye gitti o? O öteye gitti. Ait olduğu yere gitti. Bakın, siz Allah’ı zikrettiğinizde, o ait olduğu yere gitti, o burada kalmadı. Neden? Buraya ait değil çünkü. Enteresan bir şey. O zaman her şey aslına rücu edecek ya, her şey aslına rücu ederken, buraya ait olmayanlar da ne olacak? Burda durmayacak. Burdan gidecekler, bakın burda durmayacak, burdan gidiyor. O zaman aslına rücu etti. Bakın tevhid okudunuz, aslına rücu etti. Aslı neydi? Allah’tı. Allah’ın katından geldi. Allah’ın katından geldi, tekrar Allah’ın katına döndü ve sen onu zikretmekle aslında bir nefes bu. Sen o nefesi vermekle buraya ait olmayan bir ibadeti yaptın. Onlar, yani burada beyite tekrar dönüyoruz,:
“Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini kendi ateşleri çör çöp gibi yaktı. Anası Haviye olan kimsenin mekanı ancak Haviyedir. Çocuk anası onu arar. Asıllar, mutlaka ferileri izler.”
Yani o ateş aslında müminleri yakmak için yapılmıştı. Müminleri yakacaktı o ateş ve müminleri yakan bir ateşti. ilk önce öyleydi ama ne oldu? O ateş döndü. Ateşi hazırlayanları yaktı. Bakın kötülük yapanlar, sonuçta kötülük kendilerine döner. Siz bir şer işlerseniz, şer size döner. Her ne kötülük yaparsanız yapın, o kötülük sonuçta size döner. Siz aslında hani yine isa Aleyhisselam söyler bunu, ateş eken, kor biçer der. Ateş eken, kor biçer. O zaman bir kimse ateş ekiyorsan, kor biçeceksin. Sen biçeceksin. Kötülük ektiysen, kötülük bikeceksin. Yanlışlık ektin, yanlışlık biçeceksin. Tövbe eder geri dönersen, Allah senin kötülüklerini hayra çevirir ama tövbe edip geri dönmezsen, tövbe edip Allah’ı zikretmezsen, tövbe edip Allah yolunda koşmazsan, sen kötülüklerinden dolayı cehennemde ebedi olarak kalabilirsin. Allah muhafaza eylesin. Yaptın kötülük, yaptın yanlışlık, eyvallah! Hani hadisi şerif var ya, ‘siz bir zikrullah cemaatına gider de orada Allah’ı zikrederseniz cemaat halinde, sizi oradan diyor affolunmakla beraber, geçmiş günahlarınız da hayra çevrillerek kalkınız oradan.’ der. O zaman sen her yapmış olduğun kötülüğe devam edersen, ordan geri dönüp tövbe etmezsen,
sen ancak cehenneme odun olursun. Sen ancak cehennemde ebedi kalacak bir taş olursun. Allah muhafaza eylesin!
O zaman bunda hiç kimsenin suçu yok. Bunun suçu kabahati, senin bunun hatası sana ait. Sen kötülüklere devam ettin. Allah muhafaza eylesin. Yine ayeti kerimede diyor ki Cenabı Hak, ‘iyilikleri, kötülüklerine ağır basarsa, o hoş bir hayat içindedir cennette. Yani sizin bu dünyadaki iyilikleriniz, kötülüklerden fazla olursa o zaman siz cennette hoş bir hayat yaşarsınız ama kimin sevap tartısı hafif gelirse, kucağına sığınacağı anası, bir uçurumdur. Kötülükleri iyiliklerine ağır basarsa, artık onun da durağı haviyedir. işte üstat, Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri burda anası haviye kimseler, yani anası ateş soyu kimsenin ateşlik, hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, bir hadis-i şerifte dedi ya, ‘cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işlerler, cennetlik olanlar da cennetlik amel işlerler.’ Hani geldi sahabeden bir kimse, dedi ki Ya Resulallah, mademki cennetlikler belli, cehennemlikler belli, biz neden amel işliyoruz? Hz. Peygamber de dedi ki cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işlerler, cennetlik olanlar da cennetlik amel işlerler.
işte onlar ne yaptılar? Asıllarına gittiler. Hani çocuk annesine koşar ya. Çocuk korkunca, annesinin kucağına sığınır veya çocuk yabancıyı görünce annesinin kucağına sığınır. işte ateş, o kimsenin anası gibi olursa, o kötülüklere devam eder. Onu kötülükten, nasihat de etseniz, onu çevirmeye de çalışsanız onun anası kötülük. Onun anası ateş, onun anası cehennem. Cehennem ona ana kucağı gibi. O cehenneme doğru koşturacak. Allah muhafaza eylesin inşallah, Cenabı Hak ve inşallah müslümanlar için bunu temenni ederim. iman üzerine ölsünler. iman üzerine ölürlerse, onlar normalde cehennemde yanacaklar, yanacaklar, kömür gibi olacaklar. Sonra Cenab ı Hak onları bir rahmet ırmağına atıp, yine onları cennete koyacak ama iman üzerine ölmezlerse, onlar ebedi cehennemde kalacaklar. Allah muhafaza eylesin cümle Ümmet i Muhammedi inşallah. Cehennemle alakalı çok ayeti kerime, çok hadis toplamışım da onları geçiyorum. Cehennemi çok anlatıp da sizi şimdi kabz haline sokmak istemiyorum. Allah muhafaza eylesin. Oy oy! Neler toplamışım, neler toplamışım. Evet, devam ediyoruz yine Hz.Pir’den söze:
“ Su, havuz içinde zindanda mahpus gibidir ama hava onu çeker. Zira su erkana mensuptur. Onu havuzdan kurtarır azar azar dünya hapishanesinden de öyle çalar.”
Bir gün gelir, her şey aslına rücu eder. Su havuzda hapis gibidir ama güneş çıkınca o bir yavaş yavaş ne olur? Buharlaşır. Buharlaştıkça ne olur? Havuzdan kurtuluruz yavaş yavaş. Mümin içinde dünya zindandır. Hani
hadis-i şerifte dünya müminler için zindan, kafirler için cennet gibidir diyor ya bu da onun gibi bizim de ne yaparız biz de bu dünya zindanından her nefes alıp verdikçe, bizi bu dünyadan kurtuluşa doğru götürür. Aslında her nefes biz ahirete yaklaşmaktayız. işte bir havuzun içerisindeki su misali gibi biz de ne yapacağız, yavaş yavaş, yavaş bu dünya cehenneminden, bu dünya zindandan kurtulacağız. Gerçekten müminler için dünya bir zindan. Gerçekten müminler için dünya hele bu zamanda, ahir zamanda gerçekten kolay yaşanılan bir zaman değil yani müslümanların gerçekten bu dünyada yaşamaları, gerçekten böyle harikulade bir olay gibi. Yani baktığımızda bir kimsenin ahir zamanda imanını muhafaza etmesi, imanını koruması, imanını yaşaması, samimiyetimle söylüyorum, samimiyetimle söylüyorum, bu harikulade büyük bir keramet.
Eğer bugün bir müslüman haramlardan uzak duruyorsa, ibadetlerini yerine getiriyorsa, kötü ve kötülüklerle mücadele ediyorsa, samimi söylüyorum o büyük bir veli. Ben gerçekten öyle görüyorum yani normalde çünkü baktığım zaman böyle analiz ettiğimde, yaşadığım dünyaya, yaşadığım ortama bakıyorum gerçekten bir müslümanın dinini yaşaması çok zor. Yani sokaklara baktığımızda, sosyal medyaya baktığımızda, medyaya baktığımızda, dünyaya baktığımızda, ülkemize baktığımızda, gerçekten ve gerçekten dini yaşamak çok zor. Yaşamak çok zor. Tebliğ etmek çok zor. insanın eşini, çoluğunu, çocuğunu, etrafını, nasihat edip onları kuran ve sünnet dairesinde yaşatma mücadelesi vermesi, gerçekten çok zor. Bu zaman zaman bunu dile getiriyorum. Gün geçtikçe de bu zorlanıyor. Gün geçtikçe de bu daha da böyle karamsar bir tabloya dönüyor. Baktığımız zaman gerçekten etrafımıza bakıyoruz, sokaklara bakıyoruz, yani söyleyecek söz bulamıyoruz. Diyecek bir şey bulamıyoruz ve haram işlemek o kadar rahatlamış, haram işlemek o kadar rahat, haram işlemek o kadar böyle kolay, haram işlemek o kadar böyle basit bir şey haline gelmiş. insanlar artık korkmadan, çekinmeden, utanmadan, arlanmadan, çok rahat haram işliyorlar. Bakın çok rahat haram işliyorlar ve hiçbirimizin nasihatları kâr etmiyor. Hiçbirimizin çalışmaları kâr etmiyor.
Ne yazık ki eğitim sistemimiz, ne yazık ki hukuk sistemimiz, ne yazık ki bizim medyamız, ne yazık ki bizim sokaklarımız haram işlemeye elverişli. Haramı alkışlıyor, haramı destekliyor ve haramla iç içe. Haram artık böyle tabiri caizse pamuk şekeri gibi geliyor insanlara ve insanların elinde pamuk şekeri yemek ne kadar lezzet veriyorsa, tat veriyorsa, çocuklara, gençlere, haram işlemek de bütün insanlara öyle tatlı geliyor. O lezzeti veriyor. Söyleyecek bir sözümüz olmuyor artık. Bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz sokağa çıkmaya utanıyoruz. Caddede yürümeye ben kendi nefsim için
söylüyorum, ben sokakta yürümeye utanıyorum. Kafamı ne tarafa çevirirsem çevireyim, her taraf haram. Ne tarafa çevirirsem çevireyim ve fütursuzca ve böyle sakınmadan, utanmadan, arlanmadan, insanlar çok rahat haram bir hayat yaşıyorlar ve tesettür noktasında, tesettür dairesinde, çok rahat insanların haramları. Yanlarında anneleri babaları var. Anneler, babalarının yanlarında o çocuklar ne bileyim utanmıyorlar. Anne babalar da utanmıyor. Bazen böyle dönem dönem bakıyorum, kadıncağız mesture, örtülü. Yanında eteği bile olmayan bir kız çocuğu yanında. Yani o anne, utancından kafasını kaldıramıyor ama söyleyecek laf yok. O çocuk onu dinlemiyor çünkü. Ben onun dinlemediğinin farkındayım veyahutta bir bakıyorsunuz yani bir erkek eşi o kadar fütursuzca soyunmuş ki yanında yani böyle bir müslüman tipinde bir adam gördüğünde, bir eşine bakıyor, bir kendine bakıyor, bir o adama bakıyor. Hani böyle kendisi de utanıyor ama eşine söyleyecek söz yok. Eşine söyleyebileceği, yapabileceği bir şey yok. O hale geldi ve baktığımızda Allah muhafaza eylesin.
insanlar yavaş, yavaş, yavaş ama cennetlik ameller işleyerekten, cennete yol alıyorlar ama yavaş, yavaş, yavaş cehennemlik amel işleyip cehenneme doğru yol alıyorlar. Enteresan bir şey ve bunu durduracak herhangi bir güç yok. Bunu durduracak herhangi bir şey yok. Çok rahat bir şekilde herkes bütün haramlarını orta yere döküyor. Enteresan bir şey. Allah muhafaza eylesin ve her şeyde böyle hani eğer o açıdan bakacak olursak, aslına rücu ediyor. Aslına doğru gidiyor. Bu acı bir şey. Hani cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işiyorlar. Cennetlik olanlar da, cennetlik amel işliyorlar ama bunu böyle konuştuğumuzda sanki hiçbir şey yapmayacakmışız gibi hiç bir mücadele etmeyecekmişiz gibi algılanmasın. Bunu böyle söyleyen alimler var mı? Evet. Bunu böyle söyleyen kimseler var mı? Evet. Yani ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki tebliğciyi dinleyen kimseler olmayacak. Nasihatçiyi dinleyen kimseler olmayacak.
işte böyle bir zamanda diyor, siz çekilin kenara, tebliğ etmeyin, anlatmayın hiç kimseye diyenler var mı? El cevap var ama insanın canı dayanmıyor. insanın içi dayanmıyor. ve diyorsun ki bu topraklar şehit kanlarıyla yoğruldu. Bu topraklar islam oldu. Bu topraklarda altıyüz, yediyüz seneden beri, 1071’den beri öyle söyleyelim. Anadolu’ya gelişi Türklerin 1071, islamın Anadolu’ya girmesi 1071. 1071’den itibaren, bu topraklar islamla yoğrulmuş. islamla yoğrulmuş olan bu topraklarda ne yazık ki, ne yazık ki islam dışı her türlü her şey serbest şu anda. Bunun üzüntüsü içindeyim. Başka bir derdim yok. Kimsenin kıyafeti ile uğraşacak halim yok ama islam kıyafete bir ölçü getirmiş ve hiçbir şekilde bu ölçüye uyulmadığı gibi ne yazık ki öbür ölçüye de uyulmuyor. Yani kimsenin kıyafetine karışmayalım.
Be canım kardeşlerim, kimsenin kıyafetine karışmayacağız da ya ben çıplak kadın görmek zorunda mıyım dışarıda her gün? Yani karışmayalım, evet, iyi karışmayalım da erkekler de komple şortla dolaşmaya kalkarlarsa ki başladılar dolaşmaya, kimsenin kıyafetine karışmayalım. Ya kıyafetsizlik var orta yerde. Kıyafetine karışmamak değil. Hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışılmıyor ülkede. Yani bizde bir algı var. Kimsenin kıyafetine karışma. Canım Kardeşim, kıyafete karışan yok. Kıyafetsizlik var ülkede, kıyafetsizlik. Biz bu ülkede hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışamıyoruz. Ne kıyafeti, kıyafet yok ki ortada, kıyafetsizlik var ve buna üzüntüm şu ve bunlar müslüman. Bunların anneleri babaları müslüman. Bunların aileleri, dedeleri, nineleri müslüman ve müslüman çocukları bunlar ve bu müslüman çocukları ne yazık ki kıyafetsiz ve adım adım cehenneme doğru yol alıyorlar. Adım adım cehenneme doğru yol alıyor. Bir islam ülkesi olarak nitelendiriliyor ya halk olarak, Allah muhafaza eylesin. Yani ne yazık ki o havuzun suyu zaman içerisinde kuruyup gidecek. Zaman içerisinde herkes Allah muhafaza eylesin. Küfür deryasına dalacak gidecek. O tarafa doğru yaklaşıyor insanlar. Rabbim muhafaza eylesin.
“Sözlerin temizleri bizden çıkarak ona yükselir, ondan başkasının bilmediği yere kadar varır. Nefeslerimiz temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Sonra ululuk sahibi Allah’tan ancak rahmet olarak sözlerimizin mükafatı iki misli bize gelir.”
Hani Bakara ayet 112: ‘Hayır hayır, kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz döndürür ve teslim ederse işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değillerdir.’ işte bu sözlerin temizleri, sözün temizi, sözün güzeli, bizden çıkar, Allah’a yükselir. Sözün temizi nedir? Kur’an’dır. Sözün temizliği zikirdir. Sözün temizi iyiliktir, nasihattır. O zaman sözün temizi bizden çıkar, nereye gider? Hiç kimsenin bilmediği, Allah’a doğru yükselir ve hiç bir iyilik ortaya koyarsa ona o iyiliğin on katı vardır. Kim bir iyilik ortaya koyarsa. Kim de bir kötülük işlerse, sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmaz. O zaman siz bir iyilik yaptığınızda, bunun en az sevabı on iyilik karşılığıdır. Allah bire on verir, bire yüz verir. Bire yedi yüz verir. Cenab ı Hak isterse bire ondan aşağı vermez ama, birebir vermez. Onun âdetullahı değildir bu. Allah en az verirse bire on verir. En az verdiğidir o. Bazı hadis i şeriflerde bire yüzdür. Bire bindir. Bire sayısızdır. Keyfiyeti Allah’a aittir ama en azı biri ondur. Öyle olunca, o iyilikler o zaman ona doğru gider.
Bizim normalde nefeslerimiz, temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Nefes, nedir temiz olan? Abdestli ağzınla dua etmek, abdesti ağzınla zikrullah yapmak, abdestli ağzınla ibadet etmek, abdesti
dolaşmak ve abdestlii dolaşmak ve abdestli dolaşan bir kimsenin her nefes alışverişi ibadet olmuş oldu ve abdesi ile o kimse zikrullah yaptığında her zikrullahı onun büyük ibadet oldu. Allah’a ibadet edin. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. Bakın Allah’a ibadet edin, ona ortak koşmayın. Bakın ibadet edecek, ona ortak koşmayacak, ondan sonra önce neye anneye babaya, sonra akrabaya, sonra yetimlere, yoksullara, sonra akraba olan yakınlara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşlarına, yolda kalanlara, sahip olduğunuz elinizin altındaki kölelere, iyilik yapın, iyilik yapın ki Allah sizi cennetine alsın, iyilik yapın ki Cenabı Hak size merhametetsin.
iyilik yapın ki Cenabı Hak size misliyle versin, arttırsın da arttırsın, arttırsın da arttırsı ve siz bir nefesle, bir nefeste cenneti kazanın. Nefes, yani bir kimsenin oturup abdestini alıp la ilahe illallah demesinin hiçbir ağırlığı yok. Allah’ı zikretmesinin hiçbir ağırlığı yok. Hani mali ibadetler vardır. Hani iyilik yapın diyor ya etrafınızdaki kimseye, anneye babaya iyilik yapın. Bunun mali olanı var, fiziki olanı var. Fiziki olanı ne? Annenin babanın elinden tut. Annen baban düşkün olduysa, hastalandıysa, ihtiyarladıysa, git bakımını yapabiliyorsan bakmaya, onlara yardımcı olmaya gayret et. Bu nedir? Bu fizikidir. Mali nedir? Annenin babanın harçlığa ihtiyacı varsa, git ona harçlık ver. Onlara bakmaya çalış. Aynı şekilde mesela bir kimsenin akrabalarına da onlara git bulunabiliyorsan mali olarak yardımda bulun. Değil, öbür türlü, fiziki yardımda bulun herhangi bir ihtiyacı olan bir kimsenin, ihtiyacını gör. Komşularının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarına kötülük yapma, zulmetme, onlara yardım etmeye çalış. Onların elinden tut. Onlara destek olmaya çalış. Hiç olmazsa iyiliği nasihat et onlara. Hiç olmazsa onları tebessümlü davran, güzel ahlaklı ol, iyi ahlaklı ol. Sizin en faydalınız etrafınıza en fazla faydası dokunanınızdır. En fazla faydan olması için gayret et. Sizin en faydalınız, en iyiniz etrafınıza hiç zarar vermeyeninizdir. Etrafına zarar vermemeye gayret et.
Kıymetli dostlar! Dilinizi koruyun, gözünüzü koruyun, elinizi koruyun, ayağınızı haramlardan koruyun, cinsel uzuvlarınızı haramlardan koruyun. Sevgili gençler! Harama dönüp bakmayın, harama el uzatmayın, haram bir ilişkiye girmeyin, haram bir ilişkiye girmeyin. Yapmayın, haramlardan fersah fersah kaçın. Sevgili canım kızlarım benim. Sevgili yavrularım! Ne olursunuz tesettürünüze dikkat edin, soyunmayın erkeklerin önünde. Sevgili erkekler, genç erkekler, genç yavrularım benim. Ne olursunuz, zinaya
koşmayın. Kadınları, kızları baştan çıkaracağım diye uğraşmayın. Sevgili gençler! Sapkınlıklara gitmeyin. Ne olursunuz, şu eşcinsellere, eşcinsellere benzemekten uzak durun. Eşcinselleri dinlemeyin. YouTube’da onları takip etmeyin. Onları havalara sıçratmayın. Onların normalde daha da meşhur olmasına, daha da tanınmasına vesile olmayın. Bir kötülüğe vesile olmak, kötülüğü işlemek gibidir. Siz onları youtubelarda izledikçe, youtubede onları izledikçe kötülüğe yardımcı oluyorsunuz. Siz onları dalga geçmek için, kafa yapmak için veya herhangi bir şey takip etmek için, siz zulmediyorsunuz. Siz bu ahlaksızlığa, Siz bu ahlaksızlara yardım etmiş oluyorsunuz ve onlarla beraber haşrolacaksınız. Onlarla beraber yürüyeceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Gönlüm arzu etmez bunu. O yüzden ona tebessüm etmek, onu takip etmek, onu tıklamak dahi, onu tıklamak dahi, onu desteklemektir. Onu desteklemektir. Yani düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli destekliyorsunuz. Eşcinseli dinliyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli seviyorsunuz. Allah insanları sevdikleriyle beraber halk eder. Yapmayın. Peygamberinizi sevin, Allah’ı sevin, Allah dostlarını sevin, müminleri sevin, anne ve babalarınıza hürmet edin. Bakın gün geçtikte anne ve babaya hürmet, saygı sevgi azalıyor. Kardeşlerin arasındaki hukuk bozuluyor. Akrabaların arasındaki hukuk bozuluyor. Komşuların arasındaki hukuk bozuluyor. Artık komşular birbirlerini tanımıyorlar. Artık komşular birbirlerine yüzlerini çeviriyorlar. Artık komşular birbirlerine zulmediyor. Kimisi çocuğu ağladı diye şikayet ediyor. Kimisi çocuğu gürültü yaptı diye şikayet ediyor. Sokakta çocuklar oynuyor diye şikayet ediyorlar. Çocukları dövüyorlar. Çocuklara kalkıp haksızlık yapıyorlar. Biz bu hale gelecek bir ümmet miydik. Bu hale geldik! Bakın bu hale geldik!
Yani mahallede bir cenaze oluyor, mahallede bir cenaze olunca hiç kimsenin umrunda değil. Herkes yine vur patlasın çal oynasın, hayatına devam ediyor. Bu Hale geldik biz. Yani bir tarafta deprem oluyor ve öbür tarafta şarkılar, türküler, dansözler, sazlar, cazlar devam ediyor ve deprem zamanında deprem günü ve bu ülkede yaşanıyor bunlar ve deprem olmuş televizyonlar hiçbir programını aksatmıyor. Bir tarafta bir şehit cenazesi oluyor, programlar hiçbir şekilde, hiçbir programı aksatmıyor. Bir tarafta yangın var. Bir tarafta millet oynuyor, gülüyor. Bir tarafta perperişan ortalık, bir taraf oynuyor gülüyor. Bu hale geldik, Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşlik hukukumuz, milleti millet eden, toplumu toplum eden bütün hukuklar yerle bir oluyor artık bir taraftan hani müminler bir vücut gibidir. Bir tarafları ağrırsa bir tarafı sızlarsa bütün vücud o acıyı, sıkıntıyı hisseder hali kalmadı. Ümmeti Muhammed’in bir tarafında bir zulme uğramışlar, bombalar başlarında patlıyor, ümmeti Muhammed’in bundan haberi yok ve
biz de şöyle Ümmeti Muhammed’te şöyle bir hal var. Sanki din Arapların, başka kimsenin değil. Din Arapların değil canım kardeşim, din inananların. Yani işte Arap dünyası bu meseleye baksın. Canım Kardeşim Arap dünyası iki yakasını bir araya getiremiyor.
Din arapların değil, din iman edenlerin. O yüzden dünyanın neresinde bir zulüm varsa, neresinde bir haksızlık, arsızlık, uğursuzluk var ise biz onunla mücadele etmek zorundayız. Biz onunla mücadele etmekle mükellefiz. O yüzden Filistin kan ağlıyor. Ümmet denizlerde cirit atıyor. Doğu Türkistan kan ağlıyor. Ümmet vur patlasın, çal oynasın devam ediyor. Irak’ta, Suriye’de ümmet kan ağlıyor ve askerlerimiz PKK’nın peşine takılmış dağlarda bayırlarda PKK peşinde, millet vur patlasın çal oynasın öyle devam ediyor. Bu hale geldik. O yüzden kıymetli dostlar veyahutta topluma bakıyorsunuz işte annesi felçli, işte götürmüş bir bakımevine koymuş, kendisi başka ülkede yaşıyor adam. Başka yerlerde yaşıyor. Annesi ile ilgilenen yok. Annesine bir şey söyleyen yok. Annesine bir şey diyen yok veya babası hasta, annesi zor zor bakıyor dedim ki kadına oğlun yok mu senin? Var dedi. Kaç tane dedim ben? iki tane, hayırsız dedi. Bak gelmiyorlar bile, sormuyorlar bile dedi. E dedim baba? Baba felçli, kimse ilgilenmiyor ve hatta anne felçli, yaşlı bir baba var evde. Kocası var, ona bakacağım diye uğraşıyor. Yok, kimse ilgilenmiyor. Evlatlar bihaber her şeyden. Bakın, bihaber. Bir de çocuklarla konuşuyor. işte telefonunu alıyorum bazen, telefon açıyorum. Yavrum bak, anneniz şöyle, anneniz böyle. Oooooo! Onlar hepsinden fazla haklı. Anlatmaya başlıyorlar. Allahımm diyorum ya! Ne hale gelmiş bu insanlar. Haklı, çok haklı hem bide ve çocuklar anne babalarından çok fazla haklı. Nedense o hale geldi herkes. Allah muhafaza eylesin.
Oysa ayetle sabit. Anne ve babalarınıza, birinci derecede iyilik. Şimdi çocuklar haklı, anne babalar haksız. Şimdi akrabalar normalde haksız, biz haklıyız. Komşularımız haksız, biz haklıyız. Bütün herkes de haklılık var. Herkes haklı. Haksız olan hiç kimse yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar. Biz yavaş, yavaş, yavaş temiz sözler, temiz hareketler, temiz adımlar ataraktan cennete doğru kanat çırpalım. Biz kötü sözler, kötü hareketler, kötü davranışlar yaparaktan cehenneme doğru kanat çırpanlardan olmayalım ve nefeslerimizi temiz tutalım. Nefesin temiz tutulması için, kalbin temiz olması lazım. Kalbinizi temiz tutun. Aklınızı temiz tutun. Dilinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Temiz yaşayın! Niyetinizi temiz tutun ve temiz yaşayın.
Eğer kalbinizi temiz tutmazsanız, kalp ne ile temiz olur? iman ile ihlas ile samimiyet ile tevhid ile zikrullah ile temiz olur. Omo ile yıkanacak değil! Ha benim kalbim temiz, o yüzden namaz kılmama gerek yok veya
namaz kılanları görüyoruz canım, benim kalbim temiz. Otur oturduğun yere! Onun kalbi temizmiş! Senin kalbin temiz olsa namaz kılardın. Senin kalbin temiz olsaydı, haram işlemezdin. Senin kalbin temiz olsaydı, Allah’ı zikrederdin. Senin kalbin temiz olmuş olsaydı kalbine ilham gelirdi senin! Senin kalbin temiz değil. Temiz kalbe ilham gelir. Eğer ilham gelmiyorsa, o kalp temiz değildir. Bakın o kalp temiz değildir. Temiz kalpli, beş vakit namazını kılar. Haramdan uzak durur. Haram işliyorsan, göz göre göre haram işliyorsan, sen temiz kalpli değilsin. Hele haramı helal ettiysen, senin kalbin kararmış kardeşim mühürlenmiş senin kalbin. Allah muhafaza eylesin inşaallah. Bakara ayet 112: Kim, özü iyilik dolu olarak, yüzünü Allah’a tertemiz döndürürse, bakın özü dediği, o kimsenin niyeti içi, o kimsenin kalbi, o yüzden bu konu çok önemli. Eğer o özü iyi olacak. Yani içi iyi olaca o kimsenin, kalbi iyi olacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. 885.Beyit:
“Sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi, yine o güzel sözlere sevkeder. Yine bize o çeşit sözler söyletir. İşte böylece en güzel sözleri söyledikçe, hep böyle sözlerin çıkmakta, Allah’ın rahmeti inmektedir ve bu iki hal sende daimidir.”
Ve bu güzel sözler senden çıkar. Ne yapar Allah’a ulaşır. Bakın, bu enteresan bir şey. Ve Allah’a ulaştıkça, bu böyle tabiri caizse, sen bir güzellik yaparsın. Hani kim Allah’a bir adım yaklaşırsa, Allah ona on adım yaklaşır. Allaha kim on adım yaklaşırsa, Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim Allah’a yüz adım yaklaşırsa, Allah ona koşar. Hadis-i Kutsisi var ya, işte böylece sen böyle bir alışverişe girersin Allah’la. Sen bir sefer la ilahe illallah dersin, Allah sana on sevap verir. Örnekliyorum. Allah sana yüz sevap verir. Sen bu sefer Allah sana on sevap verince Cenab ı Hak sana rahmetiyle tecelli etti. Rahmetiyle tecelli edince, nuruna nurunu ekledi. Sen devam edersin. Her la ilahe illallah deyişte, Cenab ı Hak seni zikreder. Hani var ya kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. işte bakın karşılıklı alışveriş başladı. Sen Allah dedikçe, o da seni zikretti. Sen onu zikrettin, o seni zikretti. Sen onu zikrettin, o seni zikretti. Zikriniz karıştı birbirine ve Cenab ı Hakkın rahmeti sana oluk oluk akmaya başladı.Sen namaz kıldıkça, senin günahlarını affetti, temizledi. Sen oruç tuttukça seni semizledi, sen iyilik yaptıkça seni temizledi. Seni rahmetine kattı ve o kimse hani varya sabah namazını kılar da öylen namazına niyet ederse iki namaz arasındaki küçük günahları affoldu. O kimse bir de Allah’ı zikrederse hiçbir günahı kalmadı.Onun kalbi, ilham edilen kalplerden oldu. O bütün gününü böyle geçirdi, gecesini de ibadetle geçirdi, kalbine ilham gelen kalplerden oldu. O Allah’a dost olanlardan oldu. Neden? Gün içersinde hiç günahı kalmadı ve
günahsız bir şekilde yatağına yattı. Günahsız bir şekilde! Onun rüyası da sahih oldu, onun kalbine gelen ilham da ne oldu, sahih oldu. Çünkü bu öyle bir tiktaktır ki bu ibadet ettikçe, iyilik yaptıkça, Allah’ı zikrettikçe, Cenab ı Hak sana rahmetini barındırır. Seni nurunun içine alır. Seni rahmetinin içine alır. Seni bereketinin içine alır. Seni hıfsının içine alır ve öyle ki artık sen, tabiri caizse onun gemisine binmiş, onun deryasında yüzersin. Allah bizi muhafaza eylesin.
O yüzden güzel söz, hani burda diyor ya güzel sözlere sevkeder diye, güzel sözden maksat, Allah’ı zikretmektir. Kuran ı kerim okumaktır. Nasihat etmektir. iyiliği emretmektir. Bunlar, güzel sözlerden maksat budur. Salih amellerden maksat da Allah’ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmek, Allah’ın haram kıldıklarından uzak durmaktır. O zaman bu ikisini ümmet birleştirmeli, insanlar birleştirmeli. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur: “Allah’ın Celalini zikredip onu tespih, tekbir, tahmid ve tehlil ile ananlar, arşın etrafına götürülürler. Arının dolanışı gibi onların dolanışları vardır. Sahipleri orada zikredilir, sizden biriniz Allah katında anılabileceği bir şeyin bulunmasını istemez mi?” (ibni Mace,imam ı Hambel). Bakın kim Allah’ı zikrederse, teşbih ederse, tesbih ederse, Allah’ı tenzih ederse, Allah’a ibadet ederse ne oluyormuş? O kimse Allah’ın arşının etrafına götürülüyormuş ve arşının etrafında arının dolanışı gibi dolanıyorlarmış ve orda da onlar zikrediliyormuş. Dikkat edin buna. O yüzden Allah’ın Celalini zikredip, bakın Allah’ın Celalini zikredip, tesbih edenler, tenzih edenler, Allah’ın arş ı alasında dolaşacaklar. Güzel söz, Allah’ı zikirdir. ibni mace nakletmiş bunu.
O Allah azze ve celleye yükseltilir. Salih amel ise onun farzlarını eda etmektir. Kim Allah’ı zikredip de farzlarını eda etmezse, onun sözü ameline döndürülür. Onun için evlâ olan amel işlemesidir. O zaman zikrullah ile iyi ameli birleştirecek. Eğer onun zikrullahının, tabiri caizse sağlaması delili güzel amel ve bunun ikisini birleştiren kimseler, sırat-ı müstakim de dosdoğru yoldadırlar. Bazıları vardır zikrullah yaparlar, güzel amel işlemezler. Kimisi vardır güzel amel işler, zikrullah yapmaz. ikisi de eksiktir bunun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki sohbetim bu konuda sufi kardeşlere. Arkadaşlar, kardeşler, zikrullahlarınızı güzel amellerle süsleyiniz. Güzel amellerinizi de zikrullah ile süsleyiniz. Bir tarafınıza, bir elinize zikrullahı, bir elinize de güzel amelleri alaraktan yürüyünüz ve zikrullah ile güzel ameli kendi nefsinizde bir edin. Kendi nefsinizde tam edin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
“Farisi söyleyelim: Bu şevk ve cezbe, o zevkin geldiği taraftan gelir.”
Yani o şevk istemek, arzu etmek, özlemektir ve bu şevk bir kimsede kaybolursa Allah muhafaza eylesin, o kimse Allah’a yaklaşmakta topal olur. O yüzden önemli olan şevk ehli olmaktır. Şevk ehli olmak hani devamlı koşmayı gerektirir çünkü. Şevk ehli olmak, devamlı arzulamayı, dahadasını dahadasına doğru yürümeyi ister şevk ehli olan ve cezbe, doğru cezbe insanı hep hayrette bırakan bir şeydir. Şevk ehlinde cezbe olur. Bir kimsede şevk olmazsa, onun cezbesi de olmaz. Böyle cezbe Allah deyip titremek değildir. Bu, bu değildir cezbe. Cezbe nedir? Allah’ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olmaktır. Titremek değildir. O yüzden bir kimse hani böyle sevdiği bir kimsenin adı anıldığında hoşlanır ya, bu işte cezbedir. Böyle birden hoşlanması, birden onun kendinden geçmesi veyahutta şimdi bir kadın bir erkeğe aşık olmuştur. Aşık olunca işte erkeği gördüğü anda kendinden geçer. Cezbe odur veya bir kadın bir erkeğe aşık olur. Her daim onu ister. Her daim onu özler. Bu da şevktir veya bir erkek. Bu illa ki kadın erkeğe aşık olacak diye bir kaide yok. Bir erkek de bir kadına aşık olur. Ona karşı hep şevk üzerindedir. Hep onu ister. Hep onu arzular. Hep onu düşünür. Eğer bu heva ve hevesinden, nefsinden değilse bu şevktir. Onu gördüğü anda dili lal oluyorsa, bu cezbedir. Bakın dili lal olduğu anda, bu cezbedir. işte farisice söyleyelim diyor ya bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Yani sen neyi seviyorsan, şevk ve cezbe ondan gelir. Yani sen bir erkeği sevdiysen, şevk ve cezbenin sahibi odur. Sen değilsindir sahibi. Bizde şimdi kendisiymiş gibi sahibi algılanıyor. O gerçek aşıklık değil. Bir şeyi kendinden görmek, gerçek aşıklık değildir.
Yani bir kimse aşık olur, aşıklığını maşuğa bağlar. Bakın aşık olur. Aşıklığını maşuğa bağlar. Yok aşıklığını kendi nefsine bağlıyorsa, o aşık değildir. Ben sevdim diyorsa o sevmemiştir. O sevmiştir ama o sevmemiştir. Neden? Gerçek aşık, aşıklığını maşuğa bağlayandır. Ben sevdim diyen ise şatahat yapıyor. O daha henüz ermemiş, olgunlaşmamış. O yüzden şevkin sahibi de cezbenin sahibi de gerçek manada maşuktur. Neden maşuktur? Aşık şevklendikçe maşukda ona şevklenir çünkü ya da sufilerin tabiriyle söyleyeyim, maşuk şevklenmiştir ki aşık ona şevklenmiştir. Maşuk cezbelenmiştir ki, aşık ona cezbelenmiştir. Böyle olunca yerli yerine oturur. O zaman cezbe de, şevk de ona aittir ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir. Öyle algılayalım inşaallah.
“Her kavmin gözü bir günceyiz zevk sürdüğü cihette kalmıştır. Yaki-
nen her cinsin zevki kendi cinsiyledir.”
Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben buraları da işlemişim, bayağı yazmışım buralara da. Saat çünkü onbir oldu. Onbir olunca sohbeti kesmek istedim. Daha fazla olmasın. Allah izin verirse sorularınıza geçeceğim şimdi.
Cenab ı Hak’tan mani gelmezse, önümüzdeki cumartesi inşaallah burdan devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Buraya bir not düşmek için bekletiyorum sizi. Hakkınızı helal edin. Yeri kaybetmeyelim diye. Tabii aşıklığı maşuğa bağlarsanız, aşığın suçu kalmaz. Aşıklığı maşukluğa bağladığı anda, o kimsenin suçu kalmaz ama o zaman o kimsenin şikayeti de olmaması lazım. Suçu kalmadığı gibi şikayeti de kalmaması lazım. Evet, aşığın suçu yoktur. O zaman aşık şikayet etmeyecek. Aşığın şikayeti de olmaması gerekir. “Her kavmin gözü bir günceğiz zevk sürdüğü cihette kalmıştır”dan devam edeceğiz Allah izin verirse. 890, o zaman 888 mi oluyor? 888’den inşallah devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Böyle mesnevi sohbetleri çok uzun olursa biraz daha, sıkar insanı diye düşündüm ya da sıkılmıyor arkadaşlar, bilmiyorum. Bu konuda kimsenin üzerine de hükmetmeyelim hem inşallah. Sorularınıza geçiyorum inşallah.
(Bu sohbet 27 Haziran 2020 tarihinde, pandemi sürecinde onlıne olarak yayınlanmıştır.)
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=c5ScrlXNA9I
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Kabz, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı