Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Hz.pir: “Tahta kılıcı muharebeye götürme. Ah u figan a düşmemek için önce bir kere kontrol et. Eğer tahtadansa yürü. Başkasını ara. Eğer elmassa sevinerek ileri gel. Elmas kılıç velilerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyadır. Bütün bilenler ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir:Bilen, alemlere rahmettir.”
Eğer siz kur’an ve sünnet dairesinin içerisinde nefsinizi terbiye yoluna girmemişseniz, eğer nefsinizi terbiye etmemişseniz, sizin bu noktada tahta hükmündesiniz siz. Nefsini terbiye etmeyenler, heva ve hevesine uymaya devam edenler, şeytanın hile ve desisesine kanmış olanlar, tahtadan kılıç gibidirler. Onların ruhlarının, onların nefislerinin, canlarının nefisden ince bir bütünlük arz ediyor. Biz nefis diyelim ona, bir kıymeti harbiyesi yoktur onların. Çünkü normalde tahta kılıçtır. Tahtakılıçla kontrol et, muharebeye girme. Mesela tahtakılıçtı. Sahabe savaşıyordu, sahabeden örnekler verelim, birisi tam ölecekti onunla alakalı Allah Resulü sordu sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ne halde? Dediler ki şehit oldu. Şehit olmadı dedi. Yaralıların içerisinde buldular onu. Koşa koşa gittiler, ensesinden kaldırdılar, ne için savaştın? O da dedi ki bu müşrikler gelirler bizim hurma bahçeliklerimizi bozarlar diye savaştım dedi, öldü. Tahtadan kılıcı. Bir başka sahabe da kahramanlık için savaşmıştı. Savaştı, savaştı, savaştı, yaralandı. Yaralanınca hani ben böyle bu hale düşecek insan mıyım, ben bu acıyı çekecek insan mıyım, ben bu böyle bir kimse miyim, kahraman insanım deyip, ne yaptı, kılıcın üzerine ıhıldayıverdi, intihar etti. Kendi kendini doğradı. Demek ki bir nefis terbiyesi almadıysan, bir terbiye görmediysen, terbiye görmediysen, nefis
mücadelesinin içine girmediysen, sen tahtadan kılıçsın. Ama bu bir muharebeye girmedikçe, bunu anlamak dışarıdan mümkün değil. Burda herkes sohbet dinliyor ama burda o kimse tahtadan mı değil mi bilmiyoruz. Tahtadan olup olmadığı, ona bir imtihan çarptığında belli oluyor. Herkesin bir kaldırabileceği bir şey var. Ona bir şey çarpıyor, ona bir şey çarptığında isyan mı edecek, ona bir şey çarptığında yoldan geri mi dönecek, ona bir şey çarptığında ne hale gelecek?
Hani 28 Şubat döneminde herkes dervişti. Herkes derviş. Yaklaşık zikrullahlarda beş yüz, altı yüz kişiydik. Eskiler bilir, öyle değil mi Adem, vardı değil mi o kadar? Fazlası vardı, eksiği yoktu. Biz 28 Şubat geldi çarttı. Bütün arkadaşlar dervişti bizim. Bir kısmı tahtadan! imtihanı görünce, basılmayı görünce, polisi görünce, bir düdükle götürülünce, bir kısmı evine döndü. Dediler ki biz burda yapamayacağız, yürüyemeyeceğiz. Kılıç tahtadan olunca, bir imtihan sırasında ilk önce o gider. O çünkü kendini terbiye etmiyor. Allah’a aşık değil. Nefis mücadelesi yok onda. Zorluklara, sıkıntılara, belalara, müsibetlere katlanabilme özelliği onda oluşmamış. O kendini bu noktada terbiye etmemiş. O kendini terbiye etmediğinden dolayı bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir dert, bir gam, bir kasavet görünce pılısını pırtısını toplayıp gidiyor. Hz. Pir diyor ki tahtadansa başkasını ara. Eğer elmassa, sevinerek ileri gel. Elmas olmanın yolunu da öğretiyor. Elmas olmanın yolunu öğretiyor. Diyor ki elmas kılıç velilerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyadır. Eski dilde kimya, bir şeyin vasfını, özelliklerini değiştirmek için kullanılan ilim. Buna biraz da hani batılılar veya doğulular hangisi diyorsa simya ilmi diyorlar ya. Bu ne? Bu toprağı altın etmek. Bu ne, taşı elmas etmek. Bu ne? Kaya’yı cevher etmek. Bu kimya ilmi, kimya ilmi, işte kırmızıdan beyaz boya çıkarmak, kırmızı, ondan beyaz boya elde etmek. Kimya ilmi, siyahtan kırmızı boya elde etmek. Kimya ilmi, renksizlikten renk meydana getirmek. Bu noktada renksizlikten cuş u huruş içerisinde binlerce renk meydana gelmesi, kimya ilmi. isa küpüne sahip olmak. Ne yaptı isa? Bütün elbiseleri ve kumaşları bir kazana attı. Yirmi kişi, yirmi tane renk söyledi.Elli kişi, elli renk söyleseydi, yüz kişi ayrı ayrı yüz renk söyleseydi, hepsini de o küpün içerisinden çıkarır, onlara verirdi.
Ne yaptı? Renksizlikten, insanların istedikleri rengi Allah’ın izniyle ne yaptı, meydana getirdi. Bir peygamber mucizesi. işte o velilerin sohbetine gitmek, o mürşitlerin huzurunda durmak, o mürşitlerin kur’an ve sünnet dairesindeki telkinlerine uymak, o mürşitlerin iyi nazar larını alma, insanlara kimyadır. Nasıl peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ebu Zer i Gifari gibi bir eşkıyadan bir veli oluşmasına sebep olduysa. Ashabın büyük bir çoğunluğu neydi? Cahildi. Büyük bir çoğunluğu hiç bir
şey bilmiyordu. Hepsi de neler oldular? Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin halakasında her biri birer veli, evliya oldular. Her biri Allah’a dost oldu. O Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in muhabbetiyle, o Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in sayesi ile, o Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in izinden, yolundan gitmek ile hepsi de ne oldu? Allah’a dost oldu. işte o veliler, birer kimyacı gibidir. O taşı, o taşı cevher eder. O kayayı altın eder. O işe yaramaz, hayta, işe yaramaz, başıboş, nefsinin ve şeytanın heva ve hevesine düşmüş kimseyi Allah’a dost etmede vesile olur. Onların terbiyesi, onların nazarı, onların bu noktadaki kızmaları dahi rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır. Onların terslemeleri dahi, senin nefsine bir ilaçtır. O yüzden onların huzuruna var. Onların huzuruna var. O yüzden onlar ki kendi nefislerini Allah’a satmışlardır. Onlar ki Allah’la dostluk peydah etmişler, onlar ki Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmişler. Onun elini öpmüşlerdir. Onlar ki Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in kendi yaşadıkları dönemlerinde duasını almış, kendi yaşadıkları döneminde onlara kardeşim demiş, evladım demiş olduğu kimselerdir. O yüzden onlar kimyacı gibidirler. Onlar bir nazarıyla hani eskiler öyle demişler ya, velinin bir nazarı, velinin bir nazarı taşı cevher eder demişler. Veli’nin bir nazarı. Cenab ı Hak bizleri onların halakasında eylesin. Bütün bilenler, bütün bilenler ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir. Bilen alemlere rahmettir.
Alemlere rahmet olan nedir? Hz. Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem hazretleri, birinci derecede. Onları normalde birinci derecede Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) , bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir ama her veli de bir alem hükmündedir. Her alim bir alem hükmündedir. Hadis vardır bununla alakalı. O yüzden onlar bazıları belirli kısım alemlere nedir? Belli bir kısıma velidir. O veli belli bir âlemler zümresinde, bir âlemdir. Her velinin kendine göre bir derecesi vardır. Kendine göre olan derecesinde de o birkaç aleme alim olan birkaç alem olur. ilmine göre, veliliğine göre, o yüzden onların hepsi de ama hepsi de birer alem hükmündedirler. Hatta âlemler hükmündedir. Çünkü onlar peygamber varisidir. Peygamber varisi oldukları için onların her birisi için ne vardır? Alemler vardır. Alem yoktur. Sakın bir veli, bir mürşid i kamili, Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ile yarıştırmayın, sakın üstünde görmeyin, sakın ha. Bir kısım sufiler, üstadlarını, şeyhlerini, Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’den üstün görme noktasına gelirler ki bu sapkınlıktır. Adem’den kıyamete kadar bütün velileri, bütün mürşitleri üst üste koysalar, onu milyon kez de çarpsalar, milyon kez de çarpsalar, hiçbirisi veya tamamı Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin tırnağının üzerindeki tozu olamazlar. O yüzden bir kimse
üstadını Hz. Muhammed i Mustafa’ya denk veya bu şeyi ne o en böyle makulü denk görür ya kimisi o üstün görmek de denk görmekte büyük küstahlıktır. O, Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanımadığından o kimse, bilmiyor. Mesela bir kısmı da herhangi bir dervişi, herhangi bir çavuşu, herhangi bir zakiri, herhangi bir nakibi, nükebbayı, halifeyi, üstada denk görür. O da ya cahildir ya kördür. Bakın bunlar sufilerin uyması gereken edeplerdir. Sapkınlıktır. Bir kimse der ki filanca abi ile üstadın arasında bir fark yok, o sapkınlıktır. Birisi der ki benim üstadımla Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasında fark yoktur, sapkınlıktır. Birisi üstadının sözünü sünnet i Resulullahtan üstün tutarsa, sapkınlıktır, vartaya düşmüştür o. Hata yapmıştır, yanlış. O, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin cismaniyetini de şeriatını da tarikatını da hakikatini de marifetini de tanımıyor.
Tanımış olsaydı Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerini bırakın, peygamberlerle dahi eş tutamazdı. Peygamberlerle dahi eş tutamazdı. Meslekte eştirler. Peygamberlik mesleğinde eştirler. Fazilette eş değildirler. Faziletde eş değildirler! Bir kimse velilikte, velilik mesleğinde eş olur ama fazilette Abdülkadir Geylani hazretlerine eş olur mu? Allah muhafaza eylesin. Bu onun gibi bir şey ama tanımayanlar, bir de bunlar böyle oooy, ne seviyorlardır, ondan yaparlar. Cahil! Allah muhafaza eylesin. Herkesin üstadı kendisine haktır. Eyvallah. Herkesin üstadı kendisine mürşid i kamildir. Eyvallah! Herkesin üstadı kendisi için aktabdır, eyvallah! Kutuptur, eyvallah! Zaten onu öyle görmese ne işi var nun orda, yürüsün gitsin başka bir yerden ders alsın. Öyle görürse yol alır zaten. Öyle görmezse, Allah yolunu açık etsin. Orda yol alamaz o kimse. O zaman şüphede kalır zaten, sorgulamaya başlar. Sorgulamaya başlayınca yol alamaz. Bu ayrı bir şey ama kalkıp da onun Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile eş görecek! Rabbim muhafaza eylesin. Onlar sıkıntılıdır. Biraz bu velilerle alakalı hadisler var. Kütüb-i Sitte’de ebdal olarak okunur ordan bazı hadisler inşallah çünkü bunlarla alakalı uzun zamandan beri dünya üzerinde ve bilhassa Türkiye’de oynanan bir oyun var. Bu oynanan oyun, ben ehl-i tarikat demek istemiyorum çünkü Türkiye’de tarikat yok ama öyle söyleyeyim. isim öyle anıldığından dolayı öyle diyeceğim. Yoksa ben Türkiye’de bir tarikat olduğuna inandığımdan dolayı değil. Tarikat denilince çünkü farklı bir şey olması lazım ama biz tasavvuf diyelim, sufilik diyelim veya meselenin anlaşılması için tarikat diyelim.
Bu, ingilizler islam dünyasını içerden yıkmak için türlü türlü oyunları sergilediler. Şiayla sünnilerin arasını iyice açan, son üç yüz yılda, dört yüz yılda ingilizlerdir. Önceden makas bu kadar açık değildi. Makas hızla
açılmaya başladı. Buna bir şey daha ilave ettiler, Osmanlı’nın içerisinde. ilave ettikleri şey vahabilikti. Vahabilik kurarlarken de hani selefi vahhabilik diye nitelendiriyorum ya, selefi vahabiliği kurdular. Bunlar önce, kur’an ve sünneti icra ediyoruz, ve öğretiyoruz diyerekten ve işte bütün ona bidat, buna şirk, ona bidat buna şirk diyerekten, islam’ın, Ümmet i Muhammed’in içerisine bir bomba attılar. Her dönemde her mesleğin ve her meşrebin aşırıları veya istismarcıları vardır. Hiç bir meslek, hiçbir meşrep hiçbir mezhep yoktur ki aşırıcısı ve istismarcısı olmasın. Biz doktor deriz, istismar eder, organ kaçakçılığı yapar. Bütün doktorlar aynı mı? Değil ama içinden çıkar mı? Evet. Doktor deriz paranın peşine düşer. Aslında alakası olmayan tahliller ister. Neden? Ordaki özel hastane para kazansın. Adam başım ağrıyor der, mide filmi ister. Ya başı ağrıyor adamın. Midesi ile ne alakası var? Absürt gelir size ama ister eğer sen seslenmezsen, sen ne lazım olacak olmayacak hiç önemli değil. Bir sürü tahliller ister. Bir sürü filmler ister. Neden? Çünkü o özel hastanede maaşı var. Otuz milyon, kırk milyon, elli milyon, seksen milyon, yüz milyon, ikiyüz milyon, üçyüz milyon, dörtyüzelli milyon. O bir tane böyle ben çömçöm sakallı diyorum, özür dilerim, öyle sakallılara, burdan sakal bırakanlar var ya, öyle bir tane yaşlı bir kanser profesörü var, Ankara’da özel bir hastanede. Televizyonlara çıkıyor. Böyle hafif buğday tenli, yaşlı bir kimse. Dörtyüzellimilyonmuş aylığı! Altı ay sonrasına da randevu veriyorlarmış. Dörtyüzellimilyon, altı ay sonrasına da randevu veriyor. Dedim ölür adam altı ay sonra, ölür kalır. Altı ay sonrasına randevu veriyor. Diyeceksiniz ki nerden bu haberi aldın, bu bilgiyi aldın? Murat Hoca’dan aldım. Çünkü onun bozduğunu bizim Murat hoca yapıyor. O dedi ki hocam ben onun bozduğu hastalar var, ben burda da tedavi ediyorum. Beni de duymuş, bana dedi gel buraya dedi. E dedim sana da bayağı yüklü teklif etmiştir o zaman dedim. Etti dedi. Öyle elli lira, yüz lira, ikiyüz lira filan değil aylık teklif ettiği maaş. Nerden çıkacak bu para? Tahlillerden çıkacak. Her mesleğin istismarcısı vardır. Her meşrebin de istismarcısı vardır. Meşrep dediğim, inanç olabilir, siyaset olabilir, hiç önemli değil. Adam ne, işte ben kendimce işte melami meşrepliyim diyor. Bakıyorum adam Allah muhafaza eylesin, istismarcı. Ben sufiyim diyor. Eyvallah! Bakıyorum istismar ediyor adam. Sufiliği istismar ediyor. Bizim içimizde de vardır istismar eden, vardır. Bu istismarcılara bakaraktan hükmedersek, yandı.
Biz meselenin hakikatine bakacağız. Sufilerin içerisinde sufiliği istismar edenler olmuş mudur? Evet. Şimdi de var mıdır? Evet. Hafızların içerisinde de var mıdır? Evet. Adam mezarlıkta dolaşıyor hazır hatim var, hazır hatim var, hazır hatim var… Okunmuş yasin var, okunmuş tebareke var, veriyorsun parayı, hemen senin ananın babanın adına, kime bağışlayacak? Babana,
babasına bağışladı. Ver parayı! Var her yerde bu istismarcılar. E biz şimdi bütün hafızlara tu kaka mı diyeceğiz? Hayır. imamlar var istismar eden, var! Esnaflar var, esnaflığı istismar ediyor, var! Devlet dairelerinde bürokratlar var, istismar ediyorlar, var! Her yerde var. Olmayan hiçbir yer yok. Ellialtı yaşındayım. istismar olmayan bugüne kadar hiçbir yer görmedim. Var, o gün için sufilerde de var, bugün için de var. Sufilere normalde aslında amaçları sufilerin vartalarını ortaya koymak değil. Sufilerin eksikliklerini görüp komplesine tu kaka diyorlar. Önce ne yaptılar? Mezheplere saldırdılar. Mezheplere saldıraraktan bir tane bir kendileri vahabi mezhebi çıkardı. Adama mezhebin ne diyorsun? Mezhep yok diyor ama vahhabi. Bunun üzerine kurguladılar Ortadoğu’yu. Bunun üzerine kurgulayaraktan mezhep ve sufi düşmanlığı ürettiler. Bunu Suudi Arabistan’da, Mısır’da, Cezayir’de, Suriye’de, Irak’ta, Fas’ta, Tunus’ta, ileri doğu Afrika’da… Her yerde uyguladılar. Ordaki insanları hem mezheplerinden kopardılar, hem meşreplerinden kopardılar. Aynı şeyi Türkiye’de de uyguladılar. Türkiye’de birinci derecede uygulamak, tekke ve tarikatların normalde kapatılmasıdır. Tekke ve zaviyeler kanunu. Ardından, tekke ve zaviyeler kanununun ardından, Türkiye’de Müslümanlara karşı, dini yaşayan insanlara karşı, yaşatma mücadelesi verenlere karşı, şedit bir mücadeleye giriştiler. Şedit! Öylesine şedit bir mücadeleye girdiler ki Türkiye’de Allah diyeni bırakmamaya gayret ettiler.
Bakın, Ortadoğu’da mezhepleri bozdular ama insanların dini yaşantılarına karışmadılar. Fakat insanların mezheplerini bozdular. O yüzden şimdi orda insanlar üzerlerine bomba bağlayıp herhangi bir yerde kendisini patlatabiliyor. Onu durduracak mezhepsel bir öğreti yok. Başına bir tane ingiliz ajanı bir kimseyi koyuyor, alim, şöyle alim, böyle alim. Aslında ingiliz ajanı. ingilizlere çalışıyor. ABD başkanı kendisi söyledi, daişi bir önceki ABD başkanının kurduğunu. Başındaki adam kim o zaman? ABD ajanı daişin başındaki. Bakın ordan mezhepleri yok ederekten ne yaptılar? insanlar mezhepsiz oldu. Başında bir tane alim görünümünde bir kimse var. O fetva veriyor, iştihat ediyor. Şehit olacaksın, bombayı bağla, git camide patlat. O kimse Allahu ekber diyor, camide kendisini patlatıyor. Bu amaç, bu amacına ulaştı mı bu mesele? Ulaştı. Şimdi Suriye’de, Filistin’de, Irak’ ta, Yemen’de, Suudi Arabistan’da, Mısır’da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de hepsinde de bombayı üstüne bağlayıp herhangi bir yerde patlatabilecek insanlar var mı? Evet, var. El- Kaide, Nusra yok işte böyle bir sürü isimler de buluyorlar. Bu isimleri bularaktan onun başına da bir tane adam koyup, Müslümanları bu noktada birbirlerine düşürüyorlar mı? Evet. Kimi öldürüyor Müslümanım diyen insanlar? Müslümanları öldürüyor. Ortadoğu’da yer yerinden oynuyor. Ortadoğu’da yer yerinden oynuyor. Günlük yaklaşık üçyüz kişi ölüyor. Bir
tane Yahudi’nin kılına zarar geliyor mu? Gelmiyor. Hiç konuşuluyor mu? Hayır. Orta doğuda bulunan silahlar, hem devletlerin elinde bulunan silahlar hem de örgütlerin elinde bulunan silahlar. israil’e doğru dönmüş olsa israil diye bir ülke kalır mı? Kalmaz. Bunlar silahları kimlere yönlendirdiler? Birbirlerine. Kim, kimi öldürüyor şimdi? Müslümanlar birbirlerini öldürüyor. O ingiliz haini amacına ulaştı mı? Ulaştı ama mezhep farkından ama mezhepten dolayı ama herhangi başka bir şeyden dolayı, Müslümanlar birbirlerini katlediyorlar mı? Evet. Aynı anlayışı, dikkat edin, aynı anlayışı, Türkiye’ye taşıdılar. Türkiye’ye taşıdılar. Türkiye’ye taşırken de islami, Müslüman görünümünde taşıdılar. Müslüman görünümde taşıyan insanlar, Türkiye’de nelere karşı durdular? Sufilere karşı durdular. Dikkat edin, sufilere acımasızca saldıranlar varsa, sufilere acımasızca saldıranlar, mezheplere acımasızca saldıranlar, Türkiye’de adları, isimleri şeyh de olsa, hoca da olsa, profesör de olsa, diyanetçi de olsa, ilahiyatçı da olsa, ingiliz ajanıdır.
Direk ya arkasında mossad vardır ya da M16 vardır ya da CIA vardır arkasında yada Avrupa Birliği vardır, Almanya ve Fransa’nın başını çektiği. Tekrar altını çizerekten söylüyorum, eğer Türkiye’de sufilere karşı acımasızca birileri savaş açtıysa, mezheplere karşı acımasız savaş açtıysa, bunun arkasında ya ingiliz ajanı ya ABD ajanı ya Avrupa Birliği ajanı vardır ya da Mossad vardır. Sebep? Dini ve dindarları ifsad etmektir. Onlar kendilerince doğru söylediklerini, kendilerince mücadelelerinin hak olduğunu söyleyecekler size ve böyle söylüyorlar zaten. Ortadoğu’da da aynısını yaptılar. Suriye’de aynısını yaptılar. Müslüman kardeşlerin üzerinden yaptılar, Mısır’da Müslüman Kardeşler üzerinden oynadılar, Yemen’de Müslüman Kardeşler üzerinden oynadılar. Müslüman Kardeşler, ingiliz ajanıdır değildir demiyorum. Onların üzerinden oynadılar ve Türkiye’de de Hasan El Benna’nın Sait Havva’nın üzerinden oynanıyor bunlar. Türkiyede de onların üzerinden oynanıyor. Karşımıza bir kimse çıkıyor, bizim dilimizden konuşuyor ama bizim dilimizden konuşurken Türkiye’de islami mücadelenin geldiği noktaya bakmaksızın, eski nokta ile yenisine bakmaksızın acımasızca eleştiriyorlar ve savaş halindeler. Sufi topluluklarla savaşıyorlar. Sufi toplulukların başındaki kimselerle savaşıyorlar. Mezheplerle savaşıyorlar. ilahiyatlarda mezhep konuşulmuyor artık. Hanefi mezhebi, Maliki mezhebi, Hanbeli mezhebi tu kaka, yerlerde. ilahiyatlarda sufilik konuşulmuyor. Tasavvuf konuşulmuyor. Bunların hepsi de tu kaka. Yerlerde! Yetişen ilahiyatçılar her biri birer mezhep, birer sufilik düşmanı olarak yetişiyor ve bunlar bizim çocuklarımızı eğitiyor ve bunlar okullarda eğitmen. Bunlar kürsülerde vaaz ediyorlar. Kürsülerde vaaz ediyorlar.
Oynanan oyun çok büyük. Oynanan oyun çok büyük! Öylesine ki büyük ki bu Anadolu topraklarında insanları birbirlerine düşürmeye çalışıyorlar. Bu Anadolu toprakları, Yunus’la, Hz. Mevlana ile Hacı Bektaş ile Hacı Bayramı Veli ile Üftadesiyle, Okçu babasıyla yoğrulmuş olan bu toprakları neyazık ki ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bizi Yunus’tan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Hz. Mevlana’dan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Hacı Bektaş-ı Veli’den, Hacı Bayramı Veli’den koparmaya çalışıyorlar. Bizi Sümbül ü Sinan’dan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Muhammed Uşşaki hazretlerinden koparmaya çalışıyorlar. Bizim, tekkelerle, zaviyelerle mescitlerle, türbelerle bağımızı koparmaya çalışıyorlar. Bizi, ecdadımızla bağımızı koparmaya çalışıyorlar. Bizi imam ı Azamdan, imam ı Şafi’den, imam ı Malik’ten, imam Hambeli’den koparmaya çalışıyorlar. Bizi Hazreti imam Muhammed’den koparmaya çalışıyorlar. Bizi imam Yusuf’tan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Gazali’den koparmaya çalışıyorlar. Aklı üç para etmeyen insanlar, imam Gazali’nin arkasından konuşuyor. Aklı iki para etmeyen insanlar, Gazali’ye savaş açmışlar. Gazali’ye savaş açmışlar! Aklı bir kuruş etmeyecek olanlar, Muhyiddin ibni Arabi’ye savaş açıyorlar. Muhyiddin ibni Arabi’nin ne kafirliğini bırakıyorlar ne bir şeysini bırakıyorlar! Hz. Mevlana için de öyle yapıyorlar, Yunus için de öyle yapıyorlar, Hacı Bektaş Veli için de öyle yapıyorlar, Hacı Bayram içinde öyle yapıyorlar. Bütün sufiler için öyle yapıyorlar ve bunları yaparken din adına yapıyorlar. Bürokratın içerisinde böyle insanlar yerleşmiş vaziyette, siyasetin içerisinde böyle insanlar yerleşmiş vaziyette. Evet! Bürokrasinin içerisinde de var bunlardan. Bir yerde müdür olmuş, hakim olmuş, savcı olmuş, bir yerde yüksek bürokrat olmuş, var bunlardan. Bunlar büyük bir örgüt halinde. Bunlar ingiliz, tekrar tekrar söylüyorum, bunlar ingilizlerin emrinde. ingilizlerin emrinde! Bu bir ingiliz oyunu. Türkiye’yi Ortadoğululaştırma oyunu bu. Türkiye’yi Suriye yapmak, Irak yapmak oyunu. Burdan siyasetçilere ve bürokratlara sesleniyorum. Bu oyuna ortak olmayın, ahiretinizi yakarsınız. Bu memleketi de yakarsınız. Ahiretinizi yakmakla kalmazsınız, bu memleketi de yakarsınız. Gelinen sonuç Suut’ta şu olmuştu. En son Suud’daki Vahabi Selefi bozuntuları, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifini yıkmaya kalkmışlardı. Geldikleri nokta bu oldu.
Bakın, o Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin Mescid i Nebevi’sinin karşısnda, Cennet’ül Baki’de bir tane türbe bırakmadılar. Bir tane orda mezar taşı bırakmadılar. Orda komple seyitlerin, şeriflerin, mezarları ve türbeleri vardı, yıktılar. imam Malik’in Türbesi vardı, mezarı vardı, yıktılar. Sahabelerin mezarları vardı, türbeleri vardı hepsini yıktılar. Bakın Uhud meydanında dahi, Uhud meydanında kabristanlar belli değil, yıktılar,
hepsini yıktılar. Hendek kazasının olduğu yeri hiç kimse bilmiyor şimdi, yerle yeksan ettiler, imara açtılar, kimse bilmiyor! Hendek kazasının bulunduğu yeri, kimse bilmiyor, hiçbir şey kalmadı, hiçbir şey kalmadı. Bizi tarihimizden koparıyorlar. Yasak vardı ya bir ara burda da türbeleri ziyaret etmek yasaktı. Tekke ve zaviyeler kanunu çıktığında, türbeleri ziyaret etmek yasaktı, kilitliydi, hepsi de kilitliydi, gidemiyordu insanlar. Osmangazi, Orhangazi türbesi yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. Muhammed Üftade Hazretleri’nin türbesi yasaklıydı, kimse ziyaret edemiyordu. Emir Sultan Hazretleri’nin türbesi yasaklıydı, kimse ziyaret edemiyordu. istanbul’daki türbeler yasaklıydı, kimse ziyaret edemiyordu. Dikkat edin. Evet, tekke ve zaviyeler kanunu çıktığında yasaklıydı, kimse ziyaret edemiyordu. Şimdi o zaman için ceberrut laiklik bunu yasakladı. Şimdi yasak değil. Başka bir şey ürettiler. Ceberrut laiklik, selefi vahhabyi üretti. Ceberrut laiklik geri çekildi. Ceberrut selefilik, vahabilik var şimdi. Bir kimse türbeye gidip üç ihlas bir fatiha okuyunca şirk ehli oldu. Şimdi onun fetvasını verdi mi? Verdi. Şimdi Medine-i Münevvere de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabr i şerifi’nin başına gelince, kabre doğru dönüp üç ihlas bir fatiha okuyamıyorsun? Sebep? Orda ceberrut bir tane selefi vahabi var, seni Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine sırtını döndürüyor. Evet, sen orda, bana birisi desin ki rahat rahat ben orda onbir ihlas bir fatiha okudum desin ramazan’da umreye gidenler. Okuyamazsınız, okutmaz ordaki selefi vahabi, okutmaz! Cennet-ül Baki’yi ziyaret edemezsiniz istediğiniz saatte. Neden? Hala daha eskiler var ya ordaki seyitlerin, ondan sonra, mezarlığını tahminen bilenler, imamların mezarını tahminen bilenler, e elden ele dolaşan çok eski bir kroki var. O krokiyi bulabilirsen, o kroki ile gidiyorsun. işte burda bunlar var diyorsun, bu kadar. Koca seyit efendiler, Hz. Hasan efendimizin çocukları, Hz. Hüseyin efendimizin çocukları, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin eşleri.
Ya, düşünebiliyor musunuz! Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin torunlarının, eşlerinin mezar taşlarını yıktı bunlar. Kabirlerini yerleyeksan ettiler. Selefi vahhabi! Yok şu an, yok şu an! Ashaptan intikam alıyorlar. Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’den intikam alıyorlar, bunu da din adına yapıyorlar. Din adına! Ümeyyeoğullarından gelmeler herhalde. intikam alıyorlar. Yani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin torunlarından ne istediniz ya? Eşlerinden ne istediniz? Bana şimdi yeni yetişen Müslümanlardan bir kimse Hz. Ayşe annemizin kabri şerifini gösterebilir mi? Peygamberin hanımı sallallahu aleyhi ve sellem in. Hz. Ali Efendimizin torunlarından bir tanesinin kabri şerifini gösterebilir mi? Gösteremez. Var mı burda gösterecek olan kimse? Umreye gidenler, hacca gidenler, elini
kaldırsın? Allah kabul etsin. Hangi biriniz gösterirsiniz? Tek tek gösterebilir misin, grup olarak ben de gösteriyor. Ben diyorum ki burda sahabeler yatıyordu. imam Malik’in kabrini gösterebilir misiniz? Yok. Sahabeleri gösterebilir misiniz? Yok. Oyunu anladınız mı? Oyun meydanda. Şimdi o sufilere, o velilere savaş açanlar var ya, bunlar da o savaşlarını hani selefi düşüncesine göre savaş açıyorlar ya, onların da pirleri var ya, kimdi? Evet. Şimdi şeyden Kütüb ü Sitte’den o hani velilerin silah depusu diyor ya, o veliler kimlermiş, nelermiş. Kütüb ü Sitteden, hem de enteresan, selefiler kendilerini böyle hem hambeliliğe yakın olarak görürler, hem de imam Hanbel’den nakiller var. Hadis-i Kutsi: ‘Kullarımdan benim velilerim ve halkımdan sevdiklerim o kimselerdir ki benim zikrimle zikrolunur ve zikirleri ile ben zikrolurum.’ Demek ki o veliler neymiş, Allah’ın sevdikleri ve veliler, Allah’ın sevdikleri ne yapıyorlarmış? Allah’ı zikrediyorlarmış. Birinci özellikleri neymiş onların? Allah’ı zikretmekmiş.
Hani vardı ya, büyük bir uzun bir hadisi şerif. Onunla alakalı ne diyordu Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri? ‘Onlar birbirleriyle akraba değil, menfaatleri de değil, birbirlerini Allah için severler.’
Toplandıklarında ne yapıyorlardı? Allah’ı zikrediyorlardı. Bu okuduğum hadis i kutsi, Ramuz’dan, Ahmet ibn-i Hanbel nakleden: ‘Bu ümmette ebdaller, otuz tanedir. Kalpleri Halil ür Rahman Hz. ibrahim Aleyhisselam’ın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce, Allah onun yerine bir başkasını koyar.’Demek ki bu veliler eksilmiyor. Bunu bir yerleştirelim. Neden? Cenab ı Hak, veli ismi Şerifi Allah’ın sıfatı çünkü. O sıfat, Allah’ın kullarının üzerinde tecelli edecek. Hani vardı ya ayet i kerime, Yunus suresinde: ‘Onlar mahcup olmazlar. Mahsun da olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır.’ Velilerle alakalı, bunlar ne yapıyorlardı? Bunlar, Allah’ın velileriydi. Hadis-i şerifte de ne diyordu? ‘Allah’ın öyle kulları var. Onlar nurdan mimberlerin üzerine oturacaklar. Yine ümmetimden ebdallar otuz tanedir. Arz, onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mazharsınız. Onlar sebebiyle yardıma mazharsınız. Demek ki bu veliler var. Bu arzın üzerinde onlar sebebiyle yağmur yağıyor. Onlar sebebiyle yardım ediliyor. Onlar sebebiyle arz ayakta duruyor. Onlar sebebiyle. O veliler var olduğu için arz ayakta. Veliler var olduğu için yağmur yağmakta. O veliler var olduğu için size yardım edilmekte. Eğer o veliler arzdan kaldırılırsa, yeryüzünden çekilirse, kıyamet kopuyor. Çünkü yine bir hadis-i kutsi de Allah diyen kalmayınca kıyamet kopar diyor. Muhyiddin ibn Arabi hazretleri de diyor ki son zamanın kutbu vefat etti de onun yerine birisi tayin edilmediğinde diyor, kıyamet, bozulmaya başlar diyor. ‘Ebdallar, abdallar Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar.’
Şam ehli bu şimdiki Suriye’nin Dimeşk şehrini de içine alan, Anadolu’nun büyük bir çoğunluğunu, Anadoluyu da içine alan Irak’ın bir kısmını iran’ın bir kısmını, Suriye’nin bir kısmını içine alan bir coğrafi bölge. Diyor ki ebdallar Şam ehli arasındadır, veliler. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar.
Yine Hz. Ali rivayet ediyor: ‘Ebdallar Şam’dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap, onlar sebebiyle bertaraf edilir.’ Yine Ebu Nuaym naklediyor, ibn i Ömer’den: ‘Her nesilde ümmetimin en hayırlıları beşyüz kişidir. Ebdallar da kırk kişidir. Ne beşyüzler için ne de kırklar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce, Allah yerine elliden birini alır, kırklara koyar. Yanındakiler ey Allah’ın Resulü, bize onların amellerini şöyle dediler. Buyurdular ki onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allah’ın kendilerine verdiği şeylerden başkalarına pek cömert davranırlar.’ Bakın açık her şey, tevile, tefsire gerek yok. ibn i Mesud’a denildi ki nasıl onlar sebebiyle ihya ve öldürme olur, yağmur yağar, ibn i Mesud’a. ibn i Mesud da biliyorsunuz sahabenin içerisinde hemen hemen en alim sahabelerden bir kimse. ilmi, fıkhı muhteşem bir kimse. Şu cevabı verdi: ‘Çünkü onlar Allah’tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler ve çoğalırlar. Cebbarlara beddua ederler. Onlar azalır. Yağmur talep ederler, yağmur yağar. Onlar dilerler, onlar için arz nebat verir. Dua ederler, bu dua sebebiyle nice belalar def olur. Nice belalar, o veliler, o kimya sahipleri, kimya sahiplerinin yüzü suyu hürmetine def oluyor. Yine Tirmizi şu rivayeti naklediyor: ‘Arz Allah’a nübüvvetin kesilmesinden şikayette bulunur. Allah u Teala senin sırtına kırk tane sıddık koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım. Bu sebeple onlara bedel dediler.’ Onlara ne deniyormuş? Bedel. Allah onların ahlaklarını tebdil etti. Yani ahlaklarını değiştirdi, güzelleştirdi. Onlar arzın direkleridir. Onlar sebebiyle arz ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmur yağar.
Yine Tirmizi, Ebu Derda’dan kaydettiği bir rivayette şunu aktarıyor bize: ‘Onlar, insanları ne çok namaz kılarak ne çok oruç tutarak ne de çok tesbih çekerek geçmiş değillerdir fakat onları öne geçiren husus güzel ahlak, vera ve takvada sırf halis niyet, iç temizliği gibi ahlaki disturlardır. Bunlara uyanlar hizbullahtır. Hizbullah olanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Mücadele Suresi, ayet 22. Mücadele Suresi, ayet 22. ibn i Arabi’den bir bölüm okuyup, bu konuyu kapatıyorum. ibn i Arabi der ki: ‘Allah’ın kendileriyle alemi muhafaza buyurduğu direkler dörttür. Bunlar ebdallardan daha hastırlar. iki imam ise bunlardan daha hastırlar. Kutup ise, hepsinden de hastır.
Ebdal, kötü vasıfları iyileriyle tebdil eden herkes için kullanılan müşterek bir lafızdır ve bunu muayyen bir miktar hakkında kullanırlar. Bu muayyen miktar kırktır. Otuz da denmiştir, yedi de denmiştir. Her birinin dört direk ve tekden bir direği, beytin rükünlerinden bir rüknü vardır. Hz. isa’nın kalbi üzerine olanlara, Rükn ü Yemani, peygamberlerden bir peygamberin kalbi üzerine olanlara, Hz. Adem’in kalbi üzere olan kimseye Rükn ü Şami, Hz. ibrahim’in kalbi üzere olana Rükn ü iraki, Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam’ın kalbi üzerine olana da Rükn ü Hacer i Esved vardır. Bu Allah’a hamdolsun bizimdir.’ demiş. Kendisi ile alakalı. Bu da demiş Allah’a hamdolsun, bizimdir. Allah bizleri onların yolunda eylesin. Bütün bilenler ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir. Bilen, alemlere rahmettir. Alimin abide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğü gibidir. Bilen alim! ‘Allahu Teala Hazretleri melekleri semavat ehli, deliğindeki karıncaya, denizindeki balıklara varıncaya kadar arz ehli, halka hayrı öğretene mağfiret duasında bulunur.’ Bu alimlerle, insanlara iyiliği öğretenle, tek bir fakih şeytana bin abitten daha yamandır.’ Tirmizi. Resulullah aleyhisselatu vessellama Allah indinde en kıymetli kimse sorulunca, ‘Hucurat suresinin 13. ayetinde geçen insanların, Allah indinde en kıymetlisi, en muttaki olanıdır’ diye cevap verdi. ‘Kim benden sonra öldürülmüş olan bir sünnetimi ihya ederse, beni seviyor demektir. Beni seven de benimle beraberdir.’ Eğer alim olmak istiyorsanız, buna tabi olacaksınız. Alimler, Ebu Davud, Tirmizi, ibni mace, son kelam: ‘Alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne dirhem miras bırakırlar ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.’ Ebu Davud, Tirmizi, ibni Mace. Allah izin veriyorsa, inşallah önümüzdeki hafta ‘Nar alıyorsan, gülen narı seç.’ Ordan inşallah devam edeceğiz. Cenab ı Hak, bizleri kendi yolunda istihdam ettiği kullarından eylesin inşallah. Allah rızası için
El Fatiha meessalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Tesbîh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı