MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 41/53
718-720. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Nar alıyorsan, gülen çatlak narı al ki onun gülmesi sana tanesi olduğunu haber versin. O ne mübarek gülmedir ki can kutusundaki inci gibi ağızdan gönlü gösterir.”
insanlar pazardan nar alacaklar, nar alacağı zaman çatlak nar var ya çatlak narı alr. Sebep? içi görünüyor çünkü. Kırmızı mı kırmızı değil mi nar çekirdekli mi çekirdeksiz mi sarı nar mı beyaz nar mı kırmızı nar mı? Nar çatlarsa narın dişinden belli olur veya karpuzdan anlamayınca insanlar ne yaparlar? Hani derler ya kesmece diye, adam anlamıyor, şimdi büyük bir çoğunluk karpuz seçmekten anlamıyor, ne yapıyor, alıyor bıçağı, ordan bir kare çıkarıyor. Ergin mi olgun mu değil mi bakıyor. insanlarda bir kimsenin peşine gidecekse, onunla dostluk arkadaşlık yapacaksa, onun içinin dışa olan tecelliyatını görmeli. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya ‘insanda bir uzuv vardır, orası iyi ise bütün vücudu iyidir. Orası kötüyse, bütün vücudu, bütün her şeyi kötüdür. O da kalptir’ dedi. Bu manada sufiler kalp dükkan, dil de onun tüccarıdır der. Bir kimsenin kalbinde edep varsa dilinde de edep vardır. Bir kalbi, bir kimsenin kalbinde zikir varsa dilinde de zikir vardır. Bir kimsenin kalbi kur’an ve sünnetle süslenmişse onun eli, dili, gözü, kulağı, eli, ayağı, yaptıkları işler, kur’an ve sünnete uygundur. Bir kimsenin içinde ne varsa, dışına o sızar. Biz şimdi diyoruz ya birbirinize yorum yapmayın, konuşmayın diye. O kimsenin kalbinde itaat yok ise o konuşmaya devam eder. Durduramazsın onu. Bir dakika susar, iki dakika susar, üçüncü dakika yine konuşmaya başlar. Neden? Onun kalbinde doğruya, iyiye, güzele itaat etme yok. Bir
kimseye bir şey söylersin, doğru mu? Evet. O doğruya itaat ediyorsa, onun kalbinde doğruya karşı itaat etme oluşmuş. Hani Yunus der ya sen kara bir taşsın, denizin içine düşsen de su almazsın der. Sebep? Onun kalbi kararmış, kalbi katılaşmış, kalbi taşlaşmış, su almıyor. Onun kalbinde inkar yer bulmuş, dinlemiyor. Onun kalbindeki kibir var, beğenmiyor kimseyi ama beğenmediğine sebepler oluşturuyor, kalbindeki kibri saklamak için. Onun kalbinde nefret var, kalbinle nefret olduğundan onun nefret diline vurmuş. Herkesten ve her şeyden nefret ediyor. Onun kalbine iftira etmek yerleşmiş, kalbi bir maraz bunlar. iftira etmek yerleşince o bir bahane buluyor. O kendince diyor ki ben iğdirli ismail abi ya severim aslında ben ona ama ben onu da sevdiğimden söylüyorum. Aslında bunu şöyle şöyle şöyle yapıyor. Öbürkü de onu dinliyor. Ona demiyor. Kardeş sen ismail abiyi seviyorsan arkasından ne dedikodu, gıybet ediyorsun. O da dedikoduyu, gıybeti seviyor çünkü. O demiyorum, madem onu seviyorsun, ölü etini yedin onun. Neden? Onun kalbi de marazlı.
Kalbi marazlı olanlar kalbi marazlı olanları sever. Kalbinde maraz mı var? Evet. Kalbinde Maraz olanlarla arkadaş olur. Kimde ne var ise kalbinde onu sever. Onun yanında rahat bulur, huzur bulur. Hani Cenab ı Hak ayet i kerimede kavim kavim yarattık diyor ya. Biz o kavimden işte Türktü, Kürttü, Lazdı, Çerkezdi, Abazaydı, Arapdı. Onu zannediyoruz. Değil! Bu işin zahir tarafı, bu işin renkle alakalı kısmı. Bakın bu renkle alakalı kısmı. Cenab ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Ey insanlar hepiniz de Ademin çocuklarısınız. Kardeş olun. Bir tarağın dişleri gibisiniz. Birbirlerinize üstününüz yok. Takvaca üstün olan, Allah katında üstündür.’ buyurdu. Kavim kavim. Ya, ne bu kavim kavim? Kibirliler bir yerde. Kalbinde maraz olanlar bir yerde, marazlı. Kalbinde sıkıntı var, bir yerde. Hepsi toplanır onlar. Bakın bu topluluğun içerisinde dahi aşık olanlar, tam aşık olanlar, yarım aşık olanlar, eksik aşık olanlar birbirlerini bulurlar. Öbürkü ona der ki ya bu uçuk ben onunla muhabbete girmiyor, öbürkü ona derki ya bu her şeyi şeyhine bağlı ya, böyle bir şey mi olur, öbürkü ona derki ya kardeşim çok radikal böyle bir şey yok ya. Öbürkü ona der ki ya onun yanında bir şey konuşulmuyor ki ya onu konuşuyorsun gıybet diyor, bunu konuşuyorsun, dedikodu diyor bizi susturuyor. Bir muhabbet edemiyoruz canım. Hiç beğenmiyor, onun yanında duramıyorum. Bak herkes eşdeğerini buluyor, herkes.
Sakın kendini çok kıymetli görüp ben kıymetsizlerin içindeyim deme. Sevdiğini söyle bana. En çok anlaştığım kimseyi söyle bana. Beraber gezdiğin, dolaştığın, yol yürüdüğün, kimseyi söyle bana. Senin neye layık olduğun o. Başka bir şey arama. Herkes bu manada birbirini bulur, birbirini! Kalbi
marazlılar kalbi marazlıları bulur. Kalbinde zikrullah var, onun yanına gitsen için daralır. Neden? Onun yanına gittin, Selamünaleyküm Aleykümselam. Gel şurda bir tevhid çekelim. Nasıl ya? Basbayağı. Gel, gel, şuraya oturalım la ilahe illallaha la ilahe illallaha la ilahe illallaha. Ya bu ikide bir de her yerde zikrullah yapacağım diye uğraşıyor, bu kafayı kırmış, benim benim tarzım değil, ondan uzak dur. Neden? O çünkü ona ağır geldi. Birisi yemek yemeyi seviyor, e yemek yemeyi seven bir insan, yemek yemeyi sevmeyenin arasında canı rahat eder mi? Etmez.
Biz, Allah rahmet eylesin şey efendi hazretleri Tire’de, biz de burdan bir araba Tire’ye yola çıktık. Ben de onları, yola çıktığımız arkadaşları, derviş yapmaya çalışıyorum. Arabayı da ben kullanıyorum. Şimdi yumuşak davranıyorum, işte iyi davranmaya çalışıyorum. ‘Lan, Mustafa lan oğlum şurda bir çorba içelim ya’. ‘Olur abi bir çorba içelim.’ Giriyoruz biz bir çorba içiyoruz. Aradan iki saat geçmiyor, yollar böyle değil bir saat bile değil, ‘vay şurda bir çay içelim ya’ hadi çay içelim, çorba içelim, yemek yiyelim, buranın kavurmasıydı, buranın kebabıydı… Biz sabah çıktık, sabah çıktık burdan, biz akşam zor vardık Tire’ye ama o izmir yolunda ne kadar çaycı, çorbacı, kebapçı, kavurmacı varsa hepsini de tanıdık, bildik. Tabii gittik şeyh efendi baktıMustafa Efendi, hoş geldiniz, hoş bulduk efendim. Oğlum, yemek yediniz mi dedi. Bursa’dan izmir’e kadar yedik efendim dedim. Döndü birisi, niye öyle diyorsun dedi ya ne yedik ki dedi. Çöktüm bir anda! Onlara dedi ki Mustafa efendiye bakmayın siz. Bu dedi az yiyeceğim, az uyuyacağım, az konuşacağım diye dedi etrafındaki insanları da perişan, rezil eder. Vallahi öyle yaptı bizi dedi. Ha dedim ya dedim tam yerine düştük ya! Allah’ım, biz adamı derviş edeceğiz derken, o bizim ayağımızı kaydıracak. Ordan hemen Tireli’lerden birkaç kişiye söyledi, hadi dedi onlar misafir, yemek yedirin bunları dedi. Onlar dedi ki sen de gel. Ben gelmeyeceğim dedim. Onlar gittiler yediler, geldiler tabii. Gece dönüyoruz. Zikrullah bitti, herşey bitti.
Gece dönüş artık ben, benim de buraya kadar gelmiş demek ki! izmir’den çıktık, ‘lan Mustafa, şuraya gir, bir çay içelim.’Döndüm, çayları evinizde içeceksiniz dedim, yemekleri evinizde yiyeceksiniz, çayınızı, şekerinizi, suyunuzu, yemeğinizi, her şeyi evde yiyeceksiniz. Yok biz kafamıza göre gideceğiz diyorsanız aha arabanın anahtarı size. Aha araba da size. Allah yolunuzu açık etsin. Ben burdan otobüse bineceğim, döneceğim. Arabayı veriyorum onlara. Biri dedi ki vallahi ben kullanmam araba dedi, öbürkü dedi ben de kullanmam. O şurda dur diyen, ondan sonra, dedi ben bu saatten sonra dedi hiç kullanmam dedi. Kullanıyorsanız, alın arabayla dönün geriye, kullanmayacaksanız benden hiçbir şey istemeyin dedim. Ben
sizi Bursa’da evlerinize kadar götüreceğim. Sen nasıl dervişsin de, sen nasıl zakirsin de, zakir kardeşlerini aç bırakır mı, susuz bırakır mı, şöyle bırakır mı, böyle bırakır mı… Ben sustum. Bir kapattım ben arabayı, Allah ne verdiyse cayır cayır geliyorum. Baktılar ben çok hızlı geliyorum, bir de korktular böyle, tutunlular şimdi, ondan sonra birisi başladı, ben uyuyacağım diye de korkuyor şimdi. O başladı şimdi, abi şeyh efendinin şeyhi kimdi, haaa dedim tamam. Bu benim uyuyacağımı düşünüyor. Ben şimdi hiç bozuntuya vermiyorum, arabayı kullanıyorum şimdi, konuşmuyorum ben şimdi. Şşşşş, abi! Ben uyuyacağım ya, ben şimdi böyle yavaş bir sesle ne var? Şşşş, şşşşş… O meşhurdu onun şşşş yapması. Uyutmıycak beni. Şeyh efendinin şeyhinin şeyhinin silsilesini soruyor bana.
Ben konuşmayacağım ya! Ben de hiç konuşmuyorum. Abi kurban olayım dedi. Uyumayacaksın demi dedi. Döndüm ben, dedim yüzotuzla gidersem uyurum dedim. Yüzyirmi, yüzotuz benim uyku süsatim. Yüzseksenle gidersem normal giderim dedim ama dedim yüzyirmide, yüz otuzda çay çorba yemek… Dedim yüzden aşağı düşersem bil ki uyuyorum dedim. Abi vallaha mı diyorsun dedi. Vallaha uyuyorum dedim. Hatta dedim öyle oluyor ki dedim ben bir bakıyorum Yalova’da görüyorum kendimi, ya bu Yalova’ya ne zaman geldim diyorum dedim. Abi sen ya yalan söylemezsin, vallaha öyle mi? Vallaha öyle oluyor dedim ben. Benim dedim bu yola başka türlü bir şey dayanacak mı dedim ben. Ben söylüyorum dedim ben ondan sonra, bakın uyuyorum, ona göre haberiniz olsun diyorum dedim ben. Ben uyuyorum dedim. Seksende, doksanda uyuyorum ben kesin dedim. Hatta dedim yanımda horlamamı bile duyabilirsin dedim. Beni uyutmamak için yoldan gelinceye kadar muhabbet etti bizle. Velhasılı kelam, bir kimse yemeğe meraklı, kalbinde yemek var, onun gözü kaşı nerde, lokantada. Bir kimse dünyaya hırslı, kalbinde dünya var. O kimsenin ağzından ne çıkacak, hep dünya çıkacak. Senin için neyse, için neyse, senin dışına hep o tecelli edecek. Başka bir şey değil. Senin için o. Ama içi Allah sevgisi ile hemhal olmuş insanlar var. Onlar ne? Onlara baktığınızda hatırınızı Allah gelir. Onu gördüğünüzde hatırınıza Allah gelir. Kalbinize Allah gelir. Düşüncenize Allah gelir. Eğer kalbiniz de biraz iman var ise kalbinizde biraz ihlas var ise kalbinizde biraz samimiyet var ise, onları gördüğünüzde aklınıza Allah gelir ama kalbiniz Ebu Cehil kalbiyse, kalbiniz Ebu cehil kalbi ise, onu gördüğünüzde onda eksiklik arar, noksanlık arar, ona düşman olmaya çalışırsınız. O ne? Onun kalbinde maraz var. Adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde eksiklik arıyor, kalbinde maraz var. Onun kalbi Ebu Cehil kalbi. Biz onu televizyonda dinliyoruz, ilim adına dinliyoruz, ilim sunuyor bize zannediyoruz. O kalbindeki marazı sunuyor bize. Hadis-i şeriflerin
üzerinden hareket ederekten Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin eksikliklerini, noksanlıklarını sunmaya çalışıyor, varmış gibi. O ilim ehli değil. O kalbi marazlı bir kimse Onun kalbi Utbe’nin kalbi, onun kalbi Şeybe’nin kalbi, onun kalbi Ebu Cehil’in kalbi. O kalbe şeytan oturmuş yerleşmiş. Şeytan bayrağını dikmiş o kalbe. Eğer Allah’a, Allah’ın kitabına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, onun sünneti seniyyesine, mü’minlere dil uzatıyorsa bir kimse, onun kalbi Ebu Cehil kalbidir ve insanların, mümin insanların eksikliklerini noksanlıklarını araştırıp insanların önüne dökmeye çalışıyorsa, o Ebu Cehil kalpli o.
işte nasıl nar alırken çatlak narı alıyorsan, içinin olgunlaşıp olgunlaşmadığını görmek için bir üstada, bir veliye, bir Allah dostuna gideceksen, onun çatlak olanını seç. Yani içi dışına çıkmış olanı seç. içinden kendi kendine hesabı var, kitabı var, ileriye dönük bir sürü hesaplar kitaplar etmiş, oooooo! Çıfıt. Uzak dur. Uyanık ol, gör onu. Uyanık ol, onu gör. Uyanık ol, domatesin eziğini, bozuğunu almıyorsan, dostlarını da seç. Dostların ezik bozuk olmasın. Yemek yerken uyanık ol. Kokar yemeği burnun alıyorsa, adamın kalbi ve ağzının kokusunu al. Kalbi kokuyorsa onun ağzı da kokacak. Nasıl kokar yemeği yemiyorsan, ağzı leş gibi kokan bir kimseyle dostluk yapıp onun peşine düşme. Allah dostlarının peşine düş. Onlar azdır. O azın içinde olsan da gerçekten, gerçek bir Allah dostunun peşine düşen azdır. Ayet-i kerimede Cenab ı Hak dedi ki çok azınız iman eder. Demek ki Allah dostlarının peşinden gidenler az olurlar. Neden? Nefsi onu oraya göndermek istemez. Mahmud u Hüdayi hazretleri, Üftade hazretlerine intisab etmek niyetiyle, valilik makamından kalkıp yukarı Üftade hazretlerinin tekkesine doğru giderken, atı serkeşlik yaptı. Attı üstünden onu, düşürdü Mahmud u Hüdayi hazretlerini. Mahmud u Hüdai alim adam. Kadı anladı atın bir Mürşid i Kamil’in dergahına gitmekten uzak durmak istediğini. Şeytanın onu dürtüklediğini anladı. At çekti gitti ama Mahmud u Hüdayi hazretleri yayan yürüdü gitti, Üftade Hazretleri’nin önünde durdu.
Nefis, bir velinin, bir Mürşid i Kamil’in, bir Allah dostunun, bir mü’minin yanında durmak istemez. Dursa dahi, onda eksiklik, noksanlık aramaya çalışır. Yok sakalını gördün mü, yok böyleydi. Bıyığını gördün mü, yok böyleydi. Sarığını gördün mü, yok şöyleydi. Yok elbisesini gördün mü, böyleydi. Yok pantolonu eskiydi, yok yeniydi, yok nasıl giyinmişti, kalbine bakmıyor. Neden? Anlamıyor. Anlamıyor! Neden? Kalbi kararmış. Tozlu! Hani Hz Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretleri diyor ya senin kalbin neden haber vermez? Senin aynan neden haber vermez? Tozlu da ondan der. Tozlu! Tozu silecek olan, temizleyecek olan ne? Tevhid, La ilahe illallah, zikrullah, Allah her daim eğer o kimsede zikrullah yok ise, eğer o kimsenin tevhidi
yok ise, eğer o kimsenin farzlara yapışması yok ise, eğer o kimsenin nafilelerle işi yok ise, onun kalbi nerden haber alacak ki? Mümkün değil. O kalbi haber almayan kimse de ne yapacak? Dedikodu, iftira, laf üretecek. Sebep? Kalbi haber almıyor. Allah muhafaza eylesin. ‘O ne mübarek gülmedir ki can kutusundaki inci gibi ağızdan gönlü gösteririr.’ O mübarek gülme neymiş? Onun ağzından gönlü gösterir. Onun eğer gönlünde kötülük varsa, ağzında da kötülük olacak. Gönlünde isyan varsa, ağzında da isyan olacak ama gönlünde Allah var ise o zaman onun dilinde de gözünde de ne olacak? Allah olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Gönülleri Allah’la dolu olanların yüzlerinde, yüzlerinde, Allah’la dolu olduklarına dair nişaneleri vardır. O kimsenin gönlünde Allah var mı?Evet. Onun yüzünde onun nişanesi vardır. Fetih Suresi, ayet 29. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Eğer o kimse kalbinde Allah sevgisi var ise, onun yüzünde Allah sevgisinin nişanesi vardır. Bir kimse ona baktıkça bakası gelir, baktıkça bakası gelir.
“Mübarek olmayan gülme lalenin gülmesidir. Ağzını açınca kalbinin
karalığını gösterir.”
Biz laleye dışardan bakarız, lale çok hoşumuza gider. Öyle değil mi? Aaay ne kadar güzel deriz laleye. Oysa lalenin içi karadır. Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe gibi. E lalenin dışı kıpkırmızı, ne kadar güzel ama sen lalenin içine bir bak, lalenin tohum tutacak olan tam göbeği kapkaradır. Milletin bağ, bahçe, çayır mı dolaştığı var, lale mi gördüğü var değil mi? Laleyi buldukları mı var? Nerden bilecekler ki insanlar şimdi. Çok zor. Lale bir görürseniz, lale ilk önce tomurcuk halden açar, açınca içinden ne yapar? Kapkara göbeği çıkar onun. Tam böyle özü, merkezi, tohum olacak olan yer. Biraz daha beklerseniz o yapraklar dökülür, ordan tohum çıkar dökülür o. Oradan, tohumu ordan dökülür onun. Bir dahaki seneye, tohum toprağa dökülür oraya, kalır o. Enteresan bir şey, hiçbir şey olmaz ona. Küçücük küçücükdür onun tohumları zaten, bir dahaki sene ne yapar? Ordan tekrar çıkar. işte o gülme de Hz. Pir’in dediği gibi mübarek olmayan gülme. Yani onun kalbinde kötülükler var. O ağzını açınca ne oluyor? Kötülükler çıkıyor. Allah muhafaza eylesin bizleri. inşallah yediyüzyirmibirden devam edeceğiz. Sesimden dolayı özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Belki de anlaşılamamış olabilir. Biraz da zorla konuşmaya çalışıyormuşum gibi oldu. O yüzden hepinizden özür diliyorum. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Selamün aleyküm
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları