Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 766-768. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 766-768. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 7/46

Mesnevî-i Şerîf 766-768. Beyitler Şerhi Hakkında

766-768. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“O latif rengin adı ‘Sıbgatullah-Allah’ın boyası’dır.”

Yani iyi rengin boyası, Sıbgatullah, Allah’ın boyası. Hani ayet-i kerimede de ‘Siz Allah’ın boyasıyla boyanınız.’ der ya. Bakara 138: ‘Allah’ın boyasıyla boyandık. Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak sana kulluk ederiz deyin.’ Allah’ın boyasıyla boyanmak, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak, Sıbgatullah, Allah’ın boyası. Bu Allah’ın boyası. Cenabı Hakk’ın direkt ahlakı ile alakalı, direkt onun sünnetullahına tabi olmakla alakalı. O yüzden bu normal ahlakın üstünde bir ahlak. Biz buna ince ahlak diyebiliriz. Mesela bir kimse zekatını verirse, ona sadaka vermek için zorlayamazsınız. Zekatın üzerine sadaka vermek, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetidir, insanlara tavsiye ettiği ama Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem hazretleri, Allah’ın boyasıyla boyanmıştır. Öyle olunca Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evinde veya elinde ertesi güne hiçbir şey kalmaz. Bundan, Müslümanlar bundan zorunlu değillerdir. Siz bir müslümana din olarak bunu anlatamazsınız. Bu, Allah’ın boyasıyla boyanmaktır. Bu, Allah’ın boyasıyla boyanmanın da tabii bir ilmel yakin noktası var, bir aynel yakin noktası var, bir de hakke’l yakin noktası var.

Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin kendi nefsinin üzerinde uyguladığı şey, hakkel yakin noktası, ertesi güne hiçbir şey bırakmamak. ilmel yakin noktasını ne? Bu da normalde o kimsenin sadaka vermesi. Hani sahabeden bir kimse ölümüne yakın dedi ki, Ya Resulallah, ben malımın tamamını tasadduk etmek istiyorum, ölümüne yakın.

Ona dedi ki, sen eşinin, çoluğunun, çocuğunun, arkandan dua etmesini istemez misin, isterim Ya Resulallah, o zaman onlara bir şey bırak, dedi. O sahabe dedi ki, o zaman ben malımın yarısını tasadduk edeyim, yine ona dedi ki sen eşinin ve çocuklarının senin arkandan dua etmesini istemez misin, isterim Ya Resulallah dedi. En sonunda malının dörtte birini, bazı rivayetlerde üçte biri deniyor. Üçte biri diyelim, üçte birini bıraktı. Üçte ikisini ne yaptı, üçte birini tasadduk etti? Üçte ikisini bıraktı. Bu da ne? Bu da sünnetullah. Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünneti. Bu ne? Bu, aynel yakin. ilmel yakin ne? Bir kimse farz olan zekatını verdi, vazifesini yerine getirdi. Bu da ne? Bu da ilmel yakin ama o kimse Allah’ın boyası ile boyanacaksa, o zaman o iyilikte önde koşacak. iyilikte önde koşmak, tasadduk etmek, yardım etmek, sadece o değil, Allah yolunda koşmak, iyiliği icra etmek, yerine getirmek. En önemlisi Cenabı Hakkın ahlakıyla ahlaklanmak.

Mesela bize birisi kötü davranırsa, biz ona iyilik yapmayız. Oysa Cenabı Hak kendisine küfredeni de rızıklandırır, kendisine isyan edeni de rızıklandırır, kendisine her an nemrutluk yapanı da rızıklandırır, kendisine firavunluk yapanı da rızıklandırır. Hani Musa aleyhisselam diyor ya, o kendisiyle alay eden şaklabanlara diyor ki bunları cezalandırsan. O da diyor ki, Ya Musa, onlar benim sevdiğim seni taklid ediyorlardı. Onları rızıklandırıyor. Hani bir peygamber yine bunların rızıklarını kes deyince, iyi ki diyor sen Allah olmamışsın, ona. O diyor bilmem kaç yıldır isyan ediyor, hadis-i kutsi, ben onu rızıklandırıyorum. Allah’ın boyası ile boyanmak, mevcut ahlakın üstünde bir ahlaktır, mevcut iyiliklerin üstünde bir iyiliktir. Hayatı en ince dairede yaşamaktır. Dini en ince dairede yaşamaktır. Kılı kırk yarmaktır tabiri caizse. Zaten bu böyle kimseler çok azdır. Allah’ın boyası ile boyananlar, çok azdır. Onlar imanın en kemal noktasıdır. işte hadisi şerife göre onlar kırk tanedir. Diğerleri de evet onlar da tamam, tüm mü’minler Allah’ın boyasıyla boyanmaya çalışırlar ama aynı renklilikte aynı parlaklıkta değildir. O hadis-i şerifte beyan edilen üçler, beşler, yediler, kırklar, bunlar Allah’ın boyasıyla boyanmakta zirve yapmış kimselerdir.

Sibgatullah, Allah’ın boyasıyla boyanmak. Onları gördüğünüzde Allah hatıra gelir. Allah’ın boyası ile boyanmış bir kimseyi gördüğünüzde, mümin iseniz, Allah hatıra gelir. Allah’ın boyası ile boyanmış bir mümini gördüğünüzde, ondan nefret ediyorsanız ya münafıksınız ya gavursunuz, ikisinden biri. Mümini ancak mümin olanlar sever. Bakın mümini ancak mümin olanlar sever. Bir mümini, gavur sevmez. Bir mümini, münafık sevmez. Bir mümini, fasık kimseler sevmez. Biz de böyle bir algı var yani mümin kimse ya, herkes onu sevecek. Değil. Herkes onu seviyorsa o, Allah muhafaza

eylesin, münafık bir kimsedir çünkü mümin, Kur’an ve sünnete iman edip, Kur’an ve sünneti yaşayan bir kimsedir. O Kur’an ve sünneti söylerse, Kur’an ve sünneti kabul etmeyenler, ondan nefret ederler. Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden Utbe memnun muydu, Şeybe memnun muydu? Onlar seviyorlar mıydı onu? Müşrikler, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini çok mu seviyorlardı ama Mekkeli müşrikler ama Mekke’nin dışındaki müşrikler, onları çok mu seviyordu? Münafıklar çok mu seviyorlardı? Kendi kendilerine toplanıyorlardı farklı yerlerde, ne yapacaklarını düşünüyorlardı, komplö düzenlemeye çalışıyorlardı. Kim? Münafık bunlar. Bunlar namazda beraber duruyorlardı Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin arkasında. Bunlar, sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabeler ile beraber namaz kılıyorlar, sahabeler ile beraber oruç tutuyorlardı. Sahabeler ile beraber hareket ediyorlardı ama münafıktı. Fırsatını bulduklarında, boşluğunu bulduklarında toplanıyorlardı gizli yerlerde, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin aleyhine konuşuyorlardı. O yüzden bir münafık, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmış olan, Allah’ın boyası ile boyanmış olan, inanmış erkek veya inanmış kadınları sevmez. inanmış kadın, her şeyiyle Kur’an ve sünneti üzerinde taşıyor, her şeyiyle. Onu, diğer insanlar ona baktıklarında Allah’ı hatırlıyorlar ya, Allah’ı hatırlamak istemeyen münafıklar, Allah’ı hatırlamak istemeyen gavur gönüllüler, onu gördüklerinde rahatsız olurlar.

Hani bir sakallı müslümanı görünce rahatsız oluyor ya, kes o sakalları ya. Neden? Rahatsız oldu. Sebep? Münafık çünkü. Eğer tam iman etmiş olsa diyecek ki Adem’den, Hz. Muhammed i Mustafa’ya kadar bütün peygamberler sakallı. Sünnet olan bu. Rahatsız olmayacak. Veyahut da işte bir kimse dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapıyor. Dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapmayanlar, ondan rahatsız oluyor. Ondan rahatsız oluyor. Sebep? Münafık gönüllü çünkü. Sebep? Kafir gönüllü. Dışı Müslüman içi kafir çok olur, demiş ya Yunus, dışı Müslüman içi kafir. Sibgatullah, Allah’ın boyası ile boyanmış bir kimseyi ancak Müminler sever ancak Müminler ve Allah’ın boyasıyla boyanmak, haramlardan komple uzak olmak. Allah’ın boyasıyla boyanmak, Allah’ın farz kıldığı bütün her şeyi yerine getirmeye çalışmak. Allah’ın boyasıyla boyanmak, farzların üzerine nafilelerle Allah’a yaklaşmak. Allah’ın boyasıyla boyanmak, nafilelerin üzerine Allah’ı sevmek ve gözünün gördüğü ve gözünün görmediği aklının tespit ettiği, bildiği ve bilmediği, gönlünün tespit ettiği ve tespit etmediği her şeyden fazla Allah sevgisi ile haşır neşir olmak, Allah’ı sevmek. Sibgatullah’a ulaşacaksa bir kimse, Allah’ı sevecek Allah’ı severken, kendisini o sevgiye götürecek

sevgilerle tanıştıracak. Davut’un ve dolayısıyla Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem in, Davut’un dilinden bize aktardığı o dua yolundan gidecek: ‘Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış kimseye soğuk şerbeti nasıl mübarek kılıyorsan, bana da öyle mübarek kıl.’ Amin. Demek ki bize bu üç sevgi lazım, Sıbgatullaha ulaşabilmemiz için. Bir, Allah’ı sevdirecek olanın sevgisi; iki, Allah’ı sevenin sevgisi; üç, Allah sevgisi. ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin derecesi. ilmel yakin derecesi. Bu ne? Allah’ı sevdirecek olanı sevmek yani Sıbgatullah, Allah’ın boyası ile boyanmış bir mürşidi, bir veliyi, bir mümini sevmek, Allah için sevmek. ikincisi Allah’ı seveni sevmek. insanların içerisinde gözünüzün gördüğü görmediği, bildiği bilmediği Allah’a en yakın Allah’ı en yüksek derecede seven Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem .

O yüzden Allah’ı seveni sevmek dediğimizde, birinci derecede Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek. Bakın bu bizim ikinci delilimiz. Birinci delilimiz ne? Allah’ın boyası ile boyanmış, Sıbgatullah noktasındaki bir kimseyi sevmek. Eğer Allah’ın boyası ile boyanmış bir kimseyi seversek, Allah’ı sevme yolumuz açılacak. ikinci adım; ‘Ey Habibim! Deki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun.’ ikinci o kimsenin durağı, Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmek. Hadisi şerif de diyor ki, annenizden, babanızdani eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan beni daha fazla sevmedikçe, imanınız kemale ermez. Annenizden, babanızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla Hazreti Muhammed i Mustafa’yı sallallahü ve sellem hazretlerini sevmedikçe, imanımız kemale ermez. imanımız kemale ermez. Üçüncü adım, Allah’ın sevgisi. Ben Allah’ı seviyorum. Harika, Muhammed-i Mustafa’ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyma mecburiyetindesin. Ayeti kerime ile sabit. Kim Allah’ı sevme iddiasında bulunuyorsa, ölçüsü, delili, tabanı, tavanı, Hz. Muhammed i Mustafa’da sallallahü ve sellem hazretlerinde. Öyle haramı işleyerek, haramın göbeğinde sünneti Resulullahtan uzak, Kur’an’dan uzak, Allah sevgisi yok. Kimse kendi kendini kandırmasın. Kimse Müslümanları aldatmasın. Kimse Müslümanların önünde yol kesici olmasın. Kimse! Büyük bir iddia çünkü. Harika, herkes Allah’ı seviyordur. Bu noktada bir sıkıntımız yok ama Hz. Muhammed i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyduğu kadardır Allah sevgisi, uyduğu kadar. Ne kadar uydu, o kadar seviyor. Ne kadar uydu, o kadar seviyor.

Çünkü Allah’ı seviyorum demek, soyut. Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyorum demek, soyut. Bir üstadı, bir

mürşidi seviyorum demek, soyut. Bir erkeği seviyorum demek, soyut. Bir kadını seviyorum demek, soyut. Bir çocuğu seviyorum demek, soyut. Bir arkadaşı seviyorum demek, soyut. Bunun somuta tecelliyatı olması gerekir. Arkadaş sevgisinin somutsal tecelliyat olması lazım o kimsede. Onun somutsal tecelliyatı yok ise, o kimse kendi kendisini aldatıyor. Arkadaşını seviyor, harika. E o aç yattı, sen tok yattın. O taşın üstünde yattı, sen yumuşak yatakta yattın. E, senin akşam evinde tenceren kaynadı, onunki kaynamadı. Arkadaşını çok seviyor. Ee, nasıl sevmek bu? Birisi et yedi, birisi ot yedi. Biri dağda mangal yaptı yelledi pazar günü, öbürküde evde garibim bulgur pilavına talim etti evde. Haa, çok seviyor birbirini! Olmadı, olmadı! Somutsal tecelliyatı yok. Çok seviyor birbirini. Neden beraber değilsiniz? Camiye giderken beraber, tekkeye giderken beraberdin. Neden yanınızda değil? Çocuğunu çok seviyor, harika. Çocuk Kur’an sünnetde değil, ciğerin yanmıyor senin? Çocuğunu çok seviyor, cehenneme koşuyor çocuk? Eşini çok seviyor, harika, kadın veya erkek, cehenneme koşarken sen nerdesin? Eşini çok seviyor, bu kalkan yumruk niye? Kocasını çok seviyor, arkasından neden dedikodu ettin gittin annene söyledin vay anne, adam bana şunu yaptı, bunu yaptı da dedin, nerde? Adamı çok seviyor, harika, arkasından mutfakta tabak kırıyor. Sebep? Yenisini alsın! Hiç mi vicdanın titremedi? Adam karısını çok seviyor, akşam işten çıkarken yedi kebapları, kadın evde oturuyor. O ne yiyecek evde? Boğazına dizilmedi mi kebaplar, hiç aklına gelmedi mi kebabı götürürken, hiç düşünmedin mi evde beni bekleyen bir karım var diye? O olmadan nasıl yedin sen? Bizim işimizin gereyi. E, o da işinin gereği gitsin yesin o zaman sen evdeyken. Eşi sevmenin somutsal tecelliyatı lazım. Kuru kuruya ben seviyorum demek yok. Eee, bir üstada bağlandı, harika. Onu seviyorsan somutsal tecelliyatı olacak. Söylediklerini yerine getir. E, yerine getirme yok. Nasihatlerini yerine getir, yerine getirme yok ama çok seviyor, ölüyor! Ama nasihatlerini yerine getirmiyor.

Somutsal tecelliyat lazım. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini bir seviyor, bir seviyor! Harika! Çok güzel. E, sünnetini işlesene? Sünnetini işlemek yok, onun izinden yolundan peşinden gitmek yok. Ee nasıl seviyor? Yok, olmadı! Sibgatullah, Allah’ın boyasıyla boyanacak olan kimsenin yürüyeceği yol var. Bu ne? Bu Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmak. Bu Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmanın yolunu yürümek, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak. Hani Hz. Aişe annemize sordu ya sahabeler, Ya Aişe, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin ahlakı nasıldı? Onlara verdiği cevap müthiş, siz Kur’an okumuyor musunuz? Evet, biz okumuyoruz şu anda. Sahabelere sordu, siz Kur’an okumuyor musunuz? Okuyoruz Ya Aişe. işte onun ahlakı, Kur’an ahlakıydı. Sıbgatullah, dilini haramdan

koru, gözünü haramdan koru, kulağını haramdan koru, elini haramdan koru, ayağını haramdan koru, uzuvlarını haramdan koru, kalbini haramdan koru, kalbini iyiliklerle donat, kalbini zikrullah ile süsle.

“Bu kirli rengin kokusu ise Allah lanetidir.”

Bir iyi renk vardı, neydi? Sibgatullahllah, Allah’ın boyası. Bir de ne vardı? Kötü renk var, kötülük var. Kötü renklerin kokusu var. Bune? Allah’ın laneti. ibrahim Suresi, ayet 26: ‘Çirkin söz ise topraktan sökülüp atılmış kararsız kötü bir ağaca benzer.’ iyi söz neye benziyordu? Meyvası, ahirete, ötelere meyve veren ağaç, iyilik bu, Sibgatullah. Kötülük ise ne? Çirkin söz, kötü söz. Dikkat edin, çirkin söz, kötü söz. Kötülük, kökü olmayan, sökülüp atılmış bir ağaca benziyor. Meyvasız, kökü yok, yeşermez, kuru bir ağaç. Zakkum. Kötülük düşünmek, kötülük yapmak, kötü söz söylemek, çirkin sözler, atfetmek. Karşındaki kimseyi rencide edici, karşındaki kimseyi kırıcı, karşındaki kimseyi üzücü sözler söylemek. Karşındaki kimseye hakaret etmek, Müslümanların aleyhinde konuşmak, müminlerin aleyhinde konuşmak, müminlerin aleyhine çalışmak. Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer müslümanlar emindir. Mümin odur ki insanlar canlarından emindir ondan. Müslümanların dilinden, Müslümanlar emin olmalı. Müslüman’ın dilinden diğer Müslümanlar emin değiller ise o kimse imanını sorgulamalı. Müslümanın arkasından kim gıybet eder? Müslümanın kim kötülüğünü ister? Allah muhafaza eylesin.

“Denizden olan, yine denize gider; nerden geldiyse, yine oraya varır.”

Bir şeyin çıkış noktası iyilikse, o iyiliğe koşar. Sizin kalbinizde iyilik var ise, dilinizde iyilik olur, azalarınızda iyilik olur. iyilikler nerdendi? Allah’tan. Nereye döner tekrar? Allah’a döner. Onlar rahmet deryasından geldi, rahmet deryasına geri döner. Sen istediğin kadar kötü ol, Allah’ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en kötüsü olsan, Allah’ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en iyisi olsan, Allah’ın iyiliğine bir katre katamazsın. Neden? O katrenin de sahibi odur. iyilikler Allah’tandır. Sen iyilik yaparaktan kendini kurtarırsın. Sen iyilik yaparaktan cennetlik olursun. Sen iyilik yaparak, Allah’a vuslat olursun. Sen iyi söz söyle, iyilik yap. O, Allah’tan geldiği için yeniden ne olacak? Allah’a dönecek. Deniz suyu buharlaşır, yağmur olur. Dağın tepesine yağar, küçücük kanallardan, küçücük ırmaklar olur. Onlar birbirleri ile buluşur, kocaman nehir olur. Nehir koşa koşa yine deryaya, denize, koşar. Deniz de yine buharlaşır, yine döner ne yapar? Tekrar denize koşar. Demek ki denize aitse, denize koşacak. Havaya aitse, havaya koşacak. Toprağa aitse, toprağa koşacak. Sen nereye aitsin? Sen nereye aitsin? Sen bu dünyaya aitsen aha toprak, kara toprak burda.

Sen ötelere aitsin. Ötelere aitsen, oraya göre yaşa, oraya göre davran. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

“Dağ başından hızlı hızlı akan seller, bizim tenimizden de aşka karı-

şık olarak akıp giden can, aslına gidip kavuşur.”

Nasıl sular aslına gidip kavuşuyorsa, bizim onun kendi ruhundan ve nurundan üflediği şey de ona doğru koşar. Ne yaptı? Kendi ruhundan ve nurundan bizim aklımız ermez, ne yaptı? Üfledi. Üfleyince ne oldu? Bize üfledi. Ne yapacak o? Tekrar üflenilen yere doğru koşacak. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. Burdan devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı