Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 553-560. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 553-560. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 20/53

Mesnevî-i Şerîf 553-560. Beyitler Şerhi Hakkında

553-560. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Vezir kendiliğinden bir başka düzen kurdu. Öğüdü bıraktı, halvete

Haa, halvete giriyor!) Vezir herkese öğüt veriyordu ya. her topluluğa ayrı ayrı öğütler veriyordu. Önce risaleler yazdı. Yazmış olduğu risalelerin hepsi de farklı farklıydı. Her topluluğa farklı risale yazdı. Ardından her topluluğa farklı öğütler verdi. Bir tarafa dedi ki yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz, öbür tarafta dedi ki yemeyin içmeyin. Bir tarafta dedi ki başka türlü, başka bir tarafta başka türlü dedi. Şimdi de öğüdü bıraktı halvete girdi. ‘Halvet’, bir sufi eğitiminde dervişin, sufinin, bir yere kapanıp orada kendince bol bol ibadet edip, Allah’a yakınlaşma gayreti. Bu peygamberlerin de sünneti. Musa aleyhisselam malum otuz yıl Tur u Sina’da halvete girdi. On yılda on gün daha otuz gün on gün daha ilave edildi. Kırk gün Tur u Sina’da halvet etti. Tabii onunla beraber yanında inananlar da vardı. O, kırk gün neticesinde Cenab ı Hakkı görmeyi arzuladı. Halvet çünkü yakınlaşma. Yakınlaşmanın neticesinde, yakınlaşma yakınlaşmayı yakınlaşmayı yakınlaşma… Dedi ki seni görebilir miyim? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de peygamberliğinden, peygamberliğinin ona tebliğinden önce ve tebliğden sonra da Hira Dağı’nda halvetleri vardır. Sekiz günlük, dokuz günlük, on günlük. En uzun ondört günlüktü halvetti. Peygamberlik ilan edildi, beş altı ay geçtikten sonra bir daha halvet yapmadı hiç. Taa, Medine’yi Münevvere’ye hicret edinceye kadar. Oruç farz olunca, Ramazan’ın son on gününde itikaf etmeye başladı. Halvet bu manada sufilerin Allah’a yakinlık meydana getirmek

için yakin olmak için kendilerini bir hücreye kapatıp devamlı orada ibadet ve zikirle haşır neşir olmaları. işte vezir kendisini böyle bir halvete kattı.

“Ona bağlananları özlem ateşine attı. Halvet tam kırk gün, elli gün

O normalde, ona bağlı olanlar da ona hasret ateşine tutuştular. O kendisini kırk gün, elli gün halvete attı. Tabii halvetin en uzun günü bu manada Musa aleyhisselam kırk gün kaldığı için ayetle tespit edildiğinden, kırk gündür ama Sünnet i Resullah’a uyanlar için halvet on gündür. En fazlası yirmi gündür, o da Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri öleceği sene yirmi günlük itikaf etmiştir. Bir rivayet daha var. Hani bir sene itikafı terk etmek zorunda kaldı ya, mübarek eşleri de çadır kurdular. Bir birisi kurdu, ardından biri, öbürü de kurdu, ardından öbürü de kurdu, öyle olunca baktı ki eşleri de çadır kurmuş, itikafı kendisi terk etti. Onlara da terk ettirdi. Böylece kadınların mescitlerde, camilerde itikaf etmesi yasaklandı. Kendisi terk edince bir rivayette, bir dahaki sene yirmi gün girdi. Terk ettiği senenin, yedi gün falan terk etti, o senenin yedi gününü o sene Muharrem ayının ilk on gününün son yedi gününde yaptı. Bunu sufiler, gerekirse buna devam edebilirler. Ramazanda itikafa giremeyenler, Muharrem’in son on gününde, Muharrem’in ilk on gününde veya ilk onun yedi gününde, sünnettir, yedi gününde, girebilirler. Onun, son yedisinde aşure akşamı çıkarlar. Halvet budur. Ammavelakin, asıl halvet haramdan, maleyaniden uzak olmaktır. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hicret bitmiştir. Hani hicret kapanmıştır ama hicret haramlardan uzak durma, haramdan helala hicrettir der ya bunun gibi halvet bu manada aslında öz olarak, maleyaniden uzak olmak, heva ve hevesin isteklerinden uzak olmak, şeytanın bize vesvese ile yaptırmak istediklerinden uzak olmak, her türlü haramdan uzak olmak. Asıl halvet bu.

“Halk ona özlem besleyerek deli divane oldu; onun halinden, onun

sözlerinden ayrıldılar, onun tadından mahrum kaldılar da çıldırdılar.”

insanda böyle mecazi bir sevgi olursa, mecazi bir aşk olursa, şeytan ona karşı olan meyli arttırır. Şeytan ona karşı olan meyli arttırınca, insanlar o muhabbeti, o sevgiyi hakikatten zannederler. Hani Tarkan için ölüyor ya millet, onu hakikatten zannediyor veya bir şarkıcı için, bir futbolcu için ölüyor ya onu normalde hakikatten görüyorlar, deli oluyorlar ya onu görmek için, hani havaalanlarına gidiyor millet karşılamaya ve o sevgilerini de onlar hakikatten görüyorlar. işte şeytan ve nefis kur’an ve sünnetin dışındaki bir muhabbeti körükler. insanlara bir bakarsınız, o sevilmeyecek bir şey için deli divane olmuşlar. Bir futbolcu için deli divane olmuş, bir şarkıcı için

deli divane olmuş. işte x bir tiyatrocu için deli divane olmuş, x bir kur’an ve sünnetin dışındaki bir kimse için deli divane olmuş. Bunu şeytan bu vesveseyi verdirir. Hani önceden bir veli varmış ya. O veliyi çok sevmiş ordaki insanlar. Vefat edince günlerce üzülmüşler. Şeytan gelmiş, onlara demiş ki siz bu kadar çok seviyordunuz, gerçekten çok sevilecek bir kimseydi. Ee? Demiş ki şeytan onlara, gelin bunun bir küçük büstünü, heykelciğini yapın ve bunu odalarınıza koyun. Önce odalara, herkes evinin bir köşesine, o velinin, o saygın kimsenin bir heykelciğini yapmış. ilk putun, heykelciliğin çıkış noktası. Ardından şeytan işi arttırmış, demiş bu evde olması yetmez. Ya? Demiş ki şehrin ortasına gelip gidilen yerlerin ortasına koyun ki herkes ona tazim etsin, herkes onu hatırlasın, herkes ona saygı duysun. Böylece şeytan amacına ulaşmış. Her yere o zatın, geçmiş ümmetlerden oluyor bu, o zatın kimse heykelini dikmişler. iş o kadar artmış ki yatak odalarına bile koymuşlar o zatın heykellerini. Sokaklar, caddeler, şehrin giriş çıkışlarında, o zatın heykelleri, evlerinin köşesinde o zatın heykelleri. işte bu zatın aydınlatması size devam etsin. Ya? Bu aydınlanmaya işaret olarak yanlarına mumlar yakın, çerağlar yakın. Yanlarına çerağlar yakmışlar. işte bu iş o kadar artmış ki şeytan bu noktada hani ben senin mümin kullarını saptırıcı olacağım diyor ya, Allah’ın kullarına diyor ki ben senin kullarına saptırıcı olacağım. Cenab-ı Hak da diyor ki benim gerçek mü’min kullarımı sen saptıramazsın. Ama işte şeytani bir sevgi, şeytani bir muhabbet insanı bu noktada deli divane eder. Oysa mecazi olmayan, hakikate olan muhabbet, insanı deli divane etmez. Sahabe, Allah ve Resulünü severken, akılsız bir şekilde sevmiyorlardı. Muhabbetlerini ve sevgilerini kur’an ve sünnete bağlıyorlardı ve muhabbetleri ve sevgilileri ve aşıklıkları kur’an ve sünnet dairesindeydi. Kur’an ve sünnetin dışında değildi. Eğer bir sevgi, bir muhabbet, kur’an ve sünnetin dışına çıkarsa, o sevgi, o muhabbet hakikatte şeytanidir.

işte o şeytani muhabbette insanlar kendilerince deli divane olurlar, üstlerini başlarını yırtarlar, kendilerini tırmalarlar, saçlarını başlarını yolarlar. Bu nefsine uyan bir kısım sufilerde de tecelli eder. O kimse zikrullah yaparken değişik hal ve hareketlere girer. Zıplar, titrer… Ona sorduğunuzda, o Allah’ı çok seviyordur ama! Kimisi Allah’ı çok sevdiğinden dolayı kur’an ve sünnetin dışında hal ve hareketlerin içerisine girerler. Hani bir kimse titremeye başlamış ya, Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri sormuş. Bu neden böyle tuhaf davranışlarda bulunuyor. Demişler ki ya emir-el müminin, bu Iraklı bir müslümandır. O bölgeden yani. Onun, bunun yanında Allah anıldığında bu böyle cezbe geçiriyor. Kaldırın bunu burdan der Hz. Ömer efendimiz. Onun üzerinde şeytanın tecelliyatını görüyorum der. Böylece

şeytani bir şey olur. insanların gözlerini büyülemek için insanları kandırmak için Vay Allah dediğinde titreyenler, Allah denildiğinde sesler çıkaranlar, aranızda bulunabilir bunlar, sohbet esnasında bir şey oldu, herkes ona karşı dikkatini çeker. Vay, hal geçirdi, cezbe geçirdi. Mühim adam! Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de şeytanidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sohbet ederken, sahabe oturur siyim siyim ağlardı. Onlar da titreme yoktu. Onlar da böyle hımmm diye ses çıkarmak, sayha atmak yoktu.

Bir şeyh efendinin sohbetine gitmiştik, oturuyoruz. Sohbet, yemek yeniyor. Yemek yerken işte şeyh efendi bir kelam söylüyor. Ordan bağırıyor birisi, hımmmmm! Allah’ım Yarabbim diyorum kendi kendime. Olmadı işte bir şey daha söylüyor. Öbürkü bir sayha atıyor ordan, üstadımmmmm! Bir tane yeşil kavuklu, yeşil böyle uzun kavuğu var. Yeşil sarık, yeşil gömlek, aynı takım yeşil cübbe, yeşil şalvar. Her şey yemyeşil. O böyle bir sayha atıyor, yıkılıyor ortalık. Baktım, baktım, baktım. Dedim ki şeytan kol geziyor burda. Eğer sevgi kur’an ve sünnete dayanmıyorsa, orda şeytan kol geziyordur. Bunlar sufilerin içerisinde vartalardır. Varta, kendini bir yerde göstermek, kendinin bir şey olduğunu ima etmek, değişik sesler çıkarmak. Zikrullahın adabı belli. Zikrullah yaptıran kimse, esmayı vermiş. Nasıl: Hu, Hu, Hu… Esma bu. Birisi aradan mısır patlatır gibi hüü! Nefsine uydu, şeytan ona vesvese verdi. Esma’nın veriliş tarzına, tavrına, esmanın çekilme şekline, şemaline uymayıp kendince bir stil oluşturduysa, şeytan ona vesvese verdi. Nefsine uydu. Nefsine uydu! Herkes bitamam zikrullah yapıyor. Allah Allah Allah Allah… Birisi patlıyor ordan mantar gibi, nefsine uydu. Şeytan ona vesvese verdi. Dervişliğin adabının, erkanının dışında bir şey yapan, nefsine uydu. O cezbe değil, o şeytanın onun üzerindeki tecelliyatı. işte bir veliye duyulan saf muhabbet kur’an ve sünnet dairesinde olmalı. Bir evliyaya, bir derviş kardeşe olan muhabbet, kur’an ve sünnet dairesinde olmalı. Kur’an ve sünnet dairesinin dışına çıkılmamaya gayret etmeli, özen göstermeli.

“Yalvarıyorlar, yakarıyorlar, ağlıyorlardı, oysa halvette, riyazatta iki

büklüm olmuştu.”

Dışardakiler yalvarıp yakarıyorlar ona hasretlerinden. O da riyazatta içerde iki büklüm oluyor. Riyazatın öyle hali vardır ki içerde yeme içme yeri değildir itikaf yeri. Eğer bir kimse sufi disturları dairesince itikafa girecekse, yağlı, etli, hayvansal gıdalardan uzak durur. itikafta doyuncaya kadar yenmez. itikafta ölünceye kadar yenmez. itikafta ölmeyecek kadar yenir. itikafta uyunmaz. Uyunmaz derken bütünüyle değil, uykuda geçirerekten bir itikaf olmaz. Bizim itikafımızda dergahımızın adabıdır. Adam bir gün içerisinde

günlük virdini çeker. Ardından yetmiş bin tevhid bitirir. Normal şartlarda yetmiş bin tevhid, onaltı-onyedi saatte biter. Birinci gün onaltı-onyedi saatte biter. ikinci gün onsekiz saate çıkar, ondokuz saate çıkar. Neden? Yorar insanı içersi. Üçüncü gün yetmişbin tevhid yirmi saatte çıkar. Eğer bir derviş disiplinliyse, uykusunu da disiplin etti, boş boş oturmadı, zikrullahını bitamam disiplin etti. Bak birinci gün onaltı-onyedi saatte, ikinci günü onsekiz saatte, üçüncü günü de yirmi saatte anca bitirir dersini ama bir sufi ile karşılaşmıştım. işte bilmem kaç bin tane işte Allah ismi çekiyor. Dedim nasıl çekiyorsun bunu? Nasıl yani dedi. Dedim basbayağı. Yani her gün bunu dedim çekmen mümkün değil. Dedim itikafa hani girmemiş bir kimse olmuş olsam, belki diyeceğim ki çekecek. insanın ikinci günü dili ağırlaşır. Dilini hareket ettirmekte zorlanırsın. Üçüncü gün dilin var mı yok mu diye bakarsın. Bir kontrol edersin. Üçüncü gün dilini kontrol edersin var mı yok mu diye ama bu arkadaş bana dedi ki ya biz dedi tesbihi alıyorlarmış imamiyetinden Allah, yarısı gitti. Allah, bir yarısı daha gitti, yüz tane çekilmiş olurmuş. Dedim kim kimi kandırıyor ya! Öyle bir şey mi olur! Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri Sübhanallah Elhamdülillah Allahuekber derdi tesbihi bitirirdi. Saydı otuzüç tane. Otuziki değil, otuzdört de değil, otuzüç tane. Tek tek. Dedim tek tek çekilir. Oturacaksın, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah….. Aynı zamanda da kalbini çalıştırmak istiyorsan, kalbe oturmasını istiyorsan, nakşibendilerin adabını da yapacaksın. Ne yapacaksın? Bir nefes alacaksın, dil oynamayacak nefes aldığında. Başlayacaksın kalben la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah…Yirmibir sefer kalp la ilahe illallah diyecek, tek nefeste. Bu, kalbi çalıştırma metodu. Nefes al yirmibir sefer tevhit çek, nefes al yirmibir sefer tevhid çek, nefes al yirmibir sefer tevhid çek, Nefes al, yirmibir sefer tevhid çek.

Aslında bu aynı zamanda da insanı uyanık tutar içerde, uyku bastırmaz çünkü insanı. Uyku bastıği anda hemen git burnuna su çek. itikafta olanlar, gece vird çekenler, çok az da içinizde! Çok az! Dervişler, gece zikriniz çok az! Televizyona var, Twitter’a var, Facebook’a var, zikrullaha yok. Çok az! Oturacaksınız, bir derviş’in gece zikri olur. Gece zikirsiz derviş olmaz. On dakika, yirmi dakika da olsa gece zikrullah yapacaksınız. Herkes yatacak, el ayak kesilecek. Otur on dakika yap ya! Beşbin tevhit yapma, üçbin tevhit yapma, ikibin tevhit yap. Kalbi çalıştır. Dediğimi yap. Şimdi bile deneyin. Kim yirmibir sefer la ilahe illallah diyecek oturduğunuz yerden ve

böylece o kimse içerde dünya kelamı konuşmaz. Dünya kelamı konuşmaz. Üç gün beşeryüz çekerken üç gün içerisinde Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini görürse, sesini işletirse, geliyor derlerse, onunla alakalı bir işaret olursa, dördüncü gün onbin salavatı şerife çekecek. Beşinci gün yüzbin Lafza-i Celal, Ya Allah. Tesbihi alacak Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah….. Eğer üstadı ona icazet verdiyse, evladım sana gelir birisi vird verirse, o virdi çek derse, bir daha artı virdler gelir. O ne? Abdülkadir Geylani hazretleri gelir, bin tane bundan çek arada, bunlar ekstra. Ne dedi işte Hayyul Kayyum Allah çek derse, bin tane başlar Hayyul Kayyum Allah, Hayyul Kayyum Allah, Hayyul Kayyum Allah, Hayyul Kayyum Allah… Birisi geldi mi arkası sökülür. Tak, başka bir pir efendi daha gelir. Der ki ben de sana bin tane örneğin işte Ya Hay verdim. Bin tane Ya Hay,Ya Hay, Ya Hay, Ya Hay… arkası kesilmez zaten onun artık. Yandı çıra gibi oğlanın başı. Gelen giden ona bir şey yapıştırır gider artık. Benden şunu çek, o der ki benden bunu çek.. Uçan kaçan… Ne kadar varsa toplanır, bütün pir efendiler de gelebilir. Bir gün biri gelir, bir gün biri gelir, bir gün biri gelir. Bir bakmışsın bir enstantane, savaştasın. Bir bakmışın farklı bir enstantane farklı bir yerdesin. Kalır elin böyle senin. Taşlar önünde bir bakarsın ki kaç beşbinde kalmışım! Ne kadar kaldığın belli değil. Saat tutmuyorsun, vakit tutmuyorsun, ne olduğunu bilmiyorsun, ders yetiştireceğim.. Başlıyorsun yine la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah… gitti gene! Haydi, başka yerdesin! Allah hepinize nasip etsin ama boş durmakla olmaz. Koşacaksınız, aka caksınız, Allah için kendinizi disiplin edeceksiniz. Gecenizi boş geçirmeyeceksiniz. Televizyonla geçirmeyecektiniz. Telefonla, tabletle, bilmem onunla bununla geçirmeyeceksiniz. Geceyi zikrullahla geçireceksiniz. Öyle eşlerinize hakaret ederekten olmaz. Etrafınıza bağırıp çağıraraktan, olmaz, olmaz! Kendinizi disiplin edeceksiniz.

“ Halk sensiz ışığımız yok; sopasını tutup yeden biri olmayınca körün

halini nic’olur.”

Hakikate ram olmayanlar, işin zahirine bağlı olanlar, üstadlarını görmeyince sıkıntı yaşarla ama hakikaten ram olanlar, gözlerini yumduğunda üstadlarını görenler, böyle olmazlar. Kalben görüşenler, konuşanlar böyle olmazlar.

“Lütfet de Allah için olsun bundan fazla senden ayrı bırakma bizi.”

Bir kimse bir üstadı gerçekten severse, muhabbet beslerse, ondan hayır-

lıya canı dayanmaz.

“Biz çocuklara benzeriz; dadı sensin bize; gölgeni sal başımıza dedi.”

Bir üstat dervişlerin dadısı gibidir. Onları kur’an ve sünnet dairesinde sevk ve idare etme, onları haramlardan uzaklaştırma, onları kur’an ve sünnet çizgisinde yürütmekle mükelleftir. Derviş üstadından maddi manevi uzak kalırsa, yolunu şaşırır. Derviş üstadından maddi manevi ayrı düşerse, kurt kapar onu. Allah muhafaza eylesin.

“Oysa, canım dedi, dostlardan uzak değil; fakat halvetten çıkmama

O dedi ki ben dostlardan uzak değilim. Ben sizlerden uzak değilim ama bana halvetten çıkmak yasaklandı dedi, kendince. Çünkü bir velinin halvetinin ne kadar süreceği, velinin kendi ihtiyarında değildir.

El Fatiha maassalavat.

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı