Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 54

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 54/60

Sufilerin hal dervişleri neden kendilerini çabuk toplarlar?

En tehlikeli nokta. O yüzden sufilerin hal dervişleri kendilerini çabuk toplarlar. O zikrullahada oturur öce işte tevhidde değilim ki başlangıçta o üstadını gördü, ondan sonra Abdülkadir Geylani hazretlerini gördü, zikrullah devam ediyor, ooo işte melekler geldiler, iyi ala, pir efendiler geldi. Bunlar hayal değil. Bunları konuşmaktan da korktular hep. Herkes dedi ki bunlar uçuyorlar, ya böyle bir şey mi var, bunlar kafayı kırmışlar, bunlar deli. Ondan sonra herkes işitçi oldu. Ondan sonra herkes vahabi selefi oldu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 515-524. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın yalnızlığına ne dikkat çekmektedir?

Bir tek kulak dahi yok ki onu anlatsın. O da anlasın. Bir tek kimse yok ki kalbi neşvu neva bulmuş. Kalbi Cenab ı Hakkın sıfatlarının tecelligahı olmuş. Bir tek kimse yok ki onun aşkıyla aşklanmış, aşkın kendisi olmuş. Hani Hazreti Mevlana ilk onsekizde diyor ya, ne diyor? Bir kimse isterim. Ben diyor her yerde ağladım, her yerde sızlandım, öyle bir kimse isterim ki diyor, benim bu derdimle derlensin. Beni anlasın, Aynı şeyi söylüyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 515-524. Beyitler Şerhi

Vezirin dinin içerisinde fitne çıkarmak istediği?

O da dedi ki ‘a padişahım, ben o işte ilgileniyorum. Ben dinin içerisinde fitne çıkaracağım, dindarlığı, fitneye boğacağım. Fitneye boğacağım. Dinde fitne çıkaracağım. Hadisi şerif: ‘fitne uykudadır.’ Fitne uykudadır. Bunu uyandırmamak gerekir. Bir toplulukta fitne çıkarmak bir cemaatte fitne çıkarmak, bir memlekette fitne çıkarmak, ümmetin içerisinde fitne çıkarmak, Allah muhafaza eylesin. Fitne ne? Eğer işe islam dairesinden bakarsak, kur’an ve sünnetin dışındaki her şey fitne, din fitnesi. Memleket fitresi ne? Bir memleketin hayrına, bir memleketin iyiliğine, güzelliğine, doğruluğuna, gelişmesine, faydalı olacak bir şeye karşı çıkıyorsan, memlekette fitne çıkarıyorsun. Fitne, bir şeyin hayrına olmayan şey, hayırmış gibi görünüp şer çıkarmak. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 458-467. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ilimlerdeki konumu nedir?

Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretlerinin sekiz ilim dalından diploması var. Buna fizik, kimya, matematik dahil. Yani normalde sadece hadisçi değil, sadece fıkıh alemi değil. Hz. Mevlana günün en iyi fıkıhçıları kadar fıkıhçıydı, fakihti, günün tefsircileri kadar tefsirciydi, günün hadisçileri kadar hadisçiydi. Mesnevi’de altıbinin üzerinde hadis var. Mesnevi’de dörtbinin üzerinde ayet i kerime var. Mesnevi’de akaid var. Mesnevi’de kelam var. Mesnevi’de cebriyecilere, haricilere, mesnevide kaderiyecilere cevaplar var.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 449-457. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin mesnevi’sinde hangi konular yer alır?

Mesnevi’de altıbinin üzerinde hadis var. Mesnevi’de dörtbinin üzerinde ayet i kerime var. Mesnevi’de akaid var. Mesnevi’de kelam var. Mesnevi’de cebriyecilere, haricilere, mesnevide kaderiyecilere cevaplar var.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 449-457. Beyitler Şerhi

Ne yapmış o günün insanları?

Allah Allah! Hz. Mevlana sekizyüz yıl öncesinden söylüyor. Dinini de ona teslim etmişler, sevgilerini de ona teslim etmişler. Tapşırdı diyor, yani taptı, o kimseye taptılar. Kur’an ve sünnete bakmadılar. Hocalarına taptılar. Kur’an ve sünnete bakmadılar. Şeyhlerine taptılar, Kur’an ve sünnete bakmadılar. Birisi mehdiyim dedi, ona taptı. Kur’an ve sünnete bakmadı. Birisi nebiyim dedi, o da ona taptı. Kur’an ve sünnete bakmadı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 449-457. Beyitler Şerhi

Yol kesici kimdir?

Bir mürşid-i kamile gidenin yolunu kesen, yol kesici mahşerde hesabını veremez. iki ayaklı şeytanın işini yapıyorlar. iki ayaklı şeytanın işini yapıyorlar. Şeytanın mesleği ile mesleklenmişler. Kim birisinin zikrullahına mani oluyorsa, şeytanın işi ile iştigal ediyor. Kim birisinin namazına mani oluyorsa, kim birisini namazdan soğutuyorsa, kim birisini zikirden soğutuyorsa, kim birisini cemaatten, cemiyetten soğutuyorsa, kim birisini kur’an ve sünnet yolundan alıkoyuyorsa, şeytanın işini yapıyor . Yol kesici, veremez hesabını. Hesabını veremez. Veremez! Buraya sohbet dinlemeye gelen bir kimseyi, birisi yaptıklarıyla pusturuyorsa, onun burdan gitmesine sebep oluyorsa, yol kesici. Yol kesici!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 447-448. Beyitler Şerhi

Yol kesicilik ne demektir?

Yol kesmeyin. Yol keserseniz firavundan daha şedid günahınız. Yol keserseniz nemruttan daha şedid günahınız. Yol kesmeyin. Yol kesici, birisi kur’an ve sünnet üzerinde soru işareti belirtiyorsa, yol kesici adam. Ölçü konuş. Adam bir yere gitmiş. Derviş olmuş. Kime bağlandın? Bana öyle diyorlardı. Kime bağlandın? Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi’ye. Hııı! Hani alaya alıyor. Allah, bir iki böyle baktım. Ah! Alay konusu gibi. Bizde böyle yeni dervişiz ya böyle, dervişlik yapacağız böyle işte. Gene birisi böyle sordu. Kime bağlısın dedi. Nevşehirli Abdullah Efendi’ye. Heee yaptı. Ne oldu lan dedim ben. Durdu bu şimdi. Ne öyle alayvari konuştun dedim, ne alay vari davrandın! Kaldı şimdi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 447-448. Beyitler Şerhi

Koku da onu bir mahalleye ulaştırır.” Ha, burun neymiş?

“Burun ona derler ki bir koku alır. Koku alacak. Burun din kokusu alacak. Burun maneviyat kokusu alacak. Burun peygamber kokusu alacak. Burun veli kokusu alacak. Burun sufilik kokusu alacak. Burun evliya kokusu alacak. Burun buram buram islam kokusu alacak. Buram buram mümin kokusu alacak. Burun ona derler. Yemek istiyorsun, nasıl yemeğin kokusunu alıyorsun ya, gidiyorsun ya yemeğe doğru, kokla etin kokusunu. Alıyor musun? Alıyorsun. Dinin kokusunu da alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan, dinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan velinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsa burun, peygamberin de kokusunu alacak. Peygamber kokusu almayan burun burun değil. Zikrullah kokusu almayan burun, burun değil. Din kokusu almayan burun burun değil. Evliya kokusu almayan burun, burun değil. O burun, koku alacak. Ne yapacak? Seni bir mahalleye sürükleyecek. Seni hakikate sürükleyecek. Seni dine götürecek. Seni maneviyata götürecek. Seni Allah’a götürecek. Seni Resulullah’a götürecek sallallahü ve selleme.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi

Koku almayan bir burun ne demektir?

“Kim koku almıyorsa burunsuzdur.” Kim koku almıyorsa burunsuzdur. Burnun olsa ne olacak? Koku almıyorsun. Usta Kayhan döner de çakmış döneri kocaman, penceresini de açmış. Ordan Kahhan camiinden aşağı doğru koku gidiyor. Sen o kokuyu alıyorsun, usta da gülüyor ordan şimdi. Kokuyu alıyorsun sen, oh döner mis gibi koktu, bursa döneri, harika. Ee, başka? Caminin kokusunu almıyor ordan. Orda cami var, namazın kokusunu almıyor. Namaz var, namazın kokusu yok. Allah muhafaza eylesin. ‘Kim koku almıyorsa burunsuzdur.’ Burnu olsa dahi, burnun koku almıyor. Ne işe yarar? Bende burun var. Bende koku şeyi yok mesela öyle hassasiyetim yok benim. Çok kötü kokması lazım ki o zaman anlayayım. Öbür türlü ben anlamıyorum, benim burnum fazla kokudan. Hatta bana diyorlar bir şey korktun mu? Ben yapıyorum, yok diyorum, ben bir koku almadım diyorum. Allah Allah, bir şey kokuyor mu diyor. Çok ağır kokarsa diyorum, ben anlıyorum. Çok ağır kokmazsa anlamıyorum diyorum ben. Ağır, ağdalı korması lazım her ne kokacaksa. Öbür türlü anlamıyorum ben. Bunun gibi, e burnum yok gibi benim. Neden? E almıyor koku, bunun gibi. Haaa, dini olarak da koku almıyorsan, o zaman senin burnun koku almıyor. Yok hükmünde. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi

Koku ne anlama gelmektedir?

“Koku da dini kokudur ancak.” Koku da neymiş? Gerçek koku, din kokuyormuş. “Koku alıp da buna şükretmeyen, nimete kafir olmuştur. Kendi burununu kırmıştır.” Koku aldın. Dini kokuyu aldın. Din kokusunu aldın. Allah kokusunu aldın. Resulullah sallallahu ve sellem kokusunu aldın. Maneviyat kokusunu aldın. Buna şükretmiyorsan, buna hamdetmiyorsan, bunu yerine getirmiyorsan gereğini, sende nimete kafir oldun. Ay, rüyanda gördün ama bir işin ver, bir işin var gidemedim bir türlü. Vay ben hocam rüyamda gördüm sizi ama ben yapar mıyım yapamaz mıyım diye düşünemiyorum. işte bir türlü karar veremiyorum. Yapamazsın sen. Nimete şükrün yok. Sana bir nida gelmiş, sana bir mektup gelmiş, sen mektuba cevap vermiyorsun. Sana bir selam gelmiş. Sen selama cevap vermiyorsun. Sana gökten bir ip sarkıtmışlar, sen ipe cevap vermiyorsun, tutunmuyorsun o ipe. Sana bir perde izletmişle bak, mana var. Bak Hz. Resulullah var, bak Allah’ın velileri var, bak Abdulkadir Geylani var, bak Ahmet Er Rufai var, bak Ahmet el Bedevi, ibrahim Dusuki, Şeyh ebu Hasan el Şazeli var. Bak Hazreti Mevlana hazırlanmış bak bekliyor, gör, seyret. Seyrettin ama senin zamanın yok ya. Senin bu işlere ayıracak zamanın ve vaktin yok. Vah yavrum! Sen nimete şükürsüzsün. Sen nimete küfrettin. Nimete hakaret ettin. Sen ne yaptın? Nimete kafir oldun?

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi

Nimete şükretmeyen kişiye ne denir?

“Koku alıp da buna şükretmeyen, nimete kafir olmuştur. Kendi burununu kırmıştır.” Koku aldın. Dini kokuyu aldın. Din kokusunu aldın. Allah kokusunu aldın. Resulullah sallallahu ve sellem kokusunu aldın. Maneviyat kokusunu aldın. Buna şükretmiyorsan, buna hamdetmiyorsan, bunu yerine getirmiyorsan gereğini, sende nimete kafir oldun. Ay, rüyanda gördün ama bir işin ver, bir işin var gidemedim bir türlü. Vay ben hocam rüyamda gördüm sizi ama ben yapar mıyım yapamaz mıyım diye düşünemiyorum. işte bir türlü karar veremiyorum. Yapamazsın sen. Nimete şükrün yok. Sana bir nida gelmiş, sana bir mektup gelmiş, sen mektuba cevap vermiyorsun. Sana bir selam gelmiş. Sen selama cevap vermiyorsun. Sana gökten bir ip sarkıtmışlar, sen ipe cevap vermiyorsun, tutunmuyorsun o ipe. Sana bir perde izletmişle bak, mana var. Bak Hz. Resulullah var, bak Allah’ın velileri var, bak Abdulkadir Geylani var, bak Ahmet Er Rufai var, bak Ahmet el Bedevi, ibrahim Dusuki, Şeyh ebu Hasan el Şazeli var. Bak Hazreti Mevlana hazırlanmış bak bekliyor, gör, seyret. Seyrettin ama senin zamanın yok ya. Senin bu işlere ayıracak zamanın ve vaktin yok. Vah yavrum! Sen nimete şükürsüzsün. Sen nimete küfrettin. Nimete hakaret ettin. Sen ne yaptın? Nimete kafir oldun?

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın halifesi Hüsamettin Çelebi kimdir?

Hüsamettin Çelebi, asıl Şemseddin-i Tebrizî hazretlerinin dervişidir. Daha gençtir, onun dervişliğinde. Genç olmasına rağmen, çok atak, çok dirayetli, çok maneviyatlı, çok ehil bir kimsedir. Kumaşı temizdir. Harika bir kumaşı vardır. Zaten Hazret i Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretlerinden sonra da posta oturan Hüsamettin Çelebi’dir. Ondan sonra Sultan Velet oturur. Sultan Veled de Şemsettin i Tebrizi hazretlerinin dervişidir, dikkat edin ve Hz. Mevlana bir incelik daha yapıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 430-434. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana mesnevisinde der ki: ‘Ey oğul! Sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör. Hayalin üzerinde varlık, cisim, yürüyebilir mi? Hayal var, hayalin üzerine bir varlık olabilir mi? Acaba Hazreti Mevlana’ya göre bu alem hayalin üzerine bir gölge mi? Hayalin üzerine bir hayal mi ki? Yoksa Arabi’nin bu varlık, hayalden ibarettir dediği şeyi mi temsil ediyor, yoksa daha derinlemesine mi söylüyor?

Arabi orta yere bir taş attı da o Arabi’nin o taşını daha mı ileri attı? Sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör. Bu alem dediği kocaman o kozmos dediğimiz alemse, hayal ve üzerinde yürüyor. Bu alem dediği, bu alem dediği alemden kasıt, alemin nüvesi, çekirdeği hükmünde Adem ise Adyem de mi hayal üzerine yürüyor? Adem’i kendi suretinde yarattığına göre, hangi varlığın boyutunda kendi suretine göre yarattı da o zaman vücudun öyle bir varlığın, öyle bir makamı var da orası da hayal üzerine mi acaba.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Kuş yücelerdedir. Gölgesi vurduysa ve yücelerdeki kuşu avlamak mümkün değil ise ve yücelerde ki kuşu biz ok dahi atamıyorsak, Hz. Mevlana’nın yücelerdeki kuştan kastı ne ki? O kuşun bu aleme gölgesi düştüyse okuştan neyi kastetti acaba?

Ne zevk değil mi Yunus? Sufilikte zevk bir anlık değildir, tesbih gibi an an arkasından gelmeli. O zevkten zevke geçerekten, halden hale geçerekten sarhoşluğu hiç bitmez, hep sarhoştur. Ayılmaktan korkar onlar. Ayılırsa sevgiliyi gözünün önünde göremez.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Bir kuş hayal edin nedir?

Şimdi bir kuş hayal edin, yücelerde uçsun, hiç konmasın. Bir kuş hayal edin. Mekanı olmayan. Bir kuş hayal edin. Mekanı olmayan. Bir kuş hayal edin sıfatları bilinmeyen. Bir kuş hayal edin, adı var sıfatları var, kendisi bilinmeyen. Bir kuş hayal edin, siz onun üzerine ne koysanız o değil denilen. Bir kuş hayal edin, gölgesi her daim durduğu yerde durmuyor, her an uçma halinde, ne tarafa dönerseniz dönün, onun gölgesiyle karşılaşıyorsunuz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Ne tarafa bakarsanız bakın kuşun gölgesi sizin önünüzde uçuyor ve cilveleniyor size ve size kanatlar çarpıyor, olmuyor size nağmeler döküyor, olmuyor size böyle enteresan cilvelerle cilveleniyor.

Bir Kuş düşünün, onu avlamamak için insan kendini zor tutar. Öyle değil mi? Bir kuş düşünün, bu noktada herkes kendi hayalinin peşine koşuyor şimdi. Deminden beri böyle koyun kenara, koyun kenara, koyun kenara dediklerimden bir tanesini kendinize alın, sohbeti dinlediyseniz. Dinlemediyseniz hangisi diye soracaksınız zaten. Ben de diyeceğim ki mesnevinin başı olan dinleyi dinlememişsin sen.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Mevlana, mesneviye göre, mesnevideki işareti, insanı hakikate götürecek olan gölge, zamanın velileri midir?

Ama kendine öyle bir gölge bulamadıysan bil ki ahmaklar gibi senin okluğunda okun kalmayacak. Aklını devşir de bu sohbeti dinledikten sonra aklını devşir. Bu sohbeti dinledikten sonra kendine gel. Hangi sahte gölgelerin peşine düştüğünü gör. Seni hakikate götürecek bir gölge bul. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki seni hakikate götürecek bir gölge bul ama Hz. Mevlana, mesneviye göre, mesnevideki işareti, insanı hakikate götürecek olan gölge, zamanın velileridir. O zaman sen de bu zamanın velisini bul da o Allah’ın gölgesidir çünkü seni hakikate ulaştırsın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Her gününe sen ne yaptın?

Demek ki ömürden her zaman birimi, bir ok. Kaç yıllık ömür verildi, seksen yıllık, bilinmiyor. Seksen yıllık bir ömür okluğu var. Her gününe bir ok koydun. Bir sahte gölgenin peşinden koştun. Dünyanın heva hevesin, fuhşun, kumarın bu noktada seni Allah’tan uzaklaştıracak gölgelerin peşine düştün. Her gününü sen boş hayallere, boş kuruntulara kurban ettin. Ömür okluğunu boşa harcadın. Ömür okluğunu sen heva hevese harcadın. Ömür okluğunu şeytana harcadın. Ömür okluğunu namazsızlığa harcadın, oruçsuzluğa harcadın. Ömür okluğunu haramlara harcadın. Ömür okluğunu günahlara, kötülüklere, yanlışlıklara, eksikliklere harcadın. Ömür okluğunu sen Allah’a düşmanlığa harcadın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine aykırılığa harcadın. Ömür okluğunu sen nerde içki içerim, nerde kumar oynarıma harcadın. Ömür okluğunu sen nerde fitne fücur çıkarırım ona harcadın. Ömür okluğunu sen kimin namusuna dil uzatırım için harcadın. Ömür okluğunu sen hangi kızı kandıracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen hangi oğlanı baştan çıkaracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen nefsine harcadın. Beni sevsinler, beni tanısınlar, beni bilsinlere harcadın. Ömür okluğunu şeytana gaflete, heva hevese harcadın. Ömür okluğunu sen gösterişe harcadın. Sen ömür okluğunu Allah’a harcamadım. Allah’a harcasaydın, hakikate erecektin çünkü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Ne dedi mevlüthan Süleyman Çelebi: ‘aşk ile bir kez Allah dese o lisan, dökülür cümle günahları misli hazan.’ Sen ömür okluğunu Allah’ı tanıma, onu bilme, onu zikretme, onu tesbih etme, onu tenzih etmeye harcamadın.

Sen ömür okluğunu çoluğunu, çocuğunu, kur’an ve sünnete göre yaşatmaya harcayamadın. Sen ömür okluğunu kur’anı anlamaya, kur’an’ı yaşamaya, harcamadın. Sen ömür okluğunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmaya harcamadın. Onun haliyle hallenmeye harcamadın. Sen ömür okluğunu yarın düğünde ne giyineyim, nasıl bir kıyafet tercih edeyim ki bütün herkes bana baksın, ben yarın çarşıya çıkarken ne giyeyim ki herkes dönsün bana bir daha baksın, ben yarın nasıl sema edeyim de herkes dönsün bana ne semazenmiş desin, ben nasıl bir zikrullah yapayım da bütün dergah gözünü bana çevirsin, ne aşıkmış ya, ne zikrullah yaptı desinlere harcadın. Sen ömür okluğunu harama daldın, Allah’ın lanetlediği işe dalaraktan harcadın. Sana yapma dedim, yaptın. Gitme dedim, gittin. Sana o eve bir daha girme dedim, girdin. Ömür okluğunu harcadın. Şimdi kapıda durmanın bir anlamı yok. Yapma dediğimi yaptın. Affettim, bir daha girme oraya dedim, girdin. Affettim, bir daha yapma dedim, yaptın. Şimdi seni seviyorum deme. Ömür okluğunu bir seferde harcadın, bir seferde!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Aaa, o zaman kimseye yüklenecek yük yok mudur?

Aaa, o zaman kimseye yüklenecek yük yok. Cüzi iraden senin. Yol seçimi senin. Ashaptan bir kısmı cihada giderken, oturmayı seçen sensin. Zikrullah orada dururken, evinde oturmayı seçen sensin. Yapma, bu haramı işleme denilirken haram işleyen sensin. Ömür okluğunu sen bitirdin. Bir başkası değil. Bir başkası değil. Bir başkası değil, sen bitirdin. Nefsine uyan sensin, yanlış yapan sensin, lanetlik işle uğraşan sensin. Allah’ın lanetine uğrayacak olan da sensin. Bir başkası değil. O zaman işte Hz. Mevlana diyor ki ahmaklar, ahmak ahmak, ahmak! Ahmak nedir? Pozitif aklını çalıştırmayan insanlar, pozitif aklını.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

Kalbin arılığı ve temizliği kaybeden birinin durumu nedir?

Bazı sufiler, bazı ehl-i tasavvuf , ruh nefsin sanki tasallutundaymış gibi gösterirler. Ruh latiftir, ruh Allah’ın malumu, Allah’ a ait olan, Allah’ın üflediği birşeydir. Onun üzerinde nefsin tasallutu olmaz. Nefsin tasallutu, o kimsenin kalbinin üzerinedir. Burdaki kalpten kastım, insanın göğüs kafesinde bulunan boşluk. Siz buna vicdan da diyebilirsiniz. Siz buna insanın manevi mekanizmasının merkezi diyebilirsiniz. Bunu dil ile anlatmak biraz güç. işte bu kalp arılığını, temizliğini, kaybederse o vücuttaki güzellik, naiflik, hoşluk, tatlılık o kimsenin kendi içerisinde, kendi üzerinde bulunan gücü, kuvveti hiçbir şeysi kalmaz. Hiç birşeysi! Mesela bunu sufiler kendi dairelerinde kendileri görmüşlerdir. Öyle halleri olur, Yarabbi dediğinde, Cenab ı Hak onun o Yarabbi deyişinin karşılığını veririverir hemen. Bu o esnada o kimsenin kalbinin arılığındandır. Kalbi arı olduğundan, Cenab ı Hak onun dilinden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun gözünden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun elinin işaretini yerine getirir. Allah’la arasında öyle bir yakınlık, Allah’la arasında öyle bir ilişki söz konusu olur ki, Cenab ı Hak ona hayır kelimesini unutturur. Allah ona hayır demez. Allah onu ötelemez hiç. Yarabbi dediğinde Cenab ı Hak söyle kulum der. Bu o kimsenin kalbiyle alakalı. Sakın şöyle düşünmeyin. Yani bir kimse namaz da kılmasa, oruç da tutmazsa kalbi temiz olacak. Hayır! Kalbi temiz olan, namaz kılar. Kalbi temiz olan, oruç tutar. Kalbi temiz olan, iyilikler yolundadır, kalbi temiz olan! Kalbi arı olan, Allah’la yakındır. Allah’la yakındır! Kalbi arı olan zikrullahla yakındır. Kalbi arı olan Allah yoluyla yakındır. O zaman burda önemli olan, o kimsenin kalbinin Allah’a yakın olması. Bu da ibadetleri terk etmekle mümkün değil. ibadetler, kalbi arılama yoludur aynı zamanda. işte diyor o kimseye gökdere gidecek bir yol da kalmaz ona. Artık onun bu kalbi arılığının kalmadığından dolayı, o kimsenin duası göklere gitmez. O kimsenin ibadeti göklere gitmez. O kimsenin gözyaşı göklere gitmez. O kimse ne olur? Dünyada kalır. Dünyada sıkışır kalır. Dünya kabir gibidir, dünya kabir gibidir! O kimse dünyanın içerisinde, hatta dünyanın içerisinde bir bölgede, bir beldede, bir yerde, bir menfezde sıkışır kalır o. Nasıl ruh bedene girince özgürlüğünü kaybediyor, sıkışıyor, kalıyor, ruh için beden bir kabirse, nasıl insanoğlu normalde vefat ettiğinde kabre giriyor, orda esirse o kimse, işte böyle bir kalbi arılığını kaybeden insanlar da bu dünyaya esir olurlar. O kimse dünyanın içerisinde de dolaşamaz. O kimse semalara, yani gökyüzüne uruc edemez. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, miraç etmişti. Oysa sahabeler uruc etmişlerti. Sahabeler gökteki meleklerin seslerini dinlerlerdi, sahabeler gökteki meleklerin kuran seslerini dinlerlerdi. Sahabeler henüz daha ayet i kerimede vahiy olarak gelmeyen ayeti kerimeyi dinlerlerdi. Cenab ı Hak onların kulaklarını bu noktada açardı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi

Kalbin arılığı ve temizliği kaybeden birinin manevi durumu nedir?

Bazı sufiler, bazı ehl-i tasavvuf , ruh nefsin sanki tasallutundaymış gibi gösterirler. Ruh latiftir, ruh Allah’ın malumu, Allah’ a ait olan, Allah’ın üflediği birşeydir. Onun üzerinde nefsin tasallutu olmaz. Nefsin tasallutu, o kimsenin kalbinin üzerinedir. Burdaki kalpten kastım, insanın göğüs kafesinde bulunan boşluk. Siz buna vicdan da diyebilirsiniz. Siz buna insanın manevi mekanizmasının merkezi diyebilirsiniz. Bunu dil ile anlatmak biraz güç. işte bu kalp arılığını, temizliğini, kaybederse o vücuttaki güzellik, naiflik, hoşluk, tatlılık o kimsenin kendi içerisinde, kendi üzerinde bulunan gücü, kuvveti hiçbir şeysi kalmaz. Hiç birşeysi! Mesela bunu sufiler kendi dairelerinde kendileri görmüşlerdir. Öyle halleri olur, Yarabbi dediğinde, Cenab ı Hak onun o Yarabbi deyişinin karşılığını veririverir hemen. Bu o esnada o kimsenin kalbinin arılığındandır. Kalbi arı olduğundan, Cenab ı Hak onun dilinden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun gözünden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun elinin işaretini yerine getirir. Allah’la arasında öyle bir yakınlık, Allah’la arasında öyle bir ilişki söz konusu olur ki, Cenab ı Hak ona hayır kelimesini unutturur. Allah ona hayır demez. Allah onu ötelemez hiç. Yarabbi dediğinde Cenab ı Hak söyle kulum der. Bu o kimsenin kalbiyle alakalı. Sakın şöyle düşünmeyin. Yani bir kimse namaz da kılmasa, oruç da tutmazsa kalbi temiz olacak. Hayır! Kalbi temiz olan, namaz kılar. Kalbi temiz olan, oruç tutar. Kalbi temiz olan, iyilikler yolundadır, kalbi temiz olan! Kalbi arı olan, Allah’la yakındır. Allah’la yakındır! Kalbi arı olan zikrullahla yakındır. Kalbi arı olan Allah yoluyla yakındır. O zaman burda önemli olan, o kimsenin kalbinin Allah’a yakın olması. Bu da ibadetleri terk etmekle mümkün değil. ibad, kalbi arılama yoludur aynı zamanda. işte diyor o kimseye gökdere gidecek bir yol da kalmaz ona. Artık onun bu kalbi arılığının kalmadığından dolayı, o kimsenin duası göklere gitmez. O kimsenin ibadeti göklere gitmez. O kimsenin gözyaşı göklere gitmez. O kimse ne olur? Dünyada kalır. Dünyada sıkışır kalır. Dünya kabir gibidir, dünya kabir gibidir! O kimse dünyanın içerisinde, hatta dünyanın içerisinde bir bölgede, bir beldede, bir yerde, bir menfezde sıkışır kalır o. Nasıl ruh bedene girince özgürlüğünü kaybediyor, sıkışıyor, kalıyor, ruh için beden bir kabirse, nasıl insanoğlu normalde vefat ettiğinde kabre giriyor, orda esirse o kimse, işte böyle bir kalbi arılığını kaybeden insanlar da bu dünyaya esir olurlar. O kimse dünyanın içerisinde de dolaşamaz. O kimse semalara, yani gökyüzüne uruc edemez. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, miraç etmişti. Oysa sahabeler uruc etmişlerti. Sahabeler gökteki meleklerin seslerini dinlerlerdi, sahabeler gökteki meleklerin kuran seslerini dinlerlerdi. Sahabeler henüz daha ayet i kerimede vahiy olarak gelmeyen ayeti kerimeyi dinlerlerdi. Cenab ı Hak onların kulaklarını bu noktada açardı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi

Sufilerin kalplerine bakmalarının nedeni nedir?

Hani sufiler sema ederken, kalplerine bakarlar. Onun kalbine bakması, öyle dandikden üfürükten olmayacak. Kalbine baktın. Kalbine baktığında ne gördün kalbinde? Eğer kalbinde Allah’tan başka şeyler gördüysen, yan Allah dön Allah! Sufi bakar kalbinde ne var. Allah’ın zikri mi var? Sufi kaç para, kaç para diye dönmez oyüzden. Ne zaman sema bitecek ya, ne yapmaya geldim ki buraya. Zorla mı çağırdık seni! Ya ben bugün gelmeyecektim aslında, işim vardı ya, bu sırada nerden çıktı. Gelmeseydin keşke! Gelmeseydin. Ya şu kız da bana bir baksa, ben nasıl sema ediyorum. Gözün çıksın senin! Koy semazen fotoğrafını facebooka, kızlar sana yazsın. Elin kırılsın! Kalbin patlasın! ihanet bunlar, ihanet ihanet! Sufi bakar kalbine, kalbinde onun der ki Yarabbi, senden başka hiçbir şey olmasın. Kalbine bakmak o, her halinde, her daim uyanık olmak, her halinde her daim temiz kalmak, her halinde her daim hep gözetmek. Ribat bu, rabıta bu! Rabı, iyi, otur şeyhini onbeş dakika düşün, bitti rabıta! Hayır, yok böyle bir rabıta. Bunlar uydurulmuş rabıtalar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana Ashab-ı Kehf’e ne demektedir?

Hz. Mevlana Ashab-ı Kehfliğe özenirken burda, sakın sufiliği dünyadan el etek çekmek, dünya ile alakalı hiçbir şeyle karışmamak olarak algılamayın. Hz Mevlana, mesnevisinde dünya sevgisi bize kötülendi. Hani dünya cifedir hadis i şerifini, dünya sevgisi bize kötülendi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 406-409. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 406-409. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?

Mevlana Ashab-ı Kehfliğe özenirken burda, sakın sufiliği dünyadan el etek çekmek, dünya ile alakalı hiçbir şeyle karışmamak olarak algılamayın. Hz Mevlana, mesnevisinde dünya sevgisi bize kötülendi. Hani dünya cifedir hadis i şerifini, dünya sevgisi bize kötülendi. Allah yolunda altın, gümüş harcamak methedildi der. O zaman Allah yolunda altın ve gümüş harcayabilmen için senin, dünya dairesinde, dünya şartları içerisinde, makul dairede, çalışman gerekir. Zekat verin, emirdir. Sizin zekat verebilmeniz için, zekat verebilecek hale gelmeniz gerekir. islam dünyasında hiçbir sufi anlayışta, hiçbir sufi anlayışta, çalışmamak yoktur. islam dünyasının içerisine, başka kanallardan gelen, kur’an ve sünnete uymayan sufi algısı ve anlayışları, yanlış anlaşılmış, dünyadan elini eteğini çekerekten, hiçbir iş yapmadan, tembelliğe, aymazlığa, uyuşukluğa, yeni gelişmelere, yeni çalışmalara, kapılarını kapatmışlar. Bizim sufi anlayışımız, bizim tasavvuf anlayışımız, bizim din anlayışımız bu değildir. Zekat verin, emirdir. Her müslüman muhakkak zekat verme noktasına gelmekle mükelleftir. Bu çalarak, çırparak, ondan sonra dolandıraraktan, insanların hakkına, hukukuna riayet etmeden olacak bir şey değildir. Allah rızası için, fisebilillah için, Yarabbi zekat verecek hale gelmek için, hep beraber böyle niyet edip, çalışıp, biz zekat verme noktasına gelmekle mükellefiz. Şöyle bir sufi anlayışı yok, bir adamın işi yok gücü yok, ne bileyim işte etraftan dileniyor, isteniyor, böyle kendi dervişliğini, kendince sufiliğini, geçim kapısı yapmış veya kendi dindarlığını, geçim kapısı yapmış veya kendisinin bir tarikat ehli olması, cemaat ehli olması, dini noktada çalışıyor olması, bir yerde böyle hizmet etmesi, kendisi için geçim kapısı olmuş. Bu bizim dinimiz değil. Bu Bizim Yolumuz değil. Hz. Mevlana, Ashab-ı Kehf gibi olmak isterdim derken, dünya sevgisinden uzaklaşmak isterdim, dünya sevgisinden uzaklaşaraktan, Allah yolunda daha fazla çalışmak isterdim. Sakın ha! Dikkat edin, bugün müslümanların başına bombalar yağıyor. Bunun sebebi müslümanların kendileri birinci dairede. Müslümanlar acziyet içinde. Bunun sebebi, kendileri müslümanların. Müslümanlar, fakriyet içinde. Bunun sebebi müslümanların kendileri, kendimiziz biz. Dün istanbul’u fethetmek için o günkü teknolojinin son noktasını kullanan Fatihler yetiştiremediğimizdendir. Biz yetiştiremedik. Biz Ali kuşçuları yetiştiremedik. Kendi kendimize bize öyle bir dini algı oluşturdular. Dini algı bu. Öyle bir sufi algısı oluşturdular. Müslümanlar tembel, çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar, ilme sarılmıyorlar, bilime sarılmıyorlar. Müslümanlar bu konuda kenetlenmiyorlar. Heva ve heveslerine düşmüşler, nefislerine düşmüşler, dedikoduya, gıybete, buğuza düşmüşler. Çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar, mücadele etmiyorlar. Karnımız doydu, bitti işi. Kendin için değil bu. Bir kişinin daha karnını doyur. Kendin için değil, bir öğrenci daha okut. Kendin için değil, git ilimle uğraşan bir tane profesöre de ki şu kansere ilaç bul, ben seni istihdam edeyim bu noktada de, araştırma yap de. Yok Biz kendi kendimize, kendimiz mücadele etmiyoruz. Ondan sonra birisi geliyor bize bir bomba atıyor, biz o bombanın altında zerzebil oluyoruz. Ona bir tane atacak bombamız yok bizim. Bilim olarak yok, ilim olarak yok, onunla savaşacak yüreğimiz de yok, cesaretimiz de yok. Bizde cihat şuuru da kalktı cihadı konuşamazsınız zaten. O büyük deccal sistemi, size cihatı konuşturma. O büyük deccal sistemi, size Allah yolunda canlarınızı vermeyi konuşturmaz. Cihat anlayışını sulandırmaya çalışıyorlar. Niçin? Birisi ölüme gidecek çünkü. Ölüme giderken muhakkak birkaç tanesini de öldürecek çünkü. Aman onlardan bir kaç tanesi ölmesin diye bizim cihat şuurumuzu da değiştiriyorlar. Tarih boyunca değişmemiş bu. Size birisi silahını çekerse siz ondan daha üstün bir silahla onu öldürmek zorundasınız. Birisi size savaş ilan ederse, onunla savaşmak zorundasınız ve onu yenmek zorundasınız. Evet! Müslüman savaşmaz ama müslümanla savaşırsa birisi müslüman onun dersini verir. Hatti aşmaz bir öldürürse bir öldürür. Ayet i kerimede diyor ki hatti aşmayın. Haddi aşmayın ama böyle tam böyle tevafuk ediyor demek ki konular, müslümanları uyutuyorlar, Ashab ı Kehf gibi. Uyuyor müslümanlar. E bebek e, uyuyoruz biz. E Bebek e uyuyoruz. Bir yerde bir şey oluyor ya bizim buzdolabımıza gelmedi bir şey, bizim evimize, mobilyalarımıza da gelmedi, bizim arabalarımıza da gelmedi, biz rahatız. Tamam bitti. Elli yıl sonra senin çocuklarının da başına gelebilir aynı şey. Bu aymazlıkla durursan, yüz yıl sonra senin başına gelir. Şöyle düşünün binaltıyüzlerde, binyediyüzlerde Osmanlı yıkılacağını hesap edebilir miydi? Hesap edemezdi. Binyediyüzlere geldiğinde hesap edebilir miydi? Kanuni Sultan Süleyman, Viyana kapılarından geri döndüğünde, kendince diyebilir miydi bu benim yıkılışımın başlangıcı diye? Öyle kendi kendinize bizden sonrakileri düşünmemezlik edemezsiniz. Bundan yüz yıl sonra Anadolu’da ne olacağını kim hesaplayabilir? Hesaplayamazsınız. O zaman müslümana düşen vazife çalışmaktır. Burda Hz Mevlana’nın Ashabı Kehf’e olan göndermesi, Ashabı Kehf’e olan göndermesi kendince dünya sevgisine tapmakla alakalıdır. Dünyaya tamah edip dünyayı ele geçirmekle alakalıdır. Şan, şöhret, makamla alakalıdır. Hz. Mevlana derki dünya ve dünyadakileri sevmek bize cife gösterildi. Devam eder: “Nuh’un gemisi gibi koru saydı da..” Hani o fırtınanın içerisinde Cenab ı Hak, Nuh’un gemisini korudu. Hz. Mevlana diyor ki beni de Nuh’un gemisi gibi, ne güzel iltica etmiş Allah’a! Bir: Beni bu dünyanın sevgisinden, şatafatından, şatahatından, makamından, mevkisinden, şöhretinden Ashab-ı Kehf gibi korusaydı. iki: Her türlü bela, musibet, sıkıntı, tufan, maddi manevi, bunlardan da Nuh’un gemisi gibi beni kurtarsaydı, muhafaza etseydi, Cenabı Hak o tufanın içerisinde Nuh’un gemisini muhafaza etti. Beni de diyor Nuh’un gemisi gibi muhafaza etseydi, korusaydı “Şu hatırı, şu gözü kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kur- Bu gözümü, kulağımı, böyle aklı ilahlaştırmak, negatif aklı putlaştırmak, negatif aklı putlaştırmaktan beni korusaydın! Bakın negatif akıl dediğimiz şey insanın kendi kendine, kendi düşüncelerini putlaştırmasıdır. Düşüncesini, fikriyatını, bakışını, görüşünü kur’an ve sünnete rametmemesidir. Bir kimse bakışını, görüşünü, düşüncesini, fiiliyatını, kur’an ve sünnete rametmezse, onun bakışı, görüşü, düşüncesi, fikriyatı, ilahlaşmış olur. Onlar küçük ilahlardır. Bunlar da biraz para madde olursa, biraz makam mevki olursa, bunlar bir bakmışsın küçük ilah olmuşlar. işte bu negatif akıldır. Hz. Mevlana da diyor ki bu uyanıklık gibi görünen, bu göz açıklığı gibi görünen, bu normalde işte kendince her şeyi anlıyormuş gibi görünen, negatif aklın tufanından da beni kurtarsaydı, bugün müslümanların ve dünya insanlığının en büyük problemlerinden birisi bu. Müslümanlar da bu negatif aklın tufanına yakalanmışlar. Normalde namazı kendi aklına göre devşirmek istiyor, orucu kendi aklına göre devşirmek istiyor, haccı kendi aklına göre devşirmek istiyor, cihadı kendi aklına göre devşirmek istiyor, sufiliği, dini, dinle alakalı şeyleri, kendi aklına göre devşirmek istiyor. Bencesi böyle olmalı diyor. Hakkında hadis i şerif var diyoruz, hadis i şerifler ne kadar sahih diyor. Bencesi böyle anlaşılmalı diyor. Diyoruz ki 1400 yıldan beri böyle anlaşılmış, böyle uygulamış, hayır onun aklı önde. O diyor ki benim aklıma göre bu ayeti kerime olmaz. Onun aklına göre bu hadis-i şerifte hata var. Onun aklına göre bu kur’an’ın bu sisteminde, sünneti Resulullah’ın bu sisteminde hata var. Negatif akıl dediğimiz şey hakkından nasa dayanmayan dini işlevler fiiller düşünceler Naz Kur’an ve Sünnet bir şey Kur’an ve sünnete dayanmıyorsa, o dini değil. Dini değil! Geçenlerde birisi dedi ki siz zuhr-i ahir kılmıyormuşsunuz dedi benden için, kılmıyorum dedim ben. Kılınması lazım dedi. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri kılmamıştır. Osmanlı uleması fetva vermiş. Böyle baktı, dediki ya nasıl olur böyle bir şey? Ya kardeş dedim, çok basit. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kılmadığı bir namazı kılarsan, arkası gelecek bunun, zaten geliyor. Birisi de üniversiteye giriş namazı çıkarıyor, birisi memur sınavına girme namazı çıkarıyor. Dedim üretir, bir oruç üretir bir kimse. Oruç bildiğiniz oruç üretir. Namaz ürettin mi, ürettin. E oruç da üretirsin. Oruç ürettin mi ürettin. Yemen’de birisi çıktı, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinden önce Yemen’e Kabe yapmaya kalktı. Üretti! Birisi de ne dedi? Atatürk öldükten sonra ey araplar, Kabe sizin olsun, bize Anıtkabirimiz yeter dedi. Üretti! Hatta biz Anıtkabir’i tavaf ederiz dedi. Biz de hacı oluruz dedi. Üretti! Din olarak bir şey ürettiğin zaman, arkası gelir. Birisi bir şey daha üretir. Sen çok makul bir şeymiş gibi söylersin bunu. Çok makuldür, aklına, fikrine, gönlüne, makul gelir senin. Orucu kışın tutuverin demek gibi. Ya bu kimin aklına gelir? Furunlu köyünde, Bayındır’da normalde, bizim Bayındır münbit topraklar, yetiştiriyor elhamdülillah. Yaz tabii, yeni böyle sufiliğe girdiğimiz zaman, o Furunlu Köyü’nde derviş kardeşler oruçlular, kadın-erkek. Orada da bir melami şeyhi var, akraba onlara. Demiş siz bir de oruç tutuyorsunuzdur şimdi demiş. E demiş tutuyorlar. Allah’ın alacağı otuz gün oruç değil mi demiş. Kışın tutuverin, ne yazın uğraşıyorsunuz ki demiş. Allah’ın alacağı otuz gün oruç hakkı için, tutarı yazın, tutun gibisinden. insan böyle bir varlık. Yoksa oruç üretir. Ramazan ayını beklemez, yani ayın konumuna göre beklemez. Ya? Bağlar kışa, her kış oruç tutarsın. Üretir! Adama da bu mantıklı gelir şimdi, aklına uygun gelir. işte Nuh tufanındaki Nuh’un gemisi gibi korunmamış kimse. Atıldı o fırtınanın içerisinde, tufanın içerisinde gidiyor. Nereye gittiğinin farkında değil. Namazları değiştirmeye çalışıyorlar, orucu değiştirmeye çalışıyorlar, ibadetleri değiştirmeye çalışıyorlari akıllarınca. Hz. Ali efendimizin sözü ne kadar güzel, diyor ki aklıma uysaydım ayağımın üstünü mest edecektim, aklıma uyusaydım, mantığıma baksaydım. Benim aklım, benim fikrim, benim düşüncem bana diyecekti ki yani ayağın altını mest et. Neden üstünü mest ediyorsun? Baktığınız zaman akıl, fikir olarak ayağın altı kirlendi. Öyle değil mi? Ayağının altını yıkamak, ayağının altını meshetmek lazım. Ama gördüm ki diyor Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayağının, mestin üstünü meshetti. Bakın din size aklın normalde mantığın karşı tarafına koyuyor sizi. Senin aklın, mantığın diyor ki ayağın altı mesh edilmesi lazım ama din ayağın üstünü mesh ettiriyor. Enteresan bir şey. Aklıyla oynuyor. iman bu noktada aklı kenara bırakmak oluyor. Aklı kenara bırakmazsan negatif aklı o seni çeliyor. O seni başka yere götürüyor. O zaman tufanın içerisine düşüyorsun. Hz Mevlana da diyor ki bu fikir tufanından, bu negatif akıl tufanından, bu etraftaki bir sürü akıl fikir tufanlarından beni Nuh’un Gemisi gibi korusaydın. Çünkü Hazreti Mevlana’nın zamanda haricilik var, kaderiyecilik var, cebriyecilik var, rafizilik var. Bugünkü olduğu gibi. Bugün de islam dünyasında bu haricilerin, rafızilerin kalıntıları var. Bugün bu islam dünyasında haricilerin kalıntıları var. Bugün islam dünyasında net kur’an ve sünnete uygun bir şekilde, bir anlayış bir fikir oturmuş değil. Dışarıdan gelen, yani bunu ilk selefi imamlarını ayırdederekten söylüyorum. Bugünkü selefilik vahhabilik, işid çizgisi var.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 406-409. Beyitler Şerhi

Seyri sülükte yaşanan durumlar nelerdir?

Seyri sülükte yaşanan şeyler, itikaflarda yaşanan şeylerdir. Dervişlerin yaşadıkları hallerdir. Bunların oluşması için haramdan uzak duracak sufiler, haramla irtibatlarını kesecekler. Derslerini, virdlerini dosdoğru çekecekler, ibadetlerini dostları yapacaklar. Allah yolunda koşacaklar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 400-405. Beyitler Şerhi

Sufiler para toplar mı?

Sufiler para toplamazlar. Sufiler para istemezler. Sufiler dini ibadetlerini bir ücret karşılığında yapmazlar. Sufiler para ile hadis okumazlar. Sufiler para ile kur’an okumazlar. Sufiler para ile sohbet etmezler. Sufiler para ile zikrullah etmezler. Sufyiler parayla kitap yazmazlar, dini kitap. Sufiler dini ibadetlerinden ve dini hizmetlerinden bir kuruş para almazlar. Hediye almazlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 389-399. Beyitler Şerhi

Sufilerin zikrullah etmesiyle ilgili bir kural var mı?

Sufiler para ile zikrullah etmezler. Sufiler dini ibadetlerini bir ücret karşılığında yapmazlar. Sufiler para ile sohbet etmezler. Sufiler dini ibadetlerinden ve dini hizmetlerinden bir kuruş para almazlar. Hediye almazlar. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ashabından birisi geldi. Birisi ona kur’an-ı kerim öğretmişti, o kur’an-ı kerimi öğreten kimseye birisi yayını hediye etti ona. Bana Kur’an hediye ettin diye. O kur’an öğreten kimse gitti Hazreti Peygamber Efendimize dedi ki sallallahü ve sellem hazretlerine, bu yayı ben alabilir miyim? Dedi ki Sallallahu Aleyhi Ve sellem , o senin cehennemin olur. Sufiler kaç para diye sema etmezler. Ya burda sema edeceğiz, bize kaç para verecekler. Sakın ha! Biz de yok zaten de umuma söylüyorum. Sema edenlere söylüyorum. Para alma, alaraktan sema olmaz. Kur’an-ı kerim parayla okunmaz. Kırkbir yasin okuyormuş parayla, alınmaz. Sufiler almaz. Sufilik açısından bizden değildir onlar. Hediye almaz, karnını doyurmak istemez. Öyle bir şey yok. Din, Allah için. iman Allah için. ibadet Allah için. Birisine hizmet etmek, dini hizmet, Allah için. Biz ucuz işçilerden olmayalım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 389-399. Beyitler Şerhi

Mevlana’nın yolu nedir?

Yol kur’an ve sünnet. Yol icma i ümmet. Bak ümmetin icması, toplandığı yer. Ümmetim yanlış da toplanmaz. Ümmetim eksikte toplanmaz. Hadis i Şerif. Ümmetin toplandığı yerde toplanmakla mükellefsiniz, hadis i şerif. Ümmetin gittiği yoldan gitmekle mükellefsiniz, hadis i şerif. Ümm, etin abdest aldığı gibi alacaksınız. Ümmetin namaz kıldığı gibi kılacaksınız. Ümmetin zekat verdiği gibi vereceksiniz. Ümmetinin hacca gittiği gibi hacca gideceksiniz. Ümmetin kurban kesdiği gibi keseceksiniz. Ümmetin kurbanı paylaştırdığı gibi paylaştıracaksınız. Yol belli. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, kurbanının başında bekledi. Kurbanının başında bekleyeceksin. Kurbanının başında bekleyeceksin. Hasta değilsen, kötürüm değilsen, elin ayağın tutuyorsa oraya gideceksin, kurbanının başında bekleyeceksin. O kurbanını vekaletle kestirdi ama başında durdu. Hz. Aişe annemize dedi ki ya Aişe, gel kurbanının başında bekle. Bir vakıf hesabı gönder, sabahleyin keyfine bak. Yok öyle islam. Gideceksin, başında bekleyeceksin. Sabah namazını kılacaksın, gideceksin o zorluğu çekeceksin. ibadet çünkü. Kurbanını alacaksın, onu götüreceksin, kestireceksin, başında bekleyeceksin. Ondan sonra kendin poşetlere koyacaksın. Mahallende, apartmanında, etrafında fakir fukarayı göreceksin. Onlara dağıtacaksın. Paranı peşkeş çekmeyeceksin iki tarafa. ibadet ediyorsun. ibadetini edeceksin. Namazın var mı vekaletle kılan senin? Yok. Orucunu vekaletle tutan var mı senin? Yok. Ya kurban nafile ibadet! Bizim için vacip kardeş. Bu vacip, hanefiye göre vacip. Zekat verenler için hanefiye kurban vacip. Var mı vitir namazını vekaletle kıldıran? Hadi vitir namazını da vekaletle kıldırın o zaman. Yatırın banka hesaplarına para. Vitir namazlarınızı kılsınlar, o da vacip. imam ı Azam’a göre vacip. imam Muhammed, imam Yusuf’a göre nafile. Yatırın paralarınızı, millet sizin adınıza da vacip namaz kılsın hadi. Yok, bağırıyoruz burda, dinleyen yok. Allah bizi affetsin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 367-373. Beyitler Şerhi

Tasavvufta şeyh olma süreci nasıl olmalıdır?

Şeyhler de aynı. Adam sabahleyin kalkıyor, şeyh oluyor. Yanına da üç beş kişi, şeyh olmuş adam. Oğlum, bu adamı dergahta görmedik hiç biz? E olmuş! Nasıl olmuş? Paraşütle inmiş. bu paraşütle sonra inmiş. Şeyh Efendi bunun hakkında böyle bir şey demedi? Sana dedim yok, ona dedim yok, ona dedim yok. Nerden oldu? E olmuş, olmuş! Sonu yok.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 350-367. Beyitler Şerhi

Tasavvufta torunun vazifesine ne denilmektedir?

Bir başka, vefat etmiş adam, demiş ki torunum asıl şeyh. Ne? Torunu! Kaç yaşında torun, beş yaşında dediler. E ne olacak dedim ben. Torun büyüyünceye kadar halifesine demiş ki torun büyüyünceye kadar sen götüreceksin demiş. Ama asıl vazife torunu. Herkes torunu beş yaşında, böyle duruyor. Dedim yok, tasavvufta yok böyle bir şey. Tasavvufta yok! Ama yok. Var, halimiz bu! Pavlosu o yüzden iyi dinleyin, yani hristiyanı. Gerçekte yahudi ama hristiyan. Ne yapıyor? insanların dinini ifsad ediyor. Din, kuran sünnet.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 350-367. Beyitler Şerhi

Manevi şaşılık nedir ve nasıl tedavi edilir?

Manevi şaşılık, Allah’ın dinini ikilemek gibi, bir peygamber gelmiş, bu da mı peygamber demek gibi, peygamberin haricinde insanları kutsallaştırmak gibi bir durumdur. Manevi şaşılığın tedavisi çok zor olup, ona inandırmak zordur. Tedavi için, biri fazla görme, ikiliği bırakmak ve tekliye gelmek, vahdete gelmek, birliğe gelmek gerekir. Bu durumda, bir kişi iki şişe gibi iki şeyi birleştirmeye çalışsa, birini kırarsa, öbürü de yok olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 325-338. Beyitler Şerhi

Kalbin tenvir edilmesi ve temizlenmesi nasıl açıklanmaktadır?

Kalbin tenvir edilmesi ve temizlenmesi, Allah’ın kudretiyle ve sevgiyle açıklanmaktadır. Allah’ı sevmeye başlayınca da Cenab ı Hak senin kalp alemini ihata etti. Şeytanı ordan kovdu. Şeytanı ordan defetti. Kafir dediği, düşman dediği o. Onu kovdu ve kalbi tenvir etti, temizledi. Kalbi tenvir edip temizledikten sonra, her tarafına burçlar dikti. Burçlara nöbetçiler dikti. Hendekler kazdı. Hendeklerin başına nöbetçiler dikti. Olaki kafir tekrar gelip senin kalbini ihata etmesin, tekrar senin kalbini geri almasın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 310-319. Beyitler Şerhi

Sevgi ve aşkın ruhun yenilenmesindeki etkisi nasıl açıklanmaktadır?

Sevgi ve aşkın ruhun yenilenmesindeki etkisi, Allah’ın tecellisiyle ilişkilendirilerek açıklanmaktadır. Sevgiliye dönmüş olan birinin yüzü sevgiliye dönmüş, biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş. İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini hatırında tut; olur ya, dikkat ede ede yüzü tanır bir hale gelirsin. İnsan yüzlü pek çok iblis vardır; öyleyse her ele el vermemek gerek. Çünkü avcı da ıslık çalar kuşun, ötüşünü taklit eder; o kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. O kuş, kendi cinsinden bir kuşun ötüşünü duyar. Havadan uçup iner, tuzağı bulur, yaralanır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 310-319. Beyitler Şerhi

Zikrullah esnasında hangi varlıklarla konuşabilirsiniz?

Zikrullah esnasında gelen maneviyatla ruhaniyetlerle konuşursun. Allah’ı zikretmeye başladığında Abdulkadir Geylani hazretleri gelir. Sema ederken Hz. Mevlana gelir, Şemseddin iTebrizî gelir, semazen gözü açıktır. Gözü açık görür onu. Ama Şemsle sema eder ama Hazreti Mevlana ile Şems sema eder ama Hz. Ali efendimizle eder ama Hz. Hüseyin Efendimizle eder ama Hz. Hasan Efendimizle eder ama Hz. Resulullahla eder, sallallahu aleyhi ve sellemle ama arş ı alada eder ama levh i mahfuzun tepesinde eder. O kalbi açıklığıyla alakalı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 297-309. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın hikmeti nedir?

Hz. Mevlana’nın hikmeti, Allah’ı öyle zikrederek dışarıdan görenlerin onu deli olarak görmesine neden olmaktır. Bu, Allah’ın emri ve hikmeti üzerine yapılan bir zikirdir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 230-240. Beyitler Şerhi

Yolun adabı nedir?

Yolun adabı, erkanıdır. Bu yol riyazatsız gidilmez. Yol riyazat ister. Yol çalışmak ister. Gayret ister, edep, terbiye ister. Kendini muhafaza etmek, sınırlamak ister.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 230-240. Beyitler Şerhi

İsmail gibi onun önüne baş koy, kılıcının önünde sevinerek, gülerek ne anlama gelir?

Demek ki o mürşid i kamilin önünde ismail gibi başımızı vereceğiz. Yani nefsimizden geçeceğiz. Ben demiyeceğiz, benim bildiğim demiyeceğiz, benim yaptım demeyeceğiz, ben böyle olmasını istiyorum demeyeceğiz, benim şöyleydi demeyeceğiz. Baş koyacağız.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 228-229. Beyitler Şerhi

Sufilik ne ifade eder?

Sufilik, bilgi, edep, feraset, dirayet, karar verme, odaklanma, meselenin merkezine yürüme, iyilikleri üzerinde barındırma gibi özelliklerin bir arada bulunmasıyla ifade edilir. Sufilik, bir yere mesaj götürüyorsun, bir yerden bir yere gidiyorsun. Sen ona göre davran. Arkadaşlarını seçerken, götüreceğin insanları seçerken, ona göre seç. Kılık kıyafeti düzgün olsun, temiz olsun, çarkı düzgün olsun, ahlakı düzgün olsun, dili düzgün olsun, hareketleri düzgün olsun.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi

Nefsi emmaredeki bir kimseyi dergaha getirmek için nelere dikkat edilmelidir?

Nefsi emmaredeki bir kimseyi dergaha getirmek için, ona temsilci olarak gönderilecek kişilerin bilgi, hikmet, edep, dirayet, meselenin merkezine yürüme gibi vasıflara sahip olması gerekir. Bu kişiler, bilge hikmettir. Hikmet’in içerisinde bütün din içindedir. Türkçesi bilgidir onun. Ama onun karşılığı hikmettir. Hikmet! Bu nedir, Kur’an ve Sünnettir. Bu nedir Kur’an ve sünnetin içi hükmünde, özüdür, oda edeptir .Edep! O, üstün ahlaktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 186-190. Beyitler Şerhi

Mevlana diyor ki oruç der ki diyor, orucu konuşturuyor, oruç der ki bu helali kendisine yasak etti mi?

Hz. Mevlana diyor ki oruç der ki diyor, orucu konuşturuyor, oruç der ki bu helali kendisine yasak etti. Harama bir daha döner bakar mı! Helali kendisine yasak etti. Harama döner bakar mı! Harama dönüp bakmayacak. Harama dönüp bakmayacak. Helale bakmayacak. Sufi helale dahi dönüp bakmaz. Onun dünya metası ile işi yoktur. O gözünü arşı alanın gölgesine dikmiştir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 180-185. Beyitler Şerhi

Sufiler, hastalıktan kurtarmak için ne yaparlar?

Sufiler bir hastanın başına gittiğinde, Yarabbi şu kardeşimin hastalığını bana ver, ona şifa ver, bu hastalığı ben çekeyim. Dua ederler. Gider sufi bir arkadaşının yeri, işi bozuk. Ya Rabbi, bu kardeşin iş bozukluğu ben yaşayayım da bu kardeş yaşamasın. Bunun işini asân eyle. Kardeşlikte hat safadır bu! Senin gamını ben yerim, senin hastalığını ben çekerim, senin sıkıntına ben katlanırım. Ben sana kızmam, ben sana darılmam, ben sana gücenmem, ben seni ötelemem, ben seni itmem, ben seni kakaklamam, ben seni ikinci sınıf vatandaş gibi tutmam. Bir baba evladını ayırır mı? Ayırmaz. Ben sana baba şefkatinden daha şefkatliyim diyor hekim. Babam diyor evlatlarını ayırırır. Hangisi ona daha fazla tebessüm ediyor, hangisi ona daha yakın, ona maldan fazla koyar ama der ben baban gibi de değilim. Ben senin canına can olurum. Ben senin kanına kan olurum, ben senin derdine derman olurum.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Sufilerin bir dostuna ne tür dua ederler?

Gider sufi bir arkadaşının yeri, işi bozuk. Ya Rabbi, bu kardeşin iş bozukluğu ben yaşayayım da bu kardeş yaşamasın. Bunun işini asân eyle. Kardeşlikte hat safadır bu! Senin gamını ben yerim, senin hastalığını ben çekerim, senin sıkıntına ben katlanırım. Ben sana kızmam, ben sana darılmam, ben sana gücenmem, ben seni ötelemem, ben seni itmem, ben seni kakaklamam, ben seni ikinci sınıf vatandaş gibi tutmam. Bir baba evladını ayırır mı? Ayırmaz. Ben sana baba şefkatinden daha şefkatliyim diyor hekim. Babam diyor evlatlarını ayırırır. Hangisi ona daha fazla tebessüm ediyor, hangisi ona daha yakın, ona maldan fazla koyar ama der ben baban gibi de değilim. Ben senin canına can olurum. Ben senin kanına kan olurum, ben senin derdine derman olurum.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Bir mürşidin sohbetine oturan birinin ne düşüncesine varması gerekir?

Her hastalık sahibi şöyle düşünür. Bu sohbeti bana yaptı, bunda beni kastetti. Bunda bana söyledi. Bunu, hastalığına tedavi olmak isteyen, tedavi maksatlı sohbeti üzerine alır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Her şehrin hastalığı farklı mıdır?

Mevlana diyor ki her şehrin hastalığı ayrıdır. Burada hepimizin hastalığı ayrıdır. Kimimizde kibir vardır, kimimiz de gösteriş vardır, kimimizde makam sevdası vardır, kimimizde mevki sevdası vardır, kimimizde de mal sevgisi vardır, kimimizde çocuk sevgisi, kimimizde eş sevgisi vardır, kimimizde normalde büyüklenme vardır. Kimimiz malım deyip dört elle sarılmışşızdır. Kimmimiz param deyip dört elle sarılmışızdır. Hepimizde vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Her nefsin hastalığı farklı mıdır?

Her nefsin hastalığı ayrıdır. Her nefis farklıdır. Her nefsin ilacı da farklıdır. Nasıl her hastalığın ilacı farklıysa. Öyle değil mi Sefa, eczacısın sen değil mi? Eczacılık değil mi meslek? Gözlükçü, sün. Her gözün numarası aynı mı? Değil. Adam gözüm görmüyor diyor. Kimisi yakın; kimisi uzak. Benim yakın da gidik uzakta gidik. Şimdi normalde her gözün numarası aynı mı? Değil .Sen sokaktaki gözlükçüden alırsan, o sana bir takıyor, görüyor musun? Görüyor. Gördün mü, gördün. Hangisi görüyor, hangisi görmüyor bilmiyor. Gideceksin göz doktoruna. Baktırıyor, kapatıyor bir tanesini. Oradan da benim birisi az görüyor, birisi çok görüyor. Yani az çok dediğim, yüzde yirmibeş fark var. Benim sol, daha az görüyor galiba. Öyle miydi? Değil mi, sol daha az görüyor. Enteresan. Halbu ki, sağ daha az görmesi lazım. Ben de sol daha az görüyor. Neden sağ daha az görmesi lazım biliyor musun? Beyne giden arkadaki damarlardan sağ taraftaki daha fazla tıkalı. Halbu ki o gözün daha az görmesi lazım. Bende tersine ya her şey.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Hekim, cariyeye hangi şehirde yaşadığını sorar mı?

Her şehrin hastalığı ayrıdır. Her nefsin hastalığı ayrıdır, anlat. Hangi şehirden geldiğini, ne iş yaptığını.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Adamın yaşadığı ortama göre hastalığı farklı mıdır?

Adamın yaptığı işe göre hastalığı farklıdır çünkü. Adamın yaşadığı ortama göre hastalığı farklıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana, bir kişinin en yakın arkadaşını nasıl sorgular?

Aaaa, ne büyük adamsın ya! Kim? Sabancı benim dostumdur ya, kahve içeriz beraber. Muhteşemsin ya! Bursa’nın zengini kim? X kimse. Adam iş görecek ya, filanca benim dostumdur ya. Harika! Dünyevi de iş tamam. Mal alacan, soruyor. Ya kimlerden alışveriş ediyorsun sen? Mal alacan. Sen de diyorsun ki kim iyi tüccarsa, onun ismini veriyorsun. Kim zenginse onun ismini veriyorsun. Diyorum ki ya filanca arkadaşım olur, dostum olur, yer içeriz biz onunla. Harika, kendini kabul ettireceksin orada. Eyvallah, veya adam der ya, benim savcı arkadaşım var. Aaa, ne kadar güzel ya! Yani kabul edeceğiz onun dediğini veya da filanca vali benim arkadaşım. Harika ya, tamam. Vali senin arkadaşınsa bütün kapılar açıldı sana. Bu dünyada. Hekim soruyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Cenaze törenlerinde kimin görevi vardır?

Kaldın, kim senin dostun? Kim gelecek cenazeye? Kim indirecek mezara? Kim en kıymetli dostun? Seni kim indirecek mezara? izmir’e cenazeye gittik. Hacı Mehmet burada. Akrabalardan birisinin babası vefat etti, adamın cenazesini indirecek olan kimse yok aşağıya. Hatırladın mı Hacı Mehmet? Cenazeyi kabre koyacak kimse yok. Hacı Mehmet’e dedim. Hacı Mehmet, in kabrin içine. Hacı Mehmet indi. Hatırlamıyorum ben indim mi, inmedim mi bilmiyorum. Hacı Mehmet indi yalnız.Hacı Mehmet’e dedim Hacı Mehmet in sen. Kabre indi. Birisi daha indi herhalde değil mi? Kim indiydi, öyle mi herhalde. Bilmiyorum, şimdi tam hatırlamıyorum. Hacı Mehmet’in indiğini biliyorum yalnız. Kendi kendime o gün onu düşündüm. O gün bakın. Taa yıllar geçti üstünden. Dedim ki ya arkadan seni mezara, kabre indirecek bir adam dahi yok. Akrabaların hepsi de görüntüde akraba. Herkes bakıyor. Oğlu dahil buna, oğlu dahil, damadı dahil adamın, kardeşi dahil, kardeşinin çocukları dahil. Yeğenler, kuzenler dahil!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın hikayesi neden bu konudur?

Bu cariye hikayesi, Hz. Mevlana’nın deyimi ile bizim hikayemiz diyor ya. O yüzden Hz. Mevlana’nın hikayesi bu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Sufiler bir şeyi apaçık anlatmazlar mı?

Sufiler bir şeyi apaçık anlatmazlar. Bir şeyi hikayeleştirerekten anlatmayı tercih ederler. Sufiden, sufilikten uzak gönüllüler onu bir hikaye gibi görürler, geçerler. Çünkü sufi mahremdir. Seven mahremdir. Sevilen, kendisini seveni hep mahrem noktada tutar. Mahrem noktada tutar ki sevenin kıymeti bilinsin. Seven sevilen için çok kıym, seven sevilen için o kadar kıymetlidir ki bazen sevilen, onu muhafaza edip korumak için kendinden geçer.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi

Sufilerin hikayelerle anlatmalarının sebebi nedir?

Sufilerin hikayelerle anlatmalarının sebebi, sevgilinin sırlarını orta yere saçarsan, arif olan cevherini boş yere saçar mı mucibince boşyere saçılmış olur. Sen hikayeyi dinle de o sırrı oradan öğren. Hani Cenab ı Hak, Kur’an-ı Kerim’in’de der ya, sen geçmiş peygamberlerin hikayelerine bak. Onları anlat. Bu, o ayeti kerimenin şerhi gibidir. Sen hikayeyi dinle. Hikayeden hikmeti anla. Anlayabileceksen! Sen örtülü sözlerden, örtüsüzlüğü gör. Sen gözündeki örtüyü kaldırırsan, hikayedeki örtüyü de kaldırmış olursun ki hakikati görürsün.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın mesnevisinin başlangıcında anlatılan hikaye ne anlama gelir?

Hz. Mevlana’nın mesnevisinin başlangıcında anlatılan hikaye, cariye padişah aşkını anlatan bir hikayedir. Bu hikaye, Hz. Mevlana’nın deyimiyle bütün velilerin ortak hikayesidir. O yüzden, mesnevinin ilk padişah cariye hikayesi, Hz. Mevlana’nın deyimiyle bütün velilerin ortak hikayesidir. O yüzden Hazreti Mevlana, bizim hikayemiz demiş ve yolun, velînin, yolcuların ne olduğunu, Hz. Mevlana bu ilk hikayede anlatıvermiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi

Semazenin eli ne anlama gelir?

Semazenin eli yukarda durur ya bana soruyorlar boyna. Semazenin eli yukarda, ne manaya geliyor? Kötülüklere vurmak için diyorum ben. Kalıyor şimdi. Hiç böyle bir tarif yok ya, benden şunu bekliyor. Hak’tan alacak, halka verecek.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80. Beyit Şerhi

El tutuşu ne anlama gelir?

Ben diyorum ki semazenin eli böyle duruyor, bak diyorum. Osmanlı eli gibi. Böyle el duruyor. Osmanlı Tokatı vurmaya hazır. Eğer kötülük yaparsan öyle bir beynine iner ki senin, yıldızları bile sayamazsın sen. Semazenin eli o yüzden yukarıda, böyle duruyor. Hazır kıta, hazır kıta o! Kötüler o ele baksın kendilerini hizaya çeksinler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80. Beyit Şerhi

Hz. Mevlana’nın bağ kavramına dair görüşü nedir?

Hz. Mevlana, bağı çöz dedikten sonra, nice bir altına gümüşe bağlı kalacaksın, diyor. Demek ki Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin buradaki bağdan kastı, insanların dünya sevgisi. Dünya sevgisini, Hz. Mevlana bağ olarak görmüş. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: "insanı helak eden üç sevgiden kaçının. Bu; kadın makam ve mal sevgisidir."

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin bu onsekiz beyiti yazdığında neler hissettiği?

Hz.Mevlana bu onsekiz beyiti yazdığında kendisini anlayacak hiç kimsenin olmadığını anlamıştır. Şemsettin i Tebrizi hazretleri gitmiş; hem halifesi, hem sırdışı hem dostu olan kuyumcu Selahattin vefat etmiş, Hazreti Mevlana yalnızlıktan yalnızlığa, hayretten hayrete kulaç açmaya başlamıştır. Hazreti Mevlana suskundur. Hazreti Mevlana konuşurken, coşkunluğu yoktur. Hazreti Mevlana hep düşünce halindedir. Hazreti Mevlana hep kendince kederlidir, kendince hüzünlüdür. Ağzını bıçak açmıyordur, onda bir neşe yoktur. Onda o esnada hüzün kasırgası vardır. Ve oturur bu onsekiz beyiti, bu hüzün kasırgasının içersinde yazar. Mesnevinin kendi el yazması, ancak bu ilk onsekiz beyitidir. Hazreti Mevlana bundan sonra, bu onsekiz beyitten sonra, rivayet edilir ki eline kalemi, diviti kağıdı almamıştır. işte Hz. Mevlana’nın bu onsekiz beyiti bütün, haleti ruhiyenin cemi gibidir. Nasıl Kur’an’ın cemi Fatihayı şerife ise, mesnevinin cemi de mesnevinin de , taberi caizse Fatiha ı Şerifesi bu onsekiz beyittir. Bu onsekiz beyiti anlayan, bu onsekiz beyiti dinleyen bütün mesneviyi anlamış ve dinlemiştir. Çünkü bu onsekiz beyitin her harfine, her kelimesine, her cümlesine binlerce sayfa şerh yazmak mümkündür. Ve bunu otursak; defalarca, defalarca, defalarca bu onsekiz beyiti okusak ve her seferinde okuyuşumuzda ayrı bir hayret perdesi açılacaktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

İştiyak hali nedir?

Aşığın zirve halidir iştiyak hali. iştiyak! Şu anda müslümanların, müminlerin kaybettiği hal, iştiyak! Dün akşam istanbul’da bir kardeş sormuştu ,heyecan ne Efendim, diye. Dedim ki, bugüne kadar kimse sormadı dedim. Sufi heyecanını nasıl kaybeder? Sufinin heyecanı ne olmalı dedi bana, ciğerimden vurdu. Dedim ki heyecan insanların arasında, halkın arasında heyecan ne, adamın anlık damarlarının kabarması. Heyecan! Sufi için heyecan iştiyak hali. Hiç kaybetmemesi gereken şey! iştiyak, sufinin ekmeği. iştiyak sufinin suyu. iştiyak sufinin nefesi. “Hakkıyla sana kulluk edemedim!Ya Mabut!” diyen Peygamberin hali! Namaza iştiyak duymak, devamlı namaz kılmaktan hoşlanmak ,arzu etmek istemek ve namaza doymamak, oruca doymamak, zikre doymamak, sohbete doymamak, koşmaya doymamak! iştiyak hali; aşıklıktan aşığa geçmek, sevmeye doymamak. Aşıklığını arttırmak, arttırdıkça artırmak, arttırdık,ça arttırmak! Aşığın iştiyak hali. O iştiyakı kaybettin, sahtekarlardanmışın sen! Biz önceden ne severdik ya! Ayyyy! Sen o zaman da sevmemişin! Biz önceden ne zikre giderdik ya! Ooo, o zaman da gitmemişin. Manasına ermemişin!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

İştiyak hali neden önemlidir?

Manasına erseydin, iştiyak hali olacaktı, doymayacaktın ! Allah demeye doymayacaksın, Muhammed i Mustafa (s.a.v) demeye doymayacaktın, “La ilahe illallah” demeye doymayacaktın, namaza doymayacaktın, oruca doymayacaktın, koşmaya doymayacaktın. iştiyak hali, eğilmeden Sare gibi 100 yaşına gelsen de adını askere yazdırıp, gidip orda şehit olacaktın. iştiyak hali, doymamak! iştikınızı kaybetmeyin. Dergahda, cemaatte, cemiyette… nerde olursanız olun, iştiyakınızı kaybetmeyin. işinizde ,iştiyakınızı kaybetmeyin. Eşinizde, iştiyakınızı kaybetmeyin. Çocuğunuzda, iştiyakınızı kaybetmeyin. Vatanınızda, iştiyakınızı kaybetmeyin. Devamlı diri durun, devamlı ayakta durun, devamlı sevdalı durun, devamlı. Sevdanız ölmesin. Sevdanız bitmesin. Sevdanız geriye düşmesin. Hergün yeniden heyecan bekleyin. Hergün yeniden yaradılın, yeniden dirilen, yeniden yaşayın, yeniden sevin, yeniden aşık olun, yeniden koşun, yeniden yiyin, yeniden için. Yeniden adım atın! Durmayın durduğunuz yerde. iştiyak hali! O iştiyak haline insanlar yakalandıklarında, müminler yakalandıklarında, müminler işte o zaman, coşan sel gibi akacaklar. O zaman dünya sizi bekleyecek. O zaman dünyanın her zerresi sizi bekleyecek.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

İştiyak hali nasıl korunur?

Şehirler sizi bekleyecek. Beldeler sizi bekleyecek. Ülkeler sizi bekleyecek. Siz her tarafa Allah ve Resul’ünün edebini, adabını, ahlakını götüreceksiniz. iştiyak halinde olmak, bıkmadan usanmadan; bıkmadan, usanmadan, zayıflamadan, geriye düşmeden, durmadan, devamlı koşmak. Devamlı koşmak, devamlı koşmak! iştiyak halinde: “Ey Muhammed! De ki ,ey insanlar Allah’a Koşun” iştiyak hali koşmak, yürümek değil. iştiyak hali, oturmak değil. Ya? Koşmak! işte diyor ki: “Bu ney; bu ney, iştiyak halini yaşar!” Ve bu neyden başka kim görmüştü iştiyak halini? Kimde görmüşler ki! O iştiyak halini yaşamak! Dostlar! O yüzden işinizde iştiyak halinde olun. Aşınızda, iştiyak halinde olun. Eşinizde, iştiyak halinde olun. Çocuklarınızda, iştiyak halinde olun. Dergahınızda, cemaatinizde,cemiyetinizde, iştiyak halinde olun. Bıkmayın, usanmayın, geriye gitmeyin, geriye düşmeyin. Yürümeyin, koşun. Bu dünya gelip geçecek!Yürüyorsan, zarardasın! Kime göre kârdasın? Oturana göre! Sen oturona bakma, sen koşana bak! Koşana göre zarar etme. Sen oturana bakarsan, aldanırsın. Allah bizi o aldananlardan eylemesin inşallah. Hakkınızı helal edin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

Akıllarını ilah edenlerin durumu nedir?

Hazreti Mevlana 850 yıl öncesinden bugünlere işaret ediyor. Akıllarını ilahlaştıran eşeklere, akıllarını ilahlaştıran hayvan güruhuna, akıllarını ilahlaştıran hayvandan daha aşağı olan mahlukata sesleniyor. Ey akıllarını ilahlaştıran mahlukat! Görün kendi halinizi ve dönün. Ya? Sizi buradan döndürecek olan bir akılsız bulun. Bir Şems bulun kendinize. Bir Şems bulun da sizi bu akıl ilahından kurtarsın. Bir şems bulun da kendinize, sizi bu aklın düşürdüğü bok çukurundan çıkarsın sizi. Tabirlerim ağır olduysa affola. Ama bu yüzyılın insanlarının düştüğü çukur bu. Kur’an’ı bırakmış, Sünneti Resulullah’ı bırakmış, Kura’n ve sünnet yolunu bırakmış, ilahi emirleri bırakmış, vahyi bırakmış, vahyi terk etmiş, vahiy ile alakasını kesmiş, hayvandan daha aşağı mahlukatlara sesleniyor Hazreti Mevlana. Diyor ki vahye itaat edin, vahye dönün. Aklınız vahyi kabul ettiği anda nurlanır, akıl kemale erer. Eğer akıl vahyi kabul etmediyse, o akıl eşekten daha aşağı bir mahlukatın aklı olur. O akıl hayvandan daha aşağı bir mahlukun a, olur ki o bataklıktan kurtulamaz. O pislikten kurtulamaz, o küfür deryasında döner durur. işte bu yirmibirinci yüzyılın, aklını ilahlaştıran insanlarına sesleniyor Hazreti Mevlana çağlar öncesinden. Diyor ki bu akla bir akılsız gerek merhem olarak. Dile de kulaktan başka müşteri yoktur. Kulaktan başka müşteri yoktur. Karşında duyan bir kimse varsa konuşursun. Bir kimse duymuyorsa, ona konuşsan bir anlamı olur mu? Olmaz ve konuşsan, o kimse duymadığı için anlamsız kalır ve o kimse der ki ,ne konuşuyorsun sen, ben zaten duymuyorum. Boşu boşuna konuşuyorsun, der. Duymadığından, senin ne konuştuğunu da anlayamaz, senin dudağının hareketlerini de okuyamaz, hiç duymamış o. Hiç duymamış kimseye konuşmak, aptallıktan başka birşey değildir. Ona konuşacaksan kalben konuşacaksın. işte kulak varsa, dil iyi esnaftır. Kudak yoksa dil iyi esnaf değildir. Dinleyene dil iyi esnaftır. Dinlemeyen olunca, arif olan cevherini boş yere saçar mı? O da susar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

Sufi ilmi nedir?

Bizim bunun içinden çıkmamız mümkün değildir. Kudrettir, kuvvettir, El-Âlim sıfatıdır gibi birçok onun üzerinde sıfatsal tecelliyatlar vardır yaradılanın üzerinde. Bu da hiçbir zaman Allah’ın yaratmasında bu bir son olmayacağı için ilmi de bir son olmayacaktır ve Allah’ın sıfatları sonradan olgunlaşma veyahut da sonradan eksilme noktasında da değildir. Böyle olunca o yaratma her daim zirvede bir şekilde devam edecektir ve sufi, Allah’a yakınlık besleyecek olan sufi, her an için bu yaratma tecelliyatlarına mazhar olup ayna olup onun üzerinde her daim kemâlata doğru koşması devam edecektir ve sufiler seyr-i sulûklarında Allah’tan aldıkları ilim onları öyle bir hale getirir öyle bir perdeye getirir ki o sufinin, o insan-ı kamil olacak olan o sufinin bu gelen ilmin arasına şeytan, heva heves, nefis ve bütün olumsuzluklar ondan ayrışır, ayrılır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

Peygamberlere gelen vahiy ile sufi ilminin farkı nedir?

Artık seyr-i sülûk yaşayan insan-ı kâmilliğe koşan o sufinin kalbine gelen ilimlerde şeytanın müdahalesi, kâfir cinnilerin müdahalesi, nefsin müdahalesi artık yoktur, kalmamıştır ve sufinin o halde Allah’tan gelen o ilmi tertemiz parktır. Yalnız bu peygamberlere gelen vahiy ile karıştırılmasın. Peygamberlere gelen vahiy Cebrail aleyhisselamla indirilir. Sufinin kalbine gelen ilim ise direk Allah’tan gelen bir ilimdir. O yüzden bu vahiyle asla karıştırılmasın. Bazı eserlerde, bazı yerlerde bununla alakalı vahiy nitelendirmesi vardır. Kur’an-ı Kerim’den alıntı: ‘Allah Meryem’e vahyetti. Allah arıya vahyetti’. Bakın, Allah Meryem’e vahyetti yani Meryem’e bildirdi, ne yapması gerektiğini bildirdi. Kalbine onun ilham etti. Allah insana ilham eder mi? İnsan-ı kâmile ilham eder. Nasıl Meryem’e ilham ettiyse, nasıl İbrahim’in annesine ilham ettiyse Allah, Allah insan-ı kâmile de böyle ilham eder. Varlık olarak nasıl arıya vahyetti ise yani arı ona ne yapması gerektiğini ilim olarak ona verdiyse ve ilmi onun içerisine yerleştirdi ise ve arı lavralıktan direkt kanatlandığı anda o ilimle ne yapması gerektiğini otomatiğe alıp yapması gerekeni yapıyorsa Allah varlık âleminde hiçbir şeyi boş bırakmamıştır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk nedir?

Bakın, biz Allah’ı seviyoruz deyip, bu az önce bir girizgâh yaptığım bu meseleleri, bu maddeleri kenara atmak yok ama işin sırrı, işin en önemli noktası, işin olmazsa olmazı, işin en kestirmesi, işin en kestirmesi, en sağlamı: ‘O müminler ki Allah’ı çok severler.’ (Bakara, ayet 165). Ben otuz beş yıldır bu yolu anlatıyorum. ‘O müminler ki Allah’ı şedid, kuvvetli bir sevgi ile severler’. Bu yol Allah’a ulaşmada, Allah’a yakınlaşmada bu fakir için en kestirme yol.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Sır Sahibi Olmak ne demektir?

Hakka hakikate riayet edin. Hakka hakikate riayet edin. Allah’ı çok sevin, resulünü çok sevin, üstadınızı çok sevin. Bu işin kalbi ayağı sevgiyle. Bu kalbi ayağı olmazsa dervişin, evet kendini kurtarır amma velâkin daha yakînin de yakîni olması gerekir. Bunun yolu bu, bunun başkaca bir yolu bilmiyorum. Allah muhafaza eylesin ve bu ruhun sır hali, ruhun normal halinden daha latiftir, daha saydamdır, öyle söyleyeyim, daha parlaktır anlayabileceğimiz dille, bakın daha saydam, daha parlak olur. Daha latif olur. Sırru’l sırda ise zaten orası dile gelmiyor. O ayrı bir cevher. Bütün bunların hepsini de cevher hükmünde görebiliriz, Allah muhafaza eylesin ve bu hal kulla Rabbi arasında bir sırdır. Bunu ancak üstadına açabilir. Bunu üstadından başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye açamaz. Bakın, hani sohbetin başında dedim ya iki kişinin konuştuğu sırdır, bunu bir başkasına o kimse aktarırsa bu hale erişemez dedim, baştan söyledim. İki kişinin konuştuğu orda kalacak. Hele böyle dergahlarda tekelerde hiç konuşulmaz. Üstatla konuştuğun sırdır, orda kalır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak

Sır hali nedir?

Bunu ancak üstadına açabilir. Bunu üstadından başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye açamaz. Bakın, hani sohbetin başında dedim ya iki kişinin konuştuğu sırdır, bunu bir başkasına o kimse aktarırsa bu hale erişemez dedim, baştan söyledim. İki kişinin konuştuğu orda kalacak. Hele böyle dergahlarda tekelerde hiç konuşulmaz. Üstatla konuştuğun sırdır, orda kalır. Sana bir analizde bulunmuş, kalır orda sende o. Senin eşinle alakalı konuşabilir, seninle alakalı konuşabilir, eşinle alakalı konuşabilir, bir başkasıyla alakalı konuşabilir, o sende kalacak. O sende kalmazsa bu hale ulaşamazsın. Bakın, o sende kalmıyorsa bu hale ulaşamazsın. Unut. Direk unut. Birisi geldi sana bir derdini anlattı, o sende kalacak. O sende kalmazsa bu hale ulaşamazsın. Allah muhafaza eylesin ve bu hani kulla Rabbi arasında kalacağı için bu bir müddet sonra müşahede haline gelir. İlmin aktığı dere gibi gelir, ilmin aktığı dere gibi olur veya ilmin aktığı çeşme gibi olur veya ilmin damladığı gibi olur. Demek ki kimisine damla gibi gelecek, kimisine çeşme gibi gelecek kimisine dere gibi gelecek, kimisine de ne olacak? Deniz olacak. Bu gizli sır ilmin Rabbiyle kulu arasında bir tecelliyattır. Bakın, Rabbi ile kulu arasındaki tecelliyattır. Bu ancak anlatılma müsaadesi verilirse, emirle, müsaade dediğim şey emir, öyle bunu anlatabilir miyim, böyle bir şey yok. Bunu anlat, anlatırsın o esnada.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak

Sır haliyle ilgili ne söylendi?

Bu ancak anlatılma müsaadesi verilirse, emirle, müsaade dediğim şey emir, öyle bunu anlatabilir miyim, böyle bir şey yok. Bunu anlat, anlatırsın o esnada. Bu kadardır bu, hani müsaade derken bunu anlatabilir miyim, böyle bir şey yok. Zaten akıl gider, şuur gider, idrak gider, sadece tecelliyat kalır ve sadece o tecelliyat esnasında sana denilen neyse o olur. İşte ‘Dört Kapı Kırk Makam’ın, dördüncü kapısının sır makamı. Buna daha ilaveler etmek mümkün. Bu ara hani, Hazreti Mevlana Celaleddinî Rumi hazretlerinin bir sözü var, sema ile alakalı: ‘Benim öyle bir anım vardır ki oraya ne bir melek ne bir başkası hatta ne bir melek ne bir peygamber dahi o araya giremezler’ ya, bakın oraya peygamber var mı yok mu şimdi tam toparlayamadım ama ‘oraya hiçbir melek giremez’ der. Toparlandı. Benim Rabbimle, sema ile alakalı, öyle bir anım vardır ki oraya hiçbir melek araya giremez. İşte sır hali budur. Oraya ne bir melek girebilir ne şeytan girebilir ne cinni taifesi girebilir. Oraya normalde hiçbir şey O araya giremez. Bakın melek dâhil buna. şeytanın girmesi zaten mümkün değil cinni taifesinin de girmesi mümkün değil. Bu öyle bir sır haldir. O yüzden bu halde Allah’ın sıfatlarının farklı tecelliyatları vardır bu halde sıfatın o esnada, nasıl toparlayacağım onu düşünüyorum, o sıfat o esnada o güne kadar tecelli etmişlerin en hakiki noktasında tecelli eder. Diyeceksiniz ki diğerleri hakiki değil midir? Hepsi de hakikidir ama bu sır perdesinde Allah’ın ehadiyet makamından kopup gelen sıfatları hakikat noktasında tecelli eder, toparlayabildiğim kadarıyla ve bu hal, bu sır halinin zirveleridir. Artık bu halden Sırru’l sırra geçilir yani bekâ perdesine geçilir. Bu halden bekâ perdesine geçirir. Şimdi ordaki her tecelliyat, artık o tecelligâh için hakikattir. Onun dışında başka bir şey düşünmez akletmez, fikretmez, Allah muhafaza eylesin küfür olur, şirk olur. Burası çok tehlikelidir. O yüzden bunun üzerinden şüphe dahi edilmez. Burasının sır olmasının bir sebebi burdan bir şey aktardığınız kimse bunu reddederse o kimse de küfre düşer. Sizden de o hal gider. Bu idraksizliği idrak eder o kimse, zevk eder. Bu şuursuzluğu, bu şuursuzluğu, şuur üstündedir çünkü bu, bu şuursuzluğu zevk eder. Tabiri caizse içer bunu. Bunu içer. Bu akılsızlığı, çünkü akıl üstüdür bu, yani bunu aklın algılaması, anlaması yetmez, aklın matematiği buna yeterli değildir, mümkün değildir. Bu akıl üstüdür, bu akıl üstü tecelliyatı akletmek de mümkün değildir. Bakın bu akıl üstü tecelliyatı akletmek de mümkün değildir. O yüzden anlatabilmek de çok zordur, anlatabilmek de mümkün değildir. Bu sadece yaşanır, hatta bunlar yaşanırken Allah affetsin, bu çok uzunmuş gibi gelir insana ama öyle uzun değildir. Tabiri caizse böyle tarifimi hoş görün ama hani bir şey çarpar geçer ya anında, şimşek gibi böyle şimşek gibi çarpar o, anlık, sanki sende bin ciltlik eser olmuş gibi olur. Bak, şimşek gibi çarpar o ama sende bin ciltlik esermiş gibi olur. Anlat anlat bitmeyecekmiş gibi olur ama anlatabilecek bir şey de yoktur. Çünkü akıl üstü bir şeydir. Aklın onu kelimelere dökmesi için yeni kelimeler icat edilmesi gerekir. Yeni kelimeler icad edilmesi gerekir. Allah icad ettirir bir şey diyemeyiz, Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlar böyle çok konuşulmuş, çok anlatılmış şeyler değildi bizim dervişliğimiz süresince ama böyle kıyısından köşesinden, dilimizin döndüğünce bir şeyler anlatmaya çalıştık. Rabbim bizleri affetsin inşallah.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Sır Sahibi Olmak

Sufilik ne anlama gelir?

Sufilik; müridin eğitilirken, müritlik yaparken kesretten vahdete yani çokluktan birliğe, suretten manaya, dışsallıktan içselliğe bunun yolunu açma yeridir. Sufiler maddeden manaya, görünenden görünmeyene ve suretten içselliğe bir yolculuk önerirler ve bu tevhid, bu manada bizim için tevhid, bizim için ibadetler, zikir, tefekkür, murakabe, beşeri varlığın içinde gizlenen hakikati idrak etmesini sağlayan büyük değişimi gerçekleştirmektir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek nedir?

• Bölüm 13/17

HAKIKAT KAPISI(altıncı makam) (BIRLIĞE YÖNELMEK VE YÖNELTMEK (FAKIRLIĞI INKAR ETMEMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Rabbim cümlemizi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümleyi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Cümlemizi ve cümleyi hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip bâtıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Allah sizden razı olsun inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm. Dördüncü kapı, hakikat kapısının altıncı makamı, birliğe yönelmek ve yöneltmek ama bu yine böyle bir başlık atayım oraya da bu Hoca Ahmet Yesevi’de ise altıncı makam, fakirliği inkar etmemek ama biz bu akşam birliğe yönelmek ve yöneltmekle alakalı sohbet yapacağız inşallah. Birliğe yönelmek tevhid, birliğe yöneltmek de bütün herkesi, bütün etrafını o tevhide yöneltmek manası. Tevhid de bir şeyin tek olduğunu, bir şeyin bir olduğunu, tek olduğunu, başka o şeyden olmadığını göstermek.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İnsanları Bir Görmek nedir?

• Bölüm 12/17

HAKIKAT KAPISI (INSANLARI BIR GÖRMEK – KIMSEYI INCITMEMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabb’im cümlemizi ve bütün Ümmet-i Muhammedi Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Rabbim bizleri ve cümle Ümmet-i Muhammedi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Dördüncü kapı, hakikat kapısının beşinci makamı. Bu, bazı eserlerde bazı yerlerde tüm insanları bir görmek ama Ahmet Yesevi’de kimseyi incitmemek olarak geçer. Yani normalde Ahmet Yesevi’nin ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı isimlendirilirken Anadolu’daki Bektaşi tarikatı öğretisinde bazı farklılıklar var, isim farklılıkları.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İnsanları Bir Görmek

Sufilerin ırkçılıkla ilgili tutumu nedir?

Gerçek bir sufi dergâhında, tekkesinde ırkçılık yoktur veyahut da bir rengi üstün görmek, diğer rengi aşağılamak veyahut da bir kavmi üstün görmek diğer kavmi aşağılamak, bu bir sufi dergâhında hiç olmaması gereken bir şeydir. Hatta konuşmalara dikkat edilmeli. Orda başka bir kavimden insan olabilir. O başka bir kavimden bir kimseyi incitmektense kırmaktansa Allah muhafaza eylesin o kelimeleri, o davranışları hiç kullanmamalı ama bunu bir terbiye haline getirmeli.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İnsanları Bir Görmek

Allah’a iman eden ve sufiler ne gibi özelliklere sahiptir?

O yüzden Allah’a iman etmiş olan, Allah’ın o has kulları, sufiler bilhassa, kibirsiz insanlardır. Kendilerini beğenmekten uzak dururlar ama birisi ona kibirlenirse bakar, analiz eder, bu kibirlenecek bir kimse, avam çünkü ona kibirlenir. Eğer onunla terbiye olacaksa. Yok kirlenmeye karşı tevazuyla o terbiye olacaksa ona tevazu gösterirler. Ama kibirlenene kibirlenmek de hak olur ve ama gerçek sufiler tevazu ile riyayı ayırt ederler. Tevazu ile yapmacıklığı ayırt ederler. Tevazu ehli olmak ayrı bir şeydir, kendini böyle sufi gösterip masum gösterip mahzun gösterip böyle yolda böyle hastaymış gibi yürümek farklı bir şeydir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Tevazu Sahibi Olmak

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek nedir?

• Bölüm 8/17. Marifet Kapısı — Kendini Bilmek. Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek konusunu ele alarak, bu konu hakkında ne söylüyor?

Bu şeylik aşurelik işte bulgurluk buğday… Çocuktuk biz, bir tane çok afedersiniz katır bağlarlardı ona, gözlerini bağlardı katırın. O taşa da bir tane ondan bir tane direk vardı taşın ortasında, katırı bağlarlar, taşı da ona bağlarlar, katır boyna dönerdi sabahtan akşama kadar dibek taşının etrafında. Ben bazen bu körlüğü ona benzetiyorum. Hani geçmiş ümmetler için söylediği, Yahudiler için söylediği, kitap yüklü eşekler dedi ya, şu anda ümmetin en büyük handikapı bence bu. Biz hepimiz ayet-hadis biliyoruz da yaşamıyoruz. Biz hepimiz sünneti biliyoruz, yaşamıyoruz ve Allah’ı sevme yolunda değiliz. En büyük handikapımız bu. Biz Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i sevme yolunda değiliz. En büyük handikapımız bu ve sevmediğimiz için sevemediğimiz için körüz. Allah cümlemizi körlükten kurtarıp kendimizin ne olduğunun bilincine vardırdığı kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi kendisine sevdirsin. Kendisine âşık etsin, habibini sevdirsin, habibine âşık etsin, habibinin yolunda yürütsün, habibinin haliyle hallendirsin, habibinin yoluyla yollandırsın ve cümlemizi bizim ahsen-i takvimimizi çalışan kullarından eylesin ve biz gün geçtikçe güzelleşelim. Gün geçtikçe derinleşelim.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek

Cömertliğin kalbinde parlayan nur nedir?

Cömertliğin kalbinde parlayan nur, Allah’ın ilmi ledün nurudur. Bu nur, diğer tecelliyatlarla aynı değildir. Bu nur, cömertliğin kalbinde parlayan bir marifet kapısıdır. Bu nur, cömertliğin kalbinde parlayan bir ilim ve nur olarak ifade edilir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Cömertlik

Marifetin üçüncü kapısı nedir?

Aşırı derecede istekleri sınırlamak. Aşırılıktan uzak olmak. Bu hem din hem dünya için geçerli bu. Aşırı derecede isteklerden uzak durmak.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

Din ve dünya için orta yolu tutmak neden önemlidir?

Bu hem din hem dünya için geçerli bu. Aşırı derecede isteklerden uzak durmak. Bunun önce din kısmına bakalım yani böyle aşırı derecede dinde katılık, zorluk, aşırı derecede dini zorlaştırma gayretleri. Biz orta ümmetiz. Biz vasat ümmetiz. Bizim en önemli özelliğimiz diğer ümmetlere nazaran orta ümmet olmamız, vasat ümmet olmamızdır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

Din nasihati nedir?

Din nasihattir. Siz etrafınıza üstadız diye ders vermeyin. Neden? O rüya, tevil edilmesi gereken rüya tevil edilmezse Allah muhafaza eylesin, kimisinde kabz hali olur. O kimse ibadetten soğur. Bu işlerin sıkıntılı tarafları vardır veya zikrullahta hal gördü, değil mi o kimse, eğer o oradaki üstad denilen kimse o halin manevi tarafını üzerine almazsa o sufi orda kabz hali olur.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

Zikrullahta hal gören bir kimse ne olur?

Bu işlerin sıkıntılı tarafları vardır veya zikrullahta hal gördü, değil mi o kimse, eğer o oradaki üstad denilen kimse o halin manevi tarafını üzerine almazsa o sufi orda kabz hali olur.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

Allah zorlukla beraber kolaylık mı verir?

Allah sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder, bakın Allah zorlaştırıcı değildir. O yüzden aşırılıktan uzak durun. Cenab-ı Hak bir zorluk önüne koyduysa arkasından muhakkak bir kolaylık gelecek. Ümidini kesme. O zorluk seni yıkıntıya götürmesin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

Din kolaylıktır mı?

Din kolaylıktır. Kim dini zorlaştırırsa mağlup olur. Yine Ahmet bin Hanbel’den: ‘Sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır.’ Sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır. Imamı Hambel’den: ‘Kolay olanı tercih edin, zor olanı değil. Kolay olanı insanlara tavsiye edin zor olanı değil.’ Yine Buhari’den: ‘Peygamber sallallahü vesselleme Allah için dinlerin hangisi daha hayırlıdır, diye soruldu. O da cevaben kolaylık ve müsamaha dini olan Hanifliktir’ buyurdu. O zaman Hanif din neymiş? Kolaylık ve müsamahakâr davranmakmış.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak

İyilik yolunda savaşmak, mücadele etmek ne demektir?

İyilik yolunda savaşmak, mücadele etmek. Bir tarikat ehlinin, bir sufinin iyilik yolunda mücadele etmesi, iyilik yolunda savaşması gerekir. Sufi asla ve asla kötülük düşünmez. Ağzından kötü bir söz çıkmaz, gözünden kötülük çıkmaz, kulağından, elinden, ayağından, uzuvlarından, kötülük çıkmaz. Sufi kötü düşünmez. Sufi iyilik yolunda koşturur, elinden geldiğince etrafına iyilik olur. İyilik yapar: ‘Sizin en hayırlınız, etrafına zarar vermeyeninizdir.’ Hadisi şerif. Daha bir üstü: ‘Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’ Sufinin ölçüsü budur. Sufi etrafına zarar vermez. Hatta ne yapar? İyilik yapar. Mümin odur ki etrafındaki insanlar, müminler, insanlar, onun elinden ve dilinden emindirler. Senin elinden ve dilinden emin olacak insanlar. Elinden emin olmak ne demek? Hırsızlık! Şimdi artık insanlar bir yerden gidip mal çalmıyorlar. Mesai saatlerinden çalıyorlar. Birisinin ücretini tam vermemekten çalıyorlar. Elinden emin olmak, yani o zaman elini sen zulme kaldırma. Elini fasıklığa kaldırma. Elini fitneye kaldırma. Elini fitneden uzak tut. Haramdan uzak tut. Münafıklıktan uzak tut elini, kâfirlikten, gâvurluktan uzak tut elini. Elinden emin olacak insanlar. Aslında bütün varlık, bütün canlılar senin elinden emin olacaklar, dilinden emin olacaklar senin, dilinden emin olacak. Sen gıybet etmeyeceksin, dedikodu etmeyeceksin, iftira etmeyeceksin. Dilinden emin olacak. Derviş kardeşine sen kalkıp da tepeden konuşmayacaksın. Derviş kardeşinin hatasını herkesin içerisinde söylemek dervişlik değil, sufilik değil. Üstadının adabını, erkânını, üstadının bir konudaki herhangi bir edebini söylerken dahi onu kenara çekeceksin. Ona özel nasihat edeceksin. Öyle herkesin içerisinde ona üstadımızın böyle edebi var, sen bunu nasıl böyle yaparsın, demek üstadının edebini bilmemek demek. Senin üstadın insanların içerisinde senin hatanı kusurunu senin yüzüne söylemez. Sen insanların hatasını, kusurunu, insanların içerisinde söylüyorsan sen edebe mugayyir olan sensin. Senin hatanı, kusurunu üstadın herkesin içerisinde söyledi mi sana sen bir başkasına söylüyorsun?

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Muhabbet sahibi olmak ne demektir?

Muhabbet sahibi olmak. 5. Haksızlıktan korkmak 6. Ümitsizliğe düşmemek. İbret almak yani ders almak, nasihat 8. Muhabbet sahibi olmak. 9. İnsanın kendi özünü aciz görmesi Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Sufi hizmet nedir?

Sufi hizmet ehlidir. Sufi hizmet eder. Hizmet etmeyen sufi, sufi değildir. Neden hizmet eder? Nefsini terbiye etmek için insanlara faydalı olmak için hizmet eder. O zikrullah yapan o cemaate hizmet etmek, zikrullah yapan cemaate hizmet etmek, hizmetin en büyüğüdür. Sufilere hizmet etmek, hizmetin en büyüğüdür.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Hizmet etmek neden önemlidir?

Hizmet etmek kadar önemli bir işlev yoktur. Kır nefsini. Nefsini kır. Ne dedi Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretler? Sordu Yahudiler buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eden dedi. Bu mecnun dediler ya kafayı kırmış, su dağıtıyor ya Hendek gazasından önce! Gittiler, bir gölgelikte oturan Hz.Ebubekir efendimize, baktılar kılığına kıyafetine, herhalde dediler buradan emiri bu, gölgede de oturuyor ya!

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Tarikatın makamı nedir?

Onuncu, tarikatın makamı, özünü, insanın kendisini fukara görmesidir. Sufi kendisini fukara görür. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimede beyan etmiştir ki hepiniz Allah indinde fukarasınız, Allah ganidir demiş. Kendini fukara görmek, Allah indinde, kendini hiçliğe doğru götürme.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Üstadının önünde kendini bir şey görme neden önemlidir?

Üstadının önünde kendini bir şey görme! Bu insanı helake götürür. O yüzden Allah’ın önünde kendinizi bir şey görmeyin. Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinin yolunu takip edin, deyin ki sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud. Adem’in yolunu tutun, ben nefsime zulmedenlerden oldum, beni affet deyin. Adem’in yoludur bu. Âdem’in çocuklarının yoludur, o yolda yürüyün.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Şeyh efendinin yanında ne yapmak doğru olur?

Şeyh efendi kafasını salladı, sustu. Neyse ben bir fırsatını buldum, bırakır mıyım! Mustafa Özbağ’ın şanına yakışmaz. Dedim sen orda değilsin. Sen orda olmadığın halde, ne yapmaya böyle konuştun? O benim orda olduğumu bilmiyor tabii! Olayın olduğunda ben ordaydım dedim. Velev ki olmayayım! Velev ki orda ol dedim. Önemli değil. Ne biliyorsun dedim? Şeyh efendi zahirde öyle bir şey yaşarken gözünün önünde, batında başka bir şey yaşadı dedim.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Kendini fukara görme neden önemlidir?

Kendini fukara gör. Kendini biliyor görme. Allah muhafaza eylesin. Fukara gördükçe zenginleşirsin hem hâl olarak hem rüya olarak hem makam olarak hem maddi olarak hem manevi olarak kendini fukara gör. Kendini acizlerden gör. Kendini zayıflardan gör. Bundan bir şey kaybetmezsin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Manevi elbisenin ne demektir?

Sufi her sabah kalktığında bunları üzerinde manevi olarak elbiselerini giyecek. Manevi elbisesi bunlar. Sabah kalktı, manevi elbiselerinin zırhına bürünecek. Sabahleyin, ‘bismillah eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu veresuluhu’ diyecek, imanını tazeleyecek.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Şeriat Kapısı

Ayağını sabite ne anlama gelir?

Ayağını sabite olarak görür. Fakat bu işin en manevi uç noktasıdır. Öbür türlü biraz daha maakulüne bakacak olursanız bir mümin için vatani asli bir evlediği genlette olacağı için genlettir. Buradan Fatiha’nın sonundaki o bizi doğru yolu iletli, nimet verdiklerini yoluna diye tefsir edilmiş, nimet olarak tefsir edilmiş. Nimet’e o mananda baktığımızda o zaman zahir olarak dünyan nimetem olarak bakacağız. Bir de bir çatı üstü manevolarak ise manevi nimet ahiret nimet olarak bakacağız.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

İlahiyatlar nasıl bozulmuştur?

İlahiyatları doldurmuşlar. Hatisi inkarcilerini. Aya tinkarcilerini. Messep inkarcilerini. Ondan sonra sûfî inkarcilerini. Doldurmuşlar İlahiyatları. Ondan sonra yayın çıkıyordu. Bir oyun, bu çocuklarımız deyiz tolıyor. Ben deyiz tolsa iyi. Neden hiç olmasa Allah’ı kabul ediyor? Deyizlik de bitti. Ateyiz tolıyor artık insanlar. Dinziz oluyor. Bu İlahiyatların düzenmemesinden. Bozdular içimizdeki israilliler. İçimizdeki siyonistler. İlahiyatları bozdu. Tekrar söylüyorum onu. İçimizdeki siyonistler. İçimizdeki deccalistler. İçimizdeki Yahudi Ermen’i bozuntuları. Bizim komple İlahiyatlarımızı bozdu.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Masonlar nasıl etki yaratmaktadır?

İçimizdeki mason mason bildiğiniz mason din halimleri. Mason şehirler. Mason cemaat liderleri. Mason siyasiçiler. Mason bir akrattar. Mason siyasiç bir akrattar. Devlet başkanları. Siyasiç baş bakanlar. Mason baş bakanlar. Mason bakanlar. Ve bugüne kadar normalde. İmumat eşeğin eğitimi başına. Vazannetmiyorum. Masan olmayan bir isinin konulmasına. Bakma sen bizdenmiş gibi göründüklerine insanların. Şemsi efendi de bizdenmiş gibi görünüyordu. Adı şemsiydi. Nece bizdenmiş gibi görünmenler vardı.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Devletin mason etkilerine karşı ne yapması gerekir?

Bunu gördüğü halde. Buna müdahale etmiyor. Bunların hepsi de sorunu. Bunların hepsi sorunu. Gençliğin bozulmasına sebeb. Türkiye Cumhuriyeti devlet hükümetleridir. Baştan sonra kadar. Osmanlı da daayılbuna. Osmanlı’nın son yüz yılı da daayılbuna. İçimizdeki mason mason bildiğiniz mason din halimleri. Mason şehirler. Mason cemaat liderleri. Mason siyasiçiler. Mason bir akrattar. Mason siyasiç bir akrattar. Devlet başkanları. Siyasiç baş bakanlar. Mason baş bakanlar. Mason bakanlar. Ve bugüne kadar normalde. İmumat eşeğin eğitimi başına. Vazannetmiyorum. Masan olmayan bir isinin konulmasına. Bakma sen bizdenmiş gibi göründüklerine insanların. Şemsi efendi de bizdenmiş gibi görünüyordu. Adı şemsiydi. Nece bizdenmiş gibi görünmenler vardı.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Toplam ceza 25 milyar mı?

Böyle bir dayarı yaptım. Bir tirdim. Dünak sen baktım. Toplam ceza 25 milyar. Tuzak kurmuş sana. Sen aravan olsan olacak. Sali bir binek var. Kapının da durmak için. Hareket ettirdin. Andı gitti. O zaman sali, bine kavramı da kalmadı bize. Bugün avmüdedim. Böyle gidersin. Bir tane eşek alacağız. Anlan da olacağız dedim. Başka dedim. Dünyanı imete. Dünyanı imete. Hani imet verdiklerinden. Dünyanı imete.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Bir birlene, bir çak çektiler, tabanca çektiler mi?

Sesini yükseltin. Bir telefon. Bir telefon. Ve öyle ki, ona burada uyuşturucu satıyorlar diyorum, gelen yok. Burada da uyuş çıktı, kavga çıktı. Bir birlene, bir çak çektiler, tabanca çektiler. Telefonat diyorum, gelen yok. Yok, gelen. En sonunda birisi geldi. Benim kapıyı çalıyor. Buradan mı satılıyor diye. Bak, bu kadar kafaları, bu kadar. Buradan ben satsan neden? Ben madresi mi öğreneyim? Hiç düşünmüyor, buradan mı satılıyor diye bana. Hadidim, peysiye avbun, nasıl avbunadadadır, dele manaj bir cennedim.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Hairet nedir?

Hairet nedir? Hairet bir şey hairet etmedin. Bilmeden umadın bir şey çıkıyor ya, karşına. Ahiret ettim, böyle tahmin etmiyordum, böyle bilmiyordum. Öyle değil mi bu ne hairet ettik diyoruz değil mi? Bu işte hairet için, hairet nedir dedi, ben de hairetik karşılığına olay, hairet bu umadının tahmin etmedin, bilmediğin bir şeyin meydana çıkması. Yani onu görmen, onu ne karşılaşma. Bu normalde haireti tanımlamak için, hairet bu. O işin bir de tabii, bu ilmen hairet, bu işin tabı, yusuf bunu sonra, kendisi ufilik noktasında hairet nedir diyor. Bu değişim başka tarafa. Mesela ilmi noktada haireti, ambi kimse o gün arkadaşlar, o ayetiklerimi okumamuş okuyor.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

Artık o olayın içinde nedir?

Hakkel yakın hayret. Artık o olayın içinde. Hakkel yakın hayret. Olayın içinde. Hani şeven daha zetten, ne buradan bir atıfta bulunayım. Hani bedirde bulundu muhafeti var ya. Hakkel yakın hayret. Orada yaşamış. Orada o savaşa katılmış gibi hayrette kalıyor. O da net bir şekilde inanıyor. Bedirde ben de varam. O normalde hayretin ayrı biz zirvesi. Dervişan onu anlamadından, ne hala kasvariya bedirdin. Sahabeleri, adıyla sanıyla, kütükleriyle belli diyor. O da onu söylerken, bunun bir manevi hal olduğunu dekler etmiyor, şart düşmüyor. Bunu böyle söyleyip atınca kenara, dervişlerde diyor ki, ya böyle bir şey mi olur ya? Düğün ne hala kasvariya? Bu ne hakkel yakın hayret. O kimse hutsu resin okuyor. Hud kaminin helak edilişini yaşıyor orada. Hakkel yakın olarak. Neyin ne olduğunu görüyor? O esna da ayetiklerim diyor ki, işte biz onları orada, donak aldık diyor.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 23.11.2023

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları