Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Keşke şu canı Ashab-ı Kehf gibi yahut Nuh’un gemisi gibi korusaydı da, şu hatırı, şu gözü kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kurtarsaydı. Dünyada bu zamanda nice Ashab-ı Kehf vardır ki senin yanıbaşındadır, karşısındadır. Dost da onunla nağmeler terennüm eder mağarada; fakat ne fayda ki senin gözünde kulağında mühür var.”
Ashab-ı Kehf malum Roma’dan önce Anadolu’da zalim bir hükümdar vardır. Bu zalim hükümdar, inananlara karşı mücadele eden, savaş açan bir hükümdardır ve kendi bulunduğu beldede ve bölgede, insanların inanmalarını istemez. Tarih boyunca hep belli gücü elinde bulunduranlar, o güçleriyle gerçekten iman eden ve inananlara savaş açarlar. Adem aleyhisselamdan beri insanların arasında iki çeşit insan vardır. Bir Adem ve Adem’in yolundan gidenler, iki şeytan ve şeytanın yolundan gidenler. Adem ve Adem’in yolundan gidenler, hak ve hakikate ram olmuş, kur’an ve sünnete veyahut da o günkü indirilen peygambere iman etmiş ve o gün indirilen peygamberin hükümlerini kabul etmiş ve o gün indirilmiş olan o peygamberin hükümlerini kendi nefsinde ve etrafında yaşamaya ve yaşatmaya, mücadele edenlerdir. Şeytan ve şeytana tâbi olanlar da Adem’in bir oğlu gibi onlar hak ve hakikatin karşısında kendince gücü, kudreti, kuvveti elinde geçirmeye çalışan ve böylece şeytanın vesvesesi ve desisesiyle gerçekten iman edenlere savaş açanlardır. Bu yeryüzünde büyük kavgadır. Bu kavga Adem’den itibaren devam eder, bugün de devam eder. inanmayanlar için hangi peygamber olduğu önemli değildir. Onların önüne nasıl bir peygamber getirirseniz getirin, onların önüne nasıl bir peygamber çıkarsa çıksın, onlar asla ve
asla o peygambere inanmayacaklardır. Çünkü eğer bir peygambere gerçekten iman ettiyse bir kimse, ondan sonra gelmiş olan peygambere de iman ederler. Çünkü o peygamberlik nurunu tanıyan o nübüvvet nurunu, mührünü tanıyan, o nübüvvet nuru kime geçerse geçsin, onu tanıyacak ve o nübüvvet nurunun geçtiği kimseye de iman etmiş olacak ve yeryüzünde işte bu hak ve hakikat yolundan gidenlerle şeytan heva ve hevesin yolundan gidenler, hep mücadele etmişler, savaşmışlar. Bunların o dönem için örneklerinden birisi de ashab-ı Kehf.
Ashab-ı Kehf de Allah’a iman etmiş ve o günkü peygamberlerine iman etmişler ve Allah’a inandıkları gibi yaşamaya çalışanlar ama o Allah’a inandıkları gibi yaşamaya çalışanlar, sonuçta belirli gücü, kuvveti, iktidarı yerinde, elinde tutan, daha doğrusu negatif noktada iktidarı elinde tutanların hoşuna gitmez. Bu şimdi de dünya üzerinde aynıdır. Dünya üzerinde de siz gerçekten kur’an’a iman eden, gerçekten Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolundan giderseniz, sizi de rahatsız ederler. Sizi de normal yaşatmazlar, sizi de normalde böyle elinizi kolunuzu sallayarakdan siz yaşayamazsınız. Çünkü yeryüzünü bu noktada kendi dairelerinde gücünü ve kuvvetini elinde tutan o bugünkü dilde emperyal güçler bugünkü dilde dinsiz deccaliyete taban güçler, o iman edenleri yeryüzünden silip atmak için o gerçekten iman edenleri bir şekilde alt etmek için mücadele ederler ve ediyorlar. Bu değişmeyen, bitmeyen bir kavgadır. Bu sonuçlanmayacak olan, ta kıyamete kadar gidecek olan, büyük bir kavgadır. Bu büyük bir kavganın içerisinde bulunan insanlar, sonuçta ya yenilenlerden yani şeytan ve şeytana tapanların, şeytanlaşmışların yolundan gidecektir ya da hak ve hakikate tâbi olan Haktan yana olan yolu takip edecektir. Ashab ı Kehf haktan yana tavır koyup o padişahın zulmünden, o padişahın şerrinden kaçıp, bir mağaraya sığınmışlardı ve o zamanın padişahı, mağaraya kadar onları kovalamış ama mağarada Cenab ı Hak onları muhafaza etmiş korumuş ve onları mağarada bulamamışlardı. Üçyüzyıl sonra onlar yine bir uyandılar. Uyandıktan sonra gittiler, baktılar ve aynı zulüm devam ediyordu ve tekrar uyutuldular. Bir rivayette bunlar Ashabı Kehf, bir rivayette Mehdi ala Resul zuhur ettiğinde tekrar zuhur edecek, tekrar yeryüzüne dönecek, tekrar Mehdi Ala Resule hizmet edecekler, onun yanında saf tutacaklar.
Buna bir taraftan baktığımızda Mehdi Ala Resule demek ki o yedi tane büyük veli, mürşid i kamil hükmünde, kutup hükmünde kimseler, o Mehdi Ala Resule biat edecekler. Bunun bir başka vechesini açabiliriz bugün. Bir başka veçhesi nedir? Allah’ın gizli velileri vardır. Bu gizli velileri de Mehdi ala Resul zuhur ettiğinde onlar da ayan olacak, zuhur olacak ama şurası bir başka açıdan bakdığımızda Mehdi ala Resul çıktığında, demek ki Ashab ı
Kehf uyandırılacak. Salih Aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. idris Aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. isa Aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. Hızır Aleyhisselam ishar olacak, meydana çıkacak. O yüzden şu anda Mehdiyim diyenlere veya Mehdi çıktı diyenlere duyurmak istiyorum. Mehdi ile alakalı büyük alametlerden birisi, Ashab-ı Keyf’in zuhur etmesi. Bu bizim Anadolu dilinde yedi uyuyanlar dediğimiz o yedi uyuyanların uyanması ve ama bunun en enteresanı, isa Aleyhisselam’ın zuhur etmesi, Hızır Aleyhisselam’ın görünen bir dairede, normal insan gibi tecelli etmesi. Çünkü o deccaliyetle, süfyanla olan savaşta, Hızır Aleyhisselam, Mehdi Aleyhisselam’a yardıma gelecek ve deccalla, süfyanla olan savaşta Hızır Aleyhisselam, Salih Aleyhisselam, idris Aleyhisselam, bunlar Normalde Mehdi’nin yardımcıları olacak. Yedi Uyuyanlar da Mehdi’nin yardımcıları olacak. Süfyanla olan savaştan sonra Mehdi yenilecek, Süfyanla olan savaşta Mehdi yenilecek. Mehdi ve taraftarları yenilecek, onlar Medine-i Münevvere’ye kadar geri çekilecekler. isa aleyhisselam o zaman zuhur edecek. Süfyana karşı galip gelmeyecek birinci derecede Mehdi. ikinci derecede galip gelecek. Önce bir galibiyet oluyormuş gibi olacak, oradan, ardından geri çekilecek. Ondan sonra isa Aleyhisselam zuhur edecek ve sonra isa Aleyhisselam, Mehdi’ye diyecek, dua edeyim bunlar helak mı olsun, savaşalım mı? Mehdi Aleyhisselam diyecek ki savaşalım. Süfyan’ın, Süfyan’ın gerçek manada, hem düzen olarak, sistem olarak mağlubiyeti, Mehdi’nin elinden olacak. Süfyanı şahıs olarak da simgeleyen kimse, Mehdi’nin eliyle öldürülecek. Ondan sonra Deccal zuhur edecek. Deccal zuhur ettikten sonra isa Aleyhisselam ne yapacak? Deccalı öldürecek. Bunlar hadis-i şeriflerde açık ve net, ardı ardına sıralanmış şeyler. Burda Ashab ı Kehf’den laf açılınca, bunları da beyan edeyim dedim. insanlar kendi kendilerini Mehdiliğe özenmesinler, kendi kendilerini Mehdiyiz demesinler. Kendi kendilerine Mehdilik özentisi içerisinde bulunmasınlar. Mehdi, Mehdi olacağından son anda haberdar olacak. Son ana kadar da Mehdilik ona vazife verilinceye kadar da haberdar olmayacak.
Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine, Hira Dağı’na çekilinceye kadar, onun peygamber olacağına dair ona bir işaret gelmedi. Başkaları onun peygamber olduğunu tahmin ediyorlardı. işaretleri onların üzerinde görüyordu ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem Hazretleri, hiç kendisini peygamber görmüyordu. Bunun altını çizin. Bir kimse normalde bir başkası onun veli olacağını tahmin edebilir. Ondan velilik kokusu alabilir. Bir kimseden, bir kimse ondan bir peygamberlik kokusu alabilir ama o kimse kendi peygamber olacağından habersizdir. Beni israil peygamberleri hariçtir bundan, bazıları. Onlar daha çocukluğundan itibaren peygamberliği
müjdelenir, onlar babadan oğuladır çünkü. Beni israil’in peygamberleri, babadan oğula geçer. Yakup’tan Yusuf’a geçer, bunun gibi. ibrahim’den ismail’e geçer, bunun gibi. Ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin nesli temizdir, ama babası peygamber değildir. Dedesi de peygamber değildir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberlik kendisine tebliğ edilinceye kadar da peygamber olacağından habersizdi kendisi. Kendisinde harikulade haller vardı, harikulade haller var olmasına rağmen o peygamberliği ona tebliğ edilinceye kadar net olarak bilmiyordu. işte bir velinin üzerinde de velilik kokusu olabilir. Bir başkaları ondan velilik kokusu alabilir ama o kimse kendisinin veli olacağını bilmez ve kendisini veli olarak görürse de nefsine uyar. Allah muhafaza eylesin.
işte normalde Hz. Mehdi de doğuştan itibaren kendisinin Mehdi olduğunu bilmiyor ve bilmeyecek de. Ne zamana kadar? Mehdilik ona tebliğ edilinceye kadar. Mehdilik ona tebliğ edildiğinde de o, o tebligatı alacak, kabul edecek. Böyle bir şey söz konusu değildir. Maneviyattan haberi olmayanlar veyahut da halden haberi olmayanlar, bu noktada, metafizik noktada, metafiziğin kendi içerisindeki kural ve kaidesini bilmeyenler, bana göre verildi de ben kabul etmedim gibi gülünç şeyler söyler. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine itaat farzdır. Bir kimseye Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri sana şu vazifeyi verdim diyecek de o da ben istemiyorum mu diyecek. Böyle bir şey yolun adabına, erkanına, usulüne aykırıdır. Ayeti kerimeye aykırıdır. Ayeti kerimeye aykırıdır ama işte Mehdi ala Resul’e de bu noktada Mehdilik, ona tebliğ edilince, onun da yapmama gibi bir şansı yok. Öyle bu iş hafife alınacak bir şey değil ve Mehdi Aleyhisselam, mehdiliğini ilan edilince de o zaman Ashabı Kehf de uyanacak. Hz. Mevlana diyor ki keşke ben de Ashab ı Kehf gibi uyusaydım. Burdaki Ashab-ı Kehf gibi uyumaktan istemesi, dünya sevgisinden uyumak. Dünyaya aşık olmaktan uyumak. Dünyaya bağlı olmaktan uyumak. (Dışardaki kardeşler lütfen sohbeti dinleyin, burda her cumartesi bunu söylemek zorunda kalmayalım, sonra buraya yazı geliyor sohbeti dinleyemiyoruz diye, burasını park haline getirmeyelim, lütfen! Harika bir sessizlik oldu. Herkese teşekkür ediyorum.)
Hz. Mevlana Ashab-ı Kehfliğe özenirken burda, sakın sufiliği dünyadan el etek çekmek, dünya ile alakalı hiçbir şeyle karışmamak olarak algılamayın. Hz Mevlana, mesnevisinde dünya sevgisi bize kötülendi. Hani dünya cifedir hadis i şerifini, dünya sevgisi bize kötülendi. Allah yolunda altın, gümüş harcamak methedildi der. O zaman Allah yolunda altın ve gümüş harcayabilmen için senin, dünya dairesinde, dünya şartları içerisinde, makul dairede, çalışman gerekir. Zekat verin, emirdir. Sizin zekat verebilmeniz için,
zekat verebilecek hale gelmeniz gerekir. islam dünyasında hiçbir sufi anlayışta, hiçbir sufi anlayışta, çalışmamak yoktur. islam dünyasının içerisine, başka kanallardan gelen, kur’an ve sünnete uymayan sufi algısı ve anlayışları, yanlış anlaşılmış, dünyadan elini eteğini çekerekten, hiçbir iş yapmadan, tembelliğe, aymazlığa, uyuşukluğa, yeni gelişmelere, yeni çalışmalara, kapılarını kapatmışlar. Bizim sufi anlayışımız, bizim tasavvuf anlayışımız, bizim din anlayışımız bu değildir. Zekat verin, emirdir. Her müslüman muhakkak zekat verme noktasına gelmekle mükelleftir. Bu çalarak, çırparak, ondan sonra dolandıraraktan, insanların hakkına, hukukuna riayet etmeden olacak bir şey değildir. Allah rızası için, fisebilillah için, Yarabbi zekat verecek hale gelmek için, hep beraber böyle niyet edip, çalışıp, biz zekat verme noktasına gelmekle mükellefiz. Şöyle bir sufi anlayışı yok, bir adamın işi yok gücü yok, ne bileyim işte etraftan dileniyor, isteniyor, böyle kendi dervişliğini, kendince sufiliğini, geçim kapısı yapmış veya kendi dindarlığını, geçim kapısı yapmış veya kendisinin bir tarikat ehli olması, cemaat ehli olması, dini noktada çalışıyor olması, bir yerde böyle hizmet etmesi, kendisi için geçim kapısı olmuş. Bu bizim dinimiz değil. Bu Bizim Yolumuz değil. Hz. Mevlana, Ashab-ı Kehf gibi olmak isterdim derken, dünya sevgisinden uzaklaşmak isterdim, dünya sevgisinden uzaklaşaraktan, Allah yolunda daha fazla çalışmak isterdim. Sakın ha! Dikkat edin, bugün müslümanların başına bombalar yağıyor. Bunun sebebi müslümanların kendileri birinci dairede. Müslümanlar acziyet içinde. Bunun sebebi, kendileri müslümanların. Müslümanlar, fakriyet içinde. Bunun sebebi müslümanların kendileri, kendimiziz biz. Dün istanbul’u fethetmek için o günkü teknolojinin son noktasını kullanan Fatihler yetiştiremediğimizdendir. Biz yetiştiremedik. Biz Ali kuşçuları yetiştiremedik. Kendi kendimize bize öyle bir dini algı oluşturdular. Dini algı bu. Öyle bir sufi algısı oluşturdular. Müslümanlar tembel, çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar, ilme sarılmıyorlar, bilime sarılmıyorlar. Müslümanlar bu konuda kenetlenmiyorlar. Heva ve heveslerine düşmüşler, nefislerine düşmüşler, dedikoduya, gıybete, buğuza düşmüşler. Çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar, mücadele etmiyorlar.
Karnımız doydu, bitti işi. Kendin için değil bu. Bir kişinin daha karnını doyur. Kendin için değil, bir öğrenci daha okut. Kendin için değil, git ilimle uğraşan bir tane profesöre de ki şu kansere ilaç bul, ben seni istihdam edeyim bu noktada de, araştırma yap de. Yok Biz kendi kendimize, kendimiz mücadele etmiyoruz. Ondan sonra birisi geliyor bize bir bomba atıyor, biz o bombanın altında zerzebil oluyoruz. Ona bir tane atacak bombamız yok bizim. Bilim olarak yok, ilim olarak yok, onunla savaşacak yüreğimiz de yok, cesaretimiz de yok. Bizde cihat şuuru da kalktı cihadı konuşamazsınız
zaten. O büyük deccal sistemi, size cihatı konuşturma. O büyük deccal sistemi, size Allah yolunda canlarınızı vermeyi konuşturmaz. Cihat anlayışını sulandırmaya çalışıyorlar. Niçin? Birisi ölüme gidecek çünkü. Ölüme giderken muhakkak birkaç tanesini de öldürecek çünkü. Aman onlardan bir kaç tanesi ölmesin diye bizim cihat şuurumuzu da değiştiriyorlar. Tarih boyunca değişmemiş bu. Size birisi silahını çekerse siz ondan daha üstün bir silahla onu öldürmek zorundasınız. Birisi size savaş ilan ederse, onunla savaşmak zorundasınız ve onu yenmek zorundasınız. Evet! Müslüman savaşmaz ama müslümanla savaşırsa birisi müslüman onun dersini verir. Hatti aşmaz bir öldürürse bir öldürür.
Ayet i kerimede diyor ki hatti aşmayın. Haddi aşmayın ama böyle tam böyle tevafuk ediyor demek ki konular, müslümanları uyutuyorlar, Ashab ı Kehf gibi. Uyuyor müslümanlar. E bebek e, uyuyoruz biz. E Bebek e uyuyoruz. Bir yerde bir şey oluyor ya bizim buzdolabımıza gelmedi bir şey, bizim evimize, mobilyalarımıza da gelmedi, bizim arabalarımıza da gelmedi, biz rahatız. Tamam bitti. Elli yıl sonra senin çocuklarının da başına gelebilir aynı şey. Bu aymazlıkla durursan, yüz yıl sonra senin başına gelir. Şöyle düşünün binaltıyüzlerde, binyediyüzlerde Osmanlı yıkılacağını hesap edebilir miydi? Hesap edemezdi. Binyediyüzlere geldiğinde hesap edebilir miydi? Kanuni Sultan Süleyman, Viyana kapılarından geri döndüğünde, kendince diyebilir miydi bu benim yıkılışımın başlangıcı diye? Öyle kendi kendinize bizden sonrakileri düşünmemezlik edemezsiniz. Bundan yüz yıl sonra Anadolu’da ne olacağını kim hesaplayabilir? Hesaplayamazsınız. O zaman müslümana düşen vazife çalışmaktır. Burda Hz Mevlana’nın Ashabı Kehf’e olan göndermesi, Ashabı Kehf’e olan göndermesi kendince dünya sevgisine tapmakla alakalıdır. Dünyaya tamah edip dünyayı ele geçirmekle alakalıdır. Şan, şöhret, makamla alakalıdır. Hz. Mevlana derki dünya ve dünyadakileri sevmek bize cife gösterildi. Devam eder:
“Nuh’un gemisi gibi koru saydı da..”
Hani o fırtınanın içerisinde Cenab ı Hak, Nuh’un gemisini korudu. Hz. Mevlana diyor ki beni de Nuh’un gemisi gibi, ne güzel iltica etmiş Allah’a! Bir: Beni bu dünyanın sevgisinden, şatafatından, şatahatından, makamından, mevkisinden, şöhretinden Ashab-ı Kehf gibi korusaydı. iki: Her türlü bela, musibet, sıkıntı, tufan, maddi manevi, bunlardan da Nuh’un gemisi gibi beni kurtarsaydı, muhafaza etseydi, Cenabı Hak o tufanın içerisinde Nuh’un gemisini muhafaza etti. Beni de diyor Nuh’un gemisi gibi muhafaza etseydi, korusaydı
“Şu hatırı, şu gözü kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kur-
Bu gözümü, kulağımı, böyle aklı ilahlaştırmak, negatif aklı putlaştırmak, negatif aklı putlaştırmaktan beni korusaydın! Bakın negatif akıl dediğimiz şey insanın kendi kendine, kendi düşüncelerini putlaştırmasıdır. Düşüncesini, fikriyatını, bakışını, görüşünü kur’an ve sünnete rametmemesidir. Bir kimse bakışını, görüşünü, düşüncesini, fiiliyatını, kur’an ve sünnete rametmezse, onun bakışı, görüşü, düşüncesi, fikriyatı, ilahlaşmış olur. Onlar küçük ilahlardır. Bunlar da biraz para madde olursa, biraz makam mevki olursa, bunlar bir bakmışsın küçük ilah olmuşlar.
işte bu negatif akıldır. Hz. Mevlana da diyor ki bu uyanıklık gibi görünen, bu göz açıklığı gibi görünen, bu normalde işte kendince her şeyi anlıyormuş gibi görünen, negatif aklın tufanından da beni kurtarsaydı, bugün müslümanların ve dünya insanlığının en büyük problemlerinden birisi bu. Müslümanlar da bu negatif aklın tufanına yakalanmışlar. Normalde namazı kendi aklına göre devşirmek istiyor, orucu kendi aklına göre devşirmek istiyor, haccı kendi aklına göre devşirmek istiyor, cihadı kendi aklına göre devşirmek istiyor, sufiliği, dini, dinle alakalı şeyleri, kendi aklına göre devşirmek istiyor. Bencesi böyle olmalı diyor. Hakkında hadis i şerif var diyoruz, hadis i şerifler ne kadar sahih diyor. Bencesi böyle anlaşılmalı diyor. Diyoruz ki 1400 yıldan beri böyle anlaşılmış, böyle uygulamış, hayır onun aklı önde. O diyor ki benim aklıma göre bu ayeti kerime olmaz. Onun aklına göre bu hadis-i şerifte hata var. Onun aklına göre bu kur’an’ın bu sisteminde, sünneti Resulullah’ın bu sisteminde hata var. Negatif akıl dediğimiz şey hakkından nasa dayanmayan dini işlevler fiiller düşünceler Naz Kur’an ve Sünnet bir şey Kur’an ve sünnete dayanmıyorsa, o dini değil. Dini değil!
Geçenlerde birisi dedi ki siz zuhr-i ahir kılmıyormuşsunuz dedi benden için, kılmıyorum dedim ben. Kılınması lazım dedi. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri kılmamıştır. Osmanlı uleması fetva vermiş. Böyle baktı, dediki ya nasıl olur böyle bir şey? Ya kardeş dedim, çok basit. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kılmadığı bir namazı kılarsan, arkası gelecek bunun, zaten geliyor. Birisi de üniversiteye giriş namazı çıkarıyor, birisi memur sınavına girme namazı çıkarıyor. Dedim üretir, bir oruç üretir bir kimse. Oruç bildiğiniz oruç üretir. Namaz ürettin mi, ürettin. E oruç da üretirsin. Oruç ürettin mi ürettin. Yemen’de birisi çıktı, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinden önce Yemen’e Kabe yapmaya kalktı. Üretti! Birisi de ne dedi? Atatürk öldükten sonra ey araplar, Kabe sizin olsun, bize Anıtkabirimiz yeter dedi. Üretti! Hatta biz Anıtkabir’i
tavaf ederiz dedi. Biz de hacı oluruz dedi. Üretti! Din olarak bir şey ürettiğin zaman, arkası gelir. Birisi bir şey daha üretir. Sen çok makul bir şeymiş gibi söylersin bunu. Çok makuldür, aklına, fikrine, gönlüne, makul gelir senin. Orucu kışın tutuverin demek gibi. Ya bu kimin aklına gelir? Furunlu köyünde, Bayındır’da normalde, bizim Bayındır münbit topraklar, yetiştiriyor elhamdülillah. Yaz tabii, yeni böyle sufiliğe girdiğimiz zaman, o Furunlu Köyü’nde derviş kardeşler oruçlular, kadın-erkek. Orada da bir melami şeyhi var, akraba onlara. Demiş siz bir de oruç tutuyorsunuzdur şimdi demiş. E demiş tutuyorlar. Allah’ın alacağı otuz gün oruç değil mi demiş. Kışın tutuverin, ne yazın uğraşıyorsunuz ki demiş. Allah’ın alacağı otuz gün oruç hakkı için, tutarı yazın, tutun gibisinden. insan böyle bir varlık. Yoksa oruç üretir. Ramazan ayını beklemez, yani ayın konumuna göre beklemez. Ya? Bağlar kışa, her kış oruç tutarsın. Üretir! Adama da bu mantıklı gelir şimdi, aklına uygun gelir.
işte Nuh tufanındaki Nuh’un gemisi gibi korunmamış kimse. Atıldı o fırtınanın içerisinde, tufanın içerisinde gidiyor. Nereye gittiğinin farkında değil. Namazları değiştirmeye çalışıyorlar, orucu değiştirmeye çalışıyorlar, ibadetleri değiştirmeye çalışıyorlari akıllarınca. Hz. Ali efendimizin sözü ne kadar güzel, diyor ki aklıma uysaydım ayağımın üstünü mest edecektim, aklıma uyusaydım, mantığıma baksaydım. Benim aklım, benim fikrim, benim düşüncem bana diyecekti ki yani ayağın altını mest et. Neden üstünü mest ediyorsun? Baktığınız zaman akıl, fikir olarak ayağın altı kirlendi. Öyle değil mi? Ayağının altını yıkamak, ayağının altını meshetmek lazım. Ama gördüm ki diyor Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayağının, mestin üstünü meshetti. Bakın din size aklın normalde mantığın karşı tarafına koyuyor sizi. Senin aklın, mantığın diyor ki ayağın altı mesh edilmesi lazım ama din ayağın üstünü mesh ettiriyor. Enteresan bir şey. Aklıyla oynuyor. iman bu noktada aklı kenara bırakmak oluyor. Aklı kenara bırakmazsan negatif aklı o seni çeliyor. O seni başka yere götürüyor. O zaman tufanın içerisine düşüyorsun.
Hz Mevlana da diyor ki bu fikir tufanından, bu negatif akıl tufanından, bu etraftaki bir sürü akıl fikir tufanlarından beni Nuh’un Gemisi gibi korusaydın. Çünkü Hazreti Mevlana’nın zamanda haricilik var, kaderiyecilik var, cebriyecilik var, rafizilik var. Bugünkü olduğu gibi. Bugün de islam dünyasında bu haricilerin, rafızilerin kalıntıları var. Bugün bu islam dünyasında haricilerin kalıntıları var. Bugün islam dünyasında net kur’an ve sünnete uygun bir şekilde, bir anlayış bir fikir oturmuş değil. Dışarıdan gelen, yani bunu ilk selefi imamlarını ayırdederekten söylüyorum. Bugünkü selefilik vahhabilik, işid çizgisi var. Bugünkü insanların Durmuş oldukları Şia
çizgisi var. Yani önümüzde la ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyenleri katleden müslüman tipleri oluştu. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen insanları kafir gören müslüman tipler oluştu. Bugünkü dünyada, bakın bunlar her birisi fikir tufanı. Vahabi bir düşünce oluştu. Şimdi selefi, vahabi, işid, çizgisi oluştu. Başka bir yerde selefi, Vahabi, rafizi çizgisi oluşuyor. Başka bir yerde Selefi, Vahabi işte ne bileyim harici çizgisi oluşuyor. Bir tarafta, biz Anadolu alevisiyiz, biz de müslümanız, eee? Namaz yok, abdest yok, oruç yok, kur’an yok, sünnet yok ama Alevi! Bunların hepsi de tufan, bunların hepsi de insanların imanlarını, islamlarını, dinlerini sürklase eden, sürükleyen ve nereye gittiği, nereye götürüldüğü belli olmayan anlayışlar, düşünceler. Aynı şey, ehli tarikatın içinde var. Cemaatlerin içinde var.
insanlar nereye koştuklarının farkında değil. Çok basit bir şekilde, insanlar israil vahşeti ile kucak kucağa, seviyorlar israil’i. Yani bebek öldürüyor her gün, çocuk öldürüyor. Her gün çocuk öldüren bir mekanizma var. Bu mekanizma ile muhabbet, kol kola olanlar var. Buna karşı durmayı otoriteye karşı durmak olarak görenler var. Bu fikri savrulma. Muhafaza edilmemiş. Evet! Allah bir insanın imanını muhafaza edecek. Cenab ı Hak imanlarımızı muhafaza etsin. Cenab ı Hak inançlarımızı muhafaza etsin. Cenab ı Hak fikrimizi, şuurumuzu, kalbimizi, bedenimizi, kendi yolunda eylesin. Bunlar basit şeyler değil. Bir anda savrulup gittiğinizi görür insan. Bir anda kaderiyice olur, bir anda cebriyeci olur, bir anda bakmışsın bugünkü deccal sistemi ile dost olmuş. Bir anda, bir bakmışsınız ki deccaliyetle kol kola girdiğinizi görürsünüz. Allah koruyacak insanı. Allah muhafaza edecek. O yüzden Allah’tan dua edelim. Allah’tan isteyelim. Allah’a yalvaralım. Cenab ı Hak bizim aklımızı, fikrimizi, kalbimizi, ruhumuzu, sırrımızı, kendi dininde istihdam eylesin. Son nefesine kadar da o din üzerine yaşayanlardan eylesin, son nefesimizde de iman nasip eylesin. Bunlar çok önemli.
Sakın kendi gücünüze, kuvvetinize, kudretinize, bilginize yaslanmayın. Allah’a yaslanın. Fatiha’yı unutmayın. Fatihayı hiç unutmayın. Ne diyoruz: ‘iyya kenabudu ve iyya kenestain ihdinas sıratel müstakim sıratellezine en’amte aleyhim gayril mağdubi aleyhim veleddallin Amin. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım bekleriz. ibadet Allah’a, oruç Allah’a, zikir Allah’a, namaz Allah’a, zekat Allah’a, iyilik Allah’a, her türlü hayır hasenat Allah’a, bütün ibadetler Allah’a, bütün ibadetler! Allah için ibadet etmek. Allah için yaşamak, Allah için bakmak, Allah için seyretmek, Allah için dinlemek, Allah için yürümek, Allah için, mücadele etmek. Allah için, nefes almak. Allah için, nefes vermek. Allah için, sohbet etmek. Allah için, zikretmek. Allah için, insanlarla haşır neşir olmak, Allah için. Şeyhim beğensin diye değil, arkadaşım beğensin diye değil, karım beğensin diye değil,
kocam beğensin diye değil, Anne babamın hoşuna gitsin diye değil. Allah için! Namaz kıl. Allah için. Seviyorsan, Allah için sev. Arkadaşının koluna girdin, Allah için gir. Birbirlerinize olan davranışlarınız Allah, için olsun. Özgürlük Allah için yaşamaktadır. Eğer Allah için yaşarsanız, özgür olursunuz. Allah için yaşamazsanız, kimin için yaşadıysanız, onun kölesi olursunuz. Bu duygunuz olabilir, bu düşünceniz olabilir, bu fikriniz olabilir. Ne olursa olsun! Eğer Allah için değilse, bilin ki kölesiniz. Eğer Allah için değilse, bilin ki siz kafanıza bir tane, boynumuza bir tane tasma taktırmışsınız, ben o yüzden kardeşlere diyorum, Allah için yaşayın.
Eğer benim sözlerim kur’an ve sünnete uygun değilse, tabii olmayın. Söyleyin, uyarın deyin ki burada kur’an ve sünnete aykırı bir şey konuştun, karşılığındaki ayet i kerime bu. Karşılığındaki hadis i şerif bu. Memnun olurum, sevinirim, memnun olurum, sevinirim. Nefsinizin hoşuna gitmeyince eleştirmeyin. Benim yolum, çizgim meydanda. Benim yolum kur’an ve sünnet. Ağır konuşuyorum, evet ağır konuşuyorum. Kim mümin kardeşinden faiz yiyorsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur. Alın ağır söz. Her sohbette de söylerim bunu. Kimin canı sıkılacaksa sıkılsın. insan mümin kardeşinden faiz mi alır? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseden faiz alamazsınız. Bitti! Yazın gene mailde ağır konuştun diye. Evet alamazsınız. O zaman kur’an ve sünnet, sıkıntı burada, herkesin bam telinin attığı yer burası. Fikri savurganlık, işte fikri savurganlık bunlar. Fikri felaket bunlar. Bu zamanda faizsiz olmaz. Olur kardeşim! Olur! Bu zamanda olmaz deme. Bu zamanda yaşa. Kaderiyeye kayma. Kaderimizde ne varsa, onu göreceğiz. Kardeş! Cenab ı Hak diyor ki sizin önünüzde elinizle yaptıklarınız vardır. Allah kullarına zulmetmek istemez. Ayet i kerime. Senin elinde, senin önünde, senin yaptıkların vardır. Sen kızını dosdoğru yetiştir. Sen oğlunu dosdoğru yetiştir. Sen kendin dosdoğru ol. Etrafına dosdoğru davranışları telkin et. Yok öyle bir şey. Senin elinde o. Yok öyle bir şey, müsaade etme. Çocuklarının haramına müsaade etme. Çocuğun senin, duygun, haramına müsaade etme.
Fikri tufana düşme. Fikri tufan. En sıkıntılı şey, fikri tufandır. Fikri tufana düşenler, fiili yaşantı tufanına da düşerler. Önce o kimse fikrinde kabul eder. Ne yapayım, benim kızım da bir sevgilisi olsun der. Beyin gerisinde kendisi kabullendi. Ne yapayım, oğlan ara sıra işte böyle kaçamaklar yapıyor. Yapacak ya, genç adam. Fikri saplantı bunlar. Demek ki fikri tufan. Allah’a niyaz edin. Fikri tufana tutulmamak için. Televizyonda dinliyorsunuz profesörleri, onları, bunları. Fikri tufan. Dinledikçe bakıyorum. Eyvah diyorum, gitti burdan. Fikri tufan! insanlara şirin görünmek için, etrafa şirin görünmek için, deccal babalarına şirin görünmek için konuşuyorlar.
Deccal babalarına şirin görünecekler. Deccal babalarına şirin görünmek için uğraşıyorlar. Gazze’de katliamlar başladı. Ben televizyonlar izliyorum, hiçbir sahur ve iftar programında hiç kimse dokunmuyor. Hiç kimse konuşmuyor. Hepsi de maaşlı çünkü. Hepsi de paralı, hepsi de maaşlı. Hepsi de paralı olduğundan, seslenemiyorlar. Ne zaman başbakan gürledi, hepsi de gürledi. Hepsi de sahte kahraman. Başbakan gürleyinceye kadar, konuşuncaya kadar, konuşan yok hiç. Neden? Deccal babalarını üzmek istemiyorlar. Oradan paralarını kaybetmek istemiyorlar ama Türkiye’deki muhafazakar yapı, Türkiye’deki dini yapı, bugün tekrar söylüyorum, Türkiye’deki dini yapı, Türkiye’deki muhafazakârlık bugünkü partilerden de cemaatlerden de tarikatlardan da ileri, ileri!
insanlar bir şeyhe intisab ederler, şeyhe intisab etmesinin sebebi, daha ileri bir din yaşama arzusudur. Şeyhler geri şimdi. Bir kimse bir cemaate gider. Dini bir cemaat daha ileri bir din yaşamak için gider. Cemaatlerin başındaki insanlar, kontrol mekanizması. Tarikatların başındaki insanlar, kontrol mekanizması. Partilerin başındaki nsanlar, kontrol mekanizması, siyasi partilerde, her biri kontrol mekanizması. Çünkü ingiliz babalarını üzmek istemiyorlar. Hepsi de ingiliz kraliçesine bağlılar. Kraliçe anayı üzmek istemiyorlar ömrünün son demlerinde. Öyle bir mekanizma kurulmuş ki bu mekanizma ile müslümanları zapt ü rapt altında tutuyorlar. Bu mekanizma ile müslümanları istedikleri yöne çekiyorlar. Bu mekanizmayla yönetilip, yönlendiriliyor. Siz bir ABD’yi yumuşak görüyorsunuz. Böyle ABD’ yi böyle tatlı görüyorsunuz. Öyle bir mekanizmadan geçiriyorlar ki, Irak halkı katliam altında dururken biz böyle ABD’ye çok kızamadık. Bakın, geriye dönün, katliam yapıyor adam. Irak’ı yerle bir ediyor. Yerle bir ettiği yer bizim dünyamız. Bizim mahallemiz. Yerle bir ettiği yer bizim insanlarımız. insan birinci derecede, isterse kafir olsun, insan katlediyor. Tecavüz ediliyor, ırzına geçiliyor.
Milyonlarca insan evinden, barkından, işinden, yurdundan, ediliyor. Amerika’ya kim hayır dedi Türkiye’de? Ne kadar sempatik geldi bize öyle değil mi? Esed, ne kadar sempatik haldeydi, öyle değil mi bize! Hala daha Eset katlediyor her gün. Irak’ta her gün yüzlerce insan hala da katlediliyor. Suriye’de katlediliyor, Gazze’de katlediliyor, Mısır’da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de katlediliyor, Libya’da katlediliyor, Lübnan’da katlediliyor, insanlar, katlediliyor. Kıymetli dostlar, insan, düşünebiliyor musunuz siz? ingiltere’de on tane çocuk, din adına katledilse ne olur! New York’ta yirmi kişi öldürülse ne olur acaba? Paris’te yirmi kişi öldürülse ne olur acaba, düşünebiliyor musunuz siz, israil’de yirmi tane çocuk öldürülse ne olur? Her gün
islam dünyasında her gün bin kişi ölüyor. Bilinen! Bin kişi öldürülüyor islam dünyasında, her gün!
Bize bunlar yumuşak yumuşak anlatıyorlar. Bize diyorlar ki bunlar terorist. Biz öldürülenleri terörist olarak görüyoruz. Benim dedem terörist! Anlatıyordu bize, Yunanla olan mücadeleyi. Aha, torunu da burda, köşede oturuyor, Hacı Mehmet. Gelirdi değil mi ortaokullular, liseliler. Bizim çocukluğumuzda herkes, Bayındırın tarihini, dedemden öğrenir. Değil mi? Dedem heyecanlanır anlatırken.Yunan’ı kovmak için uğraşmışlar, şeye göre, israil’e göre terörist, Amerika’ya göre terörist, batıya göre terörist. Ben bir terörist torunuyum! Dedem de terorist, baba dedem de. O da Yunanistan’la Yunanistan’da mücadele etmiş. Ölünceye kadar arkasında, sırtında, Yunanistan cezaevlerindeki işkenceden kalma çıbanlar vardı. O çıbanları biz her seferinde, böyle haftada, iki haftada bir, o çıbanlar hiç geçmemişti adamın sırtında, hep o çıbanlar pansuman edilirdi. Ölünceye kadar adamın sırtında, o Yunanistan’daki, ondan sonra, cezaevindeki işkencenin izi kaldı. Dedem de ona bakarsan terörist. Bakın, terörist dediği zaman, otomatikman algı değişti. Herkes ona düşman gözüyle bakıyor. Yirmisekiz Şubat’ın teröristiyim ben. Yirmisekiz şubatta ben de teröristtim. Algı buydu. Böyle yönlendirdiler. Yirmisekiz şubatta içeri alınan hocaların, şeylerin peşinden giden oldu mu? Hayır. Onlar için yürüyüş tertiplendi mi? Hayır. Gidip karakolda, ya neden aldınız bizim şeyh efendiyi diyen oldu mu? Hayır. Bakın, neden? Terörist çünkü onlar. Ne? irticacı. Bunların hepsi de fikri tufan. O fikri tufan fiiliyata tecelli ediyor. Fikri tufan! işte Hz. Mevlana diyor ki beni diyor bu fikri tufanlardan koru, muhafaza eyle. Aslında bir vecheden bakılırsa, Fatiha i Şerife’yi şerh ediyor. Onu tefsir ediyor. Fatiha’da nediyoruz. Ya Rabbi, o inam ettiğin, o ihsan ettiğin kullarınla bizleri beraber eyle. Delalet eyleme. Kimler delalette? Fikri ve fiili olarak sapkınlığa düşenler. Allah’ın korumasından çıkanlar. Allah’ın muhafazasını terk edenler. Allah’ın muhafazasını reddedenler, Allah’ın korumasına ve muhafazasına karşı isyan edenler. işte bunlar da ne olmuş oluyor, delaletde olmuş oluyor.
işte Hazreti Mevlana diyor ki bizi bu delalette olanlardan eyleme. Eğer böyle bir şey olursa, gidip israil’e dost oluyorsun. Eğer böyle bir şey olursa, Amerika ile dost oluyorsun. ingiltere ile dost oluyorsun. Rusya ile dost oluyorsun. Fikri noktada dost oluyorsun. Bir kimse, devletler arasında hukuk vardır, ticaret yapar, alırsatar, ne bileyim işte ne işi varsa görür bu böyle bir tecrit olacak bir nokta değil. Fikri noktada ondan olmak. Fikri yapıda. Yani, sen ya, bu dinden cihat ayetlerini kaldırmamız lazım. Bundan elli yıl önce kur’an-ı kerim’in üzerindeki tartışmalar, kur’an üzerindeki cihat ayetlerinin kaldırılması, kur’an’ın içinde ve içinde bulunan fıkıhla, hukukla alakalı
ayetlerin kaldırılması, Türkiye Cumhuriyeti Millet Meclisi’nin tutanaklarında var bu. Bunları tartışmışlar Millet Meclisi’nde! Demişler ki kur’andan bunları kaldıralım. Fikri saplantı bunlar. Fikri savurmalar. Allah muhafaza eylesin. Hz. Mevlana diyor ki Yarabbi, beni bu tip şeylerden muhafaza eyle, koru. Bu günlerde ne kadar çok ihtiyacımız var. Öyle değil mi, kur’an ve sünnetin fikri yapısını oluşturmak, kur’an ve sünnete fikri yapıda bakmak. Allah bizi onlardan eylesin. Diyor ki:
“Dünyada bu zamanda da nice Ashabı Kehf vardır ki senin yanıba-
şındadır, karşısındadır.”
Bunlar olmaz diye düşünme. Allah’ın yeryüzünde velileri hiç eksik olmaz. imamı Hanbeli hazretlerinin naklettiği hadisi şerif var. Allah’ın 40 tane veli dostu vardır. Bunlar eksilmezler. Bunlardan bir tanesi vefat ederse yerine seksenlerden birisi gelir diye bir hadis i şerif daha var. O zaman bunlar sakın ha bu zamanda böyle düşünenler yok deme. Sakın bu zamanda Allah dostu yok deme. Sakın bu zamanda veliler yok deme. Sakın bu zamanda Ashab-ı Kehf gibi olanlar, yani dünya sevgisinden uzaklaşmış olanlar yok deme. Var. Hatta diyor ki bunlar nice Ashabı Kehf gibi insanlar vardı, yanıbaşındadır. Cenab ı Hak bunları eksik etmez. Burnunun ucundadır senin. Allah bunları eksik etmez. Çünkü Ayet-i kerimede ‘Allah’ın yeryüzünde direkleri vardır’ ayeti kerimesini Hz. Abbas Efendimiz diyor ki bunlar yeryüzünde Cenab ı Hakk’ın dinini bunlarla muhkem tuttuğu, dinini ayakta tuttuğu kimselerdir. O zaman yeryüzünde Allah’ın dinini ayakta tutan Ashab-ı Kehf gibi Allah’ın velileri, dostları vardır. Allah’ın yeryüzünde gerçek dinini yaşama ve yaşatması mücadelesi veren, ilim insanları vardır. Askerler vardır. Devlet başkanları vardır. Valiler vardır. Hepsi de vardır. Allah’ta bunlar eksilmez. Allah yolunda çalışan, Allah yolunda koşturan, Allah için seven, Allah için koşan, Allah için veren, Allah için namaz kılan, Allah için zikreden, Allah için oruç tutan nice Ashab ı Kehf vardır. Hepsi de etrafımızdadır bunların. O zaman sakın olmaz deme. Sakın ben de olmam deme. Sen de Allah için yaşa, sen de Allah için oruç tut. Allah için nefes ver. Allah için yürü. Allah için koş. Eşine, aşına, çoluğuna, çocuğuna, annene, babana, etrafına, akrabalarına Allah için, Allah gözlüğüyle bak. Allahla! O zaman sen de Ashabı Kehf gibi olursun. Yok deme hiç.
“Dost da onunla nağmeler terennüm eder.”
Allah da onlarla ne yapar,söyleşir, konuşur. Allah onlara fısıldar. Allah onların kulaklarına fısıldar, Allah onların gönüllerine fısıldar. Allah onların ruhlarına fısıldar. Allah onların sırlarına fısıldar. Allah onlarla konuşur, söyleşir. Allah onlarla terennüm, nağmeler söyler, şiirler söyler. Cenab
ı Hak onları sever, onlar da Allah’ı sever. iki seven karşı karşıya gelir, saatlerce konuşur, dakikalarca konuşur. iki seven karşı karşıya gelir, günlerce konuşur. Onlar, dostunu görünce dost, Allah’ı görünce söylemeden duramazlar. Konuşmadan duramazlar. Onlar her an bu manada sohbettedirler. Onlar her an birbirlerine methiye düzerler. Onlar her an birbirlerine mektuplar yazarlar. Dost dostu görünce bülbül gibi şakır. O zaman sakın sen de o yolda olursan, sen de o hitaba mazhar olursun.
“Mağarada fakat ne fayda ki senin gözünde kulağında mühür var.”
Onlar o dostla aynı Ashab ı Kehf gibi muhafaza altındalar. Ashab ı Kehf gibi dünya sevgisinden ve dünyaya aşık olmaktan korunmuşlar. Aynı Nuh’un gemisi gibi fikri tufandan korunmuşlar. Aynı Nuh’un gemisi gibi her türlü fırtınadan, her türlü felaketten korunmuşlar. Onlar o korunmuşluğun o muhafazanın içerisinde yaşıyorlar ama diyor bunu görecek sen de göz yok. Neden? Sen nefis gözüyle baktın. Sen dünya gözüyle baktın. Sen negatif akıl gözüyle baktın. Sen başka gözlerle onu görmeye çalıştın. Sen ona başka gözlerle baktığın müddetçe, onu göremeyeceksin. Senin gözünde bir kıl var. Sen gözündeki kılı kaldır önceden. Sen gözündeki kılı kaldırmazsan, o kıl senin görüşünü bu noktada sekteye uğratacak. O dünya sevgisi, dünya gözü sende perdelenmiş. Dünya gözüyle bakıyosun, dünya sevgisi ile bakıyorsun, dünya kaygısıyla bakıyorsun. içinde nice kaygılar var. içinde nice soru işaretleri var. içinde nice nedenler niçinler var. içinde nedenler, nedenler, nedenler, niçinler toplanmış. Hep soru işareti toplanmış.
Hep bakıyorsun sen, acaba ben buraya gidersem zarar eder miyim diye. Ben kur’an okursam zarar eder miyim. Ben şimdi kapanmayayım ya. Beş yıl sonra kapanırım. Şimdi namaza başlamayayım. Üç yıl sonra namaza başlarım. Hele bir evleneyim, ondan sonra namazıma abdestime başlayacağım. Hele bir ya büyüteyim çocukları da bir hacca gider geliriz… Hep sen soru işareti… Bir yere gidersem şöyle mi olur. Ben de kafayı üşütür müyüm acaba. Allah, Allah, Allah, derken kafayı üşütteceğini düşünüyor. Çünkü deccalın birisi gelmiş kulağına onun eyilmiş. Demiş ki Allah derken kafayı üşütürsün. Bir tane getirin diyorum yirmisekiz yıldan beri, bir tane Allah derken kafayı üşütmüş birisini arıyorum. Yirmisekiz yıldan beri ama bir başkasına göre kafayı üşütük o. Niçin? O kendince, kendi dairesinde, şeytani bakıyor. Allah’ı zikredenler diyor bunlar, bunlar deli olmuşlar. Bununla ilgili hadis-i kutsi: ‘Siz Allah’ı öyle zikredin ki sizi görenler desinler ki bunlar deli olmuşlar.
Evet, hadis-i kutsi tecelli ediyor ama o soru işaretleri görmeyi engelliyor. Soru işaretleri bakmayı engelliyor. Etraftan şeytanın vesvesesi, şeytanlaşmış
insanların sözleri, senin görüşünü bulandırıyor, kalbini bulandırıyor. O yüzden göremiyorsun, görsen dahi inanamıyorsun. Olmaz böyle diyorsun. Neden? Bu seferde gözlerin kamaşıyor. Bu zamanda böyle yaşayan insan mı olur diyorsun. Orhan Hoca ne diyor? Hepinizde kırıksınız siz diyor. Sizin yaptığınızı yapan bir kimse yok diyor. Siz bu dünyada yaşamıyorsunuz diyor. Doğru söylüyorsun hocam diyorum. Bilim adamı adam. Bilim adamı diyor ki siz bu dünyada bu paralelde yaşamıyorsunuz diyor. Yaptığınız işi yapan yok diyor. Hala da araştırıyor. Biz sohbetlerden, ondan, bundan para alıyor muyuz diye. Yani takdir edilecek bir noktadasınız diyor. Daha önce geldiğim çizgiden diyor değişmemişsiniz diyor. Aynı görüştüğümüz çizgideyiz hala daha diyor. Bakın normalde ama bir başkası o gözle görmüyor. Gözünde çöpel var. Gözündeki çöpeli çıkarmıyor. Kalbinde çöpel var, kalbindeki çöpeli çıkarmıyor. Şeytan çıkartmıyor, şeytan çıkartmıyor! Ben okumuyorum artık. Hala da buraya yazıyorlar, gönderiyorlar. Bu değirmenin suyu nerden geliyor diye. Bir türlü değirmenin suyunu bulamadılar. Allahı görmüyor çünkü. Allah’tan haberi yok. Allah’tan haberi yok! O zaman, o Ashab-ı Kehf’i görmek uzak değil. Onlar, dünyanın üzerine yayılmışlardır. Her sokakta Allah için, Allah adına yaşayan bir kimse vardır. Her mahallede vardır, her şehirde vardır, her şehirde vardır! Allah için yaşayan bir insan vardır. Cenab ı Hak onun kalbini açar, onun Cenab ı Hak dilini açar. O yolda giderken mezarlıklarla konuşur. O yolda giderken ruhaniyetlerle konuşur. Yine pisişik psikolojik problemli diye bana bir ilaç yazabilirler. Bu, böyle bir şeydir çünkü. Allah için yaşarsa o kimse Cenab ı Hak onun gözünden perdeyi kaldırır. Allah için düşünür, Allah için yaşar, Allah için zikrederse, Rabbim onun gözünden, gönlünden, perdeyi kaldırır.
Gözünden, gönlünden perdeyi kaldırınca, yolda gidenin kendisiyle hakkında ne düşündüğünü, ne konuştuğunu, içinden dahi bilse onun kalbine gelir. Böyle bir şeydir bu. Böyle bir şeydir. Ama onlar yeryüzünden de zevk almazlar. Gidip bir kabrin başında uyumak, onlara daha iyi gelir. Kabirdekiler onlara dost olur, o kabirdekilere dost olur. Yeryüzünde kabir ehli gibi olun hadis i şerifi budur. Kabir ehli gibi olur o. Onlarla hemen irtibat kurar. Onlar Allah adına yaşıyorlar, Allah için. Allah için! O zaman bu her mahallede vardır. Eksik değildir. Her şehirde vardır, eksik değildir. Bir şehre girerken dua edin, Yarabbi buranın vardır muhakkak delisi, velisi; delisinden, velisinden Yarabbi, dost olalım, arkadaş olalım, onun da ruhaniyetine diye sufiler okurlar. Bir şehre giderken şehre okuyun, bir kasabaya giderken kasabaya okuyun, bir beldeye giderken o beldeye okuyun. Hatta böyle yüksek yerinden geçiyorsanız, arabanızını marabanızı çekin kenara, o beldeye dua edin, oraya okuyun. Sufi adabıdır.
Beldeler de önemlidir. Eğer beldelerde çok günah ı kebair işleniyorsa, günah ı kebair işlenen beldelerde dua edin. Dua edin! Eğer fazla işiniz yoksa, orda kur’an ve sünnet dairesinde durmayacaksanız, hızla terk edin. Orda yaşıyorsanız, her gün dua edin. Öyle bir beldeye gidiyorsanız, örneğin işte x bir belde, orda çok fuhuş var, oranın yüksek yerine çıkıp orda dua edin. Yarabbi, burdakilere hak ve hakikati göster, burdakilere selametlik ver, burdakilere hidayet nasip eyle, günah ı kebairleri üzelerinden al diye dua edin. Bir işiniz var orada. işinizi görün, gidin. Ama sohbete gittiniz, tebliğe gittiniz, sıkıntı yok. Orda sohbet ettiğiniz, tebliğ ettiğiniz, zikrettiğiniz müddetçe, ordaki tufandan size bir zarar gelmez. Çünkü oralarda manevi tufanlar vardır. Günah ı kebairin çok yaşandığı yerlerde manevi tufanlar vardır. Günah ı kebairin açıkça yaşandığı, açıkça, fütursuzca yaşandığı yerlerde, manevi tufanlar vardır. Oraya giden sufiler, oraya giden müminler, bir işleri varsa, okuyaraktan girecekler, okuyaraktan çıkacaklar. Allah’tan muhafaza dileyin, Allah’tan yardım dileyin. Bizim gücümüz yetmez, gözümüz kayar. Gözümüz kaydıktan sonra, gönlümüz kayar. Gönlümüz kaydıktan sonra dağılırız, Allah muhafaza eylesin.
O yüzden çarşıya, hani hadis i şerif var ya. Sizler diyor, öyle bir zaman gelecek ki çarşı denilen yerlere gireceksiniz. Oralarda şeytan bol olur. Hadis-i Şerif, siz diyor oraya giderken ‘la ilahe illallahu vahdehula şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir’ diyerekten girin. Bunu zikrederekten oraya girin.Ve devamlı bunu diyor zikredin. Neden? Orda diyor şeytan bol olur, şeytan çok olur. Orda diyor yalan çok olur, orda Gıybet çok olur, orda yemin çok olur, oldu aldatma çok olur. Bakın Bunlar manevi Tufan. E çarşıda işimiz var! Bu manevi tufandan muhafaza olmak istiyorsan çarşıda işin var, iş yapacaksın. Tevhide devam. Sabahleyin dükkanı açarken, üç ihlas bir fatiha. Yarabbi beni ne aldananlardan eyle, ne aldatanlardan eyle. Bu duayı yaparaktan dükkanını açacaksın, içeri gireceksin. Besmeleyle içeride üç ihlas bir fatiha okuyacaksın. Ya Rabbi beni muhafaza eyle, beni koru, işimi hayırlı eyle. Bu duaları yapacaksın. Cenab ı Haktan isteyeceksin. imdat isteyeceksin. Yoksa kendini muhafaza edemezsin. Kendini koruyamazsın. Dağılır gidersin, dağılır gidersin! işin de dağılır, sende de dağılırsın. Bir müşrik, bir fasık dağılmaz. Neden? Alırken yalan söyler, satarken yalan söyler. Sen arada derede kalırsın. Sen arada derede kaldığından gidersin zaten. Ya tam imanlı islam, mümin bir kimse olacaksın, öyle yaşayacaksın ya da fasık, fitne, fücur içerisine dalacaksın, gideceksin. O kimse zengin olur. O faize faiz demez, yalana yalan demez, kumara kumar demez, eksikmiş, fazlaymış, tartıymış önemli değil onun için. Aaa şey değil, o yürür gider. Sen arada, derede kalırsın. israf etme. işine dikkat
et parana dikkat et, malına dikkat et. Bu sevmek değil, dikkat etmek, muhafaza etmek, korumak, işine bakmak, çoluğuna çocuğuna bakmak. Farz bunlar. Annene babana bakmak farz. Eşine bakmak, çoluğuna çocuğuna bakmak farz. Ailenin düzenini dizayn etmek farz. Dikkat edeceksin. O zaman tufan ile alakalı yerlere gidersen, dikkat edeceksin. Diyeceksin ki Yarabbi, Nuh’un gemisini muhafaza ettiğin gibi beni, ailemi, işimi, aşımı, çocuklarımı, dergahımı, kardeşlerimi, muhafaza et diye dua edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı