Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 4/53

Mesnevî-i Şerîf 440-447. Beyitler Şerhi Hakkında

440-447. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Bizim meşhur vezirimiz vardı ya bu vezir aslında gerçekte yahudiydi. Yahudi, padişahın yanında vezirdi ama bu hıristiyanları katletmek, hristiyanları sapıtmak, hristiyanları dininden etmek için padişahla anlaşmıştı. Padişah bunu sözde öldürmeye, katletmeye yeltendiğinde bunu affedivermişti. (Bayan kardeşler de bir toplansınlar, dışarıdan gelen bayanlar da olursa hava soğuk çünkü dışarıda hiç kimse kalmaz). O padişahla anlaşıp hristiyanların içine gitmişti. işte o hristiyanların içerisinde o dini ifsad etmek için kendisini görevlendirmişti.

“O vezirin yaradılışı hasettendi de o yüzden boş yere kulağını da yele

verdi, burnunu da.”

insanlar vardır. Onlar içinde bulundukları ahlaki seviye ile hemhal olurlar. O ahlaki seviyelerini kendilerine makam mevki edinirler. Artık o, onun için orası onun cenneti olur. Mesela yalan söylüyordur, yalancılık onun cenneti olur. O, her şeyde yalan söyler ve artık sıkılmadan, hiç böyle gocunmadan, yüzü kızarmadan yalan söylemeye devam eder. Kendine dahi yalan söyler. O sanki dersiniz ki ya bunun hayatı yalan. Evet, sanki o adam yalandan yaratılmış. Hani insan vardır öylesine cesaretlidir ya bakarsın cesaret akar adamdan. Bakarsın kadından cesaret akar. Öylesine cesaretlidir veyahut da insanlar kendilerince, kendi hususiyetlerinde hemhal olurlar. Kendi sanatlarında hemhal olurlar. Böyle cuk diye oturur ya bir şey onun üstünde, cuk diye oturur. Bakarsınız ya tam yerli yerine oturdu, başka bir şey aramaya gerek yok. Haset de insanı yiyen bitiren bir şeytani rahatsızlıktır. Hased ehli sende olmasın da kimde olursa olsun. Bakın sende olmasın

da kimde olursa olsun, kendisinde istese bir nebze iyi hani. Bende olmadı da onda oldu. Bende olması lazımdı. Bu hasetin biraz daha iyisi, bunun bir çıt daha ilerisi var. Ne? Onda olmasın da kimde olursa olsun. Onda olmasın. Haset, insanın ve insanın amellerini ve insanı yiyip bitiren bir hastalıktır. Şeytani bir rahatsızlıktır. Şeytani bir nefestir. insanın içini dışını çıkarır.

insana hayatı zindan eder. O kimse ömrü boyunca mutsuzdur. Ömrü boyunca kalbi rahatsızlık yaşar o. Ömrü boyunca hep kalbi dıbır dıbır dıbır dıbır dıbır yapacaktır o. Hiç durmayacaktır durduğu yerde. O hastalığa düçar olanlar, o hastalıktan kurtulamazlarsa, yer gök ağaç da meyve olsa bu neden bu ağaç meyve verdi, yani bu, bu adamın veya haset ettiği kimsenin ağacındaki çiçeğe varıncaya kadar, ağacındaki yaprağa varıncaya kadar haset eder. Ya bunun bahçesinde nasıl bu yaprak yeşil açtı. Açmaması lazım orda veyahut da bunda olmaması lazım, bunda gitmemesi lazım öylesine hasettir. Hani Ebu Cehil diyordu ya peygamberlik verilecekse bana verilmesi lazımdı. Bana verilmedi ama ya bu yetime mi verildi! Bu yetime de verilmemesi lazımdı. Başka gidip başka yetimden başka peygamber olacak kimse mi yoktu. Bir de bu ümmü. Hem ümmi, hem yetim.? ben hem zenginim hem entellektüelim, hem fikir sahibiyim, hem saygınlığım var. param var, pulum var, etrafım var, makamım var. Peygamber olması gerekeydi, ben olmam lazımdı. Hadi ben olmadım, hadi ben olmadım, ya bu yetime mi peygamberlik olması lazımdı. Haset, yer bitirir. Ya kim ya, bu mu derviş olacaktı! Ya herkesden derviş olur, bu adamdan olmaz veya bu kadından olmaz. Neden? Ya o layık değil ki. Ya? Ya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görünseydi, biz görürdük. Neden? Ya ben hocayım ya. Ya ben alimim ya. Ya ben hadis alimiyim. E ben profesörüm, e ben doçentim, e ben öğretim üyesiyim, ya ben ilahiyat mezunuyum. Hazreti peygamber ile konuşulması gerekseydi, biz konuşurduk. Ya kim konuşuyor? Ya şurda Karabaşı Veli Dergahı diye bir dergah var. Millet orda ya meczup ya kafayı yemişler. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemle konuştuklarını söylüyorlar. Ya bırak şu cahil insanları ya. Onlar mı olacaktı ya. Ya? Ya biz entellektüel bir din ehliyiz. Biz olmalıydık.

Haset yer bitirir insanı. Yahu o adam mı zengin olacaktı ya. Vay ya, görüyor musun ya, fabrika kurmuş adam ya. Ulan iki kere iki dördü bilmeyen adam, fabrika kurmuş ya. Lan o adam fabrika kurduysa var ya nasıl kurdu ya. Yok, onun arkasında muhakkak başka bir şey vardır. Ne? O beyaz işi yapıyordur muhakkak. Biz yıllardan beri ticaret yapıyoruz, bizim neden olmadı onun oldu. Yok ya, o muhakkak ya onu cemaat destekliyordur ya. Dergahtan para topluyordur onlar. Ya yok öyle bir şey. Sana söylememişlerdir. Sen onları bilmezsin sen! Nasıl ya? Ya yok ya, onlar dergahda yardım

ederler birbirlerine. Para toplayıp öyle kurmuşlardır onlar onu. Haset, yer bitirir. Adam bakar Allah Allah, adamda beş altı tane çocuk var. Hepsi de koyun gibi ya. Bizde bir tane var, zıpırın teki. Bu adam nasıl olur ya, bunun çocukları nasıl böyle olur. Ya olur, Allah verir. Yok! Bizim sülalede Hacı Mehmet tam konudur. Tabii, annemin sülalesinden. Herkes parmak hesabı yapıyor. Kaç tane çocuk var? Nasıl bakılıyor? Ya siz mi bakıyorsunuz diyorum. Onun elinde iki tane, bakamıyor. iki çocuğu var, bakamıyor. Hep yok, hep el avuç ovuşturuyor. Şimdi bakıyorlar sülalede. Hacı Mehmet burda diye rahat rahat konuşuyorum. Bakıyorlar şimdi, sayıyorlar. Hacı Mehmet kaç, dokuz muydu? Ondu, birisi vefat etti, dokuzdu değil mi? Dokuz. Hacı Mehmet de elhamdülillah dokuz tane çocuk vardı. Şimdi bir kısmı, kaç tanesi evlendi? Sayıyı unuttu bir anda. Saydı, kaç tane evlendi diye bir. Bir durdu kendi kendini bi toparladı! Dördü mü evlendi şu anda? Dördü evlendi, şu anda beşi mi evde? Allah’ına kurban senin ya. Ne yapacaksın sayıp da boşver. Neyse bir kısmı evlendi, bir kısmı evlenmedi daha. Öyle söyleyelim. Sülalede, kendi sulalem, benim dayımın oğlu. Şimdi iki tanesi, üç tanesi yan yana gelse ‘nerden bakıyor canım o onlara!’ Allah Allah! Ya Allah’ı unutmuş. Zaten haset ehli, Allah’ı unutur.

Haset ehli Allah’ı unutur! O, onun çocukları ile uğraşır. Çocukları yarıştıracağım diye uğraşır. Hased ehli. Onun çocuğu ne oldu, nereye geldi, onun çocuğu nereye geldi. Ya omu okumuş ya. Toplumun içerisinde böyledir ya, ya okumuş adam, bırak, elleme, okumuş. Alkışla. Alkışla yani, ne var bunda. Vay ya! Ne, Kim? Ya, filan ders yaptırıyor! Şuna bak ya. Ha o mu ders yaptırmalıydı? Ha kim yaptırmalıydı? Ha o yaptırmaliydı dersi. Ha o başkası değil yani, o yaptıracak. Kendisi yaptıracak. Kendisi yaptırmıyorsa dahi, ya o yaptırmamalı ya! Neden? Ya, o alim insan. Bir gün öyle dediydi arkadaşın birisi. Şeyh efendiye diyor bir de! Efendim ben diyor imam hatip mezunuyum. Hani dersi benim yaptırmam lazım. Ben de duyuyorum bunu. Eski zaman, benim ben böyle şeyim ya! O, imam hatip mezunuyum diyen arkadaşı, Reyhan’da ders yapılıyor, o zaman. Hacı Mehmet abinin evinde. Orda o zaman Hacı Mehmet abi bir ev tahsis etti bize. Ondan sonra, evde biz ders yapıyoruz. Zikrullah yapıyoruz. Haftada bir gün orda, ondan sonra, cayır cayır zikrullahlar devam ediyor. Biz zaten evi de kafamıza göre dizayn ettik. Orda dersler devam ediyor. Allah razı olsun kendisinden, yüzü burda diye söylemiyorum, böyle gerçekten o zamanlar bizim böyle sıkıntılı, yokluk zamanlarımızda, herkes bir şey söylerdi. O günler ayrı bir günlerdi! Allah bizi iyi eylesin inşallah. Neyse, ders orda devam ediyor tabi. Ne olacağından haberi yok. Bir gün saydırdım ben, sayın burayı dedim ben. Geçmiş gün, şimdi unutmuyorum ama zannediyorum yüzyirmibeş mi yüzotuzbeş kişi

mi ne var, dersteyiz biz o gün. Ondan sonra dedim ki ben arkadaşlar bundan sonra dedim burda dersi bu arkadaş yaptıracak dedim. imam hatipli ya! Herşeyi de biliyor! Ona da dedim. Bak dedim, burda dedim işte geçmiş gün ya, Adnan burda mı? Adnan biliyordur, adedi unutmadıysa. Yüzotuzbeş olması lazım. Hiç unutmuyorum, yüzotuzbeş saydık, buna teslim ettik. O zaman Adnan da duruyor. Adnan arkada ateş gibi. Adnan’ı sürmüyorum hiç orta yere. O şimdi Adnan’ın da farkında değil tabii.

Haset insan, etrafında arkasında ne var, fark etmez hiç. Kendini görür hep. Sufilikte bu büyük hastalıktır. Mesela bir kimse kendi kendine başındaki çavuşa hased eder. Ya bu mu ders yaptırıyor ya der. Onun dervişliği dökülür. Buna mı tabii olacağım! Şeytanın kokusu ona sindi, buna mı tabii olacağım diyene. Neden? Şeytan da Adem’e öyle dedi. Ne fark kaldı? Cenab ı Hak dedi ki Adem’e secde edin. Şeytan dedi ki ben ona secde etmem., Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri, işte ona itaat et demiş. Ona devam et. O, ona itaat etmeyecek. Veyahut da şeyh efendi. Şeyh diye bağlanmış ona. iyi. Şeyh efendi de oraya birisini dikmiş. Bu da size ders yaptırsın demiş. Onu beğenmeyecek o. Neden? Aaa! Kendi alim ya! Kendi biliyor ya! Ona itaat etmeyecek. Bunun gibi.

Ben arkadaşlara dedim ki arkadaşlar bu abiye dedim, bu arkadaşa burda itaat edin, derslerinize burda devam edin. Ona da saydım. Dedim ki yüzotuzbeş kişi var, senden yüzotuzaltı beklemiyorum ama yüzotuzdörde de düşürme dedim. Şimdi bir hafta, iki hafta. Bu zaten ikinci hafta gittiğinde ordaki arkadaşlara demiş ki Mustafa abiye demiş nasıl ayağa kalkıyorsanız, bana da ayağa kalkacaksınız. Bu işler böyledir. Tabi bana arkadaşlar geliyorlar, ya abi bu böyle böyle yapıyor. Siz devam edin abiciğim dersinize, zikrinize devam edin siz, devam edin, devam edin, devam edin. Tabii adet düşüyor haftadan haftaya. Bana geliyor raporlar. Herkes zanneder ki burdan kimsenin haberi yok. Öyle dervişi aldatan, bir de bu vardır. Çavuşu, zakiri bilhassa kör olan, herkesi kör zanneder. Görmüyorsa, kendi kendine kimse görmüyor burayı zanneder. Gören, böyle zikrullahta vardır böyle, o herkesi görüyor zanneder. Hep kendini böyle tutar. Onunla da alay eder herkes. O görüyor ya, o yoldan geçerken bir bakar, aaa şeyh efendi burdaydı. Burda mıydı, değil miydi? Allah Allah, ya bizi takip ediyor! Onun hayatı öyledir. O arabada giderken tık, ya ön tarafa şeyh efendi birden oturdu der, arabanın arkasında esas duruşa geçer. O şeyhim geldi, arabaya oturdu der o, onu öyle görür o. Sufilik böyledir. O hep hazıroldadır. Otobüse bindi, şeyh efendi geldi, evden çıkıyor şeyh efendi geldi, eve girdi, tak açtı salonu. Şeyh Efendi orda oturuyor. Eyvah! Hemen esas duruşa geçer, edepli olur. Bu ayrı bir sufilik yolu gibidir böyle, farklıdır burası. O hep böyle kendini istikamette

tutar. Bunun en güzelliği odur. Öbür görmüyor ya hiçbir şey. O şimdi bir sigara içer kendi kendine Yani! O şunu bekler. Sen neden sigara içtin. Öyle denmedi ya, aman ya Allah beni korudu veyahut da bunların hiçbir şeyden haberi yok ya, patlatır cigarayı. Ya? Başka şeyler de yapmaya başlar. Gider dervişliği, haberi yoktur. Bunun gibi. Kör, herkesi kör zanneder. Sağır, herkesi sağır zanneder. Burnu koku almayan, yani vahiden,vahyin derecelerinden haberi olmayan herkesi öyle zanneder.

işte bu kardeş de böyle. işte Mustafa abiye nasıl yapıyorsanız öyle yapacaksınız. Ona nasıl hürmet ediyorsanız, bana da edeceksiniz. Yok ayağa kalkacaksınız, yok oturacaksınız, yok yan yatacaksınız, yok çamura batacaksınız. Aradan bir iki böyle bir ay iki ay falan geçmedi tabii. Neyse ben bir gün oraya derse gidiverdim. Sağdan say. Geçmiş gün, kırk elli kişi mi ne kalmış. Döndüm o arkadaşa, dedim ben sana yüzotuzbeş kişimi ne teslim ettim. Geçmiş gün, yalan olmasın. Ne dedim, geri kalan nerde? işte hık çıktı, gık çıktı, cık cık cık… bahane çok! Hep dervişler suçlu. Arkadaşlar bundan sonra dersi Adnan kardeş yaptıracak dedim. O hiç tabii Adnan’ı görmüyor. O tabi Adnan’a bakışını hiç unutamıyorum ben onun. Tabii! Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Gidiş o gidiş! Bir daha geri dönüş yok. Böyledir bu işler. Haset, çökertir insanı. Sakın ha, hiç kimseye haset etmeyin. Dua edin. Yarabbi, onun halini daha da aç sen. Ona daha da ilim ver. Ona daha da güzellik ver. Ona daha da hayır ver. Tüm kardeşlerimize Canab ı Hak hayır versin. isterim ki bütün kardeşler, Mürşid-i Kamil olsunlar. isterim ki bütün kardeşler, Allah’ın dostu, velisi olsunlar. O yüzden burdayız zaten. Hep beraber. Cenab ı Hak cümle Ümmet i Muhammedi kendine dost etsin inşallah. Kendine veli etsin, bizim kardeşlerin de Cenâb-ı Hak maneviyatlarını, derecelerini yüceltsin hepsinin de inşallah.

işte bu vezir, sanki yaradılışı hasettendi. Şeytan onun damarlarında dolaşıyordu. Şeytan onun hücrelerinde dolaşıyordu. Şeytan ona yerleşmiş, oturmuş ona. Şeytan orayı yurt edinmiş kendine. Şeytan o insanı ev edinmiş kendine. Öyle insanlar vardır, ayaklı şeytandır o. Ayaklı şeytan. Şeytan onda yurt edinir. Yurt! Onun namazı gösteriştir, orucu gösteriştir, zikri gösteriştir, imanı gösteriştir, hayatı gösteriştir. Kin, nefret, haset, ona buna laf söylemek, ona buna çemkirmek, hep şeytani haller o kimsenin üzerinde tecelli etmiştir. Şeytani haller! Şeytan arama orda burda hiç. Şeytanı hiç uzaklarda da arama, şeytan ya senin içindedir ya yanıbaşındadır. içindedir, zikrullahı bıraktığın anda içindedir. Güzel ahlak dairesinden ayrıldığın anda içindedir. Ayrıldığın anda! Doğru yoldan bir milim saptığın anda içindedir. Sen kim olursan ol. Bazen ehli sufi burdan yıkılır. Kendince sufi ya! Şeytan ona bulaşmıycak zanneder. Asıl şeytan sufilere bulaşır. Asıl şeytan sufilerle uğraşır.

Şeytanın uğraştığı tek varlıklar, tek gurup sufi gurubudur. Neden? Öbürkünler zaten elinde, çal çal oyna onlarla. Ona zaten kancayı takmış, çilbiri takmış ona. O onla dost olmuş, gel geliyor, git gidiyor, yat yatıyor, ona bir şey demesine gerek yok. Ona giydirmiş şapkasını elbisesini, o onun askeri. O ona tabi zaten. Ona kalkıp hususi bir vesvese vermesine, ona kalkıp hususi bir şey öğretmesine gerek yok. Neden? O onun askeri zaten. E kimle uğraşacak? Şeytanın asıl mücadele ettiği alan kim? Sufiler. Onlar ahlaklarını düzeltmeye çalışıyorlar. Onlar Allah’ı hakikat noktasında sevmek, hakikat noktasında tanımak, hakikat noktasında bilmek, hakikat noktasında iman etmeye çalışıyorlar. Şeytanın asıl mücadele edeceği kavim, bu sufi kavmi.

Şeytanın mücadele ettiği kavim, peygamberlerdir. Ondan sonra velilerdir, ondan sonra sufilerdir, ondan sonra normal müslümanlardır. Ondan sonra? Ondan sonrasıyla uğraşmaz zaten. Onlar kendi kucağında zaten. Şeytan asıl sufi kavmi ile uğraşır. Şeytan asıl sufilerle didişir, onlarla mücadele eder, onlarla savaşır. Onu içkiye götürmek ister, onu kumara götürmek ister, onu fuhşiyata götürmek ister, onu nefsaniyete götürmek ister. Onun gözünü dünyaya çevirmek ister. Onun gözünü kadına, onun gözünü fahşiyata, fuhşiyata, onun gözünü kötülüğe çevirmeye çalışır. Hadi buna bir laf söyle, hadi buba bir çemkir, hadi buna bir laf söyle, hadi bunu indir aşağı, hadi buna öyle hakaret et ki bu çöksün. Hadi bunun öyle eksikliklerini söyle ki bu yolunu değiştirsin, hadi bunu öyle gammazla ki bu dünyasını değiştirsin. Şeytanın işi odur. O yüzden şeytanın asıl hedefinde olan sufilerdir.

O güne kadar senin hiç bir işin sıkıntılı değildir. Ooo gayet normal. Neden? Nefisle mücadele etmiyorsun ki. islamı yaşayacağım diye bir derdin yok. islamı öğreneceğim diye bir derdin yok. Allah’ı seveceğim diye bir derdin yok. E işte kandilden kandile Allah aklına gelecek. Cumadan cumaya Allah aklına gelecek. Yolda kediye bir tane bir süt vereceksin, cenneti kazanacaksın, harika! Böyle şeytan küçücük yaptığın şeyleri, senin gözünde devasa bir hale getirecek. O bir tane aç doyurdu, ne iş yaptı, ne iş yaptı! Sen neeeee beş vakit namaz kılıyor muşsun! Hiç, aç doyurdun mu sen? Ben bugün bir aç doyurdum. Peeh! Namaz kılmışın sen, ne olmuş. Tabi! O bir tane aç doyurdu. O bir fakire bir lira verdi, ohooooo cenneti satın aldı o. Sen? Sen habire namaz kılacağım diye uğraşıyorsun. için çıfıt çarşısı senin. Sen bir de sufi olacaksın! Gidip bir de sallanıyorsunuz orada siz, kafa sallıyorsunuz ama o bir kedi besledi bugün. Zavallı kedicik orda öyle üşümüş, perişandı. Ya? Onu aldı, süt verdi, onu aldı kapının eşiğine götürdü. Ya cennetlik oldu o. Sen vay Allah’ı zikredeceğim diye uğraş boş boşuna! Neden? Sen bir kediye süt vermedin ki! Ya? O yüzden sen boşunasın! Şeytan bu hale

getirir insanı. O biliyor musun o kim? Kim? Onun dedesinin dedesinin dedesi dervişti., hah!

Sen şimdi derviş olacağım diyor. Sen misin derviş! Ya neden? Ya onun dedesinin dedesinin dedesi dervişti. O yüzden o derviş sülalesinden ya! Sen mi derviş olacaksın. Dünkü çocuk, bak işine hadi hadi! Hadi yürü git. Sen istediğin kadar derviş olacağım diye uğraş, asıl derviş o! Hele o biliyor musun ne yapıyor? Ne yapıyor? O bazı zamanlar seher vaktinde kalkıyor, abdest alıyor, bir namaz kılıyor, bir namaz kılıyor… Sen ömrüm boyunca namaz kılmışsın ne faydası var.? O bir gün kıldı, bitti. O yüzden ihtiyaç yok onun. Ya şu camiye gidenler var ya, evet? Boşu boşuna gidiyorlar. Ya neden? Ya onların içi için cıfıt çarşısı. Ya ben öylesine ibadet ediyorum, öylesine kendi kendime kalbim temiz ki namaz kılanların, cami cemaatinin bir anlamı yok. işte şeytan böyle, küçücük kırıntıları onun gözünün önünde Uludağ gibi yapar. Uludağ gibi yapar! Onun gözünde o küçücük kırıntı, Uludağdır. Onunla böyle dolaşır. Şeytan’ın işi bu. Dikkat et. Sufiyi de böyle aldatır. Sufi de böyle amanın, ne ders çekti ya. Allah Allah! Bir ders çekti, bir ders çekti, bütün sufilerin çektiği ders, nerde ki onun yanında! Şeytanın işi budur. Şeytanın işi gücü, müminleri, müslümanları, sufileri kandırmaktır. işi gücü budur. O yüzden konuşurken, bakarken, dinlerken, yürürken, her halükarda Davut’a söylediği gibi: ‘Ey Davut, uyanık ol.’ Davut’a diyor. Ey Davut, uyanık ol. Şeytan seni alt edebilir her an. Kibirlenme, hasetlenme, şiddetlenme, uyanık ol. Diline sahip çık. Gözüne sahip çık, uyanık ol.

işte o vezir de böyle haset ehliydi. Kime haset ediyordu? O günün din sahibi olan isevilere. Nasıl son peygamber isa aleyhisselam olur. Nasıl isa peygamber olur Musevilik dururken! isanın peygamber olmaması gerekirdi. Aynı şey Muhammed-i Mustafa’(s.a.v)’e oldu. Bir Peygamberin geleceğini, Museviler de biliyor, iseviler de biliyor. Hepsi de kendi kavminden bir peygamber bekliyor. Ahmed i Muhtarı, Ahmed i Muhammed i Mustafa’yı Sallallahu Aleyhi ve sellem ‘i kendilerinden bekliyorlar ama ibrahimi bir peygamber beklemiyorlar. Ne zaman ibrahimi bir peygamber gelince, işte o peygambere haset besliyorlar. Aynı şeydir. Herkes kendi kavminden bekler bir şeyi. Kendi kavminden olmazsa, haset eder, Allah muhafaza eylesin. O yüzden boş yere kulağını da yele verdi, burnunu da. işte haset ehli, haset ehli, yele vermek şu: Boş, dolu değil. Rüzgar, bir ağırlığı yok. Bir ölçüsü yok. Bir miktarı yok. Yele vermek. Hani bir şeyi yele verir de boşa gider ya, bedavaya gider ya, yele verdi derler. Beyhudeye gitti, bunun gibi. işte o kimse de kulağını da burnunu da yele verdi yani kulağını yele vermesi, o kimsenin iyi nasihatlar dinlememesi. Dinlemiş olduğu doğruları uygulamaması, burnunu yele vermesi, onun gerçek din kokusunu almaması, gerçek hakikat

kokusunu almaması, hakikatten bir şey, hakikatten bir şey koklayamaması, hakikat kapısının ona aralanmaması. Hakikat, manevi alemden ona bir pencere açılmaması. Onun bir rüya görmemesi. Rüyasında ikaz almaması. Kalbine ilham gelmemesi, kalbine doğrunun doğmaması onun. Onun kabristanın başına gittiğinde, kabristandan ona bir işaret gelmemesi. Namazda ona bir işaret gelmemesi. Zikrullahta ona bir işaret gelmemesi. Kalbinin katılaşması, gözünün körleşmesi, kulağının sağırlaşması. Hakikate yönelik her türlü duyu organlarının kapanması ve ona asla ve asla hakikat ilminin uğramaması. Çünkü o mühürlenmiş. Bunda kafirler, bunun içindedir. Müslümanların içinde de böyle insanlar vardır. Sufilik hayatının içinde de böyle insanlar vardır. Bunlar bölüm bölümdür. Hakikate penceresi kapananlar.

Bir kafirler vardır. Kâfirlik de çok şedittirler, Cenab ı Hak onların kalplerini mühürler. Kâfirlikteki şeditliklerinden dolayı Utbe gibi, Şeybe gibi. Onlar kâfirliklerde ileri gitmişlerdir, Ebu Cehil gibi. Onlar duvar örerler. iman bir kapı ise, o kapının önüne onlar kocaman kocaman duvarlar örerler. Kendileri örerler. Allah örmez o kapıyı, Allah kullarına zulmetmez. Allah kullarına hidayetini açmıştır ama o kullar kendileri hasisliklerinden, hasetlerinden, kâfirliklerinden, bağnazlıklarından, yobazlıklarından iman kapısının önüne duvar örerler. Kendisi örer. Utbe gibi, Şeybe gibi, Ebu Cehil gibi onlara artık bir şey işlemez, onlara bir şey iştemez. Onlar kendi duvarlarını kendileri örmüşlerdir.

Bir de müslümanların içerisinde hakikate kendilerini kapatanlar vardır. Bunlar da La ilahe illallah Muhammeden Resulullah derler. Hakikat kapısını kendileri kapatırlar. Kur’an’ın bu ayeti böyle olmaması lazımdı, bu hadis i şerif böyle olmaması lazımdı, böyle Sünnet i Resulullah olmaması lazımdı. Ya böyle bir ayet mi gelir, böyle bir ayetin olmaması lazımdı, ya dinin içerisinde böyle bir ayet düşünemiyorum ben. Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinden böyle bir hadis düşünemiyorum. Bu akla mantığa uygun değil. Bakın aklı onu nereye götürdü, mantığı onu nereye götürdü. Hadis i şerifi inkar etti. Bakın küstahlığı onu nereye götürdü, bakın onun hasisliği nereye götürdü. Allah’la yarışıyor. Hem La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyor, hem de bu ayet böyle olmamalıydı diyor. Hasetlik, küstahlık onu nereye götürdü. Bu kendi kapısını kendisi örüyor, bu kendi kendine tuğlaları koyuyor. Yapma Kur’an-ı Kerim bu, yapma Sünneti Resulullah bu, yapma. Yapma, teslim ol dine. Dine teslim ol. Din kur’an ve sünnet. Hayır, o diyor ki bu ayet böyle olmamalıydı. Nasıl böyle bir dini ayet olabilir. Böyle bir kur’an’ı kabul edemiyorum. Ya dinden çıkıyorsun diyorsun, anlatıyorsun ona, bundan dinden çıkacaksam çıkayım, ne var ki bunda! Duvar örüyor. Bunlar da, bizim içimizde müslümanız diye

dolaşıyorlar. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedikleri için siz kafirsiniz deme hakkımız ve selahiyetimiz yok. Ancak dinden çıkma noktalarını anlatmakla mükellefiz.

Kardeşler, ey müslümanlar, ey dinleyiciler! Kim kur’an ve sünnetten bir şeyi inkar ederse, dinden çıkmış olur. Dinden çıkarsa, nikahı da düşer. Allah muhafaza eylesin evliyse. Yapmayın, yapamadığınız dini hükümler var ise deyin ki yapamadık, nefsimize uyduk. Ah biz o hale gelemedik daha. Ben namazı kılamıyorum henüz daha, ben o hale gelemedim. Allah yardımcın olsun. Cenab ı Hak senin gönlüne namazı sevdirsin. Cenab ı Hak onun gönlüne orucu sevdirsin. Dini hükümleri ona sevdirsin. Bir derdimiz yok. inkar etmei reddetme. Bi de işin bu tarafı var. Bir de hased ehli var. O da sufilerin içersinde. Onlar da manevi hayatlarını helak ediyorlar. Kendisince şöyle görüyor. Ben rüyamda görmeliydim. Ben rüyamda görmediysem, bu böyle değildir. Bana söylenmesi lazımdı. Bana söylenmedi, bu böyle değildir. Benim görmem lazımdı. Biz neden görmedik, biz neden duymadık, biz neden olmadık. Bize neden söylemedin. Reddettik! Kardeş, bir şeyh, ben şeyh efendinin zamanında Allah rahmet eylesin, ilk zamanlarda gidiyorum şimdi, bi kimseye diyorum ki kardeş bir şeyh arayın. Tabii olun bir yere, istihare yapın. Bizim istihare yapmamıza gerek yok. Neden? Bir şeyh olsaydı, Mustafa Efendi bize söylerdi. Allah Allah! Bir şeyh olsaydı bize Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri söylerdi. Anlatıyorum, bunları dinliyordum ben. Kardeş, yapma etme, Abdullah Efendi’yi kabul etmen şart değil. Bir mürşit ara kendine, bir üstat ara kendine. Yok, hayır. Hala da aynı noktada onlar, değişmedi. Neden? Abdullah efendiye nasıl olur ya, olmaz! Neden? Abdullah Efendi olsaydı filanca olurdu, olsaydı fişmanca olurdu. isimler vardı. Neden? Abdullah Efendi olmaz. Ya? Onlarla Abdullah Efendi arasındaki fark ne? Abdullah Efendi olmaz kardeşim. Allah Allah, neden sebep ne, sebep ne? Olmayışının sebebi ne? Aynı şeyhe intisab etmişler, aynı şeyhin, aynı babanın evladı değil mi? Olmaz. Evet, bunları dinlemiş insanım ben. Onlara hala da maneviyattan bir nefes gelecek, bekliyorlar daha. Bunun gibi, onlar da kendilerince bu da sufi hayatın küstahlığı. Onlar derler ki bu nasıl görür Hazreti Peygamber Efendimizi! Kadınların arasında da vardır mesela, işte böyle kadınların arasından başı açık bir bayan kardeşimiz Hazreti Peygamber Efendimizi görüyor. Önceden bu daha fazla, herkes dönüyor, nasıl görür o, başı açık! Ya neden? Hz Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri başı açık bayanların Peygamberi değil mi? O günah işleyen ümmetin peygamberi değil mi? Kim günahsız ki ama kendi günahını görmekten uzak olanlar, başkalarının günahlarını gözlerinin önünde şeytan onun büyütür, onun günahına takılır. Bu nasıl görür

ya! Ya, işte Mustafa abi de kalkıyor, Seyit Taş’la dolaşıyor ya. Seyit Taşla dolaşılır mı!? Abi bizle dolaş. Ne istiyorsan biz verelim.

Aaa! Hoş geldin 23 Nisan. Seyit Taş’ın nesi var dedim ben. Abi, bırak ya. Onla uğraşılır mı ya! Onla dolaşılır mı ya, sana yakışıyor mu abi ya! Allah Allah, neden? O kendince kendi aklınca oynuyor. Aklını padişah etmiş kendine. Küstah, küstah! Bu da sufilerin küstahları, bu da sufilerin hasetleri. Bunlar da ne yapıyorlar? Kulaklarını burunlarını yere veriyorlar. Yele veriyor. Oraya şeyh Efendi birisini tayin etmiş. Ben ona itaat etmem ya. Neden? Ya omu dersimizi yaptıracak bizim ya! Yele vermiş kulağını, burnunu. Evet, yele vermek bu. Ha, kim yaptırsın sen söyle o zaman. Nasıl yani? Basbayağı, gel abiciğim otur şuraya. Kim ders yaptırsın sen tayin et. Ya ben öyle demek istemedim. Ya ne demek istedin? Ne bu? Bu ne? Veya Hacı Erkan’a birisi demiş, seni bir daha burda görmek istemiyorum demiş. Unutmadığım anektodlardan birisi. Hacı Erkan da ona demiş. Beni buraya sen getirmedin demiş buraya. Efendim dikti beni demiş. Ancak o demiş burdan git derse giderim. Senin demenle olmuyor demiş. Nasıl yani demiş. Ben yarın seni burda görmek istemiyorum. Yok demiş. Ben yarın gene geleceğim buraya, beni Efendim dikyi buraya demiş ona. Bir gün sonra mı, iki gün sonra mı ne geldi Hacı Erkan yanıma. Selamünaleyküm Aleykümselam. Böyle böyle oldu. Dedim maaşallah gel dedim Hacı Erkan, bir sarılayım bakayım sana bir. Aferin dedim. Ha. Tabii ertesi gün gene gördü adam onu orda. Kulağını yele verirsen, şeyhini dinlemezsin. Burnunu yele verirsen, şeyhinin kokusunu bulamazsın. Kulak, burun düşünebiliyor musunuz, aslında Hz. Mevlânâ kestirmeden atıyor. Kulak, burun aklın elemanlarıdır. Kulak, burun kalbin elemanlarıdır, azalar, göz, kulak burun duyu organları, bunlar aklın emrinde, aklın elemanlarıdır. Sen kulağını, burnunu yele verirsen, aklın gitti senin. Mecnunlaştın, delileştin, aptallaştın, salaklaştın, geri zekalı oldun, embesil oldun. Senden hiçbir şey olmaz. Neden? Sen, kulağını, burnunu yele verdiysen, aklını da yele verdin çünkü. Aklını da yele verdin. Oğlum senin şeyhin kim? X kimse. Sen onun ağzına baksana. Kulağını burnunu ona dayasana. Yok. Filanca abi böyle dedi ama ya. Ne? Filanca abi böyle dedi Ha sen onun dervişisin demek. Filanca abi ne dediyse ona bakacaksın şeyhinin sözü varken. Hacı Erkan da öyle yapacaktı yani. Aaaa beni burda görmek istemiyorsun, ben gelmeyeyim o zaman yarın diyecekti. Ne olacaktı? O arkadaşa kulağını, burnunu yele vermiş olacaktı. Aaaa! Öyle olmadı bak. Kulağı yele vermek bu. Dikkat edin.

Allah muhafaza eylesin.

“Bu işi de haset iğnesiyle işledi. Yoksulların canlarını iğneledi, zehir-

ledi, onların canlarını zehirlemek ümidiyle yaptı.”

işte bu aldatmaları bu kandırmaları bütün o ortayerdeki fitneyi ficürü insanların normalde fakir fukaranın canını yakmayı, bu hasetle yaptı. Bu haset onu yakıp yıkıyor çünkü. Bu haset onu yakıp yıktığından, o da etrafı yakıp yıkıyor. Hased ehli sadece kendini yakıp yıkmaz. Etrafı da yakar yıkar. Sadece kendi canını bozmaz, etrafındaki canları da bozar. Fitneci sadece kendini helak etmez, etrafındakileri de helak eder. O yüzden fitnenin başını ezmek gerekir hep. Birisi fitne çıkarıyorsa hemen tıkıycan onu. Hz. Mevlânâ der ya sen seli baştan önle. Bir sivilce çıkmış. Sivilce deyip geçme. Sivilceyi tamir et. Sık, irinini çıkar temizle onun. Küçücük çıban deme. O çıban vücudu hastalıklı hale getirir. Kalbine gelen küçücük bir vesveseyi önemsememezlik etme. O vesvese kalbini bozar. Tarumar eder seni. Sen günah küçük dersin, o sende büyür. Seni helaka götürür. Sen küçük bir şey zannedersin. Kızın birisi ile böyle bir konuşur, sohbet eder, küçük bir şey zannedersin. Yarın öbür gün kızın namusunun kalmadığını görürsün. Küçük bir şey zannedersin, oğlun bir sigara içer önce, yarın öbür gün esrarla bitmez, kokainle morfinle gelir önüne. Sen öyle küçük bir şey görme. Sen ya yarın ya bugün de yorgunum ya yarın onda dükkanı açayım dersin. O iki olur, o üç olur, o dört olur. iflas ettiğini görürsün. Ne kadar hanım harcayacak? Beşyüz lira. O bir ay yediyüz lira harcadı. Onun hesabını sormazsan o bir dahaki ay binyediyüz lira harcar o.

Adam almış, o cep telefonu kaç para? O iki milyar lira. Bunun şekli hoşuma gitmedi ya, ben bunu değiştireyim. Aaa, gitti bir liraya sattı, gitti iki liraya bir tane daha telefon aldı.

O yarın o telefonun da şekli hoşuna gitmeyecek. Bir daha değiştirecek onu. Kadınlar adamların ipini çekin bu noktada. Bir şeyi küçük görme. O küçük büyüyecek, disiplin et. Kendinde de küçük görme. Ya namazı ben gece kalkar ikide üçte kılarım ya, yatayım ya, yorgunum ya. Bu yorgunlukla da ne yapayım, iki de üçte kalkarım ya, kesin kalkarım ya, yat. Kalkmadın! Ne ceza vereceksin kendine? Olmadı, bu bir seferle başlar. Ondan sonra yatsı namazını askıya astığını görürsün. Namaz indi dört vakte. Ne oldu? Yatsı gitti. sabah namazında kılarım ya, kalktığımda da kılarım. Ya şeyh efendi de söylüyor ya, hoca efendi de söylüyor ya, kalktığınızda da kılın diyor ya. Ya ne yapalım ben yorgunum, argınım. Gece tweet atıyorum da işte, facebookta da dolaşıyorum, orda da ben tebliğ ediyorum, orda da insanlara doğru söylüyorum.? Ya facebook dünyasında da doğruların söylemesi lazım. Başka dünya kalmadı, arkadaş kendini faceboka adadı. Sabah namazı yok. Kalktığında kılacaktı ama sabahleyin kalktı, facebookta dün gece birisiyle çatıştıydı o. O ne cevap yazdı diye ona bakmak için kalktı. Hadi bir daha çatışmaya başladı. Gitti sabah namazı, baybay! Ne? Arkadaş

facebok mücahidi. Gitti sabah namazı. Yele verdi kendini! Gitti, küçük gördü, gitti. Küçük görme. Ezan okundu namazını kıl, küçük görme, küçük görme.

Ya ben çok samimiyim, evlenmek için konuştum. Harika! Kaç sefer konuştunuz kızım? Bayana soruyorum. Ya işte, ııı,ııı, ııı… Aaaa diyorum 29 harfi de çıkaracak mısın şimdi? Samimisiniz, tamam. Üç sefer konuşma hakkınız var. Bitti! Annenin babanın haberi var mı? Aaaa, başlıyor yine. Kızım haram yapma! Küçük görüyor onu. Annesi, babası da diyor zaten evleneceksen evlen. Kendine bul bir tane sen. Hocam evlensin artık bu. Bulsun kendine bir yer. Bana mı söylüyorsun dedim bunu. Bu durdu. Haram dedim ya. Nasıl kendi kendine bulacak bu! Sen bu kızını sokağa atıyorsun. Hocam şimdi herkes öyle buluyor ama! Sen öyle mi buldun dedim. Ses yok. Küçük görüyor. Haramı küçük görmek, götürüyor, gidiyor. Allah muhafaza eylesin. işte o küçük görenler, hasete düşenler, kibre düşenler, fesada düşenler, fitneye düşenler. Yiyip bitiriyor ortalığı. Allah muhafaza eylesin.

“Hasetle burnunu buran; kendisini kulaksız, burunsuz eder.”

Hasetle, kıskançlıkla burun bükmek yani birisini beğenmemek, kibirlenmek. Bu mu canım ya! Hadi onu mu dinleyeceğim ya. Hadi ya, oymuş mu ya, boş ver ya! Burun büküyor, beğenmiyor. Haset, kibir dünyasına düşmüş. O mu hoca olacak ya. Onun hertarafı hoca olsa ne olacak ya, cebimden çıkarım ben öyle binlerce hocayı. Allah Allah! Kim, o mu ya! O mu şeyh olacak ya. Onun yaptığı şeyhliği ayaklarıma yaptırırım ben ya. Maşallah, sübhanallah! Beğenmeyecek ya! Ohooo, neymiş de sanatkarmış o. Onun yaptığı sanatı ayaklarımıza yaptırırız biz. Ha bi ayağını uzat ya, bi yap. Bi yap! Bi çık! Birinin şimdi Cevdet’in yaptığı ustalığı ayaklarıma yaptırım demesi gibi. Al kardeş araba burda. Adam oto elektrikçisi, kocaman tabela yazmış inegöl’de, oto elektrikçisi, kocaman ama tabela. Araba arızalı. Ben de derse gidiyorum. Cevdet’e dedim, Cevdet böyle böyle. Dedi bir oto elektrikçisine gir. işte orda dedi küçük bir üstünde, arabanın üzerine şey var, ne o, akü var. Onu bir ölçtütdür dedi. iyi. Ama tabela böyle kocaman. Sanayide baktım açık orası. Cınnn, girdim ben içeriye şimdi Selamünaleyküm Aleykümselam. Hayırlı sabahlar. Hayırlı işler. Allah razı olsun. Tamam. Dedim abicim bunun üzerinde bir küçük şey varmış ne o akü varmış. Onun dedim voltajı ölçülecekmiş.Adamın duruşu bu, bir elinde pense, bir elinde tornavida, böyle duruyor ama adam böyle kahraman gibi. Ben kaputu açtım, ondan sonra, kahraman başımda. Ondan sonra e ben de hemen öyle çok aşina değilim. Biz böyle işte Cevdet’e bırakıyoruz arabaya gidiyoruz. Ben altında neresinde ne var bakmıyorum ki! işim o değil. Ha ben de baktım üstünde kocaman bir kapak var. Ee hiçbir şey görünmüyor. O bakıyor ben bakıyorum.

Bir tabelaya baktım kocaman, bir adama baktım, bir de adamın şaşkınlığına baktım. Adama dedim kardeş senin benden bir farkın yok kapat dedim kapağı. Cevdet diyor ki tarif edeyim ben ona neyin nerede olduğunu. Hatta tarif ettin galiba değil mi Cevdet? Tarif etti bir de, bulamıyor adam. Haa, ondan sonra ne diyecek. Ben onun yaptığı ustalığı ayaklarıma yaptırırım. Hoş geldin 23 Nisan! Gel yap, hadi bakalım. Kolay değil. O da vardır ya böyle ortamda çok, aaa onun yaptığı her şeyi ayaklarına yaptırır. Allah muhafaza eylesin. işte böyle yere verenler, küstahlık yapanlar böyle, hasetle uğraşanlar, ne yaparlar? Kulaksız, burunsuz olur.

“Burun ona derler ki bir koku alır. Koku da onu bir mahalleye ulaştırır.”

Ha, burun neymiş? Koku alacak. Burun din kokusu alacak. Burun ma-

neviyat kokusu alacak.

Burun peygamber kokusu alacak. Burun veli kokusu alacak. Burun sufilik kokusu alacak. Burun evliya kokusu alacak. Burun buram buram islam kokusu alacak. Buram buram mümin kokusu alacak. Burun ona derler. Yemek istiyorsun, nasıl yemeğin kokusunu alıyorsun ya, gidiyorsun ya yemeğe doğru, kokla etin kokusunu. Alıyor musun? Alıyorsun. Dinin kokusunu da alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan, dinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan velinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsa burun, peygamberin de kokusunu alacak. Peygamber kokusu almayan burun burun değil. Zikrullah kokusu almayan burun, burun değil.Din kokusu almayan burun burun değil. Evliya kokusu almayan burun, burun değil. O burun, koku alacak. Ne yapacak? Seni bir mahalleye sürükleyecek. Seni hakikate sürükleyecek. Seni dine götürecek. Seni maneviyata götürecek. Seni Allah’a götürecek. Seni Resulullah’a götürecek sallallahü aleyhi ve selleme. Burun koku alacak. Burun koku almıyorsa, yok. Hani diyor ya Cenab ı Hak, işte Allah’ın dostları, Allah’ın boyasıyla boyanırlar. Göz görecek Allah’ın boyası ile boyalananı. Kırmızı ruju tanıdın ya, sarı ruju tanıdın ya, allığı tanıdın ya, Allah’ın boyasını da tanı. Giyeceğin elbisenin hangisinin hangisine gideceğini, renklerini tanıdın ya, Allah’ın rengine de boyananları da tanı. Ne ile neyin yakıştığını harika yakıştırıyorsun ya renk cümbüşü haline getiriyorsun ya kıyafetlerini, Allah’ın boyasını da tanı, tanıyacaksın. O zaman gözün gördü, o zaman burnun koku aldı.

“Kim koku almıyorsa burunsuzdur.”

Kim koku almıyorsa burunsuzdur. Burnun olsa ne olacak? Koku almıyorsun. Usta Kayhan döner de çakmış döneri kocaman, penceresini de açmış. Ordan Kahhan camiinden aşağı doğru koku gidiyor. Sen o kokuyu alıyorsun, usta da gülüyor ordan şimdi. Kokuyu alıyorsun sen, oh döner mis gibi koktu, bursa döneri, harika., başka? Caminin kokusunu almıyor

ordan. Orda cami var, namazın kokusunu almıyor. Namaz var, namazın kokusu yok. Allah muhafaza eylesin. ‘Kim koku almıyorsa burunsuzdur.’ Burnu olsa dahi, burnun koku almıyor. Ne işe yarar? Bende burun var. Bende koku şeyi yok mesela öyle hassasiyetim yok benim. Çok kötü kokması lazım ki o zaman anlayayım. Öbür türlü ben anlamıyorum, benim burnum fazla kokudan. Hatta bana diyorlar bir şey korktun mu? Ben yapıyorum, yok diyorum, ben bir koku almadım diyorum. Allah Allah, bir şey kokuyor mu diyor. Çok ağır kokarsa diyorum, ben anlıyorum. Çok ağır kokmazsa anlamıyorum diyorum ben. Ağır, ağdalı korması lazım her ne kokacaksa. Öbür türlü anlamıyorum ben. Bunun gibi, e burnum yok gibi benim. Neden? E almıyor koku, bunun gibi. Haaa, dini olarak da koku almıyorsan, o zaman senin burnun koku almıyor. Yok hükmünde. Allah muhafaza eylesin.

“Koku da dini kokudur ancak.”

Koku da neymiş? Gerçek koku, din kokuyormuş.

“Koku alıp da buna şükretmeyen, nimete kafir olmuştur. Kendi bur-

nunu kırmıştır.”

Koku aldın. Dini kokuyu aldın. Din kokusunu aldın. Allah kokusunu aldın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kokusunu aldın. Maneviyat kokusunu aldın. Buna şükretmiyorsan, buna hamdetmiyorsan, bunu yerine getirmiyorsan gereğini, sende nimete kafir oldun. Ay, rüyanda gördün ama bir işin ver, bir işin var gidemedim bir türlü. Vay ben hocam rüyamda gördüm sizi ama ben yapar mıyım yapamaz mıyım diye düşünemiyorum. işte bir türlü karar veremiyorum. Yapamazsın sen. Nimete şükrün yok. Sana bir nida gelmiş, sana bir mektup gelmiş, sen mektuba cevap vermiyorsun. Sana bir selam gelmiş. Sen selama cevap vermiyorsun. Sana gökten bir ip sarkıtmışlar, sen ipe cevap vermiyorsun, tutunmuyorsun o ipe. Sana bir perde izletmişle bak, mana var. Bak Hz. Resulullah var, bak Allah’ın velileri var, bak Abdülkâdir Geylânî var, bak Ahmed er-Rifâî var, bak Ahmet el Bedevi, ibrahim Dusuki, Şeyh ebu Hasan el Şazeli var. Bak Hazret-i Mevlânâ hazırlanmış bak bekliyor, gör, seyret. Seyrettin ama senin zamanın yok ya. Senin bu işlere ayıracak zamanın ve vaktin yok. Vah yavrum! Sen nimete şükürsüzsün. Sen nimete küfrettin. Nimete hakaret ettin. Sen ne yaptın? Nimete kafir oldun?

Hani isa’nın havarileri dediler ki ya isa, Allah’ına yalvar da Rabbine yalvar da gökten bize bir sofra indirsin. isa aleyhisselam dedi ki siz edebi aşıyorsunuz. Sizler edebi açıyorsunuz. Ama ben bunu Cenab ı Hakka yalvaracağım dedi. Namaza durdu. Ya Rabbi dedi. Bize cennetinden, cemalinden, vahdaniyetinden, uluhiyetinden bize sofra indir. Cenab ı Hak dedi ki ey isa, havarilerine söyle, ertesi güne bir şey bırakmasınlar. Sana sofrayı indirdik ama o havariler nimete nankörlük ettiler. O havariler nimete şükürsüzlük

ettiler. O havariler nimete küfür ettiler ve ne yaptılar? Ertesi gününe ayırdılar lokmaları. Oysa Cenab ı Hak onlara dedi ki bu nimet benim katımdandır. Bunun sayısı, adedi yok. Yediğinizi yiyin, yemediniz yiyecek olanlara dağıtın. Sakın ertesi gününe bir şey bırakmayın, biriktirmeyin. Benim sofram her gece gökten inicidir. Benim sofram her daim size kurulacaktır. Allah’ın vaadini bildikleri halde, isa’ya ve Allah’a isyan ettiler. Nimete küfür ettiler. Cenab ı Hak sofrayı onlardan kesti. Dikkat et! Havarinin sofrası kesildiyse, senin de sofran haydi haydi kesilir. Nimete hainlik yapma. Maneviyata vefasızlık etme. Gördüğün rüyaya tabi ol, gördüğün hale tabi ol. Allah’ın sana lütfunu ve ikramını, ihsanını sen namertlik edip küfür etme. Etme! Vaktaki Musa’nın kavmi de aynı yapmıştı. Onlar da aynı şeyi yaptılar. insanoğlu!

Musa aleyhisselamın kavmi de önce onu yaptı. Dedi ki Musa’ya dediler ki bizi burayı, bizi buraya çöle getirdin. Biz ne yiyeceğiz ya Musa. Biz ne yiyip içeceğiz? Senin peşine düştük senin arkana gittik. Ne güzel bizim bahçelerimiz vardı, hanlarımız vardı, hamamlarımız vardı. Biz rahat ediyorduk. Firavun da vardı başımızda. Biz firavunun yönetiminde rahattık. Sana iman ettik. Senin peşine düştük. Evimizden, yurdumuzdan, yolumuzdan, her şeyimizden olduk. Biz şimdi ne yapacağız bu çölün ortasında. Bizi buraya getirdin, bıraktın dediler Musa’ya. imanlarını yele vermeye kalktılar. Hz. Musa yalım yalım yalvardı. Yarabbi dedi benim halim sana malumdur. Cenab ı Hak dedi ki ey Musa, kavmine söyle, şu ağaçtan, şu ağaçtan bıldırcın, cennetten bıldırcın eti ile helva yesinler. Cennet helvası. Acıkan gidiyordu ağacın dibinden elma toplar gibi pişmiş bıldırcın eti ile helva yiyordu. Acıkan gidip ordan gidiyor, cennet nimeti, ağaçtan. Cenab ı Hak ağacı sebeb ediyor.

Aynı ağaçtan Cenab ı Hak Musa’ ya da ilham etti. Musa’ya da vahyetti. Bir ağaç var orta yerde. O ağaçtan Cenab ı Hak konuşuyor, kelam ediyor. O ağaçtan yiyecek alıyorlar, içeecek alıyorlar, bıldırcın eti alıyorlar, helva alıyorlar. Hiç vallahi dışkı muhabbeti de yok, tuvalet muhabbeti de yok. Ye, iç, Allah’ı zikret, ibadet et! Cenneti senin ayağına getirmiş ama onlar edebi aştılar. Nimete nankörlük ettiler. Nimete hainlik ettiler. Nimete küfrettiler. Hamd edip, şükredip, ibadet edeceklerine küfre düştüler. Bu manada ne küfür ne imansızlık değil. Dediler ki ya Musa, biz soğan sarımsak yemek istiyoruz. Biz ekeceğiz, buğday-arpa yiyeceğiz. Biz eski günlerimizi özledik. Ne güzel önceden buğday ekerdik, ekmek yapardık yerdik. Ne güzel, önceden işte soğan ekerdik, sarımsak ekerdik, pırasa ekerdik, ıspanak ekerdik, pişirirdik bunları yerdik.? Biz şimdi yine aynı şeyi istiyoruz. Bu cennet nimeti istemiyoruz. Hainliğin böylesi! Cennete koysan ne olacak ki? Hain, hain.

Şeytan! Cennete koysan ne olacak ki! Şeytan, şeytanlığını yapacak. Cennetin ortasında olacak olsa ne olacak ki! Edebi aştılar, nimete küfran ettiler.

Hamdet maddi manevi. Nimete hamdet. Cenab ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Namaz kılıyorsun, hamdet. Namazına devam et. Zikrullaha oturmuşsun, hamdet. Zikrullah halakasına oturmuşsun, cennet bahçesine oturmuşsun. Ha isa’nın kavmi, ha Musa’nın kavmi. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in kavmi. Cennet bahçesine oturmuş. Zikrullah halakası. “Ey ashabım. Siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Ya Resulallah, dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi Ya Resulallah? Zikir halakaları.” Allah’ım! Sen bu zikir hala kasını terk etmekle, Musa’nın kavmiyle, isa’nın havarileri arasında bir farkın mı kaldı? ismi değişti. Sen de Cenab ı Hakkın sana vermiş olduğuna küfrettin. Alla sana cennet nimeti bahşetmiş. Zikrullah halakasına oturtmuş. Kimin halakası olursa olsun, Ahmet efendiymiş, Mehmet Efendiymiş, Hüseyin Efendiymiş. Başındaki zakir Hacı Mehmetmiş, Adnanmış, Hüseyinmiş, x yerde bilmem kimmiş. Başındakine ne bakıyorsun. Zikrullahtan halakasındasın be gafil. Cennet nimetinde oturmuşum. Cennet sofrasında oturmuşsun. Cennet bahçesinde oturmuşsun. Sen cennet bahçesindesin, yemene baksana. Ne farkın kaldı Musa’nın kavminden? Ne farkın kaldı isa’nın havarilerinden? Sen de nimete nankörlük ettin. Cennet bahçelerine uğradığınızda onların meyvesinden yiyiniz. Ya Resulallah, Cennet bahçesinde dünyada meyvesi var mı ki? Evet. Zikrullah halakalarında oturup Allah’ı zikretmekliğiniz. Zikrullah halakasında Allah’ı zikretmekliğiniz cennet meyvesi.

Haberin yok. Burnun koku almıyor. Kulağın duymuyor. Ağzın tat almıyor, ağzın tad almıyor, kalbin tat almıyor, gözün körleşmiş. Oturduğun zikrullah halakasında Cennet nimetinden habersizsin. Bir de halakayı terk ediyor kimisi. Al, destur, bismillah. Ne farkın kaldı isa’nın havarilerinden? Ne farkın kaldı? işte şükretmeyen, hamd etmeyen, onun kıymetini bilmeyen, onun kıymetini bilmeyen üzerinde öyle. Ya bu akşam zikrullah vardı. Ne yapalım, e aman ya gidemeyeceğim ya bugün ya. Neden ya? Ya yorgunum bugün. Öbür çavuş, zakirler de arıyor. Kardeş bu akşam ders var. Ya abi bakarız. Ahmak! O seni cennete davet ediyor. Kendini bir şey zanneden küstah! O seni, cennet sofrasına davet ediyor. Ya geldik yine ya, Hacı Mehmet yaptıracak zikrullahı ama Allah Allah ya, bu Hacı Mehmet yaptırmasa. Geri zekalı! Haberin yok hiçbir şeyden. Otur oturduğun yere. Allah’ı zikretsene sen. Sen cennet nimetine dalsana. Sen cennette dolaşsana. Bir kafanı kaldır, bir bak etrafında ne var? Cennete girmişsin. Hiç mi merak etmiyorsun? inanmıyor ki cennette olduğuna. Oturduğun halakannın cennet olduğuna inansan, cennette dolaşacan perdeden perdeye geçecen. Allah cennet

halkına cemalini gösteriyor. Cenab ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki dünyadayken siz cennet bahçelerine uğrayınız. Oraya uğradığınızda cennet nimetleri ile nimetleniniz. Cennetteki en büyük nimet Allah’ın cemalullahı. Allah cennet halkına gösterecek kendini.

Sen mahşeri bekliyorsun. Mahşer her gün kuruluyor. Sen neyi bekliyorsun? Sen kafanda bir hayal var senin. Sen dünya bozulacak, kıyamet bozulacak, güneş gelecek de arkadaş mahşere gidecek de mahşerde hesabı kitabı olacak da ordan cennete gidecek de cennette Allah’ın cemalini görere kardeş. Ne zaman? Taaa öldükten sonra. Be kardeş sen cennet bahçesinde geziyorsun, farkında değilsin. Uyan, kendine gel, ferasetini aç, burnunu aç, gözünü aç, kulağını aç, kalbini aç, aç kendini aç, aç be aç kendini. Cennet bahçesindesin. Nerde? Zikrullah halakasında. Zikrullah halakasında. Zikrullah halakası, cennet bahçesi. Orda cennet nimetleri ile nimetleniniz. Cennetteki en büyük nimet Allah’ın vechullahı. Cenab ı Hak tecelli edecek cennet halkına. Cennet halkına Allah tecelli edecek. Sen daha ne cenneti bekliyorsun ya! Yok. Bizimki bakacak o sarığını nasıl sarmış. Ya neden böyle sarmış ya, kıpkırmızı sarmış ya, var mı ya dinimizde kırmızı sarık ya! Ulan bunlar da ya kafayı kırmış ya! Bu ne ya! Bu ne ya sapsarı ya. Allah Allah kırmızı, sarı kırmızı. Bak bir de galatasaraylıymış gibi. Onun sarığı sarıydı da onunki beyazdı, onunki kırmızıydı, onun üstünde şu vardı, onun üstünde bu vardı… Vay ya şu sohbet bitsede gitsek ya. Ya şu zikrullahı da uzun yapmaya başladı ya bu ara ya. Ne yapmağa uzun yaptı ya zaten ayda yılda bir geliyoruz buraya, zorla getiriyoruz zaten kendimizi. Cennet bahçesi! Nimete nankörlük etme. Bir gün o halakadan kilometrelerce uzak olduğunu görüverirsin. Görüverirsin!

Hani diyor ya: ‘Ey Habibim! Sakın ha, yüzünü gözünü onlara çevirme. Allah seni onlardan ediverir.’ Allah seni onlardan ediverir! Sen sakın cennet halakasına, cennet bahçesine, böyle küçümseyici gözle bakma. Gidiverirsin. Gidiverirsin! Evinde çok kıymetli derviş olursun. Gidiverirsin! Zikrullah halakalarından uzak, muhteşem bir sufi olursun. Gidiverirsin! Evinde de ne zikirler yaparsın sen ama! Oooo, coşarsın da coşarsın da! Bin tane ondan, bin tane ondan, bin tane ondan. Yarın sabahleyin kalktığında vatan kurtarmış kahraman gibi dolaşırsın. Şeytan seni o hale getirir. Halakadan bir anda uzaklaştığını görürsün. Nimete nankörlük etme. Burnun her daim koku alsın. Gözün her daim görsün. Feraset ehli ol. Müminin ferasetinden korkunuz. O Allah’ın nuru ile bakar. Sen zikrullah halakasına ne ile baktın? Sen kıldığın namaza neyle baktın? Sen aldığın abdeste ne ile baktın? Sen gittiğin yola ne ile baktın? Ne ile baktın! Allah muhafaza eylesin.

‘işte koku alıp da buna şükretmeyen.’ Koku almış mahalleyi bulmuş, koku almışsın mahalleyi bulmuşsun. Güzel kokuların çıktığı yere oturmuşsun. Nimete şükret, hamdet, otur, Allah’ı zikret. Otur cennet bahçesinde dolaş. Otur cennet bahçesinde cennetin nimetleri ile nimetlen. Allah’ın sana bahşettiği, lütfettiği, ikram ettiği, ihsan ettiği o sayısı sonsuz nimetlerini tefekkür et, otur, edebinle, terbiyenle. Aman, saygıda kusur etme. Aman sevgide kusur etme. Aman dilini muhafaza et. Aman gözünü muhafaza et. Sakın ordan birisine burun kıvırma. O öylesine bir Allah diyendir ki bilemezsin. Ona burun kıvırdığından dolayı, kilometrelerce uzaklara gidersin. Nice virane gibi görünenler vardır, içinde define saklıdır. Sen birşeye benzetmezsin ama Allah onu bir şeye benzetmiştir. Sen onu kaale almazsın ama Allah ona vermiştir vereceğini. Allah vermiştir vereceğini. Sen burun bükersin de Cenab ı Hak burnunu kırıverir senin. Ebediyen, bir daha koku alamazsın. Kimseyi hor hakir görme. Bundan derviş olur mu deme, bundan şeyh mi olurmuş deme, bundan zakir mi olurmuş deme, bundan çavuş mu olurmuş deme, bu mu ya semazen başı bizim deme, bu mu bizim grup başımız ya deme, bu mu bize ders yaptıracak deme. Burnun kırılıverir, burnun kırılır da ebediyen bir daha koku alamazsın, ebediyyen! Ebediyen koku alamazsın. Bu öyle ince bir perdedir. Havariler bir edepsizlik ettiler, Cenab ı Hak sofrayı kaldırdı. Bir daha isa aleyhisselamın havarilerine sofra indirmedi. Musa aleyhisselamın kavmi burun kıvırdı. Soğan sarımsak yeyeceğiz bundan sonra dediler. Cenab ı Hak onlara bir daha cennetten nimet vermedi, kesiliverdi güvercin eti ile cennet helvası. O gündür bugündür kesilik.

isa’nın havarilerinden nimet kalkıverdi. O gündür bugündür kesilik. Bir daha inmedi onlara sofra. Bir daha inmedi onlara sofra. Bu ince bir perde. Bu ince bir perde. Sana nimet geldiyse, bu ince bir perde. Nimete şükürsüzlük etme. Bu nimet normal nimetler değil. Ekmek değil, su değil bu. Bu et değil, helva değil bu. Bu cennet nimeti! Bu cennet halakası, bu cennet meydanı, bu cennet meydanı kardeş! Sen kime burun kırıyorsun, kime burun kıvırıyorsun sen, neye burun kıvırıyorsun sen! Korkarız ebediyen burnu kırılır diye birisinin. Kendimiz üzerinde dahi korkarız. Yarabbi nimetini arttır. Bizi hamd edenlerden eyle, bize lütfettiklerinden eyle, bize ikram ettiklerinden eyle, bizlere ihsan ettiklerinden eyle. Bilerek bilmeyerek işlediklerimizden bizleri sorunlu eyleme. Sorumlu eyleme Yarabbi. Sorumlu eyleme Yarabbi. Allah muhafaza eylesin inşallah. Şükret! Emre bak, şükr et! Ayeti kerime: ‘Allah’ın nimetlerine şükredin. Allah’ın verdiklerine şükredin.’ Şükret! insanlar bir bardak çay vermiş, ona teşekkür et. Birisi tebessüm etmiş, teşekkür et. Birisi elini uzatmış, teşekkür et. Allah sana ne verdiyse hamdet, şükret. Allah ne verdiyse, hamd edenlerden ol, şükredenlerden ol, şikayet

edenlerden olma, nankörlerden olma, vefasızlardan olma, hainlerden olma, hançerleyenden olma. Topuklarının üzerinde dönüp gidenlerden olma. Zorluğu gördüğünde kaçanlardan olma. Sırtını dönenlerden olma. ‘Hamdenlere, nimetlerimizi arttırırız’ ayet i kerimesini kendine, kendine ölçü bil. Hamd etmeye devam et. Ya, şükret ya da diyor ki:

“Şükret, şükredenlere kul köle ol. Onların huzuruna öl de ölümsüz-

Ya şükret, ya da şükredenlerin yanında dur. Hani var ya her daim Allah’ı zikredenler, hani var ya her daim Allah’ı seyredenler, her daim Allah’ın bu noktada sıfatlarının tecelliyatlarına mazhariyet kazananlar, her daim Allah’la alışverişte olanlar. Kim Allah’ı zikrederse, Allah da onları zikreder. Hakkı ile zikredenler vardır kulların içinde. Bunlar peygamberlerdir, velileridir. Onlar Cenab ı Hak’la her daim alışveriştedirler. Her daim onlar zikrullah halindedirler. Onların huzurunda durmak dahi o hal ile hallenmekdir. Hani insan birisini sever, sevdiği kimsenin amelini işlememiştir ama sevdiğinden dolayı o amelle amellenmiş gibi ya sevaba girer ya günaha girer. Ya sevaba girer sevdiği kimse kimse ya da onunla beraber günaha girer. Tarkan aşığı ya, Tarkan’ a aşık. Tarkan’la beraber koş. Evet! Kime aşık? Allah’ı zikreden, Allah dostuna aşık ama o sabahlar akşamlar nuru nura ekleyemedi, uyku ağır bastı. Tesbih elinde gitti. Öbürkü uyumuyor, la ilahe illallah devam onunki. O her haliyle şükür hali olmuş. Her haliyle hamd hali olmuş. Onun etrafındaki melekut, onun etrafındaki tecelliyat, onun etrafındaki maneviyat, onun etrafındaki nuraniyet yürüyor. Ya onunla beraber ol. Onunla beraber ol! Seven sevdiği iledir. Sevdiğine bak. Kimi seviyorsun ona bak. Ya şükret diyor ya da şükredenler ile beraber ol. Şükredenlerin yanında ol, hamd edenlerin yanında ol, hamdeden Muhammed ı Mustafa(s.a.v.) ile beraber ol. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü aleyhi ve sellem’in yolundan git. Ona yoldaş ol. Ona yoldaş ol! Onunla hemhal ol. Onun sünnetlerine sarıl. Deki Yarabbi ben Muhammed i Mustafa(s.a.v.) ‘in ümmetiyim. Ben onun yolundan gitmek isteyenlerdenim. Hakkıyla yerine getiremedim. Ben ona layık bir ümmet olamadım. Hakkıyla onun yolundan gidemedim. Hakkıyla onu tanıyamadım. Hakkıyla onu sevemedim. Sen beni ona ümmet ettin ya Yarabbi, hamdediyorumediyor, şükrediyorum. Beni onunla beraber eyle layık olmasam da. Ya şükret ya şükredenler ile beraber ol. Zikret, zikredenler ile beraber ol. Hamd et hamd edenlerle beraber ol. Hayırlarla beraber ol, güzellerle beraber ol. Fatiha ı Şerifede her gün diyoruz ya: ‘Yarabbi bizi delaletde eyleme.’ Amin. O in’am ettiğin, o ihsan ettiğin, o salihler var ya, o peygamberler var ya, o veliler var ya, o senin sevdiğin kullar var ya, o Cebrail, Mikail, israfil, Azrail, diğer melekler var ya, onlarla beraber

peygamberler var ya, onlarla beraber evliyalar, veliler, müminler, sahabeler var ya! Evet, bizi onlarla beraber eyle. Amin! Ya şükret, ya şükredenler ile beraber ol. Hamd et, hamdedenlerle beraber ol. Zikret, zikredenler ile beraber ol. iman et, iman edenlerle beraber ol.

Onlarla beraber ol. Onlar gibi yapmaya çalış. Onlar gibi olmaya çalış. Onların içine karış. Onların içine karış, onlardan sayıl sen. Geliverir melaikeler, sayarlar. Burda ne kadar var? Şu kadar var. Tamam, hepsi de burda. Hepsi de burda. Melaikelerden birisi der ki: ‘Yarabbi burda filanca vardı, seyretmeye geldiydi, orası o zikrullah meclisi, o zikrullah halakası öyle bir halakadır ki, öyle mübarektir ki orda bulunanları ayırmak Allah’ın şanını yakışmaz. Hepsini de affettim der diyor. Hepsini de affettim. Sen onlara karışmaya çalış. Onlardan, onlardan ayrılma. Bak Cenab ı Hak peygamberine, peygamberini tehdit etti, tehdit. Dedi ki: ‘Ey Habibim! O gece gündüz Allah’ı zikrederler var ya, o gece gündüz Allah’ha hamd edenler var ya, o gece gündüz Allah’a şükredenler var ya, o gece gündüz Allah’la alışveriş edenler var ya, nefsini onların yanında tut. Onlarla beraber ol. Gece gündüz Allah yolunda koşuşanlarla beraber ol. Allah yolunda, Allah diyenler ile beraber ol. Onların yanında ol. Onlardan sayıl, onlardan sayıl , de ki Yarabbi ben bunlardanım. Ben Muhammed ümmetindenim, beni Muhammed ümmetinden say.

Ben gece gündüz bir zikrullah halakası buldum. Gece gündüz zikretmeye çalışıyorlar. Virdleri var sabah akşam çekiyiyorlar, sayısız la ilahe illallah demeye çalışıyorlar. Yarabbi beni onlardan bul. Beni onlardan tanı. Beni onlarla beraber eyle. Beni onların yanında eyle. Beni onlardan say Yarabbi. Allah’a yalvar yakar. Onlardan ol. Bak Fatiha ı Şerife de her namaz kılan yalvarıyor. Her fatihayı okuyan buna yalvarıyor. Ne diyor? Yarabbi. Bizi o peygamberler, o veliler, o salihler, o müminler, o dervişler, o sufiler, o Allah diyenler, o gece gündüz hamd edip zikredenler var ya. Evet! Bizi onlardan eyle. Bunu fiziki olarak da yap. Fiili olarak da yap. O gece gündüz zikretmeye, hamd etmeye, şükretmeye çalışanlardan ol. Heva hevese kulağını, burnunu verenlerden olma. Siyasetin kirliliğinde dolaşanlardan olma. Cıfıtlığın içindeki çirkinliğin içerisinde dolaşanlardan olma. Şeytaniyete kulağını verenlerden olma. Deccaliyete burnunu, kulağını, gözünü verenlerden olma. Ya? Sen Allah diyenler ile beraber olmaya çalış. Onlardan ol.

“Vezir gibi yol vuruculuğu sermaye edinme; halkı namazdan alıkoyma.”

Sen bu soysuz haset, soysuz, haysiyetsiz, gammaz vezir var ya, hasetinden çatlayan, fitne fücur çıkaran, herkesi yolundan eden, herkesi dininden eden o vezir var ya, evet! Sakın o yol vurucudan olma. insanları kur’an ve sünnetten uzaklaştıranlardan olma. insanları sufilikten uzaklaştıranlardan

olma. insanları zikir halakasından uzaklaştıranlardan olma. insanları velilerin peşinden gitmekten uzaklaştıranlardan olma. Sakın sen yol vuruculardan olma. Sen bu şeyhi bırak, bizim şeyhimize gel. Sen bu cemaati bırak, bizim cemaatımıza gel. Bu cemaat cemaat değil. Bu hocaefendi, hoca efendi değil. Bu şeyh efendi, şeyhefendi değil. Bu yolda ne yapacan ki! Bunların hepsi de böyle. Aman burayı bırak sen. Ne yapalım? Ya boşver kalbin temiz olsun senin. Yiyelim, içelim, rakı balık devam edelim! Kalbimiz temiz bizim! Yol vuruculardan olma. Ne olursan ol, yol vuruculardan olma. Sonları hep helak oldu. Yol vurucu olanlar hep perişan oldular. insanları ibadetlerinden alıkoyma. insanların zikrullahından alıkoyma. insanların kalplerinin içine fitne koyma. Dağıtma, topla. Dağıtma, topla! insanların yolunu, insanların aşkını, muhabbetini keseceğim diye şeytanın işini yapma. Cebrail’in işini yap, topla. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin işini yap. Allah muhafaza eylesin.

“O kafir vezir din ölçüsü kesilmişti. Düzenle badem helvasına sarım-

işte sen doğruyu söylüyorsun diyerekten, insanlara yol vuruculuk yapma. insanları yolundan uzaklaştırma. insanları dosdoğru yolundan etme. Yol vuruculuk yapma. insanların din helvasına sarımsak karıştırma. Fitne koyma insanların içine. Zikrullah halakasında oturan insandan ne istedin? Zikrullaha giden insandan ne istedin? Namazını kılan insandan ne istedin? Haccına giden insandan ne istedin? Dinini yaşamaya çalışan insandan ne istedin? Yol vuruculuk yapma. Allah muhafaza eylesin. Cenab ı Hak bizi bunlardan muhafaza eylesin. Cenab ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz.

El Fatiha maasselavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı