Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Genel ·

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Cömertlik

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Cömertlik — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF 1434. BEYT ŞERHİ • DÖRT KAPI KIRK MAKAM

Dört Kapı Kırk Makam Hakkında

Marifet Kapısı — Cömertlik


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Bölüm 6/17

MARIFET KAPISI- (CÖMERTLIK MAKAMI) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, koşuşturan, batılı batıl bilip batılla mücadele eden kullarından eylesin.

Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Hamd ile şükür arasındaki fark nedir? Hamd şükrü de içine alır. Hani Rahman ismi şerifi, bütün ismi şerifleri içine alır ya, Allah ismi şerifi de Rahman ismi şerifini de içine alır. Allah ismi şerifi komple isimleri içine aldığı gibi Rahman da terbiye edici veya bütün isimleri, sıfatları kendi tabiri caizse onun çatısının altında toplanır. Hamd de bütün teşekkürlerin, şükürlerin, her şeyin üstünde olandır. Hamd, insanlara olmaz, Allah’a olur ama teşekkür insanlara olur.

İnsanlara da olur. Çünkü ‘insana teşekkür Allah’a teşekkür’ hadisi şerifi mucibince mesela insanlara hamd edilmez ama Allah’a ham edilir. O yüzden hamd bu manada Cenab-ı Hak’ın lütfuna, ikramına, ihsanına, bir insanın üzerindeki bütün olumlu bütün her şeye, her şeye, hamd etme, teşekkür etme manasında bütün hepsini de içine alır hamd etmek o yüzden ama teşekkür biraz daha tali meselelerdir veya şükretmek tali meselelerdir. O yüzden evet, biz şükrederiz bu manada ama asıl hamdi öne alırız, Allah’a hamd ederiz.

Rabbim hamd edenlerden eylesin. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah Allah’tan bir şey gelmezse, cömertliği konuşacakmışız bu akşam. Geçen hafta herhalde biz hayâyı konuştuk en son, şimdi marifetten cömertliği konuşacağız inşallah. Cömertlik bunu normalde eski kitaplarda sahavet olarak görürsünüz isim olarak. Bu sahavetin hani Arapça kelimesi, sahavetin Türkçe karşılığı cömertliktir. Bizim halk arasında bu cömertlik olarak konuşulur, söylenilir her daim. Cömertliği çok basit bir şekilde tanımlayacak olursak bir kimsenin kendisinden istenen, istenilen bir şeyi makul dairede vermesi cömertlik.

Bu böyle yine bizim halkın dilinde atasözü gibidir ama hadisi şeriftir: ‘Allah cömerttir, cömertleri sever’ diye Tırmizi’de geçer. O zaman cömertlik bir kimsenin ihtiyaç sahibi gördüğü kimselere kendince tasadduk etmesidir. Sufiler için muhakkak ve muhakkak olması gereken özel maddelerden birisidir. Bir sufi cömert olmalı. Eğer sufi cömert değil ise o, sufilikte dikiş tutturamaz fazla, daha fazla da kalamaz sufi topluluğun içerisinde. Şimdi bununla, bu sıraladığım hani şeriatın, tarikatın, marifetin bu onar makamlarını sıralıyorum.

Bu makamlar, o kimsenin içerisinde o kimsenin üzerinde zamanla durmazsa, tecelli etmezse, o kimse sufilik hayatını zor devam ettirir. Bunlardan birisi de cömertliktir. Mesela cömert olmayan bir kimsenin sufi dünyanın içerisinde uzun müddet durması biraz zordur. Çünkü bu yola cimriler yakışmaz, bu yolda daha fazla da duramaz. Bunları böyle söylüyorum, artık ben böyle bir Allah affetsin otuz yılın üzerine geçmiş, tecrübe sahibi olmuşum. Bir kimsenin sofrası açık değilse eli açık değilse kalbi açık değilse cömertlik çünkü illaki para harcamak da değil.

Bir tebessüm etmek de cömertlik, bir güler yüzlü olmak da cömertlik, bir telefon açıp hal hatır sormak da cömertlik. Bunlar o kimsenin insani vasıfları… Bu normalde hani insani vasıftır cömertlik yani illa ki böyle devasa paralar harcamaz insan. Hani başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri: ‘yarım hurma ile de olsa siz cehennem ateşininizi söndürünüz’ der. Yarım hurma ile de olsa! Bu şu demektir yani senin devasa bir şey harcamana gerek yok, senin bir tane hurman vardır, yarısını vermişsindir.

On tane hurman vardır, birisine yarısını vermişsindir. Önemli olan insanın cömertlik yapmasıdır. O yüzden ben fakirim, benim yok, böyle bir şey cömertliğe engel değildir. Senin bir tabak yemeğin vardır, onu paylaşıyorsundur. Varını veren utanmamış demiş ya eskiler, o yüzden önemli olan o kimsenin sufilik yolunda cömert olmasıdır. Cömertliği yalnız, yapacaksanız birinci derecede ailelerinize yapacaksınız, eş ve çocuklarınıza cömert davranacaksınız, birinci derecede. Bakın bazı dergâhlar vardır, tekkeler vardır, cemaatler vardır, cemiyetler vardır.

Bakın, bazı dergâhlar vardır, tekkeler vardır, cemaatler vardır, cemiyetler vardır; cömertliğin, dergâhına, tekkesine, cemaatine olmasını ister. Bu sünnet-i seniyyede yoktur. Sünnet-i seniyyede cömertlik yapacaksan evli olanlar için söylüyorum, önce eş ve çocuklarına cömertlik yapacaksın, birinci derecede yakınlarına, annene, babana cömertlik yapacaksın. Eş ve çocuklarına yapacaksın cömertlik. Sonra derviş kardeşlerine yapacaksın. Bu böyle, bu zekat farklı. Zekât neydi? Fakirlereydi birincisi, ondan sonra miskinlereydi.

Sonra borçlulara. Sonra Allah yolunda cihad eden koşturan kimselere. Sonra yolda kalmış olanlara. Bakın zekatın sıralaması da bu. Bir vakfa zekât olmaz. Bir derneğe zekat olmaz. Vakıflar zekat topluyor. Toplayamaz vakıflar zekât. Siz, vakıf bir tüzel kişiliktir. Hani bir vakıf vardır, sırf fakirleri buluyordur, fakirlere gidiyordur. Kendi uhdelerine hiçbir şey almıyordur, sözüm meclisten dışarı veya bir dernek vardır, gerçekten öyledir ama o paradan kendi uhdelerine hiç almıyordur, söyleyecek bir lafım yok ama öbür türlü işte bilinmeyen, görülmeyen ne yaptığı belli olmayan vakıflara derneklere zekât verilmez.

Çok güven sağlaması lazım o kimsenin. Göz göre göre gerçekten o paranın ihtiyaç sahibi veyahut da o malın veyahut da o kullanılacak eşyanın ihtiyaç sahibine gittiğinin kesin olması gerekir zekâtla alakalı. O zaman zekât zaten cömertliğin içerisine girmiyor. Sebep? Zekât zaten o kimse verecek, ona mecbur zaten, o tabiri caizse namaz gibi farz, oruç gibi farz, onu zaten herkes verecek, onda bir sıkıntı yok. Cömertlik bunun dışında olan bir şey, bakın cömertlik bunun dışında, bunun üstünde olan bir şey.

Siz hayra ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. Seb’e Suresi- ayet 39, Enam-ayet 160: ‘Kim Allah’ın huzuruna iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır.’ O zaman hadisi şeritte bire bin verir, bire yedi yüz verir, bire on verir hadisi şerifte ama ayeti kerimede diyor en az bire on verir. o zaman cömert insan neyde cömertlik yaparsa yapsın. Çünkü ilimde de cömert olmak vardır, nasihatte de cömert olmak vardır, bunlar da cömertliğin içerisine girer. Mesela bir kimse ilim ehlidir ilmini yaymaz orta yere, anlatmaz, ilmini tebliğ etmez, ilmini nasihate çevirip etrafa konuşmaz.

O da cimridir veyahut da bir usta vardır, kalfasına öğretmez ustalığını, elindeki sanatı öğretmez, oda cimridir. Onun da cimriliği üzerindedir. Usta dediğin, kalfasına öğretir, çırağına öğretir ve onu bir usta haline getirir, piyasanın içine koyar. O cömerttir. Cömert ustadır veya tüccardır o kimse, o tüccarın yanında çalışan kimse sonuçta yine tüccar çıkar. Orda tüccarlığı öğrenir. O tüccar kimse, yanında çalışan kimseyi tüccarlık yapabilecek bilgiye ve donanıma sahip çıkarır, o da cömerttir.

O zaman bir kimsenin faydasına olan bütün her şey, cömertliktir. ‘Sizin en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’ O zaman ne ilmin var ise ne becerin var ise ne sanatın var ise hangi özelliklere sahip isen bunu yaymak, bunu insanlara faydalı hale getirmektir cömertlik. Evet, o kimsenin parası var, o kimse parasıyla cömertlik yapar. Onun sanatı var, o sanatıyla cömertlik yapar örneğin. Onun ilmi var, o ilmi ile cömertlik yapar. Herkesin kendince cömertlik yapacağı bir alan vardır muhakkak.

Böyle olunca da o kimse Allah’ın sevgili kulu haline gelir. Allah nasıl cömert ve cömertliği seviyorsa bunun zıddı olan da cimriliktir. Allah cimrileri sevmez. Allah cimrileri kurtuluşa da erdirmez, bakın Allah cimrileri kurtuluşa da erdirmez. Cimri bir kimsenin ayağı tökezlenir yolda, cimri bir kimsenin dili son nefeste tutulabilir, cimri bir kimsenin son nefeste kalbi dönebilir başka bir yere. Cimrilik, Allah muhafaza eylesin, o şeytanın işidir. Çünkü şeytan insanları aldatır ve o kimse cimri olur.

Şeytan onları korkutur. Ne ile korkutur? Gelecekle korkutur, onu fakirlikle korkutur. Ayeti kerimede diyor zaten: ‘Şeytan sizi fakirlikle korkutur’ diyor. Şeytan sizi fakirlikle korkutur. Şeytan sizi o ilmi orta yere saçmasın, herkes sana muhtaç olsun diye senin kalbine vesvese verir. Şeytan seni, sanat öğreteceksin ya, bir gün bu sanat öğrenince sana rakip olur der, senin kalbine vesvese verir, seni onunla aldatır. Şeytan sen bir şeyde maharetlisin, o maharetini göstermeni istemez. Seni kısar, seni bu noktada mengeneye alır ve sen o maharetini gösterirsen sanki böyle kaybedecekmişsin gibi gösterir sana ve sana o maharetini ortaya döktürmez, insanlara faydalı ne var ise bunu kısıtlıyorsa bir kimse bunu kısıtlıyorsa o cimridir.

Bu ister ilim olsun ister sanat olsun ister ekonomik olarak para pul olsun bir şeyi senin yapabilirliğin var ise muktedirsen ve bunu yapmıyorsan bunu öğretmiyorsan bunu göstermiyorsan bunu yaymıyorsan bunu saçmıyorsan sen cimri bir insansın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden cimrilerin de sufilik yolunda işleri olmaz. Bakın, cimrilerin sufilik yolunda işleri olmaz, insanlara faydalı olmayı, insanlara muhakkak bir faydasının dokunmasını isteyen bir kimse manevi olarak yücelir, manevi olarak yükselir.

O kimsenin yardıma eli, gönlü, gözü, kulağı açık olması gerekir. O yüzden hani cömertlik alanı perdesi çoktur. Bir kimse kendi gücü nispetinde yapabildiği yere kadar yapar. Allah muhafaza eylesin. Yine hadisi şerifte sahavet sahibi yani cömert Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, bakın cömert insan Allah’a yakındır insanlara yakındır, cennete yakındır cömert insan. Hadisle sabit: ‘Bir kimse cömertse Allah’a yakındır.’ Çünkü Allah’ın sıfatı ile sıfatlandı ve bir kimse cömert ise insanlara yakındır.

Allah’ın sıfatı ile sıfatlandı ve o kimse cennete de yakındır. Cömertler herkesten önce cennete girecek çünkü. Neye uzak. Cehennemden uzaktır. Neye uzak? Allah’tan uzaktır. Neye uzaktır? İnsanlardan uzaktır. Cimri insan Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten de uzaktır. O zaman bir şeye yakınlık peyda edemiyorsan ondan uzaksındır. Cömertsen, Allah’a yakınsın. Cömert değilsen Allah’a uzaksın. Cömertsen, insanlara yakınsın. Cimriysen insanlara uzaksın. Cömertsen cennete yakınsın, cimriysen cennete uzaksın.

O zaman neye yakın oluyor? Cehenneme yakın oluyor. Cahil, sehavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever. Bakın, birisi cahil, cömert ama birisi cahil cömert, öbürkü cimri ama ibadetine düşkün. Yok hayır, Allah cömerti sevdi. Birisi cimri gece oturuyor beş bin tevhit çekiyor ama birisi ondan yarım hurma faydalanacak diye ödü kopuyor. Yani bakıyor kahvenin içerisine, oturup çay içeceği bir kimse yok. Oturursa millet onun üzerine gelecek, çay içecek, bu sefer o ödemek zorunda kalacak, bir tur daha atıyor, kahveye gelmiyor.

Bakıyor kahveye gene gelen giden olmamış, bir tür daha atıyor. Ben bunu nerden öğrendim? Okulu bıraktığımda çay ocağında kahvede çalışırken öğrendim. Bir çay parasını düşünen insanları o zaman tanıdım. Çay parasını, bir çay parasını verecek diye ödü kopan insanları o zaman tanıdım ben. Sonra lokanta filan çalıştırdım, ben cimri insanı lokantada tanıdım. O bir başkası yemek söylerken işte örneğin tam yemek söyler birisi ısmarlıyor. Birisi ısmarlarken bir tas kebabı yanına pilav yanına cacık salata neyse söyler ama kendisi ödeyecekse yarım porsiyon kuru fasulye ister.

Az kuru, az pilav, yanına yarım ekmek. Ertesi gün bir başkası söyleyecek ona yemeği. Yok, o zaman öyle değil. Var mı parası var. Evet. Burda hayat, tecrübe ile alakalı. Dervişlikte de aynı. Yola çıkarsın, o böyle yalnız nerde yiyeceğim diye uğraşır. O bir şey harcamamak için uğraşır. Elini cebine atmaktan korkar, ürker. Böyle bir şey olacak diye ödü patlar onun. O uzak durur bu sefer her şeyden. O cimrilikle alakalı. Cömert insan elinde örnekliyorum işte, bir tas çorba var, herkese içireceğim diye uğraşır.

Cömert insan veyahut da işte bir tas örneğin sarması var, millete dağıtacağım diye uğraşır, cömert insan. Bir lokması var, onu paylaşacağım diye uğraşır. O cömert insan. Bunları kimsenin yüzüne vurmayacaksınız. İzleyeceksiniz, tecrübe sahibi olacaksınız, tanıyacaksınız insanları. Evdeki kadın cömert mi değil mi? Cömert kadın eşini ve çocuklarını yedireceğim diye uğraşır. Cömert kadın o, savurganlık yapmaz. İşte evin adamı bir kilo et almış, o kendi başına yiyeceğim diye uğraşmaz.

O eş ve çocuklarıyla beraber yiyeceğim diye uğraşır ama kadın cimriyse, hasisse, bencilse, onu evde tek başına yemenin yolunu arar. Aynı şey erkekler için de geçerli. Adam dışarda kebabı yiyip eve tok geliyorsa eve de getirmiyorsa o adamdan hayır gelmez. O adamın hayrı yoktur. Yediğinden evine çoluğuna çocuğuna yedirecek. Adamın hayırlısı budur. Giydiğinden çoluğuna çocuğuna da giydirecek. Adamın hayırlısıdır bu. Kadının hayırlısıdır. Yediğinden eşine ve çocuklarına yedirecek. Giydiğinden eşine ve çocuklarına da giydirecek.

Bu ne demek? Diyelim ki eşi bin liralık takım elbise giyiyorsa kadın da bin liranın üzerinde manto almayacak. Eşi iki yüz liralık ayakkabı giyiyorsa kadın üç yüz liralık ayakkabı almayacak. Diyecek ki eşim giymiyor, ben neden giyeyim üç yüz liralık diyecek. Eşi diyecek ona al, kendini bilen kadın almayacak. Diyecek ki hayır, ben eşimin çizgisinde yürüyeyim. Adam cimri ise bu farklı. Öyle cimri adam vardır, cimri adama tabi olunmaz. Onun cimriliğine tabi olunmaz. Hani geldi bir antlaşma esnasında Hint, yüzünü gözünü sardı tanınmamak için.

Elini uzattı biatlaşmak için Allah resulü sallallahu aleyhi vesselleme dedi ki bu kadın eli midir erkek eli midir? Eli nasırlı, bakımsız, gitti Hint kına yaktı geldi eline, kadın eli olduğunu göstermek için tekrar elini uzattı biatlaşmak için. Orda ben son kısmını söyleyeyim meselenin. Dedi ki kocam çok cimri dedi. Ben kocamın malından dedi yiyip içip yedirip içirebilir miyim gelene gidene. Ona evet dedi. Demek ki adam cimri ise kadın onun parasını ve malını kendi ihtiyaçlarını görme ve aynı zamanda evine gelen misafirlere yedirmede içirmede kocasından izin almasına gerek yok makul dairede.

Hadis-i şeriften çıkan sonucun birisi bu ama öbür türlü eşiyle istişareli götürecek. Eşi cimri değil, kazancı belli. O kazancı dairesinde belli bir miktarda yediriyor içiriyor bir sıkıntı yok. Giydiriyor bir sıkıntı yok. Orda kadının israf etme, lükse kaçma hakkı yok veya çocukların israf etme, lükse kaçma hakkı yok çünkü Cenab-ı Hak müminleri tarif ederken veya cömertliği tarif ederken: ‘Onlar israf etmezler, mallarını boş yere harcamazlar’ diyor. O zaman bir kimse israf etmeyecek.

Malını boş yere harcamayacak. Parasını boş yere harcamayacak. Heva hevese parasını harcamayacak, heva hevese harcamayacak. Gösterişe harcamayacak. Şatahata, şatafata harcamayacak. İhtiyacını görecek. Sufi ihtiyacını görür ve insanların ihtiyaçlarına yardımcı olur. İhtiyacını görür, bakın ihtiyacını görür. Şöhrete düşmez, şatafata düşmez, gösterişe düşmez. Sufi orta yolu takip eder. Orta yolu, kendine göre orta yolu takip eder. Der ki ben orta yolu takip edeyim. Bunun gibi. Allah bizi affetsin.

İşte cimri insanlar cehenneme layıktırlar. Cimri insanlar insanlarla irtibat kuramazlar. Cimri insanlar Allah’la da irtibat kuramazlar. Allah’la da irtibatları kesiktir ve Allah cahil de olsa cömerti sever ama cimri ise çok ibadet etse de Allah onu sevmez. Bu ince bir ölçüdür, bakın ince bir ölçü! Meselâ bir kimse çok ibadet ediyordur, cömert değildir. Allah muhafaza eylesin. Bir abimiz vardı, yolda yürürken Kur’an hatmeder. Yani böyle bir şey sorarsın, cevap bile vermez Kur’an-ı Kerim okuyordur o esnada, ayeti bitirir veyahut da sayfayı bitirir sadakallahül azim der cevap verir sana.

Biter, başlar Kur’an-ı Kerim okumaya gene. Her gece belli sayıda tevhit çekerdi. Bir gün şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, bana dedi ki Mustafa efendi, oğlum, dedi, dergâhımıza halife olacak bir kimse dedi ama dedi cömert değil dedi. Buna para harcat oğlum biraz dedi. Efendim, ben ne yapabilirim ki dedim. Söyle dedi. Deki dedi beni yemeğe götür dedi. Ben böyle baktım, efendim hakkınızı helal edin, dedim. Ben kimseye söyleyemedim bugüne kadar. Söyle söyle dedi. Emredersiniz Efendim, tamam. Ona dedim ki onunla çarşı esnaf ziyaretine çıktık, dedim ki yemekler senden.

Tamam dedi. Hatta dedim köfteler senden, hiç unutmuyorum. Tamam dedi. Neyse ama ben birkaç kişi daha çağırdım. Hani ona böyle para harcatacağız ya! Dört kişi gittik, güzel bir köftecide, ondan sonra, köfteleri söyledik, yedik içtik. Son fasıl geldi. Aynen hareketi şu oldu, kalk lan, dedi, paraları öde. Dedim abi sen ödeyecektin ya dedim. Benim bir yüzüm gözüm kızarmış. Sonra arkadaşlar diyor. Yüzün gözün kızardı diyorlar. Böyle hani yapamadım, dedim ömrü hayatımda birisine dedim hesabı öde dedim, dedim, ilk defa.

Biz tabi Allah afetsin yani bugüne kadar hiç kimseye dememişiz şunun hesabını öde, bunun parasını öde. Hayatta ağzımdan çıkmamış, ağzımdan çıkmamış! Vaki değildir benim yanımda birisi para ödesin o zamanlar, eski zamanlar. Allah’ım ben nerde, ikiletir miyim ben! Mümkün değil. Koşturdum gittim, ödedim parayı. Şeyh efendi geldi. Mustafa Efendi, ne oldu, ödettin mi parayı, dedi bana. Efendim olmadı dedim. Ne oldu dedi. Dedim böyle böyle oldu. Şimdi şeyh efendi güleceği zaman elini ağzına burnuna götürür(hafifçe tebessüm eder.) Allah iyiliğini versin dedi, sen mi ödedin gene dedi.

Efendim, ne yapayım dedim, olmadı dedim. Biz ona para harcatamadık. Ben beceremedim yani. Benim başarısızlığım ve sonra, bir müddet sonra böyle belirli şeyler oldu. Şeyh Efendi hazretlerine sordum. Dedim efendim, hani siz bana böylesiniz diyorsunuz, şu makamdasınız diyorsunuz, filanca dedim olduğunu söyledim. Efendim dedim, gördüm, hani halimde gördüm. Her gece dedim zikrullah yapıyor. Ben öyle yapamıyorum dedim. Benim o kadar zikrim yok, benim o kadar ibadetim yok, benim o kadar dedim bu kadar ibadetim yok efendim dedim.

Yani o nasıl oluyor. Hani bu denge ne? Mustafa Efendi dedi cömert değil oğlum dedi. İnsanların, (Nevşehir diliyle söyleyeyim), oğlum sen her şeye gopuyon dedi. Herkese yardımcı olmaya çalışıyon, dedi. Herkesin dedi eksiğini gediğini tamamlamaya çalışıyon oğlum, dedi. Aramızdaki fark bu, dedi. O zaman ben anladım yolumun tam doğru olduğunu. İnsanlara faydalı olun, cömertlik odur. Bu para ile olur, bu nasihatle olur. Bu ilimle olur. Bu sanatla olur. Bu ona destek çıkmakla olur. Telefon açarsın bu akşam ders var, bak unutma.

O dahi cömertliktir. O dahi onu sevdiğini göstermektir. Onunla ilgilendiğini göstermektir. Cömert insanlar etrafları ile ilgilenirler. Cömert olmayan insan ilgilenmez. O hesap eder. Ulan ben şimdi ona derse gel desem onu alıp götürmek lazım. Oraya kadar gideceksin, benzin yakacaksın, onu alacaksın, gideceksin. Ya Mustafa Özbağ’ın da peşine takınılmaz ki! Yani adam mazot katili gibi. Her hafta sonu bir yere gidiyor. Ha gitmeyeceksiniz artık rahatlayın işte, paralarınız cebinizde kalsın. Yasakladım!

Her şey yerinde ve zamanında tatlıdır. Yerinde ve zamanında onu kıymetlendirecek insan. Aha şimdi yasak bütün dergâha. Takılmayın peşime, paralarınız cebinizde kalsın. Allah yolunda harcamayın bakalım bi, ne olacak bakalım! Allah yolunda harcanan para kıymetlidir. Bir para Allah yolunda harcanmıyorsa hiçbir kıymeti yoktur. Allah yolunda harcandıkça senin ticaretin güzelleşir. Kazancın bereketleşir. Allah yolunda harcamıyorsan senin ticaretin bereketlenmez. Kazancın bereketlenmez. Evin bereketlenmez.

Hep derler ya bu değirmenin suyu nereden geliyor diye, ben de Uludağ’dan derim. Buna kafaları basmaz, çünkü Allah yolunda çalışan, koşturan bir kimsenin Cenab-ı Hak birine bin verir. Birine sayısız verir. Sen bir ticaret yapacağım yüzde beş, yüzde on kazanacağım diye uğraşırsın. Sait, biz yüzde beşe çalışır mıyız? (Hayır) Yüzde ona çalışır mıyız? (Hayır) Yüzde otuza da çalışır mıyız? (Hayır) Daha gerisini söylemeyeyim. Evet, bu kibirlilik değil, beğenmemek değil. Ben çalışmam yüzde otuza.

O yüzden derim dervişler benden mal almasın. Sebep? Yok canım kardeşim. Ben Allah’ın hesabını biliyorum. O, bire on verir. En az verdiğinde bire yedi yüz verir. Bire bin verir, sayısız verir O. Sayısız verir. Saymıycan zaten. Tekme ile basacaksın kasaya. Bazen soruyorlar, saymıyorum diyorum ben. Sahibi saysın, ben ne sayacağım. Ben sahibi miyim? Allah bizi affetsin. Evet, o yüzden bu konuda cömert olacak sufiler. Bir de infak edersin yani cömertlik edersin. Bazı cömertlikler vardır, o cömertlikler seni bir ömür değil ebedi, insanlık var olduğu müddetçe senin infakın devam eder.

Defterin kapanmaz. Örnekliyorum, benim dertlerim kapanmaz. Sebep? Ya ben otuz yıldan beri insanlara vesile olmuşum, sebep olmuşum, ders vermişim. Ders verdiklerim ders veriyor. Onların verdikleri ders veriyor. Düşünün bana gelen hazineyi siz. Onlar vird çekiyorlar mı, çekiyorlar. İstediği şeyhe gitsin! Hani beni sevmiyorlar, gidiyorlar ya, ayrıldılar ya, ben umuruma katmam. Nereye gidersen git, zikrullaha devam ediyorsan Mustafa Özbağ’a gelecek, hangi şeyhe intisab ediyorsan et, Mustafa Özbağ’a gelecek.

Sen orada ne yaparsan yap, Mustafa Özbağ’a gelecek. Sebep? Ya kaderi ilahi. Mustafa Özbağ sana dersi vermiş, sen sümbüle mi gidiyorsun kümbüle mi gidiyorsun nereye gidiyorsan git. Ben hayalet gibi peşindeyim senin. Ne yaparsan yap yazılıyor bana da. Nereye gidersen git bana yazılıyor. Sen oturup la ilahe illallah diyor musun? Diyorsun. Yazılıyor bana. Düşünün, şeyh efendinin dergahını düşünün. Konya, gittiğim yerler, Tokat, gittiğim yerler, Ankara, İstanbul, Samsun, Bozüyük, Bursa’da bizden ayrılanlar, İzmir, Ödemiş, Bayındır, İzmir’in içi, Antalya…

Hepsine gitmişim ben. Ders verdiğim bir sürü insan var oralarda. İster sevsin ister sevmesin, hiç umrumda değil. Ben mesela kendimce övünç kaynağım şimdi. Adil şeyhlik yapıyor örneğin. Dersi ben verdim ona. Onu çavuş eden benim. Zakir eden benim. Mesela hiç benim ağzımdan olumsuz bir şey duydunuz mu onunla alakalı? Değil. Kendimce diyorum ki benim yetiştirdiğimiz arkadaşımız, kardeşimiz. Hali ben öğrettim ona, rüyayı ben öğrettim ona. Örnek. Şeyhlik yapıyor şimdi, ders veriyor.

Hepsinden de pay alıyorum. Şeyhim de alıyor, bak şeyhim de alıyor ben de alıyorum. Cömertlik! Evet. Ben bazen diyorum ya ders verin kardeşim zikrullah açın, ders yaptırın, açın evinizi, bir kişiye daha Allah dedittirin. Ondan da gelecek bana. Düşünsenize yeni jenerasyon; Tekirdağ, Keşan, Gelibolu, Çanakkale, Ayvalık, İzmir, Bayındır, Ödemiş’te de var arkadaşlar, Tire’de de var şimdi ders çekenler. Ordan ileri doğru gideyim, Denizli’de var, Aydın’da var, Nazilli’de var, Muğla’da var, Antalya’da var, Konya’da var, Yunak, Akşehir, ders yapıyorlar.

Polatlı, Ankara’nın içi, Erzincan, Erzurum, Van, Diyarbakır, Urfa, Hatay, Adana, Antakya, Mersin… Aklıma gelenleri sıralıyorum. Rize’ye kadar, Karadeniz’den. Hangi birine gideceğim, onu da bilmiyorum da! İstanbul ona keza, Üsküdar öbür tarafta, Sakarya, İzmit, düşünsenize! Hepsinde ders çekiliyor. Ya Mustafa Özbağ’ı Allah muhafaza eylesin, şirke düşmediği müddetçe kim yıkabilir ya! Bunlara güvenip güvenmediğimden dolayı değil. Bakın, bu hiçbir zaman kapanacak bir kapı değil. Bu sufilik yolu, var olduğu müddetçe öldükten sonra da devam edecek olan bir cömertlik kapısı.

Bakın cömertlik kapısı. Siz birisine Allah dedittirmenin kıymetini bilmezsiniz belki de. Birinin zikrine vesile olmak Allah indinde en büyük işe vesile oldun. Allah indinde en büyük işe vesile oldun. İşte o yüzden cömert olan insanların kapıları kapanmaz hiç. Birine sanat öğretti, öyle ya, o kimse bir sanat öğretti. Zeybek başı Serdardı değil mi? Serdar, bugüne kadar kaç çırak öğretmişindir. Dükkân çalıştırıyor, bir tanesi tam yetişmedi, bir tanesi dükkân çalıştırıyor. O şimdi eşine, çoluğuna, çocuğuna yedirdi, içirdi.

Hepsinden de bu adama cevap geliyor. Allah razı olsun. Bak o adam şu anda eşine, çoluğuna, çocuğuna o sanattan yedirdiğinden, içirdiğinden hepsinden de bu adama sevap geliyor. O usta olan, dükkân açan da yetiştirdi birisini. O da diyelim ki bir dükkân açtı. O kimse de yedirdiğinden, içerdiğinden, hepsinden sevap alacak. Ustan sağ mı? Ustan sevap alıyor senden şimdi. Bakın ustası sevap alıyor şimdi ondan. Hiç onun haberi yok, ustanın da belki de haberi yok bundan. Böyle görmüyordur usta, görüyor mu öyle?

Zannetmiyorsun. Evet, bakın ustası sevap alıyor şimdi. Usta’nın ustası da sevap alıyor. Hele bir de namazında abdestinde eğer adam orda bir Serdar’a namaz abdest öğrettiyse eğer bir de ondan sevap alacak adam. O ibadet öğretmedi mi? İbadet dergâhta mı başladı? Evet, Allah razı olsun. Yani o devam ediyor. Bakın bu cömertliklerin kapısı kapanmıyor hiç. Devam ediyor çünkü. Silsile devam ediyor. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’nin kapısı kapanmıyor. Şeyh efendi Hazretleri’nin kapısı kapanmıyor. Hacı Ali Haydar Efendi, kapısı kapanmıyor.

Hacı Bekir Baba, kapısı kapanmıyor. Silsile tamamiyetle kapısı kapanmıyor. Kapanmıyor kapısı. Bunlar devamlı gece gündüz hem bir de ardı arkası kesilmeyen cömertlikler, infaklar bunlar. Bunun saati dakikası yok. Ardı ardına devam ediyor. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden cömert kimsenin hayır hasenat defteri kapanmaz ve öyle cömertlikler vardır ki onların cömertlikleri ebedi olur. İşte marifetin de marifet kapısının da bir makamı cömertliktir. O kimse üzerinde bulunan her ne var ise ne yapacak?

Cömertlik yapacak. Allah muhafaza eylesin ama burda bir şeye şerh düşmek istiyorum. Cömertlik yaparken yapacağız deyip de çoluğunu çocuğunu rezil rüsva etmek veyahut da infak ediyorum deyip de Allah rızasının dışına çıkmak yok. Yedinci makam ilim, altıncısıydı bu, yedincisi marifet kapısının yedinci makamı, ilim. Saat 22.43 ama bu geniş biraz bu sohbet, buna böyle kısaca bir gireyim. Önümüzdeki hafta bütün olarak tekrar yapayım. İlim bilinen bir şeyin, mahiyeti ile tamamı ile idrak etmektir ilim.

İlmi biz böyle bu meselede tarif edecek olursak eğer kısaca, tanımlama açısından, bir ilim vardır ki şer’i ilimdir. Şeriatın ahkâmıdır. Hani bizi ilgilendiren konuları konuşmak istiyorum. Şeriatın ahkâmıdır. Biz buna şer’î ilim deriz. Fıkıh ilmi gibi. Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinin ‘Allah bir kimseye hayır murat ettiyse onu fakih eder, fıkıh ilmine sahip olur’ hadis-i şerifi mucibince fıkıh ilmidir şer’i ilim. İkincisi de akli ilimdir. Bu tecrübedir. Okumakla elde edilir.

Bir konuda uzmanlaşaraktan okuyaraktan veya çalışaraktan elde edilen aklî ilimdir. Üçüncüsü vicdanidir. Cenab-ı Hakk’ın bütün insanların gönlüne, kalbine koyduğu ilimdir. Dördüncüsü de ilmi ledündür. Asıl konuşulacak bizim için ilim, ilmi ledündür. Bunu önümüzdeki haftaya ayırayım, saklayayım, biraz teferruatlı çünkü bu. İlmi ledünü de önümüzdeki hafta inşallah anlatalım, zahir. İlmi ledünün bir batın kısmı vardır bir de zahir kısmı vardır. İlmi ledünün batın kısmı ehline malumdur. Bu böyle ehli olmayanlara açıklanacak bir ilim değildir.

Bir de ilmi ledünün zahir kısmı vardır anlatılabilecek olan. Hani Musa aleyhisselam bir gün hutbe okurken Yahudilerden birisi dedi senden daha âlim bir kimse var mı? O da dedi ki yok. Sonra Allah’ın tabi diyor hadis-i kutsi de bu taaccübüne gitti. Bu halde geçer bu hadis-i şerif. Ondan sonra Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya gidince dedi ki bu Allah’ın taaccübüne gitti. Bu sefer Musa aleyhisselam sordu, dedi ki bu ilim ehli kim? Hani senden daha bilen bir kimse var deyince, o kurutulmuş balıkla yürü dediği ve Allah’ın katından ilimlendirdiği, Hızır’ın ilmi olarak nitelendiren ilmi ledün.

. Sadece velilere has ilmi ledün, velilerin içerisinde mürşidi kâmillere en yüksek derecesi, sonra velilere, sonra evliyalara, sonra evliyalardan sonra salih kimselere bahşedilen ilim. Bu direkt Allah’ın ilmi ilahisinden coşup gelen ilim. Bu sufilerce çok önemli olan ama ne yazık ki bugünkü tarikat dünyasında elde edilmesi güç olan ve büyük bir çoğunluğunun elde edemediği ilim ve büyük bir çoğunluğu elde edemediği için yok gördükleri, bakın altını çiziyorum, yok gördükleri, olmaz dedikleri, bunlar konuşulmaz, bunlar bilinmez dedikleri ilim.

Çünkü buna kör olduklarından dolayı kalbe gelen ilhamı kabul etmeyen veya zikrullahta görülen hali, ilhamı kabul etmeyen veya sahih rüyayı kabul etmeyenlerin ilmi. Sahih rüya da ilmi ledündendir çünkü. Sahih hal görmek, zikrullahta veya ders çekilirken hal görmek, o da ilmi ledündendir. Bunu bilmeyen insanlar bunu inkar ederler, karşı gelirler. Çünkü bu ilim onlarda yoktur. Bu ilime sahip çıkacak olan bir kimse, olan kimse perde gerisinde seçilmiştir ve bu ilme, bu ilimle ilimlenen bir mürşidi kamilin, bir şeyhin eğitiminden geçmesi gerekir.

Eğer bir şeyh, ilmi ledüne sahip değilse o hiçbir zaman bir mürit yetiştiremez, hiçbir zaman ilmi ledüne sahip bir kimse de yetiştiremez. Onlar buna kördür. Hani geçenlerde şeyh efendinin şeyhliğine laf söyleyenler, şeyh efendinin dergâhından üç tane şeyh çıktı dedim, dikkat edin, üç tane şeyh çıktı şeyh efendinin dergâhından. Eğer ilmi ledün olmamış olsaydı bunun olması mümkün değildi. Ben daha Bayındır’ın zakiriydim, bana rüya ve hal tevili vermişti. Ben daha Bayındır’ın zakiriydim, ben genceciktim.

Onların dergâhlarında rüyalar görülür, haller görülür. Onların dergâhlarında kerametler görülür, onların dergâhında, dergâhlarında rüyalar, haller uçuşur. Bu ilme sahip olmayan kimse de onları hor hakir görür. Hor hakir gördükleri için son nefesleri tehlikededir. Tövbe edip geri dönmezlerse. Çünkü peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzünü inkar etmiş olurlar. Peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzünü inkâr ettikleri için peygamberi inkar etmiş hükmüne girer. Siz rüyayı inkar etmekle kalmazsınız, rüyayı inkar ettiğinizde peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzü, peygamberin peygamberliğini inkâr etmiş olursunuz ve Âdem’den itibaren Muhammed’i Mustafa’ ya kadar bütün peygamberler rüya görmüşlerdir, bütün peygamberler ilmî ledün sahibidir, ilmî ledün öğrenmişlerdir, öğretilmiştir ve bütün peygamberlere kitapla beraber hikmet denilen olgu ilmî ledündür.

Hikmet dinilen. Ayeti kerimede: “biz peygamberlere kitapla beraber hikmet verdik” dediğinde, o ilmi ledündür. İlmî ledün olmayan bir mürşit, mürşit değildir. Mademki mevzuya artık daldık, çıkıverelim. İlmî ledün olmayan bir mürşit, mürşit değildir. Şeyhlik yapabilir, mürşit değildir. Onun şeyhliği de diplomasız doktor gibidir. İsterse bin bir tane onun icazete olsun. Eğer onda ilmü ledün yok ise o Allah’tan ilim almıyorsa o cahil bir insandır. O cahil bir insandır, ona şeyh diye intisab edilmez.

Ölürüm giderim bir şeyhe intisab edeceğiniz zaman soracaksınız ona, sende rüya tevil ilmi var mı? Sen de hal tevil ilmi var mı? Sende nefis meratiplerini katedecek ilim var mı? Hangi rüyaya hangi Esma’yı vereceksin? Hangi halde hangi rabıtayı vereceksin. Bu ilim var mı yok mu? Bunu ona soracaksınız. Evet, sizin içinizden bir arkadaşınız, bir kardeşiniz çıksa dahi soracaksınız ona bunu, bakın sizin içinizden çıksa dahi. Bu size, benim sizin vasiyetim, benim size vasiyetim bu. Sebep şu, eğer bu hal ile hâllenmemiş bir kimseye intisab ederseniz bugüne kadar gelmiş olan yolu, geriye katedersiniz.

Çünkü aydan sonra yıldıza tabi olunmaz. Aydan sonra yıldıza tabi olmak nankörlüktür, vefasızlıktır, hainliktir, geriye dönüştür irticadır. O hani biz yeniden eski müşrik günlerimize düşmekten korkuyoruz dediği haldir. Bir kimse bir mürşidi kâmilin dersini bırakır geri dönerse eski müşrik günlerine dönmüştür o. Onun hakikati odur, bakın onun hakikati odur. Sen ilmi ledünü bırakıp avamın ilmine gidiyorsun, bu müşriklik gibidir, gidemezsin. O yüzden derim ben arkadaşlar hata yapmayın, rüyanızda görüyorsanız bir kimseyi sahip bir şekilde, gelin bana söyleyin, ben kendi elimle sizi götürürüm, ben hasislik yapmam, bundan kıvanç duyarım, sevinç duyarım derim ki hamdolsun, bizim bir kardeşimiz rüyasında görmüş, halinde görmüş filanca şeyhe gittiğini, sahihse rüyası derim ki rüyan sahih, gel ben seni kendi elimle teslim edeyim, götüreyim oraya.

Varsa senin esmanı da söyleyeyim. Diyeyim ki bu kardeşimiz hu esmasına kadar bizde geldi, rüyası bu, hali bu, kalbî durumu bu. Al, evet. Öbür türlü o kimse ilmü ledüne sırtını döndü. Benim şeyh efendinin dersini bırakanlara yeniden ders vermeme hakikati, perdenin gerisindeki budur. O çünkü şeyh efendi gibi bir kimseyi bırakıp da dersini bırakıp geri döndüyse o ayı bıraktı, yıldızı da değil, o sönmüş bir gök taşına veyahut da bir gök cismine tabi oldu. Kendine hayrı yok. Kendine hayrı yok.

Ben o yüzden onun yüzüne bakmam. Derim ki sen güneşe yüzünü dönersin. Sen körsün. Sen bunu görmemişsin. Sen bunu görmemişsin, sen bunu anlamaktan uzaksın. Sen ilmü ledüne sırtını dönmüşsün. Rüya mı gördün? Hayır. Hal mi gördün? Hayır. Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri sana git burdan ders mi al dedi? Hayır. Sen burdan ders alırken rüyanda görerek aldın mı? Evet. Sen bırakırken rüyanda görerekten bırakacaksın. İlmü ledüne sırtını dönersen gittin. O yüzden asıl ilim Allah’ı bilmektir. İlmü ledünle asıl Allah bilinir.

Allah zahiren bilinir mi? Evet, şer’i ilimdir. Allah aklen bilinir mi? Evet, akli ilimdir. Allah vicdanen bilinir mi? Evet, vicdani ilimdir, doğrudur ama yeterli değildir. Allah bilgisi ilmü ledünle mümkündür. Ancak ilmü ledün sahibi olanlar Allah’ı diğerlerinden daha fazla bilirler. Eğer ilmü ledüne sahip değilse bir kimse, hayır. O diğerlerinden daha fazla Allah’ı bilmiş sayılamaz. İşte bugün için ne yazık ki bunu böyle söylemek istemezdim ama tarikatların başındaki, dergâhların başındaki, adına şeyh dediğimiz, mürşid dediğimiz ne dersek diyelim, bunların büyük bir çoğunluğu ilmü ledüne sahip değil.

Onlar o makamı dolduracak kimseler değil. Tarih boyunca da böyle oldu yalnız. Tarih boyunca da böyle oldu. Eğer onlara normalde hani ilim verilmiş olsaydı, onlara bakın ilim verilmiş olsaydı, onların normalde kalplerinde parıldayan Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu ilmi ledün nuru olurdu. Bu kalpte parlar. Allah o kimsenin, o kulunun kalbine bunu verir. Bu nur, burdan açık açık söylüyorum bunu. Bu nur, diğer tecelliyattaki nurların renginde değildir. Bu ilmi ledün nurudur. Bu ilmi ledün nuru çalışır, ilmi ledün nuru çalıştığında kendine ait bir lisan-ı vardır.

Kendine aittir o lisan ve Allah o kuluna o lisan ile kalbinden ilham eder, kalbine ilham eder. Bu hani: ‘biz ona katımızdan rahmet vermiştik, kendisine de kendi katımızdan, kendi neslimizden ilim vermiştik’ dediği ayeti kerime ile sabit olan ilim budur. Bunun ayeti kerimedeki karşılığı da budur. Neymiş? Kehf 65, ayet-i kerimedeki karşılığı budur. Ama bu kimsenin kalbindeki tecelliyat, bunu böyle açık açık söylüyorum, bunu böyle kesinlikle eğer üzerinde bu hal olmadığı halde böyle bir şey üzerinde varmış gibi yalancılık yaparsa, bu ilmi kalkıp da kendi heva hevesine, bu tarifi heva hevesine kullanırsa hakkım helal değil.

Bu özel bir nurdur o kimsenin kalbinde. O hani Cenab-ı Hak hadisi kutside ‘benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür’ dediği nur budur. Ona lazım olan ilim kalbinden böyle gelir, ona lazım olan görüntü ise sinema şeridi gibi önüne geçer ama böyle yok ağaç gördüm, yok kuş gördüm, yok işte maneviyat coştu, coştu, coştu, böyle değil bu, bu öyle değil. Bu Ümmeti Muhammed’i ilgilendiren konulardır. Bu bütün komple o topluluğu ilgilendiren konulardır. Bu komple o işin hakikatini ilgilendiren konulardır.

Bu böyle zikrullahta hal görmek gibi algılamayın bunu. Bu o yolun başı. Rüya muhakkak, ilmü ledündendir sahih rüya, zikrullahta hal görmek, ilmü ledündendir, yolun başıdır. Kabir hali görmek, yolun başıdır, ilmü ledündendir. O kimsenin kalbine ilham gelmesi, ilham gelmesi, yolun başındadır, ilmü ledündendir. Bunları bilen yok yalnız, işin acı tarafı da bu. İnkâr ediyorlar bunları. Bunların konuşulması da çok hoş görülmemiş, eskiler konuşmamış bunları çok, böyle konuşulmayı hoş görmemişler ama konuşulmayınca da sanki bu ilim yokmuş gibi algılanıyor artık.

Böyle bir şey ama hani biz böyle yeni dervişken, Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri rüyada görülür dediğimizde insanların saçları dikiliyor! Bu zamanda Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini rüyada gören mi olurmuş, peygamberi rüyasında gören evliyaymış! Ya görüyorlar! Bayındır’da bunun mücadelesini vere vere geliyoruz, ta o zamandan beri. Hala daha öyleler. Peygamber rüyada görülmez, gören kimse evliyadır. Görenlerin hepsi evliya o zaman. Kaldırın ellerinizi.

Bak şuraya, evliya yatağı demek ki! Bayanlar siz de kaldırın. Maşallah! Sübhanallah! Kaldır, kaldır, kaldır, göreyim ellerinizi. Hah! Maşallah! Sübhanallah! Erkekler, siz de kaldırın. Elhamdülillah! Elhamdülillah! Elhamdülillah! Evet, dedikleri doğru ama ha çünkü ‘Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini rüyada gören, gerçekte görmüş gibidir.’ hadisi şerif. Hadisi şerif. ‘Benim şeklime şemailime şeytan giremez.’ İlmî ledündendir. Evet, bir dergahın şeyhinin sahih olup olmadığı da burdan çıkar meydana.

Evet! Burda el kaldıranlar yüzde on değil ha, gördünüz birbirinizi, yüzde on el kaldırmayan var. Elhamdülillah! İşte ilmü ledündendir. Bunu anlatamıyorduk biz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri rüyada görülür dediğimizde herkesin saçları diken diken oluyordu, ayağa kalkıyordu. Tanımlayamıyorlar çünkü! Böyle bir şeyin olmaması gerekir diyorlar. Gören kimse diyor evliyadandır. Evliyadan zaten! Evliyadan zaten, doğru, evliyadan ama o diyor ki bu zamanda olmaz, yaşamaz bunlar.

İşte ilmi ledün konuşulmaya konuşulmaya, konuşulmaya konuşulmaya, insanlar yok zannettiler. Allah bizi affetsin. Bu konuya girmeyecektik, böyle üstünkörü girdik gene mademki nasip bu kadarmış. Önümüzdeki haftaya yeni konuyla devam ederiz. Hakkınızı helal edin. El Fatiha maassalavat. https://youtu.be/RKtuhjbKlHI

Kaynaklar ve Referanslar

  • Ayet-i Kerime: Şeytan sizi fakirlikle korkutur
  • Ayet-i Kerime: biz peygamberlere kitapla beraber hikmet verdik
  • Hadis-i Şerif: a ham edilir. O yüzden hamd bu manada Cenab-ı Hak
  • Hadis-i Şerif: Al- lah cömerttir, cömertleri sever
  • Hadis-i Şerif: a yakındır, insan- lara yakındır, cennete yakındır, bakın cömert insan Allah
  • Hadis-i Şerif: Bir kimse cömertse Allah
  • Hadis-i Şerif: i ilim. İkincisi de akli ilimdir. Bu tecrübedir. Okumakla elde edilir. Bir konuda uzmanlaşaraktan okuyaraktan veya çalış…
  • Hadis-i Şerif: benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür

Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı