Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 55/55

Mesnevî-i Şerîf 410-419. Beyitler Şerhi Hakkında

410-419. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Halifenin Leyla’yı görmesi

“Halife Leyla’ya, sen o musun ki dedi; Mecnun Senin yüzünden perperişan oldu kendini yitirdi? Başka güzellerden fazla bir güzelliğin de yok hani. Leyla dedi ki: ‘Sus, sen Mecnun değilsin ki!”

Leyla ile Mecnun’un, Harun Reşit zamanında yaşadığı söylenir. Bu hikaye mitolojik bir hikayedir ya sümerlerde bile bir Leyla Mecnun hikayesi vardır. Siz dünya üzerinde eski kadim toplulukların, kavimlerin hangisine giderseniz gidin, bir Leyla Mecnun hikayesi vardır. Eğer topluluk böyle, kadim geniş, ondan sonra, derinlemesine bir topluluksa, onlarda hep böyle bir Leyla Mecnun vardır. Böyle bir kimse yaşadı mı yaşamadı mı bu ne kadar gerçek bu da farklı bir tartışma konusudur ama malum Leyla Mecnun hikayesi mesnevi halinde yazılmış muhteşem bir eserdir. Harun Reşit, işte Fuat’ın babası, yani Mecnun’un asıl adı Fuat’tır, Fuat’ın babasıyla Harun Reşit dosttur, arkadaştır. Fuat’ın babası da bir beydir, bir bölgenin beyidir. Harun Reşit de bir ülkenin padişahı ve Harun Reşit, Fuat’ın babasıyla samimi olduğundan, Leyla’nın babası da beydir, o da bey kızıdır, Harun Reşit Leyla’yı çağıttırır. Hatta mesnevinin başında bir hikaye vardır. Yine Leyla’dan Mecnun’dan bahseder. Onu çağıttırdıktan sonra bakar ki Leyla o kadar ahım şahım bir kadın değil. Acaba sarayın içerisi karanlık, o yüzden mi ben böyle görüyorum deyip perdeleri açtırır. Perdeleri açtırır, bakar, değişen bir şey yok. Leyla anlar kendisinin beğenilmediğini. Ardından hatta bu mesnevi şeklindeki lirik şiir halinde ki o Leyla Mecnun hikayesi devam eder ve der ki acaba çok mu güzel konuşuyor. Kelamı mı mükemmel diye

der ki ona Leyla sen misin? Hani sesini duyacak, konuşmasını dinleyecek. O der ki Leyla benim ama sen Mecnun değilsin der. Der ki başka güzellerden bir farkı yok. Leyla dedi ki sus, sen Mecnun değilsin ki. Demek ki sevenin sevdiği sevenin gözünde hep güzeldir. Gerçek sevmek de budur. Bütün başka gözler ona başka gözle bakar ama seven sevdiğine başka gözle bakar. O yüzden bazı hadisçiler bu hadis i şerifi zayıf hadis olarak nitelendirmişler. Sevenin gözü kördür, kulağı sağırdır. Sevenin sevdiğine karşı gözü kör, kulağı sağırdır. Sevdiğinden kötü söz hiç duymamıştır o ve sevdiğini de eksik, nakıs, çirkin hiç görmemiştir. Bu zayıf hadis olsa da bundan bir fetva bir hukuk bir hüküm çıkmayacağından dolayı sıkıntı yok yani. Bir kimse bu hadisi şerifi kendine ölçü olarak alabilir. Fıkıhçılar ölçü almasınlar onu, eyvallah. O yüzden normalde seven için, sevdiğinde hiç kusur yoktur. Bu başlangıçta tehlikeli bir boyutmuş gibi görünür insana. Ama gerçekten seviyorsa o kimse Cenab ı Hak onu o tehlikeli boyuttan kurtarır.

“Kim uyanıksa, daha da beter uykudadır o.”

Kim uyanıksa, yani kim dünyaya uyanıksa, kim böyle neyin eksikliğini fazlalığını araştırmaya çalışıyorsa, kim böyle kendini uyanık zannediyorsa, dünyaya ve dünyadakilere karşı o daha beter uykudadır diyor. Asıl o uykudadır çünkü etrafta eksiklik noksanlık arar o. Etrafta yanlışlık arar. O böyle uyanık ya ne nerde, ne nerede bitmiş, ne nerde bitmemiş, ne nasıl olmuş, dünyaya karşı kendisini kaptırmış, dünyanın hengamesine uyanıktır. Hz Mevlana diyor ki o daha da beter uykudadır. Neden? O dünyaya karşı gömülmüş, o heva hevesine gömülmüş, o Allah ve Resulünü unutmuş, Allah ve Resulünden uzak bir hayat yaşıyor. O temelli uykudadır.

“Uyanıklığı uykusundan da beterdir onun.”

O kimse normalde gece uykusuna yatsa günah işlemeyecek. Gece insan uyuduğunda günah işlemez. Bir kimsenin günah işlemeden geçirdiği günler, sevaptan sayılır. Günah isteyeceğinizi biliyorsanız, uyuyun. Bir kimse düşünün uyanık olduğunda habire günah işliyor. Yalan söylüyor, yemin ediyor, gıybet ediyor, dedikodu ediyor, zulmediyor, etrafa zarar veriyor. O kimsenin uyuması daha hayırlı. Kötü! kötünün uyuması daha hayırlı. Etrafına dehşet saçan, etrafına vahşet saçan, etrafına her türlü yanlışlığı ve kötülüğü işleyen insanların uyuması daha hayırlıdır. Bakın, onların uyuması daha hayırlıdır. Çünkü uyanık olursa birisinin daha canını acıtacak. Uyanık olursa birisini daha üzecek. Uyanık olursa birisini daha kahredecek. Uyanık olursa birisini daha ütecek. Uyanık olursa birisini daha perişan edecek. Onun uykuda geçirdiği zamanlar, insanlar selamette çünkü. Bir erkek düşünün, Evde zulmediyor. Bütün çoluk, çocuk, kadın, onun uyumasını bekler. Bir kadın düşünün. Evde zulmediyor, bütün adam, çoluk, çocuk, onun

uyumasını bekler. Onun uyumasını bekler, uyusa da bir canımız rahat etse, şunun lafından kurtulsak, şunun çenesinden kurtulsak, şunun yüzünden bir kurtulsak! Çünkü onun uyumasını bütün hane halkı ister. Veyahut da işte yolculukta yanıza birisi denk gelir, konuşur Allah konuşur. Dersiniz ki ya uyusa da kurtulsam bundan. Bazılarının uyuması kurtuluştur.

“Canımız Allah’la uyanık olmazsa, uyanıklık bir geçittir, bir boğaz gi-

O zaman asıl uyanıklık, Allah’la olacak. O kimse Allah’ı tanıma, Allah’ı bilme, kur’an-ı kerim’e uyma Sünnet i Resulullah’a tabi olma da uyanıklık olacak. Asıl uyanık o. Asıl akıllı, asıl akıllı, kur’an ve sünnete uyan kimsedir. Asıl makul insan kuran ve sünnete uyan insandır. Asıl iyi insan etrafına zarar vermeyen insandır. O zaman etrafına zarar vermeyendir asıl akıllı. Asıl akıllı etrafına faydası olandır. Allah muhafaza eylesin. Bu da o kimsenin, Allah’la uyanık olmasıdır. Allah’la uyanık olan kimse, hatadan ve kusurdan uzak durur. Allah’la uyanık olan insan, haramdan uzak durur. Gaflet uykusuna dalan, haram işler. Bir kimse haramla ilişkisi var ise, o gaflete dalmıştır. O uykudadır. O kendisini uyanık görür, asıl uykuda olan odur. Haramla iştigal edenler, Allah muhafaza eylesin, şeytanın dirileridir. Haramla iştigal edenler canlarını şeytanla uyandırmış lardır. Nerde olursanız olun, kötü ve kötülük ile iştigal edenler, şeytanla dostturlar.

Eğer bir kimse kur’an ve sünnetin dışında bir şeyle iştigal ediyorsa ve üzerinde kur’an ve sünnetin dışında şeyler tecelli ediyorsa, o kimse şeytanla dosttur. Ortası yoktur hiç. Bir kimse işte kahve içiyor. Kahveyi içerken ya şeytanla, şeytana uyaraktan içer, ya da Allah’la, Allah’a uyaraktan içer. Bir kimse bir şey içerken besmele çekerse, onu tabiri caizse Allah’la beraber içti. Besmele çekmezse, onu şeytanla beraber içti. Bir şeyi yer içerken dahi bir kimse ya Allah ile beraberdir ya şeytan ile beraberdir. Ne yaparsanız yapın, hangi fiilde hangi halde olursanız olun ya şeytanla berabersinizdir, yolunuz cehenneme gidiyordur ya da Allah’la berabersinizdir, yolunuz cennete gidiyordur. Ortası yoktur hiç. Bir fiil olarak, bir eylem olarak, hiç ortası yoktur hiç ama. insanlar insanların üzerinde toplu hesap görülürken, hesap görülür. Ya sizin ibadetleriniz, hayrınız ağır basacaktır, cennete gideceksinizdir ya da sizin kötülükleriniz ağır basacaktır, cehenneme gideceksinizdir, ortası yok. Bir fazla cennetlik amel olursa, cennete gidersiniz. Kötülüklerden bir fazla. E, iyiliklerden bir fazla kötülüğünüz olursa cehenneme doğru yol alırsınız. Zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz. O hesap gününde kim bir şey yaptıysa, karşılığını alır.

“Canın, her gün bir hayalin tekmesini yemekten, ziyan kâr kaydına düşmekten, eldekini yitirme korkusundan ne arılığı kalır, ne güzelliği, ne de gücü kuvveti. Göklere ağacak bir yol da kalmaz ona.”

O zaman insanların hayalleri vardır. Bu hayalim bir pozitif noktası vardır. Pozitif ayaller insanları Allah’a, Resulullah’a, güzel şeylere doğru yaklaştırır. Hani bir kimse, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ya, ‘bir kimse iyiliğe niyet etse yapamazsa, o iyiliği yapmış gibi sevap verilir ona’, bakın o iyiliği hayal etme, iyiliği tefekkür etme, iyiliğe niyet etme, iyiliği yapmış gibi sevap verdi ona. Hayal kurdu ya hani meşhurdur ya insanlar yokken hayal kurarlar. Derler ki bir param olursa şöyle bir cami yaptıracağım. Parası olur, önce ev yaptırır. Param olursa hacca gideceğim der, parası olur, önce eve televizyon alır. Herkesde kocaman ekran var ya sende de olacak. O kimse kendi kendine der. Bir arabam olsa, Allah yolunda koşacağım, arabası olur dergahta göremezsin o kimseyi. Der ki ya bir arabam olsaydı, dervişleri taşısaydım, arabası olur, ondan sonra sana öğünerekten söyler, arka koltuğa daha henüz kimse oturmadı. Cimrisin de o yüzden dedim, titiz değilsin, cimrisin dedim, kaldı. Sen dedim titizlik zannediyorsun, bu cimrilik dedim. O kimse der, bir evim olsa dervişleri hep evde misafir edeceğim, evi olur, onun koltuğuna dahi dokunamazsın. Allah muhafaza eylesin. işte hayal kurar ya insanlar, bu hayalle o insan hep böyle uğraşır. Pozitif hayaller insanı pozitifleştirir. iyiliğe, doğruya, güzele doğru götürür. Ama bir de negatif hayaller vardır. Şeytan bizi bu noktada önümüzde gelecekle alakalı, gelecekle alakalı, karanlık rüyalar göstettirir. iflas edersin. Eşin seni terk eder, kocan seni terk eder, çocukların senin hayırsız olur, sen perişan olabilirsin, hasta olabilirsin, kötürüm olabilirsin. Bunlar da nedir, negatif hayallerdir. Yok bu arkadaş sana ileride kötülük yapabilir. Bu arkadaş sana yanlış davranabilir. Yok bundan uzak dur sen, bu sana şöyle yapabilir. Bunlar da nedir? Negatif hayallerdir. O kimse, bu negatif hayallerle habire tekmelenir. Şeytan ordan ona bir yol bulur. Şeytan yol bulur. O şeytan ona yol bulunca, o kimsenin geleceği ile alakalı karanlıklar bir filmi izlettirir, karanlıklar filmi. O karanlıklar filmiyle ne yapar, o kimse tekmelenir habire. işte diyor ki Ziyankar kaydına düşmekten eldekini yitirme korkusundan, şeytan bize hep ne yapar? Eldekini yitirirsin, zarar edersin, elinde her ne varsa kaybedebilirsin. Aman, sakın ha! Yapma, etme, gitme. Öyle derler ya, hep bana öyle diyorlardı. Bilmiyorum, muhakkak sizlere de diyorlardır.

Ben böyle dergaha yeni girdiğimde bütün herkes canhıraş gitme diyordu bana. Kafayı üşütürsün. Bunlar senin paranı yer. Bunlar senin paranı yemek için seni çağırıyorlar. Bunlar sen orda gençliğini kaybedersin, paranı yersin, iflas edersin, zarar edersin. Herşeyini orda kaybedersin. Hep bunları

benim etrafımda söylemişlerdi, bilmiyorum sizin de etrafınızda muhakkak söylüyorlardır. Arkadaşları da söyler insanın. Hep böyle insana normalde bu noktada hep kar zarar hesabı yaptırırlar. Bir yere gideceksin, kar zarar hesabı yaparsın. Ne kadar para harcayacağım, ne kadar işimden olacağım, ne kadar eşimden olacağım, ne kadar şundan şunu olacağım. Ne olacak. Hep böyle kar zarar hesabı, hep kar zarar hesabı. O kar zarar hesabı sana hiçbir şey yaptırmaz. Sen dışarı çıkacaksın, kar-zarar hesabı. Hava sıcak terlersem, üşütürüm hasta olurum. Ben şimdi, zikrullaha gideceğim, orda çok terleniyor, ordan çıkınca hasta olurum. Gitmeyeyim. Şimdi çok soğuk, gidersem hasta olacağım. Sen gitme zikrullaha. Neden? Bebek hasta olur. Çocuk hasta olur. Ondan sonra da telefon açar bana. Hocam, selamünaleyküm, aleykümselam. işte bir yaşında çocukla tekkeye gidilmesi uygun mu. Tabii! Kar zarar hesabı bu. Çocuk zikrullaha giderse hasta olur o çocuk. veyahut da işte hanımı hamile, gitmeyelim. Neden? Hamilesin, orda hasta olursun. Ya bu kadını alırken dergahta değil miydi bu kız?

Sen bu kızın dergahta olduğunu bile bile evlenmedin mi bununla? Evet, hem hatta demedin mi, derviş olsun, dergahtan olsun, ben onunla evleneyim, kafam rahat olsun? Evet. E şimdi? Evlendikten sonra başlıyor. Sen dışarı çıkma. Neden? Hasta olursun. Bu kadar da dergaha gidilmez canım. Ya çocuğu götürme, hamilelikte de başlıyor, hamile olduğunu anladı, gitmeyelim. Neden? Çocuğun başına bir şey gelir. Çocuk doğuyor, hala devam ediyor. Çocuk hasta olur! Çocuk iki yaşında, üç yaşında, dört yaşında hala daha çocuk hasta olacak! Çocuk hasta olabilir. Beş yaşında, çocuk hasta olabilir. Çocuk ondan sonra okula başlıyor. Başlıyor, çocuk okula başladı ya! Çocuk okula başladı. Çocuk askere gidinceye kadar bile o kadının bir daha dergaha gelme şansı yok, yok! Bitti. Neden? Kar zarar hesabından. Evleniyor derviş bir bayanla, harika, her şey çok güzel. O işte evlenmezden önce kızcağız her perşembe, her cumartesi derse gelmiş gitmiş. Mahallesindeki derse gitmiş. O da evlenirken ya rahat edeceğim diyor. Derviş yani, yapmamazlık, göndermemezlik olur mu. Olmaz. Evlenirken de o da öyle evleniyor. Derviş ya. Kızlığındaki hürriyeti arıyor bu sefer. Ondan sonra da kafasını döndürüyor. Ben neden evlendim ki diyor. Ben neden evlendim dedi mi evde her şey tersine dönmeye başlıyor. Neden? Kendisini oraya ait hissetmiyor artık kız. Kendisini o adama ait hissetmiyor. O eve ait hissetmiyor. Ben babamın evindeyken devamlı tekkeye gider gelirdim. Babamın evindeyken devamlı dergaha gider gelirdim. Babamın evindeyken devamlı şunu yapardım. Bitti! O adam da nerde ben yanlış yaptım diye dönüp bakmıyor. Kendince şöyle diyor. Evin kirasını ödüyorum işte eve bakıyorum, şunu yapıyorum, bunu yapıyorum, daha ne yapacağım. Ee otursun evinde. Ya mü

barek, o dergahta gözünü açmış. Onu getireceksin, götüreceksin. Maden getirip götürmeye cektin almayacaksın dergahtan kız. Veyahut da bunun tersi var. Adam dergahta hizmet ediyor, koşturuyor. Evleniyor. E gitme bu kadar. Ya bu çocuk, bu erkek dergahta koşturuyordu evlenmezden önce. Haftanın dört gecesi, beş gecesi derse gidiyordu, zikre gidiyordu. Evlendi, gidemiyor. Kadın başlıyor kar zarar hesabına. Her kar zarar hesabı hep insanı geri götürür, aileleri geri götürür, dervişliği geri götürür, işi geri götürür. Cesaret edemez o kimse. Yapması gerekeni yapamaz. Kar zarar hesabı! Şeytan onu ordan tutar. Şeytan onu ordan tuttu mu başlar oynamaya onunla. Ondan kurtuluşun yolu ‘La ilahe illallah Muhammeden Resulullah’deyip, kar zarardan kurtulmak. Allah bizi onlardan eylesin

‘Ne arılığı kalır ne güzelliği.’ Böyle başladı mı o kimse arılığı dediği, temizlik saflık. O kimse içinden boyna hesaba kitaba başladı, içinden fitne fücur geçirmeye başladı, içi bozuldu mu onun, onun saflığı kalmaz. Etrafını hep o fitne gözüyle bakar. Etrafına hep o, bu noktada aykırı gözde bakar. Her şey gözüne görünür onun her şey kusur olur, her şey hata olur. Neden? iç temizliğini kaybetti artık, iç huzurunu kaybetti. Huzur ehli olmaktır önemli olan. Sufilik, huzur ehli olmaktır. Huzur ehli ise etrafında cereyan eden olayları Rabbinden bilip, sen kur’an ve sünnet dairesinde dosdoğru durma noktasıdır. Yağmur yağıyormuş.Cenab ı Hak, yağmur.. Ya, bu zamanda neden yağmur yağdı da, nasıl ya… Huzur ehli ol. Senin dışında olan hiçbir şeye sen müdahale etme. Senin işin değil. Rüzgarın üflemesi senin işin değil. Yağmurun yağması senin işin değil. Güneşin çıkıp çıkmaması senin işin değil. Havanın bulutlu olup olmaması, senin için değil. Bahçedeki insanlar birbirleri ile konuşuyorlar. Sohbeti dinlemiyorlar. Hadi söz geçir. Git bantla ağızlarını. Senin işin değil! Oturmuşlar, park burası. Gülüşüyorlar oynaşıyorlar, sohbet ediyorlar, bakışıyorlar. Nedeyse el edecekler birbirlerine, buradayız diye. Senin işin değil, bak durmuyor. Huzur ehli! Huzur ehli, etrafındaki cereyan eden hadiseler kendisiyle ilgili olmuş olsa dahi, o ona söz geçiremeyeceğini bildiğinden dolayı, karışmaz hiç. Müdahale etmez. Özür dilerim, karışmaz, müdahale etmez demiyim. Şikayet etmez ondan hiç. Çünkü onunla alakalı değil o. Huzur ehli.

O yüzden normalde bu insanı saflığa götürür. Temizliğe götürür. O kimse kalbi temiz olunca, hani sizde bir uzuv vardır, orası temizse, doğruysa, güzelse, her taraf doğrudur, güzeldir, temizdir: kalp. O kimse kalbindeki huzuru kaybederse, kalbindeki temizliği kaybederse, kalbindeki arılığı kaybederse, o kimse güzelliği de kaybeder. Kalbi cıfıt çarşısı olanın, yüzü de cıfıt çarşısıdır. Kalbinde bir kimsenin kötülük akıyorsa, yüzünde de kötülük akar onun. O bakarsınız ona işte normalde, bebek yüzlü ama hani var

ya arabeskte bebek yüzlü, ne diyor? Bebek yüzlü, bebek yüzlü şeytan diyor. Değil mi? o bir tane var değil mi bir arabeskçi var. Bazen ben dinliyorum onu, radyoda denk geliyor. Bebek yüzlü şeytan. Bazıları öyledir gerçekten. Öyle olmasının sebebi, o kimsenin kötülüklerin içerisinde dolaşması, içinde kötülüğün hakim olması. Kötülük hakim içinde. O yüzden bir kimsenin içinde kötülük hakimse dışında da kötülük vardır. Kalbinizde şehvet varsa, gözünüzde de şehvet vardır. Siz bir bayana bakarken şehvetle bakarsınız. Kalbinizde hırsızlık varsa, hep çalınacak yer bakarsınız. Gözünüz hırsızlık arar. Kalbinizde dolandırıcılık varsa dolandıracak yer, dolandırılacak insan ararsanız. Bunların hepsi de kalbin içindeki temizlikle veya kirlilike alakalıdır. Bir kimsenin kalbi bozulduysa, o kimsenin bütün uzuvları bozulur. O kimsenin bütün uzuvları hep o kalbindeki o kötülüğe doğru akar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimsenin güzelliği kalmaz. O kimsenin manevi gücü kuvveti de kalmaz. Bakın kalbinde kötülük varsa, o kimsenin manevi gücü de kalmaz. Manevi gücü kalmamasının sebebi ne? Duası kabul olmaz. ibadet eder. ibadet yükselmez. Dua eder, dua yükselmez. Zikrullah yapar, zikrullah böyle şeyin üzerinde taşın üstünde toz gibi olur onda.

O zaman o kimse kalbindeki arılığı, temizliği tekrar yakalaması gerek. Yoksa mesela sufiler kendi üzerlerinde bir güç, kuvvet ısnad etmezler ama Allah onlara güç kuvvet verir. Allah nasıl güç kuvvet verir onlara? Cenab ı Hak onların üzerinden sıfatlarını tecelli ettirir. Duası keskin olur. Niyazı keskin olur. Cenabı Hak onu korur, muhafaza eder. Cenab-ı Hak onun işlerini halleder. ‘Kim benim zikrullahımdam dolayı benden bir şey istemeye zamanı kalmazsa, Allah onun ihtiyaçlarını meccanen kendisi görür, istemesine gerek yok’ diyor. Bu hadis-i kutsi. O zaman o kimse kalbi arılığını kaybederse, hayatın bütün her şeyini kaybeder. Çünkü kalp, insanın merkezidir. Aklı değildir insanın merkezi, kalbidir. Çünkü o kalpte iyilik varsa, akıl iyiliğe doğru çalışır. O kalpte kötülük var ise akıl kötülüğe doğru çalışır. Kalbi etkileyen, insanın nefsidir. O zaman nefisle mücadele ederekten o kimse kalbini temizliğe ulaştıracak. Nefis ise bizi hep kötülüğe meyleder, onunla mücadele edecek. Nefis bizi gevşekliğe, nefis bizi heva hevese meylettirir. Onunla mücadele edecek o kimse, arındıracak, kalbi nefsin tasallutundan kurtaracak.

Bazı sufiler, bazı ehl-i tasavvuf, ruh nefsin sanki tasallutundaymış gibi gösterirler. Ruh latiftir, ruh Allah’ın malumu, Allah’ a ait olan, Allah’ın üflediği birşeydir. Onun üzerinde nefsin tasallutu olmaz. Nefsin tasallutu, o kimsenin kalbinin üzerinedir. Burdaki kalpten kastım, insanın göğüs kafesinde bulunan boşluk. Siz buna vicdan da diyebilirsiniz. Siz buna insanın manevi mekanizmasının merkezi diyebilirsiniz. Bunu dil ile anlatmak

biraz güç. işte bu kalp arılığını, temizliğini, kaybederse o vücuttaki güzellik, naiflik, hoşluk, tatlılık o kimsenin kendi içerisinde, kendi üzerinde bulunan gücü, kuvveti hiçbir şeysi kalmaz. Hiç birşeysi! Mesela bunu sufiler kendi dairelerinde kendileri görmüşlerdir. Öyle halleri olur, Yarabbi dediğinde, Cenab ı Hak onun o Yarabbi deyişinin karşılığını veririverir hemen. Bu o esnada o kimsenin kalbinin arılığındandır. Kalbi arı olduğundan, Cenab ı Hak onun dilinden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun gözünden döküleni yerine getirir. Cenab ı Hak onun elinin işaretini yerine getirir. Allah’la arasında öyle bir yakınlık, Allah’la arasında öyle bir ilişki söz konusu olur ki, Cenab ı Hak ona hayır kelimesini unutturur. Allah ona hayır demez. Allah onu ötelemez hiç.

Yarabbi dediğinde Cenab ı Hak söyle kulum der. Bu o kimsenin kalbiyle alakalı. Sakın şöyle düşünmeyin. Yani bir kimse namaz da kılmasa, oruç da tutmazsa kalbi temiz olacak. Hayır! Kalbi temiz olan, namaz kılar. Kalbi temiz olan, oruç tutar. Kalbi temiz olan, iyilikler yolundadır, kalbi temiz olan! Kalbi arı olan, Allah’la yakındır. Allah’la yakındır! Kalbi arı olan zikrullahla yakındır. Kalbi arı olan Allah yoluyla yakındır. O zaman burda önemli olan, o kimsenin kalbinin Allah’a yakın olması. Bu da ibadetleri terk etmekle mümkün değil. ibadetler, kalbi arılama yoludur aynı zamanda. işte diyor o kimseye gökdere gidecek bir yol da kalmaz ona. Artık onun bu kalbi arılığının kalmadığından dolayı, o kimsenin duası göklere gitmez. O kimsenin ibadeti göklere gitmez. O kimsenin gözyaşı göklere gitmez. O kimse ne olur? Dünyada kalır. Dünyada sıkışır kalır. Dünya kabir gibidir, dünya kabir gibidir! O kimse dünyanın içerisinde, hatta dünyanın içerisinde bir bölgede, bir beldede, bir yerde, bir menfezde sıkışır kalır o. Nasıl ruh bedene girince özgürlüğünü kaybediyor, sıkışıyor, kalıyor, ruh için beden bir kabirse, nasıl insanoğlu normalde vefat ettiğinde kabre giriyor, orda esirse o kimse, işte böyle bir kalbi arılığını kaybeden insanlar da bu dünyaya esir olurlar. O kimse dünyanın içerisinde de dolaşamaz. O kimse semalara, yani gökyüzüne uruc edemez. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, miraç etmişti. Oysa sahabeler uruc etmişlerti. Sahabeler gökteki meleklerin seslerini dinlerlerdi, sahabeler gökteki meleklerin kuran seslerini dinlerlerdi. Sahabeler henüz daha ayet i kerimede vahiy olarak gelmeyen ayeti kerimeyi dinlerlerdi. Cenab ı Hak onların kulaklarını bu noktada açardı.

Demek ki kalbin kötü olursa, senin manevi hallerden hiçbir şeyin haberin olmayacak. Neden? Sen göklere merdiven dayayamayacaksın. Senin kalbin bu noktaya arılaşmazsa, şurda, yan taraftaki kabirden haberin olmayacak senin. Kalbin arılaşmazsa, senin şu evlerinin altındaki kabristanlıklardan

haberin olmayacak senin. Kalbin arılaşmazsa, yolda gidecen sen, çok affedersiniz eşekler gibi sağında solundaki kim kabirler var, neler var, hiç haberin olmayacak senin. Kalbin arılaşmazsa senin, yeryüzünde yaşayan hayvanlar bir farkın kalmayacak senin, hiç farkın kalmayacak. Sen yeryüzündeki hayvanlar ne yapıyorsa aynı şekilde sen de hayatını devam edeceksin. Kalbini arılaştırman, temizlemen gerek. Ne diyor ayet-i kerimede? ‘Kalpler ancak zikrullah ile temizlenir, mutmain olur.’ Kalbin pasını silecek olan, ‘la ilahe illallah’tır. Hadis i şerif. Kalbin pasını temizleyecek olan zikrullah. Her şeyin bir pası vardır. Kalbin de pası vardır, kalbin pasını temizleyecek olan Allah’ın zikridir. Allah’ı zikretmeyenlerin kalplerinin pasını temizlemeleri mümkün değil. Kalbinin pasıyla senin duanın yüceler yücesine ulaşması da mümkün değil. Kalbin pasıyla sen kendi kendine güç kuvvet arama. Kalbinde zikrullahın haricinde bir şeyler var ise sen kendi imanını tazeleme noktasına git. Daha henüz imanın kemale ermemiş, kalbine bir bak, en sevdiğini gör. Kalbinde neyin sevgisi varsa ona kulluk yapıyorsun. Kalbinde kimin korkusu varsa, ona kulluk yapıyorsun. Kalbinde neye iştiyak varsa onun kulusun. Kalbine nazar et.

Hani sufiler sema ederken, kalplerine bakarlar. Onun kalbine bakması, öyle dandikden üfürükten olmayacak. Kalbine baktın. Kalbine baktığında ne gördün kalbinde? Eğer kalbinde Allah’tan başka şeyler gördüysen, yan Allah dön Allah! Sufi bakar kalbinde ne var. Allah’ın zikri mi var? Sufi kaç para, kaç para diye dönmez oyüzden. Ne zaman sema bitecek ya, ne yapmaya geldim ki buraya. Zorla mı çağırdık seni! Ya ben bugün gelmeyecektim aslında, işim vardı ya, bu sırada nerden çıktı. Gelmeseydin keşke! Gelmeseydin. Ya şu kız da bana bir baksa, ben nasıl sema ediyorum. Gözün çıksın senin! Koy semazen fotoğrafını facebooka, kızlar sana yazsın. Elin kırılsın! Kalbin patlasın! ihanet bunlar, ihanet ihanet! Sufi bakar kalbine, kalbinde onun der ki Yarabbi, senden başka hiçbir şey olmasın. Kalbine bakmak o, her halinde, her daim uyanık olmak, her halinde her daim temiz kalmak, her halinde her daim hep gözetmek. Ribat bu, rabıta bu! Rabıta iyi, otur şeyhini onbeş dakika düşün, bitti rabıta! Hayır, yok böyle bir rabıta. Bunlar uydurulmuş rabıtalar.

Ribat, rabıta, her daim, Allah’la baş başa kalma, her daim! Allah’ın seni ne kadar sevdiğini görmek istiyorsan, senin Allah’ı ne kadar sevdiğine bak. Her daim Allah’la olmak. Bu ne ile mümkün? Allah’ı zikirle mümkün. Haramlardan uzak durmakla mümkün. Her an kalbine rabıta etmekle mümkün. Kalbine bak, üstünde ne var, ne dolaştı, ne geziniyor içerde, kimin sevgisi var içerde. O senin resmin. işte o arılığı kaybetmemek.Vay lan kadının göğsüne bak ya! Aaaaa! Oldu! Ne kadar da mini giymiş! Allah Allah

Allah! Yok canım bunlar şöyle, bırak! Mezura alıp da mı ölçecen, sana ne? Sen Allah’ı zikirle yürü. Allah’ı zikirle yürürsen, görmeyeceksin zaten. Allah’ı zikirle yürürsen, senin kalbine o bir çentik atmayacak. Allah’ı zikirle yürürsen, senin kalbini hiçbir şey etkilemeyecek. Ne zaman zikrullah kalbinden çıktı, şeytan başka şeyle onu doldurdu, şeytan onu başka şeyle doldurdu. Nerde olursan ol, istersen Beytullah’ta tavaf ediyor ol, istersen Medine i Münevvere’de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başında ol, kalbinden zikrullah gitti, alem söndü senin için. Bitti! Kalbinden zikrullah gitti, senin bütün mafsalların, bütün eklemlerin gitti. Kalbinden zikrullah gitti, senin bütün hayatın curuf oldu. Bütün hayatın curuf oldu. Nefes alıp vermen curuf oldu. Yediğin içtiğin gün curuf oldu. Hareket ettiğin curuf oldu. Curufsun!

Zikrullah var, hayat var. Zikrullah yok, hayat yok, hayat ölü. ‘Ey ashabım! Size zikredenle zikretmeyen arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah’ı zikreden diridir, Allah’ı zikretmeyen ölü gibidir. Allah’ı zikreden diridir.’ O zaman Allah’ın zikri ile iştigal eden diri, asıl diri o. Allah’ın zikrinden uzak olanlar, ölüler. Yeryüzünde yaşayan iki ayaklı ölü. Hayatları curuf, hayatları curuf onların! Zikirden uzak olanlar, hayatları onların ölü gibi.

Her gün zikriniz olsun. Her gün! Haftanın iki üç, halaka ı zikrullaha oturun. Bu dünya gelip geçecek. Her şey gelip geçecek. Günlük virdiniz olsun. Koskoca Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri diyor ki, günde en az yetmiş kez, bir rivayette yüz kez Allah’a tövbe ederim. Hergün tövben olsun senin. Kim sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Bunu günde yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.

O zaman günlük sen bunu yap. Sabah akşam yap bunu. Akşama vardın, Ya Rabbi gündüz muhakkak günah istemişimdir, muhakkak hata işlemişimdir. Bütün günahlarımdan Yarabbi tövbe ettim. Sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Sabaha çıktın, gece muhakkak günah işlemişsindir. Televizyona baktın, Face’e takıldın, Twitter’a takıldın, bilgisayara takıldın, hanımına takıldın, ona laf söyledim, buna laf söyledin, eşine takıldın, gıybet ettin, dedikodu yaptın, konu komşu geldi, akrabalar geldi, o öyle miydi, yok bu böyle miydi, hükümet yıktın, hükümet yaptın, devlet kurdun, devleti indirdin, devlet yaptın, bu yöneticileri Allah şöyle yapsın dedin, bunlar hırsız dedin, bunlar uğursuz dedin, gözünden gördün mü? Yok! Ya elinl tuttun mu? Yok! Bir sürü gıybet, dedikodu yaptın. Yatmadan önce tövbe et. Gecen kabuslarla geçmesin. Herkes gitti, misafirler gitti, herkes yattı. Al eline tespih, yaptım ben yapacağımı gene de.

Ben bilmeden herkese bir laf söyledim de. Ben görmeden herkese bir iftira attım de. Ben görmeden her şeye bir şey yaptım de. Yaptım de. Yoksa onun tokmağını yiyeceksin öbür tarafta. Sufi isen o gece yiyeceksin, o gece! Sufi isen kalk diyecekler, kalk! Sana yatmak haram diyecekler. Hem böyle tekmeyi tokatı basaraktan kaldıracaklar. Kabus görmüş gibi fırlayacaksın. Bir de gösterecekler yaptıklarını. Bunlar iyi sufiler. Kendini de böyle bekleme, kendini iyi sufilerden görme. Bu iyi sufilere gösterilir. Bu iyi sufidir. Herkes de kendini orda görmek ister. Ben bir yanlış yapsaydım, rüyamda görürdüm! Allah senin iyiliğini versin. Kendini iyi sufilerden mi gördün! Kendini bir makamda mı gördün! Kalk, tövbe et kalk! Muhakkak. Töve etmeden yatma. Allah’ı zikretmeden yatma. Sabahleyin kalk, tekrar tövbe et. Tekrar Allah’ı zikret. E sabah namazını kıl. Ondan sonra öğlen namazını kıl. Namazını terk etme. Namazı terk edersen, kalbinde arılık temizlik bekleme.

Haramların içerisinde, kalbinde temizlik bekleme. Bülent Ersoy da vuruyor bağrına, çıplak bağrına. Benim kalbim temiz diyor. Birgün televizyonda seyrettim, dedim eyvah! Dedim eyvah! Bakıyorsun o kimse böyle dinden imandan haberi yok, benim kalbim temiz diyor. Allahu ekber kebira! Kardeş, kalbi temiz olmanın yolu Allah’ın farzlarını yerine getirmek, haramlardan uzak durmak. Kalp arılığı ancak böyle mümkün, kalbin arılığı, haramlardan uzak durmakla mümkün kalbin. Kalbin arılığı her daim Allah’ı zikretmekle mümkün. Ben dersi çektim, bitti, yok. Ders bir alışkanlık sana, bir antreman, ders onun bir temeli. Sen yolda giderken ‘la ilahe illallah deyip yürüyeceksin. Yolda giderken Allah Allah Allah Allah Allah diyecek yürüyeceksin. Yolda zikrullah yaparaktan yüriyeceksin. Yolda o vitrinde ne varmış, vay bu kadının kıyafeti nasılmış, vay saçını hangi kuaförde, yaptırmış… Kadınlar da aynı! Onlar da birbirlerini takip ediyorlar. Erkekler onları takip ediyor. Onlar birbirlerini takip ediyor. Herkes birbirini takip ediyor. Allah’ı zikirle bundan kurtulursun. Herkesin içerisinde Allah’ı zikrede zikrede yürüyeceksin. Herkes karanlığın içerisinde kalacak, senin yolun aydınlık olacak. Sen karanlığın içerisinde bir aydınlık yol kuracaksın. Bu yol zikrullah ile mümkün. Herkes çarşıda alamadım, satamadım derdinde olacak, senin kalbinde Allah olacak. Sen yine tezgahının başında, dükkanının başında, tarlanın başında, makinanın başında… Ne iş yapıyorsan, onun başında Allah’ı zikredeceksin. Zikredeceksin! Malı rafa koyarken Allah’ı zikredeceksin. Alırken zikredeceksin, satarken zikredeceksin, iş yaparken zikredeceksin, yemek yerken zikredeceksin, su içerken zikredeceksin. Kahve içiyorsun zikredeceksin, oturuyorsun zikredeceksin. Herkes bir şey söyleyecek, sen içinden la la illallah Allah, Allah, Allah,, Allah… Devam edecen. Sana diyecekler ki sen ne diyorsun bu konuda? Sen varsa bir fikrin

söyleyeceksin, haram olmamak şartıyla, zikrullaha devam edeceksin. Zikrullahsız, kalp arılığı mümkün değil, farzları yerine getirmeden kalp arılığı mümkün değil.

“Uyumuş o kişidir ki her hayalden bir şey umar; onunla konuşmaya

Uyumuş kimse de odur. Kendi kendine boş hayal kurar. O boş hayaliyle kendi kendisine konuşur. Realiteye dönmez, hayalinde dükkan çalıştırıyor adam. Git kardeş, bir dükkan kirala, işine bak. Hayalinde zengin oluyor. Çalışmıyorsun, nerden zengin olacaksın. Hayalinde evleniyor, çoluğu çocuğu oluyor. Nerde? Yok! Bunun için gayret yok. Bunun için çalışma yok. Bir şeyin hayalini kuruyorsan, o kuru bir hayal değilse, düş peşine. Reelini de gerçekleştir. Onun peşine düş. Hayal odur ki peşine düşülür. Hayal odur ki onun gerçekleşmesi için çaba sarf edersin. Ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya çalışırsın. Otur, sabahtan akşama kadar ben cerrah olacağım de. Ooo, harika! Senin cerrah olman için liseyi bitirecen, üniversiteye hazırlanacan iyi hazırlanman lazım. Tıbbı kazanacaksın, tutturduktan sonra tekrar birdaha okuyacan, bir daha cerrahlığı kazanacan, okuyacan, iyi cerrah öyle olacan. Oturduğun yerden cerrah olunmuyor. Hayalini kurduğun şeyin peşine düşeceksin. Yoksa sabahtan akşama kadar oturup hayal peşinde koşmak, gafletten başka bir şey değil. Ne yaptın hayalin için? Ne yaptın! Hayal güzel, harika ama ne yaptın? Bakın, hayale bakın, bir ütopya, bir ülkü. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ki yeryüzü ‘la ilahe illallah’ deyinceye kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberim. O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin savaşı devam ediyor. O, onunla emrolunmuş. Sen ona asker misin? Sen Alah’ın dinine yardımcı mısın? Bak, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri senin önüne bir ülkü koymuş. Senin önüne bir hedef koymuş. Senin önüne yapman gereken bir ölçü koymuş. Ey müslümanlar! Yeryüzü La ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyinceye kadar koşturmakla mükellefsiniz.

Peki ne yaptın sen bunun için? Ne yapıyorsun bunun için? Birisine tebliğ ettin mi? Birisine anlattın mı? Bu dertle dertlendin yandın mı? Bunun için evini açtın mı? Milleti topladın mı evine? Anlattın mı, iki tane hadis okudun mu evinde veyahut da hadis okunan bir yere götürdün mü üç kişi, beş kişi veyahut da zikir cemaatına gittin mi, üç beş kişi götürdün mü? Nerden lailahe illallah diyecek ki herkes? Evinden dışarı çıkmazsan sen, Allah yolunda koşturmazsan, böyle bir derdin yoksa, senin nasıl olacak? Boş hayal, realitesine bakacağız, Allah bize verecek, yoksa ne diyor? Asıl uyumuş odur diyor. Asıl uyumuş olan odur.

“Rüyasında şeytanı huri gibi görür. İsteklenir de erlik suyunu saçar

Bu tip o boş hayal kuranlar, o boş hayalin peşine düşenler, kendi kendilerine rüyalarında bizim gençliğimizde Türkan Şoray’dı en iyi güzel kadın olarak onu söylenirdi, artık şimdi kim varsa. Bunu böyle anlatırken ondan örnek verirdik biz, ben öyle örnek verirdim gençliğimde. Derdim ki her gece Türkan Şoray ile yatmak ister o, boş hayal. Adam Türkan Şoray nerde, ben nerdeyim diye düşünmez. Boş hayal! Ondan sonra da şeytanı Türkan Şoray zanneder. Boş hayal. Aaa! Hayal boş olmayacak ve sen boş hayalin peşine takılmayacaksın. Hani bir de meşhur, Hz. Mevlana’nın sözü var ya, ‘iste ama ölçülü iste’ der. iste, ama ölçülü iste. Sen bir saman çöpüsün. Dağı kaldıramazsın ki! Aaaa! O zaman boş hayal kurma. isterken de ölçülü iste. Ya? Ölçülü istemezsen ezilir kalırsın altınla. Diyor ki iste ama ölçülü iste. Bir saman çöpü diyor dağı kaldıramaz ya. Allah muhafaza eylesin.

“Soysop tohumunu çorak bir yere dökünce de kendine gelir, uyanır.

Hayal de ondan gider.”

işte bu tip insanlar o boş hayalleri kurarlar, uyandıklarında da hiç bir şeyin olmadığını görürler. Bir bakarlar ki eyvah, hayat bitmiş! Eyvah, gençlik bitmiş! Eyvah, tam koşması gereken, tam böyle çalışması gereken zamanı bitmiş! Hani güller solmuş, bahçe bozulmuş. Artık senin orda bir yerin yurdun yok. Orda yapacak hiçbir şeyin yok. Bitmiş artık, bu da onun gibi bir şey.

“O hayal yüzünden sersemleşir, bedeni pislenir. Ah o hem görünen,

hem görünmeyen hayalden ah!”

Bu da son vuruş. Görünen ve görünmeyen hayal. Allah! Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. 420’den devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun inşallah Selamünaleyküm.

El-fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Râbıta, Mîrâc, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı