Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 420-429. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 1/53

420-429. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Kuş yücelerdedir. Gölgesiyse aşağıda; gölgesi toprak üstünde kuş gibi uçar durur. Bir ahmak da kalkar o gölgeyi avlamaya girişir; öylesine, o kadar koşar ki güçten kuvvetten kalır. Haberi bile yoktur ki yakalamak istediği havadaki kuşun yere vurmuş gölgesidir; o gölgenin nerde olduğundan haberi bile yoktur. Gölgeye ok atar da atar; bu atış, bu arayış yüzünden de okluğu bomboş kalır.”

Bunu zahiri olarak düşünürsek eğer biz beyitleri anlatıldığı gibi düşünürsek, bir kuş düşünün havada uçuşuyor gölgeside yere vuruyor. Bir kimse de o gölgeyi kuşun aslı zannedip gölgenin onu yakalamak için onun peşinden koşuyor. Bu doyurmadı sizi öyle değil mi? Evet! Gölge, dünya gölgedir. Bir başka veçheden bakalım. Dünyaya sahip olmak için dünyayı elde etmek için koş Allah koş. Bitmek tükenmek bilmeyen bir şekilde koş. Yine diyor ki hadis-i şerifte o kimse o dünyayı tam olarak yakalayamaz. Başka bir taraftan daha bakalım. Dünya hayatı bir gölgeden ibarettir. Dünya hayatına kanarsa bir kimse, dünya hayatını asıl hayat zannederse, bir türlü o dünya hayatına doyamaz ve dünya onun için süslü bir şekilde karşısında durur, o hep böyle o dünya hayatının gafleti, o dünya hayatının heva ve heves içerisinde bomboş bir hayat yaşar. Biraz daha gidelim, gölge, Arabi komple varlığın bir boyutunu, bir derecesini, gölge alem olarak nitelendirir. Bu alem, gölge alemdir. Bu alem asıl alem değildir. Hakikat değildir. insanlar bu gölge alemin içerisinde, bu alemi hakikatmış gibi zannedip bu alemin içerisinde, bu alemi hakikat görürler. Bunu da geçelim, büyük sufiler demişler ki Allah’tan gayrı her ne var ise hepsi de gölgedir demişler. Buna da bir

sufi terimi vardır ya önce hiçbir şey yok iken Allah vardı. Öbür taraftan bir veli, arif zat demiş ki hala da aynıdır demiş. Hiçbir şey yok iken Allah var idi. Ordan zatın birisi de demiş ki hala da aynı demiş. Yani yine hiçbir şey ne? Yok! Bunu da koyun bir kernara.

Bir gölgelikten daha bahsedelim. Yine Arabi derki varlık bir hayalden ibarettir. Bütün varlık alemi bir hayalden ibarettir. Varlığı komple götürdü, hayale bağladı. Hayal ise zahiren yoktur. Bunu da bir yere koyun. Hep bugün bir yerlere koyun bunları. istediğiniz yere koyun bunları, istediniz yere koyun alırsınız sonra, bir yere koyun sonra lazım olur size, alırsınız. Hz. Mevlana mesnevisinde der ki: ‘Ey oğul! Sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör. Hayalin üzerinde varlık, cisim, yürüyebilir mi? Hayal var, hayalin üzerine bir varlık olabilir mi? Acaba Hazreti Mevlana’ya göre bu alem hayalin üzerine bir gölge mi? Hayalin üzerine bir hayal mi ki? Yoksa Arabi’nin bu varlık, hayalden ibarettir dediği şeyi mi temsil ediyor, yoksa daha derinlemesine mi söylüyor? Arabi orta yere bir taş attı da o Arabi’nin o taşını daha mı ileri attı? Sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör. Bu alem dediği kocaman o kozmos dediğimiz alemse, hayal ve üzerinde yürüyor. Bu alem dediği, bu alem dediği alemden kasıt, alemin nüvesi, çekirdeği hükmünde Adem ise Adem de mi hayal üzerine yürüyor? Adem’i kendi suretinde yarattığına göre, hangi varlığın boyutunda kendi suretine göre yarattı da o zaman vücudun öyle bir varlığın, öyle bir makamı var da orası da hayal üzerine mi acaba. Geçen haftaki beyite girmeyişimin sebepleri bunlardı. Şimdi Hz. Mevlana, kuş yücelerdedir dediği kuş, kuş yücelerdedir. Yücelerde kuştan kastı ne acaba? Kuş yücelerdedir. Gölgesi vurduysa ve yücelerdeki kuşu avlamak mümkün değil ise ve yücelerde ki kuşu biz ok dahi atamıyorsak, Hz. Mevlana’nın yücelerdeki kuştan kastı ne ki? O kuşun bu aleme gölgesi düştüyse okuştan neyi kastetti acaba? Ne zevk değil mi Yunus? Sufilikte zevk bir anlık değildir, tesbih gibi an an arkasından gelmeli. O zevkten zevke geçerekten, halden hale geçerekten sarhoşluğu hiç bitmez, hep sarhoştur. Ayılmaktan korkar onlar. Ayılırsa sevgiliyi gözünün önünde göremez.

O yüzden ayılmamak için, hep sevgilinin hayaliyle olmak için içtikçe içer, içtikçe içer, içtikçe içer. Bir an ayılırım diye ödü kopar. O yüzden Hazreti Mevlana akla der ki sen beni ayrılmak istiyorsun git, bize Mansur şarabı, getir ben hiç ayılmak istemiyorum der. Şimdi bir kuş hayal edin, yücelerde uçsun, hiç konmasın. Bir kuş hayal edin. Mekanı olmayan. Bir kuş hayaletin mevkiisi olmayan. Bir kuş hayal edin sıfatları bilinmeyen. Bir kuş hayal edin, adı var sıfatları var, kendisi bilinmeyen. Bir kuş hayal edin, siz onun üzerine ne koysanız o değil denilen. Bir kuş hayal edin, gölgesi her daim durduğu yerde durmuyor, her an uçma halinde, ne tarafa dönerseniz

dönün, onun gölgesiyle karşılaşıyorsunuz. Ne tarafa bakarsanız bakın kuşun gölgesi sizin önünüzde uçuyor ve cilveleniyor size ve size kanatlar çarpıyor, olmuyor size nağmeler döküyor, olmuyor size böyle enteresan cilvelerle cilveleniyor. Bir Kuş düşünün, onu avlamamak için insan kendini zor tutar. Öyle değil mi? Bir kuş düşünün, bu noktada herkes kendi hayalinin peşine koşuyor şimdi. Deminden beri böyle koyun kenara, koyun kenara, koyun kenara dediklerimden bir tanesini kendinize alın, sohbeti dinlediyseniz. Dinlemediyseniz hangisi diye soracaksınız zaten. Ben de diyeceğim ki mesnevinin başı olan dinleyi dinlememişsin sen. Bunu böyle farklı muhabbete çekmeyin, herkesin bu alemde önünde bir gölgesi vardır aşık olduğu, o gölgeyi yakalamaya çalışır.

Kafanı kaldır da o yücelerdeki kuşu görmeye çalış. Aklını bu manada sarhoş et de bu manada sarhoş et de sen aslına, hakikatine ulaşmaya çalış. Sen ahmaklar gibi gölgeye ok atanlardan olma. Sen ahmaklar gibi gölgeyi yakalamaya çalışanlardan olma. Muhakkak gölge seni asla götürür. O zaman sen, öyle bir gölge bul ki kendine, o seni aslın aslına götürsün. Kendini öyle bir gölge bul ki o gölgeyi takip edersen, seni hakikate götürsün. Ama kendine öyle bir gölge bulamadıysan bil ki ahmaklar gibi senin okluğunda okun kalmayacak. Aklını devşir de bu sohbeti dinledikten sonra aklını devşir. Bu sohbeti dinledikten sonra kendine gel. Hangi sahte gölgelerin peşine düştüğünü gör. Seni hakikate götürecek bir gölge bul. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki seni hakikate götürecek bir gölge bul ama Hz. Mevlana, mesneviye göre, mesnevideki işareti, insanı hakikate götürecek olan gölge, zamanın velileridir. O zaman sen de bu zamanın velisini bul da o Allah’ın gölgesidir çünkü seni hakikate ulaştırsın.

“Ömür okluğu bomboş kaldı.”

Demek ki ömürden her zaman birimi, bir ok. Kaç yıllık ömür verildi, seksen yıllık, bilinmiyor. Seksen yıllık bir ömür okluğu var. Her gününe bir ok koydun. Her gününe sen ne yaptın? Bir sahte gölgenin peşinden koştun. Dünyanın heva hevesin, fuhşun, kumarın bu noktada seni Allah’tan uzaklaştıracak gölgelerin peşine düştün. Her gününü sen boş hayallere, boş kuruntulara kurban ettin. Ömür okluğunu boşa harcadın. Ömür okluğunu sen heva hevese harcadın. Ömür okluğunu şeytana harcadın. Ömür okluğunu namazsızlığa harcadın, oruçsuzluğa harcadın. Ömür okluğunu haramlara harcadın. Ömür okluğunu günahlara, kötülüklere, yanlışlıklara, eksikliklere harcadın. Ömür okluğunu sen Allah’a düşmanlığa harcadın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine aykırılığa harcadın. Ömür okluğunu sen nerde içki içerim, nerde kumar oynarıma harcadın. Ömür okluğunu sen nerde fitne fücur çıkarırım ona harcadın. Ömür okluğunu sen

kimin namusuna dil uzatırım için harcadın. Ömür okluğunu sen hangi kızı kandıracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen hangi oğlanı baştan çıkaracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen nefsine harcadın. Beni sevsinler, beni tanısınlar, beni bilsinlere harcadın. Ömür okluğunu şeytana gaflete, heva hevese harcadın. Ömür okluğunu sen gösterişe harcadın. Sen ömür okluğunu Allah’a harcamadım. Allah’a harcasaydın, hakikate erecektin çünkü.

Ne dedi mevlüthan Süleyman Çelebi: ‘aşk ile bir kez Allah dese o lisan, dökülür cümle günahları misli hazan.’ Sen ömür okluğunu Allah’ı tanıma, onu bilme, onu zikretme, onu tesbih etme, onu tenzih etmeye harcamadın. Sen ömür okluğunu çoluğunu, çocuğunu, kur’an ve sünnete göre yaşatmaya harcayamadın. Sen ömür okluğunu kur’anı anlamaya, kur’an’ı yaşamaya, harcamadın. Sen ömür okluğunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmaya harcamadın. Onun haliyle hallenmeye harcamadın. Sen ömür okluğunu yarın düğünde ne giyineyim, nasıl bir kıyafet tercih edeyim ki bütün herkes bana baksın, ben yarın çarşıya çıkarken ne giyeyim ki herkes dönsün bana bir daha baksın, ben yarın nasıl sema edeyim de herkes dönsün bana ne semazenmiş desin, ben nasıl bir zikrullah yapayım da bütün dergah gözünü bana çevirsin, ne aşıkmış ya, ne zikrullah yaptı desinlere harcadın. Sen ömür okluğunu harama daldın, Allah’ın lanetlediği işe dalaraktan harcadın. Sana yapma dedim, yaptın. Gitme dedim, gittin. Sana o eve bir daha girme dedim, girdin. Ömür okluğunu harcadın. Şimdi kapıda durmanın bir anlamı yok. Yapma dediğimi yaptın. Affettim, bir daha girme oraya dedim, girdin. Affettim, bir daha yapma dedim, yaptın. Şimdi seni seviyorum deme. Ömür okluğunu bir seferde harcadın, bir seferde!

O zaman sen harcadın. Apdal olan sensin, salak olan sensin, hain olan sensin, gaflette olan sensin. Allah kimseye zulmetmez. Sen okunu boşa attın, bitirdin. Allah kimsenin önüne, kimsenin önüne hainlik koymaz. Sen seçersin. Sen seçersin, bir seferde okluğunu tüketirsin. Bir seferde! O zaman sen ömür okluğunu bir seferde harcadın, bir seferde! Aaa, o zaman kimseye yüklenecek yük yok. Cüzi iraden senin. Yol seçimi senin. Ashaptan bir kısmı cihada giderken, oturmayı seçen sensin. Zikrullah orada dururken, evinde oturmayı seçen sensin. Yapma, bu haramı işleme denilirken haram işleyen sensin. Ömür okluğunu sen bitirdin. Bir başkası değil. Bir başkası değil. Bir başkası değil, sen bitirdin. Nefsine uyan sensin, yanlış yapan sensin, lanetlik işle uğraşan sensin. Allah’ın lanetine uğrayacak olan da sensin. Bir başkası değil. O zaman işte Hz. Mevlana diyor ki ahmaklar, ahmak ahmak, ahmak! Ahmak nedir? Pozitif aklını çalıştırmayan insanlar, pozitif aklını. Bir kimseye bunu dedin ki yasak yapma. Bunu yapıyorsa ahmaktır

o. Ahmakla yol gidilmez. Ahmaktan dost olunmaz. Ahmaktan kardeş edinilmez. Ahmakla yan yana savaşılmaz. Ona kafana kaldırma dediğin yerde kafasını kaldırdı, mermiyi yer. Ahmak çünkü, dinlemiyor ya.

Tim komutanları vardır ya askerde, takım komutanları vardır. Hiç ahmaktan takım komutanı yaptıklarını gördünüz mü? Takım komutanı demek, takımı kurtaracak adam demektir. Tim komutanı demek, timi kurtaracak adamdır. O, iradeyi eline alır. O, karar verir. O, dirayet gösterir. Yanında bir tane asker var. Hangi tim komutanı ister laf dinlemeyen bir askeri yanında? Karşıda düşman var, tim komutanı diyor ki sen şurda bekle, sen burda bekle, sen burda bekle, sen orda bekle. Sakın bunu yapmayın. Birisi ona burda bekle demiş. O uyuyo orda veya burda beklenmez. Ben oraya gidip beklemem lazım, ya beni neden burda beklettiki. O gitti orda bekliyor. Tim komutanı diyor ki burası sağlam, ordan kurşun yiyor. Ahmak! Sufi kardeşler, derviş kardeşler, laf dinlemeyen ahmaktır. Laf dinlemeyen anarşisttir. Laf dinlemeyen akıllı değildir. Cephenden senin gedik açıyordur. O, gölgeye ok atıyor, laf dinlemiyor. O okluğunu boşa harcıyor. Sakın, düşmanın dahi akıllısı makbuldür. Düşmanın dahi akıllısı makbuldür. Laf dinlemiyor, söz dinlemiyor, yapma dediğini yapıyor, haram işleme diyorsun, işliyor ve devam ediyor. Onunla yol gidilmez. O ömür okluğunu boşa harcıyor. Seni de harcar, seni de batırır. Allah rahmet eylesin şeyh efendi derdi ki üstadım; Mustafa Efendi, oğlum öyle ikide bir de lafını kesen adamı yanında taşıma. ikide bir de lafa gireni sakın yanında götürme oğlum. Her gördüğünü yiyeceğim, içeceğim diye uğraşanı yanında götürme. Seni dinlemiyorsa, yanında taşıma oğlum. Yarın dinler diye düşünme.

Bir sefer dinlemedi mi seni, o bir daha dinlemez seni. Bir iş söyleme ona. Bir sefer bekle burda dedin, beklemedi. Ondan sonra, ya beklememişin burda, ben sana bekle dediydim. Ya orda beklemediydim. Ha tamam, bir daha bekleme. O seni gene aynı yerde beklemez. Sen onu binbir sefer affetsen, o binikincisinde gene aynı şeyi yapar. Bırak ona, bir daha bir şey deme ona. Ona bir daha bir şey deme. Seven insan, bir sefer söylersin sevene. ikinciyi söylemene gerek yoktur. ikincisi laf u gaftır. Bir sefer söyledin anlamadı, ahmak, yapmadı, ahmak! Ömür okluğunu boşa harcayacak o. Seni bir sefer sattı, ikinciye de satar. Bir sefer gitti, ikinciye de gider, gider! Ya bir sefer yapma, bir daha o eve girme dedin, girdi. ikinciye birdaha gider o. Hatta oturur orda yaşar, bunu da kendine makul görür. Evet, evet! Ahmak çünkü, ömür okluğunu boşa harcıyor. Harika!

“Fakat adama Allah gölgesi dadı-taya olursa onu hayalden de kurta-

rır gölgeden de.”

Eğer peşine düştüğün, Allah gölgesi ise bunu Hz. Mevlana, peygamberlere, peygamberlerden sonra velilere atfetmiştir. Eğer senin peşinde koştuğun şey, Allah gölgesidir. Veliler yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Onun peşine koşarsan, Allah’a ulaşırsın. Eğer diyor sen aşka ulaşacaksan, bir aşık bul. Onun gideceği yer maaşukun mahallesidir. Bir aşık buldun, takip et onu. O maaşuğun mahallesine gidecektir. O maaşuğun evine gidecektir. Onu takip edersen, onun ayak izlerini takip edersen, seni maaşın mahallesine götürür, seni maaşuğun şehrine götürür. Çünkü o, maaşuğa aşık. Ya aşık ol, önüne düşecek bir aşık bul. Aşık buldun, o aşığı buldunsa gaflete düşme, peşine düş, o seni maaşuğun mahallesine götürecek. Aaa, yok ben onu tanımam diyorsan, bir an ben onu dinlemem dersen inkıtaya uğrar. Yolun kesilir, yolun kesilir. Senin bir anın, senin bir dakikan, senin bir günün, onun için milyon kilometredir. Sen kendine bir gün olarak düşünürsün. Oysa kaybettiğinn milyon kilometre olur, araya mesafeler girer yetişemezsin, araya dağlar girer ulaşamazsın. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ki ‘gözümü açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma’. Gözünü açıp kapatınca kadar! Ya bir git hakikati bul. Bunun yolu, bunun adetullahı, bunun sünnetullahı, Hz Allah koymuş. Ey Habibim de ki eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun. Hakikate ulaşmanın yolu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan geçer. Sen bir gölge bul da seni o yola götürsün. Sen bir gölge bul da seni onun haline taşısın. Onun haliyle hallenen olsun. Bir gölge bulduysan sakın ha yoluna, ona ihanet etme, yolunu şaşırırsın. Gözlerin kör olur, bulamazsın. Bir an gaflete düştüğünde uçar gider elinden. Milyon kilometre olur önünde, yetişemezsin. O zaman sen ahmaklardan olma. O Allah’ın gölgesine sımsıkı yapış ki seni hakikate götürsün. Seni aslına götürsün. Seni aslın aslına, özün özüne götürsün.

“Allah’ın gölgesi, Allah’ın kuludur.”

Bak Allah’ın gölgesini de tarif ediyor bize, anlatıyor. Allah’ın gölgesi, Allah’ın kuludur. O, Allah’ın kuludur. O, masonların, siyonistlerin kulu değildir, o partinin purtinin kulu değildir. O şahısların kulu değildir. O herhangi bir hizbin kulu değildir. O şunun bunun kulu değildir. O paranın, o dünyanın, o şanın, o şöhretin, o hevesin, o nefsin kulu değildir. O Allah’ın kuludur. O sadece Allah’a kulluk eder. Sadece Allah’a kulluk eder. Demek ki Allah’ın gölgesi, Allah’ın kuludur. Ondan haram bekleme. Ondan heva bekleme. Ondan heves bekleme. Ondan şeytaniyet bekleme. Ondan kendi şeytaniyetine göz yumma bekleme. Ondan kendi heva ve hevesine göz yumma bekleme. Ondan kendi haramını, helallaştırma bekleme. Ondan kendi soysuzluğunu, soyluluk haline getireceğini bekleme. Bekleme, o Allah’ın kulu.

Ondan yanlış bir şey isteme. Ondan Allah’ın lanetlendiği bir işi yaparaktan, onun yanında yer bulacağını zannetme. Allah’ın kulu! Ondan ancak Allah’a kul olmayı öğrenirsin, Allah’a kul olmayı!

Onun yanında padişahlık bekleme. Onun yanında makam mevki bekleme. O ancak Allah’a kulluğu sana öğretecek. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, kul idi kul. Kul! Ben Allah’ın kuluyum dedi, ben Mekkeli dul kadının kuru ekmek yiyen Oğluyum, öyle dedi kendisine, dedi ki ben Allah’ın kuluyum, benim yanımda gaybın hazineleri yoktur dedi. Öyleydi değil mi ayeti kerime? Ben gaybı da bilmem, benim yanımda Allah’ın hazineleri de yoktur dedi. O Allah’a kuldu. işte Allah’ın gölgesi, Allah’ın kuludur.

“O bu dünyadan ölmüştür. Allah’la dirilmiştir.”

O bu dünyadan ölmüştür, o dünya tapıcılığı yoktur. Onda dünya sevdası yoktur. Onda dünya aşkı yoktur. O ben bu dünyaya kazık çakacağım diye uğraşmaz. Daha çok yaşayacağım diye uğraşmaz. O, bu dünyada yaşamak zorunda olduğu için yaşar. O bu dünyada, dünyada bulunmakla emrolundu için dünyada bulunur. Allah’ın takdiri olduğu için dünyada bulunur. Onun bu dünyaya olan aşıklığı, bu dünyaya olan sevdası yoktur. O bu dünyada ölü gibidir. Hz. Ebubekir(r.a) hazretlerine dedi ki siz dünyada yaşayan ölü görmek istiyorsanız Ebu Bekir’e bakın. Dünyada ceset birini görmek istiyorsanız, yaşayan bir ceset görmek istiyorsanız, Hasreti Ebubekir’e bakın dedi. Hz. Ebubekir’e. O yaşayan ölü gibiydi Allah’ın dostları, Allah’ın velileri yaşayan ölü gibidir. Onlar bu dünyada yaşarlar ama bu dünyaya ait değillerdir. O bu dünyada sizinle, benimle beraber nefes alırlar ama onlar bu dünyanın insanı değildir onlar. O yüzden Hazreti Mevlana başka beytinde der ki sen küstahlık yapma, bunlar da bizim gibi insan deme, bunlar da bizim gibi yiyorlar, içiyorlar diye görme, bizim gibi uyuyorlar diye görme. Sen nerdeee, onlar nerde! Onlar, Allah’a dost olmuşlar. Onların sofraları semadan geliyor. Onların yiyecekleri, içecekleri ötelerden geliyor. Evet sen sakın benimle beraber yiyor zannetme. O yemeğine bakıyor, yemek cennetten gelme. O bakıyor suyuna, suyunu melekler getirmiş. O bakıyor yiyeceğine, yiyecek cennetten gelmiş. Sen zannediyorsun ki senin gibi sarımsak soğan yedi. Sen zannediyorsun ki senin gibi dolma yedi. Sen zannediyorsun ki senin gibi et yedi, ot yedi. Hayır yok! Onun nimeti öteden geliyor. O bu dünyada yiyormuş gibi görüyorsun sen onu. Onun nimeti ötelerde.

Haaa, Musa’nın ümmetine cennetten sofra indirecek, isa’nın ümmetine cennetten sofra indirecek, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in dostuna indirmeyecek öyle mi? Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dediği, peygamberin evveli ve ahiri olan Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in ümmetinden olan velilerine, dostlarına cennetten sofra indirmeyecek! Hayır! O Muhammed

i Mustafa(s.a.v.)’in velilerine, dostlarına cennetten sofra indirir. Arşı aladan nimet getirir. Arş ı aladan getirir. Melekler kafayı yerler, karıştırırlar, nerden geldi bu diye. Sakın ha, onu kendin gibi de görme! Kendin gibi sayma! Sen uyuyorsun fosur fosur. Onun uykusu da ibadettir. O uykusunda sohbet eder, uykusunda zikreder, uykusunda gider gelir. Ooooo! Onun uyuması ibadet. Ya? Uyanıkken zikir, uyuması ibadet. Sakın ha! Ne yapmış o? Allah’la dirilmiş. Nefsini Allah yolunda, Allah yolunda terbiye eden, nefsine hevadan, hevesten, şeytandan çeken, Allah’la dirilir.

“Hiç işkillenmeden çabucak onun eteğine sarıl da ahir zaman fitne-

lerinden kurtul.”

Şeytan senin kalbinden dürtmesin. Şeytan senin eteğinden çekmesin. Şeytanlaşmış insanlar senin aklını çelmeye çalışmasın. Şeytanlaşmış düzenler, şeytanlaşmış sistemler, şeytanlaşmış anneler, şeytanlaşmış babalar, şeytanlaşmış eşler, şeytanlaşmış komşular, şeytanlaşmış akrabalar, şeytanlaşmış malın, şeytanlaşmış makamın, şeytanlaşmış mülkün, şeytanlaşmış bağlar, seni o velinin yolundan çekmesin. Sakın göz açıp kapatıncaya kadar dahi fırsat verme. Yapış ona sen sımsıkı, bırakma. Bıraktığın an, kaybolduğun andır, sakın! bu ahir zaman fitnesinden kurtuluş yolu bu.

Hz. Mevlana sekizyüzelli yıl önce bunu tespit etmiş. Çünkü Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin doğumu ahir zamanın başlangıcı. Biz ahir zaman ümmetiyiz. Bu ahir zaman fitnesinden kurtulmanın yolu, bir velinin elinden tutmak. Bir velinin yolundan gitmek, yoksa birisi hadisi şerifler sahihmi deyip beynini bulandırır, birisi mezhepler var mı deyip aklını bulandırır, birisi dinin şurası böyle miydi şöyle miydi der, kalbini allak bullak eder senin, birisi din profesörüyüm der çıkar, hadislerin hangisi sahih, hangisi değil der, senin aklına çomak karıştırır. Sen bir Allah dostu bul, bir veli bul, onun elinden tut. Bırakma, dinle onu. Dinle! Bir an için, bir an için dahi gaflete düşme.

“Allah gölgeyi nasıl uzattı, denmiş ya?”

Cenab ı Hak ayeti kelimede der ki Allah gölgeyi nasıl uzattı. Allah’ın gölgeyi uzatması, veliliği kerametle desteklemesi. Velilerini ardı ardına göndermesi, müessesesini oluşturması. Allah gölgeyi uzattı. Velilerini tespih tanesi gibi ardı ardına ekledi. Velilerini kendi zamanının içerisinde, zamanın kutbu etti. Allah gölgeyi uzattı. Gölgeyi genişletti. Gölgeyi büyüttü .Gölgeyi devam ettirdi. Veliler ardı ardına geldi.

“Bu erenlerin varlıklarına işarettir.”

işte bu, Allah dostlarının varlığına işarettir. Ne dedi? O veliler, mahsun da mahcup da olmazlar. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri

ne dedi? Her zaman Allah’ın kırk tane veli kulu vardır, yaşarlar. Sen sakın yok deme. Allah’ın veli kulu bu zamanda yok dersen, tecdidi iman tecdidi nikah gerekli. Bu zamanda veli mi varmış diyen bir kimse, küfre düşer. Allah’ın El Veli ism i şerifi var. O ism i şerif, o sıfat, birisinin üzerinde, birilerinin sende tecelli edecek. Bu zamanda yok dersen sen körlerdensin sen! Gözün kör olmuş senin, kulağın sağır kalbin mühürlenmiş senin. Tövbe et. Bu zamanda yok dersen tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Kendin gibi görüyorsun, sen müşriksin ya, herkesi müşrik görüyorsun. Sen körsün ya herkesi kör görüyorsun. Sen sağırsın ya manevi bunlar, sen de herkesi sağır zannediyorsun. Dışarıdan çocukların seslerini duyuyorsunuz değil mi? Duymayan var mı? Duymayan sağırdır. Bu zahiridir, zahiri! Bir melek geldiğinde onun sesini duyan var mı? Bu manevidir. Bir pir efendi gelse, buraya otursa, selamünaleyküm dese, onun selamını duyan varsa, bu manevidir. Bir pir efendi geldi bu tarafa, solda bir tarafa oturdu örneğin. Onu bir kimse gördüyse, o göz manevidir. Zahiren dedem nenem de görüyor, herkes görüyor şimdi. Sen gönül gözünü açmaya çalış. Çocuklar da görüyor, senin görmenin fazla bir özelliği yok. Ordan birini kaldırsam, beni görüyor mu desem görüyorum diyecek, bir özelliği var mı? Yok. Sen görünmeyenleri görmeye çalış. Onun yolunu ara.

Sen duyulmayanları duymaya çalış. Onun yolunu ara. Sen şurdaki, kabirdeki kimseye bir selam ver, senin selamını alıp almadığını duy. Onun yolunu ara. Hacca gideceğiz hep beraber şimdi, benim vize çıkmış, elhamdülillah, Cenab ı Hakka hamdediyorum. Şimdi oraya gittiğimizde şimdiden düşün, Beytullah senin selamını alacak mı almayacak mı? Şimdiden kendi kendine yolunu kur. Sen yola çıkmaya başladığında Beytullah seni evinin önünde bekleyecek mi? Beni ziyarete gelen geliyor diye. Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) , daha yola çıkarken seni karşılayacak mı? Hadi yola çıkmadan neyse, Medine-i Münevvere’ye girerken seni karşılayacak mı? Hadi o da neyse, kabr-i şerifinin başına gittiğinde esselamu aleyke Ya Resulallah dediğinde, hemen anında ve aleykümselam mı diyecek? Yoksa sen salatü selam getireceksin. Ses yok! Salatü selam getireceksin, ses yok! Salatü Selam getireceksin, ses yok!! Salatü Selam getireceksin, görüntü yok! Ha duvara mı söyledin ha oraya kabrine söyledin! Sen selam vereceksin, o selamı sen alacaksın! Sen selam vereceksin, o selamı sen alacaksın! Yoksa sahibi mi alacak!

Daha sen Esselamu Aleyke Ya Resulallah dediğinden ve aleykümselam mı diyecek, ona bak sen. Ona bak, ona! Onun için yan ağla, dön ağla. Yan ağla dön ağla! Adam Beytullah’ın merdivenlerini saymış, iki direğin arasını adımlamış adam. Bana anlatıyor, Hacı efendi, falanca direkle filanca direğin arası kaç adım biliyor musun? Bilmiyorum dedim ben. Sen Hacı olmamışsın

dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Böyle baktı, dedim aklın erdi demek ki dedim Beytullah’ı gördüğünde iki direğin arasını adımlamayı dedim, aklın erdi demek! Nasıl aklını kaybetmedin orda dedim. Nasıl kaybetmedin? Nasıl yemek aklına geldi? Nasıl içmek aklına geldi? Nasıl sen Beytullah’ı bıraktın gittin? Nasıl Medine -i Münevvere’yi bıraktın gittin? Otururken, o da senin karşındayken gidebilir misin! Sen Allahümme salli ala seyyidina Muhammed dediğinde, o da sana orda dua ediyorsa, nasıl bırakırsın. Gider misin, gidebilir misin? Beytullah renkten renge girerken, nasıl bırakıp gideceksin? Gökten mahlukatlar sıraya girmişler tavaf etmek için. Nasıl bırakıp gideceksin? Bilmediğin, tanımadığın, hayal etmediğin, nice yaratıklar, varlıklar, başlarında imamları ‘Lebbeyk’ çeke çeke tavafa gelmişken, sen nereye gittin hacı efendi? iki direğin arasını mı sayıyordun o esnada?

Allah rahmet eylesin, sorardı hele yanındakine. Beytullah hangi renk oğlum şimdi? Yanındakine sorardı. Millet yanında oturamazdı. Bu soruyu bilen yanında oturamazdı. Bu soruyu bilen, bunun sorulacağını bilen, şeyh efendinin yanında oturamazdı. Ancak gelirler: Selamünaleyküm, Aleykümselam, Efendim bir şey soracaktım. Öyle susar, sor. Sorar, Mustafa Efendi sen söyle oğlum… Hazır soru. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şehrine geldiniz mi evlatlarım? Geldiniz. Sizin selamınızı aldı mı? Ev sahibi sizin selamınızı aldı mı? Şeyhim bunu sorardı. Ev sahibi selamınızı aldı mı? Bir eve girseniz, selamünaleyküm deseniz, ev sahibi aleykümselam demezse rahat oturabilir misiniz orda? Rahat yiyebilir misiniz, rahat içebilir misiniz, rahat yatabilir misiniz? Allah rahmet eylesin, bunu öğretti bana. Doksanikide ilk hacca gittiğimde bunu öğretti bana. Mustafa Efendi! Buyurun efendim. Beytullah ne renk oğlum şimdi? Efendim, sapsarı görünüyor. Oğlum siyah değil mi? Yok efendim, sarı görünüyor. Haaa iyi. Haberimiz yok bizim bir şeyden, ama sapsarı Beytullah, altın sarısı, altın sarısı. Ertesi gün sabah namazını kıldık. Öyle yan tarafta. Edeptir, şeyhin yanıbaşında durulmaz. O çekerse gelirsin. Yanına başkaları girer, girer! Yanına başkaları durur, durur! Sen yanbaşına gitmezsin. Ben böyle bir saf gerideyim Namazı kıldık, böyle döndü, gözünün ucuyla baktı, arkadayım. Kafasını çevirdi böyle, bir daha baktı, işaret etti buraya gel diye, yanındaki boşaldı, ben gittim arkadan, buyurun efendim dedim. Ne renk Mustafa Efendi dedi. Efendim, sabah namazının farzını kılmaya başladığımızda bembeyaz oldu dedim. Hımmm, iyi. Haaa! ikinci gün öğrendim ki Beytullah renkten renge giriyor. Ya o renkten renge giriyor, ya sen renkten renge giriyorsun.

Şeytanı taşlayanlar, gördünüz mü şeytanı? Kime taş attığınızı gördünüz mü? Bana öyle dedi. Ertesi gün dedi ki, Mustafa efendi, kimi taşladığını gördün mü oğlum dedi. Gördüm efendim dedim ben. Gözüne vuraydın dedi.

Gözüne vurdum efendim dedim. Maşallah oğlum dedi. Gözünü vurdun mu? Gözüne vurmadıysan, bir daha taş at. Gözüne vurmadıysan, bir daha taş at, ertesi gün düzgün nişanla! Gör kimi taşladığını. Taş attığın şey taş değil. Taş attığını gör Sayda koşuyorsun, sayda koşarken bakıyorsun. Beytullah’a bakmak sünnet ama Hacer annemiz, ismail’e baktı orda. Koşarken ismail’i gördün mü? Koşarken ismail’i gördün mü orda? ismail’in bebek halini gördün mü? ismail’in bebek halini görmediysen neden koştun? istilam ediyorsun Sefa ile Merve’de. Bismillah u Allahu Ekber. Hacer Annen, ismail’i görmek için tepeye çıktı. Sen ismailini gördün mü? Aaa! Okluğunu boşa harcamışsın. Hacca gitmek de okluk. Umreye gitmek de okluk. Sufi! Okluğunu boşa harcama.

işte Allah evliyalarını bu alemde uzattı, yürüttü, onlara nefes verdi. Kıyamete kadar o velilerin yolu devam edecek. Sen yol bitti deme, sen velilik bitti deme, küstahlaşma. Gözüm kör oldu, ben veliyi göremedim de. Ben ne suç işledim de Allah kendisinin dostunu benim önüme perde çekti de. Ben nasıl bir günah işledim, ben nasıl bir hainlik yaptım, ben nasıl bir vefasızlık ettim de velinin elini bıraktım de. Ben nasıl bir halt işledim ki o veliden uzak oldum de. Kendine bul suçu, başkasına değil.

“Çünkü veli, Allah güneşinin ışığına kılavuzdur.”

O veli seni, Allah’ın ışığına, Allah’ın nuruna götürecek. Onun kılavuzudur o. Allah’ın adetullahıdır. Peygamberler, peygamberlerden sonra velilerini gönderir ki onlar insanları Allah’ın nurunu taşısın.

“Bu kılavuz olmadıkça, bu ovada yola düşme.”

Bir veliye ulaşmadıkça yola düşme. Bir velinin elini tutmadan yola koyulma. Ahmaklık yapma bir veliye intisab etmeden ben Allah’ın nuruna ulaşırım deme, âdetullah bu değil! Sünnetullah bu değil. Kendi kendine yol vuruculuk, kendi kendine şeytanlık yapma. Peygambersiz Allah’ı bilmek mümkün değil. Peygambersiz Allah’ı tanımak mümkün değil. Bir velinin vesilesi olmadan o yola ulaşmak mümkün değil, mümkün değil! Sen Allah’ın âdetullahını, sünnetullahını, kendi kuş beyninle değiştirmeye çalışıyorsun. Ahmağın kareköküsün

“Halil gibi ben batanları sevmem de.”

Sen ibrahim Aleyhisselam gibi de ki ben batanları sevmem. Ne dedi? Dedi ki bu yıldız bu benim ilahım olabilir. Ay çıkınca dedi ki bunun ışığı daha fazla olaki bu, benim ilahım bu olmalı. Sabah olup güneş doğduğunu görünce dedi ki bu çıkınca ayın da şavkı kalmadı. Benim ilahım bu olmalı dedi. O da batınca dedi ki ben batanları sevmem. Sen batanları sevme. Sen Allah’a bak. Üç sevgi, üç sevgidir insanı kemale erdiren: ‘Allah’ım senin

sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanların sevgisini; çölde susuz kalmışlara soğuk şerbeti sevgili ettiğin gibi bize de sevgili eyle.’ Amin! Allah’ın sevgisi belli. Allah’ı sevenin sevgisi peygamberler. Allah’ı sevdirecek olanların sevgisi, veliler. Velilerin işi, Allah ve Resulünü sevdirmektir. Kendilerini sevdirmek değil, Allah ve resulünü sevdirmektir. ‘Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Üç itaat haktır. Kime? Allah’a, Resulullah’a ve velilerine itaat haktır. Üç sevgi haktır. Allah’a, Resulullah’a ve velilere olan sevgiler haktır. Geri kalan bu sevgilerin hizmetçileridir. Böceği seversin sen, Allah sevgisidir, Allah’ın varlığıdır, yarattığıdır, seni Allah’a götürür. Geri kalan eşi sevmek, fıtridir. Eşi sevmek fıtridir, reddedilmez. Çocuğu sevmek fıtridir, reddedilmez ama seni Allah’a götürmez. Allah’a vuslat edecek üç sevgi: ‘Allah’ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanların sevgisini bizlere bahşeyle. Aminnn. El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları