DÖRT KAPI KIRK MAKAM/MARIFET (BENCILLIKTEN KINDEN GAREZDEN UZAK DURMAK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Eftali zikir falemenne hu Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenabı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hak yolunda yaşayan, mücadele eden, batılı batıl bilip bâtılla cihad eden kullarından eylesin.
Ecmain. Marifetin, üçüncü kapı olan marifetin kapılarını konuşuyorduk. Geçen hafta edepli olmayı konuştuk. Bu hafta da bencillikten, kinden, garezden uzak durmayı inşallah konuşacağız. Malum, bencillik deyince bir insanın başkasını veya diğerlerini hiç dikkate almadan, onları yok sayıp etrafındaki insanları önemsemeden, sadece kendini ve kendi ihtiyaçlarını düşünen ve etrafındaki hiçbir kimseyi kaale almayan, düşünmeyen insana bencil denir veya bencillik budur. Bencil bir insan, etrafındaki veya karşısındaki hiç kimseyi düşünmez, kendi rahatını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini, kendi ne bileyim işini, gücünü, başka birilerinin hiçbir zaman faydasını düşünmeyen bir kimse çıkar orta yere.
Marifet ehli ise böyle değildir. Marifet ehli kendini düşünmez. Kendinden fazla etrafını düşünen, kendinden fazla etrafındaki insanlara faydalı olmayı düşünen bir kimsedir. O yüzden bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tutarlar. Kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tuttuklarından dolayı, onlar Hakkın rızasına ermiş, Hakkın rızasına kavuşmuş insanlar değildir. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri, kendisi için istediğini Müslüman kardeşine, mümin kardeşine de istemesini emreder ve der ki: ‘Kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz’ der.
O zaman Müminler Hani ayeti kerime de kardeştirler der ya, Müminler kardeş ise o zaman bir mümin kendisi için istediğini Mümin kardeşi için de istemesi gerekir. Eğer kendisi için istediğini Mümin kardeşi için istemiyorsa iman etmiş sayılmaz. Burdaki imandan kasıt Allahu âlem imanın kemale ermesi ile alakalı yani o kimsenin imanının kemale ermesi için kendisi için istediğini mümin kardeşine de isteyecek veyahut da bunun tersinden bir hadis-i şerif daha var: ‘Kendisine yapılmasını istemediğini bir başkasına da yapma.
Sen kendine bir şey yapılmasını istemiyorsan bir başkasına da yapma, bundan uzak dur ancak o zaman o kimse kemale erer.’ Hadisi şerif: ‘Size cennetlikleri bildireyim mi? (Cevap veriyor): ‘Her alçakgönüllü, zayıf kimsedir’. O zaman alçak gönüllü insanlar, cennetlik insanlardır. Bir de kendisini zayıf gören, bu manada Allah indinde kendisini güçsüz gören, Allah indinde, insanların arasında da kendisini güçsüz gören kimse. Çünkü insanların indinde de kendini güçlü görürse etrafına zulmedecek, kibirlenecek, etrafına kin besleyecek.
Etrafına ne yapacak? Baskı kuracak. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca diyor ki o zayıf kim olacak. Bunda para, pul, güç, bildiğiniz zahir manada değil. Ayet-i kerimede: ‘Hepiniz Allah indinde fakirsiniz’ diyor. Allah ganidir. Sen sufi olarak bunun sırrına er. Allah indinde kendini fakir görür ve Allah indinde kendini fakir görerekten yaşarsan işte o zaman cennetlik oluyorsun ve Allah onu yemininde haklı çıkarır. Allah da onu yemininde haklı çıkarıyor. Hani başka bir hadis-i şerifte, hadis-i kutside: ‘Allah’ın öyle kulları vardır ki bir meselede yemin etseler Allah onları haksız çıkarmaz.
Hatta bir meselede yemin etseler Allah o meseleyi onların o yemin ettikleri hale getirir.’ Allah’ın öyle kulları vardır yani onlar bir şeye yemin etse Cenabı- Hak onların yeminlerini boşa çıkarmaz. Öyle olmamış olsa dahi o öyle olur. Hakkı ona döndürür Cenâb-ı Hak. Bu işin sır tarafıdır. Bakın bu işin sır tarafıdır. Öyle bir kimse ile karşılaşırsanız onunla cedelleşmeyin. Çünkü Hak ondan yana döner. Bu işin perde arkasıdır yalnız, perde önü değildir. Bu işin perde arkasıdır. Ben bazen dedim ya siz üstadınızla cedelleşmeyin.
Kendinizi haklı gördüğünüz yerde haksız çıkarsınız. Ters döner her şey. Allah’ın çünkü öyle kulları vardır, bir şeye yemin etseler o yeminleri doğrultusunda icra olunur. Hani diyor onlar yağmur yağsın dese yağmur yağar diyor. Onlar Allah’tan yağmur isteseler yağmur yağar, onlar Cenab-ı Haktan bir şey niyaz etseler o, o tarafa döner. Allah muhafaza eylesin. İşte yine diyor: ‘Cehennemlikleri haber vereyim mi’ hadisi şerifte, ‘cehennemlikleri haber vereyim mi’, ‘ver ya Resulullah’, ‘kaba, bencil ve büyüklük taslayan herkes’.
Bir, kaba insanlar. Sözleri kaba, davranışları kaba, etrafına kabalık yapan insanlar. Hani tâbiri câizse böyle herkes hart hurt bağırış çağırış, herkes kabahatli, o kabahatsiz, herkes hatalı, o hatasız, öyle tipler vardır. Onu memnun edemezsin sen bir türlü. Herkes suçludur. Hani git otur, bütün dervişler suçudur, o suçsuzdur. Ona yardımcı olmaya çalışırsın, seni de suçlar. Ona elini uzatmaya çalışırsın, senin eline de zarar verir. En haklı olan odur, en doğru odur. Kaba, herkese fırça atar.
Önüne gelene, önüne gelene tekme atar; arkasından gelene, arkasından gelene tekme atar. Yandan geleni yandan savurur, öbür taraftan geleni öbür tarafa savurur. Onun laf savurmadığı kimse kalmaz. Bu kim? Kaba! İkinci sınıf ne? Bencil insanlar. Sadece kendi nefislerini düşünen, bir başkasının nefsini düşünmeyen. Üçüncüsü kim? Büyüklük taslayan yani kibirli, bakın kibirli. Bu üç fiiliyattan uzak dur, üç ahlaktan uzak dur. Kabalıktan uzak dur, kaba olma. Ne ikincisi? Bencillikten uzak dur, sadece kendi nefsini düşünme.
Üçüncüsü ne? İnsanlara kibirli davranma, büyüklük taslama. Bu üçünden bir tanesi senin üzerinde var ise sen cehennemliklerdensin. Eğer bu üçü sende birleşti ise sen ya münafıksın ya kâfirsin. Buraya dikkat et. Bu üçü sende birleştiyse ya münafıksın ya kâfirsin. Allah muhafaza eylesin, uzak dur. ‘Bir topluluğa imam olan kimse sadece kendisi için dua edip de onlara dua etmemezlik yapmasın. Böyle yaptığı takdirde onlara ihanet etmiş olur.’ O da bencillik. Duada bencillik, ibadette bencillik, ticarette bencillik, aile hayatında bencillik, dervişlik hayatında bencillik, sosyal hayatın içerisinde bencillik… Bunlardan uzak duracak.
Aile hayatında bencil nedir? Sadece kendi nefsini düşünür. Kıyafet ona alınır, yemeğin iyisini o yer. Sıcak odada o yatar. Çoluk çocuk düşünmez. Erkekse eşini düşünmez, kadınsa kocasını düşünmez, çocuklarını düşünmez. Adam bir kilo et almıştır eve, kadın evde eti pişirip yemiştir. Adamı beklemez, çocukları beklemez! Bencil, kendi nefsini düşünüyor. Adam ona harçlık vermiş. Ne kadar verdiyse sadece kendine bir şeyler almış, çocuklarına almamış, eve bir şey almamış, adama bir şey almamış.
Bencil! Evdeki bencillikler. İşte bencillik. O sadece kendisini düşünüyor, sadece kendisinin para kazanmasını düşünüyor. Allah muhafaza eylesin. Sadece etrafını hiç düşünmüyor, eziyor etrafını. İşte bencil. Çalışkanlık değil bu, bencil. Kendini düşünüyor. Kim ne iş yapıyor ona bakıyor, ondan bir şeyler devşireceğim diye uğraşıyor. Allah muhafaza eylesin. İnsanın hayatını çevreleyen bütün her şeyde insanın kendisine, kendi kendisine bencil olması. Allah muhafaza eylesin. İşte ehli marifet bencil değildir.
Ehli marifet kendini düşünmez sadece. Bu bölümde ne var? Bir de kin. Öyle insanlar vardır, kincidir. Kin kelimesi Farsça bir kelimedir. Bizim dilimize Farsçadan geçmiştir. Bu bir de garezdir bunun bir adı da. O kinci bir kimse. O kinci kimse de normalde hep düşmanlık yapar. Düşmanlık besler, garez besler, içinde kin besler hep. Onu büyütür kini. İçinde, kalbinde kin olan bir kimsenin Cenâb-ı Hak kalbine merhamet etmez ona. Kinci insanlar af olmazlar. Kinci bir kimse affolmaz.
O bir tarafından hep nedir? Hep bir tarafı onun yırtıktır tâbiri câizse. Hazret-i Mevlânâ mesnevîsinde diyor ya senin ambarın neden diyor buğday tutmaz bilir misin, ambarında diyor fare deliği var. O yüzden diyor ambarın senin dolmaz, ambarın tutmaz. Fare deliği nedir biliyor musunuz? İnsanların üzerlerindeki kötü huylardır. Allah’ın sevmediği huylardır. Haramlardır, kazanır kazandığı o fare deliğinden gider. Bir havuz düşünün, havuza gelen bir su var ama giden su miktarı daha fazla.
Delik büyük, diyelim ki gelen su iki metreküp saatte ama giden beş metreküplük yer var. Eksiye gidiyor. Havuz dolmuyor hiç. E sen ne kadar gelirse gelsin, geldiği gibi gidiyorsa sen önce gidiş deliğini tıkamalısın. Bakın, gidiş deliğini tıkayacaksın. O çünkü havuzdaki gidiş deliği tıkanmazsa havuz su toplamaz. Havuz su toplamazsa sen yüzemezsin, sen yukarı çıkamazsın. O havuzun içerisinde hapis olursun sen. O hapisten kurtulman için suyun seni yukarı kaldırması lazım. Su ne? İyi ameller, güzel ameller.
O iyi ve güzel amellerin seni yukarı kaldırması lazım. E geliyor, amel işliyorsun ama gidiyor. Mesela gıybet ediyorsun, dedikodu ediyorsun, iftira ediyorsun, gidiyor. Bakın gidiyor veyahut da kalbinde kin besliyorsun, kin. Affetmiyorsun hiç. Af mekanizmasını çalıştırmıyorsun. Kinlenmişsin. Sana birisi bir hata yapmış, bir kusur işlemiş, yıllar geçmiş hala daha kin güdüyorsun sen veyahut da birisi bir yanlışlık yapmış, kin güdüyorsun ona düşmanlık topluyorsun ve kalbinde düşmanlığı desteliyorsun, sevgiyi destelemiyorsun, kin desteliyorsun boyna, kin topluyorsun ve düşmanlık topluyorsun, işin bir de ilginç noktası sen normalde ona kin besledin, birilerine kin besler halde bulunduğun müddetçe senin kalbin kinle bezenmiş oluyor.
Kinle bezenmiş olan bir kalbe Allah tecelli etmez. Orda merhamet tecelli etmez, Orda lütuf, ikram tecelli etmez. Orda ihsan tecelli etmez çünkü kalpte kin var ve kalbinde kin olan, kalbinde kibir olan kimse, doğru yolu bulamaz, kalbinde kin olan, kibir olan bir kimsenin asla ve asla Allah’a yakın olması mümkün değildir. Kibir ve kin böyle bir hastalıktır. Allah muhafaza eylesin. Bu kinin, bu kibirlin, bu garezin, garezin müsebbibi, bunu böyle kalbe yerleştiren şeytandır. Bunlar şeytani huylar, şeytani ahlaklardır.
Şeytan, Müslümanların arasına kin koyar. Şeytan Müslüman’ın kalbine kibir koyar, yani kirlenmesini sağlar ve o kimse şeytanın emrinde olur. Bunun tedavisi ne? Bunun tedavisi Allah’ı zikir. Bunun tedavisi el fahr-i fakri. Fakirlerle beraber olmak. Bunun tedavisi kendinde bir şey görmemek. Ben şu oldum, ben bu oldum, ben şöyle zengin oldum, ben böyle zengin oldum, ben şöyle zenginim, ben böyle âlimim, ben böyle şeyhim, ben böyle dervişim, benden başka şeyh yok. Bütün herkes bana muhtaç.
Herkes bir gün gelecek, bu dergâha intisab edecek. Her biri, hepsi de gelecek bu şeyhe. Ben öyle bir şeyhim ki bana intisab edecek. Bakın bunların hepsi de tehlikeli sözler, bunları söyleyen mânen batar çünkü büyüklük taslıyor. Her şey Allah’ın elindedir. Her şey Allah’ın elinin altındadır. Allah dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder. Sen aziz olmak için mücadele et, gayret et, seni aziz edecek olan Allah’tır. Sen kibirlenirsen, Allah seni rezil rüsva eder. Sen büyüklenirsen küçücük çocuk seni çarpar.
Sen kibirlenirsen sufilik yolu öyle bir yoldur, hiç ummadığın zayıf gördüğün bir kimse öyle bir seni alaşağı eder ki yerle bir eder, üzerinden silindir gibi geçer. Bu yol kibirlenme yolu değildir. Bu yol kinlenme yolu değildir. Bu yol ne yazık ki garez toplama, kin toplama, düşmanlık topluma yolu değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah seni kinle, kinle imtihan etmesin. Allah’a dua et. Evet, kibirle seni imtihan etmesin, Allah’a dua et ve kinden, kibirden uzaklaş. Kendini büyük dev aynasında görme.
Allah seni al aşağıda eder. Allah muhafaza eylesin. Marifet ehli kendinde bir varlık görmez. Kendinde bir varlık görmediğinden dolayı büyüklenmez. Çünkü onun üzerindeki bütün iyilik sıfatları Allah’a aittir. Kendine ait değildir. Onu kendine ait görürse de yıkılır o kimse. İyilikler Rabbinizden kötülükler de nefsinizdendir. O yüzden iyilikleri Rabbinden gör ve Allah’a hamd et, Allah’a bu konuda teşekkür et. Allah’a niyaz et, ibadetini yap ve gönlünü Allah’a çevir. Allah bizi onlardan eylesin ve takva sahipleri, ayeti kerime, Ali İmran ayet 134: “Takva sahipleri (dikkat edin buraya) bollukta ve darlıkta mallarını Allah yolunda sarf ederler.
Takva sahibi ne yapıyormuş? Varlığını Allah yolunda sarf ediyormuş. O kibirlenmeye sarf etmez, o büyüklenmeye sarf etmez, o kinine sarf etmez varlığını, o şatahat yapmak için şatafat yapmak için varlığını sarf etmez. O ultra lüks yaşamak için varlığını sarf etmez. O varlığını Allah yolunda harcar. Burası bakın, kimmiş bu? Takva sahibiymiş. O heva hevesine para harcamaz. O şana, şöhrete para harcamaz. O görsünler, bilsinler, duysunlar diye para harcamaz. O parasını Allah yoluna harcar ve Allah yolunda sarf ederler.
Kızdıkları zaman öfkelerini, kinlerini yenerler. Kızdıkları zaman Allah için öfkelenir, Allah için kızar, Allah için kinlenir. Bakın, Allah için kızar. Kızma, öfkelenme insanın nefsinde yok olmaz. Bunu terbiye edersiniz. Terbiye etmek demek, yok etmek demek değildir. Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretleri, kâfirlere öfkelendi, müşriklere kızdı. Bakın müşriklere kızdı. O zaman biz de kızma, öfkelenme, kin ancak bize savaş açan kâfirlere karşıdır ancak bize savaş açanlara karşıdır.
O savaş açanlar savaşlarından vazgeçerlerse biz de onları affederiz. İki Müslüman gurup birbirine birisi savaş açtı birisine, o savaş açılan kimse, onlar o savaşmaktan vazgeçinceye kadar savaşmakla emrolunur. Bir Müslüman topluluk bizim topluluğumuza savaş açtı, bizim onlara savaşla cevap vermek hakkımızdır, vermemiz gerekir. Onlar savaştan geri çekilirler ise biz onların aleyhine yol aramayız. Biz savaşmayız. İki Müslüman kardeş de ya araları bulunur ya da ilk savaş açana karşı taraf savaş açar ya da o kimse der ki ben seninle savaşmak istemiyorum ama hala da savaşmak istiyor.
O zaman savaşmak mecbur olur. İşte eğer geri dönerlerse o Müslüman ne yapacak? Kinini yenecek, onları affedecek. Çünkü onlar af dilemişler, özür dilemiş. Af dileyen, özür dileyenin aleyhinde yol aranmaz ama af dilemezse özür dilemezse mücadeleye ve savaşmaya devam ediyorsa onunla savaşmak hak olur. Bakın onunla savaşmak halk olur ve eğer mücadeleden geri dönerler, savaşmaktan geri dönerler af dilenirlerse onlar affedilir. Ayeti kerime. Sonra diyor ki: ‘Allah iyilik yapanları sever.’ Yani affetmek, iyilik yapmaktır.
Birisi size karşı kibirlendi, siz de kibirlendiniz, o kimse anladı kibrini, döndü, dedi ki özür dilerim, hakkını helal et, ben sana karşı kibirlendim. Sizin ona kibirlenme hakkınız kalmadı. Onu affedeceksiniz ama o geri dönüp af dilemedi, ona kibir perdesinde durma hakkınız var veya birisi size iftira attı, siz iftira atamazsınız ama onun iftirasını boşa çıkarmak için mücadele edersiniz. Biri sizin hakkınızda gıybet etti, siz gıybet edemezsiniz ama onun gıybetini boşa çıkarmak için mücadele edersiniz veya bir topluluğun üzerinde insanlar haksızlık etti, siz başka bir topluluğa haksızlık edemezsiniz ama o haksızlıkla mücadele edersiniz.
Onlar geri döndüler. O zaman kinlenemezsin. Ne yaparsın? Affedersin. Aleyhinde yol aramazsın. Bu eşler arasında da aynıdır. Karı koca arasında problem çıktı, birisi haksız. Haksız olan özür diledi, helallik istedi, onu affedersin, aleyhinde yol aramazsın, aleyhinde yol ararsan ona zulmetmiş olursun. Allah muhafaza eylesin. Takva, özür dileyip af dileyip geri döneni affetmeyi gerektirir. Allah bizi takva sahiplerinden eylesin. ‘Şabanın on beşinci gecesi olduğu vakit Allah Teâlâ insanlara tecelli eder de müminlere mağfiret eder, kâfirlere mühlet verir ve (dikkat edin) kin tutanları da bu hallerinden vazgeçinceye kadar kinleri ile baş başa bırakır.’ Demek ki kin tutmak yok.
Kin tutmak yok. Kin tutarsan Allah seni kininle baş başa bırakıyor. Yine Müslim’den rivayet: ‘Ameller, her haftanın pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz olunur. Allahu Teâlâ bütün müminleri bağışlar yalnız kendisi ile din kardeşi arasında kin ve husumet olanlar için bunlar birbirine meyledince kadar onları bırakın buyurur.’ Önemli! Ancak onlar ne yapacaklar? O savaşı başlatan geri dönecek, özür dileyecek. İki kardeş arasında mücadele olmuş, mücadeleyi başlatan kardeş ne yapacak?
Geri dönecek. Diyecek ki ben haksızlık yaptım. Hakkını helal et, senden özür dileriz. Eğer öyle olmazsa bakın eğer böyle oluyorsa bu kin olmuyor. Birisi sizden af dilemiyor, savaşa devam ediyor, siz de savaşa devam ediyorsunuz. Savaşı başlatan siz değilsiniz, sorumlu olmuyorsunuz. Kim önce silahını çekti, o iki katil. Hadis-i şerif: ‘Silahını çekti, o karşıdaki kimse de silahını çekene o ateş etmeden ateş etti, öldürdü onu. İlk eline silahını alan iki katildir.’ İslam hukukuna göre, ilk lafı söyleyen iki katildir, ilk gıybet eden iki katildir, ilk iftirayı atan iki katildir, ilk hedefe silahını doğrultan iki katildir.
İki katildir! Allah muhafaza eylesin. Evet marifet, marifetin üçüncü kapısı, öyle söyleyelim. Daha doğrusu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ dı ya. Üçüncü makamı. Üçüncü makamı neymiş? Aşırı derecede istekleri sınırlamak. Aşırılıktan uzak olmak. Bu hem din hem dünya için geçerli bu. Aşırı derecede isteklerden uzak durmak. Bunun önce din kısmına bakalım yani böyle aşırı derecede dinde katılık, zorluk, aşırı derecede dini zorlaştırma gayretleri. Biz orta ümmetiz. Biz vasat ümmetiz. Bizim en önemli özelliğimiz diğer ümmetlere nazaran orta ümmet olmamız, vasat ümmet olmamızdır.
Biz dinde de vasatlığı seçmişiz. Muhammedî dini vasatlığı seçer, orta yolu seçer. Bizde sûfiliğe de ben öyle bakarım. Biz sufilikte vasat yolu seçeriz, orta yolu seçeriz, orta yolu seçeriz ki ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bizi dinde aşırı gitmeyi sınırlar. Bizde dinde aşırı gitmek sınırlandırılmıştır. Zaman zaman Âdem’den itibaren dinde aşırı gidenler olmuştur hep. Aşırı gitmek nedir? Helal daireyi haramlaştırmaktır. Bunun zıttı nedir? Haram daireyi helalleştirmektir. Kimisi helali haram eder, kimisi haramı helal eder.
Bunların her ikisi de zıttır. Her ikisi de yasaklanmıştır. Haramlar bellidir. Haramların haricindeki her şey bizim için helaldir. Hadisi şeriflerde haramlar bellidir der. Bir de şüpheliler vardır. Siz şüphelilerden uzak durun der. Dinde bu helal mi diye sorulmaz. Bu haram mı diye sorulur ve bir kimse haramları öğrendiyse başka bir haram aramaz. Başka bir şekilde bu haram mı diye sormaz. Haramları bilmeyen bir kimse de ne yapar? Haramları öğrenir. Haramları öğrenirse o güzel bir bilgi ile bilgilenmiştir.
Arkadaşlar haramları öğrenin haramları. Çaya haram mı diye sorarsınız sonra. Şeytan sizi o hale getirir. Haramları öğrenirseniz meseleniz biter. Ayet-i kerimeleri ben sıralayayım: ‘Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.’ (Bakara ayet 185), ‘Allah size hem dünyanızda hem dininizde kolaylık ister. Allah sizin üzerinizde zorluk istemez. Siz hem dininizi hem de dünyanızı zorlaştırmayın.’ Dini hayatınızı da zorlaştırmayın, sufilik hayatınızı da zorlaştırmayın. Ne ile zorlaştırırsın? Sana bir vird verilmiş, sen virdini çek.
Sen kendi kendine virdler tahsis etme kendine. Hani sahabeden birisi oruç tutuyordu ya, Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri ona dedi ki ramazan orucu sana yeter. O dedi ki daha fazlasına gücüm yeter. O da ona dedi ki sen ayda üç gün tut. O dedi ki daha fazlasına gücüm yeter. Pazartesi, perşembe tut dedi. Daha fazlasına gücüm yeter deyince sen bir gün boş bir gün dolu tut, bu da Davut’un orucudur, bundan daha fazla oruç yoktur dedi ve sahabe dedi ki yaşlandığında, artık buna gücüm yetmiyor.
Dinde orta yolu tutma, sufilikte orta yolu tutma, aile hayatında orta yolu tutma ama bilhassa birinci derecede dini hayatınızda orta yolu tutup aşırıya gitmeme. Bakın aşırıya gitmeme. ‘Allah yükümlülüklerinizi hafifletmek ister çünkü insan zayıf bir varlık olarak yaratılmıştır.’ (Nisa ayet 28). Sen zayıf bir varlıksın. O yüzden sen kendi kendine yükümlülüğünü arttırma. Nefsine uyma. Üstadına şunu deme, efendim ben üç bin ders verdiniz bana, ben üç bini çekiyorum, bana iki bin daha verebilir misiniz, bunu deme.
Bu küstahlıktır, sana verilmiş olan virdi çek. Kendi kendine yükümlülüğünü arttırma. Kendi kendine şeyhlik yapma. Kendi kendine oruç çıkarma. Kendi kendine namaz çıkarma. Kendi kendine sen dini bir ibadet uydurma veyahut da uydurulmuş olan ibadetlere uyma. Bazen zaman zaman bana namaz soruyorlar, böyle bir namaz varmış. Ben diyorum ki fıkıh kitaplarında böyle bir namaz okumadım. O karşıdaki kimseye bu cevap yetmiyor. Şeytan ona vesvese vermiş. O olmayan namazının kılınmasını istiyor, bunun tasdik edilmesini istiyor.
Birisi bir namaz uydurmuş, bildiğiniz namaz uydurmuş. Birisi bildiğiniz bir vird uydurmuş, adına da demiş ki Karani virdi, üveysi virdi. Nerden buldun bu virdi? Kim sizin şeyhiniz? Bizim şeyhimiz yok. Ee? Herkes şeyh o zaman burda! Bu yeni bir sapkınlık. Bu bayağıdır var İslam dünyasında, bilhassa Türkiye’de bayağıdır var bu. Neymiş? Üveysi zikriymiş. Nerden çıkardın ya? Şeyhin kim senin? Bizde şeyh yok! Kim verdi bu virdi sana? Filanca verdi. O şeyh olmuş. Bu tip aşırılıklar, bu tip yanlışlıkla veyahut da ehil olmayan bir şeyh, ehil değil!
Ben bunu yeni dervişliğimde gördüydüm. Adamın şeyhi var, bana geliyor, benim şeyhim sen ol diye. Yirmi altı yaşındayım daha o zaman. Bayındır’ın zakiriyim. Ben diyor, böyle eli cebinde, tespih elinde, devamlı ders çekiyor, devamlı ders çekiyor, ağzı hiç durmuyor. Arada konuşuyor, mübareğe anlatamıyorum, devam ediyor zikrullah, her anlattığımda bana ders veriyor diyor. Her rüya anlattığında dersini arttırıyormuş. Mesela bin lafza-ı celal ile başladı, bir rüya anlatıyor, iki bin, rüya anlatıyor üç bin, dört bin, beş bin, altı bin… Sen kaç bin çekiyorsun şu anda dedim ben, otuz beş bin çekiyorum dedi.
Şimdi bir daha anlatacaksın dedim. Bir daha anlatırsam on bin daha yükseltiyor dedi, son zaman dedi, ya sana rüya anlatma diyor dedim. Sen anlamıyorsun! Nasıl yani dedi. Sen rüya anlatıyorsun, rüya tevili yok onda dedim, sana ders veriyor dedim. Başka bir şey yapmıyor dedim. Bir üstad denilen kimsede rüya tevili yok ise o kâmil bir üstat değildir. Ona intisap edilmez. İntisap edildiyse de intisap geri de alınır, yüzüne de söylenir. Senin rüya tevilin yok, o yüzden intisabımı sonlandırıyorum.
Sen kalkıp da ümmeti Muhammed’in yolunu kesme. Bu yüzüne söylenir. Kusura bakmayın, sizin rüya teviliniz yok, ben intisabımı geri almak istiyorum ve size de bir mümin kardeş olarak nasihatte bulunmak istiyorum. Din nasihattir. Siz etrafınıza üstadız diye ders vermeyin. Neden? O rüya, tevil edilmesi gereken rüya tevil edilmezse Allah muhafaza eylesin, kimisinde kabz hali olur. O kimse ibadetten soğur. Bu işlerin sıkıntılı tarafları vardır veya zikrullahta hal gördü, değil mi o kimse, eğer o oradaki üstad denilen kimse o halin manevi tarafını üzerine almazsa o sufi orda kabz hali olur.
Adam zikrullaha gelmek istemez. O ehil değil eğer hali tevil edilmiyorsa etmiyorsa o üstad ve o halin de belirli manevi perdelerini Cenâb-ı Hak üstadın üzerinden almıyorsa o üstad ehil değildir. Ondan da ders geri alınır. Ayıp değil günah değil. Bir doktora gidiyorsunuz. Doktor ehil olmayınca başka bir doktor aramıyor musunuz? Arıyorsunuz. Daha ehil bir doktora gidiyorsunuz. Gidiyorsunuz bir doktora, bakıyorsunuz, aaa, yapmış olduğu tedavi bozuyor sizi, daha da kötüye gidiyor. Bu sefer başka bir doktor aramıyor musunuz?
Arıyorsunuz. Evladınızı götürüyorsunuz, eşinizi götürüyorsunuz bir doktora, bakıyorsunuz doktorun tedavisi tutmuyor, uymuyor, başka bir doktor arıyor mu herkes? Arıyor. Hakkı mı onun? Hakkı. Bakın, o onun hakkı. Sonra gidiyor mu başka doktora? Doktor o güne kadar olan tedavilere bakıyor. Hepsini sıyırıp atıyor kenara. Sen bundan sonra sadece bunu yapacaksın diyor. Ona bir tedavi veriyor, üç günde hasta iyileşiyor. Üç yılda iyileşmeyen hasta, üç günde iyileşiyor. Üç yılda dört yılda iyileşmeyen hasta, bir tedavide de iyileşiyor.
Bir ilaç değişikliğinde iyileşiyor. Evet. Bir ilacın kullanma şeklini değiştiriyor, iyileşiyor hasta. Ben şeker hastasıyım, ben içerde Fatih hoca. En son ona gittim, baktı. Dedi sen şu ilacı kullan, bunu bırak, bunu kullan dedi. Böyle böyle kullan dedi. Üç gün içerisinde şeker düştü benim. Hayret edilecek bir şey. Yani üç yüzlerde dolaşan şey, cırrrt, indi yüz seksene. Aman dedim ya, bir ilacı değiştirdi dedim ben içimden, bir ilaç değiştirdi dedim! Tabi Abdullah da diyor boyna kan tahlili yaptır, git kan tahlili, Abdullah’ın hakkını da yemeyelim şimdi.
Özür dilerim hocam, evet. Ya doktor bey, hakkını verelim şimdi, Abdullah, öyle demiş. Ben de yani bana duyuruyor yani. Orda birisi doktor demiş, yok demiş, hayır, ya demiş hocam diyeceksin ya da doktor bey diyeceksin. Sen orda mıydın o gün? Değil mi sen dediydin vardım diye değil mi? Evet. Sen ne diye hitap ediyorsun şimdi? Sen gene Abdullah mı diyorsun? Ha, doktorluk işlerine girmiyorsun sen! Ben giriyorum, benim çarem yok. E şimdi adam beyin cerrahı artık, uzman. O da mesela hep söyler bana, şunu şöyle yap, bunu böyle yap, bu uzmanlık işi.
Biz şimdi nasıl bir hasta, doktor normalde bakıyoruz tedavi sonuç almıyor hastalarda. Ben bazen zaman zaman arkadaşlara bunu şey yapıyorum, örnekliyorum. Mesela adam dolaşmış, dolaşmış, dolaşmış, abim de aynıydı, bir sürü ilaç kullanıyordu. Dedim yanlış yapıyorsun. Ne yapayım dedi. Dedim Fatih Bey’e git, git dedim Fatih Bey’e, bu kadar basit, o da indi, onun da şekeri. Sen de gittin değil mi? Amma şeker hastası var etrafımda. Sait, senin de öyle oldu değil mi? Fatih tedavi etti değil mi seni de?
Bak maşallah! Tabii ya, evet! Nasıl bir kimse hastalığına çare arıyor sonuçta, bir doktor tedavi edemezse ne yapıyor? Değiştiriyor. Bizde de aynı, sufilikte de aynı. Bir gidiyorsunuz bir şeyhe, rüya tevili yok, hal tevili yok, e sohbet yok, soru soracaksın cevap veren yok. Ne yapacaksın? Ne yapacaksın, değiştireceksin. Diyeceksin ki özür dilerim, ben soru soruyorum, soruma cevap yok. Ben rüya görüyorum, rüyam tevil olmuyor, zikrullahta hal gören bir kimse hali tevil olmuyor ya da hiç hal gören yok ya da körelmiş hiç rüya gören yok, örnek.
Burda intisap edip de şeyhini rüyasında görenler elini kalırsın. (Fehim usta sen görmüyor musun rüyanda ya? Efendim, görmedim elini de o yüzden söyledim. Ha, yok böyle tam kaldırmamışsın, görmemişim. Ben bakıyorum öyle.) Ha, demek ki görülüyormuş. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Bitti. Şimdi bu rüyanın tevil olması lazım. Görünmezmiş! Ne alakası var ya! Rüya hak, rüya hak. Peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz. Salih rüya hak, mübeşşirat. E bunu anlamıyorsa o kimse neresi onun şeyh olacak, Allah muhafaza eylesin.
İşte dinde aşırılıktan uzak durmak. Aşırılıktan uzak dur. İfrat ve tefrit noktası dediğimiz şeylerden uzak dur. Birisi var olanı yok görüyor, uzak dur. Birisi hala daha ilave ediyor, uzak dur. Bunlar aşırılıktan uzak olacak, Allah muhafaza eylesin. Allah sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder, bakın Allah zorlaştırıcı değildir. O yüzden aşırılıktan uzak durun. Cenâb-ı Hak bir zorluk önüne koyduysa arkasından muhakkak bir kolaylık gelecek. Ümidini kesme. O zorluk seni yıkıntıya götürmesin.
Yine ayeti kerime, Talak ayet dört: ‘Kim Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirir de itaatsizlikten sakınırsa Allah da ona işlerinde kolaylık ihsan eder.’ Bak, sen aşırılıktan uzak dur. Allah’ın emirlerini yerine getir, Allah sana yardım edecek. İşlerini senin ne yapacak? Sana kolaylık ihsan edecek. Allah vaat ediyor bunu: ‘Aşırılığa gitme. Zorlukla beraber kolaylık da vardır, kesinlikle zorlukla beraber kolaylık vardır.’ (İnşirah, ayet beş ve altı). O yüzden dinde aşırılığa gitmek İslam dininde, Muhammedilikte yok ve bu bizim dinimizin en önemli özelliklerinden birisidir.
Orta yol üzerinde olmak, aşırı gitmemek, aşırı olmamak ve orta yol üzerinde hak ve hakikate erişilir. Sufilik, orta yol üzerinde yürümektir. Sufilik, aşırıya gitmek değildir. Sufilik, namaza namaz katmak oruca oruç katmak değildir. Sufilik, dinde olmayanı varmış gibi göstermek değildir. O zaman ne yapacağız? Biz aşırıya gidenlerden olmayacağız. Yine hadisi şerif, Buhari’de: ‘Din kolaylıktır. Kim dini zorlaştırırsa mağlup olur.’ Yine Ahmet bin Hanbel’den: ‘Sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır.’ Sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır.
İmamı Hambel’den: ‘Kolay olanı tercih edin, zor olanı değil. Kolay olanı insanlara tavsiye edin zor olanı değil.’ Yine Buhari’den: ‘Peygamber sallallahü vesselleme Allah için dinlerin hangisi daha hayırlıdır, diye soruldu. O da cevaben kolaylık ve müsamaha dini olan Hanifliktir’ buyurdu. O zaman Hanif din neymiş? Kolaylık ve müsamahakâr davranmakmış. O kimse zayıf, oruç tutamayacak, ona müsamahakâr davran, o kimse hasta, onu yerine getiremeyecek, ona kolaylaştır. Ne diyor? Namaz kıldıran imama emrediyor, arkandaki yaşlıları, arkandaki emziklileri, çocukluları düşün diyor namaz kıldırırken.
Çok uzun ayet okumak takva değil. Namazı hafif kıldırmak takvadır. Takva kolaylaştırmaktır, aşırıya gitmek takva değildir. Aşırılaşmak takva değildir. Bu, din olanı. O zaman dünya olanın da orta yolunu seçelim. ‘İnsanoğlunun iki ova vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü de ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.’ (Buhari) Demek ki iki vadi dolusu malımız olsa iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü isteyecek insanoğlu. O zaman dünyada da aşırı gitmek yok.
Dünyada da aşırı derecede hırslanıp insanları ezmek yok. Biz marifet ehli olacaksa dinimizi de dünyamızı da aşırı isteklerden ve aşırılıktan temizleyeceğiz ve uzak tutacağız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dördüncü makam sabır ve kanaat dedik, kaldık. Ben geciktim bugün, o yüzden saat de on biri beş geçiyor, burda bırakayım. Önümüzdeki hafta inşallah ‘sabır ve kanat’den devam edelim inşallah. Rabbim cümlemizi, dinlediklerimizi yaşamaya yardım etsin. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun. Allah cümlenizden razı olsun inşallah. El-Fatiha maassalavat. Âmin. https://youtu.be/rFcuPbuLUhg
Kaynaklar ve Referanslar
- Ayet-i Kerime: Hepiniz Allah indinde fakirsi-
niz
- Ayet-i Kerime: Ameller, her haftanın pazartesi ve perşembe
günleri Allah
- Ayet-i Kerime: Takva sahipleri (dikkat edin buraya) bollukta ve darlıkta mallarını
Allah yolunda sarf ederler. Takva sahibi ne yapıyorm…
- Ayet-i Kerime: Allah sizin için kolaylık diler, zor-
luk dilemez.
- Ayet-i Kerime: Allah size hem dünyanızda hem dininizde
kolaylık ister. Allah sizin üzerinizde zorluk istemez. Siz hem dininizi hem
de …
- Hadis-i Şerif: Silahını çekti, o karşıdaki kimse de silahını
çekene o ateş etmeden ateş etti, öldürdü onu. İlk eline silahını…
- Hadis-i Şerif: Kendisine
yapılmasını istemediğini bir başkasına da yapma. Sen kendine bir şey ya-
pılmasını istemiyorsan bir başkasına …
- Hadis-i Şerif: Size cennetlikleri bildireyim mi?
(Cevap veriyor):
- Hadis-i Şerif: cehennemlikleri haber
vereyim mi
Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Şeyh, Sabır, Kabz. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı