Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 430-434. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 430-434. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 2/53

Mesnevî-i Şerîf 430-434. Beyitler Şerhi Hakkında

430-434. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Gölgeden çık, gölge yüzünden bir güneş bul; padişah Tebrizli Şems’tir,

onun eteğine sarıl.”

Her şeyin gölgesi vardır. Şeyhin de gölgeleri vardır, peygamberin de gölgeleri vardır. Her şeyin bir gölgesi vardır. Hz. Mevlana da burada gölgeden çık, gölge yüzünden bir güneş bul, padişah Tebrizli Şems’tir, onun eteğine sarıl diyor. Demek ki şeyhin de gölgeleri var etrafında. Bu şeyhin gölgeleri kimdir? Zakirlerdir, çavuşlardır, nakiplerdir, nükebbalardır, baba dervişlerdir. Kendilerini entellektüel gören dervişlerdir. Etrafındaki böyle oluşan, kendi kendisini bir şey zannedenler vardır. Bunların hepsi de gölgedir yalnız bunlar seni şeyhe ulaştırır. Nasıl şeyhe ulaştırır? O der ki gel, burda bir üstat var. Ona intisab et. Ondan ders al. Onun vazifesi o kadardır ama bazen gaflete uğrayan, gaflete düşen dervişler ve zakirler, dervişler ve zakirler ikisi de dervişler nasıl? Gölgede kalırlar. O zakiri, çavuşu onlar gibi aktab kabul ederler. Böylece dervişten, onda kalır. Güneşe, yani Tebrizli Şems’e, ulaşamazlar. Bunu bir kısım zakiran, bir kısım nakiban, nükebba, bunu bilerek bilmeyerek bu hataya düşer. Benden şeyhe ulaşılır der, önce bende vuslat olacaksınız der, önce beni tanıyacaksınız der, önce benim elimi öpeceksiniz der. Aman yanımdan ayrılmayın der. Aman etrafından ayrılmayın der. Aman, benim yaptığım gibi yapın der. Allah rahmet eylesin, bir ağabeyimiz vardı bizim, Şeyh Efendi Hazretleri ile gittiydik oraya. Şeyh efendi oturun dedi. O abinin bir dervişi var orada, o böyle duruyor orada, abiye bakıyor, o otur derse oturacak. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi baktı ona, buraya direk lazım değil oğlum dedi. Buraya direk lazım değil yani otur,

herkese oturun demiş, o ayakta duruyor. O abi, açık verdi, gaflete düştü, ona döndü, otur dedi ona. O da tak oturdu. Gölge, gölge! Gölgede kaldı. O abi de gölge oldu. Gölge, gölgeye gölge oldu. O yüzden o gölge seni güneşe götürdüğü müddetçe, makbul. O gölge güneşe devşirdiği müddetçe makbul ama o gölge engelse Allah muhafaza eylesin. Ben perişan olanları gördüm. Beni sevmeniz lazım diyenleri gördüm. Perişan oldular! Bu sözüm dergahtaki bütün zakir, çavuş, nakip, nükebbaya. Bizde yok bunlar da isim olarak söylüyorum. Bizde hiçbir şey yok. Bizde ders yaptıran kardeşler var. Sözüm bu, ders yaptıran kardeşlere, ha nefsinize uyarsanız, perişan olursunuz. insanları kendi gölgenizde bekletmeyin.

Hz Mevlana diyor ki gölge seni güneşe götürmesi gerekir. Yürü diyor. Tebrizli Şems’in eteğine yapış. Bu sözüm bütün dervişana, şeyhi kim olursa olsun, eğer şeyhinizle sizin aranızda birisi perde ise ve sizi perdeliyorsa, yırtın o perdeyi. O perdeyi kendi ellerinizle yırtın. Eğer şeyhiniz sizinle görüşmeyecekse, gitsin dağda çobanlık yapsın, beş tane koyun verirlerse ona. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile edep ve adap dairesinde bütün sahabe onunla görüştü, konuştu istediği zaman. Namaz saati belliydi, namaz saatinden sonra otururlar Ashab-ı Resullah, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine soracaklarını sorarlardı. Onunla alakalı ayet-i kerime indi: ‘Kapıyı çalın, seslenin. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ses veriyorsa, içeri girin. Soracağınızı sorun, ses vermiyorsa rahatsız etmeyin.’ dendi. Bitti! Bütün dünya üzerindeki dervişlere sözüm. Şeyhiniz bir telefon kadar yakın değilse size, Sünnet i Resulullah’a aykırı. Siz gölgedesiniz, siz gölgedesiniz! Bütün dervişana sözüm. Şeyhinizden başka bir aktap kabul ediyorsanız, şeyhiniz odur sizin. Şeyhinizden başka bir kimseye bu noktada, bir kimseye, gönlünüz kaydıysa, şeyhiniz odur sizin. Bu kim olursa olsun. Eski yaşadığım dergahta ayakları kayan kardeşlerin ayakları buradan kaydı. Hataya buradan düştüler. Beni sevin demekten hataya düştüler. Etrafında toplanan derviş kardeşleri, kendi malları gibi gördüklerinden hataya düştüler. Etrafındaki toplanan derviş kardeşleri, kendi askeri gibi gördüklerinden hataya düştüler. Derviş kardeşler herhangi bir kimseyi, herhangi bir kimseyi şeyhinden başka attap kabul ettikleri için yanıp perişan oldular.

Gölgeden çık, gölgeden çık! Senin başında ders yaptıran bir ağabey var, ona dahi saygısızlık etme. Saygıda kusur etme. Onu görmemezlikten gelme. Onu hiçe saymazdan gelme. O senden önce gelmiş, tecrübeli, bilgili. Onun tecrübesinden faydalan, onun bilgisinden faydalan, onun edebinden, adabından faydalan. Onu da es geçme. Hiyerarşiyi bozma ama onu da kendine aktap kabul etme. Etme! Çok kardeş gördüm ben. Şeyh efendi orda, işte şunu şöyle yapın der, ondan sonra, adam zakirine bakar, başındaki çavuşuna bakar

veya şeyh efendi bir şey söyler orda. işte Mustafa Efendi, şunu şöyle yaptır oğlum der, ben derim, giderim arkadaşlar bunu böyle yapın. Bizim zakirimizin haberi var mı? iyi oğlum, sen yapma, çekil. Yapacak olan kim var? Gel sen yap. Ha o da yapmıyor. Hiç, benim tarzım bellidir. Ben öyle çok zamandır Bursa’dan arkadaş isterdim. Cafer’e kaldırırdım, telefonu, Cafer, yarın burda bir iş var. Beş kişi al gel. Bu kadar basit. Biz konyaya ev döşeyeceğiz o zaman, ev şeyapacağız, benim o arkadaşlar gelmiş. Bir de hizmet etmeye gelmişler. Şunu şöyle yapın, bunu böyle.. Nuri hocanın haberi var mı? Lan başlarım sizin Nuri hocanıza da size de dedim. Çekilin gidin şurdan hepinizden de. Hepsi de gitti. Cafer’e telefon açtım. Cafer, yanına dört beş kişi al gel buraya dedim ben. Güldür güldür güldür… Cafer ertesi gün hemen sabahtan geldiler. Evi tuttuk, düzenledik. Haydi bir araba daha, burdan eşyaları getirdik. Biz döşüyoruz, yapıyoruz biz. Sonradan birisi geliyor, ben kovuyorum. Girin kardeşim, bakın işinize. Biz hallediyoruz. Yoktur böyle bir şey edep de adapta. Böyle bir şey olmaz. Gölge! Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki gölgeden çık. Gölge yüzünden bir güneş bul. Bak vesile o sana sadece. Vesile ve padişah Tebrizli Şems’tir, onun eteğine sarıl. Hz. Mevlana’ daki inceliğe bak. Kendi nefsini dahi koymuyor orta yere. Padişah Tebrizli Şems’tir diyor. Mesneviyi yazdığında Şemseddin i Tebrizi hazretleri vefat etmiş. Vefatından sonra ama şeyhine olan inceliğe bak. Şeyhine olan işarete bak. Kendi benliğini koymuyor orta yere. Mahlas kullanıyor. Sen onun eteğine yapış. Şemseddin i Tebrizi var mı? Yok. Ha zaman onun vazifesini yerine getirenin eteğine yapış. Başka bir kimseyi kendine aktap kabul etme.

“Bu düğüne, bu geline varacak yolu bilmiyorsan, Allah ışığı Hüsamet-

Sen yol yordam bilmiyorsan, bu işi bilmiyorsan, Hüsamettin Çelebi kim? Hz. Mevlana’nın halifesi, aynı zamanda Şemseddin-i Tebrizî hazretlerinin de halifesi. Hüsamettin Çelebi, asıl Şemseddin-i Tebrizî hazretlerinin dervişidir. Daha gençtir, onun dervişliğinde. Gençtir daha. Genç olmasına rağmen, çok atak, çok dirayetli, çok maneviyatlı, çok ehil bir kimsedir. Kumaşı temizdir. Harika bir kumaşı vardır. Zaten Hazret i Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretlerinden sonra da posta oturan Hüsamettin Çelebi’dir. Ondan sonra Sultan Velet oturur. Sultan Veled de Şemsettin i Tebrizi hazretlerinin dervişidir, dikkat edin ve Hz. Mevlana bir incelik daha yapıyor. Eğer sen diyor bu güneşi bulabilecek bilgi beceriye sahip değilsen, yol yordam bilmiyorsan, bunu Hüsamettin’e sor yani halifeye sor. Hüsamettin Çelebi, Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin halifesi. Yani nakib i nükebbası veyahut da zakiri. Orda ders yaptıranı. O zaman sen yolu yordamı

ona sor. De ki ben şeyhi nasıl bulurum, ben ona nasıl ulaşırım. Ne zaman namaza çıkar, ne zaman ben onunla sohbet edebilirim, bunu ona sor. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri Allah’a ibadetle alakalı diyor ki benden öğrenin nasıl ibadet edileceğini. Sen Allah’a kendi kafandan ibadet edemezsin. Kendi kafana göre ibadet edemezsin. Yeni bir ibadet oluşturamazsın. Üniversiteye girme namazı icat edemezsin sen. Üniversiteye girme orucu icat edemezsin sen yapamazsın. Bunu yapmaya muktedir değilsin. ibadetleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soracaksın.

“Yolda haset gelir çatar de gırtlağına yapışırsa bil ki bu hasrette şey-

tanın azgınlığı var.”

Yolda en büyük, en büyük, dervişin yoluna bıçak vuran, dervişin yoluna balyoz vuran, bir yolda yürüyen insanın yolunu engelleyen, tıkayan şey, yol kardeşlerine haset etmen, kıskanman, gıpta değil, haset etmen. o nasıl yakın olabilir, o nasıl böyle olabilir, o rüya görür de ben nasıl göremem, onun görmemesi lazım, onun olmaması lazım. Bu olmaması lazım. Haset, insanlığı içinden kemiren en büyük şeytani ateştir. Bu kim ya, bu arabaya binecek. Bu kim ya, bu eve sahip olacak. Bu kim ya, dergahta bu konuma gelecek. Bu kim ya sema edecek. Bu kim ya, bize ders yaptıracak. Bu kim ya, bize öğüt veriyor böyle…Haset! Allah kime verirse, hesapsız verir. Allah verdiklerinden sorumlu değil. Cenab ı Hak birisine ilim verir, verir! Sen sorarsın o cevap verir. Sen sorarsın, o cevap verir. Sen bütün kitapları yutmuşsundur, iki kelimeyi bir araya getiremezsin ama öbürküne sor sabaha kadar, sabaha kadar sana cevap versin. Allah kime ilim verdiyse vermiş. Sen bir şeyi beş sefer okur, ezberleyemezsin, o bakar ezberler. Allah vermiş. Birisi de çok çalışmış, vermiş Cenab ı Hak, bu da hak. Bu yol da hak. O çalışmış, gecesini gündüzüne katmış, çalışmış, Allah da vermiş ona. Ne haset ediyorsun, sen de çalış senin de olsun. Yolda bir tehlike var demek? Yoldaki tehlike ne? Haset. Haset! Haset kurutur insanı. Haset insanı deli danalar gibi bağıttırır.

“Çünkü o haset yüzünden, Ahmed’i ayıplı, kusurlu görüp utanır; ha-

set yüzünden, kutlulukla savaşa girişir.”

O hased eder, yoldaki hastalık odur. Haset; bende yok, onda da olmasın, onda var, nasıl onun da olur. Onda olmaması lazım. Hani Allah birisine, bir ilim verir. Hased eden der ki o nasıl bu ilme sahip olabilir? Allah birisine lütfeder. O der ki ya bu nasıl o buna sahip olabilir. Bunda olmaması lazım. Hased etmektir bu. Bu adam evlendi mi ya, bu adam evlendiyse herkes evlenir. Ya bu evlenebilir mi bu adam ya. Haset! Bu kız nasıl evlendi ya! Bu kızın evlenmemesi lazım. Haset! Ya senin nasıl evin olabilir, senin evinin olmaması lazım. Haset! Ya senin nasıl araban olabilir ya, olmaması lazım. Haset! Ya sen nasıl rüya görürsün kardeşim ya sen benim gibi amel

işlemiyorsun, namaz kılmıyorsun benim gibi, dosdoğru Allah’ı zikretmiyorsun, rüya görüyorsun. Yalan söylüyorsun sen. Haset! O kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini göremez. Haset! Yolda en büyük tehlike hasettir. Bu haset yüzünden Ebu Cehil dedi ki Peygamber olunacak olsaydı, peygamberlik birine verilecek olsaydı bana verilmesi lazımdı. Bu yetime, öksüze, fukaraya, peygamberlik mi gelir. Haset! Ya o nasıl peygamber olur, bizim gibi yiyor içiyor, uyuyor bizim gibi evleniyor, Allah Madem bir melek gönderseydi ya, bula bula bu yeti mi mi buldu. Haset! işte insanları yakıp bitiren, helak eden hasettir. insanları perperişan eden hasettir. Haset insanı kurutur. iliğini kemiğini götürür. Toplumu bozar. Aileleri bozar. Yolu bozar. Yoldaki insanları bozar. Fitne çıkarır. Hasetlenen insanlar kibirli insanlardır. Kibirliler hasetlenir. Gönlünce zerrece kibir bulunan da asla cennete giremez. Hasetin sebebi kibirdir. işte Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri diyor ki haset yüzünden diyor Hazreti Peygamber’de hata kusur gösterir sana. Haset, haset eden adamında hata kusur aratır. Haset eden şeyhde hata aratır. Haset eden zakirde haset aratır. Haset eder, bir ilim erbabı, bir esnaf erbaptan hata aratır. Tenekeci, bakar başında haset eder, bu nasıl ya ben bile kıvırırım bunu der, tenekeciliği teneke kıvırmaktan ibaret zanneden. Hased eder, bir teneke kıvırıyor, bu kadar para alıyor, bu kadar işi oldu der. Haset eder. Haset insanı Allah muhafaza eylesin yerle yeksan eder. Toplumun içerisinde de ne olur? insanın yeri olmaz.

“Yolda bundan daha sarp bir geçit yoktur; ne mutlu o kişiye ki yol-

daşı haset değil.”

Demek ki yolda bundan daha diyor sarp bir geçit yoktur. Hasret etme. Etrafında var olanlardan sen kalkıp da onları alaşağı etmek için uğraşma. Kimseye haset etme. De ki Yarabbi daha fazlasını ver onlara. Dua et. Birine haset ettiniz. Deki Yarabbi, ona lütfundan ver. Ya Rabbi ona ikramından ver. Yarabbi ona ihsanından ver. Dua edin, haset etmeyin! Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta burdan devam edeceğiz.

El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı