Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 746-749. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 746-749. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 52/53

Mesnevî-i Şerîf 746-749. Beyitler Şerhi Hakkında

746-749. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Bu tatlı suyla tuzlu su damar damardır. Halk arasında sur üfürülünceye dek birbirine karışmadan böylece gider durur. İyilere tatlı su Miras kaldı. O ne mirasıdır? Kâinat, ‘evrensel kitap’ mirasıdır. Dikkat edersen görür anlarsın ki taliplerin dileği, peygamberlik cevherinin şuleleridir, o şuleleri ilerler. Şuleler mücevherlere tâbi olarak parıldar ve dönerler. Şule nereden çıkıyorsa, madeni neredeyse oraya gider.”

Cenabı Hak Adem’i var ettiğinden itibaren, iyilerle kötülerin arasında mücadele başladı. Adem’in ilk çocukları büyüyüp Habil ile Kabil’ in arasında problem çıkınca damar damar ayrıştı. Damar damar, iyiler bir damar oldu, kötüler de bir damar oldu. iyiler, geriye iyiliklerini miras bıraktılar, kötüler de geriye kötülüklerini miras bıraktılar. Kötülüğü simgeleyen insanlar olduğu gibi iyiliği ve iyileri de simgeleyen insanlar oldu ve Cenab ı Hak, her ikisini de bu dünya denilen, bu mihnethaneye gönderdi ve her ikisi de iyiler de kötüler de birbirlerinin içerisinde karışık yaşarken, amelleriyle birbirlerinden ayrıştırırlar. Hani Rahman Suresi, ayet 19-20: ‘iki denizi birbirine kavuşmak üzere salı vermiştir. Aralarında bir engel vardır.’ Birbirlerine girişip karışmıyorlar. iyiliğin asla kötülük içine girip karışmaz. Kötülüğün içerisine de iyilik karışmaz. Bir kimse örneğin kötü ise o kötü olan o kimseden kötülük sudur eder.iyi ise o kimseden de iyilik sudur eder. Kötü bir kimseden zaman zaman iyilik sudur ediyormuş gibi görünür kötü bir kimseden ama o aldatıcı fecir gibidir. Hani o böyle güneş doğuyormuş gibi görünür ya aldatıcı fecirdir o, bu da onun gibi bir şeyler. O kimse çünkü tam

manasıyla tövbe edip iyiler safına katılmadığı müddetçe, ondan kötülükler hep südur edecek. Bir de miras gibidir bu kötülük ve iyilik.

Eğer bir kimse tövbe ederse, geri dönerse o kimse iyilik mirası bırakacak ama tövbe etmez, geri dönmezse o kimse kötülük mirası bırakacak. Ya o kötünün elindekini alacaksın, onu tanzim ve tamir edip iyiye sevk edeceksin ya da o kimse miras olarak hep kötülük bırakaraktan gidecek. Bu iyiler ve kötüler kıyamet kopuncaya kadar birbirlerine hiç karışmayacaklar. Birbirlerinin içine girmeyecekler ama biz bunlara baktığımızda dışarı çıkacağız, toplumu analiz ederken, bakarken insanların kendi içerisinde hayatı yaşadıklarını göreceğiz. iyisi de o toplumun içerisinde yaşayacak kötüsü de o toplumun içerisinde yaşayacak ama asla birbirlerine karışmayacaklar. iyi ile kötünün birbiriyle dost olması mümkün değildir. iyi bir insanla, kötü bir insanla, kötü bir insanla dost olması da mümkün değildir. iyinin anlaşabileceği ancak iyidir, kötünün de anlaşabileceği ancak kötüdür. iyinin kötü ile anlaşması mümkün değildir. iyinin kötü ile dost olması da mümkün değiller. Bir kötünün iyi ile dost olması da mümkün değildir. Ya o kimse iyilik elbisesini çıkaracak, kötülük elbisesini giyecek, o kötü ile beraber arkadaşlık edecek, ya da o kimse kötülük elbisesini çıkaracak iyilik elbisesini giyecek, o iyi, iyi ile arkadaşlık kuracak. Bunun ortası yoktur hiç. Bir kimse bir amel işlerken bir fiiliyat yaparken ya şeytanidir ya rahmanidir. Ortası yoktur. Bir iş yapıyorsun, yapmış olduğun o iş ya şeytanidir ya Rahmanidir. Ortası yoktur hiç. Ya iyilik yapmışsındır, ya kötülük yapmışsındır. Ortası yoktur hiç. Fiiliyat olarak, amel olarak söylüyorum. Bir insandan iyilik de sudur eder, kötülük de sudur eder ama o kimse iyi ise kendisinden bir kötülük sudur ettiğinde o kötülüğe tövbe edip geri döner. O kimse iyiyse. iyiler, kendilerinden bir kötülük sudur ettiğinde dönüp tövbe edip bir daha o kötülüğü yapmamaya gayret gösterirler. O iyidir. Kötüler ise yapmış olduğu kötülüklerden pişman olmayan, nedamet getirmeyen, o kötülüğe devam eden insanlardır. Onlar o kötülükten tat alırlar. O kötülükten lezzet alırlar. O kötülükten beslenirler çünkü onların damarlarında kötülük dolaşır.

Bir kimsenin damarında dedikodu dolaşıyor, onu durdurmak çok zordur. O kimse kendi kendine tövbe edip kendisini terbiye etmesi lazım. Kendi kendine tövbe edip kendisini terbiye etmezse o döner dolaşır cümleyi bitirirken tak dedikodu yapar yine, anında. Bu böyle bir mücadele edilmezse, böyle bir hastalıktır bu. O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri nefisle cihat en büyük cihattır demiş. Çünkü insan nefsi bu manada terbiye edilmezse her daim kötülüğe meyledendir. Kötülüğe meyleder. insanın nefsi iyiliğe meyletmez, kötülüğe kanat çırpar hep, kötülüğe doğru gider. Allah muhafaza eylesin. Yine Furkan, ayet 53: ‘iki denizi birbirine

salıveren de odur. işte şu susuzluğu gideren tatlısu diğeri de tuzlu ve acı bir sudur. Aralarındaysa Allah birbirlerinin sınırlarını aşmaktan alıkoyan bir engel koymuştur.’ Furkan 53: iyi su, yani iyilikler ve iyiler insanların susuzluğunu gideren bir su gibidir. iyi insan, insanların ihtiyaçlarını gören, insanlara yardımcı olan, insanlara merhamet eden, insanların yardımına koşan, insanların içerisinde hafif bir insan olan, burdaki hafiflikten kastım ahlaki hafiflik değil. Yani insanlara ağırlık olmayan, insanlara zulmetmeyen, misafiri ağır, ağırlaması ağır, etrafına zulmeden, etrafına laf söyleyen kimse değil. Ahlakı bu manada ince ahlak sahibi. Bu iyi insanlar ve iyilerin iyilikleri, susuzluğu gideren su gibidir. Susuzluğu gideren su gibidir. insanlar o iyileri görünce gönülleri ferahlar. iyilik görünce nasıl insanın gönlü ferahlıyorsa, iyi insanları gördüğü zaman da insanın gönlü ferahlatan. içi onların bir hoş olur iyi insanları görünce.

Bir kimse kötü insanı görünce içi daralır. Kötülüğe maruz kalınca bir insanın içi daralır. Kötü ve kötülükten insanın ağzının tadını acıya çevirenlerdir. Gönlünü acılara boğan insanlardır. Kötü bir insan etrafının gönüllerini acıya boğar. Kötü bir insan dilinden kötülük çıkan, gözünden kötülük çıkan, elinden ayağından kötülük çıkan, vücudundan kötülük çıkan bir kimse, Allah muhafaza eylesin, şeytanın yeryüzünde iki ayaklı temsilcisi gibidir. Etrafa acı verir onlar. Hiç kötü bir insandan tatlılık bekleme. Dili kötü, gözü kötü, kulağı kötü, eli kötü, eli kötü, ayağı kötü, bedeni kötü, kalbi kötü bir kimseden iyilik beklemek taştan gözyaşı beklemek gibidir ama insanlar öyle bir noktada ki kötü, kötüyü seviyor. Zannediyorlar ki kötüler bir araya toplandıklarında, kötüler çoğunlukta olduğundan, kendilerini iyi zannediyorlar. Yani bakıyorsunuz kötüler halbuki, kötüler birbirlerini bulmuşlar, kötüler kol kola dolaşıyorlar. Kötüler kuvvetli, kötüler arsız, arsız! Kötülerin arsızlığından iyiler sinmiş. Kötüler çirkef. iyilir, o kötülerin arsızlığından ve çirkinliğinden sinmiş vaziyetteler. iyiler, iman ettikleri için kuvvetli olduklarının farkında değiller. iyiler, iyiliklerini haykıramıyorlar. iyiler, iyiliklerini göstermiyorlar. iyiler kötülere karşı mücadele edemiyorlar ve böylece iyiler, farkında değiller, kötülere yardımcı oluyorlar.

Yani bizde şöyle bir anlayış var ya bir şey yapamadı! Bir şey yapamamak, kötülüğe alkış tutmaktır. Bir şey yapamamak, bir şey yapmamak, kötülüğe destek olmaktır. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ki bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Şu anda Ümmet i Muhammed genel itibarıyla imanın en zayıf noktasında. Sebep? Kötülere karşı tek vücut olup, haykıramıyor. Harama karşı haykıramıyor, zülme haykıramıyor.

Zulme haykıramıyor! insanlara acılık veren, insanları hüsrana boğan, insanları mutsuz eden, insanları birbirine düşüren kötülüklerle mücadele etmekte Ümmeti Muhammed zayıf. Ümmeti Muhammed bununla mücadele etmeyi göze almadığı müddetçe, çocuklarına iyi bir dünya bırakacağını düşünmesinler. Yani susmak, kötülükle mücadele etmemek, dolaylı bir şekilde kötülüğü desteklemektir. Senin yanında iyi bir kimsenin dedikodusu yapıldığında onu susturmuyorsan, onunla berabersin. Senin yanında, senin etrafında, kötülük yapılırken, onunla mücadele etmiyorsan, aslında sen onu destekliyorsun. Gizli destekçisin.

Oruçlusun, sigara içilen ortama gidip de ordaki sigara dumanından faydalanmaya çalışıyorsun. Oruçlusun, sigara başına vurmuş ya senin, oruçlu bir kimsenin gidip sigara içilen bir kahvehanenin içerisine gelip orda duman altı olmayı hedeflemesi gibidir iyilerin, kötülerin yanında yalakalık yapması. iyi, kötünün yanında yalakalık yapmaz. iyi, kötünün kötülüğüne ortak olmaz. iyi, kötü ile mücadele eden insandır. iyi, kötünün kötülüğüne sessiz kalan değildir. Biz de bu böyle değil. Kötülüğü yapan, eşimizse, annemizse, babamızsa, kocamızsa,karımızsa, çocuğumuzsa, nemal andığımız bir yerse, biz susuyoruz, seslenmiyoruz. Senin çocuğun çünkü o ya! Başkasının çocuğu yapınca gözüne görünüyor, kendi çocuğun kötülük yaptı gözüne görünmüyor, gelin sana kötülük yapınca gözüne görünüyor, kızın sana kötülük yapınca gözüne görünmüyor, damadın sana kötülük yapınca gözüne görünüyor, oğlun sana kötülük yapınca gözüne görünmüyor! Adaletsizsin evet adaletsizsin, iyi insan değilsin! Kötülüğün hepsine karşı çık, kötülüğün hepsine karşı çık, kötülükle mücadele et ve arkana kötü bir miras bırakma. Yanında hiç kimsenin kalmayacağını bilsen dahi iyi ol ve iyilik yap. Doğru ol. Adaletli ol. Seni kimse sevmeyebilir, sen iyiliğine devam et, sen doğruyu nasihat etmeye devam et, iyi insanlardan ol. Allah muhafaza eylesin. Fatır Suresi ayet 12’ iki deniz birbirine eşit olmaz bu tatlıdır susuzluğu keser. içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur acıdır.’

iyi insanla kötü insan bir olur mu? iyi de kötü de aynı şekilde sevilir mi? Ay biz çakralarımızı açtık, iyiyi de seviyoruz kötüyü de seviyoruz’ Gel bakayım sen benim yanıma. Sen nereye kötüyü seviyorsun? Kötüyü sevmek küfürdür. Sen küfür çakranı açmışsın. Bizim sufi anlayışımıza göre biz kötü de seviyoruz. Kötüyü sevemezsin kardeşim. Kötüyü sevmek imansızlıktır, kötüyü nereye seviyorsun sen! E bize hocamız böyle öğretti. Senin hocan da. yanlış, sen de yanlışsın. Kötü sevilmez, kötü kötüdür. iyi sevilir. iyiler sevilir, kötü desteklenmez, iyi desteklenir. Kötüyle arkadaşlık yapılmaz, dostluk yapılmaz. iyi ile dostluk ve arkadaşlık yapılır. Itırcı dükkanına giden ıtır kokar, demirci dükkanına giden is kokar dedi Hz. Peygamber sallallahü ve

sellem . Sen bahar çiçekleri gibi gönlü olan bir kimseyi seversen, bahar kokusu alırsın. Gönlünde kötülükleri dolaştıran bir kimseyi seversen, senin gönlün çıfıt çarşısı olur. Sen kötülükler, etrafa kötülük saçan bir kimseyi seversen, senin gönlün necis çukuru olur. Başka bir şey olmaz. Allah muhafaza eylesin. Kötü bir kimseyi seven kimse kötünün yaptığı amellerden de üzerine alır, iyiyi seven kimse de iyinin amellerinden üzerine alır. Sen sevdiğin kimseye dikkat et. Bizim sufi anlayışım, biz iyi de severiz, kötüyü de severiz değildir. Biz iyiyi severiz, kötü ve kötülüklerle mücadele ederiz. Kötü ve kötülüklerle mücadele ederiz. Kötü ve kötülüklerle mücadele etmek en büyük cihattır. imanın kemalidir. Kötü ve kötülüklerle mücadele etmek. Allah muhafaza eylesin.

Neml ayet 61: ‘Yoksa yeryüzünü yaşamaya elverişli hale yaratan, içinde ırmaklar kılan, oraya sabit dağlar yerleştiren ve iki denizin arasına engel koyan mı Allah’la beraber başka bir ilah mı var. Hayır, doğrusu onların çoğu gerçeği bilmezler.’ O zaman yeryüzünü yaşamaya elverişli kılan, yeryüzünü yaşanabilir hale getiren iyi insanlardır. iyiliklerdir. iyi insanlar ve iyilikleri yeryüzünü yaşanılır hale getirir. Kötüler ve onların kötülükleri yeryüzünü yaşanır hale getirmezler. O yüzden kötü ve kötülüklerden uzak durup kötü ve kötülüklerle mücadele etmek farzdır. Arkadaşlarınız iyi insanlardan olsun, dostlarınız iyi insanlardan olsun, gidin iyilerle arkadaşlık yapın, gidin dostluklarınızı iyilik yapanlarla kurun. iyi insanların yanında bulunmaya gayret edin. Ağzından şer çıkan, gözünden şer çıkan, dilinden, kulağından, azalarından şer çıkan insanlarla, onlara iyi olmaları için nasihat edin. Onlara iyi olmaları için onları bu noktada tebliğ edin. Kötüler, ancak tebliğ edilmek için, nasihat edilmek için, onlarla ilişkiye girilir. Onlarla dostluk kurmak için değil. Bir insanın dostu, arkadaşı, kardeşi, iyi insanlardan olacak. Kendinize iyi insanları arkadaş ve dost edinin. Kendinize kötülerden arkadaş ve dost edinmeyin. Kötülere nasihat edin. Onlara tebliğ edin. Allah bizi onlardan eylesin.

iyilere tatlısu miras kaldı. O ne mirasıdır? Evrensel kitap mirası. Yani Kur’an. Fatır Suresi ayet 32: ‘Sonra biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Kitabı seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendine zulmeder, kimi orta yolu tutar, kimi de Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçer. işte bu Allah’ın büyük lütfudur. Bu kitabı miras bırakılanların kimisi ne yapıyor kendisine zulmediyor, kitaba uymuyor kitabın emrettiği gibi yaşamıyor. Bunlar kimler? Bunlar ben Müslümanım deyip de dinini yaşamayaninsanlar. Bunlar iman ettik değip gereğini yerine getirmeyen kimseler. Bunlar kendi nefislerine, yani kendilerine zulmediyorlar. Bunlara Allah zulmetmiyor. Allah hiçbir kuluna zulmetmez. Cenabı Hak yarattığı hiçbir

varlığa zulmetmez. Allah Kur’an’ı ve sünneti insanlara miras olarak bıraktı. Kime? iman edene. Bir kimse iman etti, Eşhedü Enla ilahe illallah Ve Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu dedi, o kimse imanının gereğini yerine getirecek. O kimse Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resulu dedi, iman etti. iman ne? Allah’a Allah’ın varlığına, Allah’ın birliğine iman etmek, inanmak, görmediği Allah’ın var olduğuna inanmak, onun yine görmediği meleklerinin varlığına iman etmek ve o meleklerin bir peygambere peygamberlik tebliğ ettiğine iman etmek.O peygamber, Adem’den Muhammed-i Mustafa’ya kadar bütün peygamberlerin, sallallahü ve sellem ‘e kadar, bütün peygamberlerin peygamberliklerine iman etmek ve Müslümanız, Hazreti Muhammed i Mustafa’nın, Cenabı Hakk’ın peygamberi olduğuna, nebisi olduğuna iman etmek. indirilen Kur’ana iman etmek ve Adem’den itibaren hangi peygambere ne emir ve kitap indirildi ise hepsine de iman etmek, hepsine de! Peygamberin peygamberliğine iman ettin, Adem’den itibaren aynı zamanda bütün gönderilmiş ismini bildiğin bilmediğinn bütün peygamberlere iman ettin. Kuran’ın ilahi bir kitap olduğuna iman ettin, Adem’den itibaren Peygamberlere indirilen bütün kitaplara da iman ettin. Ölüme, gözünün önünde ya, öldükten sonra kabir hayatına, ondan sonra hesaba çekilmeye, yeniden mahşerde diriltilip, yeniden mahşerde diriltilip hesaba çekilmeye, hesaptan sonra ama cennete ama cehenneme gidilmeye.

Şimdi Mustafa islamoğlu var ya, kadere iman etmeyi taca çıkarıyor ya! Kadere iman etmeyi taca çıkarıyor. Kabir azabını taca çıkarıyorlar. Mahşerde yeniden dirilmeyi, orasını burasını kırpıp oynatıp taca çıkarmaya çalışıyorlar. Bunlar dini reformist düşüncelerle güncelleyeceğiz diye uğraşan ahmaklar grubu. Bunlar akılları beş para etmez aptallar grubu. Bunlar dinlerini, imanlarını ingiliz Sarayı’na satmış, ingiliz uşağı bunlar. Hadislerin orasını burasını kırpıp hadislerin üzerinde şüphe arz etmeye çalışanlar, Sünnet i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin orasını burasını kırpıp Sünnet i Resulullah’ın üzerine şüphe arz etmeye çalışan, bunlar direkt ingiliz gavurunun, Yahudi, israil gavurunun Amerikan cıa gavurunun yetiştirip islam ülkelerinin içerisini hususi, ama şeyh adı altında ama alim adı altında ama ne bileyim işte bilim adamı adı altında ama bilmem ne profesörü adı altında Müslüman ülkelerindeki islami uyanışı, islami direnişi ve dirilişi ifsad etmek için Müslümanların arasında birliğin, beraberliğin korunmasını, kurulmasını ifsad etmek için özel karanlık dehlizlerde ve mahfellerde hazırlanmış karanlık kimseler bunlar. Bunlar böyle meşhur olmak için söylenen sözler değil. Bunlar vatan haini. Bunlar din haini. Bunlar Allah kitap haini. Bunlar millet haini. Hain bunlar. O yüzden bir televizyonda

birisi çıkarıyor kaderi inkar ediyor, birisi başka televizyonda çıkarıyor kabir azabını inkar ediyor, birisi başka bir televizyonda çıkıyor mahşeri inkar ediyor, birisi başka bir televizyonda çıkıyor hesabı kitabı başka türlü anlatmaya çalışıyor, kırpmaya çalışıyor. Bunlar böyle mısır patlaması gibi. Ordan burdan insanlar ne tarafa döneceğine şaşkın zaten, şaşırmış vaziyette insanlar. Bir bakıyorsun adam cübbeli sarıklı, öbürkü kravatlı, takım elbiseli, kocaa televizyona çıkmış, bir bakıyorsun öbürkünün yanında yok milletvekili var, yok siyasi bir parti var, yok bilmem kimin yanında bilmem kim var, oooo kocaman bir tarikat müntesibi…

Bunlar özel kurgu bunların hepsi de, özel. Bunların hepsi de özel yetiştirilme. Bunların adı Muhammed olabilir, adı Abdullah olabilir, adı böyle islami isimler olabilir, evet, bunların dışı yeşil türbe içi estağfurullah tövbe, bunların. Yani imanı anlatırken düşünebiliyor musunuz artık böyle şerrin Allah’tan geldiğine kadere..böyle bunla bırakamıyoruz bunu. Sebep? Adamın adı profesör. Adam çıkıyor, kadere iman yoktur diyor. Adamın adı Profesör, adam çıkıyor kabir azabı yok, nerden çıkardınız bunu diyor. Adam profesör veyahut da değil. Mahşerde yeniden dirilme olmayacak diyor. Ne alakası var, öldün bitti diyor. Adam cennet cehennem bu dünyada dedi mi küfür ehli o kimse. Bize hoş geliyor, aaa cennet cehennem burdaymış ya! Yani sen iyilik yap cennetin burda! Ha dünya! Cennet cehennem bu dünyada diyen küfür ehli. Tecdidi iman tecdidi nikah gerekli ona. Mahşerden sonraki cehennem cennet algısını yok etmeye çalışıyor. Küfür ehli. Bu manada söylüyor çünkü. Bunlar imanlarını insanların zedeliyorlar. Zedeliyorlar. Farkında değil Müslümanlar bunun. Koca koca alimim diyen, şeyhim diyen, dervişim diyen müftüyüm diyen, profesörüm diyen, bunlar kocaman insanlar Türkiye’de. Bunlar Saros’tan alıyorlar maaşlarını. Bir dernek kuruyorsun oraya bilmem ne derneği diye, Saros geliyor o derneğe para yatırıyor. Siz Türkiye’deki hangi derneklerin Saros’tan nemalandığını bilen var mı? Yok. Türkiye’deki hangi derneklere Avrupa Birliği para veriyor? Ne kadarı biliniyor? Var mı bilen? Yok. Türkiye’deki hangi dernekler, hangi vakıflar Avrupa’dan, Amerika’dan, Fransa’dan, ingiltere’den, Mossad’dan ne kadar yardım alıyor? Bunları devletin araştırıp ortaya ve çıkarması lazım. Bunu, bu vatanını seven, bu milleti seven savcılar hakimler bunları araştırması lazım. Hangi profesörler bu derneklerden nemalanıyor? Hangi profesörlerin kitapları, bu uyduruk kitapları, bu deforme eden, dini deforme eden, bu uyduruk adamların uydurup kitapları, hangi kitabevlerinde, basımevlerinde basılıyor? Basımevleri bunlara ne kadar para veriyor? Bu paraların ne kadarı faturalı, ne kadarı faturasız? Ne kadarı resmi, ne kadarı gayri resmi? Resmi olarak ne kadarı satılıyor? Bu uyduruk, bu deformevi arkadaşların,

deformeyi bu hayinlerin kitapları, ortaokullarda, liselerde ne kadar bedava dağıtılıyor? Hangi adreslere bedava dağıtılıyor?

Evet, incelenmesi lazım. Evet, iman etmek. Hani diyor ya ayeti kerimede ‘kendilerine zulmederler.’ iman etti, imanı bu şekilde. Hani Cebrail Aleyhisselam geldi ya, imandan sonra islam nedir dedi. islam nedir deyince ne dedik, eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu demek. Ondan sonra namaz kılmak. Ondan sonra oruç tutmak. Ondan sonra hacca gitmek. Ondan sonra zekat vermek. islam bu, beş ana hattıyla. Namazını kıl kardeşim. Namazını kıl. Hangi şartlarda olursan ol, namazını kıl. Hangi şartlarda olursan ol, sağlığın elveriyorsa orucunu tut. Hangi şartlarda olursan ol yol bulabiliyorsan haccına git. Haccına git. Öyle o uyduruk kafalıların Araplara para yedirmeye gidiyorsunuz lafına bakma. Haccını git. Sen Los Angeles’ta kumar oynamaya giderken, elin conisine para yediriyorsun diyen var mı? Sen Paris’e giderken, italya’ya giderken, Yunan adalarına giderken, elin gavuruna para yediyorsun diyen var mı? Hiç çıktı mı televizyona bir tane adam, siz elin gavurlarına para yedirmeye gidiyorsunuz buralara tatillere giderekten diyerek eleştirildiğini gördünüz mü? Ama Müslümanları eleştirmek kolay! Çıkarsın televizyona, siz Arapları para yedirmeye gidiyorsunuz oraya dersin, hiç kimse de sana bir şey söylemez. Meşhur olursun memlekette, meşhur olursun ama hatayla kazayla Avrupa’ya, Amerika’ya, bilmem hangi adalara, bilmem hangi çıplaklar kampına tatile gidenler, ordaki gavurcuklara para yedirmeye gidiyor dersen, Türkiye’de seni çarmıha gererler. Evet, ama hakedenlere at gitsin! Bir sefer gi deceksin hacca, sen kaç sefer gittin tatile? Ben her yaz Antalya’ya tatile giderim demesini biliyorsun, ben her yaz Bahama adalarına tatile giderim demesini biliyorsun. Bilmem balayı için bilmem hangi adalarda bilmem kaç şeyli otellere gitmesini biliyorsun. Onlara hadi bir laf söyle! Hadi söyle. Sana insan özgürlüğünden tut, seyahat özgürlüğünden tut her şeyden, bir de irticacı damgası ne olursan ol vursun göndersin seni.

Evet! Yol bulabilen, hacca gidecek. Yol bulabilen. Hac Parası olan bir kimseye farz. ‘Cebinde hac parası olduğu halde, hacca gitmezse o kimsenin Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesinde bir beis yoktur’ Hadisi Şerif. Bitti!Yol bul, git. Hiçbir şey bilmiyorsan al pasaportunu eline giy ihramı yola çık yayan. Yoldan geri çevirsinler seni. Nereye gidiyorsun, havva de. De! Geri çevirsin seni. Sen git, Reyhanlı’ya kadar git. Param yok başladım yayan gitmeye de çık yayan yola. Bir de niyetlen, ihramı da giy. Nereye gidiyorsun dediler, hacca yolculuğa çıktım de. Bisikletin varsa, bisikletinle. Televizyonda belgeselde izliyorum. Adam himalayalardaki yedi tane keşişlerin ibadet ettiği yedi tane ibadethaneye gittiğinde hacı oluyor. Nasıl gidiyor? Böyle çocuklar

gibi emekleyerekten gidecek. Televizyonda gecenin saat üçünde belgesel izliyorum, bildiniz belgesel. Budist, budist kendince hac ibadeti yapıyor. Himalayalarda yedi tane işte ismine ne deniyor onların ibadethanelerine? Kültürümüz sınıfta kaldı! Neydi ibadethaneleri? Tapınak, yedi tane tapınak. Böyle bildiğiniz işte dinleniyorlar, işte yemek az miktarda yiyorlar, ondan sonra başlıyorlar ellerinin altına o kamyon lastiklerinden, kocaman lastiklerden böyle dizlerine yapmışlar, ellerine, böyle bildiğiniz emekleye emekleye gidiyor. Baktım, inanca bak dedim ya, Öyle hacca gidiyor, adam hac yapacak kendince. Yedi tane o tapınağı ziyaret etti adamlar, dört beş arkadaş, belgesel olarak da onları çekmişler, adam haccını yaptı, orda o tapınaklarda onlara diğer budistler, hizmet ediyorlar, hizmet ediyorlar, onları yediriyorlar, içiriyorlar, yollarına devam ediyorlar. Müslümanlar dedim, bunlar kadar cesaretli değil. Müslümanlar dedim bunlar kadar inançlı değil. Evet, evet! Hac geliyor şimdi, öyle değil mi? Bize demişler ki sıraya gireceksiniz. On yıl sonra sıra geliyor. On yıl sonra sıra geliyor. Ben şimdi biraz daha konuşsam, halkı isyana teşvik etmekten içeri gireceğim. Kamu düzenini bozmaktan, halkı isyana teşvik etmekten güldürt hadi yürü bakalım. Evet, hacca gitmek. Ondan sonra? Zekat vermek. Müslüman zekat verecek hale gelecek. Onun için de çalışması lazım. islam bu, buna iman etti, buna iman etti ama yaşamıyor. Bu kendi nefsine zulmedenlerden oldu. ikincisi ne? Orta yolu tuttu, iman etti. işte yaşamaya çalışıyor kendince, hani var ya bizde böyle, iman etti kendince dinini kendi kendine yaşıyor. Bu orta yolu tuttu. Kimi de Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçer. Sufiler, hayırlı işlerde öne geçmeye çalışan koşturan topluluklardır. Sen hayırlı işlerde öne geçmeye çalışan hayırlı topluluklardan ol, iyilerden ol. iyilerden ol ki arkana iyi bir miras bırak. Allah bizi muhafaza eylesin.

‘Dikkat edersen görür anlarsın ki taliplerin dileği peygamberlik cevherinin şuleleridir. O şuleleri dilerler. O şuleler, mücevherlere tâbi olarak parıldar ve dönerler. Şule nereden çıkıyorsa madeni neredeyse oraya gider.’ Şule nedir? Bir şeyin aksetmesidir. Siz orta yere bir tane buraya şimdi bir pırlanta koysak, pırlantanın üzerine ışık vurdukça, pırlantadan hangi ışık vuruyorsa ne olur, o ışık akseder. Orta yere siz eğer örneğin atıyorum, mavi renkli bir pırlanta koysanız, o mavi ışık aksettirir. Orta yere siz, sarı veya beyaz veya yeşil veya kırmızı yakut bir tane pırlanta koysanız, onun üzerine ışık vursa, kırmızı bir şule oluşur. Kırmızı bir şule. Müritler, ehli tasavvuf, sufiler orta yerde duran peygamberin ışığına müştaktırlar. Sufiler, peygamberin ışığıyla ışıklanmak, ve peygamberin ışığını aksettirmek için uğraşırlar. Bizim işimiz, orta yerde duran, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i, bir mücevher olarak görürseniz, onun ışığını kendi üzerinizden aksettirmek, onun

ışığını görmektir ve şuleler, yani her akseden ışık, aslına döner. Yani siz, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem in sünnetlerine tabii olursanız, sizden aksedecek olan, sizden sudur edecek olan, sizden zuhur edecek olan Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin nuru olacaktır. işte, Hz. Pir diyor ki taliplerin dileği yani sufilerin müritlerin dileği, peygamberlik cevherinin şuleleridir. Biz peygamberlik cevherinin renklerini üzerimizde bulundurmamız gerekir. Müritlerin, ehli sufinin derdi budur. Onun üzerinde, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin renkleri olacaktır ve o tekrar ona döner.

Yani nerden çıktı o? iyilikten çıktı. Onu kim terbiye etti? Cenabı Hak terbiye etti ve onun üzerinde sudur eden her şey, Allah’ın istemesi, dilemesi ve vahiyle. O zaman ondan sudur eden, çıkan her şey, tekrar ona dönecek. Biz de ona döneceğiz. Biz ona dönerken, biz de Hz. Muhammed i Mustafa’nın nuruyla geri dönelim. Allah bizi onlardan eylesin. Cenabı Hak iyilerin yolunda gidenlerden eylesin. Cenabı Hak, hayırda öne geçenlerden eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı