Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 745-746. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 51/53

745-746. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Bu, en son burda anlatırken, iyilik ve kötülüğü anlatıyormuşuz. Burda kalınmıştı demişim ben. Demek ki bu hadis i şerifi önemsemişim. Bir önceki beyit: ‘Kıyamete kadar kötülerin cinsinden kim vücuda gelse yüzü o kötülüğedir.’ Ondan sonra bugün okuyacak olduğumuz beyit de:

“Bu tatlı su ile tuzlu su damar damardır. Halk arasında sur üfürülün-

ceye dek birbirine karışmadan böyle gider, durur.”

Ondan önce, burda yarım bırakmışız. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine iyilik ve kötülük hakkında soru sormayı içimden geçirmiştim. Vabisa radyallahu anh hazretleri anlatıyor: ‘Peygamber sallallahü ve sellem sordu. Sen mi söyleyeceksin yoksa ben mi sana haber vereyim. Bunlar, peygamberlerin mucizeleridir. Peygamberler ve Peygamberimiz sallallahü ve sellem hazretleri, karşılarına gelen, etraflarına gelen insanların içlerinden geçen sorulardan haberdar olurlardı Allah’ın izniyle, kalplerine böyle bir ilham gelir veyahut da Cebrail Aleyhisselam bunları bildirildi. Aynı şey peygamber varisi olan mürşid-i kamillerin de üzerinde tecelli eder, bir keramet olarak. Onların da zaman zaman böyle müritlerinin içinden, kalbinden geçen soruları onlar sohbet arasında cevaplandıttırır Cenab ı Hakkın izni keremi ile. Onu çünkü Allah üzerine alır. Allah onu üzerine aldığından dolayı o kimse, o maruzatını, o müşkilatını ne yapar? Oraya sohbete gittiğinde sohbete can kulağıyla dinlerse, can kulağıyla dinlerse, kendisine lazım olan bilgiyi alır. Kendisine lazım olan dersi alır. Bu peygamber varislerinde sudur eden bir şeydir. Bir şeyde, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinde

ölçüsü var ise, onun hadis-i şeriflerinde var ise, ashabında yaşandı ise Ümmeti Muhammedde de yaşanır. Bu böyle uçuk muhabbet değildir.

Hani böyle alay ederler ya siz uçuk muhabbet ediyorsunuz! Kardeş, bu manevi bir yol. Bu yolda manevi olarak yaşanır bunlar, bunu inkar etmekle örtemezsin. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin huzuruna gelen bir sahabe, yolda niyetleniyor, bunu sorayım diyor. Huzuruna geldiğinde, Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, sen mi söyleyeceksin yoksa ben mi sana haber vereyim. Sahabe diyor ki, sen bana haber ver. Ben söyleyeyim demiyor. Sahabe diyor ki, sen bana haber ver. O da diyor ki ‘sen bana iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sormak için geldin değil mi? Adam dedi ki diyor, evet. Yolda niyetlenmiş iyilik ve kötülük nedir diye soracak. Huzura gelince diyor ki sen mi söyleyeceksin ben mi söyleyeyim. O da diyor ki sen söyle. Tabiri caizse imtihanı ağırlaştırıyor. ‘Bunun üzerine üç parmağını bir araya toplayıp göğsüme koydu ve buyurdu ki (üç parmağını böyle topladı, dört topladım ben, üç parmağını böyle topladı, göğsüne vurdu, göğsünü gösterdi. ‘Üç’ ilmel yakin, Aynel Yakin, Hakkal Yakin. Üç; şeriat, tarikat, hakikat. Üç; Allah sevgisi, peygamber sevgisi, veli sevgisi. Üçlü testis inancına gitmesin kafanız yalnız.) Evet Vabisa! Kendi nefsine sor. Kendi nefsine sor. (Üç sefer) Kendi nefsine sor. iyiliği ve kötülüğü kendi nefsine sor. Kendi nefsine sor. Kendi nefsine sor. iyilik, ruhunun yatıştığı, mutmain olduğu şeydir, kötülük ise, insanlar sana fetva verseler de içini kazıyan, göğsünde tereddüt duyduğun şeydir.’ O zaman iyilik neymiş? O kimsenin kalbini mutmain ettiği şey, kötülük ne? insanlar sana fetva verseler de senin kalbini acıtan, inciten şey ama bu kalbin bilgi sahibi olması lazım. Bu kalpte bilgi yok ise o zaman o kimse heva ve hevesini doğru olarak kabul eder. Eğer o kimse iyilik ve kötülük bilgisi yok ise, neyin haram, neyin helal olduğunu bilmiyorsa, haramlarla lakalı bir bilgi birikimi yok ise o kimsenin, o kimse işlediği haramı kendince iyilik olarak görür. Burda yine bilgi söz konusu oldu. Allah bizi iyilerden eylesin.

Ali imran, ayet 135: ‘Onlar bir hayasızlık yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı zikrederler ve hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Yani tövbe ederler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir. Yaptıkları kötülükte bile bile ısrar etmezler.’ Demek ki o mümin kimseler, o iyi insanlar, bir hayasızlık yaparlarsa, bir edepsizlik yaparlarsa, nefislerine zulmederlerse, hemen Allah’ı zikrederler. Bir kötülük yaptın, bir yanlışlık yaptın, bir eksiklik yaptın, onun karşılığı hemen Allah’ı zikirdir. Üstüne o kötülükten geri dönüp, nedamet gösterip, tövbe etmektir. Bir kötülük yaptı, bir kötülük yaptığında o kimse, hemen Allah’ı zikredecek. Ağzından, dilinden,

gözünden, elinden, ayağından, kulağından, bir yerden kötülük çıktı onun. Bir günah işledi. Biz günahsızlığa koşan bir ümmet değiliz. Bizim böyle bir iddiamız yok. Biz günah işleriz, mümkün olduğunca bunu aza indirmeye gayret ederiz. Şu hadisi şerifi hiç unutma ve insanlara, etrafınıza bakarken, bu hadisi şerif size ışık versin: ‘Hiçbir kimse yoktur ki bir günahın pençesinin altına girmemiş olsun. Bu şeyhi de velisi de mürşid-i kamili de dervişi de zakiri de çavuşu da nakibi de, nükebbası da hepsi de bu hadisi şeriften payını alır. Sen şeyhini hiç günah işlemeyen bir kimse olarak görme. Öyle de anlatma, yola taş getirme. Sen, bizim şeyhimiz işte şöyle uçar, böyle gider, şöyle yapar, o hiç günah işlemez deme. Bu hadisi şerifi bile bile inkar etmiş olursun. Hadis-i şerifi inkar eden, küfre düşer. Küfre düşen kimseye tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Küfre düşen kimseye tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Bir kimse şunu diyebilir, hakkıdır, benim şeyhim ehli zikir. O yüzden muhakkak günahları vardır. Allah onun tövbesini de her gün kabul ediyordur. Ben onun günahlarının affolduğuna inanıyorum. Eyvallah! Ben, onun günahına hiç denk gelmedim. Birisi denk gelmiştir ama beni ilgilendirmez. Eyvallah ama hiç günah işlemez dersen, onu Peygamber sallallahü ve sellem le yarıştırmış olursun. Hiç günah işlemeyen bir tek Hz. Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem .

işte biz de günah işleriz, hata yaparız, kusur işleriz. Eksiklik ve yanlışlık yaparız. Eğer bu bizim sadece kendi nefsimizi ilgilendiriyorsa, hızla Allah’ı zikreder, tövbe ederiz. Bu bizim kendi nefsimizi ilgilendirmekle beraber, bir başkasını da ilgilendiriyorsa, ondan helallik alır, yine zikreder, yine tövbe ederiz ama o kimseden helallik alırız. O kimseden helallik almakla mükellefiz. Helallik almazsak, onun hesabını ödemekle mükellefiz. Helallik almazsak, onun hesabını ödemekle mükellefiz. işte onlar dediği, mü’minler. Bunu genelde ehl-i tasavvuf bunu kendisine atfeder, ayet i kerimeyi. Sufi grubu söyler. Onlar çünkü Allah’ın zikrini çokça yapmaya çalışırlar. Çokça tövbe ederler. Her gün virdleri vardır. Hem Allah’ı zikrederler, hem tövbe ederler. O yüzden onlar ne yaparlarmış, bir hata, bir günah işlediklerinde bir hemen Allah’ı zikrederler, hemen tövbe ederler ve yaptıkları yanlışlıkta, kötülükte inat etmezler, devam etmezler. inatla günaha devam etmezler. Allah bizi onlardan eylesin. Ankebut ayet 27: ‘Kim bir iyilik ortaya koyarsa, ona o iyiliğin on katı vardır. Kim de bir kötülük işlerse sadece o kötülüğü misliyle cezalandırır. Onlar haksızlığa uğratılmazdar.’ Ankebut ayet, 27. Kim bir iyilik yaparsa, en az ona on kat verilir. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri on kattan yediyüz kata kadar ona Cenabı Hak lütfeder, ikram eder der. Hani Bediüzzaman Saidi Nursi

Hazretleri de der ki ‘burda keyfiyet girer, kemmiyet girmez’ der. Bir kimse iyilik yaparsa, iyiliğin karşılığı Allah tarafından keyfiyete bağlıdır. En azı kaçtır? Ondur. Allah en az bire on verir. Allah bire yüz verir. Bire yediyüz de verir. Bire sayısız da verir. Burda keyfiyet girer. Günah işlemekte ise kemmiyet vardır. Bire birdir. Bir günah işlediğinde Cenab ı Hak sana ne yapar? Bir günah olarak yazar. Sana on günah olarak yazmaz. Bu Allah’ın adaletidir. Cenab ı Hak bizi de adaletli olanlardan eylesin. Şura ayet 30: ‘Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük de gelirse senin kendi nefsindendir.’ O zaman bir kötülük bize bulaştıysa, bilin ki nefsimizdendir. Kötülük ekmişizdir. Kötülük biçiyoruzdur.

Yeni ahit de geçiyor olması lazım. incil’de: ‘Kor eken ateş biçer’der. Siz kor ekerseniz, ateş biçersiniz. iyilik ekerseniz, iyilik biçersiniz. Buğday eken arpa biçmez. Arpa eken buğday biçmez. Arpa ekmişsin, arpa toplarsın. iyilik ektin, iyilik toplarsın. Kötülük ektin, kötülük toplarsın. Kim bir iyiliğe yol açarsa, kaç kişi ordan geçerse, ondan sevabını alır. Kim de kötülüğe bir kapı aralarsa, kaç kişi ordan geçerse, ondan kötülük olarak nasibini alır. O zaman sen, iyi bir insan olmaya gayret et. Dünya, iyilerin dünyası olsun, kötülerin değil. iyiliğin artması için uğraş, kötülüğün artması için değil. Haramların azalması için gayret et. Haramların çoğalması için değil. Evinde haramı azalt. iş yerinde haramı azalt. Nefsinde haramı azalt. Kendin tavır ve davranışlarında haramı azaltaraktan yaşamaya gayret et. Her gün bir haramı terk etmeye gayret et. Senden büyük mücahit yok. Her gün bir haramı terk eden bir kimse kadar büyük bir mücahit yoktur. Hicret kapısı kapanmıştır. Hadisi şerif, hicret kötülükten iyiliğedir, hicret haramdan helaledir. O zaman biz iyi olmaya gayret edeceğiz. ibn i Mesud radıyallahu anh naklediyor. Allah resulü sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu: ‘Allah azze ve celle, rızıklarınızı taksim ettiği gibi ahlaklarınızı da taksim etmiştir. Allah dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir ama dini ancak sevdiğine verir. Kime dini vermişse, onu sevmiştir. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki kalbi ve dili Müslüman olmadıkça bir kul müslüman olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça kişi tam mümin olamaz.’ Demek ki bir kimsenin hem dili, hem kalbi Müslüman olacak. Müslümanlığı dilinde olmayacak. iman neydi? Kalp ile tasdik, dil ile ikrar. O zaman bizim müslümanlığımız dilimizde. Kalbimizde, vücudumuzda, azalarımızda tecelli edecek. Hayatımıza tecelli edecek. Böyle mi olmalı bir Müslüman, demeyecekler.

Devam ediyor: ‘Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça kişi tam Mümin olamaz.’ Komşunuz komşunuz! Komşunuz, sizin kötülüğünüzden emin olacak. Diyecek ki bu kötülük gelmez bundan. Önce evde eşlerimiz,

bizim kötülüğümüzden emin olacak. Erkek kadın. Sadece erkeklere değil din. Sadece kadınlara da değil. Bir erkek, birinci derecede eşinin kötülüğünden emin olacak. Diyecek ki benim eşim bana kötülük yapmaz, bana zulmetmez. Bir kadın diyecek ki benim kocam bana zulmetmez, bana kötülük yapmaz. Bir kadın şunu diyecek, benim kocam bana kötülük yapmaz. Benim anneme kötülük yapmaz. Benim babama kötülük yapmaz. Benim kardeşlerime kötülük yapmaz. Bir kadın, bir adam şunu düşünecek. Benim eşim bana kötülük yapmaz. Benim anneme, benim babama, benim etrafıma kötülük yapmaz. Emin olacak insanlar. Ahlaklarını, ince ahlak üzerine kuracaklar. ‘Din güzel ahlaktır.’ Hadisi şerif. Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem hazretleri diyor ki ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Eğer ahlakınız düzgün değilse ne orucunuz ne namazınız ne de zikriniz sizi kurtarmaz. O namazı, orucu, zikri, güzel ahlakla harika bir hale getirin. O yüzden insanın ilk önce evinin içi emin olacak, emin! Evinin içi emin olacak. O evden eminlik fışkıracak. Herkes o eve hayranlıkla bakacak, herkes. O kadının gözlerinden mutluluk fışkıracak. O çocukların gözünden mutluluk fışkıracak. O erkeğin gözünden mutluluk fışkıracak. Evden mutluluk fışkıracak. Mü’min evi, mutlu evdir. Mümin evi neşeli ve mutlu bir evdir. Bakın neşeli ve mutlu bir evdir. Mü’min evinde patırtı, kütürtü, bağırış, çağırış, mahkeme duvarı gibi insanların yüzü, konuşmuyor. Bir küçücük bir meseleyi de bağırış, çağırış kavgayla halletmeye çalışıyor. Bu mü’min evi değildir. Orda şeytan kol dolaşıyor. Orası mü’min evi değildir. Siz batılıların öğretisini almayın.. Kavga etmek de anlaşmak demekmiş! Bizim inancımız bu değil. Kavga etmek bir anlaşma aracı değildir. Öfke şeytandandır. Mümin kardeşine, eşine, çoluğuna, çocuğuna, kardeşlerine öfkeleniyorsan şeytandandır bu. Öfkeleneceksen, harama öfkelen; öfkeleneceksen gavura öfkelen. Hangi gavura? Sana zarar veren gavura öfkelen. Adam işine gücüne gidiyor. Bakmış işine, ne işin var onlan senin. Sizi yurdunuzdan etmeye çalışanlarla savaşmamız emrolundu. Sizinle savaşmayanla savaşmakla emrolunmadınız.

O zaman öfkeniz sizi yurdunuzdan etmeye, sizi sömürmeye çalışan emperyalistlere olsun. Turist gelmiş. Ona öfkeleneceğim diye uğraşma, yanlış. O yüzden batı öğretisi, kavga etmek de bir iletişimdir. Hayır ya! Kavga etmemek varken neden kavga edelim? Allah muhafaza eylesin. Önce evlerimiz neşeli ve mutlu olacak. Sonra bu neşe ve mutluluk, komşularımıza aksedecek. Komşumuz diyecek ki bizim için emin insanlardır, ben çoluğumu, çocuğumu ona teslim ederim, emin insanlardır. Etrafınızda emin insanlar seçin. Kendiniz de emin olun. insanlar eşlerini, çoluğunu, çocuğunu,

malını, mülkünü sana emanet edebilmeli. Emin olmalısınız. Emin olmalısınız. Müslüman, emin insandır. Mü’min emin insandır. Sufi emin insandır. Namusa emindir, mala mülke emindir, kardeşliğine emindir, arkadaşlığına emindir. Emin insandır mümin, mümin güvene dayalı yaşar. Güvene dayalı, güvensizliğe dayalı yaşamaz. Güvene dayalı yaşar.

Denizli’de gördüm ben bunu. Denizli’de öğle esnaflar var. Bir kağıdın arkasınabeş bin lira, şu tarihte ödenecek, altına imzasını atıyor. Bildiğiniz kağıt, küçücük bir kağıt. Adam bir yere ödeme götüreceği zaman, o insanın, kim bu, işte emin bir insan, hangi tüccar, işte x bir tüccar. Şu kadarcık bir kağıt. Şu kadarcık bir kağıt! Bu kağıdı çek-senet gibi kullanıyor. Para gibi kullanıyor. Alıyor bunu, götürüyor. Ödeme yapacağı kimseye, Selamünaleyküm Aleykümselam. Abi sana beşbin lira borcum vardı ya, evet, aha bu diyor filancanın abi. Adam onu alıyor, kasaya koyuyor para gibi. Emin tüccar. Dedim ya bunu böyle alıyor musunuz? Hacı abi dediler herkesinkini almayız. Ama sen yazsan alırız seninkini dediler. Çeke senede gerek yok. Evet, çeke senede gerek yok. Eminlik bu kadar bakın. Bunu şimdi her yerde uygulayabilir misiniz? Hayır. Herkeste uygulayabilir misiniz? Hayır ama öyle esnaflar vardır, ağızlarından çıkar, cumartesi günü gel paranı al. Adam cumartesi gün parayı zarfa koymuş, orda duruyor. Gidiyorsun, Selamünaleyküm aleykümselam. Zarfı alıp gidiyor. Emin insan. Bir toplum eminliğini kaybederse, dini ne olursa olsun, batmaya mahkumdur. Dinin bir ehemmiyeti yok orda. Bir toplumda eminlik kalktıysa ortadan, o toplum batmaya mahkumdur. Allah muhafaza eylesin.

‘Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça, kişi tam mümin olamaz. Dedim ki ey Allah’ın Resulü, ötülükleri nedir? (Hani komşunun kötülüğü nedir? insanın kötülüğü nedir?) Şöyle buyurdu: Zulüm ve haksızlıktır, kötülük neymiş? Zulüm ve haksızlık. Bir; kimseye eziyet etme, kimseye zulmetme. iki; adaletli ol, haksızlık yapma. Bir toplumda adalet yoksa, batmaya mahkumdur. Bir evde adalet yoksa, batmaya mahkumdur ev, dağılmaya mahkumdur. Bir yerde zulüm var ise orası eninde sonunda batar. Bu ister cemaat, ister tarikat, ister aile, ister devlet… değişmez bir şey. isterse birey. Zulüm ve haksızlık birleştiyse, batarsın. Allah muhafaza eylesin. Haramdan kazandığı parayı infak ettiğinde, asla bereketi olmaz. Haram paranın infakı olmaz. Faizden kazandığın parayla infak edemezsin. Zulümle, haksızlıkla, gaspla ele geçirdiğin bir paradan sen asla hayır bekleme. Asla hayır bekleme. Allah muhafaza eylesin. ‘Sadaka olarak verirse, kesinlikle kabul olunmaz. Dünyada bıraktığı takdirde onu ateşe daha da yaklaştırır çünkü Allah kötüyü kötü ile silmez. Kötüyü iyiyle siler. Zira pislik, pisliği temizlemez.’

imam Ahmed. Ne yapalım? Pislik, pislikle temizlenmez. Kötü, kötülükle temizlenmez. Kötü ancak iyilikle temizlenir. Pislik ancak temizlikle temizlenir. Bir şey necaset olur, ne yaparsın, suyla yıkarsın. Necaseti necasetle temizlemeye kalkmazsın, bu aptallık olur. Allah bizi iyilerden eylesin. Kötülük yaptığında kötüülükten dönüp, tövbe edenlerden eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları