Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 750-754. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 53/53

750-754. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Güneş bir burçtan bir burca gidip durduğundan, pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner, dolaşır. Kimin bir yıldızla alaka ve merbuyeti varsa, o kendi yıldızıyla döner dolaşır. O yıldızın tesiri altındadır. Talihli zühre ise şevki, çalıp çağırmayı, aşkı diler, onlara adamakıllı meyli vardır. Kan dökücü huylu Mirrih’e (yani Merih’e) mensup ise cenk, bühtan ve düşmanlık arar. Yıldızların ardında, yıldızlar vardır ki onlarda ihtirak ve nahis olmaz.”

Yıldızlar insanlık tarihi boyunca gökyüzü insanların ilgisini çekmiş, gökyüzü insanların ilgisini çektiği için yıldızların üzerinde insanlar yoğunlaşmaya çalışmışlar, yıldızların dünya üzerindeki etkilerini araştırmışlar, yıldızların insanların üzerindeki etkilerini araştırmış. Bu konuda değişik ilim sahibi olmaya çalışmışlar ama bunların bir kısmı batıl olmuş, bir kısmı hakikat olmuş. Sonuçta yıldızlarla alakalı insanoğlu, kendince hep bir şeylerle uğraşmış. Tabi bu Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine gelinceye kadar devam etmiş. Tabi bu yıldızlardan sihir ilmini çıkarmışlar örneğin. Bu sihir ilmi ile uğraşanlar, bu yıldızların üzerinde daha da uğraşmışlar. Şimdi de bu yıldızların üzerinden işte insanlar değişik böyle ilimler çıkarmaya çalışıyorlar. insanların üzerinde sihir yapmaya, büyü yapmaya çalışıyorlar. Kimisi bu yıldızların üzerinden kendince sihirleri, büyüleri bozmaya çalışıyor. Ta ki bu aslında Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri tarafından yasaklanmış ama ne yazık ki normalde bunun üzerine insanlar küfür noktasında da olsa bunlara devam ediyor. ibni Abbas naklediyor: ‘Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki kim Allah’ın zikrettiğinin gayrısı

için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse, sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kahindir. Kahin de sihirbazdır. Sihirbaz da kâfirdir.’

Demek ki sihirbazlık mesleğini yerine getirenler, sihir yapanlar, sihirbazlar hadis i şerif mucibince kafirdir. Yine hadisi şerif, Ebu Davut’ tan: ‘Kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse, sihirden bir şube iktibas etmiş demektir. Yıldız ilmi arttıkça, sihir ilmi de artar.’ ‘Allah’a yemin olsun ki (bu da hadis i şerif) Allah hiç kimsenin ne yaşamasını ne ölmesini ne de rızkını herhangi bir yıldıza bağlamıştır. Bunu söyleyenler Allah hakkında yalan düzüyorlar ve kendilerince bahaneler uydurup avunuyorlar.’ Bu hadisi şerifler mucibince yıldızlardan hisse çıkarmak, işte filanca yıldız filanca yıldızın yörüngesine girdi, rızık bol olacak. Filanca yıldız, filanca yıldızın arkasına geçti işte darlık olacak, yok filanca yıldız filanca yıldızla şöyle eşleşti, o yüzden bu sene evlenenler böyle olacak, bunların hepsi de küfür. Yıldıznameye bakmak yıldızlardan hisse çıkarmak, yıldızlardan büyü yapmak, yıldızlardan sihir yapmak, bunların hepsi de küfür. Kim böyle bir sihir ve büyü, böyle bir sihir, böyle bir yıldız ilminden insanların üzerinde gelecekle alakalı bir şeyler söyler, kahinlik yaparsa, küfre düşmüş olur. Nikahı düşer. Tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Bir erkek, böyle bir kahine, böyle bir yıldıznameciye inanırsa, nikahı düşmüş olur. Böyle bir kadın, böyle bir şeye inanırsa, nikahı düşmüş olur. Doğacak olan çocuk veledi zina olur. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden böyle sihirle, ne bileyim kahinlikle, ne bileyim böyle büyücülükle uğraşanlar, küfür üzerine ölürler tövbe etmezlerse. Bir kimse bunlara inanırsa, bunlara inanırsa o da küfür üzerine ölür. Fala inanan, büyü, büyücülükle uğraşan, sihirle uğraşan, kahinlikle uğraşanlar, Allah’ın lanetine uğramış insanlardır ve bunlar tövbe etmeden, tövbe edip geri dönerlersene ne ala. Tövbe etmezlerse, küfür üzerine ölürler. Bunlara giden kimse de bunlara inanırsa, tam olarak onlar da küfür üzerine ölürler. Allah muhafaza eylesin. Bunlar Müslüman bir kimseyle evlenirlerse, tövbe etmezlerse, nikahları düşmüş olur. Yıldızlarla alakalı böyle bir giriş yaptık, evet. Demek ki bizim sufilerin, böyle yıldızlarla, yıldıznamelerle, kahinlerle, sihirbazlarla, büyücülerle işi olmaz.

Sufiler, ertesi günü rüyalarında görebilirler. Bir yıl sonrayı, üç yıl sonrayı, beş yıl sonrayı, on yıl sonrayı rüyalarında görebilirler, bu ayrı bir ilimdir veya o esnada birisiyle, biriyle alakalı bir rüya görebilir. Bu ayrı bir ilimdir. Bunun yıldızname ile, kahinlikle, özel dualarla, özel kürlerle alakalı değildir. Bu o kimsenin dervişliğiyle değil alakalıdır. O kimsenin sufiliğiyle alakalıdır. Ölçü de değildir bu, görmeyebilir de. iyi derviştir, görmüyordur, görmez. Kiminin açılır görür. O kimsede susar, konuşmaz. Konuşmamalı. ‘Rüyamda

gördüm, sen yarın kaza yapacaksın.’ Bu konuşulmaz. Bu ancak üstada aittir burası, sen rüyanda görmüş olabilirsin, sıkıntı olur. Üstadı ararsın, dersin ki ya böyle böyle, ben bir rüya gördüm. Bu kadar. Bir kardeşin hakkında görebilirsin. Eyvallah, bu kadar. Bu, konuşulmaz. Başkasına da anlatılmaz. Bizim çantacı Hacı Mehmet vardı, Abdurrahim’in babası. Allah rahmet eylesin, biz böyle onunla iyi dostluk yaptık, Cenabı Hak cennetinde makamını arttırsın inşallah. Demirtaş’ta ilk bizim zikrullah yapılacak olan evi tahsis eden kimsedir. Bak, zikrullah yapacağımız evi tahsis eden kimsedir. Bir gün Nevşehir’e gideceğiz. O da yeni bir araba aldı. Rüyamda arabayı vuruyor, kaza yapıyoruz. Allah hayırlısını versin dedim kendi içimden. Sabah, Demirtaş’lı ismail gelmemişti. idris’in babası vefat etti. Allah rahmet eylesin. Onunla mı ilgileniyor? ismail telefon açtı bana. Ha burda mısınız? Aradın beni, hatırlıyor musun? ismail de Demirtaş’ta, sabah aradı, beni. Selamünaleyküm, Aleykümselam. Abi dedi ya yola çıkacaksınız ama dedi yolda kaza yaptığımızı gördüm dedi. Öyle değil mi ismail? Öyleydi değil mi? Ben öyle hatırlıyorum. Öyle mi dedim, demedim mi ismail sus, aman sakın konuşma dedim. Öyle dedim değil mi, ismail sus sakın konuşma dedim.

Sufilik, göz göre göre ölüme gitmektir. Bırak kazayı. Razı olacaksın ya, hani raziyet makamı var. Ne diyor? Mutmain olan nefis. Sen Rabb’inden razı, bak birinci derecede kul razı oluyor, sen Rabb’inden razı, Rabbinden razı olarak salih kullarımın içinde, cennetime gir. Nefis mutmain olacak. Mutmain makamına gelecek. Mutmain makamına gelmek ne demek? Şeki, şüphesi yok. Kalbi berraklaşmış onun. Kalbi ilham alıyor onun. Bir çıt üstü ne? Sen Rabb’inden razı, ayeti kerimenin bir çıt üstü. Hani ayet-i kerimede Raziye diyor ya, sonra marziye diyor. Sen Rab’binden razı, yani başına gelecek olan, gelecek, susacaksın. Razısın. çünkü, razısın. Biz sabah çıktık yola, bana verdi anahtarı, abi al dedi. Ben bir müddet kullandım. Sonra verdim ona, dedim al hacı abi, devam et. Allah rahmet eylesin, bir müddet götürdü, geliyoruz, kaza yapacağımız yere doğru geliyoruz biz şimdi, durdurdu arabayı. Abi al dedi. Götürseydin biraz daha dedim. Yok abi ya, al dedi, sen götür yani, birden durdu. Birden verdi arabayı bana. içimden dedim tamam, içimden. Bindim gidiyorum, ben şimdi. Ben halbuki hızlı kullanırım arabayı. O zaman da kartal yeni daha onun. Ben normalde durmam yolda, arabada herkes yarasa gibi asılır. Allah ne verdiyse giderim ben, gitmezse de Cevdete söylüyorum. Cevdet bunun kadranı 260 gösteriyor. Bu 225 gidiyor. Ne var bunda diyorum ben, haydi Cevdet dalıyor arabaya. Gidecek o araba. Ben normal gidiyorum. Bir tane golf tdi, bişşşt geçti. Bu dedi, nereye gidiyor bu ya, abi dedi ya, hacı Abi, ya bu gitmiyor bu dedi ya. Bu kim ya dedi. Dedim Mehmet abi dur, rahat dur dedim. Yok be ya dedi, vurdu torpidoya,

gitmiyor mu bu dedi. La havle! Ben çaktım. Adama yumuldum arkadan, geçtim adamı, kendimi attım sağa, gene selamete indim. O bir daha arkamızdan geldi, lan geçtim artık. Bırak değil mi. Yok, yanımızdan bir de baktı da geçti. Hacı abi gene durmuyor. Allah rahmet eylesin. Yürü be hacı abi ya dedim. Yürü be dedi, bu kim oluyor be dedi. iyi! Tam orda askeriye var. Polatlı’ya gelmeden önce, sanayiye gelmezden önce aşağı doğru iniyor. Orayı da çok iyi biliyorum. Orayı neden çok iyi biliyorum, o da biliyor orayı. Biz bir hacdan geri döndük, hacdan geri döndüğümüzde orda bir mola verdik. Orda namaz kıldık, zikrullah yaptık. O da biliyor orayı. Böyle virajlı orası. Ben adamı bir daha tokatladım, geçtim. Gene kaldım. Adam viijjjjt geldi önümüze, o tekrar önümüze geldi, bir bastı frene, ben bastım, o bastı. Ben ona arkadan dokundum. Bize de arkadan birisi dokundu. Bir cayırdadı ortalık tamam mı, iyi. Ben çektim el frenini, baktım önden bir tane mi iki tane mi ne far gitmiş. Tamam dedim.

Cenab ı Hakka dedim Ya Rabbi sana hamdolsun dedim, ben dedim bu kadarla bitti, ondan sonra, ben çektim el frenini, hiçbir şey olmamış gibi aldım bir tane seccade yanıma, oraya yeşilliğin üzerine, Allahu ekber namaza durdum. Annesi sağ, annesi diyor ki bir de namaza durdu diyor ya. Kaza yaptığı yetmiyor. Bir de namaza durdu diyor. Ben hiç, Allahu ekber, namaz kılıyorum ben. Tabi işte millet geliyor. Yok tutanaklar tutuyorlar, bilmem neler yapıyorlar. Ben Allahu ekber namaz bitmiyor benim. Bitti telaş, bitti mi dedim ben, bitti. Dedim hacı abi, çabuk sen arabayı al, hemen Polatlı’nın içinde iki tane far taktırdı. iki tane mi bir tanemi ne far, geçmiş gün şimdi, farları taktırdı. Bulunmadı ilk önce, böyle sıfır araba. Farlar bulundu, farlar takıldı. Bir sıkıntı kalmadı. Arkada bir problem yok. Biz gene akşam namazından sonra Nevşehir’e gidiyoruz, şeyh efendiye. Biz yola çıktık ama şey ne o, ben dedim al hacı abi, Hacı Mehmet bir daha arabayı sen al demedi çünkü. Acısı arkada. Durmuyor o! Şimdi ismail hiç unutmam, ismail sabah aradı. Dedim sus. Sakın dedim hiç kimseye bir şey söyleme. Sufilik böyle bir şeydir. Görürsün rüyabda. Konuşmak yok, ona müdahale etmek yok. Razı olmak bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sufiler görürler gelecekle alakalı bir şey. Eyvallah, kendi başına gelecek olan, bir başkasının başına gelecek olan, görür birileri. Buna susar. Zaten imtihanın sırrı bu. Ona teslim olacak mı olmayacak mı. Burası böyle bile bile lades gibi bir şeydir bu, aldanacağını bile bile gidersin. Asıl zor olan aldanmak budur. Bilmeden aldanır herkes. Zor olan aldanmak, bile bile aldanmaktır. Burası nefse acı gelir. Burası insana sıkıntılı gelir. Bunlar sufinin kendi hayatında olur ama bizim yıldıznameyle, kahinlikle, yok geleceği okumak, böyle şeylerimiz

yoktur bizim. Biz bunlar için uğraşmayız. Biz Allah’ın rızasını kazanmaya çalışırız. Biz Allah’ın rızasını kazanmaya çalışırız. Başka bir derdimiz olmaz.

‘Güneş bir bir burcdan bir burca gidip durduğundan, pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner dolaşır.’ Güneş malum dünyayı aydınlatan dünya ve etrafındaki samanyoluna aydınlatan bir gezegendir. Sufi literatüründe güneş, Hakikati Muhammediyedir. Bu, başkasına başka bir şey ifade edebilir bu. Burda Hz.Pir, güneşi Hakikat i Muhammediye, evi de mümin kimsenin kalbi olarak tahayyül ettiğine inanıyorum. Böyle olunca, güneş her daim aleme rahmet saçar. Aleme mana olarak rahmet saçan da Hz. Muhammed i Mustafa’dır. Enbiya ayet 107: ‘Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.’ Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberdir ve sen hangi hale geçersen geç, hangi makama doğru yürürsen yürü, her yürüdüğün yerde, her yürüdüğün perdede, Hakikati Muhammediye’den esintiler alırsın. Ordaki tecelliyat, Hakikati Muhammediye’ye aittir ve sufi yolunda her merhalede Hakikat i Muhammediye’nin tecelliyatı vardır. Çünkü zahir, batın fiili veya kavli. Her ne var ise her şey Hakikat i Muhammediye’den doğar gelir sufiye. Hakikat i Muhammediye’den doğar. O yüzden burda normalde hani Ahzap Suresi ayet 21: Hamdolsun Allah’ın resulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.’ O zaman Allah’ı zikredenler için, sufiler için, her merhalede, her nefis meratibinde, her kalbi seyri sulukun perdesinde, ister. emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye, safiye makamlarından geçerken, ister kalbi tecelliyatlarda ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin noktalarında, sufiler için, Hz Muhammed’i Mustafa’dan sallallahü ve sellem hazretlerinden ilim ve örnekler vardır. Sufi ister kalbi tecelliyatlarda, ister nefis mertebelerinde, nerde olursa olsun onun batmayan güneşi bu noktada Hz Muhammed i Mustafa’dır sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini devreden çıkaranlara bakmayın siz. Onlar manadan uzak insanlar çünkü başka bir ayet i kerimede de ‘Deki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Ayeti kerime. Ali imran, ayet 31.Deki, Allah’ı seviyorsanız, bana uyun, uyun ki Allah sizi sevsin, bağışlasın.

Eğer Muhammed i Mustafa’nın izini takip etmiyorsan sallallahu aleyhi ve sellem in, eğer ona uymuyorsan, eğer ona uymuyorsan, Allah’ın seni sevmesini bekleme. Bağışlanmayı da bekleme. Ona uymuyorsan, Allah’ın seni sevmesini bekleme. Bağışlanmayı da bekleme. Allah’ı sevmek, soyut bir kavramdır. Bunun somuta indirgenmiş hali, Hz. Muhammed i Mustafa’ya uyumaktır. Zaten Hz. Muhammed i Mustafa’ya uymak delildir. O delil olmamış

olsa, herkes Müslüman olacak, herkes sufi olacak zaten. Herkes bir mana padişahı olacak yürüyecek. Muhammed-i Mustafa(s.a.v.)’e uymaktan herkes perperişan. Sebep? Nefse zor geliyor. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmek, peşinden gitmek, sünnetine uymak, onun haliyle hallenmek, nefislere zor geliyor. Nefislere acı geliyor. işte, sen hangi hale bürünürsen bürün ama gün içerisinde ama hafta içerisinde ama aylar içerisinde ama ömrünce, ne tarafa dönersen dön, senin her döndüğün noktada güneş bir burçtan bir burca gidip pencereden ziyası sana vuracak. Burdan pencere ne? Pencere senin aklın, pencere senin aklın, senin dergahın, senin virdin, senin iyi amellerin, ordan ziyasını vuracak sana. Sen hangi hale bürünürsen bürün, hangi noktaya gidersen git. Aslında derler ya güneş şu burca girdi diye, güneş bir burca girmez. Dünya o burca girer, güneş orda durur. Dünya, güneşin etrafında döner. Yıldızlar, yıldızlar hepsi de güneşten alırlar alacaklarını. Güneşten alır. Yıldızlar tek başına bir şey değildir. Bu varlık aleminde bütün her şey, Hz. Muhammed i Mustafa’nın maneviyatından alır. Hakikat i Muhammediye’den alır her şeyi, her şeyi. O yüzden ne tarafa dönerse dönsün, ne tarafa giderse gitsin, Hakikat i Muhammediye’ den alacaktır. ‘De ki eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretinin kazandığınız mallar kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan peygamberinden ve onun yolundan cihattan daha sevgili ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğa doğru yola erdirmez.’

Demek ki bir kimsenin babasından, oğlundan, kardeşinden, eşinden, aşiretinden, kazandığından, kazanmayı düşündüğün ticaretinden, beğendiği evlerinden, her şeyden, gözünün gördüğü her şeyden, Allah peygamberinden ve peygamberinden daha sevgili olmayacak. Dünyada gözünün gördüğü her şeyden, Allah, Peygamberi ve onların yolunda cihad etmekten daha sevgili gelmeyecek. Eğer, babası, oğlu, kardeşi, eşi, aşireti, kazandığı malı, atı, avradı, silahı, yok işte arabası evi, barkı, makamı, mevkisi, dünya içerisindeki durumu konumu, neyi varsa, neyi varsa, Allah’tan, Resulullah’tan sallallahü ve sellemden ve onlar uğruna cihad etmekten daha sevimli gelmeyecek. Bakın, ayet i kerime enteresan. Ayet i kerime diyor ki Allah’tan, peygamberinden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili. Senin dersinden daha sevgili olmayacak. Senin Allah yolunda koşuşturmandan daha sevgili olmayacak. Senin annen, baban, çocuğun, eşin, malın, mülkün, Allah’tan, Resulullahtan ve onların yolunda cihad etmekten, koşmaktan daha önde olmayacak. Eğer daha önde olursa, Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez. Böyle yapan bir kimse fasık oldu ve doğru yola ermeyecek, buluşmayacak. Sırat-ı müstakimde olmayacak o,

sıratı müstakimde olmayacak. O kimsenin sırat-ı müstakimde olması için annesi, babası, oğlu uşağı, katı, yatı arabası, makam-ı mevkisi, nesi var ise bu dünyada ve dünyalık olarak, Allah’tan, Resulullahtan ve onların yolunda koşuşturmaktan önde olmayacak. Olursa o kimse asla doğru yola erdirilmez. Allah muhafaza eylesin. Ev bu manada müminlerin. Müminlerin en kemali yaşayan verilerdir. Hani sohbetin başında evi de kalbe benzettik ya, müminlerin en kemal noktası velilerdir insanların içerisinde. Mümin sıfatının kemal noktasındaki tecelliyatı, Hz. Muhammed i Mustafa’nın üzerinden. Bundan sonra, yaşayan velilerin üzerinde tecelli eder.O zaman onların kalplerinde de Hakikati Muhammediye’ye açılan pencereler vardır. Hakikati Muhammediye’ye açılan pencereden, Hakikat i Muhammediye’den sudur eden tecelliyatlar gelir. Allah muhafaza eylesin. Allah bizi o velilerin yolunda eylesin inşallah. ‘Kimin bir yıldızla alaka ve merbuyeti varsa, o kendi yıldızıyla döner dolaşır. O yıldızın tesiri altında kalır.’ Bu yıldız, ‘ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz’. Bu işin zahir tarafıdır.

Zahir tarafta ashap nedir? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gören ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüğü kimselerdir. Bir de ashaf vardır, manevi. Bunlarda kimlerdir? Sufiler bunu önemserler. Bir kimse Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini gördüyse rüyasında, halinde, sufiler kendi içlerinden derler ki onu göreni cehennem ateşi yakmayacak. Ateş onu yakmayacağına göre, sufiler de kendi kendilerine derler ki biz de manada ashabız derler ve aynı zamanda da Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, kendisinden sonra halifelerinin olduğunu, bu velilerle, bu mürşid-i kamillerin de birer peygamber varisi olduğu hadisle sabittir. Mesela zahir alim uleması da alimler de peygamber varisleridir. Onlar da peygamber varisidir. O zaman öyle bir şey oluyorsa yani normalde insanlar o yıldızların tesiri altına girmesi demek, o velilerin tesirinin altına girmesi demek. O alimlerin tesiri altına girmesi demek. Allah bizi o tesir altında olanlardan eylesin. Burda tabi insanların kendilerine aktap olarak kabul ettiği kimseler de vardır. Bir kimse kendisini birisini örnek kabul eder. Bir parti lideridir kendi örneği. Parti liderinin peşinde koşar. Kendince bir patrondur o kimse. Onun peşinde koşan protipler vardır ya toplum içerisinde. Herkes o çok sevdiği, kiminin futbolcu mesela,bayılıyor futbolcuya. Kimisinin bir artist, kimisinin bir sanatçı, adına sanatçı diyorlar ya! iki şarkı ezberliyorsun, adı sanatçı oluyor, iki yürüyüş yapıyor adı sanatçı oluyor. Türkiye öyle bir yer! iki mendeburluk yapıyor, adı sanatçı oluyor onun, üç günde beş günde bir sevgili değiştiriyor, adı sanatçı oluyor, bir ahlaksızlıkla yakalanıyor adı sanatçı oluyor, uyuşturucu satarken uyuşturucudan içeri giriyor, sanatçı oluyor, televizyonların başköşesine

otutturuluyor. Türkiye burası! Eşcinsel, sanatçı olarak baş köşeye otutturuluyor. Fuhuş yaparken basılıyor, sanatçı, başköşeye otutturuluyor. Uyuşturucu kullanırken yakalanıyor, sanatçı baş köşeye otutturuluyor.

Adı ne? Sanatçı! Onu kendine aktap kabul ediyor. Onu seviyor, onun yolundan gidiyor, onunla haşrolacak yani yıldız illaki iyilik manada değil. O yüzden Hz.Pir diyor ya talihli Zühre ise şevki, çalıp çağırmayı, aşkı diler. Onlara adamakıllı meyli artar. Yani o yıldız eğer işte böyle Zühre yıldızıysa, Zühre yıldızı ne? Mitolojide edebiyatın, güzelliğin, eğlencenin şehvani aşkın sembolü Zühre yıldızı. Hani ne vardı mitolojide? Normalde hani vardı ya Zühre adında bir bayan. Çok güzeldi, hoş sohbetti, evinde erkeklere zevk ü neşe oluştururdu. Namı her yere duyulmuştu. Namı her yere duyulmuştu. Harutla Marut da neydi? Varlıklardan iki varlık. Onlar da dediler ki biz yeryüzünde olsaydık, böyle fesada uğrayan, böyle işte haramlara düşen, böyle fitne çıkaran, yeryüzünde kan dökenlerden olmazdık dediler. Cenabı Hak da onları ful imtihan olarak gönderdi. Ayetle sabit. Babil Devleti zamanında olduğu söyleniyor, mitolojik olarak. Bu Habil ve Kabil, bu değişik bir ilme sahipler. Simyacı gibi. Bir şeye dua ediyorlar, tak Cenabı Hak tecelli ettiriyor onu. Herkese yardımcı olmaya başladılar. Herkese şey yapıyorlar ama kendilerince de bir Esmaları var, akşam ezanı okunduğunda o esmayı söylüyorlar, tekrar gökyüzüne çıkıyorlar onlar, kurtuluyorlar dünyadan. Bu böyle devam ederken, Zühre’nin namını duyuyorlar. Zühre’nin namını duyunca Zühre’de bunların namını duyuyor. Bunlar Zühre’ye alışıyorlar, her gün Zühre’nin sohbetine gitmeye başlıyorlar. Tabiri caizse Zühre’ye karşı akıyor bunlar ikisi de. Hani halk dilinde yazılıyorlar Zühre’ye. Zühre’de bunlara böyle boş muhabbet yapıyor. Boş muhabbet yapıyor ama bunları kullanmak istiyor. Bu tip kadınların bir de kabadayıları vardır. Adı kabadayı gibidir onların ama aslında kabadayı demek, kabadayılığa leke. Böyle çukur insanlar vardır. Haysiyetsiz, şerefsiz insanlar vardır. Bu kadınların üzerinden geçinirler. Böyle bu kadınlara efelik yaparlar, efeliğin adını kirletirler. Bunlar zırtoboz’un tekidir. Bunlar o kadınların üzerinden geçinirler. Onların parasını yerler, onları tehdit ederler. Böyle bir kimse var. Bu kadını rahatsız ediyor. Zühre bunlara anlatır bunu. Der ki beni bu adamdan kurtarırsanız, ben der size kendimi sunarım. Yeter ki bunu öldürün. Bunlar ilk önce öldürmeyi kabul etmezler. Bir gün, iki gün, üç gün, en sonunda bunlara tabiri caizse bugünkü dille uyuşturucu verir. Bunlar sarhoş olur.

Kendilerinden geçerler az bir şey, bu adam gelir, bunlara bu adamı öldüttürür Zühre. Bunlar adamı öldürürler ve bunlar o gizli esmayı Zühre’ye söylerler. Sarhoşlar ya, Zühre o esmayı alınca, esma’yı söyler, dünyadan kurtulur. Zühre yıldızının bizdeki mitolojik hikayesi budur. Bir ismi de nedir?

Sirius’tur. Batılılar ona Sirius der. Zühre yıldızı derler. Başka ne derler? Çoban yıldızı derler. Başka ne? Venüs Yıldızı derler, öyle deyil mi? Bu meşhurdur işte talihli Zühreyse, birisinin aktap kabul ettiği bir kimse Zühre yıldızı ahlakında ise çalıp çağırmayı, zühre ne yapıyordu? Eğlence düzenliyordu. Erkeklerin gönüllerini hoş ediyordu. Fuhuşa sebebiyet veriyordu bunlar. Bir kimse, sen öyle bir kimseye kişi sevdiğine benzer. Ona benzersin ama yok! ‘Sen kan dökücü huylu Mirrih’e mensup ise cenk, bühtan ve düşmanlık arar.’ Eğer yıldız olarak kabul ettiğin aktap olarak kabul ettiğin bir kimse, Merih huylu ise, Merih huylu ne? Kaba, yorgunluk, zahmet, hiddet, hainlik, alçaklık, güç, Merih’in de simgesi bu. Eğer sen kendine yıldız olarak böyle bir adamı seçtiysen, sen o huyla huylanırsın. O yoldan yürürsün. Kan dökücü olursun. Allah muhafaza eylesin. ‘Yıldızların ardında, yıldızlar vardır ki onlar da ihtirak ve nahis olmaz.’ ihtirak ve nahis yani yanmak, sönmek, uğursuzluk manasında. Demek ki o yıldızların ardında öğle yıldızlar vardır ki onlar asla sönmezler, onlar asla kaybolup gitmezler. Onlar asla uğursuzluk simgesi değildir. Bunlar kimlerdir? Bunlar kimlerdir? Bunlar o batmayan güneşten her daim feyizlenen Mürşidi Kamillerdir. O Mürşidi Kamiller de yanıp kaybolma, uğursuzluk veya hut da işte ışığının gitmesi gibi sönmesi gibi şeyler ne olur? Olmaz. Zamanın bir üç beş yedi ve kırkları her daim bu noktada sönme, kayma yaşayan kimseler değillerdir. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden bunlar peygamber varisleri hükmündedir. Peygamber varisleri olanlar da hangisine uyarsanız uyun, Hz. Muhammed i Mustafa’nın yolundan gitmiş olursunuz. O yüzden sohbetin başı neydi? Bir sorudan itibaren Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini, üç sevgi, işte Allah ve Resulünü sevdirenin sevgisi batmaz. Bunlar manevi yıldız hükmündedir. Bunlara tabi olan Muhammed i Mustafa’ya ulaşır. Onlar Muhammed i Mustafa’nın her devirde varisleri vardır. Ya bu zamanda var mı diyen kimse küfre düşer. Veli ne olur bu zamanda diyen kimse küfre düşer. Tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Bu zamanda da veli olur mu ya diyen kimsenin imanı gider. X kimsenin veliliğine inanmıyorsun, inanma kardeşim, ayrı mesela, gene de laf söyleme. Olaki velidir. Hadis-i Kutsi var. Velilere savaş açarsa bana savaş açmış gibidir. Bana savaş açanın diyor yırtıcı aslanın ondan intikamını aldığı gibi ondan intikam alırım diyor. Dikkat et. Ben derim ya Allah’ı zikredenle uğraşma kardeş, geç sen. Kelin sahibi var, uğraşma. Bak işine. Ama bu zamanda veli yok derse bir kimse, tekrar söylüyorum küfre düşer. Tutturmuşlar şimdi bir velinin, bir mürşidi kamilin dizinin dibinde durmak, yolundan gitmek, izinden gitmek, nefsini onun emri altında teskiye etmek, terbiye etmek zor geldiğinden ortalığa bir

üveysilik çıktı şimdi. Bir yere gittim sohbete, dediler ki bir üveysi şeyhi var, sizinle görüşecek. Üveysi şeyhi de mi var dedim. Geldi adam. Benim şeyhimin adabıdır. Böyle bir şeyhim diyen gelirse, onu böyle koltuğa otutturur. Ben şimdi onu böyle koltuğa otutturdum, ben yere diz çöktüm. Bir kabardı böyle, Allaaah! işte biz de şöyle yapıyoruz da böyle yapıyoruz da şöyle ediyoruz da… Ben dinliyorum böyle büyük bir dikkatle. Dedim efendim üveysi şeyhliği de var mı dedim. En can alıcı nokta burası. Durdu, ses yok. Ya sen şeyhsen, üveysilik kalmadı, yol oldu. Üveysilik ne demektir? O kimse yalvarır yakarır YaRabbi bana bir üstat, bana bir mürşid-i kamil, arar tarar, arar tarar, yakın yerlerde bulamamıştır. Veysel Karani hazretlerini rüyasında görür. ona ders verir. O bir şeyhi buluncaya kadar o dersi çeker. Bu memleket şeyhim diyenden geçilmiyor. Var mı var. Memlekette o kadar şeyh var, sen hiçbirisini de beğenme, hiç birisini de beğenme bir şeyhi beğenmeme küstahlıktır. Kim olursa olsun bu. Millet gitmiş şeyh demiş intisab etmiş ona. Sen Allah mübarek etsin kardeşim. Ben intisab etmem, eyvallah. Ölçüyü konuş. Memlekette o kadar şeyh var, sen hiçbirisini beğenme! Sen kimsin ya! Sen kimsin, sen nesin sen nesin ki ya! Arkadaş hiç bir şeyhe!

‘Ben tanırım onları.Vah be Mustafa kardeş be!Bize bir nasip olmadı. Biz bulamadık birisini.’ Bulamazsın abi sen. Neden? Ya bulamazsın abi sen. Sen her gittiğin şeyhin sarığından tut, cübbesine kadar herbir şeyine bir bahane buluyorsun. Çok mübarek bir zat vardı. Ne kadar güzel zikrederdi. Ee abi? Ondan ders alaydın ya. Esnedi be abiciğim yanımızda ya, esnemek şeytandan ya! Vay b abi dedim ya, maşallah sübhanallah. Ya sen bunu düşündün. Çorumlu Hacı Mustafa efendiye gitmiş adam. Çorumlu Hacı Mustafa efendi hazretlerinin normalde gitmiş sohbetine katılmış, zikrullahına katılmış, dedim abi ondan da mı ders almadın. Nasip değil dedi. Abi vallahi nasip değil sana dedim. Böyle baktı. Dedim Çorumlu Hacı Mustafa efendi gördün de ondan da ders almadıysan, vallahi sana nasip değil billahi sana nasip değilmiş dedim. Böyle baktı! Asla da olmaz sana dedim. Mustafacım, neden böyle söylüyorsun dedi. Abi kibirlisin sen ozaman dedim.Kibirlisin sen dedim.Baktı böyle. Evet. Gönlünde kibir olan bir kimse, şeyh beğenmez. Kalbinde kibir olan bir kimse, şeyh beğenmez. Kalbinde onun büyüklük var. Onun kalbi kararmış.Daha ileri. Onun kalbi mühürlenmiş. Kalbi mühürlenmiş onun. Bir kimsenin bu tip yollarla işi gücü yoktur, yoktur!Ona bir şey söylenecek bir laf yoktur. Neden?O kendince bir hani Cenab ı Hak Müslümanları üçe bölüyor ya, üçe ayırıyor ya. Onu geçen ders anlatmıştım ya size. Üçe, öyle değil mi. Dur, hemen bulacağım ayeti kerimeyi size. ‘Biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendine zulmeder. Kimi orta yolu tutar, kimi de Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne

geçer.’ Kimisi ne yaparmış? Kendine zulmedermiş. Bu Ümmet i Muhammed’i üç kısma ayırdı Cenab ı Hak. Ne yapıyor, bunlardan bazıları kendilerine zulmediyorlar, bunlar günah ı kebairlere giriyorlar, günah ı kebairlere giriyorlar, o günahtan o günaha, o günahtan o günaha. Onlar, günah perdelerinde geziyorlar. Onların namazla, abdestle, oruçla, dinle diyanetle alakaları yok. Müslüman mı? Evet. Bunlar ne? Bunlar kendi nefislerine zulmeden kimseler. Bunlara Allah zulmetmiyor. Bunlar, kendi nefislerine kendileri zulmediyorlar. Müslüman mı Müslüman. Eyvallah. Biz bunlara kafir diyemeyiz. Ama bunlar ne? Nefislerine zulmedenler.

ikinci kategori ne? Orta yolu tutar. Bunlar da ne? Bunlar da farzları işlerler, haramlardan uzak dururlar, eyvallah! Hayatı böyle geçirir. Orta yolu tutmuş. Ona neden orta yolda gidiyorsun diye sorgulanmaz, eyvallah ama bazıları da var ki bunlar önde gidenlerden. Bunlar ne? Bunlar salihlikte, hayır hasenatta, Allah yolunda cihad etmekde koşuşturmakta, Allah’ı sevmekde, sevdirmekde önde gidenlerden. Sufiler, bunlardandır. Sufinin hedefi önde gitmektir. Kardeş, koşmaktır Allah yolunda sufinin hedefi. Sufi vasat bir Müslümanlık yoktur sufilikte. Sufi yolu tercih ettin mi? Evet. Bir üstada gittin bağlandın mı? Evet. Orda nefisle mücadele edeceksin. Sen o yola girdin mi? Evet. O yolda koşacaksın sen. O yolun kendi içerisinde vasatı vardır. Kendi içerisinde koşanı vardır. O yolun içindedir. O dışardaki orta yolu tutandan buranın vasatı, koşan kimsedir. Dışarda kimse bakar ama der ben size yetişemem. Halbuki o burda vasattır. Burda vasattır o. bizim kendi içimizde vasattır. Bizim kendi içimizde vasat sufi kimdir? Dersini çeker. Perşembe dersini mahalle dersini takip eden o vasat sufidir. Sufi midir? Evet, sıkıntı var mı? Yok. Ama o vasattır. Dersten derse koşacağım diye uğraşıyor, bir işin ucundan tutacağım diye uğraşıyor. Vasatlıktan çıktı, orta yolu takip etti. Vasatlıktan çıktı o. O mahalle dersi, ana ders, kendi dersleri bu üçgenden çıktı. Bu pazar nerde? Gelibolu’da. Hüraaaa, vasatlıktan çıktı. Fehim söyledi. Adam ne demiş? Bunlar mazot katili mi demiş? Ne demiş? Mazot katili miydi. Bunlar demiş mazot katili, Fehim aktardı. Durmuyorlar demiş bir pazar evlerinde. Öyle mi? Ordan oraya mı gidiyormuşuz? Elhamdülillah. Durmayın. O vasatın üstüne çıktı. Koşuşturuyor. Bir iş var, yapılacak şurdaki kardeşler, lokma dağıtacağız diye uğraşıyor. Vasatın üstüne çıktı. Bak ne diyorum ben burda, oturduğum yerde, üzerinizde elbise var, dikkatli olacaksın. Üzerinde semazen kıyafeti var, dikkatli olacaksın. Üzerine görevli yazısı var, dikkatli olacaksın. O ortanın üstüne çıktı, bir şeye hizmet etmeye çalışıyor. Koşuşturacağım diye uğraşıyor.

Ne diyorum, Ali dikkatli olacaksın diyorum. Yolda giderken bile dikkatli olacaksın. Sen vitrine bakıyorum zannedersin, ordan bir kadın geçiyordur,

der ki bak ya koca semazen başı kadına bakıyor. Der! Emir Sultan hazretlerinin karşısında çay ocağında oturuyorum. Emir Sultan hazretlerine karşı dertleşiyorum. Derdim büyük. Oturdum ordan, karşıdan böyle bakıyorum ona. O bana bakıyor, ben ona bakıyorum. O bana bakıyor ağlıyor, ben ona bakıyorum ağlıyorum. Bir de konuşuyorum, caddenin karşısındayım. Böyle konuşmak istemem ama bizim geçenlerde vefat eden Burhan Türkoğlu’nun kardeşi var. Pazartesi günü dediki, yakaladım seni dedi sabah. Nerde yakaladın dedim, ne yakaladın? Emir Sultan’ın önünde dedi kadınlara bakarken yakaladım seni dedi. Allah’ım, düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Aklıma geldi, kalbime geldi. Allah Allah dedim ya! Sen ne yaşıyorsun dedim adam ne görüyor seni dedim içimden! Elimi omzuna vurdum, haklısın dedim, bakmışımdır. Haklısın dedim, bakmışımdır. Benim derdim dünya ne, ailemden büyük, adam diyor ki… Haaa! Dikkat edeceksin, dikkat edeceksin kendine. Neden? Adam seni parasız seyrediyor, izliyor. Parasız izliyor seni. Senin ayakkabına bile bakıyor. Ben de izmir ayakkabısı var ya, sivriburun. Onu giyiyorum ya ben, şeyh efendinin zamanında da onu öyle giyerdim ben arada böyle, birisi şeyh efendiye demiş, efendim külhanbeyi ayakkabısı giyiyor demiş. Mustafa Efendi, külhan beyi ayakkabısı giyiyor muşsun, dedi. Efendim, külhanbeyi ayakkabısı mı ne ayakkabısı değil ama bizim yöremizin ayakkabısıdır, herkes giyer bunu. Mustafa Efendi dedi, oğlum insan dedi koyunu parayla güder, insanı parasız güder dedi. insan oğlu dedi. Koyunu parayla güder ama insanı dedi parasız güder. insanı parasız güder insan. O zaman ne yapacak? Dikkatli olacak. Neden? Sen önde gidenlerdensin.

Ayet i kerimede de öyle diyor ya. Hayırlı işlerde öne geçerler. işte sufilik, hayırlı işlerde öne geçmektir. Koşuşturmaktır, feryat figan yürümektir, koşmaktır. Böyle olursa o zaman o kimsenin kutbu, yıldızı, o da koşuşturur, o da koşar. Sevdiği çünkü öyle. Öyle işye ya bu zamanda da veli var mı? Var. Ara bul. Yok dediğin anda küfre düştün. Deki bulamadın. Ya Rabbi bana bir veli kulunun yolunu nasip eyle. Onun elinden tutmayı nasip eyle. Onun gönlünü gönlüm etmeyi nasip eyle de yürü. Ama yok! Ne yapacak? E biz üveysi olduk! Hoş geldin 23 Nisan! Onca memlekette şeyh var. Şah-ı Nakşibendi hazretleri üç yüz kusur tane şeyh dolaşmış. Üç yüz kusur şeyhden ders almış. Bu arkadaşlar şeyh bulamamışlar. Doğrudur, bulamaz. Neden? Kalbi kararmış, mühürlenmiş. Kalbin mühürlenmiş senin? Git bir kendine şeyh bul. Ona dua ettir kendine. Rüyanda bir şeyh bulamıyorsan, göremiyorsan, o yıldızların ardındaki sönmeyen bulanmayan bir yıldız bulamıyorsan, yan derdine. Öyle işin kolayına, hevasına, nefsine gitme. Ya? E biz üveysi olduk veyahut da bu zamanda var mı? Ey bize nasip değilmiş! Sen nasip değilmiş

dersen nasip olmaz sana. Demek var bir hatan, var bir kusurun, var bir yanlışlığın, var bir hainliğin. Bir hainliğin var senin. Maneviyata var, yola var, o yaşayan şeyhe var. Var, bir şey yapmışsın sen. Neden? Kapın kapanmış. Kapın kapanmış. Gidememişsin hiçbir yere. Allah muhafaza eylesin. E öyle olunca da diyorsun ki neymiş de bulamamış da yapamamış da edememiş de yokmuş da bu zamanda da…Zakirleri şeyh etmişler, zakirleri şeyh etmişler, çavuşları şeyh etmişler, sanbahleyin erken kalkan, şeyh efendi bana da zakirlik verdi, ben de zakirim. Allah Allah! Sağlığında vermediydi, öldükten sonra rüyasında vermiş. Kadının birisi de çıkmış Abdullah Baba bana zakirlik verdi. Ne? Ne zaman verdi? Bana soruyorlar eskiyim ya ben şimdi, filanca kadın işte, bir de şey filanca anne, bir de anne! Allah Allah! Dedim, şeyh efendinin nikahlı eşimiymiş ki o dedim anne olmuş. Nasıl yani? Dergahta dedim bir tek şeyh efendinin nikahlı eşi anne denir ona, başka kimseye anne denmez. Ya işte… Dedim ya adab bu benim bildiğim. Kim bu kadın? Filanca. Aaaa. Ne olmuş? Rüyasında şeyh efendi ona vermiş. Ya dedim ya ona vermesine gerek yoktu. O zaten dedim bekliyordu o çok dedim bana bir kaç sefer salvo yaptı. Ben onu zakir etmedim diye dedim kızıyordu zaten bana. Aaa tamam, şeyh efendi öldü dedim. Kendi kendini zakir tayin etmiştir. Yol bu değil. Yol bu değil!

Şeyhimin bana söylediği var. Mustafa Efendi, beni iyi dinle. Buyurun efendim. Oğlum pir efendiler sana şeyhlik verirse sen şeyhlik yapma. Pir fendileri şeyhlik verdiği dahi ayağı kayabilir. Abdullah Gürbüz Efendi’nin bana söylediği şey bu. Mustafa Efendi, evladım, Pir efendiler senin şeyhliğine senin icazetini imzalasalar dahi şeyhlik yapma. Ben Abdullah Gürbüz efendinin terbiyesinde yetişmiş bir kimseyim. Bana söylediği bu.Ya nasıl? Biz rüyamızda bize verdi deyip zakirlik yapacaksınız, nakiplik yapacaksınız, nükebbalık yapacaksınız? Hiç olmazsa gidin dergahın eski bir nakibini bulun ya bizi de buraya zakir tayin et deyin. Aslında şeyhi vefat etmiş, şeyhi vefat etmiş bir kimsenin, nakipliği şeyhe aittir. O şeyh onu nakip etmiş, o şeyh vefat etmiş, vefat ettiyse, yeni bir şeyh onun nakiğliğini kabul etmeyebilir. Nükebba, nükebba. Yeni bir şeyh onun nükebbalığını kabul etmeyebilir. Bunları kendinize vird olarak, ders olarak dinleyin. Ben de öleceğim, gideceğim bu dünyadan. Bunları size anlatacak olan kimse kalmayabilir. Eski terbiyeyi alan insanlar kalmadı çünkü. Bozuluyorlar, paraya bozuluyorlar, makama bozuluyorlar, mevkiye bozuluyorlar, şakşaka bozuluyorlar, altına bozuluyorlar. Evet! Yapamaz o kimse. Ben Abdullah Gürbüz Efendinin nakib i nükebbasıydım. Nakib i nükebbasıy(dı)n! The end! Bitti! Ya?

Ne yaptı Hz.Ömer Radıyallahu Anh hazretleri? Hz. Ebubekir efendimizin valilerini değiştirdi mi, değiştirdi. Komutanı değiştirdi mi, değiştirdi.

Hz. Osman radıyallahu Anh hazretleri halife oldu. Hazreti Ömer efendimizin valilerini değiştirdi mi, değiştirdi. Komutanlarını değiştirdi mi, değiştirdi. O valiler eksik miydi? O komutanlar eksik miydi? Halifenin hakkı var buna, değiştirir. Hz. Ali(r.a.) halife oldu. Hz. Osman Efendimizden kalan valileri değiştirdi mi, değiştirdi. Genelkurmay başkanına varıncaya kadar değiştirdi mi, değiştirdi. Değiştirdi! Birisi diye bildi mi ben Hz. Ebubekir efendimizin valisiydim. Beni değiştiremezsin dedi mi? Senin söylediğin sünnete uygun olacak, sünnete uygun olanı yap. Bak, benim gibi bir adamın birisi çıkar bunu söyler, kalırsın böyle. E ben şeyh efendi zamanda nakib i nükebbaydım. E şeyh efendinin zamanındaydı. Vefat etti kardeşim, öldü. Öldü! Sen bir şeyh buluncaya kadar, bir şeyhe intisap edinceye kadar, yeni bir şeyhe gidinceye kadar, sen dersi yaptır, herkezi muhafaza et, koru, tamam. Ee, sonra? Sonra bir sabah üveysi ol. Allah Allah!

Yavrum senin şeyhin üveysi miydi, değildi. Abdullah Gürbüz Efendi; Kadiri’den, Rufai’den, Bedevi’den, Dusuki’den, Şazeli’den, Şah-ı Nakşibendi’den, Hz. Mevlana’dan bizatihi dersli, bizatihi dersli. Hacı Bayramı Veli, Mahmut Hüdayi Hazretleri, Emir Sultan Hazretleri, Üftade hazretlerinden manen dualı, destekli. Bunu dergahta herkes bilmez. Ders kağıtlarına Hacı Bayram Veli yazdıttıran fakir bu. Dedim. Efendim yazalım ders kağıtlarına. Mustafa efendi! Yazalım efendim, evet. Hacı Bayramı Veli hazretlerini ders kağıtlarına yazdıttıran, bu fakir. Evet. Kardeşim diyor efendim size dedim. Evet. Yol bu. Benim yürüdüğüm yol buydu. Benim bildiğim yol bu. O zaman sen bu manada sönmeyen, değişmeyen o manevi yıldızı bul. Yıldızların ardında, öyle diyor çünkü, yıldızların ardında yıldızlar var ki onlarda yanmak, sönmek, uğursuzluk, onlarda herhangi bir yanlışlık olmaz. Bul. isim yok bunda. Sen onu bulmakla mükellefsin. Onu bulmakla mükellefsin. Sufi yolunda gidiyorsan, onu bulmakla mükellefsin. Ashabım yıldızlar gibidir. Onu bulmakla mükellefsin. Onu bulacaksın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. ‘Onlar bu meşhur kat yedi kat gökten başka diğer göklerde seyirle hareket ederler.’ inşallah burdan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek affola inşaallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları