Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 724-725. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 724-725. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 45/53

Mesnevî-i Şerîf 724-725. Beyitler Şerhi Hakkında

724-725. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Gönül seni gönül ehlinin diyarına, ten seni su ve çamur hapsine çeker.”

Bir sözü şerh etmek için sözü söyleyene dönmek en kestirme ve en hakiki yoldur. O sözü söyleyen, kendi sözünün şerhini de yapmıştır ve yapar. Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Kuran’ı anlamak için yine Kur’an’a ve Kur’an’ın en iyi, en iyi anlayan Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine müracaat etmek gerekir. Eğer Kur’an’ı iyi anlamak istiyorsanız Kur’an’ı Kur’an’la ve Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadisleri ile anlamaya çalışın. Bu en güzel ve en kestirme yoldur ve bu yol insanı çok özür dilerim ama bu tanrılaştırılmış akıl sapkınlığından da kurtarır insanı. insanlar şimdi kendi akıllarını tanrılaştırıyorlar çünkü. Dinin önünde akıl ancak dine itaat etmek içindir. Dinin önünde akıl ancak dini anlamak içindir. Dinin önünde akıl ancak dini yaşamak içindir. Akıl seni tanrılaştırdıysa, sen aklı doğru yerde kullanmadın demektir. O yüzden Kuran’ı anlamak istiyorsanız, yeniden Kur’an’a ve sünnete müracaat edeceksiniz, hadislere. Biz de mesneviyi normalde kendi içimizde, kendi dayremde ben anlamaya çalışırken ya Kur’an ve sünnete ya da Hazreti Pir’in kendi sözlerine müracaat etmeye gayret ediyorum. işin içerisine benim kendi aklım girmesin, ben de kendi aklımı tanrılaştırmayayım, putlaştırmayayım diye düşünüyorum. ‘Gönül seni gönül ehlinin diyarına, ten seni su ve çamur hapsine çeker.’ Hz. Pir’e, Hz.Pir’den devam edeceğiz inşallah:

‘Kör olan gönül, canı kulağı, gözü olsa bile hırsız şeytanın izini bulamaz. Onu elde edemez.’ Şeytanın izini bulmayı, hırsızı elde etmeyi, gönül ehli olandan um. Bu işi onlardan iste, taştan topraktan değil. Çünkü halk

gönül ehline nispetle taş topaç gibidir. Adeta cansızdır. O zaman bir kimse gönül ehlini bulacak, yolunun istikametinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsa, yolunun Allah’a mı şeytana mı çıktığını görmek, öğrenmek istiyorsa bir veliye, bir mürşid-i kamile, olgun kamil bir zata gidecek ki o yolunun nerde olduğunu bilsin. Eğrilerin içersinde eğri kendisini normal görür. Eğrilerin içersinde eğri kendisini normal görür. Bir kimse namaz kılmayan bir toplulukta namaz kılmamayı normal görür. Öyle topluluklar var içki içmeyi normal görüyor. Öyle topluluklar var, yani kumar oynamak normal bir şey! Birisi ona haramı helali öğretmemiş ki! Gıybet normal geliyor ona, ona birisi gıybetin haram olduğunu öğretmemiş ki! Eğrilerin içerisinde doğruyu bulman mümkün değildir. Ancak doğrunun yanına giderse eğri kendince eğriliğinin farkına varır. Kendini tanımlar. Bir kimse müslümanım dedi, namaz kılmıyor. Ancak namaz kılan bir müslümanın yanına gittiğinde, müslümanın namaz kılması gerektiğini görür ve inanır. Müslüman bayan örtünmemiş. Ancak örtülü Müslümanlar yanında gördüğünde örtünmenin farz olduğunu anlayıp örtünecek o. Veyahut da akşamları ben bir kadeh içiyorum diyor. Bu haram olmaması lazım diyor. Ona öyle öğretmişler. Akşamları bir kadeh içmenin de haram olduğunu, birisinin yanında oturur öğrenirse o onu orda öğrenecek. Eğrinin yanında eğri olursa, hiçbir zaman onlar doğruyu bulmayacaklardır. Hz. Pir başka bir mesnevinin beyitinde söylerim ya, herkesin aksak dolaştığı yerde sen aksak dolaşmazsan, öbürkünler derler ki diyor bunda bir problem var. Senin ayağını kırarlar onlar, diyor. Neden? Orda herkes aksak dolaşıyor çünkü. Bunun gibi herkesin kör olduğu yerde senin gözlerin açık ise o körler diyeceklerdir ki bunda eksiklik var. Bunda noksanlık var. Bu yanlış doğmuş. E? Biz bunun fıtratını düzeltelim, bunu kör edelim diyeceklerdir. Eğrinin yanında doğru bulunmaz.

O zaman sen bir gönül ehli bul. Bir gönül ehli bul ki sen istikametini o zaman öğren. Sen doğru yolda mısın eğri yolda mısın? Doğru yolda olan bir kimseyi ara bul. Sen etrafına bakarsan, etrafın seni aldatır. Hangi noktada olursanız olun, etrafınıza bakarsanız aldanırsınız.

Dervişler dahi etrafına bakarlarsa aldanırlar. Sufiler dahi etrafına bakarsa aldanırlar. Senin yanındaki baktığın kimse gevşekse sen aldanırsın, sen de gevşersin. Ben bazen derim ya bana soruyorlar nasıl korudun kendini. Ben diyorum Kur’an’a baktım, Sünnetı Resullah’a baktım, bir de şeyhimin ağzına baktım. Ben Ahmet ne dedi, Mehmet ne dedi, orda öyle demiş burda böyle demiş, beni ilgilendirmedi hiç. Bir şey duyacaksam da şeyhimin önüne gittim oturdum. Böyle böyle demişsin dedin mi dedim ben, efendim dedim ben. Demedim oğlum dedi. Beni ilgilendirmez. Hesabını o verecek dediyse, demedim dediyse. Demedim dedi, bitti benim için. Selamünaleyküm

Aleykümselam. Bir şey duyacaksam ondan duyarım. Ne telefon açarım telefon açılacak bir mesele ise. Bazı meseleler vardır, telefonla hallolunmaz. Ben kani olmam ondan. Ben giderim, bir kimsenin yüzüne söylerim onun mimiklerini izleyeceğim çünkü ben onun. insanın bazen bazı insanların dili ile mimiği, kalbi, deli mimiği, birleşmeyebilir. Ben birleştiğini göreceğim onun. Hem kalben hem dil, hem mimik olarak birleşmiş, tamam. Kani olacağım, güveneceğim. Bunun gibi yol uzun. Ben on sekiz yıl o şeyhin dizinin dibinde durdum. Bir yerde bir şey demiştir. Beni ilgilendirmez. Ben gider onu kendi kulağımla duyacağım onu, söylerim ben. Yol gidiyorum, ben bir yola girmişim, o yol benim hayatım olmuş. Bakın o yol benim hayatım olmuş. Ben yolu hayata çevirmişim. Benim hayat standardım olmuş o. Ya benim başımdaki şeyhim, o benim hayat standardım haline getirdiğim o yolda bana mihmandarlık eder, ben tasımı tarağımı toplayıp gitmem. Ya da o şeyh tasını tarağını toplar gider. Ben tas tarak toplamam. Ben yol gidiyorum. Benim otuz yıllık yol hayatımın arkadaşları meydandadır, şahittir. Ben tas tarak toplamam. Bazen dedim ya bir kişi de kalsam ben otururum orda zikrullah yaparım, ben çekip gitmem. Cenab ı Hak onu göstermedi bize.

Şimdi diyorlar ya bazı arkadaşları işte çok tutuyorsunuz. Evet, açık söylüyorum bunu daha, saklamıyorum ki! Benimle beraber tas tarak toplamamış oturmuş benimle beraber. Evet, onun bende yeri ayrı olmalı zaten. Hak, adalet de bu zaten. Herkesin çekip gittiği yerde oturmuş. Herkesin tuz dağılır gibi dağıldığı yerde o kalmış. Herkes sırtını dönmüş gitmiş. Onlar oturmuş. Evet, onlar hürmeti de saygıyı da sevgiyi de hak ediyorlar. Herkes hak ediyor, onlar bir çıt daha fazla hak ediyor. Yok! Neden? Tas tarak toplayıp gitmemiş, bunun gibi. Bir insan gönül ehli buldun mu buldun, sen etrafa kulak kabartma. Dervişler dahi senin, bak dervişlerin sözüne dahi bakarsan, aldanırsın. Neden? O da günaha girer. O da gaflete düşer. O da eksikliğe düşer. Beni ilgilendirmez. Ben şeyhimi dinlerim. Bazen tuhaf geliyor size, bana şimdi bir şey söylese yine dinlerim diyorum ya, bana şimdi bir şey diyecek, ben yine dinlerim onu. Hiç hem de hiç! Ben böyle onu rüyamda görsem, rüyamda gördüğüm o halden kendime ölçü çıkarırım. Dedim ki bu buna işaret, bunu böyle yapman lazım derim, evet. Bakın yol bitmiyor. Dedim ya benim hayatım yol olmuş sonuçta. Ben hayatımı yola göre tanzim etmişim, dizayn etmişim. Bir hayat söz konusu. O zaman o gönül ehlini gördüğünde, bulduğunda, otur dosdoğru önüne. Taşa toprağa bakma, oraya buraya kulak kabartma, oraya buraya kulak kabartma, onun lafına bunun lafına bakma. Bak sen. Beklerim ben, üç gün beklerim, otuz gün beklerim üçyüzotuz gün beklerim. Ben ondan duyacağım ya. Benim şeyhim o mu, evet. Ben ondan duyacağım. O bana burda kal derse ebediyen kalırım

orda, ikinci emir gelinceye kadar kimse kımıldatamaz beni. istikamet odur çünkü. Bakın istikamet o. Bana kal mı dedi, kalırım ben orda. Başıma ne gelirse gelsin. Yok! O kal dedi de başıma bu geldi de, yok git dedi de, bu böyle oldu da… Geç! Senden derviş olmaz. Senden derviş olmaz.

Sen daha bana kal dedi de burda kar yağdı da ben karın altında kaldım dediğin an, tası tarağı topla git sen. Senden derviş olmaz. Kal demiş, kalacaksın. Başına taş da yağsa kalacaksın, kar da yağsa kalacaksın. Başına gül yaprakları dökse kalacaksın orda. Sana şunu yapma demiş, yapma. Sen yapıyorsun zannediyorsun ki hani sen yaptın ya, ha şeyhi görmedi onu. Gördü, biliyorum, içimden diyorum ki laf dinlemiyorsun, neren derviş senin. Yüzüne kırmak istemiyorum, incitmek istemiyorum, yüzüne karşı söyleyip de seni mağdur etmek, seni üzmek istemiyor. Zannediyorsun ki yutturuyorsun sen. Yutturamazsın, yutturamazsın! Ben, adam yapıyordu mesela, zannediyor ki şeyh efendinin haberi yoktu bundan. Kendini aldatıyorsun. Kulağına diyordum kendini aldatıyorsun. Ya bunu ben görüyorsam o görmez mi? Bunu ben biliyorsam o bilmeyecek mi? Onun yetiştirdiği bir kimse bilecek, o bilmeyecek, öyle mi? Onun yetiştirdiği bir kimse duyacak, o duymayacak öyle mi? Saflığın dik alası bu. Yok! Gönül ehli ara bul. Buldun, haşa toprağa kulağını gözünü çevirme. Çünkü senin kaşını, gözünü çevirdiğin kimse, senin gibi önceden toprakdı. Onu cevher haline o getirdi. Sen onu cevher haline getirenin dizinde bir dursana. Yok! Pir öyle diyor işte, Hz.Pir diyor ki sen diyor gönül ehline tabi ol. Geri kalan taş toprak nispetindedir. Devam ediyor: ‘O bir sana gülümser. Fakat sen onu öyle görme. Onun içinde yüzlerce kıyamet var.’Senin yüzüne tebessüm ettiğine bakma, senin yüzüne tebessüm ediyor, sana merhamet ve şefkat gösterdiğinden senin ne halt karıştırdığını Allah’ın izniyle biliyor o. Senin nerde tökezlediğini, nerde ne yaptığını biliyor o Allah’ın izniyle. Sana tebessüm ediyor, sana merhamet ediyor, sana şefkat gösteriyor, seni Allah’ın kulu peygamberin ümmeti olarak görüyor. Diyor ki tövbe eder, düzelir diyor. Sen tövbe et, düzelt kendini, aldatma.

‘Cennet cehennem hepsi onun cüzileri.’ O cenneti de cehennemi de toplamış, bir cebine cennet, bir cebine cehennem koymuş. Sen çelik çomak oynuyorsun zannediyorsun. Sen aldatacağım, kandıracağım zannediyorsun. Allah muhafaza eylesin. Ne düşünürsen o, o düşünceden de üstün. Senin düşüncen neyse o ama o düşünceden düşsün. Senin o gönül ehli, senin düşüncenden üstün. O gönül ehli, senin aklından üstün. O gönül ehli, senin binbir tane geçireceğin fikirlerden üstün. Allah izin verirse o senin attığın adımı dahi görür. Kendi kendine aldatacağım, kaldıracağım diye uğraşma. Allah muhafaza eylesin. Gönül ehli, gönlünde Cenab ı Hakk’ın sıfatları ile tecelli eden kimsedir. E sen hem bir gönül ehli buldum diyeceksin hem de içinde

Allah’ın sıfatlarının devran ettiğini bildiğin kimsenin kapısında küstahlık edeceksin! Hem diyeceksin ki x şeyh efendi gönül ehlidir, ben gittim onun kapısında durdum hem onun kapısında durduğunu söyleyeceksin hem de o kapıda olmayacak nankörlükler ve ihanetler yapacaksın! Bu tezat değil mi? Eğer şeyhinin gönlünde Cenab ı Hakkın sıfatları ile tecelli ettiğine inanmıyorsan, dersini al git ordan, durma. Sen boşuna duruyorsun orda. Bekleme, boşuna yer tutma orda. Tekrar altını çiziyorum. Eğer sen şeyhinin gönlünde Cenab ı Hakkın sıfatlarıyla tecelli ettiğine inanmıyorsan, sen dersini bırak git. Bu hastalıklar çünkü yeni değildir hiç. Bu Abdülkadir Geylani hazretlerinin zamanında da aynıdır, Hz. Mevlana’nın zamanında da aynıdır, şeyhimin zamanında da aynıydı, Çorumlu Hacı Mustafa efendinin zamanında da aynıydı, bütün zamanların içerisine alır. Bazı şeyler vardır, zaman içerisinde değişmez. Allah’ın adaleti değişmez. Bu değişmeyen şeylerdir bunlar. Senin o noktada eğer yoksa öyle bir içersinde, içinde senin inanç, bırak git sen. O içinde o inanç varsa, sen ne kapıya ihanet ediyorsun ki? Hem demişsin ben padişahın sarayına girmek istiyorum, e gelmişsin, kapıya durmuşsun, kapıyı tekmeliyorsun, kapıyı yıkacağım diye uğraşıyorsun, eşiğini sökeceğim diye uğraşıyorsun. Ordan taşını toprağını çalacağım zarar vereceğim diye uğraşıyorum. Sen bu tekkeye gelmişsin, sohbet dinleyeceksin. iyi otur, sandalyeyi ne kırıyorsun ki, masayı ne kırıyorsun ki! Tekkeye sohbet dinleme gelmişsin, etrafı niye kirletiyorsun ki! E sen tekkeye sohbet dinlemeye gelmişsin, etrafa ne zarar veriyorsun, insanlara bağırıyorsun, çağırıyorsun, hakaret ediyorsun!

Mademki bu tekke Allah’ın evi, mademki burası Allah kelamının söylenildi ve öğretildiği yer, bu edepsizlik ne, niye o zaman, bu küstahlık niye! Bu cami ne? Allah’ın evi. Niçin camiye gidersin? ibadet etmeye. Namaz kılmaya. Burası neresidir, Allah’ın evidir. Camilerde maleyani konuşmak haram mı? Evet. Camiye tüküre bilir misin? Hayır. işeyebilir misin? Hayır. Orda dünya kelamı konuşabilir misin? Hayır. Orda kavga edebilir misin, dövüşebilir misin? Hayır. Neden? Allah’ın evi, ibadethaneler mescitler, ibadethaneler, Allah’ın evidir. Burası ne? 450 yıllık Karabaş ı Veli Tekkesi. Tekkedesin sen, mahvel değil burası çay çorba içelim, kakara kukara yapalım, böyle bir şey yapacaksan mahvele gideceksin. Burası? E burası Allah’ın evi ya! Burda edep lazım, distur lazım. Burda adap lazım. Bir şey öğrenmeye geldik buraya. Nereye gittin? Zikre gittin, bir şey öğrenmeye gittin. Bir dergaha girdin, hangi dergaha girersen gir, girmiş olduğun dergah bindörtyüz yıllık. Hangi dergaha gidersen git, dergahların hepsi de Hz. Ali ve Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinden, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine dayanır mı? Evet. Sen ister Kadiri ol, ister Rufayi, ister Bedevi ister

Dusuki, ister Şazeli ister Mevlevi, ister Bektaşi, ister Bayrami. Senin hangi tarikata, hangi yola gittiğinin ismi önemli değil ki, senin girmiş olduğun dergah senin kapısına tutunduğun dergah Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin eşiğine dayanıyor. Hem sen diyeceksin ki ben o eşikten tutundum hem de o eşiğe sen küstahlık edeceksin. Bir gönül ehli gördüysen, bulduysan artık teslim ol ona. Vazgeç küstahlıktan, vazgeç şeytanlıktan, vazgeç nefsin heva ve hevesinden. Heder etme zamanını.

Günler gelip geçer. Bir bakmışsın ki ömür bitmiş, günler gelip geçer. Bir bakmışsın ki eşiğine bağlandım dediğin şeyh, uçmuş gitmiş. Ben bazen öyle derdim eski arkadaşlara. Hadi umreye gidin! Şeyh efendi vefat etti, hadi gidin! Yok! Hadi şimdi hizmet edin, bindirin arabaya götürün! Yok! Hadi uçakla gidin bir yerlere! Yok! Öldükten sonra ne kıymetli ne kıymetli! Geç! Diriliğinde nerdeydin? Diriyken nerdeydin? Diriyken uzaktan selam veriyordun. Geç! Sen zamanının kıymetini bil. Der ki bir nefes daha fazla vakit geçireyim. Kurtuluşun orası. Yoksa ya bırak git, bir anlamı yok. Sen geliver ayvazım, gidiver dingozum olanlardan olacaksan, söyleyecek bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ancak ahmaklar, küstahlar, ahmaklar, küstahlar, nankörler o gönül ehlinin eşiğini kırmaya çalışırlar. O gönül ehlinin etrafına ve kendisine zarar vermeye çalışırlar. Siz onlardan olmayın inşallah. Tabii Hz. Pir daha ağır konuşuyor. Halbuki o mecazidir. ‘Be eşekler, bu hakikat ulularının gönülden başka mescidi yoktur. Herkesin secdegahı olan velilerin gönül mescitlerinde, Allah vardır. Allah erinin gönlü derde düşmedikçe, Allah hiçbir milleti rüsvay etmemiştir. Peygamberlerle savaşa girişenler, onları cisim görüp kendileri gibi insan sanmışlardır. Sen de o ilk gelenlerin ahlakı var. Nasıl oluyor da sen de onlar gibi helak olmaktan korkmuyorsun.’ Allah bizi bu tip küstahlıklardan ve helakiyetten muhafaza eylesin inşallah. Cenab ı Hak cümlemizi gönül ehillerinin dizinin dibinde duranlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftalarda inşallah ‘agah ol bir gönüldeşten gönül gıdasını al. Onunla gönlünü gıdalandır. Yürü. ikbali bir ikbal sahibinden öğren’den devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Selamün aleyküm.

El- Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı