Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1679-1690. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1679-1690. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 33/38

Mesnevî-i Şerîf 1679-1690. Beyitler Şerhi Hakkında

1679-1690. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Euzubillahimineşşeytanirracimbismillahirrahmanirrahim. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedîn günahlarını affeylesin, hatalarını, kusurlarını affeylesin, yanlışlıklarını, eksikliklerini affeylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i kendine dost eylesin. Habibine dost eylesin. Dostlarına dost eylesin. Ecmain. Geçen haftadan kaldığımız yerden inşallah devam ediyoruz mesnevi okumaya, Allah izin verirse inşallah. En son ‘Şehir ve köye sahip olan, cisimlerin padişahıdır. Gönül sahibiyse gönüllerimizin sultanıdır.’ Burda kaldıydık. Şimdi inşallah kaldığımız yerden devam ediyoruz:

“Hiç şüphe yok ki işler görüşlerin fer’idir. Şu halde insan ancak göz

bebeğinden ibarettir.”

Bu hani insan için göz bebeği, bütün insanın sıfatlarını etkileyen bir şeydir. insanın bütün sıfatlarından, bütün üzerindeki azalarını etkileyince bu sefer o insanın tabiri caizse en mahrem yeri olmuş olur. Bir insan okuması, yazması, sanatı, ne bileyim bütün insanın üzerindeki iyi huylar hepsi de insanın görmesiyle alakalıdır. Bu tabiri caizse görmekle bunlar meydana çıkar. Tabii beş duyu önemli. insanı insan yapan en önemli unsurları ama görme bunun içerisinde en önemlisi. Çünkü bir şeyin ne olup ne olmadığını göz tayin edecek. Göz tabii kendi başına bir şey değil. Gözün arkasında idrak,

akıl, bir işin artık bilgisi, ilmi devam ediyor arkaya doğru. O yüzden normalde görme bu manada insanın göz bebeği hükmünde. Çünkü akıl gördüğüne göre hükmedecek. O gördüğüne göre hükmedeceği için Hz. Pir diyor ki bir insanın görmesi insanı insan eden bu manada insanı kemalata erdiren bütün kemalat derken manevi olarak değil. Yani bunun maus olduğunu görüyorsun, bunun bardak olduğunu görüyorsun, bunun çay olduğunu görüyorsun, bunun gibi. O görme, insanın görmesi, göz bebeği hükmünde oluyor görmesi.

“Ben bunu tamamı ile söyleyemiyorum çünkü merkez sahipleri (yani

peygamberler ama maneviyat bunu) men ediyorlar.”

Yani bu sufilere göre alemin kalbi zamanın kutuplarındadır. bütün mevcudatın kalbi zamanın kutbudur. ne zaman ki hani gerçek manada Allah diyen olduğu müddetçe kıyamet kopmaz, ne zaman Allah diyen kalmayınca kıyamet kopar. Bu hadisi kutsiye Muhyittin ibni Arabi hazretleri der ki:

‘Gerçek manada Allah diyenler peygamberlerdir. Peygamberlerden sonra zamanın kutbu, kutupları verileridir. En son zamanın kutbu vefat ettiğinde eğer ki zamanın kutbu vefat ettiğinde yerine bir kutup tayin edilmezse bu sefer alem mührü hükmünde olan kutup ölüp de yerine bir şey geçmeyince alem komple ifsad olur, kıyamet başlar’ der. Böyle olunca işte o zamanın kutupları yani zamanın mürşidi kamilleri bu manada o perdenin, o alemin göz bebeği hükmünde ve kimin göz bebeği olduğu bu hususta kimler göz bebeğidir? Hazreti Pir diyor ki bunları söylemeye yetkim yok. bunları peygamber bana peygamberler söyletmiyor. Bu mana bir sır. Bu mana sır olduğu için bunları söylemeye yetkim yok diyor. Şimdi manada öyle şeyler vardır o normalde söylenmeye yetkili değildir. Çünkü dinin bir görünen tarafı vardır, biz bunu şeriat olarak nitelendiriyoruz. Şeriat neye göre hükmeder? Gördüğüne göre, tespit ettiğine göre, elindeki delillere göre şeriat hükmeder ama işin bir de hakikat tarafı vardır, mana tarafı vardır. ordaki işleyiş farklı bir şeydir. Hani şeyde de sizin nar bildikleriniz hani sizin kötü bildikleriniz de hayır vardır şer hayır bildiklerinizde şer vardır der. işin mana mekanizması farklı çalışır ama perdenin ön tarafında şeriatı bozmanın şeriatı bozmanın hiç kimseye hakkın hiç kimsenin hakkı değildir. Bir küçük örnek vermek gerekirse Hallacı Mansur’a ceza verilir. Sağ işte serçe parmağıyla el serçesiyle sağ ayak serçe parmağı kesilir. Çaprazlama iki serçe parmakları kesilir, dört serçe parmakları kesilir. Kesilen serçe parmaklar Hak Hak Hak deyip yürür gider. Kan da Hak Hak Hak der. Bu sefer Hallacı Mansur’u cezaevine koyarlar. Aslında kesilmeye devam edilecek çaprazlama. O esnada bir derviş gelir, cezaevindeyken izin alır. Der ki ben görüşmek istiyorum, gelir. Neyse, derviş der ki sorum var sana. O da sor

der. Der ki sabır ne? Sabır. Bakın, sabrı hadisi şeriflerden anlatmaz. Sabrı ayeti kerimelerden anlatmaz. Hallacı Mansur’un iki ayağı da prangada iki eli prangada, iki ayağı da prangada. Bismillahirrahmanirrahim der, çat çat elindeki prangalar çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, ayağındaki prangalar çat çat çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, duvarın dışına çıkar. Yok orda! Bismillahirrahmanirrahim der tekrar içeri girer. Bismillahirrahmanirrahim, çat çat prangalar! Bismillahirrahmanirrahim, çat çat ayağındaki prangalar! Der ki dervişe, sabır şeriatı Ahmedîyyeyi delmemektir der.

Bakın, sabrın manası değişti şimdi. işte perdenin gerisi vardır. Şeriaten, bir şey öyledir. Şeriatın kaidesini, kuralını delmek, kimsenin hakkı değildir. işin manevi tarafı farklıdır, görünen tarafı farklıdır. O yüzden o manevi tarafından haberdar olanların söyleyerekten zahir şeriatın hukukunu bozmaya hakları yoktur. O yüzden onlar bu manada ehli sufinin hakikat noktasında duranlar şeriatı Ahmedîyyeyi bozmazlar. Bunun hilafına bir şey söylemezler. bunun hilafına bir şey olacaksa da onu durdurmaya çalışırlar. Kendini bilmeyen, şeriatı bilmeyen, çok affedersiniz hani böyle anne baba parası yiyen böyle şeyler vardır, çocuklar vardır, nerde ne konuşacağını bilmezler, böyle aykırı işler yaparlar, böyle umursamazlıklar yaparlar. Bir kısım kendisine sufi süsü verenler de böyle aykırı işler yaparlar. dangoloz dangoloz konuşurlar, şeriatı Ahmediyeyi Muhammediyeyi delerler konuşmalarıyla. Bu doğru değildir. gerçek sufiler şeriatı Ahmediyyeyi bozmazlar. Hazreti Pir bunu örnek veriyor. Diyor ki ben kimin göz olduğunu kimin bu alemde sultan olduğunu ben biliyorum ama diyor bunu söylemeye bana müsaade etmiyorlar. Kim müsaade etmiyor? Maneviyat. Müsaade olmuş olsa, müsaade etseler sıralayacak. Mesela Muhiddin ibni Arabi hazretleri kıyamete kadar kimlerin mürşidi Kamil olacağını sıralamış, örnek veyahut da Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, kıyamete kadar büyük olacak olan hadiselerin hepsini de ashaba anlatmış ama ashabın enteresan bir itirafı var. Diyor ki Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bunları bize anlattı ama bir müddet sonra bunlar biz de unutturuldu diyor. Hani geçen haftalardan sohbet vardı ya hani bir mürşidi kamilin, bir velinin unutturma meselesi vardı. işte hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri kıyamete kadar gelecek olan önemli meseleleri, hadiseleri ashaba anlatmış ama ashab diyor ki bunların bir kısmı bize unutturuldu. Biz şimdi bunları hatırlamıyoruz.

işte normalde Hz. Pir de diyor ki bu konuda bana müsaade edilmedi. Bana müsaade edilmiş olsaydı ben normalde bu meselenin hakikatini size anlatırdım ama büyük pirler her zaman, her zaman şeriatı Ahmedîyyeyi korumuşlardır. onlar asla ve asla şeriatı Ahmedîyye’nin zahirini bozmamışlardır. Bakın zahirini bozmamışlardır. burda hazreti pir de diyor ki ben de

diyor bu işin zahirini yani bu hakikati size aktarırdım ama bu sefer şeriatı Ahmedîyyeyi veyahut da bu meselelere aklı yetmeyen bu meselelere dini bilgisi yetmeyen, bir de işin o tarafı var yani bir din cahili hele bu zamanda insanlar din cahili şimdi. insanların suçu yok bunda, ben kimseyi suçlamıyorum. 26 yaşına kadar ben de din cahiliydim. Ben kimseyi suçlamıyorum. Son 250 yıl Anadolu insanı, Müslümanlar, komple islam dünyası, din cahili. Hâlâ daha islam dünyası din cahili, bakın hâlâ daha islam dünyası din cahili. Sebep? Dini eğitim yok. gerçek bir dini eğitim yok islam dünyasında. Bu sadece islam dünyasındaki idarecilerle, siyasetçilerle alakalı değil. Bu uluslararası global bir mesele. Aynı şekilde bir Hıristiyan da din cahili. Aynı şekilde bir Yahudi de din cahili, aynı şekilde bir Hindu da din cahili, aynı şekilde bir Taocu da din cahili. Yani bütün dünya din cahili. bu enteresan bir şey. Sizin hangi dine inandığınız, sizin hangi meşrepten, mezhepten olduğunuz önemli değil. Genel olarak dünya din cahili. sadece dinde mi? Hayır. Dünya komple cehalet içerisinde. Hristiyanı, Yahudisi, dinlisi dinsizi, ateisti, putperesti, komple dünya cahil noktada. yani bugün hangi ülkenin vatandaşına giderseniz gidin günlük kullandığı kelime bin kelimeyi geçmez. Bugün en iyi yabancı dil konuşan bir kimseye gidin, bin kelimeden fazla bilmiyordur. Hatta Türkse, yabancı dil ingilizce konuşuyorsa üç yüz, beş yüz kelimeyle konuşuyordur. Yedi yüz, sekiz yüz değildir. Bizim okullarımızdan mezun olan çocuklar üç yüz kelimeyle mezun oluyor.

Bazen zaman zaman diyorum ya en sevdiğinize sevginizi anlatacak iki kelime biliyorsunuz, bazısı üçüncüyü ekliyor, seni seviyorum ya da seni çok seviyorum ya da seni öyle çok çok çok seviyorum ki tamam bitti bu kadar. sevgisini anlatabilecek kelime bilmiyor çünkü. Çünkü okumadı, okutulmadı. Anlaması, anlatması mümkün değil. Anlatması mümkün değil. Cahil! kelime haznesi az. Bizim kendi kendimize okuduğumuz bir klasik bile yoktur. Şimdi mesnevi okuyoruz mesela, mesnevi okuyoruz, mesneviyi kimse okumuyordur bu ülkede. Ondan sonra bizim ülkenin insanı dışarıdan ama işte herhangi bir felsefeciyi bilmek, onun için böyle okumuşluk, erdemlilik. Londra’da hazreti Mevlana’nın kürsüsü var, Londra üniversitesinde, New York Üniversitesinde Mevlana kürsüsü var, daha ülkede yeni kuruldu Mevlana kürsüsü. Yok! Biz kendi topraklarımızın kendi insanını tanımaktan ve okumaktan uzağız. Bakın uzağız. Biz Hacı Bektaşi veli anma günleri yapıyoruz, Hacı Bektaşi veli hazretlerinin dört kapı kırk makamını anlatıyordum orda, kendilerini Alevi olarak nitelendirenler geldiler, dediler ki ya bizim bu kitaptan bile haberimiz yok! Bunlar Alevi! Dedim dedeler anlatmıyor mu kırk makam size? Bizim dedeler para yiyorlar dedi o da. Bizim dedelerimizin cebine para sok dedi, tamam bitiyor dedi. Bunlar da para hazırlamışlar.

Bu aşağıdaki neydi? Hamam vardı ya, ördekli. Ördekli hamamında ben dışarı çıkıyorum, birisi cebime bir şey katacağım diye uğraşıyor. Bileğinden tuttum, ne oluyor dedim ben. Biz dedi dedelere böyle yapıyoruz dedi. Ben dede değilim dedim. Öyle baktı. Ben dede değilim dedim, ben gencim. Ben olsam olsam dedim baba olurum, üstad olurum, başka bir şey olurum, abi olurum dedim, ben dede değilim. Yani bizimkiler de diyor, bir şey oluyor diyor hemen para ver diyor, hemen para ver diyor. Şimdi okumuyor. Böyle olunca bir de işin hani hazreti pir bunu söylemiyor, bir de diyor ki bu ben hani kendimce öyle diyorum, yani manadan bilen mi var ki! Bunu söyleyecek, taşlayacaklar bir de onu. Sebep? Veliye inanmıyor ki evliyaya inanmıyor. Veli yoktur diyor. Diyorum ya, ayet var: ‘Velilerim mahcup olmazlar, mahzun olmazlar dünyada da ahrette de onlara iyilik vardır’, ayeti kerimeyi ne yapacağız diyorum, duruyor şimdi. Sen yoktur dediğinde El-Veli ismi şerifini de yok hükmünde görüyorsun. Küfür! Bakın küfür ama din cahili! Şimdi insanlar din cahili, bilmiyor. Eğer hasbelkader bilmeden bir yere gittiyse yandı keten helva. Cahil çünkü!

Allah muhafaza eylesin. Konuşamazsın da! Neden? Konuştuğunda o da bilmiyor. O konudaki hadis bilgisi de yok, fıkhi bilgi de yok. Ya enteresan bir şey, Diyanet, kendi yazdığı ansiklopediden haberi yok. Diyanet! Diyanet, koca kurum! Giden eski müftü, Bursa müftüsü, Diyanet’in kendi ansiklopedisinde yazan hükümden kendisinin haberi yok! Adam çıktı, Cuma vaazında beni eleştirmek için kendi cehaletini koydu orta yere. Hani ben rüyetullah, Allah rüyada görülür meselesi vardı ya, adam kalktı, Allah rüyada görülmez dedi. Eee? Ansiklopedi görülür diyor? Diyanetin bastırdığı akait, Sabuni’nin akaid kitabında görünür diyor, Diyanet’in bastırdığı akaid kitabında imamı Azam’ın gördüğüne dair, normalde kendi kitaplarında, kendi kitaplarında yazıyor. Adam dönüp okumuyor ki! Ya devlet sana maaş veriyor, bu millet sana maaş veriyor, bu millet sana maaş veriyor maaş! Bu millet sana maaş veriyor. Neden maaş veriyor? Dini öğren, bize aktar diye maaş veriyor. onlar da diyorlar ki evet, bize devlet maaş veriyor, biz sadece namaz kıldırmakla memuruz! ya oku, birisi sana gelip sorduğunda cevap ver!

Yıllar önce bir tane profesör öyle dedi. Hani böyle o ilahiyatta o zaman için profesör değildi daha, talebeleriyle beraber görüşüyoruz Ulu Cami’nin orda, hani böyle işte senin peşinden geliyor insanlar, senin ne ilmin var deyince, bu manada Türkçesi bu! Hocam akşama bekliyorum seni dedim gel. Biz dedim toplanıyoruz, sen sohbet et bize, doğru söylüyorsun dedim. Benim gibi bir insanın dedim yeri değil! Nasıl? Basbayağı! Haftanın beş gecesi sohbet var dedim. Beş gece seni evden alacağım, her sohbete götüreceğim. Bu kaldı! Böyle bir şeyle karşılaşmamış ya hiç, hocam sen hocasın

üniversitede, iki gece gel, benim sohbet, benim sohbet etmemem lazım, sizin etmeniz lazım. Bu durdu şimdi. Hocam bütün ilahiyat profesörleri, doçentleri, öğretim üyeleri, ilahiyatta olanlar, diyanette olanlar, hepimiz dedim Allah katında sorumlusunuz. Çıkın meydanlara, anlatın. Bu insanlara gerçek dini anlatın. Kuran’ı, sünneti anlatın ya! Kaldı. Yalvardım. Bu sözü söyledin ya dedim, ben de şimdi onu bastırıyorum. Bu sözü söyledin, haydi gel. Gelmiyor! şöyle yap, yapmıyor! Böyle yap, yapmıyor! Dedim hocam o zaman senin kalkıp da dedim. Tabii her hafta geliyor onlar, şeye, ulu camiye geliyorlar, cumayı orada kalıyorlar, cumadan sonra böyle bir de bir de kendisi tasavvuf kürsüsünde öğretim üyesi, millete tasavvufun olmadığını söylüyor. Bu zamanda şeyhlerin olmadığını söylüyor. Ben diyorum ne oldu, velilik ayeti kerimesi askıya mı alındı? Velilik hadisleri askıya mı alındı? Cevap yok! Böyle bakıyor şimdi. O velilerden yoktur diyor. Hocam, birisi diyorum gözünü kapatsa, Hazreti Pir’in şeyidir bu, sen diyor gözünü kapatmışsın, güneşe yok diyorsun diyor, Hazreti Pir öyle diyor, ‘sen güneşe gözünü kapatmışsın, güneş yok diyorsun. Gözünü açsan güneşi göreceksin.’ diyorum ki hocam aç gözünü, var. Ama yok, dinlemiyor o! Onlara göre yok. Ondan sonra beni mahkemeye veriyorlar.

Ben diyorum ki şu kadar profesör var, ilahiyatçı var, bunca yıldan beri mezun olan imam hatipliler var. Evet, imam hatipliler var mı? Var. Mezun oluyorlar mı? Evet. ilahiyatçılar var mı? Var. Diyanetçiler var mı? Var. 85.000 cami var bu ülkede! 85.000 cami var kayıtlı, resmi! resmi olmayanlarla beraber 100 bin de. 100.000 camide 100.000 imam, 100.000 müezzin, 200.000 kişi. Ağzım, yüzüm, etrafı, osu busu, 250 bindir. Resmisi. E, imam hatipler var? imam hatiplerden mezun olanlar var. imam hatiplerden mezun olanlar var. E, nerde bunlar? Nerde bunlar? Yok. Öğrendikleri dini ilimle öğrendiklerini uygulayamıyorlar mı? Öğrendiklerini aktaramıyorlar mı? Yaşayamıyorlar mı? Ben bu hesabı yapınca televizyonda adamın birisi ‘kafasına tuhaf bir şey sarmış, diyor ki ey imamlar sizin neden camilerde cemaatiniz az’. Bir de böyle alayvari konuşmuş, ondan sonra Allah ya, denk getirdi. Benimle helalleşmeden ölme dedim. Kafasına tuhaf şey sardığı dediğin şey dedim benim. Tuhaf şey diyorsun dedim, yani bir insanın başındaki sarığa tuhaf bir şey sarmış der mi? Alay ediyor. Bir kimse, sarık, dini bir, dini bir ritüeldir. Bu ritüel de Allah’ın koyduğu ritüeldir.

Bedir savaşında bütün melekler başlarında sarıkla geldiler, Bedir savaşına. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, meleklerin sarıkla geldiğini görünce emretti ashabına, herkes dedi kafasına sarık sarsın, meleklerin sardığı gibi. Sarığın sünnet olmasının yeri burası. Sen sarığa laf söylersen, küçümsersen küfre düştün. Tecdidi iman, tecridi nikah gerekli. Sebep?

Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, Bedir’den sonra sarıksız hiç durmadı ve islam’ın şiarı hükmüne girdi sarık sarmak. islam’ın şiarı. Sen onunla dalga geçersen, küfre düşersin. sar sarma sen. Sakal sünneti seniyye mi? Evet. Onunla dalga geçersen, küfre düşersin. Evliysen nikahın düşer. Dinin olmazsa olmaz farzlarından, sünnetlerinden bir şeyi veyahut da imamların olmazsa olmaz Kur’an ve sünnetten çıkardığı bir hükme sen itiraz edersen küfre düşersin. Alay edersen, küfre düşersin. Tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli sana. Bakın tecdidi iman, tecridi nikah gerekli sana. Sen sakalla alay edemezsin, sakalı küçümseyici bir söz söyleyemezsin! Sarıkla alay edemezsin, sarığı küçümseyici bir söz söyleyemezsin. Nikah, nikahı, nikahı hafife alamazsın. Ne alakası var ya, bu zamanda dini nikah mı olurmuş diyemezsin. Dediğin anda kafir olursun. ‘ne alakası var ya, gusül etmek varmış, yıkanırsın geçersin, gusül denilen bir şey yok’, kafir olursun. Şimdi millet kızını veriyor, karşıdaki kimseye soruyor mu guslün farzı kaç, abdestin farzı kaç, namazın farzı ne? Millet soruyor şimdi. Neyi var, dairesi var mı, arabası var mı? Arabasının modelini de soracak bir de! Dairesinin mahallesini de soruyor! Sen dinini sorsana onun.

Ödemiş’in en zengin ailesinin kızı. Evleniyor, ertesi gün ben boşanacağım diyor. Hep anlatıyorum bunu derslerde, aile ayağa kalkıyor neden boşanıyorsun diye. Bizim sohbetlere gelen bir kadın işte neyse, onun üzerinden bana ulaştılar, görüşmek istiyor senle, gelsin görüşelim. Geldi, ben dedi boşanmak istiyorum. Sebep dedim? Kimseye söyleyemiyorum dedi. Dedim söyle. Dedi ki benim eşim dedi gusle inanmıyor dedi. Anlattım gene anlamadı dedi, söyledim bir daha dedi, ben inanmıyorum böyle şeye dedi, dedi. Ben boşanmak istiyorum. Hakkın dedim ben de. Benim babam dedi bunun dedi zenginliğine baktı dedi. Halbuki biz de dedi farkındasın sen dedi, zenginiz. Evet dedim. Paraya pula ihtiyacınız yok dedim. Annesine ne demiş biliyor musunuz? Annesine babasına neden boşanıyor diye, sonra bir daha görüştük, demiş ki hiç sormadınız senin dinin ne! Hiç sormadınız guslü biliyor musun, namazın farzlarını biliyor musun, abdestin farzlarını biliyor musun hiç sormadınız demiş. Hani elli dört farz var ya, hani imamlar böyle indire indire indire indire şimdi elli dörtten de aşağı indiriyorlar ama yeter ki millet okusun diye bakıyorlar, demiş bunu dahi sormadınız. Şimdi demiş adamdan tiksindim. Ben bundan boşanmak istiyorum. Boşandı! Tek celsede boşandı. Demiş boşanmazsa gideceğim demiş hakime söyleyeceğim, bu gusletmesini bilmiyor, gusle de itiraz ediyor diye demiş.

Din cahili insanlar, kalkacağız şimdi biz sufilikte, hazreti Pir diyor ya buna müsaade yok diye, evet, din cahillerinin içerisinde, din anlatırken dahi kendi kendimize hesap etmek zorunda kalıyoruz. Neden? Adam çok

rahat hadisi şerifi inkar ediyor çünkü. Şu ülkede ilahiyat fakültesinde profesör olan kimse ayet inkar etti! Onun yetiştirdiği öğrencileri düşünebiliyor musunuz? O yüzden insanlar, insanlar ne yazık ki ne yazık ki hızla dinden uzaklaşıyorlar. Bu da uluslararası emperyalistlerin işine geliyor. insanların cahil olması, din cahili olması, okumaması, kendini yetiştirmemesi, uluslararası emperyalistler için harika bir şey. Zaten okumanızı istemiyor, herkesin cebinde bir cep telefonu, herkes kaydırıyor boyna cep telefonunu? Beş yaşındaki, üç yaşındaki, iki yaşındaki çocuğun elinde telefon, yemek yesin, annesi koy telefonu önüne! Evet, herkeste aynı, doğru mu? Doğru. Babalarda da aynı annelerde de aynı. Herkes evin bir köşesinde, evinde telefon kaydır Allah kaydır. Bu çocuklarda da aynı okuma özürlüyüz, okuma özürlüyüz. Bakın, komple dünya insanlığı olarak okuma özürlüyüz, yani desem ki günde on sayfa kitap okuyan elini kaldırırsın, kimse kaldıramaz. Acı bir şey.

Bazen kardeşler bu konuyla alakalı çalışma yapayım mı diyor, yap diyorum ben. Neden yap diyorum ya o konuyu çalışmaya başlayınca bir sürü hadis okuyacak, ayet okuyacak çünkü, araştırma yapacak yani. Sen şimdi bu sohbeti burada rahat rahat dinliyorsun, değil mi? Ben burda beş tane beyit okuyacağım, beş tane beyit okurken ben o beyitlerle alakalı ne kadar ayet bulurum, ne kadar hadis bulurum diye boyna arıyorum ben onu. Atmış üç yaşındayım, arıyorum buraya koyuyorum yine onu, okuyup okumamam önemli değil ama o yani insanlarda bu eksik ve biz din anlatırken dilimiz güdük çıkıyor. Diyorum ki şimdi bu hükmü söylesem herkes diyecek ki ben kafirim bu hükme göre, ha salayım yakasını o zaman, temelli küfür bataklığına girecek. Allah muhafaza eylesin. Çünkü o zayıf akıllılar, din bilmeyenler, dinin bu inceliklerini anlamaktan uzak oldukları için Hz. Pir diyor ki bana bunu, bunu diyor, bu mesele bana müsaade edilmedi.

“Madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir, imdatla-

rına da o erişir.”

Yani o zamanın kutbunun elindedir madem aslında elindedir diyor da bu mevzu öyle değil. Elindedir, o zaman diyor unutturması da hatırlatması da onun elindedir, o zaman imdatlarına da o yetişir. Şimdi bunu böyle bıraksan, bunu zahir bir kimseye bunu okusan der ki hazreti Mevlana burda küfre düşmüş. Nasıl imdada onlar yetişir, öyle değil mi? Bunu söyler. E tabii şimdi vahhabi zihniyetliler de çoğaldı. Vahhabi zihniyetler de çoğalınca bu birisinin küfrüne fetva vermek havada dolaşıyor. Havada dolaşıyor, önüne gelene kafir diyorlar, önlerine gelene! Bunlar şimdi moda oldu bir de. Bunları bu ülkeye, bu ülkenin başına mazarrat ettiler. Bu ülkenin başına onları problem olarak getirdiler. Bunlar ingiliz oyunu. Bu ülkenin Hazreti Mevlana’sı, Hacı Bektaş’ı Yunus’u varken, bu ülkenin Kevseri’si varken örneğin,

bu ülkenin kendine has bu topraklarda yetişmiş âlimleri varken, bıraktılar bunları, bizim ülkemize haricileri, vahhabileri, hadis inkarcılarını, mezhep inkarcılarını, bu ülkenin başına mazarrat ettiler. Bu ülkenin başına çorap ördüler. Bu ülkenin başına çorap ördüler ki nasıl bir çorap! Bu ülke Müslümanlarını birbirine düşürecek, bu ülke Müslümanlarını birbirine çatıştıracak büyük bir oyun, büyük bir tezgah düzenlediler. Onların kitaplarını bedava dağıttılar, gazetelerden dağıttılar. Bu ülke insanı, örnekliyorum, ibni Teymiye’yi bilmezdi, sevmezdi. Bu ülkenin insanı vahhabileri sevmezdi, tutmazdı. Bu ülke insanı, Ali Şeraiti’yi tanımazdı. Bu ülke insanı Abduh’u tanımazdı, Afgani’yi tanımazdı ama bunları bu ülkeye getirdiler tanıttılar ve böylece ülkenin içerisine dini olarak kocaman bir fitne koydular. Kocaman bir fitne koydular!

Şimdi adam bir şey diyor, sen kafirsin diyor ona. Oğlan babasına diyor, sen kafirsin diyor. Oğlan babasına diyor, sen kafirsin diye, annesine diyor sen kafirsin diye, kız çocuğu annesine diyor sen kafirsin diyor, başta örtüyle dolaşıyor evin içinde, annesinin yanında örtüyle dolaşıyor. Kafir çünkü diyor, ben haramın ona diyor. Neden yapıyorsun böyle dedim ben, haramım ben ona dedi! Kız çocuğu, evin içerisinde kız çocuğu, abisinin yanında örtüyle dolaşıyor, ben haramım ona diyor. Neden? Abim kafir çünkü diyor. Evet, aileyi nasıl yıkıyorlar gördünüz mü, nasıl parçalıyorlar? Neden? Din cahili. Şimdi aynı, ‘madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o erişir’, hemen bunlar diyecekler ki hazreti Mevlana burdan küfre düştü, kafir ama onun bu noktada şeyi, anlattığı şey farklı. O ne, mesela bak, hemen ben bunun açıklaması olarak üç tane hadis aldım buraya, Ahmet ibni Hanbel’den naklediyoruz, Ubade ibni Samit’ten merfu olarak naklediliyor: ‘Bu ümmette ebdallar otuz tanedir. Kalpleri Halilür Rahman hazretleri ibrahim aleyhisselamın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce Allah onun yerine bir başkasını koyar. ‘Demek ki ümmetin velileri var. Bunlardan birisi ölünce yerine birisi geçiyor. Yine başka bir rivayette yine: ‘Otuz tanedir. Arz, bakın onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mazharsınız, onlar sebebiyle yardıma mı mazharsınız.’ Bakın onlar sebebiyle yardıma mazharsınız. Kütübü Sitte’de geçiyor bu hadisler. E şimdi, demek ki onlar sebebiyle yardıma mazharsınız.

Ne diyordu Hz.Pir? O zaman diyor imdatlarına da onlar yetişir. Yani onlar sebebiyle. Burda Hz. Pir zamanın kutbu hükmündeki zamanın kutbu hükmündeki bir kimseyi tabiri caizse Allah’ın elinde bir maşa olarak görüyor. Çünkü o gören gözü, duyan kulağı, tutan eli ya, diyor ki ordaki aslında sıfatsal tecelliyatta onu yapan onu yaratan Allah’tır ama Allah kulun üzerinden tecelli ediyor. Şimdi az önce herkes lokma yedi, helali hoş olsun,

afiyet olsun. Şimdi lokmaya birisi vesile oldu değil mi, gerçek manada kim rızıklandıran? Allah ama ne dedi bir kimse, dedi ki ya işte biz oraya vakfa gittik, Allah razı olsun ya, lokma ikram ettiler bize, yedik. Doğru mu? Kim ikram etti? Vakıf, değil mi? Değil. Tevhit ne? Allah. ikram eden kim? Allah. ‘iyilikleri Rabbinizden kötülükleri de nefsimizden görün.’ O zaman sen, senin üzerinden, seni hayırda çalıştırdı, alet gibi, seni hayırda çalıştırdı. Sen iyi bir kulsun ki seni hayırda çalıştırdı, seni orada görevlendirdi, perdenin gerisinde. Sen onu istedin. Aslında sende öyle bir mekanizma var, hani bir ben var bende benden içeri dedi. O mekanizma çalışıyor. O mekanizmaya sen hükmedemiyorsun. Sende yüzde beşlik, yüzde üçlük bir pay var. Sen o yüzde beşlik, yüzde üçlük pay imtihanın sırrı. O ne? Gelip gelmeme idraki. Ben oraya gideyim mi gitmeyeyim mi? Gideyim. Senin payın bu. Geri kalan seni orda alet gibi kullanan o. ‘La faili illallah.’ Allah’tan başka fail yok çünkü. Allah’tan başka yaratan yok. Yaratan Allah, fail olan Allah. O zaman Allah gören gözünün üzerinden tecelli etti. Kim gören göz? Zamanın kutbu. Gören gözün elinden tecelli etti, zamanın kutbunun elinden tecelli etti. Allah haşâ avama göre kendini perdeledi. Hakikat ehli ise perdenin gerisini gördü. işleyenin Allah olduğunu biliyor. işleyenin Allah olduğunu bildiğinden o fütursuz. Sen de onu kibirli zannediyorsun. Değil o yaratanın Allah olduğunu Allah izin vermedikçe hiçbir şeyin olmayacağına iman etmiş. izin vermezse hiçbir şey olmaz.

Terkisinde kim var? Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah var. ‘Ey oğul! iyi dinle’, ‘Emret ya Resulullah’, ‘Ey oğul! iyi dinle, ‘Emret ya Resulallah’, ‘Ey oğul! iyi dinle’, ‘Emret ya Resulallah’, ‘Bütün dünya insanları toplansalar, sana zarar vermek isteseler, Allah izin vermeyince kimse sana zarar veremez.’ ‘Saddak ya Resulallah.’ ‘Bütün dünya insanları toplansalar, sana faydalı olmak, sana yardım etmek isteseler Allah yaratmayınca sana yardım edemezler.’ O zaman iyilikler Rabbinizden. Kimmiş her şeyi sevk eden? Allah. O zaman kul ne oldu? Maşa oldu orta yerde.

Biz şimdi gideriz doktora, değil mi, doktor dinler. Tahlil yapıyor, öyle değil mi? Bastırıyor, buran ağrıyor mu, yok hocam. Buran ağrıyor mu diyor, yok hocam. Şuraya bakıyor, buran ağrıyor mu? Yok. Hocam hiçbir ağrım sızım yok. Tamam. Şu var mı? Yok. Bu var mı? Yok. Bu var mı? Yok. Bastırıyor şimdi. Dedi yok, sen hastasın, dedi. Tamam hocam, hastaysam hastayım. Tam kan tahlili yapacağız. Yaptı, etti, çattı. Tamam, şu olacak, bu olacak, tamam. Soruyor? Nasılsın, iyiyim hocam diyorum. Peki şimdi doktor mu iyi etti bizi? Allah. O, orta yerde onun maşası, onun eli, gören gözü o konuda. O, o konuda kamil, işin ehli çünkü. Bak kamil o konuda o. Biz şimdi mürşidi kamil, dini, manevi meselelerde olgunlaşmış, kamil. Doktorun da

mürşidi kamili var, kamil olanı var, çok iyi doktor. Çok iyi aşçı, o da onun kemale ermişi değil mi?

Serdar şimdi, usta. Ne? Motor ustası, değil mi? işte belli arabalara bakıyor. Onun mürşidi. Evet, bak onun mürşidi. Neden? Adam o konuda uzman. O da onun mürşidi. Yani içerdeki ayrı. Ona diyorum ki arabada böyle bir şey var. Bas marşa, bir dinlet bana diyor, ben basıyorum, dinletiyorum, onun burasında şu var diyor. O da onun mürşidi.

Öbürkü de doktor. O da hasta mürşidi. Baktı, hastasın dedi bana. Hocam iyiyim, yürüye yürüye geldim dedim, bir sıkıntım yok. Yok yok, hastasın dedi. Ha yok yok, hastasın dedi. Ha, tamam. O da onun mürşidi.

E şimdi herkesin bir sanatı var. Herkes sanatında ilerledi ise onun mürşidi. Allah ne yaptı? Onun üzerinden yürüdü. Onun üzerinden onu ne yaptı? Onunla kendini perdeledi. Onunla ne yaptı? Yardım etti.

“O güzel huylarla huylanmış olan zat, her gece gönüllerden yüz bin-

lerce iyi ve kötü hatırayı giderir.”

Tam şirk! Öyle diyecekler ya! Halbuki ne? Onun mürşidi kamili. Zamanın kutbunu kullandı. Zamanın kutbunu ne yaptı? O meselede memur etti. Onun üzerinden yapıyor ne yapıyorsa, onun üzerinden yapıyor. Ahmedin Mehmedin üzerinden yapıyor. Sen dardasın, Ya Rabbi diyorsun, bir kulu gönderiyor sana. Diyor ki bu sana yardımcı olsun, o sana yardımcı oluyor. Oysa sen Ya Rabbi dedin, o sana bir tane kul gönderdi, ordan yardımcı gönderdi sana. Sen diyorsun ki ya Rabbi dardayım, olmadı sazını da alıyorsun eline, dardayım Allah dardayım, dardayım Allah dardayım. Bakın otursanız, hiçbir şey bilmeseniz, deseniz ki Allah’a dardayım ya Rabbi, imdat. Duanın özü çünkü ciğerden gelen dua. ihlas, samimiyet ve sen desen ki dardayım, yangınlardayım, biraz arabeske bağlasan, kapının önüne gönderir sana. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Geldim. Geleni kim göreceksin şimdi? Dardayım demişsin. Gelen kim şimdi? Gönderen kim? Sen Ahmet, Mehmet diyeceksin. Kime dardayım dedin? Ona. Kime yalvardın? Ona. O da bir memur gönderdi sana, bir işçi gönderdi, bir görevli gönderdi. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bitti, bitti bu kadar. Seni tevhide yönlendiriyor. E ne dedi hadisi kutside? ‘Bir hastayı ziyaret etseydin, beni ziyaret etmiş olacaktın. Bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. Bir çıplağı giydirseydin beni giydirecektin.’ Ey kardeş, dinin özü burda, dinin özü burda. Sen insan gördün yedirdiğini? O da diyor ki beni yedirmiş gibi olacaktın. O diyor ki beni giydirmiş gibi olacaktın. Diyor ki beni göreceksin yanında. Bir başka rivayette ‘beni ziyaret etmiş gibi olacaktın.’

Hani dedi ya Musa aleyhisselam, yarabbi dedi, benim dedi ümmetim seni çok merak ediyor. Dedi yemek versem gelir misin? Gelirim ya Musa dedi, gelirim. Peki dedi ne gün? Sen ne gün dersen. Şu gün, şu gün. Tamam, ben o gün geleceğim ya Musa dedi. Musa aleyhisselam kesti danaları, inekleri, koyunları. Halkına dedi ki Allah geliyor ziyaretimize. Onların bir şeyi yok çünkü Musa’ya dediler ki yani Rabbine söyle, biz bu çöle geldik, zulme mi geldik, biz ne yiyeceğiz içeceğiz? Cenabı Hakka Musa aleyhisselam yalvardı, bıldırcın etiyle helva geliyor her gün. Bu Yahudiler böyle Nemrudidir. Sonra dediler ki ya biz her gün bıldırcın mı yiyeceğiz, her gün helva mı yiyeceğiz, biz soğan sarımsak istiyoruz dedi. Hazreti Pir öyle diyor, küstahlık yaptılar, soğan sarımsak istediler diyor. Küstahlık yaptılar, soğan sarımsak istediler! Yahudi ya, Yahudi kafası bu. Neyse, biliyorlar ya, Musa dua etti, şeyden cennet nimetleri geliyor. Allah gelecek deyince, evet, yıkadılar, temizlediler, pakladılar şehirlerini. Hayvanları kestiler, yemekleri hazırladılar, sofralar hazır, Musa aleyhisselam şehrin girişinde Allah’ı bekliyor. Geldi yaşlının birisi, ya Musa dedi, yoldan geliyorum, çok açım. Şurda biraz yemek yesem dedi. Olmaz dedi, bizim çok önemli misafirimiz gelecek, onu bekliyoruz. Biraz sonra başka bir surette geldi. Dedi ki ya Musa, çok açım, çok kötü durumdayım, şurdan biraz yemek yedir bana. Olmaz dedi, misafirimiz çok önemli, o gelecek. Bir daha geldi, gene olmaz dedi. Üçüncüsünde su istedi hatta. Dedi ki bir yudum su! Olmaz dedi, sofrayı bozamıyorlar. Şimdi var ya öyle bayanlar evde. Sofranın düzenini bozmayın! Ulan millet susuz, elleme bir bardak su içsin ya, çocuktur şudur, budur! Adamlar, dikkat edin! Sofra düzenini bozmayın! Kadınların sofra düzeni önemli! Ooo, şey de önemli, ikram da önemli.

Nerde bizim şey, Gürcan, kapının önünde mi? Gürcan senden müsaade istemeden bir şey anlatacağım. Anlatayım mı, özel? Şimdi Gürcan anlatıyor, ondan sonra, hanımı demiş ki ona, Nihan buralarda mı, yukarda mı? Gürcan, anlatıyorum, bir mahsuru yok, değil mi? Sunumla alakalı bir mesele var ya. Gürcan’a demiş ki hanımı, bu akşam, akşama demiş yemek yapmadan gel. Yemek demiş yemeden gel, yemek hazırlayacağım. Gürcan da oh demiş ya, evlendiğimizden beri bir yemek yiyeceğiz. Tabi Gürcan gitmiş eve, valla efendim diyor tabak tabak üstüne, tabak tabak üstüne diyor, buraya kadar diyor tabak var diyor, burnuna kadar. Gele gele diyor bir çorba geldi diyor. Çorbayı içtim diyor, hani demiş nerde gerisi? Demiş bu kadar. Demiş bunca tabak ne? Demiş sunum önemli!

Gürcan, eşine selam söyle, bana hakkını helal etsin ya, bunu söylüyorum iki defadır ben ama isim bazen veriyorum bazen vermiyorum. Şimdi iyice faş oldu artık. Demiş sunum önemli! Tamam yani ama Gürcan diyor

ki efendim diyor, valla tabak diyor, tabaklar diyor burnuma kadar geliyor diyor. Üst üste yani diyor ama diyor ki bir çorba içtik diyor, bu kadar diyor, ondan sonra ama diyor sunum önemlidir dedi diyor. Dedim tamam, sunum önemli. Şimdi kadınların bazen böyle takıntıları olur. Sunum önemlidir. Git çeşmeden iç, masadaki bardağı kullanma. Huzur arıyorsan, huzurun bozulsun istemiyorsan git çeşmeden iç böyle elini tut iç. Asla masadan tabak bardak kullanma, asla! Sunum önemli!

Musa aleyhisselam da sunum önemli, demiş, veremeyiz! Çok önemli bir misafir gelecek. Gün tabii batmış, gece olmuş, gelen giden yok. Musa’nın kavmi zaten Yahudi, zihniyetleri bozuk. Demişler Rabbin sana yalan söyledi! Seni aldattı, kandırdı, bak gelmedi! Tabi Musa üzgün, ne yapsın! Ondan sonra dosdoğru Turu Sina’ya. Demiş bekledim gelmedin. O da diyor ben geldim. Dedi ki diyor ki Musa aleyhisselam yani nasıl geldin ya Rabbi? Diyor ki o hani vardı ya cübbenden asılan ekmek isteyen! Evet? O bendim ya Musa! Hani diyor sonra başka birisi geldi, yine senden diyor bir tabak yemek istedi. Evet? Vermedin. O bendim ya Musa! Hani diyor birisi geldi, bir yudum su istedi vermedin ya diyor. Evet? O bendim ya Musa diyor! Yandı keten helva, değil mi Gürcan! Neler geriye döndürdük diyorsun! Evet Şey de kendi kafasını sallıyor, diyor yandık biz! Evet, yandık, evet ama ne diyor? O bendim. işte yani demek ki Cenab-ı Hak kullarının üzerinden tecelli ediyor. Burda en önemlisi, zamanın kutbunun üzerinden tecelli etmesi. Zamanın kutbunun üzerinden tecelli ediyor.

“Gündüzün gönüllüleri, yine o hatıralarla doldurmakta; o sedefleri

incilerle dopdolu bir hale getirmektedir.”

Gece oldu, hepimiz uyuduk mu? Uyuduk. Uyandığımızda normalde uyuduğumuzda ne fikrimiz varsa ne düşüncemiz varsa hepsi gitti mi? Gitti. Kaldı mı elimizde bir şey? Yok. Dertti, gamdı, kasavetti, hastalıktı, alamadım veremedim, yan yattı, çamura battı. Uyuyunca hepsi de gitti mi? Gitti. Kavgaydı, gürültüydü, şöyle olduydu, böyleydi de…Uyudun bitti mi? Bitti. Uyku neydi? Yarı ölümdü. O zaman ne oldu? Sabah olduğunda ne yaptı? Yeniden her şeyi verdi sana. Yeniden her şeyi verdi. Neydi? Serdar usta, bizim motor tamircisiydi. Değil mi? Tamirci. Ne, mekanik mi oluyor usta ismin? Mekanik. Mesleği ne? Mekanikçi. Uyudu, uyuyunca mekanikçiliği kaldı mı? Kalmadı, bitti, the end! Sabah uyandı mekanikçiliği tekrar geldi mi ona? Geldi. Gece alındı, gündüz verildi. Şimdi ooo, şakır şakır konuşuyorsun. Bitti mi? Uyudun mu? Uyudun. Bazıları gece uyuduğunda da konuşuyor da o ayrı mesele ama öbür türlü gitti mi? Gitti. Uyudu mu? Uyudu, bitti. Tabii gece uykusunda konuşan adam, kadın kolay bir şey değil öyle. Hele bir de celaliyet varsa bir başladıysa sohbete yandı! Kadıncağız nereye

kaçacağını şaşırır veyahut da kadın, gece uyuyor, uykusunda konuşuyor, bağırıyor çağırıyor daha çocuklarına, şunu şöyle yapmadınız, bunu böyle yapmadınız. Gece de rahat yok! Allah muhafaza eylesin.

“Evvelki düşüncelerin hepsi Allah’ın hidayeti ile sahiplerini tanırlar.”

Yani sen neyin varsa ne düşündün, ne ettin uykudan gitti, sabah olduğunda hepsi de geldi mi? Geldi. Adres şaşırdı mı? Hayır. Direkt sana geldi gene, adresi şaşırmadı. Başka bir yere gitmedi. Serdar’ın mekanik ustalığı gene Serdar’a geldi, Adem’e gitmedi. Adem, Serdar’la ev yakın mı sizin? Çok uzak değil. Kime? Serdar’a en yakın kim var burada? Kim? idris var, tamam. E şimdi normalde Serdar’ın mekanikçiliği idris’e gitmedi. Adreste şaşkınlık yok, tekrar Serdar’a geldi. Bu akşam da Serdar’dan göründük ha? Serdar boyun uzun ya, bir de güzel koca Arap oynuyorsun şimdi, Allah için, unutmak mümkün değil. inşallah burda bir koca Arap böyle bir yakışır bahçede inşallah. Böyle bir ağır ağır, böyle seni seyrederken diyorum ki ya diyorum, Bayındırlıyım ama böyle koca Arap Bayındırda bile oynayan yok diyorum, Yok şimdi Allah için!

Yani koca Arap Aydın yöresinindir, Aydın’a gitsen derler ki ya bu nerden geldi böyle, bizim çukurda böyle koca Arap oynayan yoktur derler. Elhamdülillah güzel koca Arap oynuyor. Allah razı olsun inşallah ama o koca Arap oyun bilgisi de başkasına gitmiyor. idris’e gitmiyor bak, hiç adres şaşırmamış, gene onda kalıyor sabah olduğunda.

‘Uyanınca sanat ve hünerin sebepler kapısını açmak üzere yine sana gelir. Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez; bu güzel huylunun huyu, öteki kötüye mal olmaz. Hünerler ve huylar kıyamet günü çeyiz gibi sahibine döner.”

Yani sabah oldu, sen iyiysen iyilik tekrar geldi; kötüysen kötülük tekrar sana geldi. Başka bir adrese gitmedi. iyi adama kötülük, kötü adama iyilik gelmedi. Hepsi de adrese teslim. Sanatı var. Ne? Ressam. Onun o ressamlığı gene ona geldi. O ne? Mekanikçi. Geldi gene ona çünkü sabah herkes o mesleğinden ne yapacak? Rızık kapısı olacak. Bakın onu da sebeplere bağladı. Rızkı veren Allah. Onu sebebe bağladı tekrar. Herkesin sanatına, herkesin normalde huyuna, ahlakına bağladı.

“Güzel olsun çirkin olsun, bütün huylar ve hünerler sabah çağında sahiplerine gelir. Nitekim posta güvercinleri, gönderilen mektupları yine uçtukları şehre getirirler.”

Bu hiçbir şey hiç değişmez. Hadisi şerif, normalde nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Bunu normalde kıyamete atfederseniz, nasıl yaşadıysan öyle öleceksin, iyi yaşadın iyiliklerle yaşadın,

iyi bir şekilde öleceksin. Kötülük yaptın, kötü bir şekilde öleceksin. Yarın mahşerde senin yaratılman da aynı olacak. Uyku yarı ölüm, yattın uyudun, iyiysen iyi uyudun, rüyalarında iyi şeyler göreceksin, rüyalarında iyi şeyler göreceksin. iyi bir şekilde yatacaksın, iyi bir şekilde uyanacaksın. Kötüsün, kötü bir şekilde uyuyacaksın. Rüyanda kötülükler göreceksin, kabuslar göreceksin, sıkıntılar göreceksin, daraltılır göreceksin. Korkacaksın, korkacaksın, titreyeceksin. Sen normal ölünce de öyle olacaksın. Kabirde inim inim inleyeceksin. Sen nasıl yaşarsan öyle öleceksin. Zulmettin, bağıra bağıra öleceksin. Haksızlık yaptın, zaten Allah senin geceni cehennem ediyor. Hele bu ahir zamanda zulmedenler, haksızlık edenler, akli dengelerini bozacaklar. Evet, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste derdi Hasan babam. Çıkacak aheste aheste. Neden? Sen yaşarken zulmettin, masumların hakkına girdin, insanların gözyaşını akıttın, gece rahat uyku yok sana. Avuçla antidepresan, içeceksin sen, avuçla. Annenle aranı bozdun, babanla aranı bozdun, anne babaya itaatsizlik ettin, haram yedin, insanların arasını ayırdın, kayırdın, mazlumun ahını aldın, sana rahat uyku yok. Bekleme günahı kebairleri fütursuz bir şekilde işledin, sen ona dışardan bakınca oh ne rahat adam diyorsun, rahat değil. Geceleri kabus onun. Kabus, kabus geceleri, sonra saklı gizli gitmedikleri ne o falcılar, gitmedikleri ne o büyücüler, bir de şeyciler var ya, medyumlar, ne o, astrologlar, gitmedikleri yer yok. Sebep? Kendine bakmıyor. Kardeş sen anneye babaya haksızlık yapmışsın, uğursuzluk yapmışsın, anne babaya sen, ayeti kerimede, öf bile demeyiniz diyor. Sen kırmışsın, fatmışsın, senin psikolojin de bozulacak. Senin her şeyin bozulacak. Neden? Cebrail aleyhisselam öyle dua etti. Allah Resulü de amin dedi. Ramazan gününde ne dedi? Ey Muhammed, Ramazan ayı gelir geçer bir kimse affolmazsa Allah ona lanet etsin. Amin dedi. Anne babasının yaşlılığına denk gelir de cenneti kazanmazsa Allah ona lanet etsin dedi. Amin dedi. Bir toplulukta senin adın anılır da salatu selam getirmezlerse Allah onlara lanet etsin, dedi. Amin dedi Hazreti peygamber sallallahu ve sellem . Kardeş, sen anneye, anneyle babayla iyi geçinme, anne babayı sen kır üz, harap et, ondan sonra akli denge ara öyle mi? Sen lanetlik bir insansın. Ortalıkta lanetlenmiş bir şekilde geziyorsun. Sen ramazan orucunu at taca, keyfiye tutma, lanetlik iş yapıyorsun sen. Sen namazı kasten terk et, lanetlik iş yapıyorsun. Dinde son yıkılan kale diyor. Sen neyin huzurunu arıyorsun ki? Sen sabahtan akşama kadar biradır, şenliktir, içkidir, odur, budur, iç, eee, sen lanetlik iş yapıyorsun. Devamlı içki içenler, evet, hiçbir ibadetleri kabul olmaz. Tövbe edip bırakmadıkları müddetçe lanetli iş yapıyorsun. Ne huzur arıyorsun sen? Yok huzur.

Birine zulmettiysen, birinin hakkına tecavüz ettiysen, bir topluluğa zulmettiysen, bir topluluğun hakkına girdiysen, sana rahat uyku yok. Sana rahat uyku yok. Sen kabri burda yaşayacaksın. Senin gecelerin evet, kabir azabı gibi, sana rahat yok. Sen dön o tarafa, dön bu tarafa. Yan bitarafa, bir yan döneceksin, bir olmadı öbür yana döneceksin, sana rahat yok. O yüzden bir topluluğun ahını alma. Hangi birinle helalleşeceksin. Serdar’ın ahını aldın, parasını ödemedin, gidersin Serdar’a dersin ya Serdar, ben yaptırdım arabayı, kaçtım gittim veyahut da yarın geleceğim dedim gelmedim. Esnaflar da çok olur değil mi Serdar? Üç ay sonra gelir, beş ay sonra gelir, kimisi hiç gelmez değil mi? Kapısının önüne uğramaz. iyi, sonra gidersin Serdarla helallaşırsın. Dersin ki ya Serdar, ben iki yıl önce sana geldim, iş yaptırdım, parasını ödeyemedim, ödemedim. Ya al bu parayı, hakkını helal et. Helal olsun. iyi, helal olsun. Toplulukla nasıl helalleşeceksin? Hadi gel bu toplulukla helalleş şimdi, nasıl helalleşeceksin? Hiç gördünüz mü buraya gelip ben Bursa’da seksen dokuzdan beri sohbet ediyorum, hiç topluluğa zulmeden bir kimse gelip de arkadaşlar hakkınızı helal edin, ben size zulmettim, haksızlık yaptım diyeni gördünüz mü? Ben seksen altıdan beri sohbet ediyorum. Ben seksen altıdan beri hiç görmedim. Ben diyorum ki bu toplulukla helallaşmadan ölmeyin. Neden ? Ya bu topluluk Allah’ı zikrediyor. Senden para isteyen yok, pul isteyen yok, makam isteyen yok, mevki isteyen yok, senden bir şey isteyen yok. Bunlar fisebilillah Allah için toplanmışlar. Allah’ı zikredip dağılıyorlar.

Hani hadisi kutside diyor, birbirleriyle akraba olmadıkları halde birbirlerinden menfaatleri olmadıkları hâlde onlar birbirlerini severler, toplandıklarında da Allah’ı zikrederler. Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer yerinde Allah’ın gölgesinde onlar gölgelenecektir. Müjde bu, müjde bu. Ben neden diyorum içimize para girmesin, pul girmesin, menfaat girmesin, bu müjdeye dahil olmak için. Diyorum sakın ha, birbirinizden menfaatlenmeye kalkmayın. Sakın! Birbirinize bir iş yaptırdıysanız ücretini ödeyin. Sakın sufiliği menfaate çevirmeyin. Adem’den itibaren hazreti Muhammedi Mustafa’ya kadar hiçbir peygamber din anlatmaktan din tebliğ etmekten geçinmemiştir. Dinden geçinenler, ne yazık ki ne yazık ki Allah’ın lanetine uğrarlar. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretlerinin ağzından şu var, ayetle sabit bu da. Ben sizden ücret istemiyorum ancak diyor benim ehlime iyi davranın, yani ehlibeyte. Sizden diyor bir ücret istemiyorum, size din tebliğ ettiğimden dolayı ancak diyor benim ehli beytimi sevin. Ehli beytime iyi davranın dediği hâlde, ayetle sabit olduğu halde, bu ümmet Hazreti Hüseyin efendimizi şehit etti! Evet, şimdi o zaman araya menfaat koyma. Ben oraya giderim evlenirim, ben oraya giderim iş bulurum, ben oraya giderim geçinirim,

ben oraya gittiğimde herkes gelir benden alışveriş eder, ben oraya gittiğimde şu olurum, ben oraya gittiğimde bu olurum…Sil kardeş aklından bunları. Sil! Kalbini bozma, içini bozma, kirletme kendini. Buraya fisebilillah Allah’ı sevdiğin için Resulünü sevdiğin için buradaki kardeşleri sevdiğin için gel toplan, zikrullah yap, bak işine. Gözünü mahşerde Allah’ın gölgesine dik. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Geceniz mübarek olsun.

E biraz geciktirdim sizi, yirmi üç dakika fazladan kullandım, tekrar hakkınızı helal edin. Önümüzdeki hafta aşure yapmazsak, eğer ki inşallah yaparız, ‘dudunun duduların hareketlerini duyması ve kafeste ölümü, tacirin ona ağlaması’ babından devam edeceğiz. Tekrar söylüyorum inşallah aşure ile alakalı bir ilan yapacağız size, ilan yaptığımızda inşallah ama önümüzdeki hafta ama bir dahaki hafta, takip edin. Aşureyi inşallah tekrar ne yapacağız, yapacağız. Bu konuda biz Allah’ın izniyle devletle çatışmayız. Devletin kurumlarıyla çatışmayız asla. Biz hukukun içerisinde hareket ederiz. Hukukun içerisinde hareket ederekten tekrar izinlerimizi alacağız. izin verirlerse inşallah burda, bahçede hem aşure yiyeceğiz hem sema edeceğiz hem dua edeceğiz orda inşallah. Malum, bakın burası normalde almıyor, o yüzden aşure etkinliği olunca daha da kalabalık olacak. Biz yoksa bir yerlere gösteriş yapalım, bir yerlerle böyle yarışalım, bir yerlere güç gösterisinde bulunalım, böyle bir derdimiz yok. Benim böyle bir derdim de yok, benim kendimi tanıtma derdim de yok, güç gösterisinde bulunma derdim de yok.

Ben hasbel kader otuz beş, otuz altı yıldan beri sufilik yapmaya çalışan bir kimseyim. Ne bir siyasi emelim var ne siyasi bir hedefim var. Benim hedefim hiçbir gölgenin olmadığı orda, ‘O’nun gölgesinde gölgelenmek. Başka bir hedefim yok. Ben sizlerin üzerinde de başka bir hedefin olduğuna inanmıyorum. inşallah hep beraber orda o gölgede de gölgeleniriz inşallah. Hatta diyor ki onlara bakanlar derler ki diyor, bunlar hangi peygamberler? Ordan bir münadi der ki diyor, bunlar peygamber değil. Sorarlar diyor, bunlar hangi şehitlerdendir? Bir münadi cevap verir. Bunlar şehit de değil. O zaman diyor bunlar kim? Onu sorarlar. O zaman diyor cevap gelir. Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde, birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde, birbirlerini Allah için sevip toplandıklarında Allah’ı zikredenlerdir diyor, hadisi kutsi bu. O yüzden sohbetin başında tevhid okuduk, zikrullah yaptık. Sohbetimizi ettik, el- Fatiha dedik kapattık, Allah için. Mustafa Özbağ’ı seven Allah için sevecek. Benden size maaş gelmez, para gelmez, pul gelmez. Kapının önünde ne kitap satarım ne dergi satarım. Sizin paranız da bana lazım değil. Bende böyle bir şey yok. Allah için buradayız, hep beraber. Kim Allah için bir şey yaparsa duacısıyız, destekçisiyiz. El-Fatiha maassalavat. Amin.

Bu akşam dışardan misafirler var. gece sohbeti olacak, sıkıntı yok. Şimdi, ha bir şey daha unuttum, sema esnasında dışarda masaları kaldırmadınız değil mi muhtar? Muhtar nerde, baksın bana bir veya bir görevli baksın bana. Tamam, masalar orda dursun çünkü çocuğu olanlar, bayanlardan hava almak isteyenler sema esnasında veya ne zaman sıkılırlarsa, daralırlarsa, şeyde, ne o, bahçede, masalarda nefeslenebilirler Allah’ın izniyle. Sonra da bugün bayanlar kalabalık belki de içerde değil burda sohbeti yapabiliriz. Kalacak olan şeye bağlı, ne o, adete bağlı. Yeter mi içerisi bayanlara? Zor mu biraz? Yetmez mi? Evet, bayanlara yetmezmiş. Ondan sonra ne yapalım biz bayanlar ne diyorsa onu yapıyoruz. Biz bu konuda derviş demek iyi kılıbık demek. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’nin sözü, benim değil. Demiş evladım, iyi bir derviş, iyi bir kılıbıktır demiş. Ondan sonra bunu Abdullah efendi de de gördüm ben, e bana da bulaştı, sirayet etti şimdi yani, ne yapalım. O yüzden ben arkadaşlara da söylüyorum, iyi bir derviş iyi bir kılıbıktır. Daha fazla vaktinizi almayayım. Bir dahaki haftaya anlatayım bir şeyhi anlatacağım size, hadi bakalım destur, bismillah. Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun inşallah. ismail nasılsın iyi misin? Ha, sesimi ne kapattın? ismail’le konuşuyorum diye mi kıskandın. Alem bize karşı ama biz âleme karşıyız ismail, sevgimiz ebedi, dostluğumuz ebedi. Varsa Demirtaşlılar dosdoğru bakmıyorlarsa söyle. Kızardı ismail, utandı. Yarın Gelibolu’da hem sema hem aşure var, gidebilenler muhakkak gitsinler. iyi mi bu kadar, senin yerine ben yaptım işte. O yüzden inşallah Geliboludaki programa gitmeye gayret edin. Selamun aleyküm.

Tasavvuf Vakfı Merkez Cumartesi Mesnevi sohbeti

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Sabır, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı