Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1691-1704. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1691-1704. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 34/38

Mesnevî-i Şerîf 1691-1704. Beyitler Şerhi Hakkında

1691-1704. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Euzubillahimineşşeytanirracimbismillahirrahmanirrahim. Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullanılan eylesin. Amin. Ecmain. Bugün biraz geciktik hakkınızı helal edin. Allah razı olsun. Helal etmeyen birisi de varsa söyleyin biz onun ona göre dersini verelim. Çiğnenecekse çiğneyelim, hoplatılacaksa hoplatalım, zıplatılacaksa zıplatalım. Var mı öyle bir kişi ben hakkımı helal etmiyorum diyen? Allah razı olsun hepinizden de. E ben izmir Bayındırlıyım. Ne olursa olsun horoz ölse de gözü çöplükte kalırmış. Bizde var ama güzel, sesten çok kaybın olmamış. iyi yani biraz böyle bir ne o kurumları atmak lazım, biraz kurumlaşmış ama iyisin yine hadi, tebrik ederim. Yani performans düşüklüğünün çok yok. Allah yardımcın olsun senin de inşallah. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah:

“Dudunun, duduların hareketlerini duyması ve kafeste ölümü ve ta-

cirin de ona ağlaması.”

Hani bir tacir vardı. Hindistan’a ticarete gidiyordu çünkü araya Hz. Pir her zamanki gibi başka bir şeyler, hikayenin ortasına ayrı şeyler söyledi. Ne yaptıydı? Hatırlamak için söylüyorum, Hindistan’a ticarete gidiyordu. Hindistan’a ticarete giderken bütün o tacir hane halkına ne istediklerini sordu, siparişlerini aldı onların. Hani eski şeydir ya gelenektir bu. Bir insan başka bir şehre gidiyorsa hane halkına sorar ordan bir şey istiyor musunuz, ordan

hediye getirir. Bizim zamanımızda öyleydi işte biz Bayındır’da oturuyorduk, izmir’e gidiliyor. izmir’e giderken izmir’den bir hediye getirilir eve, dedemle beraber mal almaya gidiyoruz. işte dedemle beraber mal almaya gidince izmir’den muhakkak izmir’den dedem bir şeyler alıyor ayriyeten, onu kamyona yüklemiyoruz, onu elimizde getiriyoruz. Fuar zamanı, gece saat on ikide otobüs kalkıyor ordan. Gece on ikide otobüse biniyorsun, sabaha karşı geliyorsun Bayındır’a ama hediye var, fuardan hediye alınıyor. Önceden böyleydi. Bir şehre gidince işte Antep’e gitti Antep’ten ne, baklava alınır gelinir eve. Hiç görmüyoruz bizim halıcılardan böyle bir şey ama olsun varsın, arada bir kılçık atalım değil mi Hüseyin aga, evet şimdi böyle bir hediye alınır gelinirdi şeyde.

işte o tacir de Hindistan’a giderken bütün hane halkına sordu. En son evde bir dudu kuşu var yani bugünkü tabiriyle papağanı var. Papağana dedi ki ben Hindistan’a gidiyorum, hani senin de bir isteğin var mı? Papağan da dedi ki orda bizim dedi akrabalarım var benim orda, onlara uğradı mı dedi, benim halimi onlara arz et, onlara anlat. Tabii şey de gitti, o tacir, işlerini bitirdi, o papağanların bulunduğu, dudu kuşlarının bulunduğu bölgeye gitti, ordaki dudu kuşlarına dedi ki ben filanca yerden geliyorum. işte benim de dedi bir durum var. Ondan sonra işte kafesin içerisinde, biz ona şöyle bakıyoruz, böyle bakıyoruz, şöyle rahat ediyor, böyle rahat ediyor. Ondan sonra, onun hâlini ahvalini ordaki dualara anlattı. Dudunun birisi bunu dinleyince patdak öldü aniden. Çırpındı can verdi, şey öyle gördü tacir. Tacir döndü, sonra döndükten sonra herkese halini ahvalini hediyelerini anlattı. Anlattıktan sonra, söyledikten sonra sıra geldi duduya. Dedi ki dudu, sen benim akrabalarıma uğradın mı? Uğradım dedi. Söyleyip söylememek de imtina etti ama sonunda o söyledi. Dudunun içinden bir tanesinin öldüğünü söyledi.

“Dudu o dudunun yaptığını işitince titredi, düştü, kaskatı oldu.”

Hani bir tane dudu öldü ya, öldüğünü işitince tacirin dudusu, o tacirin dudusu da bunu işitince, dinleyince, kas katı oldu. Tabiri caizse düştü yere ve:

“Sahibi onun böyle düştüğünü görünce yerinden sıçradı, külahını yere

vurdu. Onu bu renkte bu hale görerek yerinden fırlayıp yakasını yırttı.”

Öylesine üzüldü, öylesine üzüldü ki o dudunun aniden ölmesine, yakasını paçasını yırttı, kepini takkesini yerlere attı, kendisini dağıttı, feryat figan ağlamaya başladı:

“Dedi ki: ‘Ey güzel ve hoş nağmeli dudu! Sana ne oldu, niçin bu hale geldin? Vah yazık! Benim güzel sesli kuşum! Vah yazık! Benim gönüldeşim, sırdaşım! Yazık, benim güzel nağmeli kuşum; ruhumun neşesi, bahçem,

çiçeğim! Süleyman’ın böyle kuşu olsaydı hiç başka kuşlarla uğraşır mıydı? Vah yazık! Ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım?”

Feryat ediyor. Şimdi ben bu duduyu, kendimce pirin bu dudusunu, ölen bu böyle tacirin önünde ölen duduyu mürşidi kamile bağladım. Dedim dududan kasıt hani böyle olunca hani bir insanın üstadı vefat ediyor, bir insan üstadı kaybediyor, bir mürşidi kamili kaybediyor, ‘bir alimin ölmesi alemin ölmesi’, hadisi şerif ya, öyle olunca tabii arkasından kalan dervişler feryat figan ederler. Çünkü onun neşesi, onun dildaşı, onun dildaşı kimdir? Dildaş olan aynı seviyede, aynı yola koşan, aynı hedefe koşanlar dildaş olurlar, birbirlerini anlarlar. Şimdi karı koca aynı hedefe koşuyorlarsa birbirlerini anlarlar, birbirlerine tolerans gösterirler. iki arkadaş aynı hedefe koşuyorsa birbirini anlar, tolerans gösterir ama ikisi de aynı evde yaşıyor, biri bir tarafa çekiyor biri bir tarafa çekiyorsa hedef karışır, dildaş olmazlar. Dildaş olması için aynı hedefe, aynı amaca koşması, aynı şeyleri yaşaması, aynı şeyleri hissetmesi gerekir. Aynı şeyleri hissetmezse dildaş olmaz. Karı koca olur, dildaş olmaz. Anne baba olur, dildaş olmaz. Baba oğul olur, dildaş olmaz, dildaş olmak özeldir. Hedefin aynı olacak, yolun aynı olacak, duygun hemen hemen aynı olacak ki dildaş olasın. işte burda tacir diyor ki benim dildaşım, benim neşem, benim sırrım, bunu böyle tarif ediyor burda, Süleyman’ın böyle kuşu olsaydı hiç başka kuşlarla uğraşır mıydı? Vah yazık, ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım. Burda hazreti Süleyman aleyhisselamı küçümsemek gibi değil, onu tehkir etmek olarak anlaşılmasın. Burda Hazreti Pir diyor ki eğer Süleyman’ın yanında da bir mürşidi Kamil, zamanın kutbu olmuş olsaydı onun işi daha kolay olurdu. Burda Süleyman aleyhisselamı küçümsemek değildir bu, mesela Musa aleyhisselam gerisinde Harun aleyhisselamı bıraktı.

Allah’a dedi ki bana bir vekil ver, bana bir halife ver, Cenab-ı Hak ona kardeşi Harun’u verdi. Daha doğrusu o Allah’tan Harun’u istedi. Harun’u isteyince Musa aleyhisselam Turu Sina’ya giderken yerine vekil olarak Harun’u bıraktı. Onun peygamberliğine leke değildir bu. Onun peygamberliğini küçültmez. Mesela aynı şekilde hazreti peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de zannediyorum aklımda kaldığı kadarıyla Tebük seferine giderken Hazreti Ali efendimize çoluğunu çocuğunu, evlerini, ehli beyti Hazreti Ali efendimize bıraktı. Hazreti Ali efendimiz savaşa gitmek istiyor, cihada gitmek istiyor. Dedi ki sen dedi Musa’nın Harun’u mesabesindesin ama dedi benden sonra peygamber gelmeyecek ama Musa’nın Harun’u neyse sen de benim için osun dedi. Bakın onun peygamberliğine bir leke değil bu veya peygamberliğinin kendince peygamberlik mesleğini hafife alacak bir şey değil. Hazreti Pir de diyor ki işte diyor eğer Süleyman aleyhisselamın yanında

ümmeti Muhammed’in bir velisi olsaydı, Ümmeti Muhammed’in yalnız buraya ayırt edelim, bu benim anlayışım, ya eksik olabilir, ümmeti Muhammed’in bir velisi, bir mürşidi olsaydı Süleyman başka insanlarla uğraşmazdı. Sebep? ‘Ümmeti Muhammed’in velisi beni israil peygamberleri mesabesindedir.’ Hadis var ya, tabii bazı hadis kritercileri bunları, bu hadisi her ne kadar zayıf olarak nitelendirdi ise de mana itibariyle imamı Suuti öyle der, mana itibariyle bu gerçek der. imamı Gazali de böyle der. Hatta Gazali ihyasına alır bunu. Der ki bu mana itibariyle zayıf da olsa hadis sahihtir der. Benim ümmetimin velileri veya benim ümmetimin alimleri burdaki alimden kasıt çift kanatlı, hem zahir hem batın ilmi katetmiş kimse, beni israil’in peygamberleri mesabesindedir. Bir rivayette beni israil peygamberlerinin üstündedir diyor. Süleyman aleyhisselam, Süleyman aleyhisselam kitap verilmiş bir beni israil peygamberi değildir. Bunu ayırt edin. Ola ki Musa aleyhisselamın şeriatı üzerine giderdi çünkü kendisine özel kitap verilmiş bir peygamber değildi.

Kendisine özel kitap verilmiş peygamberler ile bir kitap verilmemiş. peygamberler aynı değildir. Beni israil peygamberleri ile ibrahim ve ismail üzerinden gelen peygamberlik kolu hazreti Muhammedi Mustafa’ya gelir, aynı değildir. Ayeti kerimede de Cenab-ı Hak ‘biz bazı peygamberleri bazılarından üstün kıldık’ der. Böyle olunca Süleyman aleyhisselam kitap verilmiş bir peygamber değildir. Eğer onun yanında Hazreti Muhammedi Mustafa’nın manevi tedrisatından geçmiş bir mürşidi kamil yanında olsaydı Süleyman aleyhisselam diğer insanlar için insanları eğiteceğim diye bu kadar uğraşmazdı. Bu, ben burdan bunu anladım. Tabii burda Süleyman aleyhisselamın peygamberliğine bir leke değildir. Mesela bir mürşidi Kamil kendisine zakirler atar nakipler atar, nükebbalar atar, yetişti ise halifelik verir, halife atar yetişti ise onu şeyh ilan eder. Bu onun şeyhliğine zayıflık getirmez, daha büyütür onu. Bakın daha onu büyütür, daha onu kuvvetlendirir daha onu daha böyle oturaklı eder. Mesela hazreti peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin Medine i Münevvere’de nakibleri vardı, il ve ilçelerde bugünkü manada, kabilelerde. Her kabileye bir nakip atar, her böyle köye her bir kasabaya bir nakip atar, nakiblerin başında da bir tane nakibi nükebba vardır. Onlar her ay toplanırlar, toplandıklarında ne yapıp ettiklerini rapor verirler, nakibi nükebbalar da o raporları Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem e sunardı. Filanca kabilede şu, oldu, şu işler oldu, böyle oldu, şu kadar Müslüman oldu, bu sıkıntı var, bir problem var, burda açlık var, burda tokluk var, burda mal var, burda mal yok…Bunları normalde hepsini hem siyasi hem ekonomik hem böyle içtimai olarak hepsinden rapor alırdı. Nasıl ki onun peygamberliğine bu leke getirmedi ise bir şeyhin de etrafında

böyle şeyhin adına iş görenler vardır. Şeyhe leke getirmez bu, şeyhi büyütür daha. Şimdi Süleyman aleyhisselama Hazreti Pir de diyor ki Süleyman’ın yanında eğer Ümmeti Muhammed’in velileri gibi bir veli olsaydı, o başka insanlarla bu kadar uğraşmazdı. ‘Vah yazık, ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım’, vah yazık, bir insan böyle bir mürşidi kamili ucuz bulursa, kıymet bilmez. Onu kolay buldu, hemen elinin altındaymış gibi onun kıymetini bilmez o. Burdan biraz bir şeyh efendi ile alakalı bir şey anlatayım.

Şimdi birisi, daha doğrusu tanıyorum kim olduğunu da zakirlerden birisi, Allah rahmet eylesin, şeyh efendiye demiş ki efendim demiş, size herkes çok rahat ulaşıyor, böyle olunca demiş yani kıymet bilinmiyor. Biraz demiş kendinizi geri çekseniz, yani herkes sizinle rahat konuşamasa, görüşemese. Hani böyle izin almak zor olsa böyle herkesle hani çocukla çocuk oluyorsunuz filan, herkes geliyor, görüşüyor, konuşuyor, hani biraz kıymetlenmiyorsunuz, o manada. Hani biraz böyle işte başka şeyhlerden örnek veriyor, işte filanca fişmanca ile kimse görüşemiyor, konuşamıyor, insanlar görüşüp konuşamayınca da ona karşı böyle bir şey oluyor. Hani daha fazla hürmet ediyorlar gibi söylemiş. Şeyh efendi dedi bana Mustafa efendi dedi, oğlum falanca dedi böyle böyle söyledi bana dedi, sen ne düşünüyorsun dedi bana. Allah rahmet eylesin. Böyle bir şey olduğunda bir, şeyh efendi hep bana analiz ettirirdi, hani, sen ne düşünüyorsun. Sen ne düşünüyorsun deyince ben böyle kaldım şimdi. Dedim efendim, karar sizin ama hani siz bilirsiniz dedim, dedim ama benim için dedim bu çok uygun değil dedim. Neden dedi. Efendim rahat konuşabilir miyim dedim.

Rahat konuş, rahat konuş dedi. Şimdi bir üstadın yanında rahat konuşmak için izin alınır, bizim aldığımız terbiye buydu. Efendim rahat konuşabilir miyim, konuş Mustafa efendi dedi. Efendim sizin yaptığınız tam sünnete uygun dedim. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine dedim kafiri de geliyordu münafığı da geliyordu, mürtedi de geliyordu, hristiyanı da geliyordu yahudisi de geliyordu. Durdu, tebessüm etti, aferin oğlum, doğru söyledin dedi. Ben de öyle söyledim ona dedi. Dedim ki dedi bu senin söylediğin sünneti seniyyede yok. Sen bana ne söylüyorsun demiş ona. Bu senin söylediğin sünneti seniyyede yok, sen bana ne söylüyorsun demiş. Şimdi, işte bir mürşidi kamil peygamberin izinden gider. Ümmeti Muhammed’in bir velisi, peygamberin izinden gider.

Şimdi böyle olunca insanlar onu ucuz görür. Bilmez o sünneti seniyye işliyor diye. Hani dervişlerle görüşmemek aslında sünneti seniyyeye aykırıdır. Dervişlerin arasında ayrımcılık yapmak, dervişlerle görüşmemek, dervişlerin yanına çıkmamak, onlarla birebir sohbet etmemek, onların haliyle hallenmemek, onların rüyalarını hallerini dinlememek, onları yormamak,

yorumlamamak, onların sorularına cevap vermemek veyahut da tabiri caizse derviş elini attığında üstadına ulaşabilmeli, görüşebilmeli, onunla derdini ona aktarabilmeli. Bu sünneti seniyye ama şimdi sünneti seniyyeyi birisi işlerken karşıdaki cahil insan, avam insan da onu ucuzlatıyor.

Yani işte efendim rüyamda işte bir kuş daldan kalktı, başka bir dala kondu, sence manası nedir. Ya yapma işte, ucuzlaştırma bunu. Yani rüyanı dinliyorsak işte söylüyorum ya, Hazreti Peygamber efendimizi gördüysen, geçmiş peygamberleri gördüysen, sahabeleri gördüysen, pir efendileri gördüysen, geçmiş pir efendileri gördüysen, üstadını gördüysen bu rüyanı anlat, eyvallah! E mübarek insan kuş o daldan o dala uçmuş, bırak bunu anlatacağım diye uğraşma veyahut da önemli bir mesele, git anlat ama öbür türlü de işte böyle kıymetsizleniyor. işte bu zat da diyor ki, bu tüccar, vah yazık, ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım. Çünkü ucuz buldu ya, ucuz bulunca da ne oldu, ona kıymet vermedi, onu anlamadı, onu değersizleştirdi, bakın onu değersizleştirdi. Kendisi değersizleştirdi. Sebep? çünkü yakın ya, arkadaş gibi dost gibi. Yani hazreti Ebubekir efendimiz, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin yanı başında ama nefes alıp verirken dahi, dikkatli alıp veriyor. Öyle dangolozluk yapmıyor, haddi aşmıyor hiç. Edebe riayet ediyor. Yakın ama edebe riayet ediyor.

“Ey dil! Sen bana çok ziyan veriyorsun. Söyleyen sen olduktan sonra

ben sana ne diyeyim.”

Dil, hani dudunun halini anlattı, karşıda dudu öldü, ordaki Hindistan’daki dudu. Onun öldüğünü de geldi kendi dudusuna söyledi, yine öldü. Şimdi o tüccar diline bahane buluyor. Çünkü insan ne çekiyorsa dilinden çekiyor. Diyor ki ‘ey dil sen bana çok ziyan veriyorsun, söyleyen sen olduktan sonra ben sana ne diyeyim’. Kaf, ayet 18. ‘insan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyici hazır bir melek bulunmasın.’ Yine hadisi şerif, peygamber sallallahu ve sellem hazretleri buyuruyor, Tırmizi’de ve ibni Mace’de geçiyor, uzun bir hadis, ona sonunda şunu diyor ‘efendimiz diliyle tuttu ve işte budur’ dedi. Neden? Dedi ki sahabe ‘Ey Allah’ın resulü, hakkımda zararını göreceğinden en çok endişe ettiğin şey nedir dedim. O da dilini gösterdi.’ insanın zarar edeceği en önemli organı neymiş? Dili. Dil bir et parçası. Dili kıymetlendiren çıkan söz veya kıymetsizleştiren yine çıkan söz. Ağzından çıkan söz ya seni kıymetlendirir ya seni kıymetsizleştirir. O zaman ağzından çıkan söze dikkat et. Çünkü o dil insana zarar verir. Aynı dil insana fayda verir, insanın kendisine. Yine Hazreti Pir devam ediyor:

‘Ey dil. Sen hem ateşsin, hem harman. Ne vakte kadar harmanı ateşe

Yani normalde dil hem toplayıcı harman, hem de o harmanı ateşe verici, yakıcı, yanıcı. O zaman sen hem dilinle ibadet ediyorsun, zikrullah yapıyorsun, hayır söylüyorsun, insanları hayra davet ediyorsun, Allah’ın hoşnut olduğu söz ve ameller işliyorsun ama öyle b ir an geliyor, öyle bir gaflette bulunuyorsun sen Cenab-ı Hakk’ın gazabını gerektiren bir sözü ağzından çıkarıveriyorsun. Ağzından onu çıkarıverince artık o kazandığın her şey ağzından çıkan bir günahı kebair ile yandı, yitti, gitti. Ne güzel zikrullahını çektin. Sabahleyin dersini yaptın, çektin beş bin tevhit, Lailaheillallah Lailaheillallah, Lailaheillallah, harika, gittin iş yerine, birisine bir küfrettin, bir hakaret ettin, sabahki 5.000 tevhidin sevabı yürüdü gitti. Annene babana bir isyan ettin, bir kavga ettin onlarla, tevhit gitti veyahut da kalktın, bir kadını taciz ettin, sözle taciz ettin, gözle taciz ettin, elle taciz ettin, nefsine uydun. Nefsine uydun, gitti. Bir söz söyledin, hakaret ettin, gıybet ettin, dedikodu ettin, iftira ettin, söz, dilin afatları bunlar. Topladığın harmanı kendin ateşe verdi. Dille topladın, oturdun, zikrettin. Ne dedi hadis i şerifte? Dilin zikrullah ile ıslak olsun. Sahabeden bir kimse geldi. Dedi ki ya Resulallah, ben yaşlandım, eskisi gibi dedi ibadet edemiyorum. Bana bir şey söyle, hafif olsun ve beni kurtarsın. Ona dedi ki dilin zikrullah ile ıslak olsun. Dilin zikrullah ile ıslak olsun. Senin dilin zikrullah ile ıslakken, zikrullah yaparken, kalktın iftira ettin, gıybet ettin, dedikodu ettin, kaybettin. Harmanı ateşe verdin, kendin ateşe verdin. Olur olmaz, bilir bilmez bir şey söyledin, harmanı ateşe verdin. Allah muhafaza eylesin. Hani bir böyle hadisi kutsi var, çok dehşetvari bir hadisi kutsi. Kul diyor cehenneme gidecektir. Bir adım kalır. Bir adım kalır, söylediği bir söz yüzünden ordan cennete gider diyor. Bir adım kalır cehenneme! Bir adım, gelir kalır diyor, cennete girecek bir adım kaldı. Hadisi kutsi bu, bir adım, söylediği bir söz yüzünden diyor ordan cehenneme gider. Allah dilimizi muhafaza eylesin.

“Can, ne dersen onu yapmakla beraber gizlice yine senin elinden feryat etmektedir. Ey dil, sen hem bitmez tükenmez bir hazinesin hem dermanı olmayan bir dertsin.”

Neymiş? Can ne derse onu yapmakla beraber gizlice senin elinden feryat etmektedir. Hani bir hadisi şerif var ya, hani bir insan diyor sabahlayınca bütün organları, bütün organları dile başvurur adeta ona yalvarırlar, söylerler. Derler ki bizim hakkımızı korumakta Allah’tan kork. Organlar dile yalvarıyorlar, bizim hakkımızı korumaktan ondan sonra Allah’tan kork, biz senin söyleyeceklerinden ceza görürüz. Biz sana bağlıyız. Eğer sen doğru söylersen biz bundan mükafat alırız. Bütün organlar! Eğer sen yanlış bir şey söylersen, eksik bir şey söylersen, sen yanlış bir şeyler terennüm edersen, biz diyorlar Allah’tan ceza alırız. O yüzden yolumuzu eğriltecek olan da bu dil,

yolumuzu düzeltecek olan da bu dil. Ona yalvarıyorlar. Hazreti Pir Allahu alem bu hadisi şerifi şerh ediyor, diyor ki can ne dersem onu yapmakla beraber hani sen diyorsun ki döveceksin can yürüyor, dövüyor onu, örneğin işte küfrediyor, hakaret ediyor gıybet ediyor, dedikodu ediyor. Allah muhafaza eylesin. Dil bu kadar böyle ortada hani, bir tarafı sıkıntı, bir taraf rahmet, Rabbim dilimizi korusun inşallah.

“Hem kuşlara çalınan ıslık, yapılan hilesin hem yalnızlık ve ayrılık

zamanının enisisin.”

Hem tuzak kurarsın kuşlara, kuşları helak edersin, insanları zarara sokarsın, ıslık çalarsın insanları kötülüğe doğru götürürsün, insanları kötülükle baş başa bırakırsın. insanları kötülüğe de davet edersin. Kötülüğe davet edersin ne? Dil davet eder. Ahir zamanda öyle insanlar çıkacak, belâgatları çok kuvvetli olacak. Sizinle beraber namaz katılacaklar, sizin dilinizden konuşacaklar ama insanları cehenneme götürecekler. O dil, belagatli. insanların en kötüsü, insanlar kendisini beğensin diye belagatli konuşanlardır, dikkat edin, insanların en kötüsü insanlar kendisini sevsin, kendisini beğensin diye belagatli konuşanlar, süslü konuşanlar, süslü kelimeler konuşanlar. Ne enteresan değil mi? Biz de belagatliyse alkışlarız onu, ne güzel konuştu adam ya! Eğer insanlara kendisini sevdirmek için insanlara hoş geleyim diye konuşuyorsa bay bay, gitti ama yok hakkı ve hakikati konuşuyorsa eyvallah ama insan nefsi hakkı ve hakikati konuşanı sevmez, belagatli konuşanı sever. Birisi hakkı ve hakikati konuşuyorsa nefse ağır gelir bu. Onu beğenmek istemez ama birisi süsler kelimeleri, cümleleri, belagatli konuşur, hatta insanlar kendisine kıymet versin diye ağlar gibi yapar. Ağlar bir de . Onunla da alakalı hadisi şerif var, evet, bir ağlıyormuş gibi yapmak ayrı bir şey. Bir insan yalnız kaldı, ağlayamıyor günahlarına ağlıyormuş gibi yapıyor ama yalnızken, yalnızken, toplum içinde değil! insanlar senin ne kadar takva olduğunu görsün diye ağlıyormuş gibi yapıyorsan insanları aldatıyorsun, münafıklık alameti. insanlar beni beğensin, beni sevsin, benden yana olsun diye süslü cümleler kullanıyorsan aldatıyorsun insanları, münafıklık alameti. Aldatan bizden değil dedi Allah resulü sallallahu ve sellem . Dil! Burda dil! ‘Hem yalnızlık zamanında enesisin’ yani arkadaşısın. Yalnız kaldın, dil senin arkadaşın. Nasıl arkadaşın olur dil? O dil zikrederse senin arkadaşın olur. Zikrederse! Eğer o dil zikretmezse senin arkadaşın olmaz yalnızken. Sufiler bir nebze yalnızlığı severler. Sufi gün içerisinde, gün içerisinde biraz yalnız kalmalı. Böyle hayatın o debdebesinden hayatın, o vahşetinden biraz kendini kenara çekmemeli, ayıklamalı. Mesela Müslüman için beş vakit namaz farzdır, beş vakit namaz Müslümanı kendisiyle baş başa bırakır. Cemaatle kırsan dahi baş başasındır kendinle ve Allah’la yüzleşmedir

namaz. Allah’la cemalleşmedir namaz, Allah’la sohbettir namaz, Allah’la irtibat kurmaktır namaz ve namaz insanın kendi iç dünyasında kendisine dönmesidir. Sufiler günlük ders çekerler, vird çekerler, aslında o sufiler o virdi yalnızken çekmeye gayret ederler. Hatta eski nakşibendiler, kafalarından aşağı örtü örtüp derslerini öyle çekerler.

Biz cehri zikrullah erbabı, biz celvette halvet yaşarız, kalabalıkta halvet yaşarız. insanın biraz böyle halvete ihtiyacı vardır. işte o halvet esnasında senin zikrullahın, senin dostun, arkadaşın olur ve o zikrullah sende dil ie başlar, bakın dil ile başlar. Dilin zikrullah ile ıslak olsun. Dil bu noktada devreye girer. Senin o dilin normalde arkadaşın, dostun gibi olur. Seher vaktinde kalktın namazı kıldın, namazı kıldıktan sonra oturdun herkes yatıyor, herkes uyuyor, genelde öyle oluyor ya, yani uyandırmaya kalkıyorsunuz hane halkını, pek uyanmak istemiyorlar. Öyle ya, herkesin o kadar çok işi var ki, o kadar çok işi var ki! Bir tek sabah namazına kalkmaya böyle güç yetiremiyorlar! Ne işler yapıyorlar ne işler yapıyorlar! Bulaşıktı, çamaşırdı, okumaktı üniversiteydi, sınavlara hazırlanmaktı, sınavdı… Allah’ım ya Rabbi! Bitmiyor o işleri. Sabah namazına gelince pelt herkes. Bu yeni değil. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, ehli beytin kapısına vuraraktan namaza çağırırdı. Hazreti Fatıma annemizin kapısına vururdu. Kapıyı çalmak sünnet. Hanenizin içinde namaza kalkmayan varsa kapısına vurun, sünnet. Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri, Hz. Ali efendimizin kapısına vururdu. Altı ay boyunca, altı ay boyunca, her sabah, Hz. Ali efendimizin kapısını vurdu, Hz. Fatımatü’z Zehra annemizin kapısını vurdu. Ey ehli beyt, Allah sizi temizlemek istiyor diye ayeti kerimeyi okudu onlara. Bizim de evlerimiz, bizim beytimiz evimiz, hanedeki insanlar da bizim evlatlarımız. Biz kıyamıyoruz sabah namazına kaldırmaya. Yani olmuyor, evlatlar kıymetli ya, sabah namazından kıymetli! Eşler, sabah namazından kıymetli. Eşleri de kaldıramıyoruz. Dil, bir hayır işlemiyor sabahleyin. Eyvallah! Sabah namazına kalktım, herkes yatıyor ya, uyuyor ya, sen zikrullahla baş başa kaldın. Dilin ne oldu senin? Arkadaşın oldu. Enisin, arkadaşın oldu. Dil zikrullah yaptığı müddetçe senin arkadaşın, hem de var ya, en değerli arkadaşın, en kıymetli arkadaşın. Çünkü hadisi şerifte Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri dedi ki Allah’ı zikretmeden çok konuşmayın dedi. Allah’ı zikredin, çok konuşmayın, Allah’ı zikredin dedi. Hadisi şerif devam ediyor tabii, ‘Allah’ın zikri dışındaki sözler kalbi katılaştırır’ dedi, dikkat edin, Allah’ın zikri dışındaki sözler, kalbi katılaştırır, ‘katı kalpli olanlar ise Allah’tan en uzak olduğu olduğu kimselerdir’. O zaman kalbin katılaşmasın, Allah’ı çokça zikret. Allah’ı zikretmezsen kalbin katılacak, kalbin katılaşırsa ne olacak? Allah’tan uzaklaşacaksın. O zaman

Allah’ı zikre başladığında senin arkadaşın ne oldu? Dil. Dil! Yalnızsın, seher vakti veya gece veya gündüz, hiç önemli değil, Allah’ı zikrettiğinde ne oldu? Dilin senin arkadaşın oldu.

“Ey aman bilmez! Bana hiç aman vermiyorsun. Sen yayını beni öldür-

mek için kurmuşsun.”

Yani diyor ki sen aman vermiyorsun ey dil bana. Sen diyor yayını kurmuşsun, oku da koymuşsun önüne, o dile diyor, beni diyor öldürmek için uğraşıyorsun. Allah Resulü de diyor ki: ‘ Aleyhine olacak sözlerden dilini tut. Evinde kalmayı yeğle. Kendi günahın için pişmanlık duyarak göz yaşı dök. O zaman dil ne yapmış? Yayını kurmuş bizi öldürmek için. O zaman biz, bizi aleyhinde konuşacak olan dilimizi ne yapacağız? Tutacağız. Bizi manevi olarak öldürecek olanı ne yapacağız? Biz o manevi ölüme götürecek olan dilimizi tutacağız. Allah bizi dilini tutanlardan eylesin. Cenab-ı Hak daim olarak dilini zikrullah ile ıslak olanlardan eylesin. Rabbim inşallah o dil ıslaklığı ile son nefese kadar yaşayanlardan eylesin. Son nefesimizde de buyurun:’ Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu’ diyerekten çene kapamayı nasip eylesin. Amin. Ecmain. inşallah 1705. beyitten önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta eğer olursa, izin alabilirsek, bir aksilik çıkmazsa, aşure etkinliğimiz olacak. Bu aşure etkinliğimizde inşallah, Allah’tan bir şey gelmezse, bir sıkıntı olmazsa, aşure olacak ama olmadı biz yine ne yapacağız? Programımıza devam edeceğiz. inşallah büyük bir ihtimalle önümüzdeki haftaya aşure olur, inşallah programımızı burda, bahçede aşuremizi yaparız. Hakkınızı helal edin, bizden yana da helal olsun. El-Fatiha maassalavat. Amin. Ecmain.

Bir soru vardı burda, özür dilerim, canlı yayını kapattım ama burası açık değil mi? 7 Ağustos Pazartesi günü saat 14.00’de yani ikide, bayanlara sohbet ve sema programı olacaktır. Tüm bayan kardeşler davetlidir. Her ayın ilk pazartesisi burda bayanlara, sadece bayanlara yönelik sema ve sohbet programı oluyor. Bu normalde daha önce tekkede de vardı, burda da devam ediyoruz. O yüzden her ayın ilk pazartesi günü, bu pazartesi de böyle bir bayanlara yönelik, sadece bayanlara ait bir etkinlik var, bütün bayan kardeşler davetlidir inşallah. Bu ne, bu eyyamı buhur sıcaklarında böyle gelip yine canhıraş sohbeti kaçırmamak, dinlemek için geldiğinizden dolayı ayrıca size, ayrıca teşekkür ederim. Bu böyle insanların muhabbetleri, sevgileri, bağlılıkları, arkadaşlıkları, dostlukları, zor zamanlarda belli olur. Bir insan zorluğa düşünce anneyi, babayı, kardeşi, evladı, dostu o zaman tanır. Böyle bir hava şartları zorlandığında imtihandır, ben hep bunlara dikkat ederim. Kar yağdı, bugün kar yağdı derse gidemeyiz, bugün yağmur yağdı derse gidemeyiz, hava çok soğuk derse gidemeyiz, bir de çocukları hasta

ederiz, hava çok sıcak derse gidemeyiz, çocukları da hasta ederiz. insanların bu şeyleridir hep, böyle kaçtıkları yerdir. Soğukta, sıcakta, ayazda, karda, buzda, ne zaman olursa olsun, yedi yirmi dört bir insan dersini takip ediyorsa disiplinli derviştir. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Selamünaleyküm. Zor zamanda gelenler, sütün kaymağı gibidir. Kuttusi baba hazretleri vefat etmeden önce dergahtaki çavuşlara demiş ki evladım, benim demiş cenazemi sabah namazında kaldırın. Peki efendim demişler, vefat etmiş, sabah namazında tabi kılmışlar namazını gömmüşler. Tabi dervişlerin arasında bu böyle bir muhabbet geçmiş. Demişler ki neden böyle sabah namazında hemen namazını kaldırttırdı, hani herkes cenazesine gelirdi filan, ordan bir arif, meczup bir derviş demiş ki arkadaşlar sabah namazına dergaha gelenler, sütün kaymağı gibidir demiş. O yüzden demiş sütün kaymağı gibi olanlara namazını kıldırttırdı. Şimdi zor zamanlarda derse gelenler, zor zamanlarda mücadele edip o zorluğa katlananlar sütün kaymağı gibidir. Ha öbürküler süt değil mi? Süt ama kaymağı oluyor mu? Olmuyor! Gaymaksınız. Selamunaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı