Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1226-1230. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1226-1230. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 15/36

Mesnevî-i Şerîf 1226-1230. Beyitler Şerhi Hakkında

1226-1230. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak, hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak, batılı batıl bilip, hakkı hakça yaşayanlardan eylesin inşallah. Sorularınızı hazırlayın, soruları göreyim ona göre, sonradan unutuyorum burda soru birikince, inşallah öyle olmasın. Evet, Süleyman’dan, Süleyman aleyhisselamın Hüdhüd’le konuşması vardı, malum Süleyman Aleyhisselam ordusunu toplayıp savaşa çıkmıştı. O savaş esnasında da hayvanlar ne işe yarar ne işe yaramaz, onların hepsini de ne yapıyordu? Onlarla konuşuyordu. Sıra Hüdhüd’e gelmişti, Hüdhüd de kendi maharetlerini Süleyman aleyhisselama anlatmıştı. Dedi ki ben çok yükseklerden uçar, toprağın altındaki suyu görürüm ve böylece de senin nerelere konaklamak gerektiğini, ne yapman gerektiğini çok rahat bir şekilde gösteririm demişti. Bu böyle kendisini methedince, kendisini böyle söyleyince, karga lafa girdi:

“ Karganın Hüdhüd’ün davasını kınaması:

Karga bunu işitince (yani Hüdhüd’ün maharetlerini işitince) hasedinden ilerleyip Süleyman’a: ‘Hüthüt aykırı ve kötü söyledi. Padişah huzurunda söz söylemek, edebe aykırıdır, hele yalan ve olmayacak söz olursa. Eğer onun böyle bir görüşü olsaydı, bir avuç toprak altındaki tuzağı nasıl görmezdi? Nasıl olur da tuzağa tutulurdu? Nasıl olur da ümitsiz bir halde kafese girerdi?’ dedi.

Hüdhüd, bu çıkardığı sesten dolayı değişik toplumlarda, değişik zamanlarda, farklı isimlerle anılan bir kuş. Kimisi ibibik demiş, kimisi büdbödek

demiş, kimisi çavuşkuşu demiş, kimi taraklı demiş, kimi turakçın demiş, kimi ibik demiş, kimisi ibikli demiş ama başının üzerinde bir tarak gibi bir horozların ibibiği gibi böyle bir tarak gibi bir şey var, ondan sonra ve bu tepeliği ile meşhur, kanatları ve kuyrukları genelde siyah beyaz, alacalı. Öbür bölümler pembeye kaçan ve ağaç kovuklarında yaşayan duvar deliklerinde, kaya oluklarında yaşayan bir kuş ama en fazla Filistin’de, en fazla Mısır’da görülen ama zaman zaman Anadolu’da da Akdeniz kıyılarında bir müddet görülmüş olan kuşlardan. Ama tarih boyunca mitolojik olarak eski toplumlar, bu kuşa ehemmiyet vermişler. Bu kuşla alakalı değişik efsaneler oluşturmuşlar, iran edebiyatında var, Mısır’da var, Ortadoğu edebiyatında var, Afrika’da var.

O yüzden Hüdhüd kuşu ile alakalı tarih boyunca hep böyle bunlar görüşülmüş konuşulmuş, söylenmiş. En önemli özelliği gerçekten toprağın altındaki suyu hissedebilmesi, görebilmesi. O yüzden çölde çok rahat yaşayabilen, suyun nerde olduğunu görebilen, hissedebilen bir kuş. Eşine çok bağlı. Hatta eşi vefat edince tekrar evlenmeyen, hiçbir şekilde eğer bir erkeğin dişisi ölürse erkek bir daha başka bir dişiye bakmıyor. Dişinin erkeği ölürse bir daha erkek bakmıyor. Yani normalde böyle enteresan bir kuş ve enteresanlığından birisi de, bu kuşların aile bağları çok kuvvetli. Ya, anne babaya mesela, bu kuş anne babaya çok bağlı, yavru olarak o da anne baba olunca o da ailesine çok bağlı, enteresan bir kuş. Mesela iran’da enteresan böyle rivayetler var bununla alakalı. işte kimisi diyor ki annesi, kuşun annesi vefat edince uzun süre başında onu taşımış. O yüzden Cenab-ıHak ona böyle bir tepe oluşturmuş başında. Tepeli kuş olarak nitelendiriliyor. Ama genel olarak böyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bir rivayet var. Hz. Abbas’tan naklediliyor o normalde Hz. Abbas’ın rivayetine göre, Hüdhüd kuşu, göçeğen kuşu, karınca ve arının öldürülmesini, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yasakladığına dair rivayet var. O yüzden Hz. Peygamber de bu üç hayvanı, uçan hayvanın öldürülmesini yasaklamış.

Bir de böyle Hüdhüd’ün rüyada filan görülünce, insanın sıkıntıdan kurtulacağına, feraha kavuşacağına dair de rüya tabircileri böyle bir şerh düşmüşler. Şimdi ben bu beyitte Hüdhüd’ü biraz böyle kemale ermiş bir sufi olarak nitelendiriyorum. Toprağın altını görüyor ya suyu görüyor toprağın altındaki, yükseklere uçuyor, yükseklere uçaraktan bütün alanı gözetleyebiliyor ve alanda ne olup bitiyor onlara bakabiliyor. Bunu biraz böyle Süleyman Aleyhisselam’ın kıssasında bu Hüdhüd’ü biraz şey olarak gördüm ben, Allah’a dost olmuş, iyi bir sufi olarak gördüm. Tabii işin içerisinde bir de ne var, karga var. Şimdi karga dediğimizde karga ile de alakalı mitolojik hikâyeler var ama en başta da ne var? ibrahim Aleyhisselam’ın kıssası var. Hani

ibrahim Aleyhisselam da bir müddet Yarabbi! Ben inanıyorum sen yeniden hâlk edeceksin, yeniden can vereceksin ama bunu gözümle görmek istiyorum, buna kendim aşina olmak istiyorum, mutmainne olmak istiyorum dediğinde, hani dört tane kuşu sen kendine alıştır, onları normalde kendine alıştırdıktan sonra işte dört tane kuşu kestiriyor. Kestirdikten sonra birbirlerinin kanatlarını tüylerini hepsini de karıştırıyor. Sonra dört tepenin üzerine koyuyor, sonra ‘küntü biiznillah’ deyip çağırıyor ya, işte ayeti kerimede de ‘sen onların koşa koşa sana geldiklerini görürsün’ diyor. Tabi bazı rivayetler var, hani ibrahim aleyhisselamın dört tane o kuşun kafalarını kesip kafalarını kendisinde tuttuğunu, ondan sonra gövdelerini kesip kavurup ondan sonra unufak edip dört tepenin üzerine koyduğunu ve sonra kafalarını elinde tutup işte ‘küntü biiznillah’ dediğinde onların hepsini toparlayıp hepsini de kendi kafasının bulunduğu yere gelip birleştiğine ve hayatlarını devam ettirmelerine dair rivayet var.

Tabii burda dört tane kuş denilince, değişik rivayetler var ama birisinin karga olduğu kesin, birisinin tavuskuşu olduğu kesin. Çünkü çok değişik rivayetler var. O yüzden normalde birisi işte kerkenez veyahut da akbaba diyenler var. Kimisi kerkenez diyenler var. Bir tanesi de horoz. Horoz, karga, tavus kuşu net bütün rivayetlerde. işte öbürküne güvercin diyenler var, işte normalde kartal diyenler var, akbaba diyenler var. Böyle et yiyen bir kuş dördüncü kuş. Tabi burda da söz konusu olan şey karga. Karga, malum, Âdem aleyhisselamın oğulları, kendi aralarında niza çıkınca, Habil’i şehit edince, katledince, öldürünce oturuyor Habil Kabil’in başında bir müddet. Zaten hani ben bunun cesedini ne yapacağım diye kendi kendine düşünüyor ve gittiği yere cesedi de götürüyor, taşıyor yanında. Sonra bir gün öyle bakarken bakıyor ki karga toprağı eşip bir şeyler gömüyor toprağı eşip görmüyor bu sefer kargaya bakaraktan oda toprağı eşiyor, kardeşini gömüyor. Şimdi karga, mitolojik olarak sevilen bir kuş değildir hiç. Hiç kimse karga eti yemez, karga avlamaz örneğin ve karga böyle ihtirasa, biraz böyle biriktirmeye, hani bir şey biriktirmez bir şey biriktirir, hiç böyle cimrilik yapar, ondan sonra, kimseye bir şey harcamaz, bunun gibi insanlara ihtiras sahibi insanlara, böyle biriktirmeye yönelik insanlara bunlar nefsin o kısmına hitap eder. E tavuskuşu da malum biraz süslüdür ya, insanın kendi kalbindeki süse, ihtişama süslenmeye işarettir. işte horoz da böyle şehvete işarettir. Ona kimileri güvercin demişler, kimisi kerkenez demiş, kimisi akbaba demiş, ben onu akbabaya veya kerkenez olabilir diye düşünüyorum, güvercin değil. O da böyle fazla yemeye içmeye düşkün, nefsin yeme içme düşkünlüğüne işaret. Hani bir kimse böyle habire yiyecek, içecek, yiyecek içecek… Nerde yiyecek içecek var, nefis böyle kimisinde öyledir ya o, ben dört

kuşu, nefsin dört kötü huyuna işaret ettirirsek o zaman dört kuş, dört tane kötü huy. işte birisine tavus kuşu; o kimsenin süse şatahata, şatafata, süslenmeye işaret nefsin. Öbürküne? Karga. Karga biriktirmeye, cimriliğe, paylaşmamaya ve kıskançlığa işaret, hasisliğe işaret. Öbürkü ne? Horoz. insanın şehvete düşmesini, ondan sonra, işte böyle kendince kendisini güçlü göstermesine işaret gibi. Öbürkü de kerkenez veyahut da akbaba; yiyecek, içecek, helal haram tanımayacak, bunun gibi. Tabi burda karga, Süleyman Aleyhisselam’ın bu kıssasında işte o nefsin o halini çıkarıyor orta yere. Hasisleniyor, kıskanıyor, Hüdhüd’ün kendi maharetlerini anlatmasından dolayı çok hasisleniyor, çok kıskanıyor ve söze giriyor, diyor ki bu yalan söylüyor diyor, bunda bu tip maharetler yok. Bunun böyle maharetleri olduğuna, böyle özellikleri olduğuna dair diyor bu şey uygun değil.

Bir de diyor şimdi bir kimse hasislendiyse, hani bir padişahın huzurunda bu kadar konuşulmaz, mevzu kısa kesilir. Yani çok uzun anlatmaya gelmez, biraz susması gerekirdi gibisinden şeytanın sağdan girmesi gibi giriyor yani diyor burda çok konuşulmaması lazım. Burda susulması lazım. Tabi susmakla alakalı konuşmamakla alakalı, farklı farklı sufilik açısından farklı şeyler konuşulabilinir mi? El- cevap konuşulabilinir.

“Bunun üzerine Süleyman dedi ki: Ey Hüthüt! Daha ilk kadehte böyle bulunman layık mı? Akla sığar mı? Ayran içen kendini nasıl oluyor da sarhoş gösteriyor, huzurumda sonu yalan çıkacak bir söz söylüyorsun?”

Yani bu sefer Süleyman(a.s) da Hüdhüd’e diyor ki sen benim huzurum da yalan söylüyorsun, padişahın huzuruna geldin, sarhoş oldun ama diyor sen ilk kadeh, daha birinci kadehte sarhoş oldun. Daha dur bakalım! Şimdi bir kimse bir büyük bir zatın önüne çıktığında, o zatın önüne çıkmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da işte bir padişaha yakın olmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da zengin olmanın verdiği sarhoşluk veyahut da işte bir siyasetçiye yakın oluyorsun, onun sarhoşluğu veyahut da bir siyasetçi belli bir yere geliyor, onun sarhoşluğu, yani o esnada o kimse dengeyi kaybediyor, muazeneyi kaybedince ağzından çıkanın ne olduğunu bilmiyor, şatahat yapıyor, şatafat yapıyor. Bunun gibi veyahut da sufiler böyle bir rüya görünce, sufilerin şatahata düşmesi, şatafata düşmesi gibi veyahut da bir kısım sufilerin daha önce böyle Mansur şarabını ölçüsüz kaçınca kendince var mı bana yan bakan demesi gibi. Hz. Süleyman Aleyhisselam da diyor ki Hüdhüd’e, sen benim huzuruma çıktın, benim huzuruma geldin, benim huzuruma gelir gelmez sarhoşluk yapıp öyle kendinden geçip bana yalan söylemeye başladın manasında söylüyor ve diyor ki sen zahirini de batınını da birbirine uydur. Bu böyle olmaz gibisinden söylüyor.

“Hüdhüd’ün karganın kınamasına cevap vermesi:

Hüdhüd dedi ki: ‘Padişahım, Allah aşkına bu çıplak, yoksul hakkında düşmanın söylediği sözü dinleme. Eğer ettiğim dava yalansa işte başımı koydum, boynumu vur! Kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir.”

Kaza hükmünü inkâr eden karga, kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir yani kader neydi? Cenab-ı Hakkın ezeli ve ebedi olarak, olacak olan şeyleri bilmesiydi. Kaza neydi? Ezeli ve ebedi olacak olanların tecelli etmesiydi, tecelli etmesi. Şimdi Hüdhüd dedi ki bu kimse kazanın hükmünü inkâr ediyor. Yani kazanın hükmü ne? Yani Cenab-ı Hak, eğer senin başına bir şey gelecekse, gören gözün görmez olur derim ya ben. Aklın çalışmaz olur. Bunu ben nasıl yaptım diye kendi kendine düşünürsün, saçını başını yolarsın. Ben bunu nasıl yaptım diye. Orada kazanın hükmü tecelli etmiştir. Sen asla viraja girerken yüz seksenle girmiyorsundur, sen o gün viraja yüz seksenle girer, kenarları sürttürürsün veyahut da arabayı çarparsın, sonra oturursun, dersin ki ya ben yirmi yıldır araba kullanıyorum, işte on yıldır bu yoldan geçiyorum ben burdan, hiç yüz seksenle hiç girmediydim, şimdi yüz seksenle girdim. Kaza tecelli edecek orda. Diyor ki sen bu kazanın hükmüne iman etmezsen kâfirsin. Cenabı Hak o kazayı takdir etmiş, o kazayı takdir ettiği için benim gözüm görmez. Hüdhüd onu diyor, bende bu özellik var ama bende bu özellik olmasına rağmen, Cenabı Hakk’ın kaza hükmü benim üzerimde tecelli ederse, ben duvarın arkasını göremem. Kaza hükmü tecelli ettiyse ben bir şeyi ne kadar bilirsem bileyim onun cahili olurum. Kaza, hükmünü kurduysa sen ne kadar kuvvetli olursan ol, kuvvetsiz olursun, kaza hükmünü kurduysa sen bütün her şeyi tam anlamıyla yerine getirsen dahi, o tecelli etmez. Burda Hüdhüd, sufiliğin, Allah’a teslimiyetin, Allah’tan razı olmanın zirvesini konuşuyor, bakın zirvesini konuşuyor. Zirvesi bu. Bu, avamın işi değil, bu böyle açık açık konuşmak gerekirse şer’i ahkâmın işi değil. Bu, kâmil insanların işi.

Biz şöyle deriz, ne yapmaya yüz seksene bastı ki! Ordan yüz seksene basmadan geçmesi gerekiyordu! Yalnız bunu avam olanlar yapmaz, yapmamalı. Onlar tedbiri ve temkini terk etmemeli ama şunu da bilmeli kaza bir şey ördüyse başına senin, senin ordan kaçman, senin ordan, o meseleden kurtulman mümkün değildir. Bunu sakın cebriyeye de vurmayın, bunu cebriyeye de vurmayın. Bu şöyle bir şeydir, hepimizin cüzzi iradesi var, öyle değil mi, cüzzi iradesi olmayan hiç kimse yok ammavelakin üşürüz. Üşüdüğümüzde dişlerimiz tak tak tak tak tak vurur mu? Vurur. Sen o dişin vurmasını durdurabiliyor musun? Durduramıyorsun, bakın burda senin cüzzi iraden var ama sen o cüzzi iradenle dişlerinin takır takır vurmasını durduramıyorsun veyahut da bunu hepimiz yaşarız, çocuklarımız da yaşar, ateşlendik, öyle

değil mi? Cüzzi irademiz var mı? Var. Öyle olmasına rağmen cüzzi irademizle işte titrememizi durdurabiliyor muyuz? Durduramıyoruz. Oysa bizim cüzzi irademiz var mı? Var, aklımız yerinde mi? Evet, titrememizi durdurabildik mi? Hayır. Burda ne? Burda kaza tecelli etti, bu meseleyi böyle anlamaya çalışın. Öbür türlü cebriyeye düşersiniz, bakın cebriyeye düşürür insanı veya kaderiyeye düşürür. Allah muhafaza eylesin. Bazı şeyler vardır, aklımız yerindedir, bakın aklımız yerindedir, cüzzi irademiz de yerindedir ama o esnada biz bir adım sonrasını görmekten uzak oluruz. Bir adım sonrasını tanımlamaktan uzak oluruz ve o esnada bizim yaptığımız şeyden ama bir zarar görürüz ama başka bir şey orta yere çıkar.

işte burda diyor ki kazanın hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir. Çünkü biz amentüde biz kaderin ve kazanın Allah’a ait olduğuna ve Allah’tan olduğuna iman ederiz. Tabii bu son dönem bir kısım ilahiyat profesörleri, kaderin varlığını inkâr ediyorlar, bir kısım ilahiyat profesörleri, kazanın olduğunu inkâr ediyorlar ve ne yazık ki biz bu toplumda ilahiyat fakültelerinin içinden çıkma bazı kendilerince ilahiyat hocalarının yaptıklarını düzelteceğiz, onların yaptıklarına karşı çıkacağız diye uğraşıyoruz. işin acı tarafı bu ve çocuklarımızı da biz imam hatiplere gönderiyoruz, çocuklarımızı imam hatipten sonra ilahiyata göndermeye çalışıyoruz ve yıllardır söylediğim şey bizim yıllardır malum dinliyor bütün herkes, şimdi Cübbeli söyleyince ayağa kalktı ortalık. Çocuklarımız ifsat ediliyor, bozuluyor okullarda. Sebep? Çünkü kader yoktur deyip geliyor öğrenci annesine babasına. Kader inkârcısı, kaza inkârcısı, hadis inkârcısı, mezhep inkârcısı, tefsir inkârcısı oldu çıktı çocuklarımız. Burda da Hz. Pir imanî bir meseleyi anlatıyor bize. Diyor ki kaza hükmünü inkâr eden, kazanın hükmünü inkâr eden binlerce aklı olsa, yine kâfirdir diyor. Binlerce aklı olsa! O zaman binlerce aklı olsa yine kâfirdir denilen şey ne? Kazayı inkâr etmek.

Kıymetli kardeşlerim! Kaderi inkâr ediyorlar, hadisleri inkâr ediyorlar, hadisleri inkâr ediyorlar, ayeti kerimeleri inkâr ediyorlar. Kuran’ı değiştirmeye çalışıyorlar. Gücüm yettiğince sohbet o noktaya geldiğinde her hafta size söyleyeceğim. Belki de şunu diyebilirsiniz ya başka sohbet konusu mu yok, her hafta illaki bu mevzu buraya mı geliyor! Evet, mevzu oraya gelecek. Sağır kulaklar duysun, kör gözler görsün, kilitlenmiş kalpler mümkünse hidayete erip açılsın. Evet, hadis inkârcıları, ayet inkârcıları, mezhep inkârcıları, kader inkârcıları, kaza inkârcıları! Bunların bir de isimlerinin önünde Prof. yazıyor. Bunların isimlerinin önünde öğretim üyesi yazıyor. Bunların isimlerinin önünde filanca ilahiyat fakültesinde doçent, filanca ilahiyat fakültesinde öğretim üyesi, filanca ilahiyat fakültesinde profesör yazıyor ve bunlar ne yazık ki bizim çocuklarımızı ifsad ediyorlar. Bizim gençliğimizi

bozuyorlar, çocuklarımızı bozuyorlar. Lise öğrencisi bir çocuk, hadis inkârcısı oluyor, lise öğrencisi bir çocuk mezhep inkârcısı oluyor. Lise öğrencisi bir çocuk, lise öğrencisi, ayet inkârcısı oluyor! Ayet inkârcısı oluyor. Anneler, babalar, çocuklarını dinlerini öğrensinler diye imam hatiplere gönderiyorlar, çocuklar imam hatiplerden dinsiz çıkıyor.

Çocuklar imam hatiplerden ne yazık ki sapkın çıkıyor ve bu imam hatiplerden çıkan çocuklar, ilahiyata gidiyor. ilahiyatta iyice sapkın olup öğretmen olarak liselere, ortaokullara, imam hatiplere atanıyor. Ve sizin klasik, klasik din öğretinizin, evde hiçbir hükmü kalmıyor. Evde bir hadis inkârcısı çocuğunuz var, evde ayet inkârcısı bir çocuğunuz var ve bu çocuk ben imam hatipte okuyorum, ben ilahiyatta okuyorum, ben bu işin ilmini görüyorum deyip anne babasına orada itiraz ediyor. Siz, biz, hepimiz kendi ellerimizle, kendi çocuklarımızı ateşe atıyoruz. Bu büyük bir oyun. Bu sadece Türkiye’ye ait bir oyun değil, bu büyük bir ingiliz derin devleti oyunu. Bizim içimize Abdul’ları, bizim içimize Masonları koyaraktan, Ali Şeriatileri koyaraktan, bizim içimize bunları yerleştirerekten bunu başarmaya çalışıyorlar. Yani bugün bakın, eski refahçıların hepsi de Ali Şeriati okur, bugün gidin AK Parti’nin büyük bir kısmı, yönetim kurulundaki yöneticiler, Ali Şeriati okur. Hadis inkârcısıdır, ayet inkârcısıdır, sapkındır. Gidin Abduh’un, 33 dereceli mason Abduh’un görüşleri vardır. Ben bunu söyleyince kızıyorlar bana. Kızsınlar! Hiç umurumda değil. Mason Abduh’un görüş ve düşüncelerini Türkiye’ye yaymaya çalışıyorlar. Kader inkârcıları, kaza inkârcıları, hepsi de bizdenmiş gibi gözüken siyasilerin başının altından çıkıyor. Hadislerin komplesini reddediyorlar. Buhari’yi reddediyorlar. Ebu Hureyre hadislerini reddediyorlar. Bu büyük bir oyun islam dünyasında, büyük bir oyun! Bizim başımıza gelenler de biz bu büyük oyuna çomak soktuğumuz için. Evet, ömrümün sonuna kadar son nefesime kadar hadis inkârcılarına, ayet inkârcılarına, mezhep inkarcılarına, Sufi inkarcılarına, tasavvuf inkarcılarına, kader inkarcılarına, kaza inkarcılara karşı mücadele edeceğim. Rabbim nefesimi bu konuda arttırsın inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi bu konuda sımsıkı duranlardan eylesin. Bizim inancımızı ifsad etmeye çalışıyorlar, inancımızı, bizdenmiş gibi görünerek! Ahir zaman hadisleri vardır, ahir zaman hadislerinde, fitne hadisleri vardır. Der ki: ‘Onlar sizin dilinizden konuşurlar, sizin gibi namaz kılarlar. Onlar sizin gibi Kur’an okurlar ama okudukları Kur’an boğazlarından aşağı inmez. ’Hadisin metni bu. Okudukları Kur’an boğazlarından aşağı inmez! Aldanmayın.

Bir kimse kim olursa olsun, işte enflasyon miktarı kadar faiz caizdir diyorsa sapkındır o, sapkın! Arkasından gitmeyin, yazılarını okumayın. Bir kimse hadis inkâr ediyorsa, arkasından gitmeyin, kitabını okumayın,

dediklerine almayın. Bir kimse eğer ki diyorsa ki dinde reform lazım, 1400 yıl öncesininkileri uygulayamayız diyorsa, arkasından gitmeyin, sapkındır o, kim olursa olsun. Bir kimse diyor ki bu mezheplerin ortadan kalkması lazım, sapkındır o, arkasından gitmeyin, itibar etmeyin. Evet, bir kimse tasavvufa, sûfiliği düşmansa sapkındır, arkasından gitmeyin. Sakın ha, sakın! Bunlar ingiliz derin devletinin bozduğu yosmalar. Bunlar CIA’ya satılmış, CIA’ya kendini peşkeş çekmiş sütü bozuklar bunlar. Bunlar CIA, M16, MOSSAD, bu üçlü sacayağının elinde oyuncak olmuş! Ruhu sarışın bunların! inanmayın bunlara. Bunların peşinden gitmeyin. Otursa sizin dizinizin dibinde, hafız olsalar, baştan sona Kuran-ı Kerim okusalar, hadisi inkâr ediyorsa hadisleri, sapkındır o. Dinde reform lazım diyorsa sapkındır o. Kadere iman meselesi diyorsa sapkındır o. Kaza iman meselesi değil diyorsa sapkındır o. Sakın ha! Bu zamanda Allah’ın hükmüyle hükmedilmez, bu Kur’an’daki bu hüküm ayetleri şu anda geçerli değildir, bunlar tarihsel diyorsa sapkındır o. Bizim içimize bile gelebilirler. Bakın, bizim içimize bile girebilirler. Bizde çavuş olamazlar, zakir olamazlar, bu mümkün değil. Zaten öyle kayan olursa anında alırım zakirliğini, çavuşluğunu. Dergâhtan kovarım onu. Böyle birisi olursa bana haber vereceksiniz. Hakkım helal değil öbür türlü. Bu deccalist hastalıklar bizim içimize girmeyecek. Bu konuda uyanık olacaksınız. Ayet inkârcısı, hadis inkarcısı, mezhep inkârcısı, sufilik inkarcısı, kader inkarcısı, kaza inkarcısı, kaza inkarcısı, reformist yani bu dini reforme etmemiz lazım, 1400 yıl önceki gelen bu dinin bazı yerlerini değiştirmemiz lazım diyen, sakın ha! Bunların hepsi de deccalist, bunların hepsi de masonist, bunların hepsi sapık, bunların hepsi de kendilerini satmışlar. Heva ve heveslerine ve şeytana kendilerini. Hangi siyasetçi olursa olsun, hangi fikir adamı olursa olsun, hangi âlim olursa olsun, bu zamanda işte bir de bunu çıkarlar şimdi, enflasyon miktarı kadar faiz haram değilmiş, TOKi’nin yaptığı faiz değilmiş, TOKi’nin yaptığı şey faiz değilmiş.

Sakın ha! Bunların hepsi de sapkın, faiz faizdir. Azı da çoğu da faizdir, azı da çoğu da! Müminin müminden alması, vermesi haramdır, büyük günahtır. Annesiyle Kâbe duvarının dibinde zina etmiş gibi büyük günaha girer. Mümin müminden faiz alıp veremez. Mümin müminden faiz alıp veriyorsa annesiyle Kâbe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Bu hadisi şerifi ikide bir de bastıra bastıra söylememin sebebi şu. Bu Hadisi şerifi inkâr ediyorlar. Yok böyle bir hadis diyorlar. Peygamber sallallahü ve sellem böyle bir sözü söylemez diyorlar. Çünkü ağırlarına gidiyor. Ağırlarına gidiyor! Allah muhafaza eylesin. Din, islam hukukunun olmadığı yerde, kâfirle müminin arasında faiz yoktur. Bunu söyleyin, cesaretiniz varsa, cesaretiniz varsa bunu söyleyin. Mustafa Özbağ söylüyor, dinin hükmü bu. imamı

Azam’ın hükmü bu. Bu konuda Hz. Mekkul hadisi var, imamı Azamda bu hadisi kendisine ölçü almış. islam hukukunun olmadığı darul harpte, Müminle kâfirin arasında faiz yoktur; aç El Hidaye, aç ibn i Abidin, aç Feteva-i Hindiye, aç bak. Aç Dürel Gürel, aç Kuduri aç bak. Aç Serahsi, aç bak. Git imamı Azam hazretlerinin talebesi imam Muhammed’in fetvasına bak. Git imam Muhammed’in devlet hukukuna bak, lafı eveleyip geveleme. Türkiye’de islam Devleti değildir. Lafı eveleyip geveleme. Ordan burdan lafı alacam değiştirecem diye uğraşma. Uğraşma, canlı yayında söylüyorum! Dinin hukukunu ve hükmünü konuşabilecek kadar cesaretiniz yoksa kafanıza sarık koyup takke koyup başınıza profesör, doçent, doktor koyup insanların önünde konuşmayın. Başınıza sarık sarıp camilere çıkıp konuşmayın. Dinin hükmünü ve hukukunu konuşun eğer gerçekten iman ettiyseniz. iman ettiyseniz Allah’a, kalbinizde lebaleb iman varsa, zerrece şeytan oraya işemediyse, sen imanının gereğini konuş. Bu can da sana feda olsun yoluna. Ben peşine düşeyim senin. O yüzden kim diyorsa faiz enflasyon miktarı kadar caizdir müslümana müslümandan, sapıktır o! Annesi ile Kâbe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha gidecek. Kaza ve kaderin imandan olmadığını söyleyen sapıktır. Sapık, hadis inkârcısı, küfür ehli, sapıktır. Komple hadisleri inkâr ediyorsa küfür ehlidir, sapıktır. Cenaze namazı bile kılınmaz. Ayet inkâr ediyorsa, sapıktır, cenaze namazı bile kılınmaz. Erkekse eşi boş olur, kadınsa kocası boş olur, nikâhı gider, dini olarak. Kader inkârcısının nikâhı gider, hadis inkârcısının nikâhı gider, ayet inkârcısının nikâhı gider. Dinde reform etmemiz lazım, dinde reform ederekten belirli şeyleri değiştirmemiz lazım, bunlar tarihsel diyenler, nikâhı gider, cenaze namazları kılınmaz, kabristanı da Müslüman kabristanlığına gömülmez. Evet! Hz. Pir 840 yıl önce, 850 yıl önce işaret ediyor. Diyor ki: ‘kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir.’ Kazanın hükmünü, kazanın iman meselesi olduğunu inkâr eden bir kimse, evet kâfirdir. Hz. Pir söylüyor. Hz. Pir söylüyor! Kaç yıl önce? 870 yıl önce.

“Sen de kâfirler sözünden bir kef harfi, küfür sıfatlarından bir sıfat

bulunsa, kadının ferci gibi şehvet yerisin, pis pis kokarsın.”

Yani sende kâfirlikten bir sıfat var ise sen de kâfirlikten bir zerre de olsa, içine bir şey düştüyse, sen kâfirlerden bir şeyler alıp kendine raptettiysen, hani ayeti kerime var ya ‘kâfirler necistir’ diye, Hz. Pir onu söylüyor, sen de diyor necissin. Yani bakın, bu dediğim o insanları küfre düşüren, günümüzün hastalıkları bunlar. Bu günümüzün hastalıklarından birisinin üzerinde bir şey düştüyse ve ordan tövbe edip geri dönmüyorsa o kimse küfür ehli, onu böyle kendince temiz görme, onu kendince masum görme, o pisliğin teki, onu korumaya çalışma. O pisliğin teki, hem de kokar pisliklerden, yedi

mahalleye zarar verecek kokar pisliklerden. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden bakın, kâfirlikten diyor k harfi, kef, bir nokta, onun üzerine tecelli ederse, o kimse pisliktir. inanmayanlar pislikten ibarettir, necistir. Rabbim cümlemizin imanını muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizin imanını korusun inşallah. Son nefeste buyrun: ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu’ diyerek Cenabı Hak bizlere çene kapamayı nasip eylesin. Rabbim imansızların, dinsizlerin, ateistlerin, putperestlerin, peşine düşüp onlar gibi olanlardan eylemesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kâbe, Nefs-i Mutmainne. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı