“Ey oğul! O kum, Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, Hakka ulaş-
Hani geçen hafta sohbette diyorduk ya hani ‘tatlı sözler ömrümüzün kumudur. içinde su kaynayan kum pek az bulunur , yürü onu ara’ diyordu Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri. O kumun ne olduğunu söylüyor hani içinde su kaynayan kum neymiş. işte bu beyitte de diyor ki, Ey oğul! O kum Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, Hakka ulaşmıştır, yani demek ki içinde su kaynayan, içinde pınarı bulunan kum Allah dostları. Diyor ki git onu ara. O normalde çünkü onu arayacaksın, bulacaksın, ona ulaşacaksın ve diyor onu da tarif ediyor. O diyor kendinden ayrılmış, Hakka ulaşmıştır şimdi. Bakara, ayet 186: ‘Ey Muhammed! Beni senden sorarlarsa şüphesiz ki ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasını dua ettiğinde kabul ederim.’ Allah erleri, Allah elleri, Allah’a yakın, Allah’a dost olanlardır. Biz o Allah erleri dediğimiz kimseler, işte Allah’ın veli kulları da Allah’a dostluk peyda etmiş olanlardır. Bu bir Allah’a yakın olmuş olan kimselere söylenecek olan sözdür o zaman Cenab ı Hak bu Bakara 186’da da sorarlarsa diyor şüphesiz ben onlara çok yakınım, hani kullarım beni senden sorarlarsa. Burda meseleye başka açıdan bakmak istiyorum. Bu ayet i kerimede Cenab ı Hak hani burdaki hani er sözünden veya dost, veli sözünden bazen sadece erkekler tanımlanmış gibi zannediliyor. Oysa Bakara 186’da Cenab ı Hak kullarım diyor kullarım beni sorarlarsa, o yüzden burda rical kelimesini kullanmış Cenab ı Hak yani ‘erler’ kelimesini kullanmış. Hani sufiler ‘ricalullah’ ‘Merden i Hüda’ özel anlamlarla böyle velilere işaret ederler, genelde ricalullah olarak söylerler, rical ehli demek. işte bu ayet i kerimede yakın olan o rical ehli ve bu o zaman bu nitelikte Cenab ı Hak erkekler veyahut da bayanlar olarak ayırmamış onu. Normalde bütün Ümmeti Muhammed’e erkeğini de kadınını da kapsayacak şekilde kullanmış burda bunu.
O yüzden söylemek istediğim işte hani bunlar böyle Allah erleri sadece erkeklerden oluşan bir topluluk değil, aynı zamanda kadınlardan da Allah’a dost olan, Allah’a yakin olan, Allah’ın rical veya ricalullah haliyle hallenen kulları var. Bunu böyle zaman zaman dile getiriyorum, sanki Allah’a dostluk sadece erkeklerin işiymiş gibi veyahut da Allah’a dost olanlar, sadece erkeklermiş gibi atfediliyor, öyle zannediliyor ama Cenab ı Hak benim veli kullarım dediğinde bunu sadece erkeklere atfetmek doğru değil. Benim kullarım
dediğinde bunu sadece erkeklere veya kadınlara atfetmek doğru değil. Yani çocuklar da Cenab ı Hakkın kulu sonuçta. O yüzden rical ehli olmak sadece buradaki hani Ey oğul o kum Allah eridir. Burdaki erlikten kasıt olgunlaşmak, kemale ermek. Burdaki ergenlikten kasıt o. Yoksa erginlikten burdaki kasıt erkeklik değil yani sadece, bunu böyle atfediyorlar, böyle düşünenler oluyor. O yüzden meseleye bu açıdan bakmak istedim. Yoksa zaman zaman sohbetlerde Allah dostlarının vasıflarını, Allah’a yakın olanların vasıflarını genel olarak tarif ediyoruz. Kardeşlerimiz, arkadaşlarımız bunu geçmiş sohbetlerde defalarca dinlemişlerdir. Bu meseleyi de dinlemişlerdir muhakkak ama burda özellikle üzerinde durmak istediğim hadise bu yani bu Allah eridir sözü kadınları da erkekleri de kapsıyor.
Kıymetli Dostlar! Burda kadınları da kapsıyor derken bizatihi şahit olduğumuz kendi kardeşlerimiz var, görülen rüyalardan, anlatılan hallerden, değişik zamanlarda değişik tespitlerden, bayan kardeşlerimizin de Allah’a yakin olanları, hususi yakinlik peyda edenleri ve o hususi yakınlık peyda eden kardeşlerimizi de tanıdığımızdan dolayı sohbete böyle giriş yaptım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sadece erkeklere atfedilmiş bir din söz konusu değil. Kadınlar da Allah’ın kulu. Kadınlar da Allah dostu olur. Kadınlar da Allah’ın ricalullah dairesinde durur. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, dininizin yarısını Hz. Ayşe annemizi kastederekten bundan öğreniriz dediyse bizim kadınları ikinci planda görmemiz, kadınları ikinci planda atfetmemiz mümkün değil. O yüzden normalde evet, bu Allah elleri, bu Allah’a yakin olmak, kur’an ve sünnet i seniyeye sımsıkı yapışmaktan geçer. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışacak, iman edecek, iyi ameller işleyecek, salih ameller işleyecek, insanlara yardımcı olacak, insanlara hizmet edecek, insanlara tevazu ile yaklaşacak, insanlara tepeden bakmayacak, kibirlenmeyecek, en güzel ahlakla ahlaklanacak ki o Allah dostu olsun. Yoksa tepeden bakmakla, namazı terk etmekle, orucu terketmekle, insanlara kibirlenmekle, insanlara büyüklenmekle, insanların gönüllerini kırmakla Allah dostu olunmaz. O yüzden Allah dostları, gerçek dostluk, çok ibadet ederekten de değil. Ya? Onları öne geçiren şey, Allah’ı Sevmek, Resulünü sevmek, Allah dostlarını sevmek, insanları sevmekten geçer ve o sevgi ile haşır neşir olan, o sevgi ile yoğrulan kimseler, Allah’a dost olurlar. Çünkü seven sevdikçe sevmek ister. Sevdikçe sevmek ister. Onunla yakinlik şarabını içtikçe içmek ister, içtikçe içmek ister. O doymak bilmez ancak yakin olanlar onlardır. Koştukça koşmak ister, koştukça koşmak ister, koştukça koşmak ister. işte Allah’a yakın olan onlardır. Sabrettikçe sabretmek ister, sabrettikçe sabretmek ister. Allah’a yakin olanlar onlardır. Allah
yolunda harcamak ister, harcadıkça harcamak ister, harcadıkça harcamak ister. Cud ehli olur, cömert olur.
işte Allah’a yakın olmanın kapısı odur. Allah’ı zikrettikçe zikreder, zikrettikçe zikretmek ister, zikrettikçe zikretmek ister. Allah’a yakın olmanın işaretidir bunlar. O yüzden o Allah dostları, içleri de temizdir, dışı temizdir, içi de temizdir. Bakın, o kimsenin modayı takip etmemesi, işte gösterişsiz giymesi, onun içinin gösterişsiz olduğunu göstermez. Nice gösterişsiz kimseler vardır ki Allah’ın yanında dosttur, sultandır. Kimisi vardır çok süsüdür amma velakin Allah’ın yanında nazar ı itibarı yoktur .Siz sırmalı cübbeler giyersiniz, sırmalı kaftanlarla dolaşırsınız ama Allah katında bir hükmünüz yoktur işte o Allah dostları, onların nişanları onların nişanları amellerindedir. Onların nişanları, süslerinde değildir. Onların amellerindedir. O zaman Allah dostunun geçtiği kapı iman ehli olacak önce. Kur’an ve sünnet i seniyeye sımsıkı yapışacak, sünnet i seniyeyi inkar eden den Allah dostu olmaz. Hadisleri inkar edenden Allah dostu olmaz. Peygamberlik iddia edenden Allah dostu olmaz. Kendisine kitap verildiğine dair laf söyleyen kimseden Allah dostu olmaz. Onlar şirk ehlidir. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin komple hadislerini inkar eden küfür ehlidir, ondan Allah dostu olmaz. O yüzden Allah dostu, kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmak, farz ibadetleri yerine getirmek, nafilelerle Allah’a yaklaşmak, onu sevmekten geçer. Eğer insanın üzerinde bir insanın üzerinde bunlar tecelli etmediyse, o Allah’a yakin değildir. Namazı terk etmekle Allah dostu olmaz. Orucu terk etmekle Allah dostu olmaz. Zikrullah’ı terk etmekle Allah dostu olmaz. Haramları açıktan işlemekle Allah dostu olmaz yani işte benim hiç kimseden korkum yok ben haramı da işlerim böyle. Böyle bir Allah dostu olmaz.
O yüzden Allah dostu, Allah’a yakin olacaksa o kimse, Allah dostu kur’an ve sünnet i seniyeye sımsıkı yapışmaktan geçer. Kur’an ve sünnet i seniyyeye yapışmayan bir kimse, Allah dostu olmaz. Mücadele Suresi ayet 22: ‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmin babaları, oğulları, kardeşleri ve akrabaları da olsa Allah’a ve peygamberine düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin. işte Allah bunların kalplerine imanı yerleştirmiş ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir.’ Demek ki bir kimse Allah’a iman ettiyse, ahiret gününe iman ettiyse, o insanın babası da annesi de eşi de oğlu da akrabası da arkadaşı da olsa Allah’ına ve peygamberine düşmansa, ona sevgi besleyenden, Allah dostu olmaz. Ya bu benim babam ne yapayım şimdi, peygambere küfür ediyor ama işte ben onu seviyorum yine! Allah ve Resul’ünün koyduğu bir hükmü Allah ve Resul’ünün koyduğu bir hukuku açıktan çiğneyen bir kimseyi seven kimse, sakın kendisinin Allah’a
dost olduğunu iddia etmesin ve Allah ve Resul’ünün koymuş olduğu bir hukuku ve hükme açıktan çiğneyen, onu yok gören kimse, zaten normalde inkar ettiyse küfür ehli. Yok inkar etmediyse, onu açıktan işliyorsa büyük günah ı kebair ehli dedi ve düşmanlık varsa o kimseye mesela şimdi insanlar şeriatın hukukuna düşman, Allah’ın hukukuna düşman ailelerde var bu. Bir Allah’ın hukukuna düşmanlık Peyda ettiler. Bir de bu tarihselciler çıktı başımıza şimdi. Yok kur’an’ı tarihselcilikle yorumlayıp bazı ayeti kerimeleri o gün için geçerliydi bugün için geçerli değil diyen sapıklar çıktı ve bunları seven insanlar da çıktı. Ne yazık ki her gün yeni bir şey oluşuyor her gün bir sapkınlıkla uğraşıyoruz. Allah muhafaza eylesin.
Demek ki Allah’ı ve peygamberine düşman olanlara sevgi besleyen asla Allah dostu olamaz. Bakın zaten Allah ve Resul’üne düşman olan, onun herhangi bir şeyine düşman olan, Allah dostu olamayacağı gibi Allah ve Resulüne düşman olan bir kimse de onu sevmek de mümkün değil. işte eğer böyle olursa yani zaten bu imtihanın en acı en böyle sıkıntılı yeridir yani etrafımızda eşimiz olabilir, babamız olabilir ,annemiz olabilir, çocuklarımız olabilir, kardeşlerimiz olabilir, Akrabalarımız olabilir. Bunlar Allah ve Resulüne düşman ise bizim onu sevmemiz, bizim onun taraftarı olmamız mümkün değil. Sevmez, taraftarı olmazsak Cenab ı Hak bize lütfediyor. Ne diyor? Onların kalplerine imanı yerleştirir ve onları katından bir ruh ile desteklerim. Bakın onların diyor kalplerine imanı yerleştirir ve onları katından bir ruh ile desteklerim. Demek ki işte Allah ve Resulünü çok seven, kur’an ve sünnet i seniyyeye sımsıkı yapışan, o iman yolunda giderken Allah ve Resulüne düşman olanları sevmeyen, Allah ve Resulünü inkar edenlerle dostluk kurmayan kimseyi Cenab ı Hak katından bir ruh ile destekliyor ve Cenab ı Hak onun kalbine imanı yerleştiriyor. O kimsenin kalbine imanını yerleştirmesi demek, o kimsenin bütün vücut olarak, zahir ve batınıyla, zahir ve batınıyla iman olması demek. Bakın o ki hani Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. işte onun kalbine Allah imanı yerleştirdi mi Allah o kimsenin kalbine imanı yerleştirdi ve ona katından bir ruh ile onu destekledi. Öyle olunca ona bakan kimsenin hatırına Allah geldi ve Allah onları, ayet i kerime devam ediyor, Allah onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacak ve onlar orda ebediyen kalacaklar. Dikkat edin, ayet i kerime, Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.
işte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Yani Allah’ın hizbidir. Onlar Hizbullah’tır. Allah taraftarıdır.Bu yalnız hizbullah’la, benim söylediğim hizbullah ile bu Ortadoğu’da müslümanları katleden müslümanları şehid eden, camilere bomba atan Hizbullah ile karıştırmayın. Bu benim anlattığım hizbullah
ile Güneydoğu’da insanları normalde domuz bağı ile öldüren Hizbullah’la karıştırmayın veya dünya üzerinde terör estiren, orta doğuda terör estiren CIA’,in Mossad’ın, Em16’nın veya değişik bu istihbarat örgütlerinin kurmuş olduğu terör örgütlerini de Hizbullah olarak kabul etmeyin. Benim dediğim Allah’ın hizbi, iman etmiş ve Allah’tan razı olmuş Allah’ın da ondan razı olmuş olan kimseler. işte onlar Allah’ın hizbullah’ıdır. iyi bilinmelidir ki kurtuluşa erenler ancak Allah’ın hizbullahı olanlarıdır. Yani Allah’ın taraftarı olan, Allah’a iman etmiş, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmış, kur’an ve sünnetin dışında bir felsefesi, kur’an ve sünnetin dışında bir yaşantısı olmayan kimseler ancak kurtuluşa ermişlerdir. Yoksa açıktan günah ı kebairleri işleyen, açıktan günah ı kebairleri destekleyen, açıktan günah ı kebairleri serbest edeni açıktan günah ı kebairler ile beraber yaşayan bir kimsenin, Allah’ın taraftarı olması ve kurtuluşa ermesi mümkün değildir veya kur’an ve sünnete düşmanlık edenlerle dostluk eden kur’an ve sünneti inkar edenlerle dostluk eden, onları destekleyen, onları destekleyen, kur’an ve sünneti kendisine distur edinmeyenleri destekleyenler .Yani bu işin bir de siyasi tarafı var. Siz kur’an ve sünneti destekleyemeyen bir kimseyi destekleyemezsiniz. Onu sevemezsiniz. Kuran ve sünnetin haram ettiğini helal edeni, kur’an ve sünnetin yasakladığını serbest edeni destekleyemezsiniz, onu sevemezsiniz. Bu akrabanız olabilir, bu dedeniz olabilir, bu sizin kavminizden olabilir, bu sizin eşiniz, dostunuz, şuyunuz, buyunuz olabilir. Önemli değil canım kardeşlerim.
Eğer siz Allah’a yakinlik besleyecekseniz, ancak Allah’a yakin olanların yolunu tutacaksınız. Eğer Allah’a dostluk peyda etmek istiyorsanız, o inam ettiği, ihsan ettiği, o peygamberler, o veliler, o evliyalar var ya, evet, bizleri onun yolunda eyle. Fatiha-i Şerife’nin, bu ayetin sırrına vakıf olacaksınız, salihlerle beraber olacaksınız ve dosdoğru bir yolda yürüyeceksiniz. Dosdoğru bir yolda yürümeyen insanlar, Allah dostu değildir, Allah’ın taraftarı da değildir, Allah’ı da sevmezler, Allah sevgileri de onların nedir, Allah muhafaza eylesin yalandır. Allah’ı seviyorum demek bir iddiadır. Bu iddianın ispatı gerekir. Allah’ı seviyorum diyen, Allah’ın haramlarını işlememesi gerekir. Allah’ı seviyorum diyen, Allah’ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmemesi gerekir. O yüzden Peygamberi seviyorum diyen, Peygamberi seviyorum diyen, onun ahlakıyla ahlaklanmalı, onun sünnetlerini işlemelidir. Bir üstadı bir şeyhi seviyorum diyen, onun nasihatlarını dinlemeli, onun nashatlarının üzerinde yürümeli. Yoksa ben Allah’ı seviyorum, istediğim haramı işlerim! Ben Peygamberi seviyorum, onun sünnetlerini terk ederim. Ben üstadı seviyorum, ben seviyorum sadece. E nasihatlerini dinle? Nasihatlerini dinlemek yok. Gene kendi kafasından yürüyecek. Yani kendi nefsini seviyor o
kimse. insanlar, kendi nefislerine zebun olmuş noktadalar. Yani onun, ben hep böyle söylerim yıllardan beri. Herkes kendi nefsine göre bir Allah, kendi nefsine göre bir kitap, kendi nefsine göre bir peygamber, kendi nefsine göre bir üstat, kendi nefsine göre bir eş, kendi nefsine göre bir çocuk, kendi nefsine göre bir arkadaş arıyor. Kendi nefsine göre.
Onun arkadaş dediği ona nasihat etmeyecek. Onun arkadaş dediği o içiyorsa içecek. Onun arkadaş dediği, o zina ediyorsa zina edecek. Onun arkadaş dediği hangi kötülüğü yapıyorsa o da onla gidecek. Onun annesi babası onun heva ve hevesini kabul etmesi lazım. Çocuk heva ve hevesini nasıl arzu ediyorsa, anne baba onun heva ve hevesine onay verecek. O zaman anne baba şeker gibi. Veya üstad, üstad ona istediği şeyi anlatmalı öyle ya, onun nefsine göre hareket etmeli. Öyle demiş onun şeyhi. Sen de bizim aramızda namaz kılmayanlardan oluver canım demiş. Namaz, dinin direği. Namaz, müminin miracı. Namaz dinde en son yıkılan kale. Bir insanın namazı yıkıldıysa, dini yıkılmıştır. Nasıl kılmayıver diyeceksin. Bu mümkün değil veyahut da bizimkiler kılındı. Hayırdır ya? Sen kimsin ki ya? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, son nefesine kadar namazı kılacağım diye uğraştı. Sen kimsin? Ha demek ki işte bunlar, Allah’a dostluğa giden yollar değil. Onlar Allah dostu olarak bunları kabul lenmemiz mümkün değil. O yüzden yol belli. Cenab ı Hak ne diyor hadis-i kutsi de? Bir kul diyor farzlara sımsıkı yapışır, nafilelerle Allah’a yaklaşır ve Allah’ı sever. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden kıymetli dostlar. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmayıp Allah’ın yolunda gitmeyen kimseler, Allah’ın hizbi blamazlar ve aynı zamanda Bakın bu Cenab ı Hak kur’anında nefsim gizli bir oyununu, bizim önümüze koyuyor. Gizli bir oyunu bu nefsin. Şeytanla ortaklaşa kurmuş olduğu bir oyun. Bu ne? Bakın bu ne? Diyor ki onlar, o Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, bir kavim, babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah’a ve peygambere düşman olanlara sevgi besleyemez. Bakın, dikkat edin. Eğer, iman ehli isen sen, eğer iman ehli isen, sen Allah’a, peygambere, ahiret gününe iman ettiysen, Allah ve Resulüne düşman olanlarla, dost olamazsın. Sen Allah düşmanlarıyla, peygamber düşmanlarıyla dost olursan, Allah’a dostluk peyda edemezsin.
Eğer Allah’ın düşmanına düşman olursan, o zaman o imanının gereği düşman olursan, Cenab ı Hak o zaman senin kalbine imanı yerleştiriyor. O zaman sana katından bir Allah sana bir ruh ile seni destekliyor. Dikkat edin bakın, burdaki sevgi çok önemli. Sevmek veya sevmemek birisine düşman olmak veya düşman olmamak. Bu şeytanın ve nefsin gizlediği bir perde. Siz sevdiklerinizden sorumlusunuz. Kimi seviyorsunuz? Bakın, ben bazen derim ya, neyi sevdiğine bak. imanını görmek istiyorsan, neyi sevdiğine bak.
imanını mı görmek istiyorsun, sevdiklerini sırala. Ama öyle yalancıktan değil. Dedim ya Allah’ı seviyorsan, sen Allah’ın farzlarını yerine getireceksin. Sen Resul’ünü seviyorsan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem in sünnetlerini yerine getireceksin. Sen bir üstadı seviyorsan, onun nasihatlerini dinleyeceksin. Sen anneni, babanı seviyor musun? Anneni babanı severken onların nasihatlerini dinleyeceksin. Sen eşini seviyor musun? Karı kocayı hiç önemli değil, burda cinsiyet yok. Sen ne kadar kırdın ne kadar kırmadın, ne kadar üzdün ne kadar üzmedin, dilinden ne çıkdı ne çıkmadı dikkat edeceksin. Sen çocuklarını seviyor musun? Evet. O zaman çocuklarına ne nasihat ettin ona bakacaksın. Sen çocuksun, anneni babanı seviyor musun? Evet. Annenin babanın nasihatlarını ne kadar dinledin ona bakacaksın. Sen normalde çocuksun ya, yani gençsin daha. Allah ve Resulüne sevgi besliyorsan, nerde yaşadığına bakacaksın. O yüzden kur’an ve sünnetin nehyettiği, şeytanın heva ve hevesinin emrettiği bir hayat yaşıyorsan sen Allah ve Resulünü sevdiğini, üstadı sevdiğini, sakın iddia etme. Allah muhafaza eylesin. Bakın Allah düşmanlarına düşman olmak, bu kadar önemli bir şey.
Hani Cenab ı Hak Musa’ya dedi ya hadis-i kutsi de, sen dedi beni sevenle, benim dostumla dost oldun mu, benim düşmanınla düşman oldun mu? Bakın bu o kadar çok önemli. O yüzden kıymetli dostlar, bir kimseyi, bir kimseyi, Allah’a dost eden, Allah’a dost eden, en önemli unsurlardan, hallerden, ahlaklardan birisi, Allah ve Resul’ünün düşmanlarına düşman olmak. Bu bizim en yakınımız olsa dahi. Evet, Allah dostlarını tanımlama açısından öyle söylüyorum. işte mesela hani meşhur ya hadis-i kutsi, Buhari’de, bunu böyle Allah dostlarına düşman olanlar, bu hadis-i kutsiyi çok sevmezler. Böyle sufilere düşman olanlar, ehl-i tarikata düşman olanlar, ehli sufilere düşman olanlar, Allah dostlarına düşman olanlar, bu hadis-i kutsiyi çok sevmezler ama biz severiz: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim.’ Yani siz bir Allah dostuna, siz Allah’ın bir velisine düşmanlık ederseniz, gerçekte Allah’a düşmanlık ettiniz. Bir kimse Allah dostu, senin için değil, olmayabilir, düşmanlık etme. Sen düşmanlık etme düşmanlık edenleri hep görmüştür bu fakir otuzüç yıldan beri. Düşmanlık edenleri görmüştür.
O yüzden bu sözüm, bütün Ümmet i Muhammed’e. Birisi için, birisi senin şeyhin olmayabilir, birisi senin için senin nazarını veli değildir. Düşman olma. Sen ona hakaret etme. Sen onun arkasından onun gıybetini etme. Sen onun arkasından laf taşıma. Sen ona gıybet eder, arkasıa laf taşırsan, sen ona düşmanlık edersen, Allah’ın intikamı acı olur ve Cenab ı Hak ahirette de ahirette ayrı, hem bu dünyada, hem de ahirette onu perperişan eder, perperişan eder. Çünkü o gerçekte Allah’a düşmanlık etti. Kimisi zikirle, zikir
halakasıyla alay eder, zikredenlerla alay eder. Biz bunları hep gördük yaşadık. Şeyhlerle alay etmeye çalışırlar. Benim yanımda kimse edemezdi de, ondan sonra, ben Allah rahmet eylesin, şeyh efendi ile alakalı yanında kimseyi şeyhlerle, hiçbir şeyhle alay ettirmezdim. Yani bir kimse kolay yetişmiyor öyle. Hele bundan önceki dönemde, yani onüç yıl cezası vardı. Hala da ben şeyhim demenin cezası var. Kimse ben şeyhim diyemez Türkiye’de. Onun cezası var. Allah muhafaza eylesin. Bazen böyle kurnazlar, uyanıklar, saflar, bilinçli bilinçsiz işte sen şeyh misin, sorar. Yani harp hutadır. Harp hiledir. Sen ben şeyhim dediğinde gitti adam. Allah muhafaza eylesin.
Demek ki bir benim veli kuluma düşmanlık ederse bir kimse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Farz kıldığı Cena b ı Hakkın emrettiği ameller var. Farz kıldığı hususlar var. Allah’ın en çok hoşuna giden, kendisine yaklaşılmasını vesile kılan şeyler, Allah’ın farz kıldığı ibadetler, ameller hususlar. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder yani farzlarla yaklaşıyor, nafileleri de ilave etti. Burdaki nafilelerden kasıt nedir biliyor musunuz? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnet i seniyesidir. Burda nafileten kasıt bir kimsenin kendi heva ve hevesinden çıkarmış olduğu virdler, kendi heva ve hevesinden, şeytaniyetinden çıkardığı ibadetler değildir. Böyle internetlerde dolaşan, sosyal medyada dolaşan, ne idüğü belirsiz, kimden çıktığı belli olmayan, kendi kendilerine namaz üretiyorlar, kendi kendilerini zikir üretiyorlar, kendi kendilerine evrad üretiyorlar, bunlar değildir. Arkadaşlar din kur’an ve sünnettir. ibadet ve din dairesinde yapmış olduğunuz her şeyin, kur’an ve sünnete karşılığı olmalı. Kur’an ve sünnette temeli olmalı. Kur’an ve sünnette temeli yok ise, kuran ve sünnette onun karşılığı yok ise o sapkınlıktır. Ya sen işte ikide bir de sünneti de koyuyorsun. Evet!
Biz kur’anı, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetleri ile yaşamak istiyoruz. Sen git kendi heva hevesinle yaşayacaksan yaşa. Yaşayacak olana da karışma. Eleştirmeye kalkma. Kendi sapkınlığını bize dayatma. Sen sapkınsın. Neden? Sen komple sünneti seniyyeyi reddediyorsun. Komple sünnet i seniyye reddettiğin için sapkınsın sen. Senin cenaze namazın kılınmaz. Evet, sen bu sapkınlığınla cenaze namazı senin arkanda kılınmaz ve dikkat edin kulum nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Bakın, sevgiye erişmek, kulun sevgiye erişmesi, hadis-i kutsi ile açık. Ne? O kimse farzları yerine getirecek ve nafilelerle Allah’a yaklaşacak ve Cenab ı Hakkın sevgisine ulaşacak, yani farzları yerine getirmeden sünnet-i seniyye yaşamadan, sünnet i seniyyeyi yaşamadan, sünnet i seniyyeyi yaşamadan, Allah’ın sevgisine ulaşması mümkün
değil o bir kimsenin. Yeniden tarikat olgusu oluşturmak, yeniden sufilik olgusu oluşturmak, bu manada hadis ve ayetlerin dışında bir şey oluşturmak, mümkün değil. O yollar sapkın, o yollar fasit. Kur’an ve sünnetin emretmediği, kur’an ve sünnette karşılığı olmayan hal, hukuk, ibadet, hepsi de sapkınlıktır. O yüzden sufilik yolu, Allah’a yakınlaşma yoludur. Allah’a yakınlaşma yolu, fazları bitamam eda etmekle olur. Yani hem ibadet açısından, hem de haramlar açısından. Yani sen kelime-i şehadet getireceksin, meleklere iman edeceksin, Allah’a iman edeceksin, Resulüne iman edeceksin, kitaplarını iman edeceksin, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman edeceksin, hesap gününe iman edeceksin, kelime-i şehadet getireceksin, namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, zekat vereceksin, paran olursa hacca gideceksin ve aynı zamanda Allah’ın haram kıldığı haramlardan uzak duracaksın, tövbe edeceksin, yaptıysan veyahut da oldu, yaptın. Biz bakın, haramsız bir yol söylemiyoruz size. Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmasın ama günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tevbe edenlerdir. Günahına tövbe edenler de hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden sufiler her gün tövbe ederler.
Kıymetli Dostlar! Bu pandemi zamanında virdlerinizi aksatmayın, tembellik yapmayın, namazlarınızı kılın, ibadetlerinizi yerine getirin, Allah’ı zikredin, Allah’a tövbe edin. Sakın ha gevşemeyin. Allah muhafaza eylesin. Dağılıp gitmeyin, dağılıp gitmeyin. O yüzden Allah’ın sevgisine erişmenin yolu, o kimse farzları yerine getirecek, haramlardan uzak duracak ve nafilelerle yani Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünneti seniyyesi ile onun ahlakı ile ve çokça zikir ile Allah’ın sevgisine erişecek. Onu bir sevdin mi artık onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benimle benden bir şey isteyince onu veririm. Benden sığınma talep ederse onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şey de mümin kulumun ruhunu kabzetmekdeki tereddütüm kadar hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez. Ben de onun sevmediği şeyi sevmem. Buhari. Ha demek ki işte Hz. Mevlana Celaleddini Rumi hazretleri bize diyor ki beyitinde, er insanlar, ey insanlar siz gidin, bir Allah dostu bulun. Bir Allah eri bulun. Kim o Allah eri? Allah’ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı. Benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar dediği o Allah eri. Ona git, onu bul. Onu aramakla mükellefsin. Onu bulduğunda da onun nasihatlerine teslim olmakla mükellefsin. Öyle televizyonlarda alay ederler ya işte ölünün ondan sonra gassala teslim olduğu gibi teslim olacaksın. Bu kur’an sünnet dairesinde, evet. Kur’an sünnet dairesinde, bütün teslimiyet kur’an ve sünnet dairesindedir. Teslim olması kur’an ve sünnet dairesindedir.
Bir kimse bir sözü dinleyecekse, ona itaat edecekse, onun kur’an ve sünnete uygun olup olmadığını araştırmak ile mükelleftir. Bir hal, bir davranış, bir herhangi bir fiiliyatın kur’an ve sünnete uygun olup olmadığını, müslüman araştırmak zorundadır. Araştırmakla mükelleftir müslüman. Eğer gerçekten mümin isen, sen her şeyde kur’an ve sünneti ararsın. Her şeyin de kur’an ve sünnet dairesinde olmasını istersin. işte Hz.pir bizi öyle bir Allah dostuna, öyle bir Allah erine ey oğul diyor, git onu ara onu bul, ona teslim ol. Beyit devam ediyor:
“Ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan ha-
yat bulurlar, gelişirler, yetişirler.”
Demek ki öyle bir veliden, öyle bir Allah dostundan, Allah’ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum dediği, Allah’ın sevgisine ulaşmış, Allah’ın raziyetine ulaşmış. Onlardan Allah razı. Onlar da Allah’tan razı. O hale erişmiş. Ayet i kerime ile Allah ve Resul’ünün düşmanlarına düşman olan, kur’an ve sünnete düşman olana düşman olan. Şimdi bazen derler böyle, ya bu dil sana yakışıyor mu? Allah ve Resulüne düşman olanlara düşmanım. Vatanıma, milletime, düşman olanlara düşmanım. Kur’an ve sünnetime düşman olanlara düşmanım. Hırsızlığa düşmanım, arsızlığa düşmanım, yankesicilere düşmanım, uyuşturucuya düşmanım, lutiliğe düşmanım, fuhşiyata fahşiyata düşmanım. Bunlara düşmanım. Allah’ın haramlarını açıktan işleyenlere düşmanım. Ne yapayım, kumara dost mu olayım, ne yapayım fuhuşa dost mu olayım, ne yapayım eşcinselliğe dost mu olayım, ne yapayım faizcilere dost mu olayım, ne yapayım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri ile alay eden, onun sünnet i seniyyesi ile alay eden, onları inkar edenlerle dost mu olayım, ne yapayım etrafına kamunun parasını, malını, mülkünü peşkeş çekenlerle dost mu olayım. Bunları söylemeyeyim mi? Kalkıp da bir sürü yalan yanlış işler yapanlarla dost mu olalım. Hayır.
Biz Kur’an ve sünnetin haram ettiği her şeye düşmanız. Biz Allah ve Resulüne düşmanlık edenlere düşmanız. Bizim sufiliğimiz, benim sufiliğim böyle. Beğenmiyorsan yolun açık olsun, istediğin yere git, istediğini dinle. Ben Allah ve Resulüne dost olanlarla, dost olma yolunda gideceğim. O inam ettiği, ihsan ettiği, o peygamberlerin, o velilerin, o evliyaların, o sufilerin yolundan gideceğim ve ben Allah dostlarının yolundan gideceğim. Ben bir Allah dostu bulmakla mükellefim. Evet. Hz. Pir diyor ki ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. Kimden Allah’ın gören gözü, tutan eli yürüyen ayağı olandan. Aklı, aklı, Cenab ı Hakkın katından bir ruh ile desteklenen, dikkat edin buraya, aklı, aklı Cenab ı Hakkın katından bir ruh ile desteklenen. insanlar, kur’an’a tabi değil. Çok basit, bana aklı kur’anı, kur’an-ı kerimin beyanıyla aklı, aklı Cenab ı Hakkın katından bir ruh ile desteklenen,
kalbi iman pınarı olmuş, ona baktıkça Allah hatıra gelen bir kimse, Allah eri. işte onları tarif ediyor. Onlar öyle kişilerdir ki onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar. Bakın, burda Allah’ı zikri ayırmış. Namaz da zikir! Otur oturduğun yere, cahil insan! Dini bilmiyorsun, karıştırma. Namaz ayrı, Allah’ı zikir ayrı. Evet, hepsi bir zikirdir, eyvallah! Ama sen Allah’ı oturup la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah demek sen, yeni bir din mi oluşturuyorsun. Ahmak kafalı şey! Din bilmez, yol bilmez şey! O yüzden, o Allah dostlarında dinin tatlı suyu var. Onlardan git öğren.
Onlar kimmiş, bakın onlar kimmiş? Onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah’ı zikretmekten birinci derecede bu bakın. O birisi mal topluyor boyna. Allah’ı zikri terk etmiş, namazı terk etmiş, zekatı terk etmiş. O dünyalık olmuş o, o şeytana heva hevesine uymuş o. Allah’ı zikir yok, namaz yok, zekat yok, bakın üç tane çok önemli bir ibadet var. Üç tane, üç tane bakın, Allah’ı zikir namaz ve zekat. Allah’ı zikir, namaz ve zekat. O zaman o işte dinin tatlı suyu kaynayıp kaynayıp, insanların iman edenlerin kalplerine bu manada iman suyu damlatan, vesile olan, onların imanlarının kemale ermesine vesile olan, dini yaşamalarına vesile olan, o Allah dostlarının en önemli özelliği. Onları zikir namaz ve zekattan alıkoyacak ne bir ticaret var ne bir alışveriş var ne dünya var. Allah muhafaza eylesin.
Sonraki ayeti kerime Nur suresi 37 ve 38: ‘Onlar Allah’ın kendilerine işlediklerinin en güzeli ile mükafatlandırması ve lütfundan kendilerine daha fazlasını ihsan etmesi için böyle yaparlar. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Demek ki onlar o Cenab ı Hakk’ın mükafatının ve onun lütfünün ve onun ihsanının daha da artması için uğraşıyorlar. Onlar Allah’a yakinleştikçe, yakinleşmek lütfuna erdikçe, lütuf perdesinden, lütuf perdesine, ihsan perdesinden, ihsan perdesine gitmek için uğraşıyorlar. Herkes dünyasını mamur etmek için uğraşırken, onlar Allah’ın ihsanına ulaşmaya çalışıyorlar. Neydi ihsan? Hadis-i kutside, meşhur Cibril hadisinde ne diyordu Hz Peygamber sallallahü ve sellem ? Cebrail Aleyhisselam iman nedir, islam nedir, ihsan nedir dediğinde, ihsan sorusuna şöyle cevap veriyordu. Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. işte o Allah dostları, o Allah erleri, o Allah’a yakınlaşan kadınlar ve erkekler, Cenab ı Hakkın ihsan perdesinde yaşamak isterler. Onun bir altı nedir? Lütuf perdesidir. Bir üstü nedir? ihsan perdesidir. Lütuf perdesine hadis-i kutsiden cevap veriyorum diyor ki göremeseleler dahi her an Allah’ın onu gördüğünü düşünerekten öyle tefekkür ederekten yaşamasıdır. işte bu Allah’ın lütuf perdesidir. ihsan perdesi ise görüyormuşçasına yaşamaktır. Bakın görüyormuşçasına yaşamak. Şimdi birisi der ki ya Allah görür mü. Körler görmez. Cenab ı Hak bütün zahir sıfatlarıyla tecelli etmiş.
Bütün zahir sıfatlarıyla tecelli etmiş, sen Allah’ı görmekten nasıl uzaksın! Körsün de o yüzden. Körsün! Allah bütün sıfatlarıyla tecelli etmiş. Allah tanınmaklıktan çünkü tanınmaklık hoşuna gidiyor onun. Öyle olunca demek ki işte onlar o Allah erleri, o Allah dostları ne yapıyorlarmış? Allah’ın lütfunun daha fazlasını ihsanının daha fazlasını istiyorlar, daha fazlasını istiyorlar ve o yüzden dünya ve dünyanın içindekiler, onların gözünde çöp misali. Onlar daha da Allah’a yaklaştıkça yaklaşmak, yaklaştıkça yaklaşmak istiyorlar. Allah bizi onlardan eylesin.
“Allah erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal her zaman se-
nin ömür suyunu içer, mahveder.”
Demek ki Allah’ın dostlarından başkasına sakın takılma. Allah dostlarının dışında kendine dost edinme. Allah dostlarının, Allah’ın velilerinin dışındaki insanları kendine veli edinme. Nisa ayet 119: ‘Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.’ O zaman insan Allah dostunu bıraktıysa bil ki şeytan dostuna, şeytana dost oldu. Bir kimse kur’an ve sünnete sırtını döndüyse, bil ki bilsin ki şeytanın yolunda, bir kimse kur’an ve sünnetin yasakladığı bir işi yapıyorsa, bilsin ki şeytanla dostluk kurdu. Bir hani meşhur ya hadis i şerif, kulların diyor içine oturur, içine şeytanı oturur. Demek ki Allah’ın zikrinden kesildiğin an sen, kalbine şeytan oturdu.
Sen namazı terk ettin, şeytan zaten seni zaptetti. Zaptetti! Sen zikri terk ettin, şeytan seni zaptetti. Sen anlat kızım melahat sözü gibi. O kadar çok senin böyle sebebin var ki şöyle oldu da böyle oldu da o yan baktı da, o düz baktı da! Yürü kardeşim yürü! Sen şeytana dost oldun, başka bir şeyi yok bunun.Sen şeytana dost oldun, sen Allah dostuna düşmanlık yaptıysan, sen şeytanla dostluk yaptın. Sen Allah’ın velisine düşmanlık ettiysen, sen şeytanla dostluk kurdun. Sen Allah’ın zikrine düşmanlık ettiysen, sen şeytanla dost oldun. Sen Allah’ın zikredildiği bir mekanı kapattıysan, sen şeytana dost oldun. Sen Allah’ın zikredildiği bir yere, bir yere, sen kalktın düşmanlık beslediysen, sen şeytanla dost oldun. Başka bir şey yok. Sen Şeytanla dost oldun sen Allah’ı zikrederler kötülerden şeytanla dost oldun. Sen namaz kılanları kötüledin, sen şeytana dost oldun. Sen namaza karşısın, şeytanla dost oldun. E sen zikrullaha karşısın, şeytanla dost oldun. E sen haramlara karşı olanlara karşısın, şeytanla dost oldun. E sen haramların içerisinde yüzüyorsun, şeytanla dost oldun. Sen şeytanı kendine dost ettin. Sen Allah dostlarını kendisine dost edenlere düşman oldun. Sen şeytana dost oldun. işte kıymetli dostlar, kimi sevdiğinize dikkat edeceksiniz. Kimin peşinden gittiğinize de dikkat edeceksiniz. Kiminle arkadaşlık kurdunuz, kiminle dostluk kurdunuz, kiminle yoldaşlık kurdunuz, dikkat edeceksiniz. Gittiğiniz yola dikkat
edeceksiniz. Siz hangi hiziptensiniz. Yani hangi böyle hizip şimdi parti olarak adlandırılıyor. Hangi topluluktansın sen. Senin topluluğun neresi? Kur’an sünnet topluluğu mu haramların açıktan işlendiği bir toplum mu. Haramların methedilği bir toplum mu? Senin arkadaşların nerde? Her akşam bara pavyona mı takılıyorlar, meyhaneye mi takılıyorlar? Her akşam zikrullah halakasına mı gidiyorlar. Bizim bir de enteresan şeyimiz var. Kadınlar da erkekler de, ya adam her gün içiyordu, çok kötüydü, ondan sonra, ee adam namaza başladı. Her gün zikrullaha gidiyor, gene çok kötü. Kadın, çok kötüydü. Çarşı pazar dolaşıyordu ortalıkta, kadın tövbe etti, namaza başladı, zikrullaha başladı, sufi oldu, kadın yine çok kötü. Ya iyi ne? iyi olan ne? Bu dünya gelip geçecek.
Telefon açıyor bana, Mustafa hoca ile mi görüşüyorum? Ben hoca değilim ama adım Mustafa. Buyur? Filancanın ben eşiyim, valla tanıyamadım diyorum ben bazen şimdi. Nasıl tanımazsın! Allah Allah herkesi tanıyacağım demek ki! işte tarif ediyor. Buyur, sen diyorum derdini söyle. Haftanın üç günü zikrullaha gidiyor da! E meyhaneye gitsin bundan sonra o zaman diyorum. Meyhaneye de gitmesin. E bara gitsin. Bara da gitmesin. E saza gitsin. Saza da gitmesin. E topa gitsin. Topa da gitmesin. Ne yapsın? Ne yapacak, namaz kılmayacak mı, oruç tutmayacak mı, zikrullaha gitmeyecek mi derse gitmeyecek mi dinini öğrenmiyecek mi? Bu hale geldi toplum. Toplum bu hale geldi. Allah muhafaza eylesin. işte Allah erinden başkasını kuru kumsal bil. Bir tek Allah dostları, o müminler, o kalbinde iman olan, Cenab ı Hakkın kalbine imanı otutturduğu. Katından bir ruh ile desteklediği. Namazı dosdoğru kılan, Allah’ı zikreden, zekat veren, oruç tutan ve aynı zamanda farzları yerine getiren, nafilelerle sünnetle Allah’a yaklaşan, Allah’ın sevgisine ulaşmış. Gören gözü, duyan kulağı, hitabına erişmiş. O Allah dostlarından başkasını, sen kuru kumsal bil. Onlar çünkü şeytanın dostları. Onlar, heva ve heveslerine kanmışlar. En’am suresi ayet 121: ‘Gerçekten, şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına fısıldarlar, telkinde bulunurlar, gizlice çağrıda bulunurlar. Onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz. Enteresan bir şey.
Haa, demek ki o şeytanlar, birbirlerine ne yapıyorlar, fısıldaşıyorlar. Gizli çağrılarda bulunuyorlar. Ona diyorlar ki gel, kur’an ve sünnetten uzak dur, gel zikrullahtan uzak dur. Gel şu zikredenlerle mücadele et. Onlara savaş aç. Onlara savaş aç, gel onlarla uğraş. Bunlar tehlikeli insanlar. Sebep? Onlar kur’an sünnet diyorlar çünkü. Sebep? Onlar Allah’ı sev, Allah’a aşık ol diyorlar. Allah muhafaza eylesin. Demek ki şeytan da ne yapıyor? Kendi dostlarına, kendi dostlarına vesvese veriyor. Kendi dostlarını kur’an’dan, sünnetten, namazdan, zikirden, iyiliklerden ne yapıyor, uzak tutuyor. Bir vesvese
oluşturuyor sana. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab ı Hak onlardan cümlemizi ne yapsın. Korusun, muhafaza eylesin.
“Hakim olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.”
O zaman o hikmet ne? Hikmet, anlayış olarak, fikir olarak, düşünce olarak, felsefe olarak hani isabetli olan, inanç noktasında isabetli olan ve herhangi bir işi yerli yerince yapan kimse, hikmet o ve hikmeti veren de kim? Allah. Allah. Siz az önce sıraladığım bu özellikleri üzerinde bulunduran kimse, Cenab ı Hakkın hikmetine ulaşmış ve diyor ki Rabbim, Bakara 269: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verlirse, ona çok hayır verilmiş olur. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.” O zaman biz o hikmet ehline, kendisine Canab ı Hakkın katından ihsan edilen, lütfedilen, Cenab ı Hakkın katından ruh ile desteklenen o hikmet ehline gidip, ondan biz ne yapacağız? Nasihat isteyeceğiz. Onun nasihatlerine tabi olacağız. Biz ondan ne yapacağız? Kendimizce onun yoluna girmeye çalışacağız ve ancak akıl sahipleri bunun üzerinde düşünüyorlar. Allah muhafaza eylesin. Biz onlara işte veli diyoruz. işte onlara biz abdal diyoruz. Eyle aslında ebdal geçer ama abdal derler, biz onlara ricalullah diyoruz. Biz onlara Allah dostu diyoruz. Biz onlara veli diyoruz. Biz onlara şeyh diyoruz gibi ama bu konuda hani daha geniş bir açıklama isterseniz, ibrahim Canan Hoca’nın Kütüb-i Sittesinin ebdal bölümü var. Orayı okuyabilirsiniz mesela.
Orda der, ebdallar, ondan sonra, imamı Hanbel hazretlerinin bir naklettiği hadis-i şerifte, ‘bu ümmetin ebdalları otuz tanedir. Onların kalbi, halilurrahman Hz. ibrahim Aleyhisselam’ın kalbi üzerinedir’ der. Bu halilürrahmanın kalbi üzerine dediği ne? Bu otuz tanesi nasıl anlatayım, manevi mertebe olarak yedinci makama çıkmış, yedinci dereceye gelmiş olan kimselerdir. Bunlar o manevi katlardan emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye, safiyeye gelmiş kimselerdir. Çünkü ibrahim Aleyhisselam’ın kalbi üzerine olmak, ibrahim Aleyhisselam’ın kalbi üzerine olmak, o kalp artık hani ibrahim Aleyhisselam hikmet verilmiş peygamberlerden. Daha çocuk yaştayken kalbine ilham edilmiş peygamberlerden. Hani o dediydi ya bu benim Rabbim olabilir, hayır, ondan sonra bu benim Rabbim olabilir, hayır, ondan sonra ben batanları sevmem dediydi. Bu da onun gibi bir şey. ibrahim kalbi üzerine olmak ve normalde hani o hadis i şerif devam ediyor ya bunlardan birisi ölünce diyor onun yerine birisi konulur. O başka bir hadis i şerifte de hani işte kırk tanedir, ondan sonra, bunların otuz tanesi halilürrahman kalbinin üzerinedir der. O on tanesi henüz daha o hale gelmemiş olanlardan. O yüzden hani o hadis-i şerif de daha devam eder. ‘Onların yüzü suyu hürmetine yağmur yağar. Onların yüzü suyu hürmetine işte ihtiyarlar bakılır, çocuklar bakılır. Onlar bir şeye dua ederlerse Cenab ı
Hak onların dualarına icabet eder diye, işte diyor sen öyle bir kalbi ibrahim (a.s.)’ın kalbi üzerine olan, o hikmet ehlini bul. Onu ara ondan diyor hikmet öğren. Ondan hikmet al. Ondan hikmet pınarlarını kendi üzerine akıtmasını vesile eyle. Bu böyle bu emir niteliğinde. Allah muhafaza eylesin ve:
“Hikmet arayan, hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşeb-
büsten kurtulur.”
Hikmet arıyor ya o kimse, önce ne yaparsın? Hikmet ararsın. Önce ilim peşinde koşarsın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, meşhur hadis i şerifinde dedi ya, hikmet mü’minin yitiğidir. Onu bulduğu yerde alır veyahut da işte hikmet, mü’minin yitiğidir. Nerede bulursa onu alır veyahut da birinci derecede hak ona aittir diye Cenab ı Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurur. Öyle olunca hikmet senin yitik malın. O hikmet ehlini ara bul ve ondan hikmet öğren ve bir müddet sonra hikmet ararken, hikmetin kaynağı olacaksın yani sen Allah’a dost olma yoluna girdiğinde, bir müddet sonra Allah’a dost olacaksın. Çünkü hani yine bir hadis-i şerif daha var ya ben böyle hep söylerim, kırk gün kendisini haramlardan uzak tutup ibadetlere veren ve kırk gün sımsıkı tutan bir kimsenin diyor şeyde Kenz’ul Umman’da geçiyor bu hadis i şerif, yani kırk gün diyor, kendisini böyle sabah namazına kalkıp işte bütün gününü haramlardan uzak geçirip böyle devamlı zikirle tefekkürle geçiren bir kimse, kırkıncı günden sonra hani var ya Cenab ı Hak onun kalbinden hikmet pınarları akıtır diyor.
Hani eskiler de bu hadis i kutsiden ve Musa aleyhisselamın kırk günlük Tur-i Sina’daki inzivasından dolayı kırk günlük erbain, erbain kırk demek, kırk günlük böyle sufiler kendilerini inzivaya çekerler, erbain çıkarırlar. Sebep? işte o kırk günlük o inzivayı çıkararaktan, o kimsenin kalbinde hikmet pınarları olsun diye veyahut da Hz. Peygamber(s.a.v.) hazretleri kırk gün yapmadığı için Musa (a.s.)’ın sünnetidir kırk gün yapmak. Bir kimse uyarsa yine bir peygambere uymuş olur ama Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.), her ramazanda itikafa girdi, her zaman sünneti oydu. Bir ramazan girmeyince, bu sefer aşure ayında itikafa girdi. O zaman o itikafa girenler için de bunu söyleyebilir miyiz? El cevap söyleyebiliriz ve kırk gün o kimse böyle yaparsa, kalbine onun hikmet pınarları gelir mi? Evet. Bir de ne var? ‘Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir.’ Bu hadis nerde geçiyor. Keşfü’l-Hafa’da geçiyor. O yüzden normalde kim bildiği ile amel ederse, bildiği ile amel ediyor, Allah ona bilmediklerini öğretir. Cenab ı Hak bizi onlardan eylesin inşallah.
“Bilgileri hıfseden lef, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir,
feyz alır. Önce aklı hoca iken, sonra aklı ona şakirt olur.”
Cenab ı Hak bunu nasıl eviriyor insana. Enfal 29: ‘Ey iman edenler. Eğer siz Allah’tan korkar, takva sahibi olursanız, o size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir marifet, bir nur verir.’ A demek ki biz Allah’tan korkar, takva sahibi olursak, Allah’tan korkup takva sahibi olursak, o zaman Cenab ı Hak bize ne yapacak? Kötülüğü ve iyiliği ayırt edecek, kalbimize bizim marifet nuru verecek ve biz o zaman bilgileri hıfs eden bir lef değil, bir Levh i Mahfuz hükmünde olacağız. Yani Levh-i Mahfuz’dan ilim, bizim kalbimize gelecek. Cenab ı Hak çünkü ayet-i kerimede marifet nuruyla nurlandıracağını söylüyor size. Allah bizi onlardan eylesin
“Ve Allah’tan korkun, peygamberlerine inanın ki size rahmetini iki kat versin ve size ışığında yürüyeğiniz nur lütfetsin ve size bağışlasın. Allah Gafur’dur, Rahimdir.” Hadid, ayet 28. Demek ki biz eğer öyle davranırsak, Cenanb ı Hak bizim kalbimize o nuru verecek. O ikramı verecek. O ihsanı verecek ve Allah’ın emirlerini işlemek, yasaklarını terk etmek suretiyle, Allah’tan korktuğumuzu gösterirsek, o zaman biz her şeyde, kendimizce bir çıkış yolu bulacağız ve Cenab ı Hak o çıkış yolunu bizim kalbimize ne yapacak? ilham edecek.
“Akıl, Cebrail gibi ‘Ey Ahmet! Bir adım daha atarsam, yanarım.’”
Burdan devam edeceğiz inşallah. Ben bayağı yürümüş gitmişim, saate baktım şimdi 22.09 olmuş. Yani 1 saat 9 dakika olmuş sohbet. Haddimi aşmışım ben. Hakkınızı helal edin. Ben kırk beş dakikadan fazla sohbet etmek istemiyorum amma velakin biz bayağı geçmiş, yetmiş dakika olmuş sohbet. Ben kendimi kaptırmışım. Kendimi kaptırınca yürümüş gitmişim. Hakkınızı helal edin. Gerçekten bu kadar böyle sohbet çok aslında şey değil. Nasıl söyleyeyim, ağır olabilir yani fazla olduğundan dolayı. Allah affetsin. Bazen kaptırıyoruz demek ki bazen. Şimdi beyiti de söyleyeyim mi, 70, 69, 68, 67. A! Kaçta, 65’te mi kaldık! Ya üç beyit mi okuduk! 66’dan devam edeceğiz. Vay be, beş beyit okumuşuz bir saatte beş beyit açıklamışız anca daha. Çenemiz düşmüş ya, Allah bizi affetsin gerçekten yani 1 saat 10 dakika sohbet etmişiz. Kusura bakmayın, uzun olmuş. inşallah sorularınıza geçiyoruz şimdi ama konu bölünmemiş oldu en azından değil mi.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Erbâin. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı