Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1628-1629. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1628-1629. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 23/38

Mesnevî-i Şerîf 1628-1629. Beyitler Şerhi Hakkında

1628-1629. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayreylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi, hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim ülkemizi, memleketimizi, islam alemini her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü dinsizlikten muhafaza eylesin. Her türlü terörden muhafaza eylesin. Rabbim ülkemizi, memleketimizi, teröristlerin, musallatından muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak ülkemizi, memleketimizi, askerlerimizi PKK teröründen, YPG teröründen, LGBT teröründen muhafaza eylesin. Dinsizlik teröründen muhafaza eylesin. içki teröründen muhafaza eylesin. Uyuşturucu teröründen muhafaza eylesin. Fuhuş teröründen muhafaza eylesin. Rabbim her türlü terörden ülkemizi, ülkemizin insanlarını gençlerimizi, kadınlarımızı, Ümmet-i Muhammedi muhafaza eylesin. Ecmain. Geçen hafta en son ‘çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerektir.’ Burayı okuyup burayı şerh etmeye çalışmışız. inşallah bu hafta da aynı kaldığımız yerden devam ediyoruz:

“Söze kulak verme yolundan gir. Evlere kapılarından girin. Rızıkları sebeplerine teşebbüs ederekten arayın. Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’ın sözüdür.”

Söze kulak verme yolundan gir. Yani normalde her şeyin bir adabı, erkanı, fıtratı vardır, her şeyin bir yolu yordamı vardır. O zaman söze de kulak verme yolundan gir. Yani o sözü söze kulak ver. Söze kulak vererek zaten o yoldan gir. Ordan ancak anlarsın, ordan ancak bilgi sahibi olursun, ordan

ancak sen kemale erersin. ‘Evlere de kapılarından girin.’ Eski müşrikler evlerine kapılarından girip çıkmazlardı. Hatta bir kısmı evlerine arkadan bir böyle delik açar, arkadan bir yer açar, ordan girer çıkarlardı evlerine. Evlerine kapıdan girip çıkmazdı müşrikler, kendilerince böyle bir sapkın adetleri vardı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o sapkın adete bir şey demiyordu ilk önce, sonra ayeti kerime inzal oldu: ‘Evlerinize kapıdan giriniz’ diye, herkes evlerine kapıdan girmeye başladı. Tabii burda evlerinize kapıdan girin.’ Zahiri olarak buna bakacak olursak evet, herkes bir şeye kendi evine kapısından girecek ama ev mesela diyelim ki bir kimsenin vücudu var. Vücudunun kapısı nedir? Kulaktır, gözdür veyahut da bir kimsenin normalde ona, o sen ona gireceksin ya önce onun gözüne hitap edersin, sonra onun kulağına hitap edersin. Hani Hz. Mevlana hazretleri şahıs diyor, kişi bir topluma girdiğinde kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. O zaman önce göze hitap edeceğiz. Müslüman temiz olacak, derli toplu olacak, düzenli olacak. Göze hitap edeceksin çünkü. Kapıdan gireceksin, o bakarken sana seni böyle palas pandıras görmeyecek seni, düzgün böyle temiz, ondan sonra disiplinli, kılık kıyafeti düzgün olarak görecek seni. Bakın, göz burda ne oldu? Kapı oldu sonradan. sonraki kapı ne? Kulak. Sen ona, ona göre görüşeceksin, ona göre konuşacaksın, ona göre onu ağlayacaksın.

Böylece o kimsenin gönlüne gireceksen göz ve kulaktan gireceksin, kapıdan gireceksin çünkü. Bir, karşımızdaki insanın kapısı ne olmuş oldu? Birinci derecede gözü oldu. Ondan sonra da kulağı oldu. Sen ona boş kelime konuşursan palas pandıras konuşursan o seninle irtibata girmez. Boş insanmış der, edepsiz insanmış boş kelimeler kullanıyor der, seninle irtibata girmez veyahut da ilk önce sana fiziki olarak bakar. Bakın, bütün insanlar size ilk bakışta, ilk tanıdıklarında fiziki olarak bakarlar, saçı sakalı düzgün mü kıyafeti düzgün mü temiz mi? Birinci onun kapısı odur. Sonra seni kelimelerinle, cümlelerinle, konuşmalarınla yargılar. Daha da yaklaşırsa seni kokunla yargılar. Ağzın kokuyor mu vücudun kokuyor mu kendi kendine sen kokmuyor dersin, kokuyor mu, o alır senin kokunu. insanlar sonra ne oldu? Burun kapı olmuş oldu. Sonra dokunma, dokunma insanın, hani bu beş duyu organı, insanın normalde kapısıdır. Sonra dokunma. Sen onunla musafaha ettin, sen onunla tokalaştın, sen onunla tokalaştığında senin tokalaşma sıcaklığın ne? Hani Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri musafaha ederdi, eliyle böyle sıkardı ve ilk önce o bırakmazdı. O sonradan bırakırdı. Bakın o sonradan bırakırdı. Mesela biz bazen sarmaşıyorlar ya sarmaşmak yoktur islam’da, sarmaşmazsın hiç. Bunlar sonradan çıktı, kafaları tokuşturmak sonradan çıktı veyahut da Araplarda şey vardı, mesela işte gider büyüğünün başından öper, o gider mesela babasının başından öper,

omuzundan öper, kimisi kimisi omuzundan öper. O da onu normalde başından öpünce onu o da onun başından öper. Tensel, tensel şey yoktur, temas yoktur. Onu da biz nerden öğreniyoruz?

işte Medine’de Allah rahmet eylesin bir orgeneral vardı, onun sofrasına oturuyorduk, mesela onun gelip başından öpüyorlardı herkes. Elinden tutuyorlar, musafaha ediyorlardı. Onun başından öpüyorlardı, eğiliyor sonra, o da onun başından öpüyordu. Tensel temas yoktur hiç. Şimdi bu yeni yeni çıktı, kafa tokuşturmak, işte omuzundan öpmek, göğsünden öpmek, bunlar bidat, sonradan çıktı. Bizim dergahta da bazen bana da yapıyorlar, ben sesleniyorum. Hadi diyorum gönülleri kırılmasın ama yok islam’da, islam’da musafaha etmek var. Büyüğünün elini öpmek var. Bu da ne? Bu da bir kapı. Tensel temas da bir kapıdır. O zaman ‘evlerinize kapıdan girin’ ayeti kerimesini ve hadisi şerifini o zaman biz meseleye manevi açıdan bakalım, müteşabih açıdan bakalım. Bir de herkesin bir kapısı vardır yani bu da nedir? Bu da böyle kullanmak isteyenlerin yani zaafı olan bir yeri vardır. O da bir kapıdır. insanların zaaflarını tespit ederseniz onları yönetmek isterseniz zaaflarını kullanırsınız. Birisi neden hoşlanıyor? Şundan hoşlanıyor. O hoşlandığı şeyi ona verirsiniz, sizin kapınız odur, neden hoşlanıyorsanız. O yüzden Hz. Pir diyor ki evlere kapılarından girin yani sen bir evin kapısını öğren, o evin kapısından gir, bu da senin o konudaki neyini gösteriyor? Maharetini gösteriyor. Bakara, ayet 189: ‘iyilik, evlere arka taraflarından girmek değildir. iyilik Allah’tan korkan kimsenin yaptığıdır. Evlere kapılarından girin ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa erersiniz. Yani işte değişik yörelerde değişik, hani bizde ata sözleri de vardır ya yani evin kapısı dururken pencereden girilmez. Evin kapısı dururken bacadan girilmez bunlar değişik yerlerde böyle atasözü olarak kullanılır. işte mesela bizim bölgede izmir, bizim Bayındır’da kapısı dururken eve bacasından mı girdin derler, hani evin kapısı dururken bacasından mı girdin. yani normal konuşmak varken sen ne yapmaya normal konuşmadın veya normal bir yol izlemek varken sen neden normal bir yol izlemedin? Makul bir yol vardı o makul yolu niçin izlemedin de sen böyle olmayacak bir şey yaptın, olmayacak bir şey dedin. Kapısı dururken eve bacasından girmek veya kapısı dururken evin penceresinden girmek veya evin kapısı dururken bahçeden atlamak gibi o normal olması gereken yolu izlemiyor. Yani her şeyin bir adabı erkanı var. Her şeyin bir usulü, kaidesi var. insanların içerisinde oturmuş, yerleşmiş. Kur’an ve sünnet dairesinde olmak şartıyla usulü kaidesi var. Bir kimseyle konuşmanın, görüşmenin usulü, kaidesi var. Bir şeyi anlatmanın usulü kaidesi var. Bir şeyi tebliğ etmenin usulü kaidesi var. Dini dahi tebliğ etmenin usulü kaidesi

var. Sufiliği tebliğ etmenin usulü kaidesi var. Sen o usulü, o kaideyi bilmiyorsan konuşma, sus konuşma. Konuşmak zorunda değilsin.

Bir işi yaptırmanın usulü kaidesi var, prensibi var, stratejisi var. O zaman evlerinize kapıdan giriniz biz ayeti kerimesini bu manada biz ona müteşabih olarak bakıp duruma göre hareket etmemiz gerekir. Hz. Pir de diyor ki işte hani söze başlayacaksın ama söz kullanacaksın, kelimeleri dökeceksin ağzından ama sen usulü kaideyi bil. Hikmet ehli ol. Kapıdan gir. Hikmet ehli değilsen kapıdan girmeyeceksen sus, sen boş kelamla insanlara bir şey anlatmaya çalışma Allah bizi affetsin. Burada Hz. Pir, bir söz daha söylüyor, diyor ki: ‘Rızıkları sebeplerine teşebbüs ederekten arayın.’ Bakın bu muhteşem bir nasihat. Biz her şeyimizi sebeplerin üzerinden ararız. Allah yaratırken sebepler üzerinden yaratır. Allah’ın yaratması sebepler üzerinedir ve biz sebeplere tevessül ederiz. Sebebe tevessül etmek sünneti seniyyedir. Sen dükkanını açacaksın, temizliğini yapacaksın, esnaflığı düzgün yapacaksın, sabah erken açacaksın ve disiplinli olacaksın, sebebe tevessül edeceksin. Bir iş yapıyorsun, işini düzgün yapacaksın, sebebe tevessül edeceksin. Casiye, 12: ‘Gemilerin Allah’ın emriyle seyretmesi sizin de onun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize veren Allah’tır.’ Burda önemli olan bakın ne diyor, rızık aramanız, rızık aramanız. Biz dini kuran, sünnet dairesinden algılarız, anlarız, yaşamaya çalışırız. Demek ki Cenab-ı Hak emrinde diyor ki sizin rızık aramanız. Kardeş, Allah seni oturduğun yerden besler mi? Besler. buna inancımız sonsuz ama çalışacaksın. Çalışın diye emretmiş, çalışacaksın. islam’da emeklilik yoktur. Ben emekli oldum, ben çalışmıyorum, böyle bir şey yok islam’da, hiçbir alanda emeklilik yok. Ne sufilikte emeklilik var ne dervişlikte emeklilik var ne şeyhlikte emeklilik var ne de başka bir esnaflıkta emeklilik var. Ne de ya ben memurdum, tamam, ben çalıştım bu kadar, emekli oldum, bundan sonra yatacağım, yok islam’da. islam’da böyle bir emeklilik anlayışı yok. Sen gücünün yettiğinden sorumlusun, çalışmaya devam edeceksin.

Bakın yine Cuma, ayet 10, bunlar benim çok hoşuma giden ayetler: ‘Namaz kıldıktan sonra dağılıp Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz.’ Demek ki namaz kıldıktan sonra, cumayla alakalı ayeti kerime, cuma namazıyla alakalı, cumayı kıldın, kıldıktan sonra rızkını ara, nasibini ara, çalış, sebebe tevessül et. Sebebe tevessül et. Sen sebepsiz durma. Sen peygamber Muhammedi Mustafa sallallahü ve sellem değilsin. Sen peygamber olmuş olsaydın o dedi beni Rabbim besler. O yedirir, içirir, doyurur dedi. Sen peygamberle kendini eş değerde tutma. Senin beni Rabbim besler, o doyurur, sebebe tevessül etmem deme lüksün yok. Bu büyük küstahlık olur. Bu büyük küstahlık olur. O yüzden bizim

gibi Kur’an ve sünnet dairesinde duran sufi topluluklar çalışmayı önemserler. Ben bazen çok üzülüyorum. Sekizde, sekiz buçukta, dokuzda böyle bir derviş kardeşin dükkânının önünden geçerken veyahut da ona telefon açtığımda onu ayakta görmezsem dükkanını açık görmezsem üzülüyorum. Ben saat dokuzdan sonra, büro benimkisi, hani herkes biliyor, benim aktif böyle hani birebir, perakende işim yok benim. Ben saat dokuzdan sonra büroya, oraya gelmeye utanıyorum. Yaşım atmış iki, ben utanıyorum. Ya diyorum ki orda halbuki birkaç esnaf var, ya diyorum kendi kendime diyecekler ki ya hacıya bak, saat onda büroya geldi, on birde büroya geldi, bizde bu oturmuş, yerleşmiş. Sanki onbirde büroya gidince sanki çok aktif, hani böyle harıl harıl olan bir işim varmış da iflas edecekmişim gibi bir duyguya kapılıyorum. Alışmışız çalışmaya, Hani evden kovuyorlar sanki bizi. Benim kafada bir Lütfü usta var, namazı kılıyor geliyor. Bir gün geçtim ordan, yolları süpürmüş suluyor. Demedim hiç bir şey, görmedi beni. Bildiğin normalde suluyordu, komple yolu suluyor. Lütfü usta, kızardın biraz, hakkını helal et. Yani ne işi var esnaf adamın sabah namazından sonra yatmaya! Hadisi şerif var çünkü sabah namazından sonra seher vaktinde rızıklar taksim edilir. O esnada ayakta duracaksın sen, rızıklar taksim ediliyor, sen ayakta duracaksın. Esnafsın, sabah namazından sonra ne işin var yatmakta, uyumakta senin? Sufilik az uyumak. Yürü, bak işine, aç dükkanını, temizliğini yap. Millet gelip temizlik yapacak da o bilmem ne yapacak da… Bir de öyleleri var Bursa’da.

Adam saat dokuzda sallana sallana dükkana geliyor, elinde bir tane poşet. E ordan iki tane de poğaça almış, onda geliyor. iki tane de ordan, fırından poğaça almış veya bir tane simit almış, ondan sonra geliyor, dükkanını açıyor. Hadi oğlum bana bir çay gönder ordan. Bir çay gönderiyor, ordan simitle, poğaçayla kahvaltı yapıyor. Ya saat onda geliyorsun zaten, evdeki hatun neden sana kahvaltı hazırlamaz? Madem onda geliyorsun, kahvaltını eşinle çoluğunla çocuğunla yap. Deki saat sekizde ben kahvaltı yapacağım bu evde, sekizde kahvaltıya oturacağım, ben sekiz buçuk dokuzda da dükkanı açacağım. Ya, koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor. Kaçta açılıyor kapalı çarşı? Dokuz buçukta mı? Kepenkler dokuz buçukta açılıyor, düşünebiliyor musunuz ya! Sabah namazından sonra orda bereket duası, çarşı duası vardır bizim geleneğimizde, sabah namazından sonra çarşı açılır, bereket duası edilir. Bu böyle bizim Osmanlı’dan kalma gelenektir ama şimdi koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor, sonra işsizlikten, bereketsizlikten şikayet ediyorlar.

Adam dokuz buçukta, onda dükkanını açıyor, sonra işler yok diyor. Ya iş olur mu! Sabah açsaydın ya, bereket dağıtılırken aç, sabahleyin bereket

dağıtılacak, aç kapını, pencereni. Sabah bereket dağıtılacak, evini de aç. Evin hanımı da ayakta dursun sabah namazından sonra. Kalksın, bir Yasin okusun, bir ihlas okusun, fatiha okusun, desin ki yarabbi, eşimin işine yardım eyle, bereket eyle desin. Nerdeeee! Kadınlarda oda kalmadı ki! Herkes fosur fosur uyuyor. Herkesin cebine ver parayı, yesin. Kadını erkeği, genci yaşlısı, ver ellerine birer tane kredi kartı, oh cız cız çektirsinler boyna. Ondan sonra ne? Kredi kartı mağduru! Ondan sonra hükümete kredi kartı mağdurları var! Geçinemiyoruz, o yüzden kredi kartı mağduru olduk. Sen biliyor musun hoca, sen rahatsın bak böyle konuşuyorsun, biz geçinemiyoruz. Ha, biz Sabancı’nın oğluyduk, torunuyduk sanki. Bizim de rahmetli bir fabrika bırakmış, bir fabrika bırakmış! Ha biz çalışmadık, biz yokluk görmedik hiç. Biz sıkıntı görmedik hiç! Nerden bileceğiz yokluğu, sıkıntıyı biz! O biliyor ama elindeki telefon kırk milyonluk. ‘Telefonu mu gözün gördü?’ Ya neyi gözüm görecek? Her gün twiterdasın işte belli, akıllı telefon var, her gün ona da internet parası ödüyorsun, e sigarada içiyorsun, dünyanın parası sigara, ona veriyorsun! Bir bakıyorsun konuşanın üzerinde marka elbise. Ne o, timsahlı, tabi! Herkes markacı ama rızıkla alakalı hazır istiyor.

Hani var ya mesnevide de geçiyor. Davut aleyhisselamın zamanında gencin birisi dua ediyormuş, ya Rabbi bana sebepsiz rızık ver. Öyle dua ediyormuş günlerce, evden dışarı çıkmıyormuş. Bir gün langırt, eve, bahçeye bir tane dana girmiş, deli dana. Demiş ya Rabbi, sen benim duamı kabul ettin. işte demiş beklediğim rızık geldi. Bismillahirrahmanirrahim, yatırmış danayı anında. Birisi yana yıkıla geliyor arkadan, danam da Allah danam. Geliyor, diyor ki yok, bu dana bana ait. Nasıl sana ait ya? E ben diyor her gün Allah’a dua ettim, bütün bu, bu diyor şehir halkı bilir, Allah’a dua ettim, bana sebepsiz rızık ver diye diyor, bu da kendiliğinden geldi. Ben de bunu kestim. Bu benim hakkım. Bu senin hakkındı, benim hakkımdı… Haydi Davud’a. Davut aynı zamanda kral peygamber, adalet timsali, Davud’un kılıcı meşhur. Gidiyorlar Davud’un huzuruna. Tabi o adam feryat figan, benim hayvanımı kesti, danamı kesti, danam da Allah danam, danam da Allah danam…Öbürkü de diyor ki ben dua ettim ey Davud, gece gündüz Allah’a yalvardım, bana sebepsiz böyle yorulmadan, incinmeden, bana bir rızık dedim, aha bu dana geldi, ben de yatırdım kestim. Bu benim hakkım. Davud aleyhisselam dinliyor. Diyor ki besledin mi baktın mı senin mi ki diyor kesiyorsun bunu. O da diyor ki ey Davut. Sen diyor hakikati şaşırdın, karıştırdın herhalde. Sen diyor bu gece Rabbine danış, yarın diyor bize haber ver. Bu böyle değil bunun hakikati diyor. Davud bakıyor meczup bir kimse, diyor tamam, yarın gelin ama adam feryat figan bütün şehri ayağa kaldırıyor. Davud’un adaleti dediğiniz bu mu! Bu mu adalet timsali

Davud diye feryat figan ediyor ortalığa. Ardından neyse, ertesi gün adam kendi avanesini alıyor geliyor.

Haksız insanlar böyledir, şirrettir, azgın azınlıktır onlar. Böyle azgınlıkla hakları olmadığı şeyi böyle iddia ederler, haklılar pusar. Haklılar da bu haksızlar kadar cesaretli olsa, Müslümanlar bu azgın azınlık kadar cesaretli olsa, adalet yerini bulacak. Tabi başımızda bir Davud yok ki! Gece neyse, Hz. Davut iltica ediyor Rabbine, diyor ki bana hakikati göster. Hz. Pir anlatıyor, diyor ki kıble yönünden ona diyor seslenildi işin hakikati. Sabah oldu diyor, o şer insan yanındaki şerlerle, avanesi ile beraber geldiler diyor Davud’un huzuruna. Davud onu çağırdı. Dedi ki diyor istersen bu davayı kapat. Bu davayı sürdürme. Yürü git, bak işine. O adam diyor iyice şerliğini, şirretliğini orta yere koydu. Dedi ki ya görüyor musunuz Davud’un ondan sonra adaletini. işte bu sizin peygamber dediğiniz, adaletin timsali dediğiniz adam bu. Siz buna mı boyun eğiyorsunuz, buna mı inanıyorsunuz diye iyice şirrettik yapınca Davud ordan iki tane askere dedi ki bu adamın ellerini arkadan bağlayın. Ellerini arkadan bağladılar tabii. O yine feryad figan ediyor, şirretliğini gösteriyor. Davut çıktı insanlara dedi ki: ‘Ey halkım, Allah bana vahyetti, gösterdi, hakikati bana beyan etti. Bu adam dedi, bu gencin babasının yanında çoban idi, hayvanlarına bakardı ama dedi bu şer adam, bu çoban, gencin babasını dedi, babasını katletti, filanca ağacın dibine gömdü. Yanında da dedi şu renk, üzerinde ismi yazılı bıçağı da yanında dedi. Yürüyün, şimdi oraya gideceğiz dedi. Bütün avane, halk toplandı. O ağaca geldiler. O ağacın dibini kazdılar. Ağacın dibinden o gencin babasının mezarını çıkardılar. Mezardan babasını çıkardılar ve altında da içinde de ismi yazılı bıçak, onun bıçağı. Şimdi dedi buraya dar ağacını kurun. Şimdi dedi bunu burda asın. Onu orda babasını öldürmekten kısas yaptılar. Onu öldürdüler, onu gömdüler. O adamın ne kadar malı varsa o gence de ne yaptılar, mallarını tevdi ettiler. Şimdi bakın, o dahi sebepsiz değil. O genç bunu isterken Allah o gencin hakkı olan, o gencin miras hakkı olan malı ona gönderdi.

O zaman rızık için ne yapacağız? Biz arayanlardan olacağız. Çalışanlardan olacağız ve helal rızık peşinde koşacağız. Helal! Duanın kabul edilmesini istiyorsan, helalini ara. Az helal, çok haramdan evladır. Az helal, çok haramdan evladır. Çoluğuna çocuğuna eşine helal yedir. Az olsun, önemli değil ama helal olsun. Kadınlar, evlilik kadınlar, önemli olan eşlerimizin eve helal rızık getirmesidir. Eşlerinizi sıkıştırmayın. Lükse, şatafata, şatahata, gösterişe düşüp de adamları zorlamayın. Yok mobilyanın burası çizildi eller değiştiriyor, biz daha değiştiremedik. E değiştirmiyor, ne olmuş. Mobilya ile mi evlisin, değiştirmeyiver. Yok koltuğunun burası şey oldu, ne o, lekelendi,

değişmesi lazım. Zorlama, değiştirme. Değiştirme, senle beraber yaşasın. De ki bu koltuğun bende nostaljisi var. Ah ne üzüntüler çektim, üzerimde ağladım, ne zikirler yaptım üzerinde, ne yakaza haller gördüm üzerinde, şu koltuğun dili olsa da anlatsa. Ben, ben derdimi bu koltukta yaşadım, sevincimi bu koltukta yaşadım, zikrimi bu koltukta yaptım, hüznümü bu koltuğa akıttım. An geldi gece yarısı herkes uyuyordu, ben o koltuğun köşesinde Allah’a yalvarıyordum. Bu koltukta üstadım oturdu. Bu koltukta benim eşim oturdu. Bu koltukta çocuğum hasta oldu. Ben orda uyuttum onu. Bu koltuk çocuğumun iyileştiği koltuk…Böyle bir şey kalmadı kimsede. Bende daha şeyhimin fanilaları var. Şeyhimin fanilaları, şeyhimin pantolonu, şeyhimin cübbesi, şeyhimin takkesi, şeyhimin tesbihi. Evet, bu böyle, ben herhalde ben biraz böyle tuhafım galiba ya da bugün, bu ara şeyim ya, ne o, duygusal bozukluk yaşıyorum, sıkıntılıyım. Allah bizi affetsin. Helal rızık, Allah’tan kork. Rızkını güzel yoldan ara. Helali al, haramı terk et. ibni Mace naklediyor, Allah’tan kork, rızkını güzel yoldan ara. Güzel yoldan ara. Helali al, haramı terk et. Bir şeyde haram kokusu var, terk et. Haramla iştigal etme. Allah muhafaza eylesin. Hak Teâlâ, Hz. Adem’e bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki ‘neslin bu sanatlardan biriyle rızkını arasın. Sakın dini geçim vasıtası yapmasın.’ Bunu da Hakim nakletmiş. Demek ki ne yapacak? Bin çeşit sanat öğretmiş Cenab-ı Hak Adem aleyhisselama.

O zaman Adem’e bin çeşit sanat ona öğretildi ise senin DNA’larında da bin çeşit sanat öğrenme, öğrenme fıtratı var. Adem’e vermiş bunu. Sende de var, bir şey sende baskın çıkabilir. Bir şey sende baskındır. Onu çok iyi yapıyorsundur. Onu bul kendinde, onu parlat, onu yürüt. Bin çeşit bir kimsede sanat var. Bu sadece Adem’e has değil. Bütün insanlığa has bu, bütün insanlığa has. Herhangi bir dalda senin muhakkak ki o fıtratın bir dalı, bir rengi daha kuvvetlidir sende. Onu bul, kendinde bul onu, onu tespit et, o işi yap ve mükemmel derecede yap. Parmakla gösteril, seni parmakla göstersinler. Onu bul. O sakın kendi kendine de işsizlik yapma, tembellik yapma. Allah muhafaza eylesin. Sakın dini geçim vasıtası da yapma. Bakın bu çok önemli. Bu Adem’den itibaren bütün inananları ilgilendiren bir konu, dini geçim vasıtası yapma. Dervişliği, dini geçim vasıtası yapma. Zakirliğini geçim vasıtası yapma. Nakipliğini, nükebbalığını geçim vasıtası yapma. Şeyhliğini geçim vasıtası yapma. Ben şeyhim, ben mürşidim, ben veliyim geçim vasıtası yapma. Ben hocayım, ben alimim, ben fetvacı başıyım, geçim vasıtası yapma. Dinden geçinme. Dinden geçinme. Dini geçim vasıtası yapma. Ben hafızım, ben Kuran’ı Kerimi çok iyi bilirim, işte ben ilim erbabıyım, geçim vasıtası yapma. Ben düz mantık konuşurum, ordan fetva veriyorlardı, burdan içtihat ediyorlardı, ordan bunu söylüyorlardı…Kardeş, ben hazreti

peygamber sallallahu aleyhi ve sellem e bakıyorum. Dinden mi geçindi? Hayır. Dedi ki ben tebliğimden dolayı sizden bir şey istemiyorum. Dini geçim kaynağı yapanlar, eninde sonunda helak olurlar. Bu dünyadan imanlarını tam olarak koruyamadan göçüp gidebilirler çünkü dini istismar etmek var. Allah’ın dinini istismar etmek var. Çalışın kardeşler, çalışın. Mücadele edin, gayret edin, koşturun. Dini geçim vasıtası yapmayın.

O yüzden ben büyük bir güvenle, büyük bir inançla, büyük bir böyle, coşkuyla derim. Bizim kardeşlerimiz semadan ücret almazlar. Kaç para, kaç para, kaç para diye sema etmezler. Bizim dini olarak bütün hizmetlerimiz ücretsizdir. Biz herhangi bir dini hizmetimiz var diye insanlardan para istemeyiz. Para toplamayız. Biz isteyen dilencilerden değiliz. Birileri de isterse o bizden değildir. O bizden değildir. Biz istemeyiz. Bizim bir şeye gücümüz yetiyorsa kendi şahsi dairemizi ilgilendiriyorsa biz ona kalkışır yaparız. Gücümüz yetmiyorsa yapmayız. Gücümüzün yettiğinden sorumluyuz. Gücümüzün yetmediğinden sorumlu değiliz. Abi ya biz yemek dağıtıyoruz da o yüzden işte biraz bize yardımcı olur musun! Git lan! Senden öyle bir şey isteyen mi oldu! Bitti, bizden değil, kendiliğinden oluşur. Eyvallah, söyleyecek bir lafım yok. Biz ücret talep etmeyiz. Din bizim için geçim kapısı değil. Bu kadar net. Dini geçim kapısı yapan kimse yani tespit edersem alırım zakirliğini, çavuşluğunu zaten. Allah bizi affetsin. O yüzden hazreti peygamberin kesin emri. Dini geçim vasıtası yapmasın. Bitti. Din geçim vasıtası olacak bir şey değildir. Ulvidir. Sen Allah için yola düş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bu konuda titiz davranırız. Kardeşler de arkadaşlar da titiz davransın inşallah. ‘Kim emir ve yasaklarına uyarak Allah’a karşı takvalı olursa biz ona bir çıkış yolu yaratır ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırırız. Allah’a güvene o yeter.’ Demek ki sen Allah’tan korkar Allah’ı zikreder, sen haramlardan uzak durur, haramlardan uzak durur, kendini disiplin edersen Cenab-ı Hak senin ummadığın yerden seni rızıklandırır, ummadığın yerden. Herkes bir liraya alır bir lira elli kuruşa satar. Sen bir liraya alır, on liraya satarsın. Herkes bir işten beş lira kazanır, sen on lira kazanırsın veya sen iki lira kazanırsın, Cenab-ı Hak ona öyle bir bereket verir, sen iki lirayla on iki liralık iş yaparsın. Allah’ın bereketine güven. Allah’ın afiyetine güven. Allah’tan afiyet dile. Allah’tan bereket dile. Cenab-ı Hak sana öyle bir şey yapar ki tozundan bereket verir. Sen yürür gidersin. Sakın kibirlilik yapma, küstahlık yapma. Sakın tembellik yapma. Allah’a güvende şek şüphe yapma. Sarsılma. Allah’a güven, Allah’ı zikret, haramlardan uzak dur. Allah seninle, sen öyle davrandığın müddetçe. Ahsab, 31: ‘Sizden kim de Allah’a ve Resulüne itaat eder ve salih amel işlerse ona da mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz onun için üstün bir rızık hazırladık.’

Demek ki ne yapacak? Allah ve Resulüne itaat edecek. Salih amel işleyecek ve Cenab-ı Hak ona iki kat mükafat verecek. iki kat mükafat verecek. Bunlar Allah’ın vadi hak, bunlar Allah’ın müjdesi. Allah’ın müjdesi bunlar. Bu Ahmet’in Mehmet’in Mustafa Özbağ’ın müjdesi değil. Bu alelade bir vatandaş müjdesi değil, Allah’ın müjdesi. ‘Kim Allah ve resulüne itaat eder’, o zaman Allah ve Resulüne itaat et, ticaretini ona göre yap, çalışmanı ona göre yap, gayretini ona göre yap. itaat et ve salih amel işle. Vel’asr’daki gibi. Salih amel işle. Namazını kıl, orucunu tut, Allah’ı zikret, iyilerden ol. Diyor ki mükafatını iki kat veririz onun. Bir kat değil, iki kat. Allah’ın katı nasıl bilinmez. Ayrıca biz ona üstün bir rızık veririz. Bunun bir dünyaya bakan cenahı var bir de ahirete bakan cenahı var. Dünyaya bakan cenahı ne? Sana dünyada üstün bir rızık verecek. Buna inan. Buna iman et. Buna inan. Buna iman et. Dünyadayken maddi manevi sana üstün rızık verecek. Yeter ki sen Allah ve Resulüne itaat et. Salih amel işle. Bakın üç tane size ibare var. Allah ve Resulüne iman et ve salih amel işle. Senin kul olarak vazifen bu ve ne iş yapıyorsan, çalış gayret et. Allah senin mükafatını iki kat verecek. Maddi manevi, maddi manevi, hem dünyadayken hem ahirette iken verecek. Ahiretteki rızık nedir? Cennettir, cemalullahtır, ahiret rızkıdır. Sen ahirette cemali seyrede seyrede yaşa. Ümidimiz o. Umudumuz o. Orangutanlar gibi muz yemeye gitmiyoruz. Orangutanlar gibi ananas yemeye gitmiyoruz. Bırak, dünyada yememişiz, orda mı yiyeceğiz diye uğraşacağız. Onun cemali lazım bize. Onun muhabbeti lazım. Biz orada Resulullah sallallahü ve sellem hazretlerinin sofrasına oturmak istiyoruz. Biz orda hazreti sahabenin, peygamberlerin sofrasına oturmak istiyoruz. Biz hazreti pir efendilerimizin sofrasında oturmak istiyoruz. Biz şeyh efendilerimizin sofrasında oturmak istiyoruz.

Zaten bu dünyada yalnızız, garibiz, kimsesiziz bir de oralarda öyle kalmak istemiyoruz. Bizim için manevi rızık onların sofrasında oturmak. Biz onu istiyoruz. Rabbim en hayırlı yönden versin inşallah. Cenab-ı Hak habibine dost eylesin. Peygamberlerine dost eylesin, ashabına dost eylesin, pir efendilerimize dost eylesin, şeyh efendilerimize dost eylesin. Salih kimselerle dost eylesin. Hem dünyada bizleri onlarla beraber eylesin hem de mahşerde beraber eylesin hem de cennetinde beraber eylesin hem de cemalulllahın da beraber eylesin. Biz onun cemalini seyrede seyrede, cemaline doya doya, gani girg ola ola bir cennet hayatı bizlere nasip eylesin. Asıl rızkımız bu olsun bizim inşallah. Ecmain ve bu dünyada da helal rızık istiyoruz. Rabbim bizi namerde, kafire, münafığı muhtaç eylemesin. Bizleri dünya rızkı için boynunu bükenlerden eylemesin. Bizleri böyle el avuç açanlardan eylemesin. Bizleri Rabbim kendisine el avuç açanlardan eylesin. Kendisinden

isteyenlerden eylesin. Rabbim katından bizleri rızıklandırsın. Bizleri katından nimetlendirsin. Bizlere katından lütfetsin. Bizlere katından ikram eylesin. Bizlere katından meccanen rızıklandırdıklarından eylesin. Bizleri katından maddi manevi rızıklandırdığı kullarından eylesin. Ecmain. Gelecek zürriyetlerimizi de böyle rızıklandırsın. Torunlarımızı, çoluğumuzu, çocuğumuzu gelecek zürriyyetlerimizi helal rızıklarla nasip eylesin, rızıklandırsın inşallah. Ecmain. Allah razı olsun inşallah. Ne güzel demiş Allah Resûlü sallallahu ve sellem : ‘Allah’ım bana faydalı bilgi, makbul amel ve tayyip, güzel rızıklar’ amin. Bu da peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin duası, ‘Allah’ım bana faydalı ilim, makbul amel ve güzel rızık ver.’ Ecmain. Rabbim peygamberimizin duasında bizleri birleştirsin inşallah. Allah razı olsun hepinizden de. Haklarınızı helal edin. Bizden yana helal olsun. 1630. beyitten inşallah devam edeceğiz. El- Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı