Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Ecmain. Geçen hafta ‘dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz ancak tamahsız, ihtiyaçsız olan Allah’ın sözüdür’ burayı okumuşuz, burdan devam ediyoruz. 1630. Beyit:
“Allah yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır. Üstada tabi değildir. Herkes ona dayanır, onun dayanacağı bir varlık yoktur. Ondan başka bütün mahlukat hem sanatında hem sözünde üstada tabidir, örneğe muhtaçtır.”
Allah bir şeyi yaratırken bir şeyden kopya çekmez. Cenab-ı Hak çünkü bütün yarattığı her şeyi yoktan var etmiştir. Yoktan var eden vardan zaten var eder ama Cenab-ı Hak yoktan var ederken elinde bir numune yoktur, elinde bir örnek yoktur. O numunesiz, örneksiz yaratır. Cenab-ı Hakkın sıfatlarından birisi de El- Bari ismi şerifidir. El-Bari bu manada yaratırken örneği olmadan varlıkları icat eden Allah’ın bir sıfatı, ismidir. Demek ki o yaratırken örneksiz yaratıyor. Bir üstada, yani bir öğreticiye, bir yol göstericiye bu konuda bir mihmandara ihtiyacı yok. Haşır 24’te de: ‘O Allah ki yaratandır, kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler onundur. Göklerde ve yerde olanların tümü onu zikretmektedir. O aziz ve hakimdir.’ işte Cenab-ı Hak ne varsa her şeyi yaratandır ve yarattığı şeyleri
de bir üstada bağlı kalmaksızın, bir şeye sormaksızın, bir yerde numune çalmaksızın numunesiz yaratır ve burası çok önemli bütün her şeyi de her şeyi yoktan yaratır. Bu hani insanlara derdi ya der ya ayeti kerime de ‘siz yoktunuz, Allah sizi var etti’ yani bu noktada bakılacak olursa insan ama ruhlar aleminden kıyaslansa ama dünyaya gelişinden kıyaslansa dünyaya geldiğimize baktığımızda işte dokuz ay önce var mıydın? Yoktun. işte anne karnına düştün, dokuz ay sonra doğdun ve doğduğunun farkında da değilsin, varlığının da farkında değilsin, var olduğunun da farkında değilsin. Anne karnında da var olduğunun farkında değilsin. Anne karnına gelmezden önce de var olduğunun farkında değilsin. Seni ruhlar aleminde yarattı, sen ruhlar aleminde var olduğunun da farkında değilsin. Eğer sana ruhlar aleminden bahsetmemiş olsaydı sen o ruhlar aleminden de bihaber olacaktın. Hatta bunu normalde bir insan böyle bir öğretisi olmamış olsa ruhlar aleminden de haberi olmayacak. Peki ruhlar aleminden önce Cenab-ı Hak ruhları yaratmazdan önce nerdeydi insanlar? ilmi ilahideydi. ilmi ilahide ne olup ne gittiğini kim söyleyecek bize? Hiçbir kimse. ilmi ilahide vardık ki bizi orda, kendi ilminde, kendi ilmi ilahisinde var etti ve bizim haberimiz yok, bize sormadı da bize danışmadı da bize herhangi bir şey de söylemedi ve ilmi ilahide bizi nasıl var ettiğinin de bilgisi yok. Yani normalde bunlar böyle geriye doğru baktığınızda birer sır. Bu sırrı çözecek sırdaş lazım ilmi ilahide. Şimdi ilmi ilahiden koptu geldi, biz Muhittin ibni Arabi’den yürüyecek olursak, ilmi ilahiden kopup gelenler ayanı sabiteye geldi.
Ayanı sabitede ne olduğumuzu bilmiyoruz. Ayanı sabiteden sonra ruhlar alemi geldi, biz orda da ne olduğumuzu bilmiyoruz. Henüz daha ruhlar alemine gelmezden önce yani ayanı sabiteden kopup gelen şey, büyük ana kitaba geldi. iyi, büyük ana kitaba geldiğinden haberimiz var mı? Yok. Bakın ne ilmi ilahiden haberimiz var ne ayanı sabiteden haberimiz var ne de büyük ana kitap dediği levhi mahfuzdan haberimiz var. Bakın bu üçünden de haberimiz yok. Levhi mahfuzda olan şey, ruhlar alemine tecelli etti. Ruhlarımızı yarattı, ruhlarımızı yarattığı zaman da ruhların yaratıldı ama bugünkü aklınla yine haberin yok. Bugünkü aklınla yine haberin yok ve Cenab-ı Hak kusursuz yarattı. bu kusursuz yaratılışı yaparken de bir numunesi, bir örneği yok. Mesela ilmi ilahinin bir örneği yok, ayanı sabitenin bir örneği yok. Bir örneği yok veyahut da biz daha aşağı indiğimizde levhi mahfuzun örneği yok. ikinci bir örneği yok. Biz desek ki ayrı bir levhi mahfuz var mı yani yok. Biz zaten sadece ismini biliyoruz, tecelliyatını biliyoruz kendimizce. Levhi mahfuzu eğer manevi olarak seyri sülûk yapar da levhi mahfuzu görürse o kimse amenna vesaddakna, diyeceğiz ki o da bu pir seviyesinde bir mürşidi kamil olmuş. Eyvallah, alkışlayacağız. Pir seviyesine
mürşidi kâmil oldu diye. Normal bir mürşidi kamilin de levhi mahfuzu görmesi mümkün değil. Bırakın şimdi bugünün şeyhleri, mürşidim diye dolaşanların daha ruhlar aleminden haberi yok. Bırak ruhlar alemini, ruhlar aleminden aşağı doğru gelen emir aleminden ne bileyim öbür alemlerden haberi yok. Hiçbir şeyden haberi yok. Seyri sülûku yok ki haberi olsun. Seyri sülûku yok. Bunu böyle söylediğimizde de kızıyorlar, neden böyle söylüyorsunuz diye. Gidin kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım seyri sülûk çıkarmışlar mı? Kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım itikafa girmişler mi? Adamın itikafı yok, şeyhlik yapıyor. Ömründe itikafa yok, bir günlük dahi itikafa girmemiş şeyhlik yapıyor adam ama haberi yok.
işte Allah’ın yaratması öylesine muhteşem, öylesine bir hesap üzerine, öylesine bir nizam üzerinedir ki bunun örneği yoktur. Bakın bir insanın örneği yok. Cenab-ı Hak o kadar bugün diyelim ki yedi milyar insan var, yedi milyar insanın hepsi de kendine münhasır ve Adem’den itibaren, ilk Adem’den itibaren ne kadar insan gelip gittiyse hepsi de kendine münhasır, hepsi de özel, bakın hepsi de özel. Bir benzeri yok. Bir kopyası yok. Bir benzeri yok, bir kopyası yok. Şurdan kopya çekerekten yaratılmış yok ve maneviyatınız ne kadar el verdiyse Allah’ın yarattığı bütün varlıklar böyle, tabiri caizse askeri sistem gibi. Hani var ya böyle Cumhuriyet bayramlarında veyahut da bayramlarda komünist sistemde de vardır bunlar, bütün devlet gücünü gösterir, resmi geçit yaptırır ya, işte böyle bir kadir gecesine denk geldiğinizde kadir gecesinde bütün o resmi geçidi görseniz bütün mahlukata aşina olsanız hepsini de seyre dalsanız seyrullah, seyrullah asıl seyrillah o. Taşı toprağı seyretmek seyrillah değil. Onlar böyle daha çocukların, dervişlerin çocuklarının oynayacağı yerler. işte o Mekke’yi gördü, Beytullah’ı tavaf edenleri gördü. Çocukların oynayacağı yer. Yürü! Birinci kat sema, ikinci kat sema, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat, yürü… Seyrullah yapacağın yerler ayrı. Dervişliğini ona göre yap. Zikrini ona göre yap. Dilini ona göre muhafaza et. Gözünü ona göre muhafaza et. Hz. Mevlana ne dedi? Bu âleme gözünü kapatırsan öbür tarafa açılır dedi. O zaman bu aleme gözünü kapatmasını bil, öbür tarafa açılmasını istiyorsan ve Allah hepinize de nasip etsin, bütün kardeşlere nasip etsin öyle bir seyrullah yani birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, ve içindeki mahlukatlar, yaşayanlar ve içindeki mahlukatlar, yaşayanlar onları böyle bir seyrullah esnasında seyredin. insana benzer, insana benzer bir tane mahlukat göremeyeceksiniz. Bir tane mahlukat göremeyeceksiniz. Bütün mahlukatları göreceksiniz, her türlü mahlukat var, her türlü yaratılmış olan var ve tanımlamakta, tanımlamakta güçlük çekeceksiniz.
O zaman sizde mihmandarlık eden bir Resul, bir peygamber var ise o size tanıtacak veyahut da üstadınız gerçekten büyük bir mürşidi kamil ise o tanıtacak, evet, ya da göğe çıkarılan isa aleyhisselam tanıtacak ya da Cenab-ı Hak direk kalbinize ilham edecek. Eyvallah ve bütün mahlukatı izleseniz, bütün mahlukata baksanız, aşina olsanız, insana benzer bir şey bulamayacaksınız ve yaratılan bütün varlıkların hepsine de aşina olsanız, hepsine tek tek baksanız örneği yok, bakın örneği yok. Örneksiz, birbirine benzeyeni yok. Benzersiz, birbirine benzeyeni yok, benzersiz. Hz. Pir bunu söylerken avama söylemiyor. O yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır dediği avama değil. Dervişlere kapı aralıyor manevi olarak. Siz diyor seyri sülûku yürüyün, seyri sülûkta yürüdüğünüzde bunları göreceksiniz diyor. Bunları yaşayacaksınız ve devam ediyor, herkes ona dayanır, onun dayanacağı bir varlık yoktur ve baktığınız zaman bütün mükâvenatı, kudret ve kuvvetinde tutan, bütün mükâvenatı, bütün yaratılanları, bütün yaratılanları tabiri caizse elinin altında tutan, Allah celle celâlühu ve hiçbir şeyi, hiçbir şeye muhtaç etmeden, bakın dikkat edin, hiçbir şeyi hiçbir şeye muhtaç etmeden hepsini direkt, hepsini direkt kendi emanında, kendi elinin altında tutan ve kendisi rızıklandıran, hiçbir şeyi hiçbir kimseden rızık beklemeksizin bütün bu varlığı rızıklandıran, bütün bu varlığa hayat veren ve bütün bu varlığın dayanağı Allah celle celalühü ve baktığınızda bu seyirde hangi varlığa, hangi kabileye, hangisine aşina olursanız olun bir de bunun konuşması var. Bunlarla konuşsanız bunlarla dildaşlık etseniz, sorsanız hepsinin de rızkı, hepsinin de rızkı Allah’a aittir ve hepsinin de rızkı Allah’ı zikirdir ve hepsinin de ayrı ayrı hem kavimsel esmaları vardır hem de bireysel esmaları vardır. O esmaları, o bireysel ve kavimsel esmalar onlar için birer rızık kapısıdır. Biz insanlar için ne yazık ki biz de öyleyiz ama biz heva hevesimize uyduğumuzdan, nefsimize uyduğumuzdan biz kuşlar gibi değiliz. Biz bu heva ve hevesimize uyduğumuzdan!
Cenab-ı peygamber sallallahu ve sellem hazretleri ne buyurdu? ‘Beni Rabbim besler’ dedi. Direk. Yani o benim gibi alacağım satacağım diye uğraşmıyordu. Rızkını ordan zannetmiyordu. Bu insanların gafleti. Alıp satmanız rızık kapısı değildir. O bir sebeptir. Rızkı veren, kendi katından veren, göklerden rızık indiren, indiren Allah’tır. işte o mahlukatın tamamını, mahlukatın tamamını cinnisinden şeytana kadar meleğinden kafirine kadar değişik bir çok yaratıklara varıncaya kadar hepsini de rızıklandıran nedir? Allah’tır ve hepsinin dayandığı, hepsinin yaslandığı, hepsinin bu konuda elini altında tutan Allah’tır celle celalühu. Devam ediyor Hz. Pir ondan başka bütün mahlukat hem sanatında, hem sözünde üstada tabidir, örneğe muhtaçtır. Allah’ın bir şeyde örneğe ihtiyacı yoktur. Adem’i yaratırken örneğe
ihtiyacı yoktu ve melekler şaşkın şaşkın ne oluyor diye bakıyorlardı. Melekler şaşkın şaşkın ne oluyor diye bakıyorlardı ve Cenab-ı Hak Adem’i yaratırken çamurdan, melekler gelip bakıyorlardı. Hani bu ne olacak diye. Hatta Cenab-ı Hak bunu Kuran’ında beyan eder ya, şeytan geliyordu yani Adem’in o topraktan yaratılmış olan o protipine vuruyordu, tık tık tık diye ses geliyor diyor ya, testi gibi ses geliyordu diyor. Tabi bunu zamanın şeyhlerinden Ahmet Özhan kabul etmiyor tabi de, o da bu ayeti kerimeyi inkâr ediyor. Adam diyor, biyoloji okumuş diyor, matematik okumuş diyor, şunu okumuş, bunu okumuş diyor, söylüyor. Tabii bizde de bir sürü okumuş var, bir sürü üniversite mezunu var, hepsinin de kafası çok çalışıyor, yukarda aşağıda, o da onlara yönelik söylüyor. Diyor ki adam biyoloji okumuş diyor, matematik okumuş, kimya okumuş diyor siz ona diyorsunuz ki diyor işte Adem kuru testiden yaratıldı, küt küt küt ses geliyordu. Böyle şey olmaz diyor. Yeniden bunun diyor değiştirilmesi lazım. Tabi! Ayetleri değiştirecek. Yani adam koca şeyh olmuş şimdi atanmış, seçilmiş. Atanmış demeyelim de seçilmiş, ondan sonra, yani onun böyle bir şeyler söylemesi lazım ki insanlar şeyh diye kabul etsin. Tabi! Cumhurbaşkanının danışmanlarına varıncaya kadar! Oysa ayeti kerime de Cenab-ı Hak diyor ki ben onu normalde balçık, topraktan yarattım diyor, bir de pişirdim onu diyor. Şeytan da geliyor vuruyor böyle, tık tık tık, ses geliyor. Kuru, kuru testi gibi. Şimdi, onun bir örneği var mı daha öncesinden? Yok.
Hani Cenab-ı Hak da başka ayeti kerimede diyor ‘sizi yoktan var eden’ daha önce sizi var etmiş çünkü diyor, yoktan var eden, mahşer ile alakalı söylüyor, sizi bir daha yaratamaz mı ki diyor. Ya seni zaten yoktan var etmiş o, seni bir daha yaratması kolay. O yüzden onun için zorluk yok ve o bütün varlıkları önce yoktan var etti. Burası çok önemli. Bütün varlıkları. Şimdi bunu dünya üzerinde, kendilerince dinleri bilhassa islam’ı yok etmek isteyenler, bu ayeti kerimeyi bozmaya çalışıyorlar. Güçleri yetmeyecek ama bunu, böyle enteresan ayetleri buluyorlar, onların üzerinde çalışma yapıyorlar ve bunu normalde eğer yoktan var ettiğini, yoktan var ettiğini çürütürlerse kendilerince, dini komple çökertecekler. Diyecekler ki Allah, yani yoktan var eden bir varlık yok yani, bu şimdi bunu söylüyorlar ya, yani Allah düşüncesi, Allah’ın varlığı, diyorlar ki bu farazi bir şey. Bunu insanlar kendileri ürettiler. E tabii bunu söyleyen de yeni değil. Bunu daha öncesinden Atatürk de söyledi. Hani Arabın yazmış olduğu bir din dedi yani o islam’ı da öyle düşünüyorlar. Bütün dinleri de öyle düşünüyorlar. Yani insanlar oturdular, toplum bozuldu. Bu toplumu ihya etmek için yeni kurallar koydular. O kurallara da dini bir elbise giydirdiler. Bu da peygamber oldu. Böylece o vahşi toplulukları eğitmek istediler. Yani Allah’ın dini diye bir din
söz konusu değil. Böyle olunca tabii hani yoktan var eden bir Allah inancımız var. Onlar da diyorlar ki yoktan var eden bir şey yok, varlık kendi kendini var etti. Liselerde bunu öğretmediler mi? Hepimize öğrettiler değil mi? Tabiat kendi kendine yaratıyordu değil mi ve tabiatın kendince gücü kuvveti var, kudreti var! Tabiat oturuyor, bugün düşünüyor yarın ne yaratayım diye! Ondan sonra ertesi gün yaratıyor! Biz bunu liselerde, ortaokullarda gördük mü? Gördük. Kimse bunu Allah yarattı demedi. Tabiat, yani tabiatın kanunları var, kuralları var, tabiatın döngüsü var. O tabiat kural ve kanunları döngüsüyle devam ediyor. Yaratan bir Allah yok yani!
Oysa Cenab-ı Hak da tabiri caizse ısrarla diyor ki ‘Allah sizi yoktan yarattı.’ Bütün mahlukatı, bütün var olan her şeyi yoktan var etti Cenab-ı Hak. Bakın, bunun ilk var oluşu ilmi ilahi. ‘Ben bilinmez bir hazine idim, (ilmi ilahi), ‘bilinmekliği istedim’, (ayanı sabite) ve bir şey yarattım, bilinmeklik istedim ve bir şey yarattım, yaradılışa geçme. Bakın üç ayrı merhaleden geçti. Bilinmez idim, hiçbir şey yoktu. Bilinmekliği istedim, evet, ilmi ilahiden südur etti. Ne? Ayanı sabite. Arabi ekolünden gidiyoruz ve bir şey yarattım. Bu Arabi ekolü. Ben hadisler üzerinden gideyim. Hiçbir şey yoktu, ben bilinmez bir hazine idim, bir şey yarattım. Ne o? Muhammedi Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Benim inancım bu. Ben Arabi ile ters düşüyormuşum, düşmüyormuşum diye bakmıyorum. Ben dini kuran sünnet ölçüsünde, tasavvufu kuran sünnet ölçüsünde almaya çalışıyorum. Ha, eğer ayanı sabiteyi hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti olarak algılayabilir miyiz? Algılayabiliriz ama ben direk hadis metnine sadık kalmak istiyorum, sizlere de tavsiyem bu. Ayağınız yere basar. Bu konuda hadis var canım kardeşim, bu konuda hadisi kutsi var. Bu konuda hadis var. Ayağınız yere basar. Hiçbir şey yoktu, Allah var idi. Allah bilinmez bir hazineydi, bir şey bilinmekliği istedi, bir şey yarattı. Yarattığı ilk şey ne? Hazreti Muhammedi Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Bakın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Burda iki tane sıfat var. Cenab-ı Hakk’ın iki tane sıfatı var. Ruhaniyeti, çünkü kendisinden ruh üfledi ve nuraniyeti ve kendi nurundan yarattı. Kendi nurundan. O zaman yaratılışın bütün merhaleleri Cenab-ı Hakk’ın peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetinin dereceleri söz konusu. Dereceleri, bakın, dereceleri. Bunu anlatırken mesela hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri işte terledi, birinci terlemesinin sağ tarafından birinci terlemede peygamberler yaratıldı. Terleri, ondan sonra melekler yaratıldı. Terledi, ondan sonra işte devam eder o hadisi şerifler, uzundur, yaratılışla alakalı ve Cenab-ı Hak ne yaptı? Her şeyi yoktan var etti, yarattı ve her şeyi,
yarattığını varlık alemine sürdü. Varlık alemine gönderdi, indirdi varlık alemine ve bütün o varlık alemi hepsi, hepsi de ona tabi.
Hepsi de ona dayanır ve Cenab-ı Hak hiçbir şeye dayanmaz. Hiçbir şeyin örneğine, örneğine ihtiyacı yoktu ama varlık aleminde biz insanlar için veyahut da varlık aleminde diğer varlıkların her biri bir üstada, bir imama, bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Nasıl çocuk doğar, anne öğreticidir, baba öğreticidir, ona öğretir. Hani çocuk önce ‘ti, ti’ diyordu ya, dinliyordu ya, dinleyerekten konuşmayı öğreniyordu. O zaman çocuğun birinci öğreticisi, varlık aleminde annedir, babadır ve etraftır, başlar artık öğretici. Onun için her şey bir üstat konumuna geçer. Üstat olur. Çocuk dinledikçe, neyi dinlediği önemli bir de, dinledikçe ne yapar? O çocuk olgunlaşır, kemale erer. Mürit de aynıdır. Mürit de bu alemde, bu varlık aleminde kemale ermek istiyorsa bir üstada gider, intisab eder, ona bağlanır, onu dinler, ona tabi olur. O da ne yapar? O da kemale erer. işte normalde bütün Allah’tan başka bütün mahlukat, hem kendi sanatında, hem de kendi sözünde bir üstada ihtiyacı vardır muhakkak. Hani Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de sözlerde der: ‘Her ne yaparsan yap, bir üstada ihtiyacın var. Bu kainatı kendi başına böyle olmaz. Bu kainatın üstadı da ustası da Allah’tır’ der ve bir meslek öğrenecekseniz, bir sanat öğrenecekseniz, bir üstadın yanına gitmeniz lazım. Lütfü Usta, ustan var mıydı?( Vardı.) Kendi kendine oto kaporta boya öğrenmedin yani. Bir insan kendi kendine oto, kaporta boya öğrenebilir mi? Öğrenemez. Bir ustada ihtiyacı var, ustasız olur mu? Olmaz. Murat nerde çıraklık yaptın ticaret öğrenmek için? Uzun çarşıda. Orda bir çıraklık, kalfalık yaptın. Orda çıraklık kalfalık yapmadan ticareti öğrenemedin. Muhakkak ki bir usta lazım. Terziliği nerde öğrendin? Ustaların yanında öğrendin. Demek ki ustasız bir şey olmuyor. Üstadsız, ustasız, bir şey öğrenilmiyor. Ha bir kimse ben yaparım bunu der, çıkar orta yere, ayı maymuna çevirir. Çevirir mi? Çevirir. işi düzgün yapmayınca ne deriz? Ya deriz, biz buna usta diye geldik ama bu usta değilmiş. Doğru mu? Doğru. Peki böyle bir mesleği yoksa, bir üstattan birisinden bir şey öğrenmedi ise o ne oluyor? Vasıfsız eleman oluyor. Değil mi? Hiçbir normalde bir mahareti yok yetiştirmemiz, kendisini ama diğer taraftan her şeyin bir ustası, bir üstadı var. Her şeyi bilen, kendince, ehlince, bir şeyi biliyor ama onun bir ustası var, o öğretmiş. işte Allah’ın bir ustası yok ama insanlar bir üstada, bir ustaya muhtaç. Allah bizi muhafaza eylesin.
“Bu söze yabancı değilsen bir hırkaya bürün, bir viraneye çekil ve göz-
Yani sen bu söze yabancı değilsin, yani bir üstada ihtiyacın var, bir üstada ihtiyacın var. Eğer sen kemale ermek istiyorsan, eğer sen Allah yolunda,
Allah yolunda Allah’a vuslat olmak istiyorsan, yakın olmak istiyorsan, sen önce bir hırkaya bürün. Bu hırka, takva hırkası olsun. Bu hırka önce islam hırkası olsun. Bu hırka islam hırkası olduktan sonra içi de takva hırkası olsun. Ona bürün, ondan sonra bir viraneye çekil gözyaşı dök. Sen o ustaya, o üstada onu bulabilmem için sen bir hırkanı değiştir. Sen dünyanın, dünyanın zevkine, debdebesine dalmışsın, senin gözünü dünya bürümüş. Senin kalbini dünya bürümüş. Gözünü de, gönlünü de, kalbini de dünya bürümüşken sen bir üstadı bulamazsın. Sen günahı kebairlerinin içerisindeyken sen bir üstadı bulamazsın. Sen de bu kibir varken, sen kalkıp da bir üstada intisap edemezsin. Kibrini kıracaksın. Kibrini kıracaksın! Dünyanın süsüne, debdebesine aldanmayacaksın. Bak, dünyayı terk etmek değil bu. Bunu geçen hafta da özellikle altını çizerekten söyledim. Dünyayı terk etmek yok. Bizim, benim sufi ve din anlayışımda dünya terki yok. Ölünceye kadar, ölünceye kadar bu dünyada üzerine düşen vazifeleri yerine getireceksin. Gücün kuvvetin yettiği müddetçe çalışmaya devam edeceksin. Gücün kuvvetin bu. Normalde rahat hayat yaşamak için değil, çalış çabala. Çoluğunun çocuğunun da konumunu durumunu koy orta yere. Allah için harcamak için çalış. Daha fazla zekat vermek için çalış. Bir fukaranın karnını doyurmak için çalış. Bir fukarayı giydirmek için çalış. Allah yolunda koşmak için çalış. Allah yolunda koşanlarla beraber sen de koşmak, onlara yardımcı olmak için çalış. islam’da tembellik yok. islam’da çalışmamak yok. islam’da, sufilikte çalışmamak, tembellik yok. Günü gününe müsavi olan zarardadır, yürü.
Allah yolunda koşulacak çok yer var. Bakın, bütün dünya insanlığı batıyor. Bütün dünya insanlığı batıyor! Bütün dünya insanlığı uyuşturucunun pençesinde. Bütün dünya insanlığı fuhuşun, fahşiyatın pençesinde. Bütün dünya insanlığı içkinin pençesinde. Bütün dünya insanlığı, bütün dünya insanlığı anarşinin, terörün pençesinde. Bütün dünya insanlığı, dinsizliğin pençesinde. Bu illaki islam olmuş, Muhammedi olmuş, isevi olmuş, Musevi olmuş, bu önemli değil, bütün dünya insanlığı Allah’ın lanetlediklerinin pençesinde. Bir tarafta üçüncü ırk olarak LGBT’yi çıkarıyorlar. Üçüncü ırk olarak! Bunu dünya insanlığı görmesi lazım. Bunun pençesinde. O yüzden sadece bir Müslüman, sadece kendini düşünmez. Hollanda’da eş cinsellik eğer ki artıyorsa bir gün senin kapına da dayanır o ve bizim kapımıza dayanmadı, içimize geldi oturdu. Demek ki Müslüman durmayacak. Uyanık olacak. Çalışacak, mücadele edecek. Hem fikri planda hem dini planda hem sosyal planda hem ekonomik hem siyasi hem askeri planda Müslüman uyanık, diri ve çalışkan olmak zorunda. Müslümanlar kendi içlerindeki ufak tefek problemleri büyütüp kendi aralarındaki ufak tefek problemleri büyütüp incir çekirdeğinde fırtına koparma lüksleri yok. Müslümanlar
cahil kalmışlar, incir çekirdeğinde fırtına kopartacağız diye uğraşıyorlar. Kapılarına dayanmıştı, şimdi içimize oturdu. Bakın Allah’ın lanetlediği bütün fiiliyatlar ülkemizde kol geziyor, islam dünyasında kol geziyor, Allah’ın lanetlediği ne var ise! Bu insanlar bizim insanımız. Gün geçtikçe dinsizleşiyor. Dindarlar da dinsizleşiyor. Dindarlar da dini kaidelerini bozuyorlar. Dün kapıya başörtüsüz çıkmayan bacımız, bugün dışarda kendisini sergiliyor. Dün kapıların arkasında mantosunu, örtüsünü eksik etmeyen, zil çaldığında ola ki birisi benim başımı, saçımın bir tek teli görünür diye tiril tiril titreyen bacımız, şimdi artık göstermediği bir yeri yok. Dün dar pantolon giymeyecek, herkes bol pantolon giyecek, dar bir pantolon gördüğünde askıda bırakan derviş, şimdi daracık, stres pantolon giyiyor. Bu bizim içimize yerleşti. Şimdi daracık streç gömlek giyiyor. Daracık streç pantolon giyiyor. Erkekler giyiyor bunu. Bakıyorsun erkeğin önü, arkası meydanda. Kadınlara laf söylemezden önce, önce erkeklere laf söylememiz lazım. Bizi perperişan ediyorlar, perperişan ediyorlar!
Düne kadar cafe bilmeyen gencimiz şimdi cafe biliyor. Düne kadar pabcı, rabçı bilmem neci bilmeyen örtülü kızımız artık rapçı, papçı, popçu. Örtüsüyle gidiyor, Tarkan konseri izleyeceğim diye uğraşıyor. Bağırıyor ordan, ‘Tarkan, Tarkan’. Düne kadar yoktu! 28 Şubat’ın etkileri, 28 Şubat’ın başardığı şeyler! Herhangi bir bu ülkedeki topçuların, popçuların, rakçıların hangisi islam? Hangisi dini kaidelere uyuyor ama bakıyorsunuz önceden başörtüsüyle oralara gidemeyen, gitmeyen, şimdi kendince kendisini oraya layık görüyor veyahut da sakallı derviş kendisini oraya layık görüyor. Gidiyor oraya veyahut da düşünebiliyor musunuz, bir tane cıstaka cıstaka cafe, içerde başörtülüsü de var, sakallısı da var, dervişi de var, namaz kılanı da var. Gitti ama namaz o esnada o gece. Bakın tehlike çok büyük. Tehlike çok büyük. O yüzden çalışmak, çalışmak çalışmak. Allah yolunda çalışmak, Allah yolunda gayret etmek, yürümek, koşmak, çocuklarınızı eğitmek, çocuklarınızı eğitmek, torunlarınızı eğitmek. Artık çocuklar, torunlar, elimizde değil. Elimizden kaçıyor, elimizden gidiyor. Hepsinin eline son model telefonları verdik. Ayet okusunlar, hadis okusunlar, fıkıh okusunlar, dinlerini öğrensinler, tefsir okusunlar diye. Amaç, maksat niyet harika ama onlar gittiler, top pop dinlediler. Onlar gittiler, topçulara, popçulara baktılar, onlar gittiler moda manyağı oldular. Gittiler, moda salağı oldular. Gittiler, evet gerçekten moda aptalı oldular. Afrika’daki açı düşünmediler, Hollanda’da fuhuş yapan zavallı kadını düşünmediler veyahut da sokaklarda tenini satan kadınları düşünmediler. Biz düşünmüyoruz şimdi. Kızarken kızıyoruz. Diyoruz ki bunlar bilmem ne, sokaklarda tenlerini satıyorlar. Onlara o eğitimi veremediğimiz için biz yanmıyoruz. Biz bu eğitimi veremedik diye
yanmıyoruz. Biz imam hatibe gönderdik çocuklarımızı. imam hatipteki hocalar ya bunlar burada dinlerini öğrenecekler, biz bunlara dosdoğru Kur’an sünnet öğretelim diye düşünmediler.
Kimi Ali Şeriatici çıktı, hadisleri inkar etti, kimisi kalktı Afganici çıktı, faizi caiz gördü. Kimisi bilmem neci çıktı, çocukların akıllarını hallaç pamuğu gibi attılar. ilahiyatın da bir sistemi kalmadı ve gün geçtikçe ciğerim yanıyor. Bu toplum nereye gidiyor. Bu toplumun içindeyiz hepimiz. Hep beraber nereye koşuyoruz diye kendi kendime soruyorum ve bu toplum enteresan bir şekilde Allah’ın lanetlediği işleri normal görmeye başladı. Allah’ın lanetlediği işleri normal görüyor, alkışlıyor onu. Ne var bunda diyor. Ya Allah lanet etmiş bunu. Daha neyi istiyorsun ama yok! Yakında evlerimizde lanetlikler dolaşacak. Kimler? Çocuklarımız. Kim? Eşimiz. Kim? Torunumuz lanetlik olarak dolaşacak. Aynı evin içerisinde ve Hz. Peygamberi düşünüyorum sallallahu ve sellem i. Medine’nin üzerine kara bir bulut çöktüğünde Allah bize gökten azap mı edecek deyip ağlayıp telaş edip, öğlen ile ikindiyi cem eden peygamberi düşünüyorum gökten azap gelecek mi diye. Göğe bakıp, göğe bakıp bakıp ağlayan, göğe bakıp bakıp durgunlaşan, göğe bakıp bakıp yemekten kesilen, içmekten kesilen, göğe bakıp bakıp kendinden geçen bir peygamber. Allah bize bizim içimizdeki işlenen günahlardan dolayı azab eder mi diye geceler boyunca ağlayan, geceler boyunca düşünen gözüne uyku gelmeyen ve gidip evi dar gelen evin içi kendisini sıkıp bahçelere, hurma bahçelerini atıp oralar da Allah’ı zikreden, yalvaran bir peygamberi düşünüyorum. Demek ki bu zamanda olmuş olsaydı diyorum asla ve asla uyumazdı herhalde ve biz çok rahatız. Bütün Müslümanlar çok rahat! Akşam ne güzel yemeklerinizi yediniz! Hep beraber, ben de dahil! Evlerimiz var, katlarımız var, arabalarımız var, var! Maaşlarımız var ama hamdimiz yok. Şükrümüz yok. Allah yolunda koşmamız yok. Koşanlara destek olmamız da yok. Evet, bir hırkaya bürün, gözyaşı dök. Öyle diyor Hz. Pir. Bir viraneye çekil diyor. Enteresan bir şey, bir viraneye çekil, bir hırka giy üzerine ve diyor Allah’a yalvar, Allah’a yakar. Gözyaşı dök. Senin bu günahlığınla, senin bu günahkârlığınla sen olamazsın. Muhakkak inziva et, evinin bir köşesine çekil tövbe et, ağla, yalvar. Rabbin seni felaha kavuştursun. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder ama Allah yolunda koşacağına da Cenab-ı Hakka söz ver. Yeniden bir ahit yap, yeniden bir ahit yap!
Benim dizime vurdu, dizime vurdu benim, otobüste gidiyoruz. Dizime vurup benim dedi ki Mustafa Efendi beni dedi. Buyurun efendim dedim. Bütün günlerini oruçlu geçirsen dedi, bütün gecelerini zikirle geçirsen dedi Allah yolunda birine daha dedi dini anlatmak, yaşatmak, yaşattırmak için dedi bir mücadelen olmazsa kendini kurtaramazsın oğlum dedi bana. Bunu
söylediğinde ben 26 yaşındaydım ve kendimce kurtuluşu Allah’ı çok zikretmekte, çok zikretmekte görüyordum. Yani böyle agresif anlatamıyordum insanlara. Bunu bana söylediğinde böyle nasıl Allah beni affetsin, yoldan gelen geçenin kalbinden ne geçtiği kalbime geliyordu. Yaşım yirmi altıydı. Şimdi geri dönecek diyordum, geri dönüyordu. Şimdi şunu söyleyecek diyordum, söylüyordu. Bana konuşurken yalan söylüyor diye kalbim patlıyordu. Ondan sonra bakıyordum yüzüne, ilk gençlik ya, doğru mu diyordum, kalıyordu. Onun yalan söylediği kalbime geliyordu. Öyle zikrullah yapıyordum. Şimdi ben kardeşlere diyorum beş bin tevhit çekin, çok azı çekiyor. Beş bin tevhitle bile olmaz. Beş bin tevditle bile olmaz ve bu böyle ben yaşarken, bu böyle ben yaşadım diye söylemiyorum size, ben günlerce bir bardak ayranla oruç tutardım. Ceza verirdim kendime. Yoldan geçen kıza baktın, cezalısın Mustafa Özbağ, üç gün katıksız oruç tutacaksın. Sadece gözüm kaydı diye ben üç gün oruç tutardım. Birinci gün iftar, bir bardak ayran. Başka yemek içmek yok. ikinci gün iftar, bir bardak ayran, sahur da yok. Üçüncü gün iftar, bir bardak ayran. Öyle kendimi terbiye ediyordum. Daha şeyhim de yoktu o zaman. Bakın, şeyhim de yoktu benim. Ben derviş olduğumda atmış iki kiloydum. Atmış iki. Boyum bir seksen beş, kilom atmış ikiydi benim. Kemiklerim çıkıktı benim. Sonra bu böyle sesler, ondan sonra kalbe gelen ilhamlar, bunlar artmaya başlayınca onların aleminde açtım, sen kimsin dedi bana. Üstadsız yolda yürünmez dedi, bir üstad bulacaksın dedi. Ben her seher vakti Allah’a yalvarıyordum, bana bir üstad nasip eyle, bana bir mürşidi kamil nasip eyle diye.
Öyle yalvarıp ağlıyordum. Herkes bir şey söylüyordu. Şurda şu var, burda bu var, burda bu var, burda bu var…Ben diyordum ki benim nasibim neyse bana göster ve Cenab-ı Hak, Abdullah Efendi hazretleriyle buluşturdu beni. Herkes bir laf söyledi şeyh efendiye. Evet, Cenab-ı Hakka hamdolsun, beni onunla buluşturdu. O dedi bana Mustafa Efendi dedi, sabaha kadar zikretsen, gündüzünü oruçlu geçirsen, oğlum dini mübinin hakim olması için gayret etmez, mücadele etmezsen kendini kurtaramazsın dedi. Hiç unutmam, bakın hiç unutmam. Sen Allah yolunda islam’ın hakim olması için mücadele etmezsen, kendini kurtaramazsın. Türkçesi buydu. Allah bizi affetsin. Bu sözler sana yabancı değilse senin kalbine bir şey indiyse şu anda otur ağla. Otur tövbe et. Otur kendince seni oyalayan, seni Allah yolunda geriye bırakan etrafında her ne var ise onları tesbit et, ona göre yol al çünkü Adem, Hz. Pir devam ediyor:
“Çünkü Adem Allah’ın itabından ağlamakla kurtuldu. Tövbekârın ne-
fesi ıslak gözyaşlarıdır.”
Adem ne yaptı? Zevcesi ile beraber, eşiyle beraber Allah’a yalvardılar. Ne dediler? Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize acımazsan şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz (Araf, ayet 23) Musa da öyle dua etti. Musa da ne dedi? ‘Rabbim ben gerçekten nefsime zulmettim, bana mağfiret buyur’ dedi. (Kasas, 16). Yunus da dua etti. Dedi ki ‘senden başka hiçbir ilah yok. La ilahe illallah. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden olurum’ dedi. (Enbiya, 87). işte bütün peygamberler, bütün peygamberler, Allah’a tövbe ettiler. Geçmiş peygamberler küçük kusurları için Allah’a tövbe ettiler. Bakın, geçmiş peygamberler. Bunların başında Adem çünkü Cenab-ı Hakk’ın yaklaşma, burdan uzak dur, burdan uzak dur dediği ağaca yaklaştı. Meyveden yedi. Neyse, burası mübeşşerat. Üzerinde herkes bir şey söyleyecek ama ben hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin söylediğini söyleyeyim. Ne dedi? Yasak meyveden yedi. Meyvenin ne olduğu belli değil. Elmadır, armuttur, böyle kafa yapıyorlar insanlar. Ben o kafa yapanları dinle alay ettikleri için dinle alay ettikleri için kafir hükmündeler, sonuçta Cenab-ı Hakk’ın yasağını Adem aleyhisselam unuttu. Şeytan geldi, Havva annemize vesvese verdi. Bu meyveden yiyen dedi ebedi olacak. Allah sizin ebedi olmanızı istemiyor. O yüzden dedi ye bu meyveden dedi. Havva annemiz yedi, ardından Adem’i çağırdı. illaki gel bundan ye diye. Adem’i çağırınca Adem aleyhisselam o esnada bir anlık, bir anlık unuttu. Unutturuldu. Hatta sonradan hadisi şerifte diyor ki Allah’ın beni takdir edip de ezeli ilmi ilahisinde takdir ettiği ve benim unuttuğum bu meseleden dolayı mı beni sorumlu tutuyorsunuz dedi ve ondan sonra da Cenab-ı peygamber dedi ki unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Böylece Adem, atası Adem’i tabiri caizse kurtardı Allah’ın izniyle. işte ne yaptı sonra, onlar o meyveyi yiyince onların edep yerleri göründü cennette. Edep yerleri görülünce melekler bunlardan kaçıştılar. Bunlardan yüzlerini çevirdiler ve o normalde o elbiselerini soydu Cenab-ı Hak ve onlar böylece cennetten dışarı çıkarıldılar ve cennetten dışarı çıkarılınca işte bazı rivayetlerde Adem aleyhisselam Arafat meydanında, ondan sonra işte Havva annemiz de Srilanka’da, okyanus kenarlarında, adacıkta ve o burda, şeyde Arafat’ta. Dağ, taş, orman yok hiç bir şey yok, yiyecek içecek yok. Adem aleyhisselam başladı tövbe edip ağlamaya ve Havva annemiz orda tövbe edip ağlamaya başladı ve Cenab-ı Hak sonuç itibariyle onların tövbelerini kabul etti. Onların tövbelerini kabul edince Arafat meydanında onları birleştirdi. Arafat meydanında, Arafat dağında onları yeniden birleştirdi. O yüzden hacılar şimdi giderler, Arafat dağına çıkarlar, dua ederler. Duaların kabul olduğu yerdir çünkü adem aleyhisselamın duası orda kabul olundu. O yüzden Arafat’a çıkan orda dua eden kimsenin günahları affolur. Hac kıymetli bir ibadettir.
Her ne kadar şimdi insanlar bu ibadeti sulandırıyorsa da bir mümin için önemli bir ibadettir, önemli bir vazifedir. Allah hepinize nasip eylesin.
Evet, biraz dolardan dolayı fiyatlar yüksek, doğru ama Said’le konuştum Said dedi Cenab-ı Hak bir kapı açtı dedi, inşallah dedi daha hesaplı gitmek isteyenler gidebilecekler dedi. Demek ki dedim içimden öyle düşündüm, o bana söylediğinde dedim yani gidecek olana Rabbim kapı aralıyor. Niyet edin inşallah, hacca gidin muhakkak. Niyet edin, umreye gidin ve gittiğinizde orda böyle alışverişe gideceğim, şuraya gideceğim buraya gideceğim diye değil, bakın Arafat meydanı, peygamberlerin dualarının kabul edildiği yer. Adem aleyhisselamın duasının kabul edildiği yer. Mekke, Beytullah, ibrahim aleyhisselamın inşa ettiği yer ama ilk adem aleyhisselam için cennetten çıkarılmış olan ev. Evet ve Adem’in, ilk adem aleyhisselamın evi orası ve o Beytullah etrafında tavaf ettiğiniz alanda, adım attığınız yerde, nice peygamberlerin mezarları var. Nice velilerin, nice evliyaların mezarları var altında. insanlar onların üzerinde tabi tavaf ediyorlar ama bizim çok peygamber kabri var. O yüzden tavaf edenler büyük bir edeple, büyük bir terbiyeyle, büyük bir edeple, büyük bir terbiyeyle orada tavaf edecekler. Mekke peygamberler şehri, her peygamberin ordan yolu geçmiş. O yüzden Mekke’de dolaşanlar, orda hac vazifesini, umre vazifesini yapanlar çok gülmeyecekler, çok ağlayacaklar, tövbe edecekler. Dikkat edecekler orda dolaşırken, yerken, içerken, dikkat edecekler. Dikkat edecekler, diyecekler ki her attığımız adımda nice peygamberlerin adımları var, nice velilerin, evliyaların adımları var, nice peygamberler burdan gelip geçtiler, onların gelip geçtiği, yaşadığı yerlerde şimdi biz tavaf ediyoruz diye düşünecekler. Kendisini derinleştirecek, kendisini derinleştirirken o esmaları çekerken bir bakacak ki filanca peygamber onunla beraber tavaf ediyor. Bir bakacak ki Adem aleyhisselam gelecek, diyecek ki burda ilk tavafı yapan bendim, bana tavafı öğreten Cebrail aleyhisselamdı.
işte böyle tavaf edeceksin diyecek. Eğer sen böyle güzel bir dervişsen birinci şaftta kim gelecek? Adem aleyhisselam gelecek. ikinci şaftta örneğin ibrahim aleyhisselam gelecek, ismail aleyhisselam gelecek, isa aleyhisselam gelecek, hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.) gelecek. Eğer sen iyi bir Müslümansan, iyi bir mümin isen iyi bir sufi isen bakacaksın önünde Hz. Peygamber sallallahu ve sellem diğer peygamberler tavaf ediyorlar. Kafanı yukarı kaldıracaksın, kafanı yukarı kaldırdığında Cebrail(a.s.) meleklerin başına geçmiş, bütün birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dört, beş, altı, yedi…cennetin katlarındaki melekler, cehennemin katlarındaki melekler, arş-ı alânın etrafında, onun katındaki melekler, hep beraber melekler Cebrail aleyhisselamın refakatinde tavaf ediyorlar. Bir üstada intisab edeceksin, ağlayacaksın.
Seyri sülûkta yürüyeceksin. Yürüyeceksin, önüne ne çıkarsa çıksın, ne yaşarsan yaşa, ne yaşarsan yaşa, yoluna devam edeceksin ve bir bakacaksın ki Adem aleyhisselam Arafat’ta dua ediyor. Yanında Havva annemiz ve bakacaksın ki her sene oraya gelmişler hac zamanı. Orda tavaf etmişler, orda ihrama girmişler, orda çocuklarıyla beraber tavaf etmişler, çocuklarıyla beraber hac yapmışlar. Sonra torunlarıyla beraber, sonra insanlar çoğalmışlar. O insanlarla beraber orda ne yapmışlar? Tavaf etmişler. Sonra bir bakacaksın ki ibrahim aleyhisselam hâlâ daha Allah’ın emrini yerine getiriyor. insanları hacca davet edin. insanları hacca davet ediyor. Cenab-ı Hak, Cenab-ı Hak onun sesini duyuruyor. Onun sesini duyuruyor ve hacca gittiysen onun davetine icabet edenlerdensin. Duymuşsun demek ki. Oraya doğru gönlün istediyse ve oraya doğru yürüdüysen ve orda bir bardak zemzem içtiysen ve Beytullah’ı seyrederekten dua ediyorsan Cenab-ı Hak sana lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. ibrahim aleyhisselam senin ruhuna, senin ruhuna davetiye çıkarmış. Sen o davetiyeye yürümüşsün. Senin vücuduna davetiye gelmiş, sen o davetiyeye yürümüşsün. Benim bu sohbetimden sonra demek ki davet edilmemişim deme. Allah muhafaza eylesin, kalbin mühürleniverir, hiç gidemezsin. O davetin olması için o davetin sana da ulaşması için kenara çekil. Ağla, gözyaşı dök.
De ki ya Rabbi, o ibrahim aleyhisselamın nefesini bana da ulaştır. O ibrahim aleyhisselamın davetini bana da ulaştır. Nefesim, son nefesim gelmeden madden de manen de beni Beytullah’ını tavaf edenlerden eyle. Hacer’ül Esvet’ine yüz sürenlerden eyle. Safa ile Merve’de ibadet edenlerden, say edenlerden eyle. Orda zikredenlerden eyle. Arafat’a çıkıp Arafat’ta dua eden Arafat’ta zikreden Arafat’ta duaları kabul edilen, zikirleri kabul edilen kullarından eyle. Allah’a yalvar, yakar. Müzdelife vakfesine durabilmek için. O hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.), Müzdelife vakfesinde durdu ve dedi ki kim Müzdelife vakfesinde durursa onun Müzdelife vakfesinde kul hakkı da dahil bütün günahlarından affolunur dedi. O hadis-i şerife iman et. O hadisi şerifin üzerinde şek şüphe etme. Sabah namazını kıl, Beytullah’a doğru yönel ve Beytullah’a doğru yönelip Müzdelife vakfesini yap, dua et ve Ümmeti Muhammed’e de orda dua et. Günahlarına da dua et. Orda ağla, yalvar, yakar. De ki ya Rabbi, benim her ne kadar günahım var ise hepsinin kefili sen ol, hepsinin vekili sen ol, beni affeyle diye dua et ve orda durma. Bak, şeytanı taşladı. ibrahim(a.s) şeytanı taşladı. Yanında ismail vardı. ismail’i nereye götürüyordu? Allah adına kurban etmeye götürüyordu. Nefsini Allah adına kurban et ve şeytanı taşlarken kendince ibrahim(a.s.)’ı gözünün önünde gör. ibrahim(a.s) nasıl şeytanı taşladıysa de, ben de öyle taşlıyorum de. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’i gör. Ashabıyla nasıl taşlamış, sen
de onun taşladığı gibi taşlayacağım de. Kendince niyet et, öyle dua et. Allah sana nasip etsin. Sen öyle şeytanı taşla. O şeytan bir daha senin kalbine bevl etmesin. O şeytan bir daha senin kalbine yanaşamasın. O şeytan bir daha senin kalbine yanaşıp da seni dünyaya, seni namussuzluğa, şerefsizliğe haysiyetsizliğe günahı kebairlere götürmesin. O vesveseyi sana vermesin. Öyle dua et. Öyle yalvar. Sen Adem’in çocuğusun. Sen Adem’in evladısın. Bir şeye ulaşmak istiyorsan gözünden yaş inmesi lazım. Bir şeye ulaşmak istiyorsan gözünden yaş inip dua etmen lazım. Senin ağlaman lazım. Gece tenhalara çekilip ağlaman lazım. Ah keşke büyük şehirde oturmasanız, küçük şehirlerde otursanız, mezarlıklara gitseniz ağlasanız, kabirlere gidip ağlasanız, gidip Emir Sultan’da ağlasanız, Üftade hazretlerin’de ağlasanız, gidip ismail Hakkı Bursevi’de ağlasanız. Büyük velilerin kabirlerinde ağlasanız. Dualarınız kabul olur. Kabul olunsa ve o ağlamakla tertemiz olunsanız, tertemiz yıkansanız ve günahsız pir ü pak olsanız ve Ya Rabbi dediğinizde Allah’ın sesini kalbinizde duysanız, dese ki buyur kulum söyle, ne istiyorsun dediğinde tiril tiril titreseniz. Kendinizden geçseniz. Ne diyeceğinizi unutsanız, hayrette kalsanız, hayretten hayrete geçseniz, Allah’ı zikirden başka bir şey aklınıza gelmese. Hatta zikrullahtan dahi kesilseniz ve kesilmiş olarak sadece içinizde dışınızda her şeyinizde sırrı ilahi olarak sadece ve sadece Allah mefhumu kaldığını hissetseniz ve böylece bu dünyadan göçüp gitseniz. Rabbim bunlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. El-Fatiha maassalavat. Amin. Selamünaleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Sülûk, Sünnet, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı