Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 49/60
Arabî’ye göre varlığın üzerinde tecelli eden her şey ne demektir?
Arabî’ye göre varlığın üzerinde tecelli eden her şey Ondandır. O her an, ayet-i kerimece, bir şan üzerinedir, bir şen üzerinedir, bir iş üzerinedir. O zaman varlığın üzerinde tecelli eden her şey aslında Ondandır.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Varlık ve var edenin birliği ne demektir?
Batında hakiki birlik olan şey zahirde çokluk olarak tezahür eder O’na onun açısından yani zat’a zat açısından bakarsak o zaman o da kendisine kendisi vasıtasıyla bakar ki bu BİRLİK halidir. Fakat ona kendi açımızdan bakarsak o zaman bu birlik ortadan kalkar ikilik olur.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Kesret ne demektir?
Kesret dediğimiz şey esma-i ilahiyyeden başka bir şey değildir.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti ne anlama gelir?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinde hem varlığı hem var edeni birleyip görmek vardır. Bu peygamberi bir duruştur. Bu peygamberi duruşa sahip olanlar çok enderdir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri az önce anlattığım sarhoşluk noktasında durmamıştır. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sarhoşluktan yana değildir. O, hayretten hayrete geçme yanındadır.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sufilerin vücudu ve vahdeti nasıl tanımlanır?
Sufilerin vücudu ve vahdeti hayr ve nur, âdemi ve kesreti ise şer ve zulmet olarak görmelerini filozofların iyi kötü çatışması diyalektiğinden ziyade Taocuların Yin-Yang ahengine benzetmek daha doğrudur.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Yin-Yang ahnesi ne anlama gelir?
Yin-Yang= Kişi aydınlık figürler imgeleyerek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanabilir. (C.G. YUNG)
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Metafizik zıtlar ne anlama gelir?
Buna göre bu metafizik zıtlar, âlemdeki biri negatif diğeri pozitif olan fakat neticede her ikisi de tek ve aynı kozmik ilkenin tezahüründen ibaret bulunan güçler demektir. S. Murata (İslam’daki Tao 45)
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sufilerin yolun başında iki derya ne anlama gelir?
Bu, sufiler için yolun başında böyledir. "İki deryayı bıraktı birbirine karıştırmadı." İki deryadan kasıt ehli akıl için, birisi küfürdür birisi imandır ya. Yok İki deryadan kasıt, birisi Şeriat-ı öyle algılamam, hiç öyle düşünmem. Muhammedîye’dir, birisi Hakikat-i Muhammedîye’dir. Bu, yolun başında iki görünür sana, bir taraftan bakarsın Şeriat-ı Muhammedîye’dir, uymak zorunda kaldığın şeydir, bir taraftan -eğer burayı düzgün hale getirir, kendini ötelere doğru götürmek istersen Hakikat-i Muhammedîye’ye doğru yol alırsın. Bunun arasında ince bir perde vardır. Bu ince perde ikisinin birbirinin ilmini de değiştirir.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
İki gözlülük meselesi ne anlama gelir?
SORU; iki gözlülük meselesi. Bazı insanlar iki gözleriyle biri göremeyebilirler. Sufilerin kemale erenleri için iki gözde olsa bir yere bakar. İki gözün gördüğü de birdir aslında. Göz ikidir ama gördüğü birdir. Sen gördüğünü bir görmeye çalış, gözünün iki olduğuna bakma. Kulağın ikidir ama duyduğun biridir. Burnunda iki delik vardır ama koku aldığın birdir. O zaman iki gözlülük yoktur sufilerin kendi lisanında, kendi dillerinde. Avam için, sufiliğe yeni başlayanlar için ikidir. Aslında birdir.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
İki gözlülük meselesinde ne tür bir örnek verilmiştir?
Hani hazreti Pir bakkal dudu kuş hikâyesi vardır ya. Hani der "Evladım git oradan şişeyi getir." Çırak der ya "Hangisini?" "Evladım sen şaşı görmektesin" der "biri, iki görüyorsun." Der ki "Usta burada iki tane şişe var." "İyi oğlum kır da gel o zaman birisini." der. Çırak gider kırar, der ki "Usta ortada hiç şişe kalmadı." Aslında biridir, sen iki görürsün. İki gözün var ya, aklın takılır senin orda, iki gözünle iki görürsün sen. Gördüğün biridir. Bak şimdi kendi kendine, gördüğün bir değil mi? gördüğün bir. Karanlık, aldatmaca. Aydınlık, aldatmaca. Gördüğün bir. O yüzen iki gözlü olanlar kemale ermemiş olanlar. Bir: yolun başı, iki: iki gözlü olanlar, arif olanlar. Yolun başında, kemale ermemiş olanlar iki görecekler, yolun sonunda gene iki göreceksin. İki değil. İki göreceksin demeyeyim özür dilerim, iki anlatacaksın. Neden? Senin bir gördüğünü kimse bir görmeyecekte o yüzden.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
İki gözlülük meselesinde ne tür bir teklif verilmiştir?
Diyeceksin ki, Şeriat-ı Muhammedîye bu. Bu size ait bir ölçü. Hani Ebu Hureyre dedi ya radiyallahu anh, "Biz Resulullah’tan sallallahu aleyhi ve sellemden iki heybe ilim aldık. Öndekini herkese dağıtıyorum. Arkadakinden konuşursam "Hureyre kâfir oldu" der, kellemi uçurursunuz." diyor. Bu, sır. Anlatırken iki anlatacaksın ne kadar büyük tenakuz öyle değil mi? Hani Cüneyd-i Bağdadi tevhidden bahsedeceği zaman kapıyı pencereyi kapattırırmış sağlam, "Bakın" dermiş dervişlere, "sağlam kapattınız mı?" "Evet." bakarmış orda yani yabancı bir kimse var mı. Yok. O zaman tevhidden bahsedermiş. Bakın bahsettiği tevhid sohbetleri yok elimizde. Cüneyd-i Bağdadi’nin tevhid sohbetleri yok elimizde. Evet. Anlatmamış dervişler hiç dışarda onları. O zaman iki gözlülük var mı? Var. İki gözlüğü kaldıracaksın ama sonra sonunda gene iki gözlen anlatacaksın.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Mehdi inancı Sufilerce nasıl değerlendirilmiştir?
Sufiler; Soru: Mehdi yerine "kutub" anlayışı getirdiler. Sufilere göre alemdeki bütün işleri çekip çeviren "Kutub" dur sizce? Sa’d Muhammed Hasan (syf,174) İbn Haldun (syf,II/269) Mehdi hakkında en çok fikir beyan eden sufiler M. İbn Arabi, İbn Kesir, İbn Sebın ve İbn Eb’l Vatıl dır. İbn Haldun bunların arasına HATEMİ’yi de ekler.
Kaynak: Nefes II — 2 Ocak 2016 Sohbeti
Mehdi inancı tasavvufa nasıl sokulmuştur?
Mehdi fikri tasavvufa Hallac tarafından sokulmuştur.
Kaynak: Nefes II — 2 Ocak 2016 Sohbeti
İbn Arabi’nin Mehdi hakkındaki görüşleri nelerdir?
Arabi mehdi kelimesini fazla kullanmaz. Azgınlık ve kötülük çağından sonra hakikat ve hidayet yolu peygamberler tarafından aydınlatıldığını, peygamberlerin arkasından halifelik, halifeliğin arkasından hükümdarlığın geldiğini ve velayetle Fatıma evladından zuhur edecek kimseye ve onun arkasından DECCAL’in hurucuna, bunu da küfr çağının takip edeceğini işaret eder. Arabi "Anka-i Mağrib" adlı eserinde dünyanın sonu geldiğinde zuhur edecek olan mehdiyi "Hatemu’l Evliya" velilerin sonuncusu adı ile anar.
Kaynak: Nefes II — 2 Ocak 2016 Sohbeti
İbn Haldun’un Mehdi hakkındaki görüşleri nelerdir?
İbn Haldun mehdinin çıkacağı seneye dair bilgi de verir; Haldun’a göre, İbn Arabi ebced hesabına göre 683 hicri yılında zuhur edeceğini söylemiş fakat bu çağ gelip geçtiği halde mehdi huzur etmeyince o tarihi doğum yılına hamlederek 710 hicrinde huzur edeceğine 26 yaşında doğacağını ileri sürmüştür. Kindi de deccalın gelişini Kur’an surelerinin başında bulunana harflerin ebced hesabıyla 743’te İsa’nın hicri 698 de gökten ineceğini söylemiştir.
Kaynak: Nefes II — 2 Ocak 2016 Sohbeti
Mutasavvıflar Mehdi konusunu nasıl ele almışlardır?
İlk mutasavvıflar bu konulardan geri durmuşlardır. Bir kısmı Mehdi konusunu tamimiyle Şia paralelinde izhar eder. Ancak Sufiler; Soru: Mehdi yerine "kutub" anlayışı getirdiler. Sufilere göre alemdeki bütün işleri çekip çeviren "Kutub" dur. sizce? Evet. Mehdi yerine kutbu koymuyorum. "Sizce" dedi direkt bana soruyor değil mi? Mehdinin yerine bir kutup oluşumu söz konusu değil. Çünkü kutupla alakalı meseleler hem İmam-ı Ahmed hazretlerinin hem de Tirmizi’nin hadislerinde geçer. İmam-ı Ahmed de ve Tirmizi de olan hadislerde her dönem devamlı bir kutbun olduğu, bu kutbun etrafında -kısaca kısaca geçeceğim- üçler, beşler, yediler ve kırkların olduğu ama hadis-i şerif metinlerinde bunların bütün dünyadaki işleri çekip çevirdiğine dair bir rivayet bulamazsınız. Hadis metinlerinde, benim okuduğum hadis metinlerinde böyle bir şey yok. İşte bütün işleri bunların çevirdiği, dünyadaki işlerin bunların üzerinden olduğu, bunların o tarafa bu tarafa döndürdüğüne dair değişik kitaplarda değişik tespitler var. Bunların hiçbirine de katılmıyorum. Hiçbirine de. Zamanın kutbu var mı? El cevap: Evet. Kutbun sağında solunda olanlar mı? El cevap: Evet. Beşler var mı? Ev, Kırklar var mı? Evet. Bunlarla alakalı hadisler var mı? Evet. Bu hadisleri destekleyen Allah’ın veli kulları, ayet-i kerime var mı? Evet. Bunu destekleyen "Allah’ın yeryüzünde direkleri vardır", evet. Ama bunların vazifeleri dinin yaşanması için mücadele etmektir. Dinin ayakta durmasını ,dinin yaşanmasını Cenâb-ı Hakk bunların üzerinden mücadele ettirir. Evet. Yok işte çiçekler onların yüzü suyu hürmetine açacakmış ta yok işte bütün dünyadaki işler bunlara aitmiş de. Bunlara katılıyor muyum? Hayır. Allah’ın veli kulları var mı? Evet. Ayet var mı? Evet. Hadis-i şerif var mı? Evet. Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. Eyvallah. Allah’ın veli kulları mahzun olmazlar mahcupta olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Kim bu veli kullar? Namazlarını dosdoğru kılan, orucu dosdoğru tutan, Allah yolunca mücadele eden, cihad eden, Kur’an ve sünnete iman edip Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın ayak izlerini takip eden. Bunlar Allah’ın velileridir. Var mı? Evet. Ama mehdi yerine bunumu koyuyorum? Hayır. Mehdi çıkacak mı? Evet. Bir hadis-i şerifte diyor ki: Dünyanın yedi günü kalsa da o zuhur eder. Yedi günü. Eyvallah. O günden kasıt ne kadardır bilemeyiz. Bunu ebcedle zorlamanın da bir anlamı yok. Bana ne. Direkt böyle konuşuyorum, bana ne ya. Beni mehdimi kurtaracak? Bana ne. Sen kendi kurtuluş yoluna girmedikten sonra seni kim kurtaracak? Sen Kur’an ve sünnete iman edip o yolda mücadele etmedikten sonra seni kim kurtaracak? Buna inanmıyorum. Seni şeyhin bile kurtaramaz. Kendini kurtarsın önce. Önce kendini kurtarsın. Öyle bir şey yok. Kendimce, kendi inanışımı söylüyorum. Sizce, demiş çünkü. Asla kutbu mehdinin yerine koymuyorum. Mehdi kendi zamanında kıymetlidir, şimdi veliler kıymetlidir. Mehdi zuhur ettiğinde kıymetli olsun. O zuhur ettiğinde onun etrafındakiler kıymet versin. Eyvallah. Şimdi?
Kaynak: Nefes II — 2 Ocak 2016 Sohbeti
Tanrısallaştırma nedir ve neden sorun yaratır?
Evet, tartışmaya açamazsınız bile. Tartışmaya açamazsınız bile. Bizde kitapları kutsallaştırmak ve insanları kutsallaştırmak ve tanrılaştırmak, tanrısallaştırmak yerleşmiş vaziyettedir. Hatta biz öylesine tefsirleri, öylesine herhangi bir meseledeki risaleyi kutsallaştırırız ki birisi onun hilafına bir laf söylese hemen küfrüne fetva veririz. Burada en korunmasız olan sufilerdir ama sufilerde kendi içlerinde kutsallaştırırlar ve tanrısallaştırırlar bir meseleyi. Arkasından gelen şeyhin önceki şeyhin anlayışından daha ileri olabileceğini kabul etmeyiz biz. Eğer o şeyhi geçmiş şeyhin önünde göreni tu kaka ilan ederiz ve bir önceki vefat etmiş olan şeyhimize sımsıkı yapışırız onu tanrısallaştırırız çünkü.
Kaynak: Nefes II — 3 Ekim 2015 Sohbeti
İslamın sadece namaz, abdest, oruçla bağlanmasının nedeni nedir?
Biz çünkü İslami sadece namazla abdestle, oruçla bağladık, sufiler zikirde şeyhe bakmakta bağladı.
Kaynak: Nefes II — 3 Ekim 2015 Sohbeti
Sufiler için sufilik ne demektir?
Şeyhe bakacak melül melül, bir şeyhimiz var ne güzel sakalı var ne güzel bıyığı var. Değil o. Oraya bağladık hepsini de. Adam gitti cemaate 50 milyar verdi baş köşeye oturdu. Bütün her şey bitti, adam gitti bir yere yurt yaptırdı baş köşeye oturdu her şey bitti, adam gitti bir Kur’an kursuna iki çuval un götürdü her şey bitti en iyi Müslüman o oldu baş köşeye onu oturtturduk biz.
Kaynak: Nefes II — 3 Ekim 2015 Sohbeti
Ehli tasavvuf hür müdür?
Ehli tasavvuf siyasetçiler kadar hür değil. Ehli tasavvuf selefi vahhabi çizgisinde olanlar kadar hür değil.
Ehli tasavvuf bir kimseye ne ceza verir?
Mesela bir kimse “Ben mürşidim” derse cezası var “Ben şeyhim” derse cezası var “Ben dervişim” derse cezası var. Var.
Bir dergah ritüelini yerine getirebilir miyiz?
Siz bir sufi ritüelini yerine getiremezsiniz, siz bir dergah ritüelini yerine getiremezsiniz. Getiremezsiniz.
Biat söz konusu olduğunda ne olur?
Bir siyasi biatte karışınızdaki biat ettiğiniz kimse sizi hukuksuzluğa, sizi yanlışlığa, sizi eksikliğe, sizi noksanlığa götürüyorsa o biatlaşma şeytani bir biatlaşma oluyor, doğru bir biatlaşma olmuyor.
Sufilerin imanı nasıl bir imandır?
Sufilerin imanı, her an yenilenen, her an yenilenen, her an cedid olan imandır. Her an yenilenen her an cedid olan imana ulaşabilmesi için bir kimsenin her daim Onu zikretmesi gerekir. Ariflerin, sufilerin imanlarının tahkiki olması ve imanlarının hiç yenilmemesi, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mektubat 9.kısım 8.telvih: Tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında dediği ve adi samimi bir ehli tarikat iman noktasında asla yenilmez dediği nokta burasıdır. Asla yenilmez dediği adi samimi bir ehli tarikat silsileyi meşaiye duyduğu muhabbet cihetiyle fasık olabilir asla zındıkaya düşmez, der. Buradaki onun zındıkaya düşürmemesinin yegâne sebeplerinden birisi üstadına ve üstadına ve üstadına duyduğu sevgi cihetiyledir. Bu sevgiyi sufilerde hayat kaynağı gibidir iman kaynağı gibidir. Bu sevgiyle sufi kendisini her dem yeniler ve bu sevgi onu her dem zikrullaha götürür. Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Allah’ın onu zikretmesi, en aşağı tabakada affetmesidir. Sufiler af olmayı düşünmezler. Sufiler aşırı bir iştiyak, aşırı bir aşk, aşırı bir özlemle Allah’ın zatullahına koşarlar çünkü özlem ona aittir, çünkü aşk ona aittir, çünkü şevk ona aittir. O bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle, bitmek tükenmek bilmeyen bir şevk ile hakikatin hakikatine, hakikatin hakikatine, imanın da imanına, hakikatin hakikati dediğim: imandır.
Sufi standında yaratma kudreti nasıl açıklanmaktadır?
Nesefi, yaratma kudretinin sübut bulmasının ve var olmasının şartı olarak, yaratmanın, yaradılmış nesneyi – yaradılan nesne var olmadan önce bilmesine bağlamaktadır. (Tebsire/189) Yani Allah yaratacağı şeyi, Allah yaratacağı şeyi henüz daha yaratmazdan önce biliyor.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Sufilerin Allah’a olan yakınlığı nasıl bir etki yaratır?
Sufinin Allah’a olan yakınlığı, sufinin istediğine ulaşma, ulaşabilme, istediğinin yaratılması, istediğinin tecelli etmesi noktasına getirdi. Allah’a yakin olanlar söğüt ağacından üzüm yedi. Söğüt ağacından üzüm olur mu? Olmaz sizin için. Ama sufi söğüt ağacından üzüm yemeyi murad ettiyse, bunu kesp noktasında istediyse, Allah ona söğüt ağacından üzüm yedirir. Burada o yaratmayı fiiliyat noktasında yaratan Allah’tır.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Sufilerin iki tip insanı nasıl tanımlarlar?
Sufiler iki tip insan görürler: 1- Davete icabet etmiş olan insanlar. 2- Davete hazır, davet bekleyen insanlar. Sufiler iki tip insan görür. Sufi için öldürülecek insan yoktur. Sufi için cahildir, tebliğ edilmesi gerekir. Din nasihattir, kime? hiç dinden haberi olmayan cahillere. Din nasihattir, kime? dinden haberi olmuş olan kimselere din öğretmek için. Din nasihattir, kime? Allah’ı bilmeyenlere, Allah’ı öğretmek için.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Sufilerin karanlık ve kötülük hakkındaki görüşleri nelerdir?
Sufiler karanlığı ve kötülüğü ebedi görmezler. Karanlık ve küfür ve kötülük ebedi değildir, sonu vardır, geçicidir, izafidir, bu aleme aittir. Ötelere ait değildir. Karanlık ve kötülüğün kökünü Rahman’a da dayandırmazlar. Sufilerin, bu fakirin burada durduğu nokta farklıdır. Sufiler deyip de herkes benim fikrimde olacak diye bir kaide yok. Karanlık ve küfür ve kötülük ebedi değildir, sonu vardır, geçicidir, izafidir, bu aleme aittir. Ötelere ait değildir. Karanlık ve kötülüğün kökünü Rahman’a da dayandırmazlar.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Sufilerin kalbi tasdikleri nasıl olur?
Sufiler zahir bilgi olmaksızın batın bir işaretle herhangi bir şeyi tasdik edebilirler ve sufiler için kendi iç âlemlerinde, kendi dairelerinde önemli olan kalbi tasdikleri ve kalbi algılarıdır, aldıklarıdır.
Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti
Sufilerin kalbi ilmi nedir?
Herkesin pozitif gördüğü bir şeyi sufi negatif görebilir. Herkesin helal deyip düğün yemeğine, sünnet deyip kaşık çalan herkes, sufi o yemeğin içersinde haram bir yağ, haram bir katkı, haram bir kazanç görürse sufi için o yemek haramdır, yemez.
Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti
Sufilerin ilham ile tasdik edebilmesi neden önemlidir?
Hatta kalbe gelen bu noktada ilham tasdiki, bilgiden daha kıymetlidir. O yüzden sufileri eleştiriler. Hani bu noktada daha önce burada bir ders yapmıştık Arabî’den. Sufiler bir hadisin metnine bakaraktan hadisin sahih olup olmadığına kalplerine bir ilham gelir.
Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti
Sufilerin okudukları mı yoksa yaşadıkları mı daha önemli?
Bu manada sufiler zahiren kendilerine okutmakla mükellef olduğunu bilirler ama önemli olanın kalbi hallerinin olduklarını bilirler. O yüzden Geyl, hazretlerinden Hazreti Mevlâna’ya, Hazreti Şems’ten Hacı Bayram-ı Veli’ye, Hacı Bayram Veli’den günümüzün çağdaş Çorumlu Hacı Mustafa Efendi gibi, Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi gibi veyahut da işte günümüzün normal tanınmış tanınmamış mürşitleri gibi, zahiren bilimleri yokmuş gibi görünse de manen bir derya.
Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti
Sufilerin içsel boyutu nedir?
Meselenin içsel boyutunda, meselenin iç âleminde önemli olanda bu zaten. Bunu kabul etmese dahi bir kimse, çok basit bir şey söylüyorum; Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda görsen bir kez ve sana rüyanda dese ki, şunu yap, yapmayacak olan bir Müslüman tanıyor musun? Bu kadar.
Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti
“Efendi” der “Allahtan revamı?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki “Bir kimse bir konuda ne yapacağında kararsız kalırsa namaz kılsın (istihare namazı) Allah’a rücu etsin, kalbine gelene göre hareket etsin. Sufiler bunu şöyle yaparlar: namaz kılarlar, hani halk dilinde rüyaya yatarlar. Rüyayı talep ederler ve misal aleminden onlara bir ilim gelir. Daha ileri: Sufi gelenekte evliya menkıbeleri vardır. Okuruz biz. Geylani hazretleri bir gün yemek yiyordu, bir hanımefendi hızla odaya girer bir bakar ki Geylani hazretleri tavuk yiyor. Kızarmış tavuk. Sen bursa kızarmış tavuk yerken benim çocuğum dergâhta aç sefil” der. Geylani hazretleri hiçbir şey demez, evliya menkıbesi Gunyet’üt Talibin’de geçer, yer tavuğu katur kutur kemiklerini toplar bir yere “küntü biiznillah” der tavuk gıt gıt gıt canlanır yürür. Der ki “Senin oğlunda bu hale gelince o da otursun tavuğu yesin” der. Menkıbe ya, birisi ölmüştür. Hristiyan’dır. Hristiyan başka bir kimse der ki “Bizim peygamberimiz ölüleri diriltirdi” der. Geylani hazretleri de bir Hristiyan kabrinin başına geçer “küntü biiznillah” der kabirdeki kalkar keman çala çala kalkar. Der ki “Cenâb-ı Hakk’a hamd olsun Muhammed ümmeti de ölüyü diriltmez mesleğiyle kalkar.” der. O kimse kalkar, ona “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü” der, telkin eder, o kimse “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü” der tekrar ölür, kabre girer. Ben bir kısım Cenâb-ı Hakk’ın özel kullarının, seçilmiş kullarının bu noktada bir şeyin yaratılmasında Cenâb-ı Hakk’ın onlara hâlk sıfatıyla tecelli ettiğine inanıyorum. Buna hadis-i kudsi “Allah’ın öyle kulları vardır ki, bir şeye ol deseler, onlar olur.” Burası biraz, bu perde mahrem bir perdedir ama benim inanışım bu. Burası sizce demiş, evet bizce si de böyle. Allah bizi affetsin, yanılmaktan korusun. Tabi altında.
Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti
İslam dünyasında tasavvufun önemi nedir?
İslam dünyasının girdaplarından birisi de bu -arada parantezler açayım ben- İslam dünyası şu anda kendi içerisindeki ehli tasavvufa önem vermediğinden, ehemmiyet vermediğinden bu manada geri kalmakta. Bilhassa Anadolu’da tekke ve zaviyelerin iyileştirilip, değiştirilip, rantabl hale getirilmeden kökten kapatılması -bu benim kendi şahsi düşüncem- kapatılması gerekirdi miydi? Belki de gerekirdi ama yerine yenilenmiş bir şey konması gerekirdi. Yerine bir şey konmadı, ben dahi kapatılmasına razıydım, o dönemi incelediğimde. Gerçekten kapatılması gerekirdi amma velâkin yerine bir şey konması gerekirdi. Yerine yine tasavvufun var olduğu, gerçekten tasavvufun var olduğu tarikatın değil, tasavvuf ilminin tecelli ettiği birer tasav,uf okulları veya merkezleri oluşabilirdi -bu bir not, kapattım parantezi- ve İslam dünyasında zaten ehli tasavvufun daha fazla önem arz ettiği yer Anadolu’ydu. Anadolu bu tasavvufi düşüncenin ve hayatın tecelli ettiği yerdi ve Anadolu’da tasavvufi hayat ve düşünce tecelli ettiğinden, Anadolu medeniyetin beşiği haline geldi.
Kaynak: Nefes — 6 Aralık 2014 Sohbeti
Anadolu’da tasavvufun ne kadar önemli olduğu?
Anadolu bu tasavvufi düşüncenin ve hayatın tecelli ettiği yerdi ve Anadolu’da tasavvufi hayat ve düşünce tecelli ettiğinden, Anadolu medeniyetin beşiği haline geldi. Eğer Osmanlıyı bir medeniyet olarak nitelendirenler bu medeniyetin temelinde hazreti Mevlana’yı, Hacıbektaş’ı, Yunus Emre’yi, Balım Sultan’ı, Avrupa’nın ortasına kadar giden Sarı Saltuk’u nereye koyacak? Koyamazsınız bir yere, medeniyeti medeniyet eden, bu noktada dini bu topraklarda sevdiren, yaşatan en önemli olgudur.
Kaynak: Nefes — 6 Aralık 2014 Sohbeti
Türkler ve yukarı Mezopotamya insanları tasavvuf üzerinden nasıl benimsemiş?
Türkler ve yukarı Mezopotamya insanları bütün hepsi de Farisi’sinden, Kürt’ünden, Arap’ından, Çerkez’inden, bütün hangi etnik kökenden olursa olsun, Avrupa’dan, Arnavutluğundan, Boşnağından, Pomağından hangi etnik kökenden olursa olsun bu bölge komple yukarı Mezopotamya halkları dini, tasavvuf üzerinden, tasavvuf bilgisi, düşüncesi, tarzı ve tavrıyla benimsemiş ve yaşamış ve dini medeniyet, dinin doğduğu, çıktığı, büyüdüğü yerlerden yukarı Mezopotamya’ya taşınmış.
Kaynak: Nefes — 6 Aralık 2014 Sohbeti
İslam dünyasında tasavvufun önemi neden azalmış?
İslam dünyası şu anda kendi içerisindeki ehli tasavvufa önem vermediğinden, ehemmiyet vermediğinden bu manada geri kalmakta. Bilhassa Anadolu’da tekke ve zaviyelerin iyileştirilip, değiştirilip, rantabl hale getirilmeden kökten kapatılması -bu benim kendi şahsi düşüncem- kapatılması gerekirdi miydi? Belki de gerekirdi ama yerine yenilenmiş bir şey konması gerekirdi. Yerine bir şey konmadı, ben dahi kapatılmasına razıydım, o dönemi incelediğimde. Gerçekten kapatılması gerekirdi amma velâkin yerine bir şey konması gerekirdi.
Kaynak: Nefes — 6 Aralık 2014 Sohbeti
Evren var olmakla yok olmanın sonsuza kadar birbirini kovalamasıdır. Bu ifadeyi nedir?
Her şey ancak karşıtların kavgasında doğar. HER ŞEY SONSUZA KADAR DEĞİŞMEKTEDİR. Bütün şeyler bir şey, bir şeyde bütün şeyler. Yaradılış diye bir şey yoktur varlık birliği vardır. Varlık evrende ne varsa canlı cansız tümünde belirir. Tasavvuf ile Herakletios’un varlık tanımı örtüşür.
Kaynak: Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti
Varlıkla alakalı Âdem’den itibaren bütün insanoğlu varlığın üzerinde hep tefekkür etmiş, hep düşünmüş. Bu ifadeyi nedir?
Tefekkür ederken dindar olanlar kendilerince bir peygambere bağlayanlar peygamberlerin getirmiş olduğu öğretinin çizgisinden sapmadan bunun üzerinde tefekkür etmişler, düşünmüşler, rabıta etmişler, analiz etmişler ve bununla alakalı bir bilgi sahibi olma yoluna gitmişler, araştırmışlar, şüphe etmişler. Dini çerçevede ve yolda olmayan, bizim öyle gördüğümüz kimselerde ama kendi din inanışlarının içeresinde ama din inanışının dışında varlığın üzerinden onlarda değişik araştırmalar yapmışlar değişik bilgilere, değişik noktalara varmaya çalışmışlar, onlarda bu noktada kendilerince şüphe ederekten, kendilerince bunun üzerinde kılı kırk yararaktan fikir üretmeye çalışmışlar. Bunlar zaman içerisinde birbirlerinden etkilenmişler, bunlar zaman içerisinde birbirleriyle kavga etmişler, zaman içerisinde birbirlerinin bazı yerleriyle barışmışlar bunlar bir müddetten sonra bu felsefenin ariyetten fiziki yönleri, matematik yönleri, bu noktada bilim dediğimiz elle dokundu gözle gördü üzerlerine araştırma yapanlarda bunlara katılmışlar ve bunlarda bu noktada ama hem dogmatik felsefeye hem de tanımlamam ne kadar doğru ama İslami dini felsefeyle bunlarında barıştığı, tartıştığı, örtüştüğü, karşı geldiği, birleştiği yerler olmuş. Tabi bu bundan sonrada devam edecek, bu burada kalmayacak. Burada kalmamasının sebebi şu: din tamam oldu ama ilahi kitap henüz daha tam çözümlenemedi. O yüzden ilahi. Din tamam oldu, ilahi kitapla hadis-i şeriflerin arasındaki hadis-i kudsilerde tam olarak henüz daha açıklığa kavuşmadı. Açıklığa kavuşmayınca dini perspektifteki düşünen, okuyan, bir bilgiye ulaşmaya çalışan, varlığın üzerinde tefekkür edenler bununla alakalı her daim yeni bilgilere, yeni bulgulara, yeni anlayışlara, yeni idraklere ulaşıyorlar. Bunun yolu ehli tasavvuftan geçiyor. Bunu fıkıhçıların yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar, bunu tefsircilerin yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar. Yapmıyorlar. Bunu hadisçilerinde yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar, çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar. Bazen sohbetlerde söylüyorum alınıyorlar, bana, diyorum ki, son 100 yılın 200 yılın iyi bir fıkıhçısını gösterin Hanefi’ye göre. Son 150 yılın iyi bir tefsircisini gösterin bana. Bütün dünyanın kabul ettiği bir tefsircimiz var mı? Yok. Bizim diyanet profesörleri kes kopyala yapıştır tefsir yapıyorlar. Ahmet şunu demiş, Mehmet bunu demiş. Cem ediyor, Ahmed’in Mehmet’in dediğini karıştırıyor oraya koyuyor. Yeni bir şey var mı? Yok. Bakın bu bizim kısırlığımız ama sufilerin içerisinde tarikat ehli olmayan ehli tasavvuf bunun üzerinde kafa yoruyor, kalp yoruyor, iç alemini bu konuda çalıştırmaya çalışıyor. Onlarda hepsi değil, bir kısmı. Bir kısmı da para kazanmanın yolunda zaten. Bir kitap yazayım da satayım da para kazanayım diye bakıyor. Bir kısmı da Arabî’den alıyor boyuna devşiriyor. Mesnevi’den alıyor devşiriyor. Karşı karşıya geldiğinizde kitapsız hani böyle kendi kalbinden ilhami olarak konuşabileceği bir şeysi yok ama bu sufi dünyanın kendi içerisinde ilgilendiği bir alan: Varlık.
Kaynak: Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti
Panteizmle İslam tasavvufu örtüşmektedir mi?
Panteizmle İslam tasavvufu ayrışır. İslam tasavvufu, var olmuş olan bu varlığı tanrı olarak görmez ancak Allah’ın sıfatlarının tecelliyatı olarak görür. Sıfatlarının tecelliyatı. Ne kadar sıfatı vardır? Sayısızdır, bilemeyiz. Bize söylenen 99 ism-i şerifi var. Bu, 9, 99 olacak manası değil. Bize 99’u söylenmiş. İmam-ı Şafi, 1000 küsur tane Allah’ın ismini tespit ettim der, ismini. Bir başka zat 3000 tane tespit ettim der. Allah’ın sıfatlarını sayısala bağlamak mümkün değildir. Sufilerce Allah’ın sıfatları sayısızdır, sonsuzdur. Sonsuz. Sonsuz sıfata sahiptir ve varlık, İslam sufi düşüncesine göre hiçbir zaman tanrı değildir, Allah değildir. Hiçbir zaman. Sadece Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelli ettiği yerdir. Bunu koyduk bir yere. O zaman varlık bütünüyle sıfatların tecelli ettiği yer.
Kaynak: Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti
Dinin yenilenmesi nasıl sağlanır?
Dinin yenilenmesi, dindarların yenilenmesiyle mümkündür. Dindarlar kendilerini yenileyemedikleri müddetçe dinde kendisini yenilenmemiş gibi gösterecektir. Sufiler, tarih boyunca kendi topluluklarında, kendi dairelerinde kendi imanlarını yeniledikleri için dinlerini de yenilemişlerdir.
Kaynak: Nefes — 14 HAZİRAN 2014 Sohbeti
Sufi velilerin dini yenilenmesi nasıl gerçekleşmiştir?
Sufi veliler bunun önderliğini yapmışlar çünkü onlar kınanmaktan, taşlanmaktan, Hallac gibi çaprazlama kesilmekten, Nesimi gibi derisinin yüzülmesinden korkmazlar. Onlar hak bildiğini söylerler ve Hallac-ı Mansur’un çaprazlama kesilip asılmasına hükmedenlerin içersinde Cüneyd-i Bağdâdî vardır, teyzesinin de oğludur ve bunlar yapılırken hepside din adına yapıldı.
Kaynak: Nefes — 14 HAZİRAN 2014 Sohbeti
İbni Arabî’nin alem hakkındaki görüşü iki temele dayanmaktadır. Bunlardan biri Hakk Teâlâ bir diğeri de insan-ı kâmildir?
İnsan-ı kâmil kavramını tartışırken Arabî’nin insanı iki ayrı düzeyde ele aldığını görürüz. Bunlardan ilki kozmik, kevni düzeydedir. Avami termolojide bu düzeyde söz konusu olanın insanlık, beşeriyet olduğunu söyleyebiliriz. Bu kevni düzeydeki insan Hakk sureti üzerine yaratılmış olması sebebiyle alemdeki bütün varlıkların en kamilidir. İnsan burada insan-ı kâmilidir. Bu anlamda insan-ı kâmile alemin kâmil bir icmali yani hülasası özü bütün varlık aleminin gerçek ruhu, alemde tecelli etmiş olan ne varsa hepsini de kendinde cem eden bir varlık nazarıyla bakılır. Bu düzeyde insan alem-i sagîrdir. ÂLEM-i sagîr, küçük alem demek.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
Keşani’ye göre insan, alem-i sagîr, alem ise insan-ı kebirdir yani büyük müdür?
Keşani’ye göre insan, alem-i sagîr, alem ise insan-ı kebirdir yani büyüktür. İnsan dışındaki her bir varlık Hakk Teâlâ’nın ancak bir veçhesini yansıtır. Bunar bir araya cem edilip de bütün alemi teşkil ettikleri zaman ancak Hakk’ın bilincine tekabül eden bir büyük bütün teşkil eder. Bu anlamda hiç şüphesiz alem birdir ama bizatihi bilinci olmadığından tam ve gerçek vahdet teşkil etmez. Buna karşılık insan Hakk’ın bütün varlık alemine yayılmış olan tecellilerinin suretlerinin tümünü sadece tevhid etmekle kalmaz bunun üstünde bu bütünün bilincine de sahiptir. Bu manada insan Hakk’ın suretidir.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
Alemi yarattı, alemden ne yarattı?
Âdem yarattı. Ademden ne yarattı? Muhammed-i Mustafa yarattı zahiri olarak. Muhammed-i Mustafa’nın ruhaniyeti neydi? Ondan alem yaratılmıştı. Yaratmayı konuştuk mu? Konuştuğumuzda bu değil miydi tablo? O zaman alem komple neydi? Muhammed-i Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyetiydi. Bunun içindeki insan-ı kâmil ne o zaman? Muhammed-i Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyetinin tecelliyatları. O ne? Allah’ın nuru. O zaman biz bu alemin içerisinde bir bütün olarak göreceğiz hepsini de. Neden? İlerideki soruyu iyi kavramamız için bu silsileyi yapmak zorundayız. Şimdi insan-ı kâmili tartışırken, insan-ı kâmile bakarken peygamberle baktığımız gibi bakacağız. Bir veçhesi ne? Beşer. Hazreti Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki "Bende sizin gibi insanım. Yerim, içerim, uyurum, evlenirim." Neymiş? Beşer. Bir veçhesi var, Allah ile görüşen, konuşan vasıtasız. Burası ne? Beşeriyetin üstünde. Beşeriyetin karşında ne var? Ulviyet, maneviyat. O zaman bir de ulvi tarafı var. O zaman biz insan-ı kâmile bakarken bir tarafı ne? Beşer. Şöyle düşünün, bütün insanları bir görün ve bu insanların bir tarafı beşerî. Şöyle bakın, bir çıt yukarı çıkın. Bütün alemi bir veche ile beşer görün. Beşeriyet. Bütün alem. Bir vechesiyle ne? Ulviyet. Devam ediyoruz şimdi, Arabî’nin insanı iki ayrı düzeyde ele aldığını görürüz. Evet. İki ayrı düzeyde ele aldık. Bunlardan birisi kevni yani beşeriyet, öbürkü de ne? Ulviyet.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
Varlıkların en kamilidir. İnsan burada insan-ı kâmildir. Varlığın en mükemmeli insan-ı kâmil?
Bu anlamda insan-ı kâmile alemin kâmil bir icmali yani hülasası özü bütün varlık aleminin gerçek ruhu, alemde tecelli etmiş olan ne varsa hepsini de kendinde cem eden bir varlık nazarıyla bakılır. Bu düzeyde insan alem-i sagîrdir. Yani küçük alemdir.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
Cenâb-ı Hakk’ın insanın zübdesini yani nüvesini teşkil ettiği insan ile hülasa edilen alem aracılığı ile kendisini seyretmesi nasıl mümkün olmaktadır?
Yine Arabî’den: bir şeyin kendi nefsini kendi nefsi ile görmesi kendi nefsini
ayna gibi başka bir şeyde görmesine benzemez? Sizce? Ben Allah’ın kendisini yaratmış olduğu varlıklarda tanıdığına katılmıyorum. Alemden murad, Allah’ın tanınmasıdır. Allah’ın kendisini tanımak istemesi Allah’ın zayıflığıdır. Allah kendini bilmiyor mu ki kendini görecek? Allah kendisini müşahede etmekten uzak mı bir varlığa bakarak kendisini müşahede edecek? Bunu bir kısım arabiciler aslanın sudaki aksini görüp kendi kendine onunla heybetlenmesi olarak anlatır. Allah hiçbir şeye benzemez, insanın aklına, beynine de benzemez. İnsan aklının, beyninin "Allah şudur" dediği her şey Allah değildir. İnsanın gönlü ancak Allah’ın sıfatlarını müşahede eder. Bu müşahede insan içindir. Allah ademe bakaraktan kendisini müşahede etmez. Allah ademe bakaraktan kendisini müşahede edecekse benden farkı yoktur o zaman. İnsan için ayna Allah’tır, Allah için ayna Allah’tır. Allah için ayna insan değildir. Cenâb-ı Hakk insan-ı kâmile mecbur değildir, insan-ı kâmile ne yapar? İcabet eder. Allah insana mecbur değildir. İnsan Allah’a mecburdur ama bir kısım Arabî ekolcüleri, bir kısım arabiciler bu manada Cenâb-ı Hakk’ın insanın üzerinde yani insan-ı kâmilin üzerinde kendisini müşahede ettiğini söyler ve insanı bir kısım arabiciler Allah’ın nefsi olarak görür haşa ve insanı Allah’ın nefsi olarak göstererekten insanı putlaştırır ve Allah kendi nefsinde kendisini seyretmiş olur. Kendi nefsinde kendisini seyreden kimdir? Beşer noktasında Allah’a mecbur olan, insan. Burada arabicilerle yolum ayrılır. Arabî’den değil arabicilerden yolum ayrılır. "Sizce" diye kardeş sormuş burada, bence bu. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah tanınmaklığı sevmiştir, bir şeyi yaratmıştır yarattığı şey Onu zikretmiştir, tesbih etmiştir, tenzih etmiştir, bu Allah’ın hoşuna gitmiştir. Daha doğrusu Allah bunu sevmiştir. El-Hub Allah’ın ismidir, el-Vedud Allah’ın ismidir ve Allah bir şey yarattığında o yarattığı şeyin üzerinde bütün Esma-ül Hüsna’sını tecelli ettirmiştir. Allah insan-ı kâmilin üzerinde de bütün Esyama-ül Hüsna’sını tecelli ettirmiştir, Allah Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde de bütün Esma-ül Hüsna’sını tecelli ettirmiştir. Cenâb-ı Hakk yaratmış olduğu alemin üzerinde de bütün Esma-ül Hüsna’sını tecelli ettirmiştir ama hiç birisi de Zatı değildir.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
İbadetin doğası nedir?
İbadet Zatullahın direkt kendisinedir, dua Zatullahın direkt kendisinedir. O yüzden sufiler derler ki, biz Zat ile meşgulüz. Biz Zat ile meşgulüz. O yüzden cennet için ibadet etmeyiz, o yüzden cehennemden korkumuza ibadet etmeyiz, bizim ibadetimiz Zatadır.
Kaynak: Nefes — 9 Şubat 2013 Sohbeti
Sufilerin karşı çıktığı akıl nedir?
Yoksa susadığında senin elini suya uzatan, seni su bulmaya çağrıştıran akıl değildir sufilerin itiraz ettiği akıl. Sufilerin itiraz ettiği, yukarı Mezopotamya sufilerinin itiraz ettiği, Hazreti Mevlana’nın, Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin, Yunus Emre’nin bu noktada son bu Anadolu’da yaşamış olan, Anadolu’ya uğramış olan bu kimseleri söylüyorum ki mesele anlaşılsın diye.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufi yolu nedir?
Sufi haşa Onun izinden, Onun bakışından giden kimsedir. O zaman sufide bir eline tenzihi, bir eline de teşbihi alıp da yürür ve öyle bir ana gelir tenzih de teşbih de O olur.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Arabî sufi algılayış olarak tenzihi de teşbihi de ahenkli bir şekilde ne yapar?
Her daim kullanır. Ama bu varlığın değişik boyutlardaki tecelliyatını anlatabilmek ve anlayabilmek için kullanır.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hayret makamı nedir?
Hayret: vahdette kesret, kesrette vahdet değildir. Hayret, varlığın tecelliyatlarından tecelliyatına geçme halidir. Onda kesret ve vahdet anlayışı yoktur. Hayret hali aklın o kimseyi terk edip sadece idrakin kaldığı ve idrak noktasında da zatın tecelliyatlarını ve her tecelliyatında ayrı bir tecelliyatı idrak etme, anlama halidir ki o esnada sufide akıl kalmayacağı için aklı olmayanın kesrette vahdet, vahdette kesreti düşünme hali kalmaz hayret, o kimsede hayreti, hayret hayreti, hayret hayreti, hayret hayreti ekleyerekten zatın tecelliyatlarında o kimsenin kaybolup gitmesidir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hayret zorunlu olarak ne şekilde hareket eder?
Hayret zorunlu olarak dairesel bir hareket şeklini alır. İbni Arabî’ye göre hayrete duçar olan kimse bir daire çizer.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hayrete duçar olan bir kimse ne yapar?
Hayrete duçar olan bir kimse bir daire çizer. Daire başladığı yere dönmektir. Bir daire çizerseniz başladığınız yere dönersiniz.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Vahdet-i vücud felsefesinde iki şey var mı?
Vahdet-i vücud felsefesinde iki şey yoktur. Her şey bir şeydir. Her şey bir şey, farklı bir şeydir, bir şeyin etrafında bir şeyin dönmesi farklı bir şeydir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
İnsan Hakk’a nazar etsenin, Hakk’dan daima aynı uzaklıkta mı kalır?
İnsan Hakk’a ister ilk Vâhidiyyet’i yönünden, isterse sonsuz sayıda somut eşya suretinde çeşitlilik kazanması (yâni Kesret) yönünden nazar etsin, bizatihi Hakk’dan daima aynı uzaklıkta kalmaktadır.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Nazarı perdeli olduğundan gerçeği göremeyen bir adam doğru bir yol boyunca yürüyen bir adam mıdır?
Tersine olarak, nazarı perdeli olduğundan gerçeği göremeyen bir adam ise doğru bir yol boyunca yürüyen bir adamdır.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Bir daire üstünde yürüyen bir adam ile bir doğru çizgi üzerinde bir diğeri misali nasıl formüle edilir?
Bir daire üstünde yürüyen bir adam ile bir doğru çizgi üzerinde bir diğeri misali böylece formüle edilmiş olan bu düşüncenin bizzat kendisi de olağanüstü bir derinliğe haizdir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sonsuz bir daire olarak düşünün, siz bu dairede bir döndünüz bir daha aynı dairede döndüğünüzde aynı yolu yürümüş olmuyor musunuz?
Sonsuz bir daire olarak düşünün, siz bu dairede bir döndünüz bir daha aynı dağerde döndüğünüzde aynı yolu yürümüş olmuyor musunuz? O hiçbir şeye benzemez. Bir daha gördüğünüzde bir daha bir şeyi görmezsiniz.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufilerin bu mecburi istikamette dönebilir mi?
Evet. Emmaredeki bu mecburi istikamette dönebilir, levvamedeki bu mecburi istikamette dönebilir, hep levvamede kalacak o, mülhime hep bu mecburi istikamette dönebilir. Bu anlayışta sufiler var mı? El-cevap: Var. Sufilerin içerisinde böyle algılayanlar var mı? Var. Bunu çeviren kimsede böyle algılamış bunu.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Bir kimsenin ruhaniyeti 5.makamda yaratıldığında ne olur?
O kimse habire 5.makamda kör olarak dönecek. O aslında kör. Niçin? Başka bir şey görmekten uzaksan aslında körsündür. Oysa Hazreti Peygamber diyor ki “Siz gittiğiniz yerden geri dönmeyin” Allah Allah! Gittiğiniz yerden bir daha gitmeyin, diyor. Bu veli sıfatıdır. Velilik. Gittiğin yerden geri dönme. Sen sütçü beygiri gibi aynı noktada dönemezsin. Sen insansın, halifesin. Sütçü beygiri gibi aynı noktadaki dönmek develiktir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufi diz dibinde öğrenilir. Diz dibi nedir?
Üstadının dizinin dibindesindir. Üstadının dizinin dibindesindir. Ümrede yanındakine vurdu “Beytullah ne renk?” dedi ona, “Efendim sarı” dedi. Yakından tanıyanlar bilirler, o böyle elini bağlar göbeğinin üzerine, teşbihini de alır çat, çat, çat giderken çatırtı durur. Çat, kaldı mı ben derim ki, boyut değişti. Sufiysen gir boyutuna.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufi yolu hayrete bağlı mıdır?
Bizim yolumuz hayrete bağlıdır. Bizim en küçüğümüzde hayret makamındadır, en büyüğümüzde hayret makamındadır. Biz hayret makamında görürüz bütün kardeşleri ve bütün kardeşler hayretten hayrete geçerler. Asla onları cebriye noktasında, kör noktasında görmekten uzağımdır.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hayretten hayrete geçiş ne anlama gelir?
Sen o dizin dibinde durduğun müddetçe. Sen o dizin dibinde durduğun müddetçe hayret yolculuğun devam edecektir. Ne zamanki diz dibinden ayrıldın, o zaman sana körlük hastalık olacaktır. Sen körleşeceksin kenara oturup, nasıl olsa aynı yörüngede herkes dönüyor diyeceksin.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufi anlayışı Budist anlayışla nasıl karşılaştırılır?
Bu, Uzakdoğu’dan gelme Budist anlayışıdır. Uzakdoğu’dan gelme Budist anlayışlı şudur: kim hangi makamda yaratıldıysa o, o makama geri döndürülür. Geri döndürülmek için tekrar dünyaya gelir işte at olur, kedi olur, köpek olur, bir daha gider o yaratıldığı noktaya gelinceye kadar o kısır döngüde devam eder. Bu değildir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sufiler neden İslam dünyasında bozulmaya uğramıştır?
Sufiler, İslam dünyasında bozulmaya uğramıştır çünkü onlar da menfaatlerin peşine gitmişlerdir. Vakıflardan maaş almak, müridlerinin askere gitmesine bakmak gibi maddi çıkarlar için kendi inançlarını ve fikirlerini terk etmişlerdir. Bu durum, onların sufi ölçütlerini uygulamalarını engellemiştir ve bu nedenle İslam dünyasında bozulma devam etmektedir.
Tarikatların İslam’ı anlayış ve yaşayış biçimlerini eleştirmektedirler mi?
O zaman için tarikatları ve tarikatların İslam’ı anlayış ve yaşayış biçimlerini de eleştiriyorlar. Bundan bir örnek vereyim: Bediüzzaman Saidi Nursi’nin “Zaman tarikat zamanı değil.” sözünün arkasında bu var.
Tarikatların usulleri neden eleştirilmelidir?
Bir yerde sünnet-i seniyye durur-ken üstadının sünnette olmayan bir herhangi şeyini körü körüne bağlanarak onu yapmaya gayret ediyorlar mı? Evet. Halbuki yok sünnette ama onu yapı-yorlar. Yaptıklarının da temelleri “Biz şeyhimizden böyle gördük.” diyorlar.
İsmail Fenni Ertuğrul’un tarikatlarla ilgili görüşleri nelerdir?
İsmail Fenni Ertuğrul’a göre o günkü tarikat şeyhlerinin ve o günkü tarikat öğ-retisinin Batının materyalizminin karşısında bir şey üretemeyeceğini dü-şünüyor. Çünkü üretemiyorlar. O yüzden İsmail Fenni Ertuğrul, Batının o materyalist felsefesine karşı Arabî’den alıntılar yapıp eserler yazıyor.
Dervişlerin ve sufilerin zaman içinde nasıl bir durum yaşadıkları nedir?
Dervişler de aynıydı. Bizim Şeyh Efendi’nin zamanında -Allah rahmet eylesin- bütün dervişler aynı şeyi söylüyorlardı. Bilhassa zakir kesimi: “Mustafa Efendi ya bizim orası Bayın-dır gibi değil.” Bayındır gibi olsanız hiç olmayacaksınız zaten. Bayındyır’da ayık dolaşan adamı saf görüyorlar. Bayındır’da ayık dolaşan kimse gerize-kalı, embesil, işe yaramaz, ondan ne koca olur; ne adam olur; Bayındır öyle bakıyor. Öyle bakan bir yerde derviş oluyor insanlar, tövbe edip geri dönü-yorlar, onlar diyorlar ki; bizim orası Bayındır gibi değil. Bayındır gibi olsa-nız zaten siz hiç yapamayacaksınız, sebep? Bayındır’da hancı sarhoş, yolcu sarhoş. Herkes derebey gibi. Adamı neden yan baktın, deyip, silahı çekip ta-kır takır adam vuruyor adam. Köyün ortasında kovboy filmleri gibi birbi-rine ateş ederken ikisi de sağ, etraftan yedi tane ölü var. Millet silahı mey-danda dolaşıyor, saklama ihtiyacı duymuyor, Yolda giderken esrarı sarıyor, yolda giderken patlatıyor, içiyor. Bayındır, nerde Bayındır gibi olacaksınız? Olamazsınız. Kahvenin bir köşesi var, esrar içenlere ayrılmış. Bildiğiniz kah-venin bir köşesi var arka köşesi, cigarayı saran oraya geliyor, elden ele dola-şıyor, meydanda. Adam gece-gündüz yakmış, yürüyor aşağı doğru, duman dumana ortalık. Yoldan geçen de bilader afiyet olsun, diyor. Lan sen ne ya-pıyorsun, diyen yok veya otur parka zeytin ağaçlarının dibi esrar ekili. Mil-let elinde bidon, bizim orada çünkü mayıs, haziranda sıcak olur artık iyice; yaz geldi Bayındır’a. Muhtar eski mart dokuzu girdi mi? Girdi mi martın dokuzu, oldu mu eski mart? Tamam.
Radikalizm ve anarşizm neden sufilerin içlerinde barındırmazlar?
Sufi topluluklar anarşizmin ve radikalizmin kol gezdiği yerler değildir. O yüzden bu radikalizmin ve anarşizmin kol gezdiği topluluklar veya şahıslar sufileri çok ağır bir şekilde eleştirirler, bugüne kadar hep eleştirdiler ve onların benim nazarımda siyasi veya dini kimlikleri yoktur. Onların bir tek kimlikleri vardır, onlar radikalizmi kendilerine ölçü edinmişlerdir. Yani aslında -bu benim kendimce- onlar kendi-lerini şeytanlaştırmışlardır. Kendilerini şeytanlaştırdıkları için çevresindeki bütün her şeyi şeytan olarak görürler ve o radikalizmden beslenirler, şiddet-ten beslenirler, şiddetten. Oysa sufilik şiddeti tamir eder, şiddeti tadilat eder. Bizde mesela bir sufinin kadını dövmesi düşünemez, bir sufinin küfür et-mesi düşünülemez, bir sufinin bir çocuğu dövmesi düşünülemez, bir sufi-nin kalkıp da bir kimseye devlet emretmediği müddetçe… Hani o da dev-let memurudur, askerdir, polistir, güvenlik memurudur, devlet ona emreder ateş edeceksin, der, ateş eder. Sınır boylarında askerlerin savaşması gibi ve-yahut da güvenlik kuvvetlerinin kötülerle, kötülüklerle mücadele etmesi gibi terörle savaşması gibi. O zaman devlet emriyle olur, o kimsenin bundaki so-rumluluğu kalkar. Ancak bir sufi o zaman öldürebilir, öbür türlü öldürebilir mi? Hayır. Yani sufilik bu noktada radikalizmi ve anarşizmi kendi içerisinde barındırmaz, şiddeti kendi içerisinde barındırmaz. Bu tip şiddet, radikalizm, anarşizm köklü insanlar sufiliğin içerisinde barınamazlar.
İslam dünyasındaki sufilerin sistemindeki durumu nedir?
İslam dünyasındaki sufiler, sisteminin içindeki baskı altındadır. Sufiler, hak ve hakikat noktasında duranlar olup, gizli bir tehlike teşkil ederler. Çünkü onlar klasik, naturel İslam’ı savunup yaşamaya çalışanlardır. Bu nedenle, onlar sistemler tarafından baskı altına alınmıştır.
Sufilerin İslam dünyasındaki etkisi nedir?
Sufiler, İslam dünyasında geleneksel, klasik ve natürel bir İslam inançını benimserler. Onlar, İslam’ın gelmesini isterler ve bu gelmesi için tebliğ, nasihat ve anlatma yoluyla çalışırlar. Sufiler, anarşiye girmezler, silah almazlar ve yolun sevgiden, muhabbetten, aşktan geçtiğini bilirler. Bu nedenle, onlar İslam dünyasında önemli bir etkiye sahiptirler.
Sufi toplulukları neden İslam dünyasının gerisinde kalmıştır?
Sufi topluluk otuz yıldan beri sigara haram, der iken onlar cumhurbaşkanının sigaraya savaş açmasını beklediler. Cumhurbaşkanı sigaraya savaş açınca diyanet haramdır, hükmünü verdi ama otuz yıldan beri bu sufi topluluk sigaranın haram olduğunu söylüyordu. Bu sufi topluluktan otuz yıl geri. Gerici bunlar, bunlar gerici. İleriye göremeyen, ileriden haberi olmayan, bu konuda kalbi akılları körelmiş, bu konuda fiziki akılları iğdiş edilmiş, üretmeyen, kalbi ve nazari akılları çürümüş insanlar.
İmametin dini olmaktan ziyade dünyevi bir kurum olduğu konusunda ne anlatılmaktadır?
Ehl’i sünnet, imametin Usulu’d Din’den olmadığı, siyasi bir kurum olduğunu ve dinin ameli kısmıyla ilgili olduğu konusunda hemfikirdir. Ancak Sünni siyaset anlayışında "İmamlar Kureyş’tendir." şeklindeki bir rivayetin kabul edilmesi, imametin dini olmaktan ziyade dünyevi bir kurum olduğunun kelami açıdan temellendirilmesinde önemli bir engel olmuştur. Tabi şimdi "İmamlar Kureyş’tendir." sözü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında söylediğidir ve imamlar Kureyş’tendir. Kureyş’ten olduğu müddetçe de bir Kureyşli olduğu müddetçe Kureyşlilerinden imam seçilir. Tabi hulefâ-yi râşidin dediğimiz Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali bu noktada Kureyş’tendi, sonradan tabi Ümeyyeoğullarına geçti. Ümeyyeoğullarına geçtikten sonra inkıtaya uğradı. Her ne kadar zaman içerisi birkaç tane Kureyş’ten imam olsa da sonuçta imamlar Kureyş’tendir sözü tecelli etmedi. Buradaki "Kureyş’tendir" sözü aslında biraz daha itikadi ve ameli olarak ele alınmalı çünkü Kureyşliler dinlerine çok sadık, dinlerine çok sahip bir topluluk. Ta İbrahim’den itibaren öyle olunca imamlar Kureyş’tendir yani imamlar dindardır; dini akidelere, kaidelere uyarlar; dini akidelere ve kaidelere uygun bir şekilde hareket ederler olarak da algılanabilir.
İslam dünyasında fikirsel çatışmalar var mı?
İslam dünyasının içerisinde tefsirciler fıkıhçılarla, fıkıçılar hadisçilerle veyahut da sufilerle diğerleri gibi zaman zaman fikirsel çatışmalar hep olmuş mu? Ol-muş. Bugüne süregelen çatışmalar hala daha var mı? Var. Mesela sufilerle, bir kısım dar dairede duran fıkıhçılarla çatışmalar olmuş mu? El-cevap: Olmuş. Bugün de İslam dünyasında böyle kendisini aydın gören, entelektüel gören kimseler var.
Sufilerin İslamcı aydınlar tarafından nasıl eleştirildiği?
Yani bu kendilerini entelektüel görenler, kendilerini belli bir dairede belli bir seviyede görüp de sufileri beğenmeyenler kendilerince su-filere karşı savaş açmışlar mı? Evet. Bunu genelde siyasiler yapıyorlar, sebebi de şu: Çünkü siyasiler kendilerinin eleştirilmesini, kendilerinin uyarılmasını, kendilerinin gözünün üstünde kaşın var; denilmesini istemiyorlar. Ama ger-çek sufiler bu konuda cesaretli olduklarından, onlara gözünün üstünde ka-şın var; deme cesaretleri bulunduğundan ve aynı zamanda da gerçek sufiler gerçekten ve gerçekten sufiliği yaşıyorlarsa koyun değiller; güdülmüyorlar; öyle olunca da onlar güdülen insanlar istiyorlar. Veyahut da bu ulema dedi-ğimiz kimseler güdülen insanlar arıyorlar veyahut da bu İslami aydın gibi görünen kimseler güdülen insanlar istiyorlar. Güdülen insanlar olunca on-ların işlerine yarıyor. Onlar oy zamanı geldiğinde oylarını atacaklar, yürü-yün, dediklerinde yürüyecekler, oturun, dediklerinde oturacaklar. Böyle bir sistematiğin içerisine koymak istiyorlar.
Sufilerin tarikat erbabı ile tarikat yapılanması arasında fark var mı?
Tarih boyunca sufiler böyle bir sistematiğin içerisine girmemişler. Bakın sufiler diyorum, özellikle sufileri söylüyorum, tarikat erbabını demiyorum. Çünkü tarikat erbabı su yoluna girer mi girer. Örneğin seçimlerden önce ne zaman görülmüş ki bir kısım tarikat erbabının kalkıp da biz filanca siyasi parti destekliyoruz, diye açıklamada bulunmaları veyahut da ne zaman gö-rülmüş ki kendisini ehli beyt hizbi görüp biz Türkiye’de filanca partiyi des-tekliyoruz, deyip de açıklaması gibi. Yani bunlar ne ehli beyt topluluklarına yakışacak bir şey… Daha da bunu açık ve net bir şekilde söyleyeyim.
İslamcı aydınlar ve siyasi partilerin sufilerle olan ilişkileri nasıl?
Türkiye’deki tarikat yapılanmanın bilhassa Nakşibendilerin kalkıp da seçimler-den önce biz filanca partiyi destekliyoruz, filanca partiye desteğimiz orada, oyumuzu oraya atacağız, gibi söylemeleri aslında sufi literatürüne uygun de-ğil. Bunu da böyle cesaretle söyleyebilecek, ifade edebilecek Türkiye’de in-san çok az. Sebep? Korkuyorlar çünkü. O yüzden bu İslamcı aydınlar diye nitelendirdiğimiz, Türkiye’deki böyle kendince okumuş, yazmış olanlar su-filere savaş açıyorlar. Bu İslamcı aydın gibi gördüğümüz Ali Şeriaticiler ör-neğin. Bunlar sufilere savaş açıyorlar. Ali Şeriati’yi inceleseler o zaman belki de savaş açmayacaklar. Veyahut da selefi vahhabiler sufilere savaş açıyorlar. Bakın, sufilere savaş açan enteresan gruplar bunlar. Bunların sufilere savaş açma sebebi: Sufilerin kendilerince kendilerine ölçü olarak, kendilerine dokt-rin olarak Kur’an ve sünneti seçmeleri. Bizim için ölçü Kur’an ve sünnettir, sonra imamların içtihadı, sonra ilk sufilerin yoludur. Bizim için x bir kim-senin sözü Kur’an ve sünnete uyduğu müddetçe muteberdir, Kur’an ve sün-nete uymazsa muteber değildir. O yüzden bilhassa dünya üzerinde Ali Şeri-ati çizgisindeki İslamcı aydınlar ile tarihselci olarak gören İslamcı aydınlar ile Türkiye’de hadisleri inkar eden İslamcı aydın görünen kimseler; sufi, ger-çek sufi yapılanmalara karşı savaş açıyorlar.
Sufilerin İslam dünyasında nasıl bir rol oynadığı?
Bu tartışmalar, bu mücadeleler, bu atışmalar devam ediyor mu? Evet. Bunlar devam edecek mi? Evet çünkü Kur’an ve sünnetin doğrularını eğip bükmek, Kur’an ve sünnetin emirle-rini yumuşatmaya çalışmak, eğip bükmeye çalışmak bunların işi. Çünkü bu -tırnak içerisinde- İslamcı aydın gibi görünen kimseler gidip bir siyasi hiz-bin peşine takılıyorlar ve o siyasi hizbin peşine takılıp öyle yürüyorlar. Se-lefi vahhabilerin de veyahut da Selefi akımın da en büyük önündeki engel-lerden birisi de Suudi Arabistan’ın yönetim biçimidir. Bu Selefi Vahhabiler az önceki ikinci yol olan veliaht tayin etme yolunu o yüzden çok öngörür-ler ve derler ki; veliaht tayin ediliyor, o yüzden Suudi Arabistan’ın veyahut da krallıkla yönetilen Ürdün gibi o devletlerin yönetim biçimini şeriat ola-rak bize aktarmaya çalışırlar. Değil.
İslam’ın tasavvuf boyutu nedir?
Dinin kalbi boyutu, tasavvuf boyutu, gönül boyutu çıkmış orta yere. Şimdi iman, İslam, ihsan bu üçü ayrılmaz bir bütün olmuş. O zaman imanı, İslam’ı ihsanı, birbirinden ayırt etmemiz mümkün değil. Dinin devlette bir yol gösterici olması, dinin devlete bir kapı aralaması bu sonradan gelen bir şeydir. Ama bizim önümüze ilk önce o lazımmış gibi getiriliyor veyahut da bir kimse imanı, İslam’ı, ihsanı yaşamaya çalışınca hemen ona farklı bir boyutta bakılıyor.
Şeyhlik yapmakla ilgili ne söylendi?
Aslında nefsin oyununa düşmüş, şeytanın oyununa düşmüş, heva hevesine kurban gitmiş. O seyrû sülûk çıkarmadığı halde, o konuda manevi bir etkinliği, yetkinliği olmadığı halde kendi kendisine şeyhlik elbisesi giyip ben şeyhim deyip çartınıyor. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hak diyor ki “Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?” Bu ayet-i kerimeleri bunlar okumuyorlar mı bilmem. Enteresan bir şey. Yani o kimse kendi kendine bir görev addetmiş. Kardeş sen seyrû sülûk çıkardın mı? Bir şeyhin var mı senin? Senin şeyhin senin şeyhliğini ilan etti mi? Hayır. Elinde bir icazet var mı? Hayır. Nereden şeyhlik yapıyorsun sen? Kim verdi sana bu şehliği? Ses yok seda yok ama şeyhlik yapıyor. Şimdi Şeyh Efendi vefat ettikten sonra da kendi kendine bizim eski dergahta zakirler türedi. Birisi demiş ki, “Şeyh eyfendi bana rüyada verdi zakirliği.”
Salih’in celbiye okuyan kişiye ne hissettiği nedir?
Salih yandı. Salih onu görmeden hiçbir şey yapamıyor. Örnek. illaki gidecek görecek onu ve onun ne dediğini mota mot yerine getiriyor. O celbiye okumuş. Allah muhafaza eylesin.
Münafıklık alameti nedir?
Yani bu onları sen çok tevazu ehli, çok ahlaklı, ince ahlaklı zannedeceksin. Vay dilinden şeker akıyor, bal akıyor. O kadar tatlı konuşuyor ki o kadar yumuşak konuşuyor ki hiç sert konuşmuyor. Hiç incitmiyor, hiç kırmıyor. Ya harama haram demiyor mu? Harama haram da demiyor. Herkese mavi boncuk dağıtıyor. Neden? Herkesin dünyalığını toplayacak çünkü o. O şirin görünecek herkese. Münafıklık alameti bu. Herkese şirin görünmek.
Dervişlik yolunda çilesiz bir dervişlik olabilir mi?
Bir mesleğin hakikatine eren, sufiliğin hakikatine eren normalde bilhassa dervişlik yolunda çilesiz bir dervişlik yoktur. Sıkıntısız bir dervişlik yoktur. Eğer bir kimsenin o dervişlik yolunda bir çilesi, bir sıkıntısı olmuyorsa o kendince bir zorluğu olmuyorsa o yolda sıkıntı vardır asıl.
Sufi dervişlerin nasıl bir yol izledikleri anlatılmaktadır?
Sufi dervişlerin yolunda çilesiz bir dervişlik yoktur. Sıkıntısız bir dervişlik yoktur. Eğer bir kimsenin o dervişlik yolunda bir çilesi, bir sıkıntısı olmuyorsa o kendince bir zorluğu olmuyorsa o yolda sıkıntı vardır asıl. Bu yol, dervişlerin kendilerine ait bir zorluk ve çile içerir.
Dervişlerin birbirlerine karşı üstünlükleri olur mu?
Bizim birbirimizden bir üstünlüğümüz yok. Bizim birbirimizden bu konuda herhangi bir ayrıcalıklığımız yok. Hepimiz bu Allah’ın dergahının kuluyuz. Hepimiz buradayız.
Hakikat kokusu almayan bir kişinin ne gibi durumlar yaşayabileceği anlatılmıştır?
Bir kimsenin burnu din kokusu almıyor. Hazreti Pir diyor ki, "Senin burnun neden koku almaz bilir misin? Senin burnun din kokusu almıyor." Hakikat kokusu almıyor burnun. Ve senin gözün hakikati görmek istemiyor. Ya da sen yaldızlı, pırıltılı, janjanlı şeyleri seviyorsun. Sen pırıltılı, jan, janlı şeyleri sevdiğinden onun hakikatini görmüyorsun. Onun hakikatini görmediğinden dolayı ve hakikati göreni de dinlemiyorsun ve kapılıp gidiyorsun bir tarafa. O yüzden insanlar onları hakikate ulaşmış yüce şeyh zannediyorlar ve öyle ayırt edemediğinden gidiyorlar. Oysa onlar ne? Birer hileci, birer düzenbaz, birer yalancı, birer yol kesici.
Basiret gözünün açılmadığı bir kişinin ne gibi sonuçlar yaşayabileceği anlatılmıştır?
Sen alim bir zat da olsan kalbin harekete geçmediyse yani senin basiret gözün açılmadıysa bugünkü deccaliyetin karşısında sen kâfir olarak göçer gidersin. istediğin kadar alim ol, istediğin kadar hafız ol, istediğin kadar ben dinimi yaşıyorum de. Kalbin harekete geçmiş olması lazım ki aldanmayasın. Yoksa aldanırsın. Bir aldanırsan nerede duracağın belli olmaz. Allah muhafaza eylesin.
Sufilik yolunda istemek var mı?
Sufilik yolunda istemek yoktur. Hiçbir şey isteyemezsin. Yoktur sufilik yolunda. isteyeceksen üstadından istersin. Hadi gidin şeyhlerden isteyin şimdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte söyledi. Tergipte geçer bu hadis. Hiç unutmam. Der ki: “Ben hepinizin babası mesabesindeyim. Kimin ne isteği varsa bana gelsin.” der. Bir şeyh dervişin bu manada manevi babası hükmündedir. isteyecek olan ondan ister. Bitti. O manevi şeyh ise o da makul olan kendisinden istenilenlere cevap verecek, gücü nispetinde. Cevap vermek zorundadır. O manâda maneviyse o dervişlerden geçineceğim diye uğraşmaz. Dervişlerden geçineceğim diye uğraşanlar gerçek mürşit değillerdir.
Heva ve heves tercih edildiğinde ne olur?
O insanlar heva ve heveslerini ilah edindiğinde heva ve hevese uyuyor. O kimse diyor ki işte şimdi nerede o eski şeyhler? Beyazıtı Bestami için de öyle dediler. Bu yolun cilvesi o. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi için de öyle demişler. Ya nerede demişler Ali Efendi? Evet. Üç kişi bağlandı diyordu şeyh Efendi. Mustafa Efendi demiş ki Abdullah Efendiye, oğlum demiş şu, şu, şu üçü bağlandı bana demiş, geri kalan bıraktı demiş bizi, beğenmediler demiş.
Dervişlerde heva ve hevese tabi olmanın ne gibi sonuçları vardır?
Derviş üstadı dinlemiyor. Heva hevesine tabi oluyor. Acı gelir gerçekten üstada tabi olmak. Üstadın dediğini yapmak gerçekten nefse ağır gelir, acı gelir. insan öyle düşünür. O da insan, ben de insanım. Neden onu dinleyeyim ki? Benim kafam çalışmıyor mu? Öyle dedi. Ben üç tane üniversite bitirdim dedi birisi. Tabi dedim, doğru söylüyorsundur. Dedi üstadınız ilkokul mezunu dedim. Medrese, ümmi dedim. Böyle konuştuk böyle bir bir iki, gittik oturduk böyle döndü. Ümmiyik oğlum biz dedi bana. O da yanımda. Kimisi dedi üç tane üniversite bitirdim der Mustafa Efendi dedi. Böyle adamın rengi mengi gitti. Ondan sonra sen de dersin ki dedi bizim üstadımız ümmi. Ümmiyik oğlum dedi. Al bir kaya, nerene istersen oraya daya. Anırgan kaya çünkü, büyük kocaman ya. Bir şey değil, bizim Bayındır’ın Anırgan Kayası meşhur olacak. Millet ziyarete gidecek Anırgan Kaya’ya. Arada anırıyormuş millet o yüzden anırgan kaya koymuş. Bayındır muhabbeti.
Allah’ın emri nedir?
Cenab-ı Hak emrediyor. Sen kimle berabersin? Sen kimi seviyorsun? Sen kimin peşinden gittin? Senin gönlündeki kim? Kim? Sadık mı? Allah dostu mu senin gönlündeki? Sen kimi sevdin ya? Sen nereye gittin ya? Nerede dağıldın sen? Hangi heva ve hevesine uymuş kimsenin peşinden gittin de kendini dağıttın orada?
Allah dostu kimdir?
Senin gönlündeki kim? Kim? Sadık mı? Allah dostu mu senin gönlündeki? Sen kimi sevdin ya? Sen nereye gittin ya? Nerede dağıldın sen? Hangi heva ve hevesine uymuş kimsenin peşinden gittin de kendini dağıttın orada?
Dervişin görevi nedir?
Sen eğer derviş isen üstadının yolundan yürüyecektin. Üstadının sözünü dinleyecektin. Üstadının yolundan yürümüyorsan üstadının koymuş olduğu Kur’an sünnet dairesindeki edebe adaba uymadıysan kimin edebine adabına uydun? Şeytanın edebine adabına uydun. Sen şeytanla mı dostsun? Allah seni peygamberlerle, velilerle, evliyalarla, sadık kullarınla dost olmanı emrederken sen kimlerle dost oldun? Senin dost olduğun kimseler kim? Kahvede kimle buluştun sen? Ona nasihat etmek için mi gittin? Senin en gerçek dostun kim?
Allah yolunda yürüyen birinin ne yapması gerekir?
Sen Allah yolundaysan, Allah’a hakiki bir kul olduysan sana lazım olan ilmi de verecektir. O sana lazım olan ilmi verecek. Sana lazım olan ilmi gönlüne akıtacak senin. O ilmi ledün sahibi, o hikmet sahibi, gerçek alim o, gerçek mürşit o. Sen Allah yolunda yürüyeceksen senin gönlüne doğruyu getirecek. Senin gönlüne hikmeti koyacak. Senin gönlüne basireti koyacak. Senin Allah’a olan inancın mı eksik? Sana ne lazımsa verecektir o. Sana ne lazımsa verecektir. Ne lazımsa senin ayağına getirecek. Senin ayağına getirecek. Senin gözünün önüne getirecek. Sen vefasızların peşinden gitme. Sen hayırsızların peşinden gitme. Sen Allah de yürü.
Allah yolunda yürüyen birinin ne gibi korunması beklenir?
Merak etme Allah seninle. Allah seninle! Cenab-ı Hak hangi yolcusunu yolda bırakmış? Bana bir adım gelene on adım gelirim. Bana on adım gelene ben yüz adım gelirim. Bana yüz adım gelene ben koşarım diyen Allah var. Senin bu korkun niye? Bırak seni terk edecek olan terk etsin sen hakkı haykır. Bırak yakından düşecek olan düşsün sen hakkı haykır. Sen hakkı söyle. Başına ne gelecekse gelsin. En ilerisi seni ne yaparlar? Hallacı Mansur gibi asarlar. Başka ne yaparlar? Nesimi gibi derini yüzerler. Başka ne yaparlar? Başka ne yaparlar? Madem ki pirin onlar senin. Yürü. Derinin yüzülmesinden mi korkuyorsun? Yürü. Asılmaktan mı korkuyorsun? Yürü. imam-ı Azam gibi kırbaçlanmış, kırbacın altında şehit olmuş, kırbaçlanmaldan mı korkuyorsun? Sen nasıl bir alim müsvettesisin? Sen de kırbaçlan, bir maaşa satma kendini. Yürü. Hallacı yaktılar, bir de onun cesedini de yaktılar. Doymadı bu insanlar. Avam cahil doymaz. Senin etini kemirir. Kemirsinler. Seni delik deşik ederler. Etsinler. Yürü sen. Allah de yürü.
Müslümanlar nasıl bir hale gelmişlerdir?
Müslümanlar, başkasının rüyasını çalıyor, başkasının halini çalıyor, başkasının dervişini çalıp anlatıyor. Kendimiz o rüyayı görmüşüz gibi anlatıyoruz. O hali biz yaşamışız gibi anlatıyoruz. Allah muhafaza eylesin.
İhsan ve keramet kavramları nedir?
Bu ihsan, bağışlama, o zatın lütfu, ikramı, onun ihsanı ve keremi öylesine geniş ki tüm milletler ona hayran. O mürşid-i kamil, o halife öylesine ihsanı ve keremi geniş ki Acemi, Arabı, Kürdü, Lazı, Çerkezi ırkçılık yapmadan, ırkçılık yapmadan ne yapıyor? O normalde herkese tevazu kanadını önüne seriyor.