7 Mart 2015 Tarihli Sohbet
Aristo “Fiil: İnşa etme melekesi olan kimseye nispetle inşa eden, uyuyana
nispetle uyanık olan, maddeye nispetle maddeden sıyrılmış şey gibidir” der.
Mu’tezile fiili kudret sahibinden meydana gelen olay olarak değerlendirir. “Onlar ayrıca yaratılmış nesne ile fiil arasında bir fark görmektedir. Yaratılmış nesne sonradan meydana gelmiştir, fiilinde bir yapanı vardır, fiili yapan kimse yaptığı fiilin aslını bilmese de o yine de mevcuttur.” Kadı Abdül Cebbar şerh usulü el hamze.
Pezdevi fiili “şey” olarak kabul etmektedir. Allah her şeyin yaratıcısı (En’am 102) olması hesabı ile “şey” olarak adlandırılan fiil söz konusu ayetteki “şey” kelimesinin kapsamına girmekte dolayısıyla Allah’ın yarattığı bir nesne olmaktadır. (Pezdevi Usulüddin s. 101)
Fiilin var oluş şartı kudret olduğu için, kudret kavramı ile izah edilmesi cihetine gidilmiştir. Fiili başkasına etkide bulunarak bir şeyin oluşumu şeklinde tarif eden Cürcani Kitabüt Tariftat’ta başkasına etkiden kudreti kast etmektedir zira kudretsiz bir şeye etki etmek mümkün değildir.
Maturidi fiilin varlığını ortaya koyar ve mesele kolay anlaşılsın diye fiilde yönler tespit eder. Bu yönlerin asıl amacı fiilde herhangi bir ortaklığın olup olmayacağını tespit içindir. Maturidi, Mu’tezile ve cebriyenin izahlarından ayrı ve değişik bir anlayış ortaya koymaktadır ve üçüncü bir yolun temsilcisidir. Fiili hem Allah’a hem insana izafe etmek fiil üzerinde iki ayrı etkenin varlığını kabul etmek demektir. Böylece bir fiile iki yönden etki etme durumu ortaya çıkmaktadır ki Maturidi’nin çözmeye çalıştığı problem budur.
Meydana gelen iş kime aittir? Mu’tezileye göre tamamen insana, cebriyeye göre tamamen Allah’a aittir. Maturidi ise işin hem Allah’a hem insana ait olduğunu orta yere koyar.
Mu’tezile insana Allah’ta olduğu gibi yaratma kudreti izafe eder. Yani insan yok olan bir şeyi meydana getirebilmektedir. (El Tevhid s. 244) bu tabiri Nesefi de kullanır (Tebsire 192) Allah her şeyin yaratıcısıdır En’am, Rad, Sümer vs. Mu’tezilenin insana tam bir yaratma hürriyeti tanıması ayete ters düşer. Allah her şeyin yaratıcı olması hesabıyla insan fiilinin de yaratıcısıdır. Fiile tesir eden güç Allah’ındır. Fiilin ikinci yönü ise insana aittir, Allah tarafından yaratılan bir fiili yapmak insanın işidir” Maturidi.
Nesefi, önce ortaklık kavramını tarif ederekten probleme yaklaşır ve “Ortaklık, ortaklardan her birinin sahip olduğu şeye diğerinin sahip olmaması demektir.” der. Bu sebeple her iki tarafın da tasarrufunda bağımsız olduğu ve birbirlerinin tasarruflarına müdahale etmelerinin söz konusu olmadığını söyler (Tebsire s.218)
Nesefi, Eş’ari’yi insanlara fiil demekten kaçındığı için eleştirir. Nesefi “Allah’ın kudreti olduğu gibi insanın da kudreti vardır. Allah’ın kudreti insan kendinde mevcut olan kudretini kullanmadığı zaman ortaya çıkacaktır” der. İnsan kudreti altında olan bir şeyi yapıp yapmamakta hürdür. İsterse yapar istemezse yapmaz
Bence dikkate alınması gereken bir karakter daha var. İbn Hümam.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
İbni Hümam mutaassıp bir mezhepçi değildir. Nesefi’nin aksine, Eş’ari’ye karşı değildir. İbni Hümam sırf akli planda düşünüldüğünde, Mu’tezilenin “insan fiilinin yaratıcısıdır” görüşünün kabulü için hiçbir engelin bulunmadığı fikrindedir. Allah insana iyi ve kötü fiilleri tanıtır sonra ona bu fiilleri yapma ve yapmamaya imkân veren bir kudret yaratır. Allah’ın bütün bunlar için insana imkân vermesi onun uluhiyetine gölge düşürmez. Kitab- el musayyere.
Böylece İbni Hümam sırf akli planda meseleye bakıldığında Mu’tezileye hak verir. Ancak Kur’an ayetlerinin ışığında daha değişik bir durumla karşılaşır ve nakle göre icade müteallik her şey Allah’a tabidir asla insana değildir. Müseyyere s.109
Bu noktada Nesefi ile paralel düşünür. İbni Hümam’ a göre fiil Allah tarafından ve direkt olarak yaratılmaktadır. Bu aşamada insanın hiçbir fonksiyonu yoktur fakat karar safhasında insan kudretinin tesiri söz konusudur. “İnsan istediği şeyi yapar istemediğini yapmaz” der.
Hümam insan kendi iradesini kendi var eder. Bunun dışında her şeyin Allah tarafından yaratıldığını söyler. Yani Allah mutlak manada her şeyin yaratıcısı değildir hissini uyandırır. Sünni kelamcılar arasında bu ifadeyi bulmak kolay değildir.
15.yy. sonlarında Mevlana’nın yazdığı bir tıpla ilgili kitabın sonundaki atasözü “Bende halimce Bedreddinem” der. İşte bu ulu şeyh Bedreddin varidatında kelamcılar yüce tanrının dilediğini yaptığını söyler. Bu sözlerden tanrı kafirin küfrünü, zalimin zulmünü dilediği anlamına çıkar. Dilediğini yapar demek küfründe, zulmünde onun dileğiyle olduğunu söylemektir. Ebu Ali yani İbni Sina ve onun gibi düşünenler de “tanrı varlığı kendi özünü gerektirir. Onun varlığı alemin varlığından ayrıdır. Ancak alemde tepkisi bulunur” dediler oysa bu iki yargı arasında ateşle su gibi bir ayrılık vardır. Bu iki inançta köksüzdür, bilgisizliktendir. “Tanrının istediği, dilediği, alemin eğilimine göredir. Tanrı bir varlığın eğilimi neyse onu ister. Onun eğilim göstermediğini istemez çünkü istek eğilimin özüne bağlıdır. Tanırının dileği ile nesnenin eğilimi arasında bir uyum vardır tanrı daha iyi bilir” der.
Soru: Fiile ilişkin gücün varlığı bütün kelam ekollerince kabul edilmiş husustur. Ancak bu gücün fiil işlenmeden öncemi, işlenme esnasında mı bulunduğu meselesi şiddetli ve sonu gelmez bir problemdir. Konu sadece İslam kelamcıları ve filozoflarınca değil, klasik felsefelerde de tartışılmıştır sizce nedir? Soru 2: Kesp kelimesi Kur’anî bir tabirdir. Bakara 134-141 Ali İmran 125-
Eş’ari, insanın kesbinin Allah tarafından yaratıldığını söylemekle beraber kesbi fiil ve amel olarak adlandırır. Maturidi, Allah’ın fiilleri oldukları gibi yaratmakta onları yokluktan varlık sahasına çıkartmaktadır. İnsanlarda o fiilleri yaptıkları ve kesp ettikleri ölçüde o fiillere sahip olurlar. Fiil aslında kesp yönünden insana, yaratma yönünden de Allah’a aittir. Et-Tevhid.
Nesefi birkaç kesp tarifi yapar:
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
1- Kudretin bulunduğu yerde meydana gelen herhangi bir iş, aksiyon kesptir. Herhangi bir iş kudretin bulunmadığı yerde meydana gelmişse hâlktır yani yaratmadır. Nesefi’ye göre herhangi bir aletle meydana gelen şeyin kesp, aletsiz meydana gelen şey ise hâlk olarak adlandırılmalıdır.
3- Herhangi bir varlığa gücünün yettiği şeyi yalnız başına yapabilmesi
yaratma, gücünün yettiği şeyi tek başına yapamaması ise kesptir. Tebsire.
Bu yazı: 1- İbn Arabi’nin Fusûs’taki Anahtar Kavramlar Prof. Izutsu 2- Maturidi ve Nesefi’ye Göre İnsan Hürriyeti Prof. Mustafa Yazıcıoğlu 3- Şeyh Bedreddin’in Varidatı Esat Korkmaz 4- Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Kemalettin İbni
Hümam’ın İslam Düşünce Tarihindeki Yeri Dr. Halil Taşpınar
5- İbn Arabi Düşüncesine Giriş Mahmut Erol Kılıç Adlı Eserlerden Alıntıdır.
Aristo “Fiil: İnşa etme melekesi olan kimseye nispetle inşa eden, uyuyana
nispetle uyanık olan, maddeye nispetle maddeden sıyrılmış şey gibidir” der.
Fiil Aristo’nun tarifi: inşa etme melekesi olan kimseye nispetle inşa eden. Yani bir kimsede inşa etme melekesi, bilgisi, hususiyeti, özelliği var, birisi de inşa ediyor. Fiil, inşa eden. Uyuyana nispetle uyanık olan. Bir şey uyuyor, fiil uyanık. “Maddeye nispetle maddeden sıyrılmış şey gibidir” der. Maddeye nispetle yani bu kitap bir madde kitaba nispetle bundan sıyrılmış şey. Bundan tecelli eden, bundan harekete geçen bir şey.
Mu’tezile fiili, Mu’tezile İslam’ın kendi içerisinde akaitle alakalı yani inanç esasları, iman esasları ile alakalı değişik mezhepler vardır. Ameli mezhep değildir bunlar, inanç, akaidi akidevi mezheplerdir. Bunların en önemlilerden birisi Hanefilerin kendince sonradan İmam-ı Maturidi’yle isimlenen Maturidi mezhebi, Mu’tezile mezhebi, Hariciler, Cebriyeciler, Kaderiyeciler, Şia. Şia’nın içerisinden çıkan Caferiler, Şia’nın içerisinden çıkan İsmailliye, Şia’nın içerisinden çıkan Zeydi, Şia’nın içerisinden çıkan Fatımalar, Fatıma’nın içerisinden çıkan Batıniler gibi akidevi, inançla alakalı mezhepler var. İnançla alakalı. Bunların bir kısmı bir kısmını tekfir etmiş. Tekfir: küfür ehli olarak görmüş. Bir kısmı ise tekfir etmemiş, onların eksikliklerini ve yanlışlıklarını dökmüş. Mesela İmam-ı Eş’ari’nin Eş’arilik gibi. Bunlar normalde akide mezhepleri. Aslında herkes mezhepler derken Türkiye’de ve İslam dünyasında Şafi, Maliki, Hambeli, Hanefi gibi algılıyorlar asıl problem veyahut ta sıkıntı, asıl önemli olan akideyle alakalı, imanla alakalı, kelamla alakalı meseleler ki bunlar asıl ağır konular ve İslam dünyasındaki vadilerle, böyle ince ayrıntılar değil, vadilerle arasında farklar olan, asıl İslam dünyasında halledilmesi gereken meseleler. Komple İslam dünyası olarak bakarsak. Dinini yaşayan mesela ama Maturidi, ama Eş’ari
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
olanların kendi içerisinde Şafi, Maliki, Hambeli, bunlar birbirlerinden ihtilafları vardır, bunlar çok önemli değil. Mu’tezile de işte bu noktada İslam dünyasının içerisinde akideyle alakalı çıkmış bir mezhep, öyle söyleyelim. Bir farklılık. Mu’tezile, fiili kudret sahibinden meydana gelen olay olarak değerlendirir. Mu’tezile de fiilli kudret sahibinden meydana gelen olay olarak değerlendirir.
Onlar ayrıca yaratılmış nesne ile fiil arasında bir fark görmektedir. Yaratılmış nesne sonradan meydana gelmiştir, fiilinde bir yapanı vardır, fiili yapan kimse yaptığı fiilin aslını bilmese de o yine de mevcuttur. Kadı Abdül Cebbar şerh usulü el hamze.
Pezdevi yani Mu’tezile de fiili kudret sahibi yani bir şeyi yapmaya muktedir olan, kudret sahibi bu. Bir şeyi yapmaya muktedir olan. Benim bunu (peçeteyi) atmaya muktedirliğim var, bunu atmaya muktedirliğimden dolayı fiil bu kudret sahibinin meydana gelen olay. Ben bunu yaptım Mu’tezileye göre. Bunu yapan benim Mu’tezileye göre. Kim bir şeye kudret yetiştiriyorsa, o fiili yapan o. Buralara dikkat edin. Mesela ben şimdi böyle adım adım gideyim, İmam-ı Maturidi böyle düşünmez mesela. İmam-ı Maturidi’ye göre fiilin (bu arkadaşa kitap tavsiye ettim. O kitap tavsiye ettikten sonra onu okuyor daha doğrusu oradan çıkarılan sorular bunlar ve tabi o kitapla kalmıyor o masanın üzeri kitap doludur herhalde hala daha. Dolu mu? Evet. Bu o kitapla kalınmaz çünkü, masanın üzeri doluymuş hala daha, doludur da zaten) burada Maturidi akaidini söyleyelim, Maturidi’ye göre fiilin üzerinde iki tecelliyat vardır. 1- Yaratmayla alakalı, Allah’a aittir. 2- Onu istemek, onu kesp etmekle alakalı kula aittir. Kul bir bu peçeteyi atmayı ister ama bu peçeteyi atma fiilini yaratan Allah’tır. Mu’tezile diyor ki: Bunda Allah’ın payı yoktur. Buraya dikkat edin. Mu’tezile diyor ki: Kudret sahibinden meydana gelen olay olarak değerlendirir. Ben buna kudret yetiştiriyorum. Benim olayım, benim işim, sadece benimle alakalı, ben yarattım bunu yani insan yarattı. Maturidi’de fark var. Maturidi diyor ki: Bunu yaratan Allah’tır. Ayet-i kerimede de “La faili illallah” Allahtan başka fiili yaratan yoktur. Mu’tezile de diyor ki buradaki ayrışma noktası şu: bu fiile kim güç yetiriyorsa o yaratır. Devam ediyor, onlar ayrıca yaratılmış nesne ile fiil arasında bir fark görmektedir. Yani bununla (peçete) fiilin arasında fark görüyor. Nesne bu (peçete) fiil bunu atma fiili. Arasında fark görüyor. Yaratışmış nesne sonradan meydana gelmiştir. Bu yaratılmış olan bu nesne (peçete) sonradan meydana geldi. Fiilinde bir yapanı vardır. Fiili de bir yapan var. Fiili yapan kimse yaptığı fiilin aslını bilmese de o yine mevcuttur. Fiili yapan kimse, aslını bilmese de o fiil mevcut, yapan da mevcut. Pezdevi fiili “şey” olarak kabul etmektedir. Bu şey hani “Allah bir şey yarattı” hadis-i kudsi. Bu şeyi hem İmam-ı Azam kullandı “Allah ilk yarattığı bir şey” der ve İmam-ı Azam’dan sonra o yolu takip eden İmam-ı Maturidi de bunu genelleştirir, bunu sistemleştirir. Bunu bütün kelam olarak da felsefi olarak da bütün bakış ve görüşlerinde Allah’ın ilk yarattığı şey ile Allah’ın üzerinde bir şey metaforunu kullanır. Bunu metafor haline getiren İmam-ı Maturidi’dir ama temelinde hadis-i kudsi vardır. Hadis-i kudside Cenâb-ı Hakk der ki
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
“Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı.” Ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Bu hadis-i kutsidir. Bir şey yarattı. İşte İmam-ı Azam hazretleri de ilk yaratılan mesela Helenistik felsefe ilk yaratılanı bir cevher olarak görür. Materyalizmin temeli de budur. Helenistik felsefenin bir kısmı ilk yaratılanı cevher olarak görür. Bir kısmı ise ilk yaratılanı meçhul olarak görür. Meçhuldür ilk yaratılan şey yani ne olduğu belli değil. Buna cevap İslam dünyasından gelir. Bir şey yaratmıştır ama bu şeyin ne olduğu bilinmez. Bu şeyden çıkanlar bilinir, o şey bilinmiyor. Burada da Pezdevi, fiili, Pezdevi -bu da akaid imamlarından birisidir- fiili “Şey” olarak kabul etmektedir. Allah her şeyin yaratıcısı (En’am 102) olması hesabı ile “şey” olarak adlandırılan fiil söz konusu ayetteki “şey” kelimesinin kapsamına girmekte dolayısıyla Allah’ın yarattığı bir nesne olmaktadır. (Pezdevi Usulüddin s. 101) Yani En’am 102 “Allah her şeyin yaratıcısıdır.” İmam-ı Maturidi’den sonradır Pezdevi. Pezdevi de bu noktada İmam-ı Maturidi ekolünde bir kimsedir ve İmam-ı Maturidi ekolünde bir kimse olduğu için İmam-ı Maturidi’nin buradaki bir şey metaforuna o da sahip çıkar. Çünkü ayet-i kerime bu: Allah her şeyin yaratıcısıdır. Her şeyin. Yaratılan her ne var ise Allah yaratır her şeyi. Fiil de bunun içindedir. Fiilinde yaratıcısı Allah’tır. İmam-ı Maturidi’de, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Nesefi, ondan sonra gelen, ondan sonra gelen, İmam-ı Azam ekolündeki bütün akaidçiler bu noktada toplanırlar. Allah her şeyin yaratıcısıdır. Yaratıcı noktasında, el-Halik noktasında başka bir şey yoktur.
Fiilin var oluş şartı kudret olduğu için, kudret kavramı ile izah edilmesi
cihetine gidilmiştir.
Çünkü fiili var edecek olan bir kudret olması lazım. Bu kudret içine aklı, bu kudret içine kuvveti, bu kudret içine zahiriliği de batıniliği de çepeçevre sarar. Allah’ın fiilleri, Allah’ın sıfatları bir noktadan bakılmaz. Cenâb-ı Hakk bir fiilinin, bir sıfatının içine sayısız sıfatlar ekleyebilir. O yüzden bir sıfatla Cenâb-ı Hakk sonsuz işler yapabilir. Bunları biz anlayalım diye Cenâb-ı Hakk sıfatlarını isimlendirmiştir. İsimlendirirken de bir adet koymamıştır. Allah’ın 99 ismi şerifi Tirmizi’de geçen bir hadise dayanır. Bu 99 ana sıfatlardır, bunlardan çıkma sayısız binlerce sıfat vardır. Fiil yaratılırken Cenâb-ı Hakk kudret ismi şerifinin altında yarattığını söylüyor. Kim? Fiilin var oluşuyla alakalı bütün bu noktada İmam-ı Maturidi ekolü. Ben böyle İmam-ı Maturidi ekolü diye söylemek istemiyorum bunun temelini İmam-ı Azam olarak biliyorum ben. İmam-ı Azam’a karşı saygısızlık yapacağım diye korkuyorum. Burada İmam-ı Maturidi desem dahi siz anlayın ben orda İmam-ı Azam’ı anlatmak istiyorum onun temeli İmam-ı Azam’a ait çünkü.
Fiil varoluş şartı kudret olduğu için kudret kavramı ile izah edilmesi cihetine gidilmiştir. Fiili başkasına etkide bulunarak bir şeyin oluşumu şeklinde tarif eden Cürcani Cürcani de aynı ekolün insanıdır Kitabüt Tariftat’ta başkasına etkiden kudreti kast etmektedir zira kudretsiz bir şeye etki etmek mümkün değildir.
Yani sizde bir kudret yok ise kudretsiz olarak bir şeye etki etmeye muktedirliğiniz olmaz. Kudreti olan ancak bir şeyi etkileyebilir. Kudreti olmayan
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
hiçbir şeyi etkileyemez. O zaman bizim fiiliyatlarımızın üzerinde de kudret söz konusudur. Kudret Allah’ın bizim üzerimizden tecelli ettirdiği bir sıfatıdır. Âdem’de Allah’ın bütün sıfatlarının tecelliyatı vardır. Bütün sıfatlarının tecelliyatı. Ben elimi kaldırıyorsam böyle kolumu, Allah’ın kudret sıfatıyla kaldırıp indiriyorum kolumu, ama bu kolu indirme kaldırma isteği bana ait. Bunu hep derslerde size anlatmaya çalıştığım şey bu, biz bununla mükellefiz çünkü bununla biz Allah’a hesap vereceğiz. Bu istemeyle alakalı. Bu kolumu kaldırmak kudreti ve kuvveti Cenâb-ı Hakk’ın benim üzerimden tecelliyatı. Bunu yaratan Allah ama bunu isteyen benim. (Soru sahibine söylüyor: Senin arkadaşından ayrıldığımız yer burası. Senin arkadaşın diyor ki bu istek de ona ait diyor. Burada o kolu indirme kaldırma cebriyeye giriyor bu sefer. O da diyor ki onun savunduğu şey bu ya bana bir gün sohbet ederken, yağmur yağdığında sen o yüzden şemsiyeyi alırsın diyor, yağmura göre ama ben yağmur yağdığı halde şemsiye açmama iktidarını savunuyorum. Yağmur yağıyor ben ıslanmak istiyorsam şemsiyeyi yanıma almam. Hava soğuyunca kalın giyinirsin diyor. Bende diyorum ki hava soğusa dahi ben çıplak dolaşma özgürlüğüne sahibim. Bakın hava soğusa dahi ben çıplak dolaşma özgürlüğüne sahibim. Soğuk su ile de soğuk suda sıcak suda olsa ben soğuk su ile yıkanma özgürlüğüne sahibim, bunu isteyebilirim.) İmam-ı Maturidi-İmam-ı Azam’dan gelen ekol bu. Akıl bir kimsenin kendi idrakiyle alakalı. Bir şeyi isteyip istememek kendimize ait. Evliliklere o yüzden bu nazardan bakarım. Bir kimse kendi cüzi iradesiyle evlenir. Ya iradesini babasına, annesine teslim etmiştir, kız-erkek önemli değil. O zaman yine bir irade vardır, anne-babasının iradesi vardır. Ya da bu dini bir haktır, ben buna inananlardanım, çocuklar istedikleriyle evlenirler. Bu dini bir haktır ben buna böyle inanırım. Bir çocuk kendi evliliğini kendisi yapar evlenmek istediği kimseyle. Anne baba onu doğruları görmesine sadece sebep olur, vesile olur. Anne-baba der ki: evladım bu kızı alma bunda bir sıkıntı var veya anne-baba derki kızım bu adamla evlenme bunda bir sıkıntı var. İllaki evleneceğim diyorsa, benim görüşüm, benim bu noktadaki kendi durduğum nokta budur. İllaki evleneceğim diyor, anne babaya diyorum ki ben, evlendirin çocuğunuzu bu onun hakkı. Şimdi fiille alakalı da bu noktada bir kimse kudreti ile Cenâb-ı Hakk’ın ona bahşettiği, Cenâb-ı Hakk’ın onun üzerinden tecelli ettiği kudret ile fiil yaratılıyor. Eğer o kudret yok ise, o kimsenin fiilin içerisinde olmasını, kudret yoksa fiilin yaratılması söz konusu değil.
Maturidi fiilin varlığını ortaya koyar ve mesele kolay anlaşılsın diye fiilde
yönler tespit eder.
İmam-ı Maturidi fiilin varlığını orta yere koyar. Fiil vardır. Fiilin varlığını ispat eder İmam-ı Maturidi. İmam-ı Azam’da öyle yapar. Fiil yok olan bir şey değildir yani. Ben bu silgiyle burayı sildim. Fiil. Var. Eğer bunu yok görürsek imtihanın sırrı kalkar orta yerden. Allah bizi olmayan bir şeyden mi hesaba çekecek? Bir kısım akaidci ve bir kısım ehli tasavvufun yanlışa düştüğü yerdir burası. Bir kısım akaidciler ve bir kısım ehli sufi fiili yok hükmünde görür. Burada aslında az önceki En’am suresindeki “Allah her şeyin yaratıcısıdır” ayet-i kerimesine de ters düşerler. Çünkü bir şey var
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
ise hani az önce Aristo’nun dediği gibi uyanık ise hareket ediyorsa, fiil var demektir. Bunu yok hükmünde görmek, varı yok görmek kimsenin işi değildir.
Bu yönlerin asıl amacı fiilde herhangi bir ortaklığın olup olmayacağını
tespit içindir. Bu yünler fiilde bir ortak var mı yok mu bunu tespit etmek içindir.
Maturidi, Mu’tezile ve cebriyenin izahlarından ayrı ve değişik bir anlayış
ortaya koymaktadır ve üçüncü bir yolun temsilcisidir.
Çünkü Mu’tezile ve cebriye böyle düşünmez. Cebriyede kulun hiçbir katkısı yoktur fiilde. Bakın cebriyede kulun hiçbir katkısı yoktur. Cebriyede kulun kendi hayat akışında da kendisinin bir katkısı yoktur. Her şey Cenâb-ı Hakk’ındır cebriyede. Kul ne düşünüyorsa düşünsün Allah öyle istediği için düşünmüştür. Kul katliam yapar, Allah istediği için katliam yapmıştır. Anlayışın sakatlığını görmeniz için uç bir örnek veriyorum. Bir kimse zina etmiştir, Allah zina etmesini istediği için zina etmiştir. Cebriyenin görüşü budur. Mu’tezile ise bunun tam zıddıdır. Kul bütün her şeyi kendi istediği için ve kendisi yaratmıştır. Fiili yaratan fiilin müsebbibi değil, yaratıcısı kuldur. Mu’tezileyle cebriye bu noktada iki zıt kutuptur. Birisi vadinin bir tarafında birisi vadinin bir tarafındadır. Bunları böyle teferruatlı anlatıyorum, İslam dünyasının içerisinde bunların da sufi kanatları var. Sufi noktaları var, sufi olanları var bunların. Cebriyecilerin de sufileri var Mu’tezilenin de sufileri var bu her iki kanat birbiriyle zıt noktada. Tekrar söylüyorum, cebriyeye göre bir kimsenin hiçbir fiilde ve yaptıklarında ve düşündüklerinde kendisinin payı yoktur, Allah’tır ona her şeyi yaptıran. O zina ederken de Allah ona zina emrettiği için yapmıştır. Zinayı yazdığı için yapmıştır o zinaya doğru gider, onun buradaki gerçek faili Allah’tır. Mu’tezile der ki: Buradaki gerçek fail kuldur. Bunun üzerinde Allah’ın hiçbir etkisi, kudreti, kuvveti, yaratması yoktur, direkt burada kula ait yaratımlar kula aittir, kulun üzerinden tecelli eden her şey kula aittir, Allah’ı haşa ortadan kaldırır. Şimdi üçüncü yolu söylüyorum: Fiili hem Allah’a hem insana izafe etmek yani fiili hem insana hem Allah’a izafe etmek fiil üzerinde iki ayrı etkenin varlığını kabul etmek demektir. Evet. Bu aslında müthiş bir anlayış ve müthiş bir metafordur. Bu zaten İmam-ı Maturidi bunu böyle şekillendirdikten sonra İslam dünyasında yer yerinden oynar. Düşünce, fikir ve felsefik fırtınalar yaşanır. Ve İmam-ı Maturidi o güne kadar gelmiş ne kadar akaidle alakalı düşünür, imam, söz söyleyen varsa hepsinin sözlerini tabiri caizse lime lime ederekten atar kenara. Ve o gün bu gündür İmam-ı Maturidi’ye gerçek manada cevap verebilen bir akaidçi çıkmamıştır. O yüzden diğer o Mu’tezile ve cebriye gün geçtikçe takipçileri, gün geçtikçe müntesipleri yok denecek yere kadar gelmiştir. Şimdi bunlar Ortadoğu’da ve kuzey Afrika’da bunları yeniden -daldan atlıyormuş gibi zannetmeyin- bunları yeniden dallanıp budaklandırmaya çalışıyorlar. Çünkü İslam dünyasında İmam-ı Maturidi düşüncesi hâkim olmaya başladı. İmam-ı Maturidi düşüncesinin hâkim olası demek İslam dünyasının yeniden uyanıp, dirilip, hakka ve hakikate koşup, zulmü durdurma noktasında kıyam etmesidir. Çünkü cebriyeye göre bakarsanız, Eş’ari de buna
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
yakındır zaten Eş’ari tam budur diyemeyeceğim, Eş’ari de buna yakındır biraz kaderiyeye ve cebriyeye yakın bir olguda, net değildir bu noktası Eş’ariler. Ama Eş’ariliği şimdi altın tabakta sunuyorlar, biraz arkasında cebriye ve kaderiye var bunun. Normalde şu noktadan çünkü yani ya zulüm olduysa Allah böyle bir zulüm istemiştir zulümle savaşamayız. Demek ki bizi batılıların yönetmesi lazım, böyle takdir etmiş. Bu Eş’ari, cebriye, kaderiye çizgisindedir bu. Ya ne yapalım şimdi dünya gücü olarak Cenâb-ı Hakk Amerika’yı seçmiş, biz onlara boyun eğmek zorundayız. Ya batılılarla şimdi nasıl mücadele edeceğiz ki biz? Adamlar kültürde, sanatta, ticarette, askeriyede, siyasette öndeler. Demek ki Cenâb-ı Hakk onları tespit etmiş. O yüzden mücadele edemeyiz. Bunu yerleştirmenin yolu insanları dinle yönetir, dinle üter, dinle yönetir, dinle üter, dinle kullanır, dinle paçavra gibi kenara atarsınız. Firavun dahi, firavunlar dahi toplumlarını dinle yönetmeye çalışmışlardır. Firavun dahi. Yanında din adamları vardır, din adamlarının konseyi vardır yanında. Bütün nemrutların din adamları vardır etrafında. İnsanları dinle yönetmek kadar kolay, dinle yönetmek kadar masrafsız bir şey yoktur. En masrafsız şeydir. Dinle eğitmek kadar masrafsız bir şey yoktur. Siz bir ülkeyi zapt etmek için dinle zapt edebilirsiniz çok kolaydır. Savaşmaya kalkarsanız çok kan dökülecektir o yüzden siz onları dinle zapt edebilirsiniz, dinle yönetebilirsiniz. Din böyle bir şeydir. Doğru yerde kullanılırsa insanların uyanmasına, doğru yerde kullanılırsa insanların özgürleşmesine, insanca yaşamasına sebep olur. Doğru yerde kullanılmazsa insanların köleliğine, insanların sömürülmesine, birbirlerini öldürmesine ve kan dökülmesine sebep olur kısaca. Şimdi İslam dünyasının üzerinde eski oyunlar, tezgahlar yenilenip önlerine konuluyor. Böyle bir girizgâh yaptım hakkınızı helal edin.
insanların hak ve hakikate koşmasına,
Fiili hem Allah’a hem insana izafe etmek fiil üzerinde iki ayrı etkenin varlığını kabul etmek demektir. Böylece bir fiile iki yönden etki etme durumu ortaya çıkmaktadır ki Maturidi’nin çözmeye çalıştığı problem budur. Fiilin üzerinde iki etki var iki yön var.
Meydana gelen iş kime aittir? Mu’tezileye göre tamamen insana, cebriyeye göre tamamen Allah’a aittir. Maturidi ise işin hem Allah’a hem insana ait olduğunu orta yere koyar.
Maturidi ne yapıyormuş, işin bir fiilin, bir olayın, bir hadisenin, bir hareketin, benim az önce bu peçeteyi buraya vurma fiili. Bunun üzerinde diyor Maturidi, iki etki var. Mu’tezile diyor ki bu, tamamen insana aittir. Cebriyeciler diyor ki bu tamamen Allah’a aittir. İmam-ı Maturidi diyor ki bu hem insana hem Allah’a aittir. Bakın hem insan hem Allah’a aittir.
Mu’tezile insana Allah’ta olduğu gibi yaratma kudreti izafe eder. Mu’tezileye göre insanın üzerinde de yaratma sıfatı tecelli etmiştir. Yani insan yok olan bir şeyi meydana getirebilmektedir. (El Tevhid s. 244) bu tabiri Nesefi de kullanır (Tebsire 192) Allah her şeyin yaratıcısıdır En’am, Rad, Sümer vs. bu noktada bir sürü ayet-i kerime var. Mu’tezilenin insana tam bir yaratma hürriyeti tanıması ayete ters düşer. Allah her şeyin yaratıcı olması hesabıyla insan fiilinin de yaratıcısıdır. Fiile tesir eden güç Allah’ındır. Fiilin ikinci
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
yönü ise insana aittir, Allah tarafından yaratılan bir fiili yapmak insanın işidir” der Maturidi.
O zaman tekrar örnekleyecek olursak, bir fiil var, bir daire çizdik, buna “fiil” verdik adına. Ben yazıyorum ya benim yazdığım da fiil şimdi. Bunun üzerinde iki tane etki, iki tane kudret var. Bunun üzerinde iki etki, fiilin üzerinde iki etki var, iki kudret var, iki yön. Birisi Allah’a ait, birisi kula ait. Kuldaki yön: isteme. Kul bunu sadece istedi. Ben bunu buraya yazmayı istedim. Buna eski dilde, dini literatürde kesp: istemek. Bir kitapta okursanız kesp olarak okuyacaksınız bunu. Kesp: bir şeyi isteme. Bir şeyi istemek. Bazen derim ya istediklerinizden sorumlusunuz, imtihanın sırrı bu diye. Allah’a ait ise yaratma. Bizim istediğimizi makul dairede yaratıyor. Fiili yaratan, külli şey in kadir. Allah her şeye kudret yetiştirir. Her şeyin kadiri olan kuvvetli olan Odur. İmam-ı Maturidi diyor ki, bir fiilin üzerinde iki yön vardır, birisi istemektir, bu kula aittir. Birisi de yaratmadır bu da Allah’a aittir. Nesefi, önce ortaklık kavramını tarif ederekten probleme yaklaşır. Nesefi’de İmam-ı Maturidi’nin talebesi hükmündedir. İmam-ı Maturidi’nin yaratmayla alakalı veyahut ta kelamla alakalı, bu noktada akaidle alakalı dağınık pasajlarını, dağınık sözlerini ve tespitlerini alt alta koyaraktan konularına ayıraraktan tasnif eder. Var olan bu -biz doktrin diyelim buna- bu doktrini tanzim eder. Nesefi’nin özelliği budur.
Nesefi önce ortalık kavramını tarif ederekten probleme yaklaşır ve “Ortaklık, ortaklardan her birinin sahip olduğu şeye diğerinin sahip olmaması demektir.” der
Yani bir şeyde ortaklık, benim sahip olduğuma karşı taraf sahip değil. Karşı
tarafın sahip olduğuna da ben sahip değilim.
Bu sebeple her iki tarafın da tasarrufunda bağımsız olduğu ve birbirlerinin tasarruflarına müdahale etmelerinin söz konusu olmadığını söyler (Tebsire s.218) Nesefi, Eş’ari’yi insanlara fiil demekten kaçındığı için eleştirir. Nesefi “Allah’ın kudreti olduğu gibi insanın da kudreti vardır. Allah’ın kudreti insan kendinde mevcut olan kudretini kullanmadığı zaman ortaya çıkacaktır” der.
Yani Cenâb-ı Hakk kendi kudretinden de bize bir kudret vermiş ve bu kudret insanın kendisinde mevcut ve Allah bu kudreti insan kullanmadığı zaman Allah’ın kudreti devreye giriyor. İnsan kudreti altında olan bir şeyi yapıp yapmamakta hürdür. İsterse yapar istemezse yapmaz. İnsan bir şeyi yapıp yapmamakta hürdür. Bir şeyi yapıp yapmamakta hürdür. 1- Biz makine değiliz, biz makinaysak o zaman bize emredilen bir şey var, biz o emredileni yapmakla mükellef oluruz. 2- Biz rüzgârın önünde kurumuş yaprak değiliz rüzgârın estiği yöne gidelim. Ya? Biz bir fiili yapıp yapmamakta hürüz, bir fiili isteyip istememekte hürüz. Kolunuz gözünüze yumruk vuruyor mu hiç siz istemeden? Aklınız yerindeyken istemeden gözünüze bir yumruk vurduğunuzu hatırlıyor musunuz? Hayır. Niçin? Siz istemiyorsunuz çünkü, kendinize acı vermek istemiyorsunuz. Ama aynı şekilde kendinize zarar vermeyi isteseniz zarar verebilir misiniz? Evet. Kendine zarar vermek istediğinde zarar verebilir misin? Evet. Bu kâğıttan bir parça yutabilir misin? Evet. Yutmayabilir misin? Evet. O yüzden insanın kudreti altında olan bir şeyi yapıp yapmamak hürriyeti insanın kendisine ait.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Bence dikkate alınması gereken bir karakter daha var. İbn Hümam. Evet. İbni Hümam da İslam dünyasında denilebilinir ki felsefenin temel taşlarından birisidir. Bu Arabi’den de Farabi’den de öncedir. Gazali’den de öncedir ve bunu bazıları İslam’da felsefe var mı yok mu diye tartışırlar ya Gazali’de der ki: İslam’da felsefe yoktur, oturur bütün felsefecilere cevap verir ya. Tabi cevap verirken de Gazali İbni Hümam’dan da faydalanır. İbni Hümam’dan Farabi’de, İbni Haldun’da faydalanır. İbni Hümam’dan Arabi de faydalanır. İbni Hümam’ı bu noktada es geçmek mümkün değildir ve İbni Hümam varlıkla alakalı, yaratmayla alakalı İslam dünyasında cesurca konuşan zatlardan birisidir, ilk zatlardan birisidir. İbni Hümam mutaassıp bir mezhepçi değildir. Mutaassıp mezhepçi: aynı mezhebin çizgisinde giden bir kimse. Nesefi’nin aksine, Eş’ari’ye karşı değildir. İbni Hümam sırf akli planda düşünüldüğünde, Mu’tezilenin “insan fiilinin yaratıcısıdır” görüşünün kabulü için hiçbir engelin bulunmadığı fikrindedir. Allah insana iyi ve kötü fiilleri tanıtır sonra ona bu fiilleri yapma ve yapmamaya imkân veren bir kudret yaratır. Allah’ın bütün bunlar için insana imkân vermesi onun uluhiyetine gölge düşürmez. Kitab- el musayyere.
İbni Hümam’ın da düşüncesi budur. Eş’ari’ye öyle çok karşı değildir. Zaten Eş’ari’ye en fazla karşı olanlardan birisi İmam-ı Nesefi’dir. İmam-ı Nesefi Eş’ari’yi çok eleştirir hatta İmam-ı Nesefi Eş’ari’nin bazı noktalarda küfür ehli olduğunu dahi söyler. Enteresan bir duruşu vardır.
Böylece İbni Hümam sırf akli planda meseleye bakıldığında Mu’tezileye hak verir. Ancak Kur’an ayetlerinin ışığında daha değişik bir durumla karşılaşır ve nakle göre icade müteallik her şey Allah’a tabidir asla insana değildir. Müseyyere s.109
Bu noktada Nesefi ile paralel düşünür. İbni Hümam’ a göre fiil Allah insanın hiçbir tarafından ve direkt olarak yaratılmaktadır. Bu aşamada fonksiyonu yoktur fakat karar safhasında insan kudretinin tesiri söz konusudur. “İnsan istediği şeyi yapar istemediğini yapmaz” der.
Hümam insan kendi iradesini kendi var eder. İnsan kendi iradesini kendisi var eder. Bunun dışında her şeyin Allah tarafından yaratıldığını söyler. Yani Allah mutlak manada her şeyin yaratıcısı değildir hissini uyandırır. Sünni kelamcılar arasında bu ifadeyi bulmak kolay değildir. Evet bu ifadeyi Sünni kelamcılar arasında bulmak kolay değildir. Doğru. Sünni kelamcılar bu meseleyi bu tip felsefi boyuttan bakmazlar. Bu tip felsefi boyuttan bakarlarsa ipin ucunu kaçıracaklarını düşünürler. Aslında Sünni kelamcılar bilhassa Sünni sufiler bunun böyle olduğuna inanırlar bunu söyleyemezler. Sünni sufiler bunun böyle olduğunu inanırlar ama bunu söyleyemezler.
15 yy. sonlarında Mevlana’nın yazdığı bir tıpla ilgili kitabın sonundaki atasözü “Bende halimce Bedreddinem” der. İşte bu ulu şeyh Bedreddin varidatında kelamcılar yüce tanrının dilediğini yaptığını söyler. Bu sözlerden tanrı kafirin küfrünü, zalimin zulmünü dilediği anlamına çıkar. Dilediğini yapar demek küfründe, zulmünde onun dileğiyle olduğunu söylemektir. Ebu Ali yani İbni Sina ve onun gibi düşünenler de “tanrı varlığı kendi özünü gerektirir. Onun varlığı alemin
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
varlığından ayrıdır. Ancak alemde tepkisi bulunur” dediler oysa bu iki yargı arasında ateşle su gibi bir ayrılık vardır. Bu iki inançta köksüzdür, bilgisizliktendir. “Tanrının istediği, dilediği, alemin eğilimine göredir. Tanrı bir varlığın eğilimi neyse onu ister. Onun eğilim göstermediğini istemez çünkü istek eğilimin özüne bağlıdır. Tanırının dileği ile nesnenin eğilimi arasında bir uyum vardır tanrı daha iyi bilir” der.
Evet burada Şeyh Bedreddin’e katılıyorum. Allah dilediğini yapar bu kulun cüzi iradesinin dışındaki işlerdir. Kulun üzerindeki fiiliyatlarla alakalı bunu kabul edenlerden değilim. Sakın Hazreti Mevlana’nın bu tip meselelerle sözü olmaz demeyin, sırası gelmedi henüz daha Hazreti Mevlana’nın da akaidle alakalı mütezeliye ve cebriyeye ve kaderiyeye karşı Mesnevi’sinde hikayeler vardır. Evet
Soru: Fiile ilişkin gücün varlığı bütün kelam ekollerince kabul edilmiş husustur. Ancak bu gücün fiil işlenmeden öncemi, işlenme esnasında mı bulunduğu meselesi şiddetli ve sonu gelmez bir problemdir. Konu sadece İslam kelamcıları ve filozoflarınca değil, klasik felsefelerde de tartışılmıştır sizce nedir?
Evet bu bütün felsefe dünyasının ve kelam dünyasının allak bullak ettiği bir şeydir. Bundan 2-3 yıl önce kendilerince alim olan insanlarla konuşmuştum bu meseleyi, ne düşünüyorsunuz yani benim bu yazma fiilimin kudreti, bu fiilin gücü. Güç, önceden mi yaratıldı yoksa fiil işlenirken mi yaratıldı? Ben bunu sohbetlerimde örtülü olarak, bunu açık söyleyeyim, örtülü olarak fiilin yaratılma esnasında gücün o esnada varlığına inanıyorum. O esnada. Ben bir adım atma noktasında güç önceden yaratılmış değildi, aynı esnada Cenâb-ı Hakk bunu yarattı. Anladınız mı? Bu şahadet alemiyle alakalı. Anlattığımız alem-i şehadetle alakalı. Biz şu anda alemi şehadetteyiz. Buraya farklı cepheden bakacağız şimdi. Biz birinci derecede alem-i şehadetten vazifeliyiz. Fiil alem-i şehadette tecelli etti. Varlığa geçti. Bakın varlığa geçti ama aynı fiil alem-i şehadetten önce misal alemindeydi. Bu işin sufi tarafı şimdi. Ben teknik olarak dedim ki aynı anda güç geldi. Yaratma anında Cenâb-ı Hakk kudretini ve kuvvetini fiilin oluşma zamanında yarattı, gücü. Bir kısmı da dedi ki, bunu önceden yarattı, gücü. Ben önceden yaratmada cebriye görüyorum. Önceden yaratmada cebriye görüyorum. Gücünü önceden yarattı ise biz o fiili işlemekle mükellefiz o zaman, dikkat edin. O güç bir şekilde izhar olacak, meydana çıkacak, tecelli edecek. Bunu şöyle açıklayabilirler: Allah nerde ne yapacağımızı bildiğinden dolayı gücünü de ona göre önceden verdi. Allah için bu bir zul olur. Allah anında her şeye kudret yetiştirendir, kudret yetirendir, kudretlidir ve bu fiil alem-i misalde tecelli etti zaten ve alem-i misalden alem-i şehadete kudret çerçevesinde iniyor ve kudret çerçevesinde inerken bir şey, bu ne olursa olsun, bir şey, daha geriye git, âmâda. Âmâ. Bir şey, âmâdan. Allah neredeydi? Âmâdaydı. Hiçbir şey yok iken Allah neredeydi? Âmâdaydı. Hiçbir şey yok, Allah bir şey yarattı. Allah bir şey yaratırken o yarattığı şeyin bütün kudretini, kuvvetini, hikmetini, matematiğini, hesabını kitabını da onunla beraber yarattı. Allah’ın sıfatları sonradan çalışmaz, sonradan olgunlaşmaz, sonradan harekete geçmez. Allah’ın sıfatları bir bütüncüllük ve tevhid
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
noktasında her daim fail noktadadır. Her daim tazedir. Allah’ın yaratması da her daim devam eden bir şeydir. O yüzden Cenâb-ı Hakk bir kenara güç depolamaz. Cenâb-ı Hakk bir kenara kudret depolamaz. Kudret depolamaz. Cenâb-ı Hakk bir yere rızk depolamaz, bir yere buğday depolamaz Allah, bir yere bir şey depolamaz. Allah fiili yaratırken kudret, kuvvet, gücüyle yaratır aynı anda ve bu noktada soruda bahsedilen gücün varlığı, gücün varlığı fiilin harekete geçmesiyle tecelli eder ve güç fiil yaratılmazdan önce o fiille alakalı yaratılmazdan önce yaratılmış değildir. Allah aynı anda bütün her şeyiyle tecelli eder fiiliyatın üzerinde ne gerekiyorsa. Kul bunu sadece kendi dairesinde ister, kesp eder. Ben bunu buraya yazmayı kesp ettim, istedim. Ben bunu isterken de Cenâb-ı Hakk gücüyle, kudretiyle, kuvvetiyle onu o esnada yarattı. Ben buna inananlardanım ama bir kısmı da diyor ki, gücün varlığı öncedendi. Bunu ben kabul etmiyorum. Gücün varlığı öncedendi, ben bunu kabul etmiyorum. Allah ezeli ve edebi. Allah hem başlangıç itibariyle sonsuz hem de bitiş itibariyle de sonsuz. Allah başlayan ve biten bir şey değil. O zaman sıfatları da başlayan ve biten bir şey değil ve Allah yaratmakta sonsuz güce ve kudrete sahip. O zaman eğer güç önceden yaratılmış olsaydı Allah’ın yaratma sanatında eskilik söz konusu olacaktı. Anladınız mı? Evet.
Soru 2: Kesp kelimesi Kur’anî bir tabirdir. Bakara 134-141 Ali İmran 125-
Eş’ari, insanın kesbinin Allah tarafından yaratıldığını söylemekle beraber kesbi fiil ve amel olarak adlandırır. Maturidi, Allah’ın fiilleri oldukları gibi yaratmakta onları yokluktan varlık sahasına çıkartmaktadır. İnsanlarda o fiilleri yaptıkları ve kesp ettikleri ölçüde o fiillere sahip olurlar. Fiil aslında kesp yönünden insana, yaratma yönünden de Allah’a aittir. Et-Tevhid.
Nesefi birkaç kesp tarifi yapar: 1- Kudretin bulunduğu yerde meydana gelen herhangi bir iş, aksiyon kesptir. Herhangi bir iş kudretin bulunmadığı yerde meydana gelmişse hâlktır yani yaratmadır. Nesefi’ye göre herhangi bir aletle meydana gelen şeyin kesp, aletsiz meydana gelen şey ise hâlk olarak adlandırılmalıdır. 3- Herhangi bir varlığa gücünün yettiği şeyi yalnız başına yapabilmesi yaratma, gücünün yettiği şeyi tek başına yapamaması ise kesptir. Tebsire. Sizce?
Kesp, istemedir. İsteme. Bir şeyi elde etmek, bir şeyi istemek. Nesefi bunu böyle insanlar daha güzel anlasın diye değişik bu tip tarifler verir. Bir şeyi der, aletle yapıyorsa bir kimse, kesptir. Aletsiz bunu yapmaya çalışıyorsa hâlktır. Bu sufilerce çok önemlidir. Sufiler bunun içindedir. Kalemle ben şimdi İsa’ya attım. Bunu İsa’ya atma, kalemle atma isteği bana ait. Bunu yaratma hâlk, Allah’a ait. Kalem yok. Ben İsa’ya böyle bir kalemin atılmasını istedim. Aletsiz. Ve kalem gitti İsa’nın kafasına vurdu, bir kalem. Bu da hâlk. Aletsiz. Bunun üzerinde İslam dünyası çok fikir yürütmemiş. Sufiler ise bunun içinde yaşarlar. Mesela Arabi’nin misal alemiyle alakalı, misal alemiyle alakalı Arabi’nin sözleri vardır. Rüyayla alakalı Arabi’nin sözleri vardır. Rüyayla alakalı veya sufilerin kendi içerisinde, kendi içerisinde,
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
kendince inançları vardır. Bunu tabi böyle yaparken bu böyle dogmatik değildir. Bunun alt zemini vardır.
Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki “Bir kimse bir konuda ne yapacağında kararsız kalırsa namaz kılsın (istihare namazı) Allah’a rücu etsin, kalbine gelene göre hareket etsin. Sufiler bunu şöyle yaparlar: namaz kılarlar, hani halk dilinde rüyaya yatarlar. Rüyayı talep ederler ve misal aleminden onlara bir ilim gelir. Daha ileri: Sufi gelenekte evliya menkıbeleri vardır. Okuruz biz. Geylani hazretleri bir gün yemek yiyordu, bir hanımefendi hızla odaya girer bir bakar ki Geylani hazretleri tavuk yiyor. Kızarmış tavuk. “Efendi” der “Allahtan revamı? Sen bursa kızarmış tavuk yerken benim çocuğum dergâhta aç sefil” der. Geylani hazretleri hiçbir şey demez, evliya menkıbesi Gunyet’üt Talibin’de geçer, yer tavuğu katur kutur kemiklerini toplar bir yere “küntü biiznillah” der tavuk gıt gıt gıt canlanır yürür. Der ki “Senin oğlunda bu hale gelince o da otursun tavuğu yesin” der. Menkıbe ya, birisi ölmüştür. Hristiyan’dır. Hristiyan başka bir kimse der ki “Bizim peygamberimiz ölüleri diriltirdi” der. Geylani hazretleri de bir Hristiyan kabrinin başına geçer “küntü biiznillah” der kabirdeki kalkar keman çala çala kalkar. Der ki “Cenâb-ı Hakk’a hamd olsun Muhammed ümmeti de ölüyü diriltmez mesleğiyle kalkar.” der. O kimse kalkar, ona “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü” der, telkin eder, o kimse “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü” der tekrar ölür, kabre girer. Ben bir kısım Cenâb-ı Hakk’ın özel kullarının, seçilmiş kullarının bu noktada bir şeyin yaratılmasında Cenâb-ı Hakk’ın onlara hâlk sıfatıyla tecelli ettiğine inanıyorum. Buna hadis-i kudsi “Allah’ın öyle kulları vardır ki, bir şeye ol deseler, onlar olur.” Burası biraz, bu perde mahrem bir perdedir ama benim inanışım bu. Burası sizce demiş, evet bizce si de böyle. Allah bizi affetsin, yanılmaktan korusun. Tabi altında.
Bu yazı: 1- İbn Arabi’nin Fusûs’taki Anahtar Kavramlar Prof. Izutsu 2- Maturidi Ve Nesefi’ye Göre İnsan Hürriyeti Prof. Mustafa Yazıcıoğlu 3- Şeyh Bedreddin’in Varidatı Esat Korkmaz 4- Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Kemalettin İbni
Hümam’ın İslam Düşünce Tarihindeki Yeri Dr. Halil Taşpınar
5- İbn Arabi Düşüncesine Giriş Mahmut Erol Kılıç Adlı Eserlerden Alıntıdır.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Şeyh, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı