NEFES • 26/26
21 Mart 2015
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
21 Mart 2015 Tarihli Sohbet
25 Nisan 1915 sabah, saat 02.30. 57. Alay şehitliği hemen yanı, 8. Bölük komutanı Yüzbaşı Faik Efendi “Ay battı gemiler görünmez oldu, ihtiyat takımı silah başı yaptırıldı, bekliyorum. Bir zaman sonra silah cayırtısı koptu” Bu ses Avustralya kuvvetlerine sıkılan ilk kurşundu.
Sabah saat 04,30’da 8. bölük 2.takımın sahil gözetleme devriyeleri müdahale etti. Asteğmen Muharrem komutasında toplam 80 Türk askeri, ilk etapta karaya çıkan 1500 kişilik Anzak kuvvetine karşı duracaktı. Sadece 3 ü sağ kaldı. Anzak’ların çıkartma yaptığı yer.
05.00 Türk asker sayısı 160
05.30 Avustralyalı asker sayısı 4.000’e ulaştı.
Çıkartma başladığı anda orda sahilde bir takım var. Onlar çok az bir şekilde zaten savaşabiliyorlar sabaha karşı hepside şehit oluyor 3 tanesi kalıyor. Bilmiyorum 3 tanesini hikâyesini buraya aldı mı almadı mı? Enteresan bir mesele, O 3 tanesi de Mustafa Kemal kendi taburunu komple yürütürken patikalardan zor bir yürüyüş, dinlence veriyor. Dinlence verince bu 3 tane kalan -bu 3 ü sağ kaldı diyor ya bununla alakalı bir not düşeyim ben: bu üç tanesi sağ kalıyor, 3 tanesi sağ kalınca cephaneleri bitiyor, kurşunları yok. Bunlar vuruşa vuruşa vuruşa vuruşa geri çekiliyorlar. En sonunda kendilerince diyorlar ki yani cephane kalmadı, bir yerlerden cephane arayacaklar, bir yere ilhak olacaklar. O esnada Mustafa Kemal, yanında yaveri, yanında bir kişi daha var 3 kişi onlarda. Meşhur tarihi konuşmanın olduğu yer “Asker nereye?” diyor, onlar da diyorlar ki “Komutanım kurşunumuz bitti, geri çekiliyoruz. Kurşun bitti.” “Süngünüz yok mu?” diyor “Var komutanım” diyor “Süngü tak!” diyor, bunlar süngü takıyorlar “Siper al buraya!” diyor, sipere yatıyorlar, tepenin üstü. Bunlar süngü takıp sipere yatınca, süngülerde tepeden aşağı doğru görünce, komple 1500–1600 tane Anzak askeri süngü takıp onlarda yatıyorlar. Mustafa Kemal’in deyimiyle “Savaşın kazanıldığı an” diyor bu ana. “Bu emri” diyor, “hangi haleti ruhiye ile verdimi de bilmiyorum”. Evet, bu üç tane askerin böyle bir hikâyesi var. Bu enteresan bir şeydir; askere süngü tak emrini veriyor, sipere yatıttırıyor orda. Bildiğiniz tepenin üstünde hiçbir yer görünmüyor, normalde tepe, tepeye süngü tak deyince Anzak askeri bakıyor süngü takılı 3 tane. Artık onu 3000 tane mi gördü? O 3 tane ama o oradan 3000 tane mi gördü? 30 bin tane mi gördü? Bunu gidip Anzak askerine sormak lazım. Hani Bedir’le alakalı bir ayeti kerime var ya; Cenabı Hak diyor ki “Allah sana onları rüyanda az gösterdi, onlara da az gösterdi imtihan etmek için” diyor, çoğu az gösterdi.
Türk askeri sayısı 160 bu 160 tane olan askerler ayrı. Bunlar değil. Avustralyalı asker sayısı 4.000’e ulaştı. Evet. Anzaklar hızla çıkartma yapıyorlar Arıburnu’na. Hızla. Tabi bu çıkartmayı yaparlarken de İngilizler -enteresan bir şey- kullandıkları gemi askeri gemi değil. O yüzden gözden kaçıyor. İngilizlerin kullandıkları gemi yük gemisi, kömür taşıyan gemilerden. Kullandıkları
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
normal zırhlı çıkartma gemisi değil İngilizlerin kullandıkları gemi, o yüzden gözden kaçıyor zaten. Yük gemisi, kullandıkları gemi de yük gemisi. Ve böylece 4000’e ulaşıyor Anzak askeri.
09.00. Sabah 9. Tabi Mustafa Kemal normalde o Anzak’ları görünce, hızla yaverini, yaverini hızla kendi kumandasında bulunan alaya gönderiyor. Tabi bundan önce de Mustafa Kemal, oradaki Türk birliklerinin kumandasını ele almak için Alman generale müracaat ediyor. Alman generalde O’na diyor ki “Bu fazla değil mi?” diyor, verdiği cevapta şu “Bu az değil mi?” diyor. Hani bu daha az aslında. O yetkiyle, Mustafa Kemal’in oradaki 57. alay ve aynı zamanda içinde bulunduğu -orda bir 24. alay olması lazım galiba- orda bir aday daha var, iki alay var çünkü. 57. alay komutanı da bir şey faik.
Saat 09.00. Göğüs göğse mücadele başlar. Türk taarruzunu tek bir top destekler. Diğer 3 top Kanlısırt’ta düşmanın eline geçmiştir. Saat 10.00 Avustralyalı asker sayısı 10.000 Türk askeri yaklaşık 2.000. 2000 tane bile yok. Yaklaşık diyorlar ya; 2000 tane bile yok. Yani oradaki 57. Alay komple komutanıyla beraber 368 kişi. Bir alay daha var o da olsa olsa 360 da odur 600–700 kişi. Orda bekleyen, askeri kaynaklara göre iki tane alay var. İki tane alay orda toplam yaklaşık 1000 kişi falan değiller, etrafındaki parçalanmış topçusu osucu busucu falan toplam 1000 kişi yok.
Gece olduğunda 27. Alay komutanı Şefik Bey’in ifadesiyle sipersiz meydan
muharebesi sona erer. Evet, bir de orda 27. Alay var, doğru. ŞEHİT 2.500 kişi- Avustralyalı kaybı 2.000
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker; Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe” desem sığmazsın. M. Akif ERSOY
Peki, başta İngilizler olmak üzere tüm bu emperyalist işgalcilere karşı kimler savaştı? Başta 4.737 şehit veren Bursalılar ve tüm Anadolu insanı. Başka; Midyat Alagöz köyünden 19 asker, 16sı şehit. Bu Süryani vatanseverlere ben şehit dedim. Sizce?
1.Dünya Savaşında 315 sağlık personelinin 106’sı gayri Müslim, başka, Ermenilerde var, Yahudilerde var, “şehit olursam beni ayrı gömmeyin” diyenler var, tabi Mevleviler var.
Mevlevi alayı fikri, kendisi de Mevlevi olan sultan Reşat tarafından 1. Dünya Savaşında atılmıştır. Filistin’e gönderilmek üzere MÜCAHİDİN-İ MEVLEVİ ALAYI ve Kafkaslara gönderilmek üzere MÜCAHİDİN-İ BEKTAŞİYE ALAYI kurulması
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
arzu edilmiştir. Bunun için İstanbul’daki Mevlevilere bir alay sancağı ve bir kılıç gönderilmiştir.
Cihad-ı Mukaddes ilanından sonra görev Konya Mevlevi Dergâhı Şeyhi Veled Çelebi’ye verildi ve Veled Çelebi albay rütbesiyle bu alaya komuta etti ve 3 yıl Şam’da yaşadı.
Alayın mevcudu 47 Mevlevihane’den gönüllü katılımı ile 2016 kişi idi.
Bursa’dan 67 şeyh derviş ve mürid iştirak etti. Teberler çekildi, sancak donandı Vali Paşa kılıcını kuşandı Türbedarlar odaları bezendi Ayrıldılar, hep dedegân yürüdü
Kudümü döğdüler, üflediler ney’i Arşa ulaştırıp Hu ile Hay’ı Hayretle koydular yoksulu, bay’ı Sağ ve soldan rical, nisvan yürüdü. GUFRANİ (1864)
Mevleviler Balkan Savaşında Yenikapı ve Galata Mevlevihaneleri öncülüğünde yardım kampanyaları düzenlemiş ve Galata Mevlevihane’si hastane olarak kullanılmıştır. Aynı dönemde Lefkoşa Mevlevihane’si devlete 600 Osmanlı altını yardımda bulunmuştur.
İstiklal savaşında büyük yararlılıklar gösteren Mevlevihaneler, bu savaşta
fiilen Mustafa Kemal’in yanında bulunmuşlar.
Isparta Müdafaa-i hukuk cemiyetinin başkanı Mevlevi şeyhi Ali dede idi. Konya Mevlevihane’si postnişi Abdulhalim Çelebi milli hareketin yanında bulunmuş daha sonra Konya Mebusu olmuştur. Hatta Atatürk’ün Meclis başkanı olduğu dönemde meclisin 2.başkanı seçilir. Prof. Dr. N. Köstüklü (Selçuklu ü.)
El birliği ile vatan savunuldu Et ve kemik çeliğe galip geldi Soru çok güzel bir kitabın yazarından. 25 Nisan 1915 günü çıkartma başladığında sahilde düşmanı karşılayan bir avuç asker sonuna kadar direnerek ve ölerek sadece gerideki arkadaşlarına savunmaya değil, arkalarındaki millete de vakit kazandırmıştı. (Siperin Ardı Vatan G. Öncü – Ş. Aldoğan)
Sizce hala vaktimiz var mı?
Çanakkale denilince sular durur, nefes kesilir, rüzgârın esişi değişir, hatta Gelibolu’ya doğru yürüyen bir kimse eğer gerçekten o Çanakkale ruhunu taşıyorsa, daha Bursa’dan adım atmadan orada o şüheda şerbetini içen ecdat onu karşılamaya ile koyulur. Ben Gelibolu’da yenilmesini, dolaşılmasından hoşlanmayan bir kimseyim. Gelibolu çünkü öyle hevaî heves ile yürünülecek bir yer değil. Akif’in dediği gibi: ölüm yağdırmada gökler, ölüm kusmada yerler… Gelibolu’da yaklaşık 8–9 ay süren kara savaşlarında tahmini
içilmesini, oralarda heva heves
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
şehidimiz 250 bin. O “hey on beşliler” diye castıkı castıkı oynadıkları var ya, öyle bir saçma sapan birisi çıktı hey on beşli diye pop müziği eşliğinde oynamaya başladı ya, hey on beşli dedikleri; okullarda 15 yaşındaki çocukların, 15 yaşındaki çocukların yani bugünün ortaokul son veya lise 1 çocuklarının gönüllü olarak askere yazılıp Çanakkale savunmasına gittiği gün.
Her topluluğun, kâmil milletin bir dönüm noktası vardır. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden itibaren gelecek olursak biz eğer, örnekleyecek olursak biz onu; Bedir’dir. Mehmet Akif o yüzden Çanakkale şehitlerini Bedir şehitlerine örnek gösterir. Derki “Bedir’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi” Bedir’de nasıl bir ölüm kalım mücadelesi verildiyse Çanakkale’de de böyle bir ölüm kalım mücadelesi verilmiştir. O yüzden Mehmet Akif Çanakkale şehitlerini Bedir şehitlerine nerdeyse eş tutar. Bu belagat sanatı değildir, bu bir realitedir gerçektir. Hani bir belagat vardır bir şeye benzetirsiniz ya bu öyle değildir, bu gerçektir. Çünkü Çanakkale gerçekten bir milletin uyanışı gibidir. Milletin topyekûn vatanını koruma, topraklarını koruma, aklını, fikrini, dinini, namusunu, şerefini, haysiyetini koruma mücadelesidir. Bu öyle kolay askeri dehalarla anlatılabilecek bir şey de değildir. Bu direkt Cenâb-ı Hakk’ın bu millete bir ikramı ve ihsanıdır. Hani böyle serzenişte bulunurlar ya işte geçildiydi şuydu buydu falan, bunların hepsi boş laftır. Hepsi de boş laftır. O gün için İngilizlerin, şöyle düşünün; 3 tane uçak gemisinin battığını düşünün. Dünyada uçak gemisi olan dört beş tane ülke vardır: en fazla olan Amerika’dır, ondan sonra İngiltere’dir, Rusya’nın vardır uçak gemisi, Fransa’nın vardır, Çin yeni yapmaya başlıyor, çalışıyor. Uçak gemisi olan vurucu güç olarak Fransa, İngiltere, Rusya ve Amerika’nın bildiğim kadarıyla. 4 tane emperyalist ülkenin elinde. İngilizlerin var, Fransızların var bildiğim kadar, Amerikalıların zaten var bir de Rusya’nın var. Çin’in yok daha, Çin yeni yapacak. Türkiye’nin yok. Türkiye’de işte geçenlerde bir yerde okumuştum; 2000 bilmem kaçta bir tane uçak gemisi yapmayı kendilerince kararlaştırmışlar. Yani yaklaşık 20 yıl sonra 25 yıl sonraya milli bir uçak gemisi yapmak için. Çünkü o milli uçak gemiyi yapmak yetmiyor bir de onun içine koyacak uçağı da üretmek zorundasın. Çünkü uçak gemisi uçakları da kendilerine ait farklı bir şekilde oluyor. O yüzden uçak gemisi yok. O gün için İngilizlerin elindeki zırhlı gemiler bir ülke parası, sömürgelerden. İngilizlerin sömürgeleri var, bir gemi bir ülke. O gün için bir gemi ile Yunanistan’ı satın alabilirsiniz. Bakın, bir gemiyle Yunanistan’ı satın alabilirsiniz. Batan orda 3 tane gemi var, 4–5 tane de kullanılmaz, 3 tane mi ne kullanılmaz hale gelen var, o kullanılmaz hale gelenlerle beraber İngilizlere oranın zayiatı 5–6 ülke değerinde. Anadolu gibi, iki üç tane Anadolu’nun parayla satın alabileceği paraları gömüldü orada ama bu noktada İngiliz ve Fransız zırhlıları Çanakkale’yi geçemedi, sürüklenip gittiler, Çanakkale’yi geçemeyeceklerini anladılar. Şu anda Anzak koyu diye adlandırılan Arıburnu’na çıkartma yaptılar ve yaklaşık 8 ay boyunca göğüs göğse, 5 metre mesafede, 3 metre mesafede, zaman zaman bildiğiniz böyle karşılıklı. Siperlerde 5 metre ha, siperlerin kendi aralarında 5 metre yerler, 5 metre ilersinde Anzak siperi var 5 metre ilersinde burada var, kim kafasını kaldırıyor o kurşunu yiyor, böyle siperler. Bakın 5 metre. 3 metreye kadar siperlerin düştüğü yerler var. Yani
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
burada siper kazıyorsunuz 3 metre ilerde de siper kazıyorlar. Karşılıklı. Görüyorsunuz onları siz. Kafasını kaldıran ölüyor. Ardından zaten başka unsurlar giriyor. Neler giriyor; bu sefer Osmanlı Boşnakları getiriyor hem Zonguldak’tan hem de Bosna’dan. Çok orada Bosnalı şehit vardır Çanakkale’de. Boşnaklar geliyor, onlar madenci. Bu sefer bu siperden o sipere yeraltından kanal kazıp havaya uçurmaya başlıyorlar. Savaşın bir de bu tarafı var. Su yok, ekmek yok, yiyecek yok, içecek yok ve Çanakkale savaşında ne kadar devletin ve milletin gücü varsa hepsi seferber edilmiş vaziyette. Anadolu kadını Çanakkale’ye elinde ne varsa gönderiyor. Bütün şeyhler, bütün hocalar, bütün din âlimleri, vatanını, memleketini sevenler Çanakkale’ye gönüllü asker ve teçhizat topluyorlar ve insanları savaşa teşvik ediyorlar. Vatanı kurtarmaya teşvik ediyorlar. Bu aynı şey Kurtuluş Savaşında da var. Aynı şey Kurtuluş Savaşında da var.
Şimdi yukarı Mezopotamya -burada hani Mevlevilerle de alakalı Allah razı olsun güzel bir bilgi kardeşimiz toplanmış- yukarı Mezopotamya sufiliğinde yani, Bayramilikte, Mevlevilikte ve aynı zamanda da Bektaşilikte. Bu zaten bizim bu toprakların tarikatları ya bunlar, bu topraklarda büyümüşler, yeşermişler, bu topraklarda iş görmüşler. Bunlardaki Osmanlıda en önemli unsurlardan birisi şu: şeyhler gazaya katılıp ya şehit oluyorlar ya da gazi şeyh unvanı alıyorlar gazaya katılaraktan. Bu bütün ehli sufinin en büyük arzularından birisi bu; gazaya katılıp gazi veya şehit sufi, şeyh olmaları. Ve hepsi de belli bir müddet hiçbir zaman gazaya katılmaksızın kalmamışlar, hepsi de gazaya katılmışlar. Tabi 1. Dünya Savaşının Çanakkale’den sonraki kısmında artık her yerde sıkıntı var, her yerde bir çözülme, bozulma var bunu teşvik amacıyla Sultan Reşat hem Mevlevilerden hem Bektaşilerden birer genelindeki Mevlevihanelerden sufiler toplanıyor gönüllü. Bu gönüllü sufiler hepside Konya’da, hepside merkez Konya’da toplanıyor ve Konya’da ki Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin soyundan gelen çelebiye albaylık rütbesi verilip Şam’a gönderiliyor. Ve bunlar bizatihi savaşa katılıyorlar, öyle savaşa katılmıyorlar değil. Bizatihi savaşa katılıyorlar. Ne zaman Osmanlı birinci dünya savaşında ordularını dağıtınca onlarda geri dönüyorlar ama bu gelenek yeni değil. Osmanlı’nın ilk zamanlarından itibaren savaşa katılan bütün sufilerin başlarındaki şeyhe zamanın Osmanlı padişahı alay sancağı veriyor. Bakın, alay sancağı. O alay sancağının etrafında bütün sufiler toplanıp Osmanlı’nın yanında savaşa katılıyorlar ve savaş bittiğinde, geri döndüğünde o alay sancakları geri alınmıyor. O alay sancakları kendi sancağıyla beraber tekkeye asılıyor, tekkeye konuluyor ve tekkede bu kalıyor.
Sonuçta Osmanlı’da böyle bir gelenek var ama bunların bir kısmı yazılı bir kısmı yazılı değil. Ta bu ne zamana kadar? Kurtuluş Savaşında da aynı şey söz konusu. Kurtuluş Savaşında da bütün tekkeler, bütün zaviyeler, bütün medreseler, bütün hemen hemen çoğunluk olarak şeyhler, üstadlar dervişler Kurtuluş Savaşında vatanın savunulması ve bu noktada vatanın keferenin elinden kurtulması için hep beraber mücadele ediyorlar, hep beraber savaşıyorlar topyekûn. Ama Çanakkale ama Kurtuluş Savaşı bu milletin içindeki bütün renkleri ile bu milletin diyorum, içindeki bütün renkleri ile burada rengi ayrıştırma yapmak orada mücadele eden
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
insanlara haksızlık olmuş olur. Ama Çanakkale’yi ama kurtuluş Savaşı’nı bir ırka, bir kliğe, bir hizbe mal etmek bu savaşlarda şehit olan, mücadele eden, canını bu noktada kırpmadan feda eden insanlara en büyük haksızlık olur. Millet demek zaten, bütün renkleriyle bütün duygularıyla, bütün düşünceleriyle herkesin rengi, duygusu, dili bu noktada anlayışı her şeyi farklı olabilir. Böyle bir meselede tek yöne ve tek merkezde toplanıp mücadele etmektir. Siz 57. Alay’a gittiğinizde -yarın gideceğiz inşaallah Allah nasib ederse- komutanından sakasına sucusuna kadar bir tane oradan geri dönen yoktur. Bir tane. Dünya tarihinde ikinci bir alay yoktur böyle. Dünya tarihinde. Muhakkak birileri kurtulmuştur, muhakkak bir tane iki tane kurtulan olmuştur, olmuştur. Bir alay yok dünya tarihinde komple şehit olmuş olsun. Bakın ikinci bir alay yok dünya tarihinde. 57. Alay tamamıyla, tamamıyla Çanakkale’de; yarın gideceğiz, tepe bir yer var ya, o tepenin altında onların şehitlikleri. O tepe sadece orda şey işte isimleri belli olsun, ziyaret edilecek yer belli olsun diye, şehitlik aşağıda, asıl şehitlik aşağıda. İyi ki aşağıda birde işin bu tarafı var. Neden? Yani o şehitliğe ben gittiklerine razı olduğumdan dolayı aman yeter ki gelsinler buraya, insanlar görsünler diye, eleştirmek istemiyorum. Şehitliğin adabına, erkânına uygun hareket etme. Bu nedir? orda huşu içersinde, huzur içerisinde, saygı içerisinde okuyup, tevhid çekip, oradaki şehitlerin ruhaniyetine bağışlamak, kendini böyle bir hüzün deryasına koymak, kıymet bilmek, hatır bilmek. Kıymet bilmek hatır bilmek, unutmamak ve o ruha uygun bir hayat yaşamak, o ruha uygun bir düşünce sisteminin oluşması. 250 bin şehit var; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkezliyle, Boşnağıyla, Arnavutuyla, Arabıyla, Süryanisiyle, Ermenisiyle, Hıristiyanlıyla bu toprakları kendisine vatan etmiş olan bütün insanların emperyalizme karşı var olma yok olma mücadelesidir Çanakkale. Emperyalistler senin hangi dine iman edip etmediğine bakmazlar hangi ırktan olduğuna bakmazlar senin, kimle kimi savaştırdıkları da onlar için önemli değildir, onlar için önemli olan köleliktir, seni ne kadar üteceklerini, seni ne kadar yutacaklarına bakarlar. O gün için Ortadoğu’yu paylaştırdılar, sınırları çektiler, sanki rahat mı bıraktılar? Bakın onların o petrol yataklarını almak için Osmanlı’yı devirdiler, ondan sonra Osmanlı’yı devirirken de onlara dediler ki: Hepinize birer krallık vereceğiz. Hepsine birer krallık verdiler ondan sonra vermiş oldukları krallıkları teker teker kendileri yıkaraktan, katlederekten, oranın insanlarını da katlederekten onların almış oldukları, edinmiş oldukları bütün sermayelerini iç ediyorlar. Evet, bunu Osmanlı ayaktayken yapamazlardı. Osmanlı’yı yıktılar, bakın yetmedi bir daha yıkıyorlar. Irağı yerle bir etti, birisi sorabildi mi? Soramadı hiç kimse. Şimdi Suriye yerle bir oluyor, yerle bir oldu Suriye, birisi durabiliyor mu? Hayır. Şimdi Irak bir daha yerle bir olacak, nasıl olacak; işte bir taraftan işid denilen onları saldılar piyasaya, topluyorlar nerde şimdi kendince, kendi kafasınca aykırı, kendince cihad ettiğini zannedenleri topluyorlar şimdi oraya, habire toplanıyor orası. Şimdi hepsini birden katledecekler zamanı gelince. Bu büyük bir oyun Avrupa’da, Amerika’da nerede kendince cihat şuuru olan, cihat şuuru olan ama strateji bilmeyen, bakın cihad şuuru olup strateji bilmeyen, oyunu görmeyen, oyunu okumaktan uzak olan kör insanlar var ise hepsini de topluyorlar oraya şimdi, hepsini de topluyorlar hepsinde katledecekler orada.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Katlediyorlar zaten yavaş yavaş. Birden katlederlerse arkası kesilecek, gelmeyecek, birden katletmiyorlar, yavaş yavaş gidiyor herkes oraya. O gidenlerde kendilerince biz cihat ediyoruz diyorlar, kendilerince öyle görüyorlar, emperyalist bir gücün elinde maşa olduklarının farkında değil. Maşa kim? Emperyalistlerin maşası. Kimin? Amerika’nın İngiltere’nin Fransa’nın. Şu an da onu batı yaptırıyor, şu an da onu batı yaptırıyor, Çin’le Rusya’da seyrediyor. Çin’in de işine geliyor Rusya’nın da işine geliyor seyretmek, neden? Çin’in de elinde doğu Türkistan var, Çin karışırsa -tehdit ediyorlar diyorlar ki seni de doğu Türkistan’la karıştırırız, oradan doğu Türkistanlılar da Çin’e karşı bir hareket ediyorlar, o güldür güldür güldür güldür eziyor öldürüyor hepsini de şehit ediyor hepsini de. Çin’in bu sefer orta doğuda söyleyecek bir sözü kalmıyor, beşibiryerde ya bunlar, Rusya’nın elinde de böyle bir açmaz var, Rusya’nın elindeki açmaz hem Ukrayna hem de oradaki Çeçenistan. Onun da orda kendince cihatçı Müslümanlar var, tabir bu ya. Hâlbuki bütün Müslümanların cihat şuuru olması lazım. Onun da elinde böyle bir oyuncak var, hemen oradan bir iki tane adamlar buluyorlar bir iki tane bomba patlattırıyorlar. Bak diyorlar, senin de elinde böyle cihatçı Müslümanlar var bizde bunların aynılarıyla savaşıyoruz, sende sus ve böylece Ortadoğu’yu yerle bir ediyorlar. Son soru Sizce hala vaktiniz var mı? demiş, evet. Sakın öyle kendi kendinize Amerika’ya karşı İngiltere’ye karşı Fransa’ya karşı veya bu emperyalist güçlere karşı kalbinizde zerrece böyle bir muhabbet oluşmasın ha. Sakın ha. İmanınızı kaybetmekle kalmaz vatanınızda kaybedersiniz. İmanınızı kaybetmekle kalmazsınız vatanınızı da kaybedersiniz. Şunu unutmayın, din topraksız yaşanmaz, vatansız yaşanmaz. Bazı böyle sufi ekolleri var, vatan sevgisini vatan düşüncesini ve böyle kendini dindar gösteren, radikal İslamcı gösteren selefi mantığı var ya, hani toprağın önemi yok, vatanın önemi yok, vatan sevgisinin önemi yok diye, bunların hepsi de emperyalistlerin oyunları, emperyalistlerin oyunları. Sizin toprağınız yoksa dininizi de yaşayamazsınız, siz Almanya’da dininizi yaşayamazsınız, İngiltere’de yaşayamazsınız, Amerika’da yaşayamazsınız. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim ne kadar yanlışlıklarını ve eksiklikleri gördüğümüz halde bununla ne kadar acılar yaşarsak yaşayalım, topraklar bizim. Biz dinimizi bu topraklarda yaşayacağız. Sakın ha öyle “her yerde yaşarım” bunların hepsi emperyalist düşüncesi. Böyle bir sufi mantığı yok, bizim aldığımız sufi terbiyesi de bu değil. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretlerinin şeyhi olan Hacı Ali Haydar Efendi Kurtuluş Savaşı’na dervişleri ile beraber bizatihi katılmış bir dergâh. Biz gazi bir dergâhın müntesibiyiz, gazi. Tekrar söylüyorum: gazi bir dergâhın müntesibiyiz. Biz, bütün dervişleri ile beraber, bütün şeyhiyle beraber, çavuşlarıyla, zakirleriyle, nakipleriyle, her şeyiyle Kurtuluş Savaşına katılmış gazi bir dergâhın müritleriyiz, gazi. İçinde şehit vermiş, bu toprağı kanıyla sulanmış bir dergâhın müntesipleriyiz biz. Hem Kadiri, Rufai kanadımız kolumuz hem Mevlevi kolumuz hem de Mevlevi kolumuz biz gazi unvanını almış bir dergâhın evlatlarıyız. Bu topraklar için can verilecekse, en önce biz vereceğiz yine, koruncaksa en önce biz koruyacağız yine. Emperyalistlere vatanımıza, toprağımıza, namusumuza, aklımıza, fikrimizde göz diken varsa o gözü önce oyacak olan biziz yine, o gözü oyacak olan biziz. Aynı şekilde Türkümüze, Kürdümüzle,
karşı memleketimize, dinimize,
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Lazımızla, Çerkezimizle, Boşnağımızla, Arnavutumuzla, Ermeni’mizle, Süryani’mizle, kanadımızın altına kim gelirse hep beraber bu vatanı tekrar koruyacak olan, savaşacak olan da biziz. Bu konuda hiçbir sıkıntımız yok. Sırf bunu göstermek amacıyla, sırf bunu göstermek amacıyla ve aynı zamanda da o şühedanın hatırını ayakta tutmak, o şühedanın ruhaniyetini ayakta tutmak ve onların yolunda olduğumuzu göstermek için bu sene 5.sine gidiyoruz: Cepheye sema. Her şeyimize gidiyoruz. Bunu konuşmak istemem ama beni anlayacağınıza inanıyorum. Bizim Kürt kardeşlerimize var, Türk kardeşlerimize var, Lazımız da var, Çerkezimiz de var, Boşnağımız da var, Arnavutumuz da var hepimiz bir bütünüz biz, hepimiz bir rengiz, bu topraklarda herkesin herkes kadar hakkı var ihanet etmediği müddetçe. Herkesin herkes kadar yaşamaya, inanmaya, yaşamaya ve inanmaya ve inancını konuşmaya ve inancını orta yere koymaya hakkı var. Biz bütünüz, o bütünün içersinde rengârenkiz. O yüzden bunun bütün ülkede işlenmesi ve yaşanması gerektiğine inanıyoruz, bütün. Çok af edersiniz biz bu manada dinsiz değiliz, milliyetsiz değiliz, vatansız değiliz, topraksız değiliz, böyle bir din anlayışını böyle bir sufilik anlayışını da kabul edenlerden değiliz. Biz enternasyonal değiliz, değiliz. Biz elimize çantamızı alıp istediğimiz yerde yaşayamayız. Ben yaşayamam. Ben Londra’da yaşayamam, ben Bonn’da yaşayamam, ben Pekin’de yaşayamam, ben New York’ta yaşayamam, ben Washington’da yaşayamam, ben Tokyo’da yaşayamam, yaşayamam ben. Ben herhangi bir Avrupa ülkesine yaşayamam, yaşayamam. Benim yaşadığım topraklarda bir şehit kokusu almam lazım. Ben yaşayamam. Ben vatansız ve milliyetsiz yaşayamam öyle bir din öyle bir sufilik anlayışım yok. Öyle bir anlayışım yok. Ben işçilik yapmak için de yurtdışına gidip çalışmam. Böyle bir anlayışım da yok benim. Gitmişler çalışmışlar, yaşayamam ben. Gençliğimde çok teklifler aldım bende, dedim “gidemem ben, maydanoz satarım memleketimde yaşarım” dedim, hem de öyle yaptım maydanoz sattım, memleketime yaşadım. Önceden beri böyle bir düşüncem yoktu. O yüzden kıymetli dostlar, hala vaktimiz var mı? Evet var. O Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşında canlarını ve mallarını Allah adına, vatan adına, memleket adına, millet adına veren o kimselerin dikmiş olduğu bayrak dalgalanacak, geride durmayacak, inmeyecek hiç, inmeyecek hiç, inmemeli. Bununla alakalı nasıl bir mücadele etmemiz gerekiyorsa edeceğiz, ne feda etmemiz gerekiyorsa edeceğiz, birbirimize düşmeyeceğiz, birbirimize silah çekmeyeceğiz, bu vatan topraklarında hiç kimse birbirine silah çekmeyecek, çekmeyecek. Bu vatan topraklarında insanlar birbirlerine silah çekiyorlarsa bilin ki o silahın ve tetiğin arkasında emperyalist güçler var. Birisi eline silah aldıysa bilsin ki, o silahın arkasında emperyalist güçler var. Osmanlı’yı böyle batırdılar ve dağıttılar. Bizi de aynı şekilde batırıp dağıtmak isteyeceklerdir. Tarikatları birbirine kavga ettirmek, cemaatleri birbirine kavga ettirmek, mezhepleri birbirine kavga ettirmek hep emperyalist insanların, emperyalizmin işidir. Bu oyunu okuyamayan, bu oyunu bilemeyen âlim, ulema, şeyh derviş, hoca, adına ne derseniz deyin bu tezgâha düşmüştür, satılmıştır o bilerek ama bilmeyerek. Bilerek ama bilmeyerek. O yüzden Çanakkale ile alakalı konuşulacak çok şey var. Mesela burada sağlıkçılar olarak bahsetmiş mesela okumuştum böyle Çanakkale’yle alakalı notlarla alakalı, bir Alman hemşire var,
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
insan, 12 Eylül’ü yaşamış bir
hatta mezarlığı var onun orda bir köyde, hususi gitmiştim ben oraya adına da bir şey ana demişler. Kadın hasta bakıcı hemşire, doktor olan Türk kocasıyla beraber Almanya’dan geliyorlar Çanakkale’ye yaralılara bakmak için, askerlere bakmak için. O kadar ki Türkçe öğrenmiş orda köyde, yaralılara askerlere bakıyorlar ve bir şarapnel geliyor çadıra, şarapnelle ölüyor. Ve zaten etrafına da demiş “Beni buraya gömün” diye. Onu oraya gömüyorlar. Bunların hiçbirisine de kalkıp bir şey konuşmaya hakkımız yok, hiçbirisine de. Çanakkale vicdanların, vicdanı olanların bir yerde toplandığı bir yer. Ve o vicdana ne yazık ki bu memleketin bu insanların ihtiyacı var. O yüzden buradan geri dönmek, o ruhu itmek, atmak bu memleketin insanları değil. Zaman içerisinde devleti idare edenlerin eksiklikleri yanlışlıkları hep olacaktır, hep oldu. Bakın bunu söyleyen 28 Şubat’ta sıkıntıların içersinde yaşamış bir insan, dinin yasaklarından yaşanmasının yasaklarından oldukça çeken bir kimse olarak söylüyorum bunu. Ben hep bir ümit taşıyordum kendi içimde diyordum ki: bir gün bitecek bu memlekette bunlar, bir gün bitecek bunlar, bitecek bunlar, bu memleket bu insanlar dinle barışıyorlar, barışacaklar ve dinle barışılırken derdimde şu, şu anda: bu toplum, bu insanlar dinle barışırken doğru dinle barışsınlar derdim bu. Doğru Kur’an ve sünnetle, doğru sufilikle tanışsınlar. İnsanlar din ile tanışıyorlar şu anda, doğru bir noktada doğru bir şeyde tanışsınlar derdim bu benim. Benim derdim cemaat değil, tarikat değil, şeyhlik değil dervişlik değil, sufilik değil benim derdim bu. Bütün bu topraklarda yaşayan bütün renkler bizim, ayrımsız. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri “Arabın aceme acemin Araba üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır” ilkesinde buluşmak. İlke bu. Bakın ilke bu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin buyurduğu gibi: hepimiz de bir tarağın dişlileri gibiyiz, hepimiz Âdem’in çocuklarıyız. Ey insanlar kardeş olun. Bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nidası, hepimiz tarağın dişlileri gibiyiz, hepimiz Âdem’in çocuklarıyız. Ey insanlar kardeş olun. Bu kadar. Kimsenin toprağında gözümüz olmayacak, kimsenin namusunda, şerefinde, haysiyetinde, aklında gözümüz olmayacak, kimsenin dinini yok etmeye çalışmayacağız, kimsenin milliyetini yok etmeye çalışmayacağız, kendi anadilini yok etmeye çalışmayacağız, konuşacak. Bizim Nafız’a diyorum ki “Nafız, evde Kürtçeyi konuşun abicim” diyorum “Çocuklar Kürtçe bilsin” diyorum, bakıyor bana. Sakın ha, diyorum evde Kürtçe konuşmaya devam et, asimile olma, evet. Laz Lazcasını konuşsun, Boşnak Boşnakçasını konuşsun, bizim bütün diller, bütün diller Hakk’ın dili, Hakk’ın. Dilin dile üstünlüğü mü olurmuş? bütün diller Hakk’ın, bir dilin bir dile üstünlüğü yok. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri “Bir lisan bilen bir insan, iki lisan bilen iki insan, üç lisan bilen üç insan” dedi, üç lisan bilen insan. O zaman dilin bir üstünlüğü yok, ırkında bir üstünlüğü yok. Bunu söyleyen eski ülkücü, “En üstün ırk Türk’ün ırkıdır” diyen adam, benim geldiğim yer orası. Bakın bunu söyleyen benim. 12 Eylül ihtilalinde Bayındır Ülkü Ocakları Derneği’nde yönetim kurulunda olan kimseyim ben. Üstün ırk Türk’ün ırkı diye bir şey yok, herkes kardeş kardeşim, Acemin Arap’a, Arap’ın Aceme üstünlüğü yok, yok. Bitti. O zaman biz hepimiz de biz hepimiz de o tarağın dişlileri gibiyiz, o tarağın dişlileri gibiyiz. Üstünlüğümüz
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
alçaklığımız yok. Bu vatan bizim, bu memleket bizim, bu insanlar bizim, her şeyimizle, her şeyimizle ve benim vatan anlayışım da Edirne’den bitip de Van’da da bitmiyor. Evet. Nerde bir şehidimiz varsa bizim vatanımız orası. Ha işte topla, tankla, tüfekle gideceğiz fethedeceğiz, böyle bir şey değil, buradan bunu çıkartmayın, böyle bir şey yok, bitti bunlar. Ama birileri size göz dikerse gözün çıkarmasını bileceksiniz, inşaallah.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE NEVŞEHİRLİ HACI ABDULLAH GÜRBÜZ EFENDİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.
SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE
BOSNA-HERSEK/KAÇUNİ MESUDİYE TEKKESİ ÜSTADI PROF.DR. HACI KAZIM MEYLİC EFENDİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.
SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE SUDAN KABBAŞİ DERGAHI ÜSTADI HASAN EL – KABBAŞİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.
SAYIN MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİYE SUDAN KABBAŞİ DERGAHI ÜSTADI HASAN EL – KABBAŞİ TARAFINDAN VERİLEN İCAZETTİR.
Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları