Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların namusuna, kanına, şerefine, haysiyetine, topraklarına, canına zulmediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa Cenab-ı Hak hepsinden de o zalimlerin intikamını alsın. Cenab-ı Hak onların başına bir tane zalim tayin etsin. O zalimle onlardan intikamını alsın. Sonra zalimin başına bir kılıç tayin etsin. O kılıçla zalimlerden intikam alsın. Sonra dönsün zalimle o kılıçtan da intikamını alsın. israil devletini yerle yeksan eylesin. Destekçilerini de yerle yeksan eylesin. Onların yıkıldığını bizlere göstersin. Bütün Ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasip eylesin. Amin. Ecmain. 2255. beyite gelmişiz.
Tabi bu arada Messnevi sohbetine başlarken Erzincan Zakiri Leyla Hanım’a da teşekkür ediyoruz. Sohbetleri o ta başlangıçtan itibaren yazıya döküyordu. O yazıya dökmüş olduklarının hepsini, 2024’e kadar olanları hemen acil, hediye babından yetişsin diye bastırmış kitap olarak. Hoşuma gitti, sevindim. Kendisine ayriyeten özel teşekkür ediyorum inşallah. Biz de onu şimdi az önce istişaresini yaptık. Allah izin verirse inşallah onu bastıttıracağız. Böyle biraz daha üzerinde kitap haline getirip bastıttırılacak inşallah Allah’tan bir şey gelmezse. Hoşuma gitti. Böyle baktım hani amacımız, maksadımız kitap yazmak değil veyahut da kitaplaştırmak değil. Neyi doğru
biliyorsak konuşuyoruz ama böyle insanın gönlüne hoş geldi. Benim gönlüme hoş geldi. Allah iyi etsin inşallah. Amin. Evet, 2255. beyite gelmişiz:
“Gündüzün elbisemiz güneşin ziyası…Geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan değil mi ayı okkalık ekmek sanıp elimizle gökyüzüne saldırıyoruz. Yoksullar bizim yoksulluğumuzdan ve gece gündüz yiyecek düşünmemizden arlanıyorlar. Samiri’nin halktan kaçtığı gibi akraba, yabancı herkes bizden kaçıyor. Birisinden bir avuç mercimek isteyecek olsak bize ‘Sus, geber, babalar çıkacasıca!’ diyor.”
Malum şikayet devam ediyor, geçen haftadan kalan. Geçen hafta da çünkü en son: “Ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset, testimiz yok, suyumuz gözyaşı” diyordu. Normalde tabii bu yoksul bir Arap bedevisinin kocasına olan şikayetleriydi. Ama ben bunu nefse vurmuştum. Malum o bedevi kadın, insanın kendi nefsi demiştim. O nefis şikayete devam ediyor: “Elbisemiz güneşin ziyası, yorganımız ay işığı” diyor. Hani gündüzün elbisemiz güneşin ziyası, geceleyin döşek ve yorganımız ayışığı. Yani fakirlik öyle bir noktaya gelmiş ki o normalde giyecek elbiseleri yok. Aynı zamanda da örtecek yorganları yok. Yani sadece güneşin ışığıyla ısınıyor. Normalde ay ışığı da üstlerini örtüyor. Bu biraz kinaye tabi bu, mecazen normalde dünyada nasipsizlikle alakalı. Yani normalde o kimse mevcut kendi bulunduğu konumdan şikayetçi. O kendinden yukarılara bakınca o kimse, nefis, şikayet ediyor. Kendinden aşağıdakilere baksa nefis şikayet etmeyecek. Çünkü Hzreti Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte insanın gözünü kendinden aşağıdakilere dikmesi gerektiğini söylüyor. Kendinden yukarıdakileri dikmeye kalkarsa nefis hep şikayet ediyor. Çünkü normalde isteğin sonu yok. istedikçe ister insan. Veyahut da şatafatın, şatahatın sonu yok. Heva ve hevese uymanın sonu yok. Gösterişin sonu yok. Yani o normalde böyle olunca nefis bu noktada dünyalık olarak önüne ne koyarsan koy, önüne ne koyarsan koy o daha da fazlasını isteyecek dahasını isteyecek.
insan nefsi çünkü kurgulanırken Cenab-ı Hak tarafından böyle kurgulanmış. Nefis hep daha fazlasını ister. Bunu çevirirseniz eğer bunu terbiye ederseniz manevi olarak da daha fazlasını ister. O manevi yolda yürürken de insanın nefsi daha fazlasını ister. Yani işte şeyhini gördün, Hazreti Peygamberi görmek ister. Hazreti Peygamberi görse Allah’ı görmek ister. insan normalde dördüncü makama gelse beşinci makamı ister. Beşe gelse altıyı ister. Yani ister de ister. Çünkü o insan nefsinin isteği hiç bitmez. ister manevi anlamda olsun isterse dünyevi anlamda olsun. Tabi burada hani dünyevi anlamı söylüyor ve diyor ki yani sufice bakış açısına bakılırsa yani o normalde nefis daha fazlasını hep istiyor aslında. Sufi açısından bakılırsa o kimse aslında her sufi çıplaktır. Şimdi bu biraz ağır gelebilir sohbette. Yani
nasıl çıplaktır? Kendi iç alemine döndüğünde o kimse Allah’ın önünde fukaradır. Çünkü ayet-i kerimede: “Hepiniz fukarasınız. Allah ganidir.” der. Böyle olunca bir sufi kendisini hiçbir zaman maddi anlamda zengin görmez. Bir sufi hiçbir zaman da manevi anlamda da zengin görmez. Bir sufi terbiyesidir bu. Hiçbir zaman kendisini işte fıkıhta üstat, ilimde üstat, işte ne bileyim sufilikte üstat belli bir makama gelmiş. Bunu sufi bunu böyle düşünmez. Bunu böyle görmez. Yani sufi bu manada maddi olarak da manevi olarak da çıplaktır o. Yani giysisi yoktur. Giysi çünkü makam getirir, mevki getirir, ne bileyim işte belli bir kategori getirir. Ama sufi giysisiz olmalı. Mesela ben şeyhimin üzerinde hiçbir zaman bir şeyh haydarisi görmedim. Bir şeyh cübbesi görmedim.
Şeyh efendi özellikle böyle ben yolun başındaydım daha. Mustafa Efendi, oğlum, bizimki derviş haydarisi dedi. O benim kulağımda kaldı. Sonra Ödemiş’e bizim Hacı Ali abi geldi. Onun Haydarisi Nakib-i Nükebba Haydarisi. Sonradan o Ödemiş’teyken bir de halife haydarisi diktirdi. Onu da gösterdi bana. Dedi ki bu da halife haydarisi dedi. Dedim Şeyh Efendi halifelik verdi mi sana dedim ben. Sustu. Verdi demedi bana. Tabi ben bunu şeyh efendiye inceden sordum. Ali abi halifeniz mi dedim. Değil oğlum dedi. Bunu sorduktan sonra zaten dedi ki ona biraz para harcat oğlum, cömert olsun dedi. Para harcaması lazım onun dedi. Cömert olması lazım. Para harcat dedi. Efendim ben nasıl para harcatayım ona dedim. Mesela dedi, de ki dedi bugün yemekler senden. Diyemem efendim kimseye ben böyle dedim. Ondan sonra de de dedi. iyi emredersiniz dedim. Dedim hacı abi bu cuma yemekler senden dedim. Tamam dedi. Gittik köfteciye yemeği yedik. Ondan sonra kak lan öde dedi bana. Kalktım ödedim ben şimdi. Ne oldu dedi. Olmadı efendim dedim. Yapamadık biz, böyle şey olmadı dedik. Şimdi derviş; dervişlik açısından baktığımızda, sufilik açısından baktığımızda hiçbir şeyin ustası, hiçbir şeyin üstadı, hiçbir şeyin alimi değildir. Bir sufi dilinden: ‘Ben şöyle şeyhim, ben şöyle mürşid-i kâmilim, ben şöyle dervişim, ben şöyle alimim, ben şöyle bu işleri bilirim…’Bu normal şartlarda sufi dili değildir. Sufi dili der ki, biz hep talibiz. Öğrenmeye talibiz. Hep öğreneceğiz biz. Hep beraber öğreneceğiz. Hep beraber. Hatta şeyh efendi biz biliyor muyuz derdi. Allah rahmet eylesin. O yüzden sufi Allah önünde çıplaktır. Maneviyat önünde de çıplaktır. Kendinde bir şey görmez. Ama nefsine uyan bir kimse ne kadar alim olduğunu, ne kadar iyi olduğunu, ne kadar büyük şeyh olduğunu, zamanın piri olduğunu, zamanın kutbu olduğunu söyler. Ondan daha fazla alim yoktur. Ondan daha fazla ilim ehli yoktur. Ondan daha fazla dervişliği bilen yoktur. Sufiliği bilen yoktur. Yoktur da yoktur da
yoktur da…O her şeyin zirvesindedir. Öyle insanlar Allah muhafaza eylesin onlardan uzak durun kaçın.
Bir kimse manevi olarak kendinde çok büyük özellikler olduğunu söylüyorsa, ‘oooo ona ne rüyalar gösteriliyor.’ Hani dervişler arasında böyle muhabbet olur: ‘Bana ertesi gün olacak olan şeyler gösteriliyor. Yani seninle alakalı da bir şey olsaydı o da gösterilirdi…’ Onun o kadar maneviyatı çok ki ona her şey gösteriliyor! Anlatır dervişler, böyle güzel muhabbettir bu. Böyle dervişlerin arasında işte hatta kimisi hafiften böyle gözünü yumar, böyle kafasını kalbine doğru saklar. Hani böyle şey yapar, eğer. Ondan sonra o, o esnada bir ilham bekliyor. O esnada ötelerden bir haber bekliyor. Tabi! Ben böyle bir şey olunca bir melami var ya hani hikayesi. Koşa koşa gelmiş melami dervişi şeyhine demiş, efendim filanca şeyh efendi peygamberliğini ilan etti demiş. O böyle bir kalbine yaslanmış. Biz azimüşan öyle bir peygamber ilan etmedik daha demiş. Şimdi dervişin çıkacağı son nokta bu, gideceği yani. Böyle düştü mü hal anlatmaya, rüya anlatmaya, ona bir hata yapsa ona söylerler. O bir günah işlese ona ikaz ederler. Tabi! ikaz gelmediyse o haklıdır. Rüyasında görmediyse hatalı olduğunu o haklıdır. Hele karı koca dervişse yandı keten helva. Herkes o gece şey tecelliyat bekliyor. Yani tartışmışlar, öbürkü bir de diyor bana, “Efendim ben sabaha kadar bir ikaz görmedim.” dedi. Kadına döndüm. Bak dedim, “Bir ikaz görmemiş o hani. Sen gördün mü?” Vallahi efendim ben de bir şey görmedim dedi. Bunların ikisi de ikaz görmemişler. ikisi de haklı olduğunu söylüyorlar. Siz ikiniz de batmışsınız dedim. Nasıl dedi erkek. Dedim yani normalde eğer batmamış olsaydınız size bir ikaz gelirdi. ikaz gelmediyse siz yerle birsiniz dedim. Batmışsınız. Dedim size ikaz mikaz gelmiyor. Demek ki dedim siz emmareye düşmüşsünüz. Emmaredeki insana ikaz gelmez dedim. Nereden gelsin dedim.
Bunlar tabi arkalarına bakmadan gittiler. Dedim sarmaşın, dolaşın, barışın. Siz böyle dedim birbiriniz için ikaz beklerken dedim ömür geçip gidecek dedim, boşanacaksınız sonra dedim. Onlar evet, baba derviş ya ikaz bekliyorlar. Allah muhafaza eylesin. Dervişler arasında muhteşemdir bu. ‘Ayı ekmek sanıp göğe saldırmak.’ Yani açlık o kadar başlarına vurmuş ki hani şimdi Gazze’den enstanteneler görüyoruz ya bunlar, buradaki anlatılan şey yani Gazze’yi aratmaz. Hani Gazze’de çanaklar, çömlekler, yemek, ekmek hiçbir şey yok şu anda. E bir de işte filanca yerde dağıtım yapılacak diyorlar. Bütün millet aç günlerdir. Herkes oraya koşuşturuyor. Koşuşturunca o namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, kanı bozuk, südü bozuk, insanlıktan nasibini almamış, hayvandan daha aşağı mahluk olan israilliler onları bombalıyor ve islam ülkeleri de kınıyorlar çok yüksek derecede. Toplanıyorlar,
yiyorlar, içiyorlar, yüksek dereceden kınıyorlar, dağılıyorlar. Ben bazen diyorum, bu kadar yüksek dereceden kınamayın. Başınıza bir iş gelecek sonra diyorum. Tabi yüksek dereceden kınanınca onların da gücüne gider şimdi. Gücüne gidince de bunların bir şeylerini açık leyıverirler. Eyvah ki eyvah ya. Mossadın elinde ne o Epstein bilmem ne ıvır zıvır kol geziyor ya ortalıkta. E o siyonistler boş durmazlar. Mossad boş durmaz. O ülke liderlerinin bir açığını, bir şeysini bulmuştur o, zaten o Netanyahu açıkça söyledi. Dedi ki, “Oturun oturduğunuz yerde bir açıklarsam” dedi, “koluklarınızı kaybedersiniz” dedi. Herkes sustu, oturdu, o sözü yuttu. Hani dünya liderleri, Müslüman dünyanın Müslüman halkı Müslüman olan liderler bu sözü yuttu. birisi şunu diyemedi, açıkla ne açıklayacaksan diyemedi. Yani bütün halkı Müslüman olan o devlet başkanlarını tehdit etti resmen. Haberlerde öyle okudum. Dedi ki, “Oturun oturduğunuz yerde. Sizin hakkınızda” dedi, “bazı şeyler açıklarsam koltuklarınızda oturamazsınız” dedi. Artık ne varsa elinde Mossadın. Yani islam ülkelerinin yani halkı Müslüman olan devlet başkanlarının demek ki açık olan bir halleri var. Bir durumları var. O durumlar da o haller de Mossad’ın elinde. O yüzden onlar da ne yapıyorlar? Konuşamıyorlar. bir şey yapamıyorlar. Aynı şey alimler için de geçerli. Aynı şey şeyhler için de geçerli. Yani Türkiye’deki cemaat liderleriyle alakalı Mossad’ın elinde ne var bilmiyoruz ki. Hocayız, alimiz, şeyhiz diye dolaşanlarla alakalı Mossad’ın elinde ne var bilmiyoruz ki. Yoksa bu uyku, bu gaflet, bu böyle konuşmama, hakkı haykırmama, ayetleri, hadisleri eğip bükme, meseleleri eğip bükme nereden geliyor bilmiyoruz. Allah muhafaza eylesin.
işte öyle bir açlık ki nefis diyor ki ondan sonra bu diyor “ayı ekmek sanıp biz göğe saldırıyoruz.” Yani normalde o kadar açlar ve normalde acıkınca ayı ekmek gibi görüyor. Bir kimse neye ihtiyaç duyuyorsa, neye ihtiyaç duyuyorsa onu görür hep. ihtiyaç gördüğü bir şeyin kölesi olur. insanoğlu öyle bir şeydir. Yani o en üst seviyede telefon alması lazım. Onu ihtiyaç görür, onun kölesi olur. Aylarca onu taksitle ödeyeceğim diye uğraşır. Altı üstü telefon; görüşecek, telefon açacak. Onun kölesi olur. Kimisi işte en son kreasyona sahip olması lazım. Moda olarak giymesi lazım. Onun kölesi olur o. Gidecek, adamın neresi erkek bilmiyorum. Daracık pantolonlar, daracık üzerine gömlekler veyahut da şimdi erkekler de başladı soyunmaya. Yani o moda çıplaklık şimdi. Erkekler de çıplak dolaşıyorlar. Kadınlar zaten çığırını aştı. Yani teşhircilik moda oldu. Halbuki o teşhirciliğe düşenler, modayı takip edenler, modacı olanların hepsi de psikolojik vakadır. Hepsi de. Bir kimse moda düşkünüyse psikolojik vakadır o. Herkes dar giyinirken o da dar giyinecek. Herkes bir tarafını açarken o da açacak. Gerçekten psikolojik olarak rahatsızlıktır bu veyahut da o kimse işte telefon çıkacak önce o alacak.
Hani gösteriyor ya haberlerde, sıraya giriyor insanlar. Sabah saat dörtte üçte, ikide, birde…Neymiş de iPhone’un yeni modeli çıkmış. Önce onu alacaklarmış. Sıradalar. Hepsi de psikolojik rahatsız. Hepsi de. Yani şu anda dünya üzerinde gerçek hastalık bu. Hani bu bir teknoloji hastalığı değil. Bu marka bağımlısı. Yeni telefon onda olacak. Yeni bilgisayar onda olacak. Her şey onda olacak. Ve bunun açlığını yaşayınca o kimse onun kölesi oluyor. Normalde neye ihtiyaç duyuyorsanız onun kölesisiniz. Kur’an sünnet dairesinde bakarsanız o zaman meseleyi kurtarırsınız. Nedir? Bana giyinmek için bir gömlek lazım, bir pantolon lazım. E dar giyemem. Bu islam adabına aykırı, erkek olarak söylüyorum. Erkeğin de vücut hatları belli olmayacak. Sadece kadınla alakalı değil ki bu. Şimdi erkeklerin de vücut hatları meydanda. Bu da caiz değil. Haram. Erkekler daracık pantolon hepsi de meydanda. Hatta bir de düşük kemer olursa ondan sonra cumada orda burda arkası görünüyor. Erkeklerin bildiğiniz arkası görünüyor. Erkekler de daracık gömlek giyiyorlar, patlıyor. Hele bir de göbekliler giyiyor ya onu. Ya giyme ya, giyme! Göbeğin patlıyor işte. Kadınlar da aynı. Giymeyin ya. Göbeğiniz var giymeyin daracık bir şey, likralı bir şey giymeyin. Giyorlar! Allah muhafaza eylesin. Onu ihtiyaç görüyor çünkü. Herkes onu giyiyor, o da onu giyecek. Herkes onu yiyor ya, o da yiyecek onu. ihtiyaç görüyor. Bu büyük bir hastalık. Bu da nefsin hastalıktır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefis her şeye el uzatmak ister. Her şeye ve her şeyin kendisinin olmasını ister. Nefis öyle bir şeydir. Burada da üstat diyor ki Hazreti Mevlana ondan sonra, insan diyor nefsine uydu mu elini göğe uzatır. Yani aya ulaşacak ayı bile ekmek zanneder.
“Yoksullar bile bizden utanıyor.” Yani o kimsenin sefaletini görünce, o kimsenin o yokluğunu görünce yoksullar bile ondan normalde işte acıyorlar ona ve uzaklaşıyorlar. Bu bizden bir şey isteyecek muhakkak diyorlar. O yüzden normalde sufice bakılırsa meseleye gerçek fakirlik öyle bir şeydir ki gerçek fakirlik o bir sufinin öyle bir hali vardır ki sufi o fakirliği zenginliğin içinde olsa dahi etrafında her şey var olsa dahi o yokluk içinde yokluk yaşar. Varlık içinde yokluk yaşamak herkesin işidir. Varlık içinde yokluk yaşar o. Varlık içinde yokluk yaşamak nedir? Vardır harcamıyordur. Her şeye ihtiyacını görebilir. Vardır. Onun yokluğu varlık içinde yokluk yaşamak. O hani o da bir nefis terbiyesidir. Ama asıl nefis terbiyesi. O kimse varlığın içinde olsa dahi yokluğun içinde yokluk yaşaması lazım. Yokluğun içinde yokluk yaşarsa o zaman ‘el-fakri’ olur. Öbür türlü o kimse gerçek fakrı yaşayamaz. Sufiler için fakirliği, fakrı yaşamak yani elini attığını alıyorsun. Alma kardeşim. Elini attığını harcıyorsun. Harcama. Sen nefsini terbiye et. Aylık ne kadar eline geçti? 20.000 lirayı. 20.000 lirayı da ayın sonunda harcıyorsan
sen nefsine uydun. Aylık ne kadar? 10 lira. 10 lirayı da sen harcıyorsan nefsine uydun. Evet. Sen o elini attığını böyle hemen sahip olmaya çalışma. Nefsine vur biraz. Nefsini terbiye et. Nefsini terbiye et. Gitme kafeye, oraya, buraya. Nefsini terbiye et. Alma ikide birde kendine kıyafet. Nefsini terbiye et. Oraya buraya harcama parayı. Nefsini terbiye et. Bak nefsini terbiye et. O fakrı yaşa. Millet ne der diye düşünme. Millet ne diyorsa desin. Millet der hep zaten. Peygamberlerin arkasından konuşmuşlar. Peygamberleri eleştirmişler bu insanoğlu, nefsine uydu mu Allah’ı bile eleştiriyor, kitabı bile eleştiriyor. Koca profesör ne diyor? Bu Allah’ın ayeti olamaz diyor. Bitti. insan nefsine uydu mu eleştirmeyeceği bir şey yoktur. Nefsine uydu mu onun, insanın konuşmayacağı bir şey yoktur.
Allah’a iftira atıyor insan. Peygambere iftira atıyor insan. Üstadlara, şeyhlere, dervişlere iftira atıyor insanoğlu. Kendi eşine iftira atıyor. Kendi çocuğuna iftira atıyor. Kendi annesine, babasına iftira atıyor. insanın sözü, lafı bitmez. Bitmez. Herkes bir laf söyler. Sen kendi nefsine bak. Nefsini terbiye et. Sen herkesin güldüğü yerde sen ağla. Herkesin rahat ettiği yerde sen zorluğu yaşa. Sen herkes bolluktayken sen sıkıntıyı yaşa. Sıkıntıyı gör sen. Neden? Herkes sıkıntıya düştüğünde sen bolluğu yaşayacaksın çünkü. Hiçbir kimsenin hayatı tek düze gitmez. Sen sıkıntı varmış gibi yaşa. Sen sıkıntı olunca herkes zaten çökecek. Sen, sende değişmeyecek bir şey. Sen günün zengini olacaksın. Ama bizi öyle alıştırmıyorlar. Bize sufilik terbiyesi vermiyorlar. Bize kapitalizmin bir de çarpık kapitalizmin terbiyesi veriliyor. Evlerde, çocuklarda, sokaklarda, devlette her yerde israf var. Devlet israf ediyor. Aileler israf ediyor. işletmeler israf ediyor. Kadın, erkek, çocuk, herkes israf ediyor. israfın içinde yaşıyor şu anda insanlar ve borçlanaraktan israf ediyorlar. Borçlanaraktan! Herkesin elinde birer tane plastik var. Borcu bitmiyor hiç kimsenin. Bir tane de olsa iyi. Bir, iki, üç, dört, brş, altı…Plastikleri taşımak için bir de cüzdan veriyorlar sana. Adam bir açıyor böyle, kitap açar gibi altı, yedi tane ne o şey var, kredi kartı var. Dervişte gördüm. Dedim oğlum lan ben de dedim düne kadar kredi kartı yoktu. Banka göndermiş, buzağılı inek gibi arkamıza baktık neden gönderdi diye. Savaş’ı aradım. Savaş neden gönderdiler acaba bana dedim kredi kartını. Savaş dedi ya normal bir şey dedi. Emekli maaşın oraya yatıyor, işte şöyle işte böyle, şudur budur…Yani adamlar bir de kendiliğinden arttırıyorlar limiti. Limit arttırıyor. Yani millette dolu mu? Dolu. Harcıyor. Ya sen ödeyeceksin. Sonra onun o kredi kartını tak gitsin öbürküne, öbür kredi kartını tak gitsin öbürküne. Ya harcama. Harcama ya, olmayı versin. Yemeyiver, içmeyiver, geymeyiver ya. Olmasın sende ya. Sende olunca bir şey mi level mi atlayacaksın, makam mı atlayacaksın, nefis meratiplerini mi geçeceksin? Yok.
O yüzden ama o normalde yani insanların önünde masaya atacak ya. iPhone’u atacak, arabanın markasını atacak masanın üstüne. Tabi! Sonra onun bir de selfiesini çekecek, fotoğrafını çekecek, paylaşacak Instagram’da orda burda. Yemek yedi, filanca yerdeyiz, bunu da atacak. Yapacak! Nefis onu istiyor çünkü. O yüzden normalde oysa sufi yokluk içerisinde yokluğu yaşamalı ve kendini herhangi bir yerde görmemeli ve nefis onu bir yerde görürken onu durdurmalı. Nefis terbiyesi yapmalı. Nefis o işte gömleğin iyisini isteyecek, pantolonun iyisini isteyecek, modasını isteyecek. Ona diyecek ki: “Dur, bu moda olabilir. Bu Kur’an ve sünnete uygun mu? Bu kıyafet Kur’an ve sünnete uygun mu?” Sen erkeksin diye çok afedersin senin arkan tabak gibi meydana mı çıkacak? Yok böyle bir şey. E sen erkeksin diye daracık giymeyeceksin. Erkek sen erkeksin, sen normalde kısacık şortla çıkmayacaksın meydana. Yanında, daha bugün bayan dersinden çıktım. Yanındaki kadın feraceli. Feraceli; artık eşi midir, ablası mıdır bilemeyeceğim ama erkekte dizinin üstünde, dizinin altında değil dizinin üstünde şort var. Kadın feraceli, adamda dizinin üstünde şort var. Öyle çıkmış. Ya bu insanlara anneler, babalar, kardeşler, eşler acaba hiç mi anlatmıyorlar bu insanlara? Hiç mi sözlerini geçiremiyorlar? Ya adamın hanımı yanında yarı çıplak dolaşıyor. Sokakta yürümeye utanıyor insan. Sokakta yürümeye utanıyor insan. Rabbim muhafaza eylesin. Amin. Evet. O yüzden sufiler şöhrete düşmeden, şatafata düşmeden, şataata düşmeden fakrın içerisinde fakrı yaşarlar. Allah bizi onlardan eylesin.
“Samiri’den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar. Samiri kimdi? Musa Aleyhisselam. Turu Sina’ya gidince Samiri altınların hepsini eritti, altınlardan bir tane buzağı yaptırdı. O buzağıyı da normalde insanların önüne getirdi. O buzağıdan da şeytan bir ses çıkardı ve Musa’nın kavmi Musa Turî Sina’dayken Samiri’nin yaptığı buzağıyı ilah edindiler. Çünkü insanlar nefis olarak putları ilah edinmeye meyillidir. Gerçek dinden, dinin hakikatinden insanlar uzak durmak isterler. Nefisleri bunu kabul etmez. Nefis hakikatten insanı uzaklaştırmak ister. O yüzden ayet-i kerimelerde ‘sizin çok azınız iman etmiştir’ der. Müslümanlar çok değildir hiçbir zaman. Adem’den itibaren hep azınlıktadırlar. Heva ve hevesine uyanlar, heva ve hevesini ilah edinenler dünya üzerinde hep çoğunluktadır. Hiçbir zaman inananlar çoğunluğu yakalayamamışlardır. Bu ancak ahir zamanın son diliminde Mehdi alaresul zuhur edince yaşanacak. Öbür türlü Müslümanlar hep az. işte Musa aleyhisselam da Turî Sina’ya kırk gün çünkü orda halvet etti tabiri caizse, erbain çıkardı. Kırk gün erbaindir. O yüzden erbain de Musa Aleyhisselam’ın sünnetinden gelir. Sufilerin bir kısmında bu terbiye sistemi vardır. Dervişlere kırk günlük erbain çıkarttırırlar. Bizim dergahımızda yoktur.
Biz normalde sünnet-i seniyye neyse biz ona tabi oluruz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ramazan’ın ilk zamanlarda ilk on gününde sonra orta on günde en son Ramazanın son on gününde itikafa girdi ve ölünceye kadar son on gün itikafta devam etti. Bizim için itikaf son on gündür, ramazanın içerisinde on gündür. Biz on bir gün yapmayız ama o kimse itikafa normalde girer, ne yaşayacaksa yaşar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bir de Muharremde on gün itikafa girmiştir. Ondan sonra onun da itikafı bozar, eşlerden bazıları gelirler mescidin içerisine çadır kurup onlar da itikafa niyet edince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bunlara ne oluyor der. kendi itikafını terk eder. O sene, terk ettiği sene de Muharremde itikafa girer.
O yüzden bir kimse Ramazan’da itikafı terk ederse Muharremde kaza etmesi, Muharremde kaza etmesi evladır. Çünkü olur, insan itikafı terk etmek zorunda kalabilir. Şeriaten çok önemli bir mesele olur. O yüzden itikaftan çıkmak, itikafı terk etmek zorunda kalabilir. Öyle olunca da o kimse Muharremde itikafı ne yapar? iade eder. işte ‘Samiri’den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar.’ Sonra Musa Aleyhisselam normalde Turî Sina’dan döndü. Dönünce halkının Samiri’nin yapmış olduğu o buzağıya tapındığını duyunca hatta o sinirle elindeki levhaları yere çarptı. Taha 85: “Doğrusu biz senden sonra kavmini sınadı ve Samiri de onları saptırdı.” Ne yaptı Samiri? O normalde halkı saptırdı. Musa kavmine kızgın ve üzgün olarak döndü ve: “Ey Kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı?Uzun bir zaman mı geçti aradan. Yoksa Rabbinizin gazabına uğramak istediniz de mi bana verdiğiniz sözden caydınız?” dedi. 85’ten 97’ye kadar ve böyle olunca halk Samiri’den iğrendi. Sen bizi sapkınlığa gönderdin, sen bizi sapkınlığa sevk ettin deyip ondan selamı sabahı kestiler. O yüzden o kimse artık öyle bir zillet halini yaşıyor ki onları normalde artık fukaralar dahi ondan kaçıyor. Şimdi derviş de bazen zaman zaman başına böyle sıkıntılı zamanlar gelir bazen fukara halleri olur, diğer dervişler aman benden bir şey ister diye ondan kaçarlar. Mesela fukaradan insanlar uzaklaşırlar, bir şey isteyecek diye veya iflas eden bir kimseden uzaklaşırlar, bizden bir şey ister diye. Normalde kaçarlar bazen insanlar kötü ahlaklılardan da kaçar. Sert tabiatlı olanlardan da kaçar. Bazen insanlar o derviş dahi olsa kaçar ondan. O sert tabiatlıdır. Olur olmaz konuşuyordur. Olur olmaz birilerine böyle sert davranıyordur. Millet onu ne çeksin? Ondan da uzaklaşır veya cimrilerden uzaklaşır insanlar.
O kimse cimridir, Cenab-ı Hak onun etrafında kimseyi tutmaz. Allah cimrileri sevmez. Cimrileri sevmeyince cimrilerin etrafında da hiç kimse olmaz, kalmaz. Sert tabiatlıları Allah sevmez. Onların etrafında da hiç
kimse olmaz. Onlar da kendi kendilerini avuturlar: ‘Ben doğruyu söylüyorum. O yüzden hiç kimse etrafımda yok veyahut da ben iyiyim aslında işte hiç kimse benim etrafımda yok.’ Yok öyle değil. Doğru değil o. Cenab-ı Hak peygamberine diyor ki eğer sen yumuşak huylu olmasaydın sert ve kaba olsaydın senin etrafında hiç kimse durmazdı. diyor. Bakın, peygamber olmasına rağmen sen sert ve kaba olsaydın senin etrafında hiç kimse olmazdı. O yüzden sert ve kaba olan insanların etrafında hiç kimse durmaz. Cimrilerin etrafında hiç kimse durmaz. ikide birde etrafını eleştiren insanların etrafında kimse olmaz. Dili sivri olanların etrafında kimse olmaz. bağırıp çağıran insanlara böyle deli danalar gibi bir şey yapıyormuş gibi bağırıp çağıran insanların etrafında kimse olmaz. Ama onlara sorsan onlar çok iyi insan. Onlara sorsan onlar çok iyi biliyor her şeyi. Bir biliyorlar bir biliyorlar bir biliyorlar, bildiklerinden Uludağ yıkılır! Öyle biliyorlar. Bunlar normalde bir sufi topluluğun içerisinde de uzun nefesli bunlar olmazlar. Sonra onlar çok biliyor ya. Yani normalde işte çok bildiklerinden dolayı işte üstada, zakire, görevlilere boyuna akıl vermeye kalkarlar. Ne bileyim işte onların söylediklerini kesmeye çalışırlar, düzeltmeye çalışırlar gibi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir tek fakirlerden kibirliler kaçar, cimriler kaçar, kendince o ben bunlarla beraber mi olacağım diyen müşrik kafalılar kaçar. Çünkü müşrikler öyle yapmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundayken işte birkaç fukara derviş sahabe gelince hani biz bunların yanında mı konuşacağız? Biz bunlarla konuşmaya layık değiliz.” deyip yüzünü ekşittiler. Yüzlerini ekşittiler. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşallah. Amin.
“Mercimek istesek hakaret görüyoruz.” Yani normalde bir lokmalık bir şey istese o kimse yani karnım aç dese işte hakaret yiyor. Hoş şimdi bugünün dilencilerinin hangisinin ihtiyacı var hangisinin ihtiyacı yok bunu da bilmek mümkün değil. Dilenci diyorsunuz adamın üzerinden yüz bin lira para çıkıyor. Dilenci diyenin dört katlı, beş katlı evi çıkıyor. Normalde işte Eskişehir’de oturuyorsa Bursa’da dileniyor. işe gelir gibi sabahleyin otobüse biniyor geliyor, Bursa’da dileniyor. Akşam olunca işten çıkmış gibi tekrar otobüse biniyor gidiyor Eskişehir’e. Eskişehir’de dört beş katlı binası var. Dükkanı var kirada. Şusu var, busu var…Tabi eşi bile bilmiyor dilendiğini. Eşi çocukları bile bilmiyor. O işim var deyip çıkıyor her sabah. Arabası marabası da var. Dedim ne yapıyorsun? Hani öyle ya. E ne olacak hocam dedi. Geliyorum dedi Bursa’ya dedi. Arabayı bir yere park ediyorum dedi. Arabanın içerisinde kılık kıyafeti de var. Fukara kıyafeti. Arabada değiştiriyor. Dedim sen de benim gibi yapıyorsun o zaman. Nasıl dedi. Ben de yola çıkacağım zaman yol kıyafeti var dedim. Açıyorum dedim ütülü pantolonu
dedim gömleği, dedim sohbete gideceğim zaman arabanın arkasını, değiştiriyorum. Aynı hocam benimki de aynı dedi. Benle aynı o da. Bana bir de öyle anlatıyor. Aynıyız hocam biz ikimiz de diyor. Vallahi aynıyız dedim. Sıkıntı yok ama ben dilenmiyorum dedim. Aramızdaki fark bu dedim. Bu kaldı. O dileniyor. Hani ben diyor halim vaktim yerinde hocam benim diyor. E dedim ne yapmaya dileniyorsun, ya hocam diyor duramıyorum ki. Meslek bu diyor. Yıllardan beri diyor meslek bu.
Çocuklarını okutmuş birkaç tanesini evlendirmiş. Tabi dedim merak etmiyorlar mı? Senin dükkanın nerede? işin nerede? E diyorlar dedi. Siz benim işime karışmayın diyormuş. Bir gün büyük oğlu tutmuş ya ne yapıyorsun demiş ya seni takip edemiyoruz demiş. Ne takip edeceksin lan sen beni demiş. Bir de küfretmiş ona. Demiş okuttum önünde işin var, evlendirdim altında arabam var demiş. Lan sen benim işimi ne yapacaksın demiş. Dedim harikasın ya. Söyleyecek bir laf yok. E şimdi normalde hani biz şimdi isteyene verelim de nasıl verelim? verecek olduğumuz bazen bizden zengin. Bana soruyorlar diyorum ki ben vermiyorum diyorum. Yani o sünneti işleyemiyorum ben diyorum. Benim verecek olduğum yerler var diyorum. Ne uğraşayım başkasınla diyorum. Öyle deyince duruyorlar. Yani yok çünkü o hani ama hani insanlar genel olarak isteyene hor hakir bakar. Cenab-ı Hak da istemeyin diyor zaten. Çok naçar kalırsanız temiz yüzlülerden isteyin diyor. istemek yok islam’da. E istiyorsa da temiz yüzlülerden isteyecek çok naçar kalırsa. Ama öbür türlü normalde o kimse önüne gelenden istiyorsa bir şeyler veya andırıyorsa dileniyor o. Sufilikte de dilenmek yoktur.
Sufi dilenmez. Bunu anlatıyorum derslerde ya hani Ulu Cami’de yassıyı kıldım dışarı çıktım, böyle birisi geldi. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Benim bana dedi biraz yardım eder misin? Sana dua edeyim dedi. Ondan sonra dedim hayırdır? Böyle şey yapınca dedi ki üstadım beni seyahate çıkardı dedi. E dedim? Ben dedi Allah için seyahatteyim yani dedi. Bizim dedim üstadımızın üstadının üstadının üstadını da üstat seyahate çıkarmış. Demiş ki dedim verirlerse yiyeceksin vermezlerse istemeyeceksin. Yatırırlarsa yatacaksın yatırmazlarsa yatmayacaksın demiş. Kimseden bir şey istemeyeceksin demiş dedim. Bu böyle durdu şimdi hani bana maval okuma gibisinden. Aa baktım böyle şey bilgiçlik tasıyor. Bak bunun adabı ne biliyor musun dedim. Ne dedi? Nerede senin üstadın dedim. “Samsun’da.” dedi. Ben şimdi Samsun’a döndürdüm bunu. Omuzlarından tuttum. Arkasına geçtim. Şimdi aç ellerini dedim. Seni seyahate çıkarını vesile ederekten iste dedim. Nasıl dedi? Seni seyahate çıkarmış ya üstadın dedim. Evet. Sen dedim şimdi Samsun’a doğru döneceksin. Diyeceksin ki dedim ya Rabbi üstadımı vesile ettim. Beni seyahate çıkaran o. Açsan diyeceksin ki dedim beni doyur. Böyle
bir şey mi olur ya? Deli deli konuşuyorsun dedi. Ben deliyim zaten dedim. Bunu böyle yap. Gerçekten ihtiyacın var ise merak etme dedim. Senin ihtiyacın görülür ama dedim senin ne üstadına inancın var ne Allah’a dedim. Sen başkasının elindekine güveniyorsun.” dedim.
Başkasının elindekine güvenen insanın imanı kemale ermemiştir. Altını çizeyim. Başkasının elinin altındakine güvenen bir kimsenin imanı kemale ermemiştir. O dilencidir. Sufi ise dilenmez. Sufi dilenmez. Öyle olunca hani burada nefis mercimek istiyor, hakaret görüyor ama normalde mercimek görüp de hakaret görmesi nefse ait. Sen nefsine uyarsan hakaret görürsün. Sen nefsine uyarsan sen zelil olursun. Sen nefsine uyarsan sen Allah’ın önünde, peygamberin önünde, üstadının, maneviyatın önünde ve insanların önünde zelil olursun. Nefsine uyma. Heva hevesine uyma. Heva hevesini ilah edinme. Sen azizken zelil olursun. Zelil olursun! Sonra dersin ki Allah beni zelil etti. Allah seni neden zelil etsin? Zelilliği sen istedin. Edebe mugayyir sen davrandın. Edebin dışına sen çıktın. Sen haddi aştın. Sen çizgiyi açtın. E Cenab-ı Hak’tan zelilliği sen istedin.
O yüzden hani derviş bu noktada kendince hiçbir şey istemez ve onu da andırmaz. isterse nefsine uymuş olur ve kendisini zehlil eder. Allah muhafaza eylesin. Ayriiyetten hor hakir görmemek lazım, bu da zahiren. Nir fukarayı hor hakir görmemek lazım. Hani ayet-i kerime var ya ‘yetimi ezme’, ayet-i kerimedir bu yetimi ezme. Hani hatta ayet-i kerimenin devamı vardır: ‘Yetimi ezme. Dilenceyi de azarlama.’ Yani isteyeni, dileneni de azarlama. Bu ayettir. Bu işin şer’i tarafıdır. Sen isteğeni normalde ne yaparsın? Azarlayamazsın. Yetimi ezemezsin. Yetime yardım edeceksin daha. Dilenciyi azarlama. Vermiyorsan verme. Kimisi kızıyor, bağırıyor, çağırıyor. Allah muhafaza eylesin. O şey değil ve o kimse biri ondan isteyen bir şey olursa o kimse kendince iç aleminde Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşettiği nimetler için hamdedecek. Birisi bir şeye ihtiyaç görüyor, o sende var. Öyle değil mi? O sende varsa sen Allah’a çok hamdet. Allah’ı çok zikret. De ki: “Ya Rabbi, sen beni bu nimetin içerisine koymuşsun. Bu nimetle beni nimetlendirmişsin. Bu lütufla bana ikram etmişsin. Sana hamdediyorum.” O sufi bunu gördüğü zaman hani bunu gördüğü zaman Allah’a olan zikrini hamdini arttıracak ve diyecek ki Cenab-ı Hakk’a hamdu sena olsun. Cenab-ı Hak bana lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, sana vermiş herhangi bir şey. Sen de onu ihtiyaç olarak görmüyorsun ama bir başkası işte ihtiyaç olarak görüyor. O, örnekliyorum, o ekmeğe muhtaç. Sende ekmek var. Hamdet, sen neden bende pasta yok diye sızlanma? E bir başkası pasta istiyor senden. Sende tatlısı var. Allah’a hamdet. De ki: “Ya Rabbi, sen bunu nimetin içerisinde yüzdürüyorsun.” Çünkü hani yetimi gördün. Yetimi görünce
ya Rabbi beni anasız babasız bırakmamışsın. Ben yetim kalmamışım. Sana hamdediyorum de. O yetim çünkü bir şeye ulaşamıyor. Bir şeye yetişemiyor. Ya annesi yok ya babası yok.
Kimisi anneli babalı yetimdir. Kimisinin zahiren anası babası vardır ama yetimdir. Nasıl analı babalı yetimdir? Yani o çocuk onların değil sanki. Ne ilgilenirler, ne uğraşırlar, ne onla herhangi bir diyalog kurarlar, ne onun eksiğine gediğine bakarlar. Yani doğurmuş atmış, bitti. Analı babalı yetimdir kimisi. Gerçekten içler acısı birşeydir. Bazen insanlar analı babalı yetim olur. Annesi babası olmasına rağmen anne baba ayrılır. Nefislerine uyarlar. Bir boşanırlar. Çocuk bir ona gider bir ona gider. Dağılmış aile olur. Çocuk ne annesini anne gibi bilir ne babasını baba gibi bilir. Hiç nefsine uyarlar, kimisi üç kuruştan, kimisi beş kuruştan. Nefislerine uyuyup evet, evliliklerini bozarlar. Bozarlar! Nefse uyar insan. Yapmayacak olduğu hatayı yapar. işlemeyecek olduğu işi işler. Nefsine uyar. Ayrılırlar. Ayrılınca nimeti görürler o zaman, eyvah biz ne yaptık derler. Ha bazen dervişlerde de var. Ufak tefek mevzulardan ayrılmaya gidiyorlar. Allah’ım diyorum ya şunlara akıl fikir ver. Yani kimi gerçekten hani ayet-i kerime yetimi ezme der ama analı babalı yetimler var. Analı babalı. Anne babası ilgilenmiyor hiçbir şeyle. Analı babalı yetim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o kimse etrafına baktığında etrafında olmayan bir şey kendisinde var ise Allah’ı çokça zikredecek, hamdedecek. O gözünü Sabancı’ya dikmeyecek. Ha Sabancı’da var bende neden yok? Otur oturduğun yere ya. Haddini bil. Allah muhafaza eylesin. O zenginliğin bir de hesabını vermek var. O paranın bir de hesabını vermek var. Oturduğun evin hesabını vermek var. Bindiğin arabanın hesabını vermek var. Onun hesabı var. Yok zannetmeyin. Oturduklarınız evlerinizin hesabı var. Bindiğiniz arabaların hesabı var. Yazlıklarınızın, kışlıklarınızın, tarlalarınızın, bahçelerinizin hesabı var. Bunların hesabı yok zannetmeyin.
islam zenginlik karşıtı değil, zenginlik düşmanı da değil. Ama onun hesabı var kardeş. Sen o lüks evinde hiç Zikrullah halakası çevirdin mi? Hiç fukaralara yemek yedirdin mi orada? Sen fukaraları çağırıp orada bir iftar ettirdin mi? Senin arabana kimler biniyor? Senin araban nereye hizmet ediyor? Evin nereye hizmet ediyor? Senin eşyan kime, neye hizmet ediyor? Onların hepsinin de hesabı var ama Müslümanlar bunları unuttu. Laylaylom yaşıyor. Onun var benim neden yok? iyi senin de oldu. Hadi bakalım hesap vermeye hepiniz de. Senin yoktu senin de oldu. Hadi cehenneme el salla. Selamünaleyküm. Ben geliyorum de. Neden? Sen onun hesabını veremezsin ki. Allahu ekber. Namaza duruyor, rüşvet alıyor. E o rüşvetle villa yaptırmış. Nasıl hesabını vereceksin onun? iş takipçiliği yapmış. Caiz mi diye
bir de bana telefon açıyor. Mustafa hocam selamünaleyküm. Aleykümselam. Tanıyamadım sizi. Hocam ben kendimi tanıtmayayım. iyi tanıtma kardeş. Buyurun. Böyle böyle ben iş takip ediyorum da caiz mi? Dedim kendini tanıtmıyorsun, bürokrasidensin o zaman dedim. E işte dedi. Ha dedim namussuzun, şerefsizin, hasiyetsizlerin tekisiniz siz dedim. Kapat telefonu. Ne soruyorsun bana dedim. Rüşvetçinin tekisin sen dedim. Kaldı. Allah’ına, dinine, imanına söyle dedim. Rüşvet yedin mi yemedin mi? Sustu. Kapat telefonu dedim. Kapat. Sen git dedim Diyanetten fetva iste kendine dedim. Sizden için sivri dilli deliler. Benim dilim çok sivri hem dedim. Kapat telefonu dedim. Kapattı. Yani bizi ahir zaman alimi zannediyorlar. Adam rüşvet yiyecek biz de fetvasını vereceğiz! Bir de bir de lafa bak. Hani benim bir de adımı çıkardılar şimdi bu particiler, siyasetçiler, bürokratlar. Sivri dilliymişim ben. Ben yumuşak değilim ki. Ben fikren eşcinsel değilim. Kalben eşcinsel değilim. Benim ruhum sarışın değil. Onlar fikren eşcinsel arıyorlar, fikri eşcinsel, cinsiyetsiz. Her tarafa döner, yanar döner istiyor.
Hani veriyorlar ya fetva şimdi yani mason o Afgani’nin fetvasını veriyorlar. Ne fetvası? Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. iyi. Enflasyon %80, %80’de faiz var. Caizdir veya devletin faizi caizdir. Bunlar böyle mason kafalı. Bunu yaydılar. Böyle muhafazakar kesime de yaydılar bunu. Ben onlara dindar kesim demiyorum artık. Dindar şu; Kur’an’a, sünnete sımsıkı yapışmış. yaşamak için, yaşatmak için mücadele eden dindir. Dindar odur. Öyle her namaz kılan dindar değildir. Her oruç tutan dindar değildir. Her derviş dindar değildir. Yok! Gelmiştir, ders almıştır. Taliptir o. Dindar değildir o. Dindar, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp Kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kimsedir dindar. Dindar, orası burası oynayan adam dindar değildir. Aklın, fikri iğdiş edilmiş, aklı fikri tecavüze uğramış, ne idüğü belirsiz aklı fikri. O dindar değildir. Müslümanın Müslümandan faiz alıp vermesini meşru gören, dindar değildir. Değildir. Eşcinseller de Allah’ın yarattığıdır diyen kimse dindar değildir. Biz de onlara hürmet ederiz diyen dindar değildir. Değildir! istediği kadar namaz kılsın, istediği kadar oruç tutsun o, onun fikri yapısı Kur’an ve sünnete uygun olacak. Fikri yapısı Kur’an ve sünnete uygunsa o dindardır. Namaz kılmış ayetleri inkar ediyor. Namaz kılıyor hadisleri inkar ediyor. Bırak. Namaz kılmayıp da namaz kılmayıp da ayetleri, hadisleri tebliğ eden, onu savunan kimse ondan daha hayırlı. Hiç olmazsa fikri bozuk değil. Ameli yok, fikri sağlam. Öbürkünün fikri bozuk ameli var. Ameli gösterişte kaldı. Münafığın teki o. Ama bizim önümüze dindar olarak koyuyorlar bunları.
Dindar kesim! Ya dindar kesim oynamaz orası burası. Dindar kesim esen rüzgara göre yönelmez akçakavak yaprağı gibi. Dindar diyen bir kimse
bir düdük oturmaz. Dindar dediğin kimse Kur’an ve sünnet düşüncesinden taviz vermez. Yok! Dindar deyince onun akaidi sağlamdır. Akaidi sağlamdır. O Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp durur o. Amelde eksikliği vardır. Amelde eksikliği vardır veya o kimse bazı haramları işleyebilir. Ama akaidi, fikri sağlamdır o kimsenin. Öbürkü namaz kılıyor fikri sağlam değil. Rüşvete cevaz veriyor, kayırmaya cevaz veriyor. Ne bileyim içkiye cevaz veriyor, kumara cevaz veriyor. Fuhuşu kendisi kaldırıyor, haramı yasaktan kaldırıyor. Bana ne senin namazından, Kur’anından! Fikri bozuk, akaidi bozuk. Akaidi bozuksa bir kimsenin fikri bozuksa adam kartondan ya, karton bile değil kağıttan. Yırt at kenara. islam dünyası ne yaşıyorsa fikri bozuklardan yaşıyor. Fikri bozuk. Bu kimse dayatılmış islam’ı yaşayacağım diye uğraşıyor. Dayatılmış. Ona demişler ki bu kadar yaşayacaksın, bunları söyleyeceksin. Onları yaşıyor, onları söylüyor.
Yani bir televizyon programına çıkıyorsun, televizyon programına çıkmazdan önce yaşadığımı söylüyorum. Yani canlı yayında soru cevap yapacağız. Baştan dedi ki hocam dedi ya bazı şeyleri es geçeceksek…Ben es geçeceksek hiç başlamayalım dedim. Bana ne sorarlarsa cevap verin dedim. Bana ne sorarlarsa ben bildiğime cevap veririm dedim. Böyle mi oluyor televizyon programları? Genelde böyle olur hocam dedi. Yani dedim niye? Etliye sütlüye karışmayacaksın yani! O minval üzerinde sevelim sevilelim… Mevleviyiz ya, hep ondan bahsedeceğiz. Sevelim sevilelim hoş görelim. Ha uçalım bülbül gibi şakıyalım biz. Tamam ya, tabi ya, din öyle. Yok dedim ben, ne soru gelirse cevaplandırırım. Bayağı yedi, sekiz ay devam ettik. Cemil, kaç ay devam ettik ya? Cemil’i gördüm, gözüm gördüydü. Yanlış mı gördü Cemil’i? Cemil televizyonda kaç ay devam ettik biz orada? Kaç? iki sene yaklaşık. Evet. En son program şuydu, pogram sonlandı, faiz. Adamın birisi faizle alakalı soru sordu. Karadenizliydi, belliydi. Ben de Müslümanın Müslümandan faiz alması vermesi annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur dedim. Tamam, koptu kıyamet. Kanalın sahibi geldi kanala. Tanışmak isterim, kim dedi. içimden dedim ki son program! Zaten iki, üç aylık bir sözüm kaldıydı onlara, bitti! O televizyona çıkan o profesörler var ya kocaman kocaman, onlara belli konularda konuşma müsaadesi var. Dayatılmış din! Gerçek dini anlatamazlar. O yüzden Allah bizi affetsin. Dilencilikten buraya geldik, imam bildiğini okudu gene.
Şimdi normalde o insanlar normalde dilenciyi de dileneni yani isteyeni de ezmeyecek. Fukarayı da ezmeyecek. Yetimi ezmeyecek. Bazen işte analı babalı yetimler de olur. Onları da ezmeyecek. Allah muhafaza eylesin. Bir de fukaralığın öyle bir noktası vardır ki Allah muhafaza eylesin bu hadis-i şerifi de es geçmeyelim. Fukaralığın öyle bir noktası vardır. insanı küfre
götürür. Haset, kıskanmak öyle bir noktaya götürür insanı. O da normalde insanın kaderinin önüne geçer. O yüzden ne hani burada şunu düşünmesin kardeşler. Yani ben fukaralığı tercih ediyorum deyip de tembelliği tercih etmesinler. Biz çalışacağız, gayret edeceğiz. Hiç kimseye muhtaç olmamak için var gücümüzle çalışacağız. Hiç kimseye bir şey andırmamaya gayret edeceğiz. Bu ayrı mesele ama insanlara da haset etmeyeceğiz, kıskanmayacağız. Rabbim bizleri onlardan muhafaza eylesin. 2260 beyit:
“Arab’ın iftiharı savaş ve ihsandır. Sence Arap içinde yazıda kazınıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun. Ne savaşı? Zaten biz savaşsız öldürülmüş, bitmişiz. Yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş gitmiş! İhsan nerede? Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmekde, havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz. Hele bize misafir gelsin. Geceleyin uyuyunca elbisesini soymazsam ben de adam değilim.”
Kadın artık çığırdan çıktı, coştu kadın. Fukaralık artık onun beynini dağıttı, kalbini dağıttı, aklını dağıttı. Arabın iftiharı yani övünmesi savaş ve ihsandır. Yani Araplar için savaş etmek, savaşçı bir kavimmiş gibi savaşlarıyla övünürler. Müşrik zamanda hani Cenab-ı Hak Hac suresinde bahsediyor ya: “Siz hac ibadetlerinizi bitirdikten hemen sonra geçmişte atalarınızı andığınızdan daha şedid bir şekilde Allah’ı zikredin” diyor. O Araplar müşriklik zamanlarında Beytullah’ta sırayla böyle ayağa kalkarlar, ben felancın felancın felancanın oğluyum. Benim dedem şöyledir, babam böyledir. Şöyle cömerttir, şöyle cesaretlidir. Savaşta bir kılıçta on kişinin kafasını koparmıştır gibi böyle şatahat ve şatafatvari bütün Beytullah’ta o hac için toplananların içerisinde böyle övünüyorlar onlar müşrik zamanlarında. Cenab-ı Hak Hac suresinde de diyor ki hani geçmişte atalarınızı anıp böyle övünürdünüz ya diyor siz şimdi haccı yaparken veya haccı bitirdiğinizde Allah’ı böyle zikredin diyor. Hadi siz zikredin, suut sizi kodese atsın. Bakın o ayet-i kerimeyi yaşayamıyorsunuz. Bak Cenab-ı Hak ayetle belirtmiş. Farz. Siz hac farizasını yerine getirdikten hemen sonra Allah’ı öyle zikredin ki diyor Allah öyle zikredin ki geçmişte müşrikken atalarınızı andığınızdan daha şedit bir şekilde zikredin diyor. Sen şimdi Beytullah’ı tavaf ederken sesli bir şekilde la ilahe illallah desen seni radikal islamcı deyip alır götürür polis seni. Evet. Sen Beytullah’ta sesli bir şekilde Allah’ı zikredemezsin. Camilerde sesli bir şekilde Allah’ı zikredemezsin. Sen normalde camide ya, cami Allah’ın zikir yeri değil mi? Sen zikredemezsin orada. Sen çünkü dayatılmış dini yaşayacaksın.
Sen ayet-i kerimeleri yaşayamazsın. Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, hac, zekat…Bunları bileceksin sen. iyilik yap, sevelim, sevilelim. Türk Hava Kurumuna zekat ver. O başkan da kadeh tokuştursun uçaklarda.
Derileri Türk Hava Kurumuna, etleri Türk Hava Kurumuna, kurbanı Türk Hava Kurumuna! Ya? O din olarak bunu yaşayacaksın. Sen tatile gideceksin, ramazan bayramı tatil, Kurban bayramı tatil. Devlet de zaten tatil yapmanı istiyor. Araya buraya, araya oraya buraya gelirse hadi dokuz günlük bir tatil. Hadi Antalya’ya, hadi deniz kenarlarına, hadi yurt dışına. Aaa tatil oldu, aaa ramazan bayramı…Yok! Neredeler? Tatildeler. Ben gitsem bir yere, neredeler? Ramazan bayramında tatile gittiler. Vallaha da billaha da tilla da iki dünya bir araya gelse ben onun kapısına bir daha bayramlaşmaya gitmem. Gitmem. Derim bir de. Siz tatile gidiyorsunuz. Bayram yaşamıyorsunuz siz. Şimdi kapı kitliyor millet. Nereye gidiyor? Tatile gidiyor. Ya annenin evine git, babanın evine git, kayın validene git, kayın pederine git, amcana git, dedene git, ninene git…Bayram, git onlarla bayramlaş. Yok Antalya’ya gidiyor, yok Alanya’ya gidiyor. Kuşadası, oradan kıyı şeridinden gel yukarı doğru. Olmadı, biraz daha böyle…Ay sorma! Cava adalarına gittik. Zamanımız yok ya işte Ramazan bayramını geçirelim dedik. Ne yapmaya oraya gittiniz? Tayvan’a gideydiniz.
Birine öyle dedim. O Londra’ya gitmiş. Ne işin var Londra’da dedim? Madem tatil yapacaksın Tayvan’a gideydin dedim. Hacı abi hanım da vardı. Ya ne olacak? Hanım da olsun dedim. Tayvana hanımsız gidilmez çünkü. Öyle diyor. Ya olsun. Ne olacak, o da olsun dedim, gideydi. Ya bu dayatılmış dini yaşıyor insanlar. Suutlusu da, Mısırlısı da, Tunuslusu da, Cezayirlisi de, Faslısı da, Türkü de, Acemi de, Arabı da dayatılmış din yaşıyor. Orası burası eğilmiş, bükülmüş, kesilmiş, kırpılmış. Senin önüne bir din koymuşlar. Demişler ki, “Böyle inanacaksın, böyle yaşayacaksın.” Öyle inanıp öyle yaşıyor. Ondan sonra Mustafa Özbağ sivri dilli! Ha sana sivri geldi. Sen yumuşaksın ya. Benim konuşmam battı sana. Sen çünkü yumuşaksın. Aklın yumuşak. Fikrin yumuşak. Kalbin yumuşak. Senin tenin de yumuşak. Benim bildiğim hatunun teni yumuşak olur. Adamın teni yumuşak olmaz. Alimin teni yumuşak değildir. Gerçek hakiki bir alimin eti acıdır. Gerçek manada bir mürşid-i kamilin eti acıdır. Acı. Sen onu yalayamazsın bile. Acı gelir sana o. Sana oynak alim lazım. Sana yumuşak lazım. Sana öyle bir şeyh lazım ki senin etline sütlüne karışmayacak. Sana öyle şeyh lazım. Sen git, var istanbul’da, sazlı sözlü her yerde. Sen onlara tabi ol. Senin sivri dille işin yok senin. Geç sazlı sözlülerle tabi ol onlara. Burada ne işin var senin? Ben gerçekten de onlara göre sivri dilliyim. O gidecek sevelim sevilelime bakacak. Allah muhafaza eylesin. işte Araplar da aslında çok savaşçı bir millet değildir. Onlar böyle hani Türklerle kıyaslarsak yanlarında mesabeleri, ağırlıkları kalmaz.
O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, “Türkler sizinle savaşmadıkça siz asla onlarla savaşmayınız.” diye hadis-i şerif irad etmiş. Çünkü Türkler savaşçı bir millettir. Bu yukarı Mezopotamya halkı komple savaşçıdır. Bakmayın şimdi Gazze’ye müdahale edilemiyor. Bu başımızdaki yönetimlerle alakalı. Bizde savaşçı bir yönetim olmuş olsa Türklere kimse yan gözle bakamaz. Akıllarından geçiremezler. Biz o özelliğimizi kaybediyoruz günden güne. Yani dün bizim atalarımızın köyü hükmünde olan devletler; köyü köyü, şimdi bize kabadayılık yapıyor. Ya bir avuç israil bize kabadayılık yapıyor. Ben bu toprağın çocuğu olarak kanıma dokunuyor benim. Bizim dün vilayetimizdi Yunanistan, bize kabadayılık yapmaya kalkıyor. Yani dün Basra, Bağdat, Şam bizim vilayetimizdi, bize kabadayılık yapıyorlar. Mısır bize kabadayılık yapıyor, bizim vilayetimiz Fas, Tunus, Cezayir vilayetimiz bizim. Bizim vilayetimiz bunlar. Şimdi Birleşik Arap Emirlikleri işte ne o, var ya başlarında soytarı bir kral hani bize böyle sinkaflık yapıyor. Yemin ediyorum köy köy orası! Osmanlı’da köy orası köy! Evet. Şam vilayetine bağlı bir köy orası, kasaba da değil. Ama gelin görün, yaşadığımız hale bakın. Yani bundan yüz yıl önce bizim köyümüz olan yerin başındaki soytarı krallar bize kabadayılık yapıyor şimdi. Biz yutuyoruz bunları. Neden? Koymuşlar bizim önümüze? Yurtta sulh, cihanda sulh! Gelen vuruyor, giden vuruyor bizi. Tokatlıyor bizi herkes. Ekonomik olarak tokatlıyor. Siyasi olarak tokatlıyor. Askeri olarak tokatlıyor. Tokatlıyorlar. Tokat manyağı olduk. Kıpırdanıyorsun dolar bilmem kaç para oluyor. Kıpırdanıyorsun altın bilmem kaç para oluyor. Kıpırdanıyorsun faizler bilmem kaç para oluyor. Orta oğlanı gibi bir şey olduk biz. E kimse bunu dillendirmiyor da bakmıyor da. Ulan Yunanistan sen ne oluyorsun orada diyen yok. Ulan bir avuç orada terörist var. Ona sen ne oluyorsun diyen yok. Neden? Hepimiz biliyoruz. Teröristin arkasında Amerika var. Yiyeyim lan Amerikaysa Amerika! Bakıyoruz Yunanistan’ın arkasında Amerika var, Avrupa var diyoruz. Ulan onların hepsi de ödlek. Hepsi de korkak. iki tane bölük göndersen onları hallaç pamuğu gibi atar. Ama yok.
Cezaevlerindeki kaba dayıları alacaksın hepsini de aha diyeceksin, Yunanistan sınırına koydum sizi, Yunanistan’ı hallaç pamuğu gibi atın der. Vallahi onlar hallaç pamuğu gibi atar. Bizim kabadayı dediklerimiz hani üç beş cinayeti var, böyle aga ya, diyeceksin ki seni affedeceğiz git beş tane, on tane palikaryanın kellesini getir diyecek, vallahi gider beşyüz tane kelle getirir. Biz buyuz ya. Elin Amerikalısı silahlanıyor. Herkesin elinde silah var. Bizde silah taşımak, silah edinmek yasak. Bu ülke yarın öbür gün işgale uğrasa bu ülkenin vatandaşları işgalden kendisini koruyacak silahları yok. Kim silahsızlandırdı bizi? Hangi güç bizi silahsızlandırdı? Hangi emperyal güç
bizi silahsızlandırdı halkı? Bir avuç israil kendi vatandaşını silahlandırırken devlet tarafından silah dağıtılırken hangi güç bu atmış milyon, kırk milyon erkeği silahsızlandırdı? Ben bunu düşünüyorum, kafam duruyor. Yani bir gece ansızın saldırıya geçseler, evet askerimiz var, evet güvenlik güçlerimiz var, evet bizde neden yok silah ya? Vatanımızı kim koruyacak? içimizden bazıları südü bozuk, kanı bozuk çıkar. Yarın öbür gün israil, Amerika bizi bombaladığında yazın bunu kenara, barış yapmak isteyen içimizden satılmışlar olacak. Barışalım, savaş dursun. Aman onlar işgal ettilerse kalsın diyen, kanı bozuk, südü bozuk, her tarafı bozuk, satılmış siyasetçiler ve bürokratlar olacak. Ne yapacağız o zaman biz? işgale uğradığınızda işgale karşı direnmeyin diye silahınız yok. Bosna’da yaşandı mı? Yaşandı. Onca Müslümanın ırzına geçildi mi? Geçildi. Onca kadının kızın Sırplar ırzına geçti mi? Geçti. içimizdeki Ermeniler, içimizdeki Yahudiler, içimizdeki sebateistler, içimizdeki dinsizler, imansızlar yarın öbür gün bir kargaşa anında senin kızına, senin karına tecavüz etmeyeceğine dair senin elinde nasıl bir belge var? Nasıl bir delil var? Nasıl uyuyorsun?
Bosna’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Irak’ta yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Suriye’de yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Ukrayna’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Kırım’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Azerbaycan’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Oradaki Ermeniler, Azerileri gülle mi karşıladılar? Orada soykırım yapmadılar mı? Sana yapmayacaklar mı zannediyorsun? Öyle zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Ya da ben yanılıyorum ya da benim gördüğüm rüyalar, benim kalbime gelenler heva heves. Evet. Arabın ihtiyarı savaş ve ihsanmış. Ey Türk milleti, ey bu toprakların insanları, sizin iftiharınız nedir? Sizin iftihar edeceğiniz savaş mıdır? Sizin iftihar edeceğiniz şey ihsan etmek fakire fukaraya ihtiyacı olanları dağıtmak mıdır? Sizin iftiharınız nedir? Önceden asalet asalet, asil bir insan, asil bir sülale; namusunu koruyan, şerefini koruyan, haysiyetini koruyan, cömert, eli açık. Bunlar o ailenin, o sülalenin iftihar edeceği şeylerdir. Bununla iftar edilirdir. Cömerttir. Namusuna, şerefine, haysiyetine düşkündür. Onun karısına, kızına, osuna, busuna dokunamazsın. Dokunursan o sana dokunmaz. ezer seni. Asalet bu. Asalet dendiğinde akla bu gelirdi. O asil bir ailedir. Yani sen ona yan gözle bakamazsın. Onun ailesine, karısına, kızına, çoluğuna, çocuğuna yan gözle bakamazsın. Bakarsan senin gözünü çıkarır, eline verir, gönderir. Asil bir ailedir o. Asil bir aile. Cömerttir. Eli açıktır. Fakire, fukaraya yardım eder. Kimseizi kollar, kanatlarının altına alır. O kimsesizin kimsesidir. Asillik budur. Asillik çok zengin olmak değildir. Asillik çok lüks arabanın olması demek değildir. Senin
kapını bir fukara çalıyor mu? Sen asil insansın. Sen namusuna düşkün müsün? Çoluğuna çocuğuna düşkün müsün?
Namusunu, çoluğunu çocuğunu Kur’an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyor musun? Sen asil insansın. Çalışıyorsun, çabalıyorsun. Alnının terini mi yiyorsun? Alnının terini mi yediriyorsun? Sen asil insansın. Senin ailen asil aile. Asillik bu. Asillik vakkodan giyinmek değil. Asillik bilmem hangi markayı giymek değil o. Onlar soytarılık. Asillik bu. Ailene, mahallene, köyüne, kasabana sahip çıkmak, şehrine sahip çıkmak. Asillik bu. Dervişsin. Üstadına, derviş kardeşine, dergahına sahip çıkmak. Asillik bu. Asil derviş. Onun yanında sen şeyhini eleştiremezsin. Onun yanında sen şeyhini aşağılayamazsın. Onun yanında dergahını aşağılayamazsın. Onun yanında sen dervişliği aşağılayamazsın. Onun yanında sufiliğe laf söyleyemezsin. Onun yanında sen derviş kardeşlerine laf söyleyemezsin. Onun yanında sen komple sufi dünyasına laf söyleyemezsin. Söylersen yırtar seni. Doğduğuna pişman eder seni. Asil derviştir o. Asil Müslüman dinine hakaret ettirmez. Kur’an ve sünnete laf söyletmez. Asil Müslüman. O değerlerine sahip çıkar. Asil Müslüman. Onun yanında sen Kur’an’ı sünneti hafife alacaksın, yırtar seni. Asil müslüman o. Adam Kur’an’a sünnete laf sayıyor, hıııı yapıyor. Hadi! Soytarı! Asalet senden yürümüş gitmiş bırakmış seni asalet. Asalet seni bırakmış. Sen derviş kardeşinin hakkında senin yanında laf söylüyor, sen de dinliyorsan, asalet seni bırakmış gitmiş. Sen asil insan değilsin. Senin sevdiklerine senin yanında laf söyleniyorsa sen de onu yutuyorsan asalet sende kalmamış. Yürümüş gitmiş sende. Asalet asil insanların süsüdür. Asil insanların! Onun bunun süsü değildir asalet. Asalet böyle nurdan taç gibidir. O asil insanların başına yakışır. Asil insan odur. Asil insan sevdiklerini koruyan, kollayan, can verilecekse can veren insandır. Vatanı için, milleti için can verir o. Dini için, imanı için can verir o, sevdikleri için can verir, can alır. Evet. Bazen almak gerekir alırsın. Can alınması gerekir alırsın. Asillik onu gerektirir. Bitti! Adam, muhtarı ben tebrik ediyorum. Köye yabancı katmıyorlar. Asillik budur. Biz şakalamasına gülüşüyoruz anlattığı şeye, ben içimden diyorum ki asil insanlar. Yabancı bir plaka veya araba cama vuruyorlarmış. Hayırdır birader ne yapmaya geldin buraya? Bitti.
Benim gençliğimde benim sokağımdan bir delikanlı ikinci sefer geçemezdi. Motorla geçecek. Cart cart cart. Bir de motorun egzozunu bağırttırıyor, bir koydum odunu indi aşağı. Ne o lan dedim ikinci sefer geçiyorum buradan? Abi ya… Ulan senin abine de başlarım sana da başlarım motoruna da başlarım. Bin şurdan motoruna dedim. Bindi gitti. Geçiş o geçiş. Sevgilisi varmış orada. Onu diyormuş ki hani Mustafa’ya söyle beni indirmesin
aşağı geçeceğim ama. Kız demiş ki vallahi benim seninle konuştuğumu bilirse beni de indirir aşağı demiş geçme demiş buradan. Ail insan! Sen nereye geçiyorsun ya Dingo’nun ahırı mı bu! Amerikan filmi değil o, ikide birde geleceksin geçeceksin sokaktan. O sokağına sahip çıkacak! Sokağına sahip çıkacak, evine sahip çıkacak. Asalet odur. Senin eşine, senin çocuklarına kimse laf söyleyemez. Asalet odur. Ben bazen derim gelsin kim ne söyleyecekse yüzüme söylesin, delikanlıysa, yiğitse. Öyle ya. Saçımın, sakalımın beyazlığı aldatmasın kimseyi derim. Evet. Hiç! Ateş edilecekse ateş ederim ben. insanlar namusu, şerefi için yaşar. Dini için, imanı için, haysiyeti için yaşar insan, ne yaşayacak ki bu dünyada? Başka bir şey için yaşanmaz. Biz dünyayı kazanmaya gelmedik. Cenab-ı Hak bizi dimdik dosdoğru yarattı. Dosdoğru yarattığı bu bedeni, bu nefsi, bu kalbi, bu ruhu, bu sırrı dosdoğru teslim edeceğiz. Oynaklık yok. Oramız buramız oynamayacak. Asalet sahibi olacağız. O yüzden Arabın hani iftiharı savaş ve ihsan mıdır? iyi. Bizim iftiharımız ne? Biz de iftiharımıza bakalım. Allah muhafaza eylesin. Kadın devam ediyor:
‘Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Evet. Biz savaşsız ölü bir milletiz. Biz savaşsız öldük. Biz savaşmadan ölenlerdeniz. Biz bıraktık her şeyi. Bizim sokağımızda uyuşturucu satılıyor, bıraktık biz. Bizim sokağımızda fuhuş oluyor, bıraktık biz. Bizim sokaklarımız, caddelerimiz her türlü, her türlü haramla dolup taşıyor. Biz bıraktık, ne savaşı? Biz nefsimizle olan savaşı da bıraktık. Savaşmak bize göre değil. Biz entel dantel olduk çıktık. Entel dantel olduk çıktık! Üç tane terörist geliyor, istediği yerde bombayı patlatıyor. Biz savaşmayı bıraktık! Yuvalandılar. Şimdi Kuzey Irak’ta, Suriye’de, Amerika boyna harf değiştiriyor. Bugün bir açıklama daha var. PKK terör örgütüymüş. YPG Amerika’nın dostuymuş. Hadi dokun şimdi! Biz savaşmayı bırakıyoruz. PKK terör örgütüymüş, YPG Amerika’nın dostu. Hadi ne yapacaksanız yapın! Biz onu savaş sebebi saymıyoruz çünkü. O yüzden savaşmadan ölenlerdeniz biz. Evet. Biz nefsimizle de savaşmıyoruz. Biz düşmanla da savaşmıyoruz. Bizim ekmeğimiz olsun, suyumuz olsun, elimizde telefonumuz olsun. Ah ne güzel. Biz kafe kafe dolaşalım. Sinema sinema, alışveriş merkezleri dolaşalım. Aman bize bomba gelmesin. Aman bize bir şey dokunmasın. Dokunmasın. Siz böyle hayatınıza devam edin. Evet. Savaşmadan ölenlerdeniz biz. Oysa islam mücadele ederekten savaş meydanında ölmeyi bize söyler. Hani sahabe hüngür hüngür ağlıyordu ya. Gelmiş 95 yaşına. Diyor ki ben diyor yatakta ölecek bir kimse miydim? Yatakta ölecek bir kimse miydim? Sufi yatakta ölecek insan değildir. Sufi ancak mecali kalmaz. Elini ayağını oynatacak bir hali kalmaz. Öyle ağır bir hastalık yaşar. O zaman yatakta ölür o. O haldeyken yatakta
ölürse şehit hükmündedir. Gözü savaş meydanında olacak. Gözü mücadele meydanında olacak. Bir sohbeti bitirdiğinde öbür sohbete gözünü dikecek. Bir dersi bitirdiğinde öbür derse gözünü dikecek. Rahatı düşünmeyecek sufi.
Bir Müslüman rahatı düşünmez. Bir Müslüman dinlenmeyi düşünmez. Bir Müslüman ben biraz rahat edeyim diye düşünmez. Biraz daha fazla uyuyayım diye düşünmez. Namazı yarın kılarım diye düşünmez. Orucu sonra tutarım diye düşünmez. Dersi sonra çekerim diye düşünmez. ibadeti sonra yaparım diye düşünmez. iyiliği sonra yaparım diye düşünmez. Cömertliği sonra yaparım diye düşünmez. Allah yolunda koşmayı sonra yaparım diye düşünmez. Böyle bir şey yok. Savaşmadan ölenlerden olursun. Savaşmadan ölenlerden olursun. Öyle ölmeden önce ölünüz olanlardan değilsin. Ölmeden önce ölünüz olan kimse Allah yolunda her şeyini feda eder. Ölmeden önce ölün sırrına vakıf olan kimse Kur’an ve sünnetin yaşanması için, yaşatılması için savaş meydanındadır. Odur ölmeden önce ölen. Evinde oturup kenarda pin pin pin pin yapan değildir. Etliye, sütlüye karışma. Otur oturduğun yere. O nerede ölmeden önce ölecek o. Sadece sazcıya sözcüye lazım. O gidecek o, üç ilahi söyleyecekler, cuşu huruş içerisinde çok memnun, mutlu olacaklar. Oy ne maneviyat oldu ne maneviyat oldu! Ne oldu? Fuzuli’den üç tane ilahi okundu, kendimizden geçtik. Maşaallah. Tabi. Sırmalı cübbeler, şatahat şatafat, arabalar bilmem neler, korumalar…Allah’ın Resulünü unutmuşlar. “Senin koruyucun biziz.” dedi Cenab-ı Hak. açtı çadırın kapısını. Kılıç ustası Türkler koruyordu onu. Dedi ki ayet geldi artık koruma yok. Sen nesin? Mürşitsin. Öyle mi? Sen büyük şeyhsin. Değil mi? Bu korumalar ne kardeş? Sen büyük alimsin değil mi? Evet. Bu korumalar ne? Şatahat, şatafat lazım. Sordum da birisinin korumasına. Üstadı dedi, “Mossat her an için hani operasyon yapabilir” dedi. Ya Mossadın göbeğinde senin üstadın. Mossat ona operasyon yapsa da göstermelik yapar. Kulaklıklar, siyah takım elbiseler…Üstat da şeye oturmuş arabalı vapurda dışarda. Ona getiriyorlar yemek içmek. Herkes kulaklıklar filan böyle. Oooo korunuyor üstad.
Savaşmadan ölenlerdeniz biz. Biz millet olarak, sufiler olarak savaşmadan ölenlerdeniz. Savaşmadan öleceğiz gideceğiz. Savaşmayı gözümüz almıyor. Nefisle savaşmayı gözümüz almıyor. Kafirlerle savaşmayı gözümüz almıyor. israil’le savaşmayı gözümüz almıyor. Hep arkalarında devasa devletler var onların. O yüzden neme lazım! Kınarken dahi ölçülü kın. Hani çalgıcı hacca gitmiş. Şeytanı taşlıyormuş. Diyormuş ki şeytan kardeş prosedür gereği taşlıyorum, bitince gene beraberiz diyormuş. Prosedür gereği taşlıyor. Hac bitince gene beraberler. Yani şimdi hacca gidiyor ya insanlar, taşlıyor. Prosedür gereği taşlıyor. Daha orada başlıyor şeytanlaşmaya. Prosedür
gereği taşladı ama neredeyse şeytandan özür dileyecek. Şeytan, senden özür dileriz! Neden? Ya sorma hani sana niyet orada bir iki taş attık ama böyle hani prosedür geriye attık.
Biz öyle savaşmadan ölüyoruz biz. Ama hacının birisi de şemsiye atmış. Ben alt kattaydım o zaman, iki kat, şemsiye böyle aşağı indi. Oğlum bu ne dedim? Şeytan taşlıyoruz. Dayanamamış. Şemşiye atmış adam. ikinci gün yukarıdan taşlıyorum. ikinci gün hacının birisi terlik attı. O kadar hırslı şeytana karşı. Öyle baktım. Baktığımı anladı. Dedim küçük taş atacaksın. Terlik atarsan o sana dedim ondan sonra daha büyük bir terlik atar, mazaallah dedim. Bu ne demek hacı ya dedi. E sen attın ona, o senden intikam almayacak mı zannediyorsun? Sen taşı attın. Ha şeytan eli kolu bağlı, taşı attı, yedim elhamdülillah. Bitti mi diyecek? Ha bekliyor seni o. Daha orada bekliyor. Orada daha bir müslümana küfrettiriyor sana. Orada daha Müslümanı Müslümana düşürüyor orada. Adam söve söve şeytan taşlamaktan dönüyor. Hacı ne yapıyorsun dedim. Hacı ne yapıyorsun? Sorma hacı ya şunu şöyle yapıyorlardı bunu böyle yapıyorlardı…Dedim sakin ol ya. Sövdün gene şeytan seni taşladı dedim. Hesapta biz şeytanı taşlıyoruz. Ha şeytan bizi taşlıyor. Diyor ki siz daha şeytansınız. Şeytanın taşladığı insanlar var. Dedim, ne yapıyor? Bu benden daha şeytan, dedi. Dedim, nasıl? Basbayağı dedi. Ben düşünmüyorum şeytanlık dedi bunun düşündüğü kadar dedi. Allah’ım dedim hayal mi görüyorum yoksa dedim kendi kendime lan abdestim sağlam şuyum sağlam buyum sağlam…O da yürüyor ama adam yürüyor yani. Yüzünü görmedim. Var mı yok mu onu da bilmiyorum. Hani hal bu ama taşlıyor onu. Dedi, “Bu benden daha şeytan” dedi. “Benim düşünmediğimi düşünüyor.” dedi. Tabi kinaye var işin içinde de öyle insan var. Yani şeytandan daha şeytan. Ama o gidiyor şeytan taşlıyor orada. Önce diyeceksin ki ona, sen kendini çarmıha ger. Önce kendini taşla. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ölmeden önce hani ölmeden savaşmak yoksullukla alakalı değil. Yani maddi yoksullukla değil. Manevi yoksulluk çekenler savaşmadan ölürler. Allah bizleri onlardan eylemesin. Amin.
“ihsan nerede? Yani cömertlik nerede? insanları görüp gözetmek nerede?” O yüzden hani fakirlik etrafımızı sarmış bizim. Biz maddi fakirlik yaşıyoruz. Bu parasızlık değil. Biz manevi fakiriz bu manada. O yüzden bizim birisine anlatacak bir şeyimiz yok. Bizim birisine verecek bir şeyimiz yok. Biz heva hevesimize uymuşuz. Allah muhafaza eylesin. Misafir gelse elbisesini çalarım. O yüzden normalde hani adam olan, insan olan misafirinin elbisesini çalar mı? Çalmaz. Düşünür mü öyle bir şey? Düşünmez. Ama biz öylesine bir hale gelmişiz ki başkasının rüyasını çalıyoruz. Başkasının halini çalıyoruz. Kendimiz o rüyayı görmüşüz gibi anlatıyoruz. O hali biz
yaşamışız gibi anlatıyoruz. Biz başkasının rüyasını, başkasının halini, başkasının dervişini çalıp anlatıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun inşallah. Amin. Konu başlığı:
“Muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları, veresiyeyi peşinden hileyle yapılmış çiçeği hakiki, bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri.” Konu başlığı bu. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse, nefes verirse, sağlık verirse buradan devam edeceğiz. Biraz uzadı, konu başlığına kadar geleyim istedim. Vaktinizi aldım. Hakkınızı helal edin. Konuyu da bitireyim istedim inşallah. Böyle bugün, daha doğrusu iki üç gündür niyetimiz oydu, konu başlığına kadar gelmekti. inşallah konu başlığından önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Tabi önümüzdeki hafta dedik, önümüzdeki hafta çarşamba günü de mübarek malum mevlit kandili. O yüzden bizim neydi duruşumuz? Kandilleri doya doya yaşayacağız. istemeseler de, eleştirseler de yok deseler de biz inşallah kandilleri kutlamaya devam edeceğiz. Önümüzdeki çarşamba gün eş dost akraba kiminiz var kiminiz yok hepsi de davetli. Herkes herkesi getirsin inşallah getirmeye çalışsın. Savaşmadan ölenlerden olmayın inşallah. Etrafınızın da aydınlanması için mücadele edin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. El-fatiha maassalavat. Amin.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı