Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 2264-2265. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 8 • 26/30

2264-2265. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altına alınıyorsa Cenab-ı Hak bunları yapanların hepsinde intikamlarımızı alsın. Nerede Müslümanlara haksız hukuksuz davranılıyorsa Cenab-ı Hak hepsini kahru perişan eylesin. Müslümanların kanını dökenleri kahru perişan eylesin. Yeryüzünde islam’a savaş açanları kahru perişan eylesin. israil’i kahru perişan eylesin. Onları dağıtsın. Yerle yeksan eylesin. Onların destekçilerini de yerle yeksan eylesin. Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Müslümanlara Kur’an ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışıp bütün dünya coğrafyasında islam’ı yayma hedefine doğru koşmayı nasip eylesin. Âmin. Ecmain. Geçen haftadan konu başlığında kalmıştık. Konu başlığı:

“Muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları Hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları, veresiyesi peşinden hileyle yapılmış çiçeği; hakiki, bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri.”

Konu başlığı bu. Dünya üzerinde kıymetli olan her şeyin bir sahtesi çıkmıştır. Onu bir istismar eden çıkmıştır. Bu siyasi liderler olsun, bu dini liderler olsun, peygamberler olsun sonuç itibariyle bir şey kıymetliyse mesela altın kıymetli, altının sahtesi çıkar. Örnek. işte bir kıymetli maden varsa o kıymetli madenin bir sahtesi oluşur veyahut da işte bir kimseler bir örneğin bir siyasi lider, onun bir sahtesi çıkar ama genelde Adem’den itibaren

insanlar din ile aldatılmışlardır. Öyle olunca yani Allahlık iddia edenler, peygamberlik iddia edenler, mehdilik iddia edenler, şeyhlik iddia edenler, müritlik iddia edenler gibi bu tip iddia edenler tarih boyunca hep çoğalmışlardır. Hep vardır ve bunların iyisini, sahtesini ayırt etmek maharet isteyen bir şeydir. Yani nasıl ki bir altının sahtesini hani mihenk derler ya önceden mihenk taşları varmış altını ona vururlarmış. Altının sahtesi çıkarmış meydana. Bunun gibi normalde insanların da mihenk taşı olması lazım ki o kimsenin o işin sahtesi olup olmadığı çıksın meydana.

Tarih boyunca insanlar bu tip hani iyiyi kötüyü ayırt edemediklerinden dolayı ve işin hakikatini bilemediklerinden dolayı işte zaman içerisinde Adem’den itibaren bu tip insanlar çıkmışlar. Bu tip insanlar insanların hem mesailerini hem paralarını hem canlarını hem mallarını heder etmişler. insanlar zamanlarını da heder etmişler ve bu tip insanlar tarih boyunca hep olmuş. Bundan sonra da olacaktır. Nasıl Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat eder etmez hemen Müseylemetül Kezzap çıktı, peygamberlik iddia etti. Hatta dedi ki, “Ben yeni bir kitap getirmeyeceğim size.” dedi. Ama sizden dedi işte zekatı kaldırdım dedi. Şunu kaldırdım, bunu kaldırdım… Müseylemetül Kezzap ilk yalancı peygamberdir ama 1400 yıl içerisinde yalancı peygamberler hep çıktı. Hala daha şu anda islam dünyasında o kadar çok çoğaldılar ki yalancı peygamber. Bakın, o kadar çok çoğaldı ki insanlar onların yalancı peygamberlik yaptığının farkında değiller. Yani bir kimse çıkıyor bütün hadisleri inkar ediyor mu? Ediyor. Hadisleri inkar edince Kur’an’ı kendi kafasına göre yorumluyor mu? Yorumluyor. Hazreti Peygamber de ne yaptı? Kur’an’ı yorumladı. E şimdi hadisleri kenara attın. O filanca profesör, filanca araştırmacı yazar. Kendisi bir yorum getirdi mi ayet-i kerimeye? Getirdi. Yani peygamberlik yaptı. Ama ona desen ki sen peygamber misin? O diyecekti ki sana, hayır ben peygamber değilim. E sen peygamberin yerine yorum yaptın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerine yorum yaptın. Onun bir konuda yorumu var. Bir konuda onun içtihadı var. Bu namaz böyle kılınacak denmiş ve ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın demiş ama bir kimse kalkıyor, hayır burada salat geçiyor, o yüzden salat methetmektir, methettiğin zaman da namaz yerine geçiyor diyor mu? Diyor. Demek ki peygamberlik müessesesi, peygamberlik mesleği çok kıymetli ki herkes kendince peygamberlik yapıyor. Şimdi önceden herkes derdi ki işte şeyhler var sahte, onlar gene var ama daha büyüğü var şimdi. Ne var? Sahte peygamberler var. Bu o kadar çok ki islam dünyasında yığınla, bir tane iki tane değil.

Yani Hazreti Peygamberden sonra sallallahu aleyhi ve sellem ‘den sonra vefat ettikten sonra Müseylemetül Kesszap çıktı. Bir taneydi. Onu da gitti

vahşi öldürdü. E Vahşi onu öldürdü. Dedi ki Hamza’nın karşılığı bu olur. Ancak hani onu öldürdü. iyi. Şimdi bir tane, iki tane değil. Hadis inkarcılarının hepsi de birer yalancı peygamberdir. Mezhep inkarcılarının hepsi de birer yeni yalancı mezhep imamıdır. Şeyhi olmadığı halde, şeyhi ona bir icazet vermediği halde, şeyhlik yapanların hepsi de yalancı şeyhlik yapar. Bakın bu tarih boyunca değişmemiştir. Tarih boyunca. Şimdi Hazreti Pir de diyor ki muhtaç ve müstak müritlerin muhtaç. Yani bir şeyhe muhtaç ama müstak yani ona müstahak yani o ayırt edememesi de müstahak ona. Ha ordan bu çıkacak. Ya filanca kimse işte öyle bir şeyhe bağlanmış. Müstahak o. Herkes layık olduğu yere gidecek. Onun gözü kör çünkü o yine gözü kör olan bir şeyhe intisap edecek. Çünkü nasıl o hakiki çiçekle Hazreti Pir öyle diyor, hakiki çiçekle yapma çiçeği ayırt edemeyecek kadar kör ve burnu din kokusu almıyorsa burnu din kokusu almıyor çünkü onun. Şimdi yapma çiçek kokar mı? Ancak kokması için üstüne fısfıs bir koku sıkacaksınız. Şimdi çiçekler kokmuyor aslında. Ne yapıyor çiçekçiler? Üzerine bir koku sıkıyorlar, yani koksun diye, kokmuyor çünkü. Neden? Yani özel doğada yetiştirilmemiş.

Şimdi bir kimsenin burnu din kokusu almıyor. Hazreti Pir diyor ki, “Senin burnun neden koku almaz bilir misin? Senin burnun din kokusu almıyor.” Hakikat kokusu almıyor burnun. Ve senin gözün hakikati görmek istemiyor. Ya da sen yaldızlı, pırıltılı, janjanlı şeyleri seviyorsun. Sen pırıltılı, janjanlı şeyleri sevdiğinden onun hakikatini görmüyorsun. Onun hakikatini görmediğinden dolayı ve hakikati göreni de dinlemiyorsun ve kapılıp gidiyorsun bir tarafa. O yüzden insanlar onları hakikate ulaşmış yüce şeyh zannediyorlar ve öyle ayırt edemediğinden gidiyorlar. Oysa onlar ne? Birer hileci, birer düzenbaz, birer yalancı, birer yol kesici. Bunlar ümmetin yolunu kesen, ümmetin parasını, pulunu iç eden insanlar. Şimdi insan Cenab-ı Hak onun basiret gözünü açtıysa hakikati görür. Ama bir kimsenin basiret gözünü açması dördüncü makamdadır. Evvame, levvame, mülhime, mutmainne. Sen mutmainnede değil isen senin basiret gözün açılmaz. Basiret gözün açılmadığı için sen hakikati bilemezsin, ayırt edemezsin. Kim neyi yapıyor, kim ne yapmıyor? Bu işin hakikati ne bilemezsin. Öyle olunca hani arifi basiret gözü korur. Yani o arif olan kimse basiret gözü açık olduğundan kendini muhafaza eder, korur. Hani Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri: “Sen muhakkik bir alim zat dahi olsan, kalbin harekete geçmemiş ise silsile-i meşaihten bir nasibin yok ise, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruman müşkülleşmiştir. Sen imansız olarak göçer gidersin.” Ama adi, samimi bir ehli tarikat, silsile-i meşaihiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla zındıkaya düşmez. Zındıkaya düşmezse de kebairle fasık olur. Kafir olmaz.”der.

Buradaki ölçü şu; kalbin harekete geçmesi. Kalbin harekete geçmesi o kimsenin basiretinin açılmasıdır. Bu maneviyatta, seyri sülûkta, tarikat yolunda veya sufilik yolunda dördüncü makamdır. Emmareye geçecek, levvameye geçecek, mülhimeye geçecek, mutmainliğe geçecek.

Sen alim bir zat da olsan kalbin harekete geçmediyse yani senin basiret gözün açılmadıysa bugünkü deccaliyetin karşısında sen kâfir olarak göçer gidersin. istediğin kadar alim ol, istediğin kadar hafız ol, istediğin kadar ben dinimi yaşıyorum de. Kalbin harekete geçmiş olması lazım ki aldanmayasın. Yoksa aldanırsın. Bir aldanırsan nerede duracağın belli olmaz. Allah muhafaza eylesin. Yusuf, ayet 108: “Ey Muhammed! De ki işte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar insanları Allah’ın yoluna körü körüne değil basiretle davet ederiz. Allah’ı layık olmadığı şeylerden tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” O zaman o basiretin açık ise senin basiretin açıksa seni basiretle nasihat eden seni Kur’an ve sünnet dairesine Allah ve resulünün yoluna davet edeni tanırsın ve Allah ve yolunun Allah ve resulünün yoluna davet eden seni kendisine davet etmez, seni Kur’an ve sünnete davet eder. Seni zikrullaha davet eder. Seni güzel ahlaklı olmaya davet eder. Takılın benim peşime demez. Takılın Kur’an ve sünnete der, seni kendisinin değil Allah ve Resulünün yoluna davet eder. O yüzden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolu tevhit yoludur ve peygamberi takip eden, sallallahu aleyhi ve sellem i takip eden kimseler kendilerine yol biçmezler. Yol Kur’an ve sünnet derler. Kur’an ve sünnete davet ederler. Benim şeyhim böyle yapardı, ben de böyle yaparım demez. Der ki, “Kur’an bunu böyle söyler. Sünnet-i Resulullah böyle söyler. imamların içtihadı böyledir. ilk sufilerin sözü, yolu budur” der. Onları oraya davet eder ama insanların büyük bir çoğunluğu bu davete icabet etmez. Neden? Çünkü bu nefsine ağır gelir insanların ve çürük elmalardan dolayı onu da çürük elma statüsüne koyar. Bunu kasıtlı olarak yapar. Nefse ağır gelir çünkü. Nefse ağır geliyordu Beni israil Yahudilerine. isa Aleyhisselam’ı peygamber olarak kabul etmiyorlardı. Nefse ağır geliyordu çünkü.

Daha önceki peygamberleri de onlar kabul etmemişlerdi. Sebep? Nefse ağır geliyordu çünkü. Onlar Allah’ın hükmüyle hükmetmeye çalışıyorlardı. Oysa onlar, altını çizerekten söylüyorum, o günkü din alimiyiz, din adamıyız diyenlerin hükmüne tabi oluyorlardı. Peygamberin hükmüne tabi olmuyorlardı. O zaman için bir din hiyerarşisi oluşmuştu. O din hiyerarşisi yeni bir peygamberi kabullenmiyordu. Çünkü yeni bir peygamber demek o hiyerarşinin yıkılması demekti. O para dukkalığının, o güç dukkalığının yıkılması demekti. Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.), o günkü Mekke’deki, Mekke’deki ekonomi para dukkalığını, güç dukkalığını yıkmıştı. Ve eğer ki

bugünkü bir Müslüman para dukkalığına soyunduysa, güç dukkalığına soyunduysa, kalabalık dukkalığına soyunduysa o seni Allah ve Resulüne davet etmeyecektir. O seni kendisine davet edecektir. Ve insanlar ne yazık ki Adem’den itibaren hakla batılı ayırt etmekte heva ve heveslerine uymuşlardır. O yüzden ‘çoğunuz iman etmez’ der Kur’an. ‘Çok azınız iman etti’ der. Çünkü bu nefse ağır gelir. Tevhit dini! Tevhit insanlara ağır gelir. Hakikat insanlara ağır gelir. Çünkü insanlar nefis itibariyle rahatlarına düşkündür. Uykularına düşkündür. insanlar mücadeleye, savaşmaya, bu konuda cihat etmeye elverişli değillerdir. Kendilerince nefislerine düşkün olduğundan Musa’nın kavmi gibi derler. Derler ki, “Biz savaşıcı değiliz. Sen git Rabbinle, sen kendin savaş.” Musa’nın kavmi öyle dedi. Bu pis Yahudiler Musa’ya öyle dediler ve Musa aleyhisselam yeni bir cedid dedi, bir kavim gelir, onlar dedi bu cihadı ele alırlar. Şimdi o yüzden hakikat yolu dikenlidir. Hakikat yolu zordur. Hakikat yolu kolay değildir. Hakikat yolunun ızdırabını, zorluğunu gören nefis o yoldan dışarı çıkmaya çalışır. Oraya girmeye çalışmaz. Bahanesi de nedir? “Filancaları görmüyor musun böyleler. Fişmancaları görmüyor musun böyleler. Bunların da böyle olmadığı ne malum? Siz bu adamın peşinden gitmişsiniz ama onun ne olduğunu biliyor musunuz?” Sen biliyor musun be ahmak! Otuzsekiz yıl bizle beraber mi yaşadın? Hayır ama onlar hakikat yolunun yolda gidenlerini de ne yaparlar? Yoldan çıkarırlar.

“Bundan dolayı bilenler, hikmetle dediler ki ihsan ve kerem sahiple-

rine konuk olmak gerek.”

Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil. Seni nasıl galip edecek? O zaman o kimse o müştak, o yalancı, o müritlerin yalancı, düzenci davalara aldanmaması gerek. E şimdi yoldan sapmış dünya üzerinde alimler var mı? Çok. Yoldan sapmış şeyhler var mı? Çok. Oldukça çok ve onlar örnekliyorum dilenci olmuşlar. Ben böyle söyleyince çok ağır geliyor onlara. Birkaç tanesinin müridi ‘ya sen bizim üstadımıza dilenci dedin’, kardeş bizim kimsenin üstadıyla, alimiyle, zalimiyle bir işimiz yok. Bizim kimsenin şeyhine bir laf söyledimiz yok ama koskoca şeyh dilenir mi şeyhse! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dilendi mi ki senin şeyhin dilenecek, bir şeyh kendisini ortaya atıp dilenmez. Bunlar dilenci olmuşlar. Ben şimdi isim zikrettim mi? Hayır. Dilenmesin kardeşim. istemesin. Şeyhliğin makamını aşağı indirmesin. Şeyhse şeyhlik yapsın. Mürşitse mürşitlik yapsın. Dilenmesin. Geçimini dervişlerden sağlamasın. Geçimini dervişlerin cebine gözünü dikerekten yapmasın. Dervişlerin malına, dairesine, parasına, puluna konmaya çalışmasın. Yapmasın. Bizim sözümüz orta yere, ölçü. Bizi kimsenin trilyonları ilgilendirmiyor ama bu yolda yürüyecek olanlar dilenmeyi bırakacaklar. Bu yolda

yürümeyi göze alanlar insanlara şey’enlillah demeyecekler. Sen o zorluğu çekebileceksen bu yola gir. Yoksa kendini ehli tarikatım diye görme. Ehli sufiyim diye görme.

Bu yolda yürüyecek olanlar hiçbir şeyin dilencisi olmayacak. Hiçbir şeyin! Birileri beni sevsin diye konuşmayacak. Birileri beni kabul etsin diye konuşmayacak. Bunun da dilencisi olmayacak. Allah muhafaza eylesin. Şuara, ayet 109: “De ki ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin rabbine aittir.” Alimler, gerçek alimler, gerçek mürşitler insanlardan bir şey dilenmez. Dilenmez! Çünkü peygamber varisi, alimler peygamberlerin varisleridir, hadis-i şerif. Peygamber varisi dilenmez. Bir mürşid-i kâmil peygamber varisidir. Bir mürşid-i kâmil dilenmez, dileniyorsa o sahih bir mürşit değildir. O sahih bir şeyh değildir. Dervişlerine diyorsa, “Hadi gidin para toplayın” veyahut da andırıyorsa insanlara, o gerçek bir şeyh değildir. Onun peşinden gidilmez. Ondan ders alınmaz. Ona mürit olunmaz. Sufilik yolunda istemek yoktur. Hiçbir şey isteyemezsin. Yoktur sufilik yolunda. isteyeceksen üstadından istersin. Hadi gidin şeyhlerden isteyin şimdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte söyledi. Tergipte geçer bu hadis. Hiç unutmam. Der ki: “Ben hepinizin babası mesabesindeyim. Kimin ne isteği varsa bana gelsin.” der. Bir şeyh dervişin bu manada manevi babası hükmündedir. isteyecek olan ondan ister. Bitti. O manevi şeyh ise o da makul olan kendisinden istenilenlere cevap verecek, gücü nispetinde. Cevap vermek zorundadır. O manâda maneviyse o dervişlerden geçineceğim diye uğraşmaz. Dervişlerden geçineceğim diye uğraşanlar gerçek mürşit değillerdir.

Gerçek mürşit, eli açık cömert insandır. Gerçek mürşit! O kimse cömert olmak zorundadır. Cömert değilse ona dostluk kapısı açılmaz. Ona velilik kapısı açılmaz ve o evliyalık kapısı bile ona açılmaz. Ona dördüncü makamın kapısı bile açılmaz. Çünkü o cimridir. Allah cimrileri sevmez. Haşir, ayet 9: “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Sen nefsinin cimrilinden kurtulmaz da hala daha dervişlerin parasına, puluna gözünü diktiysen sen kurtuluşa eremezsin. Sen cehenneme doğru yol alırsın. insanları kandırmaktan vazgeç. Ben şeyhim diye sırmalı cübbelerle ortalıkta dolaşma. Ben şeyhim diye insanları aldatma. Allah Resulü: “Aldatan bizden değildir.” dedi. Bunu hiçbir zaman unutma. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem e yol olarak o peygambere çıktıysa yolun sen asla cimrilik yapamazsın. Sen asla bir şeyi kısamazsın. Verilen ilmi dağıtmak zorundasın. Sen cömert olmak zorundasın, maddi manevi. Allah muhafaza eylesin. Maide, 105 ayetini sordular sahabeler: “Size nefsinizi korumak gerek.” Ayet hakkında sorunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu

cevabı verdi: “Marufla amel edin.” Yani iyilikle, güzellikle Kur’an ve sünnet dairesinde amel edin. “Kötülükten uzak durun.” Dikkat edin, bu Kur’an ve sünnet yoludur. Sen marufla amel etmek zorundasın. Edebinle, terbiyenle, ahlakınla, güzel ahlakınla amel etmek zorundasın. Farzları yerine getireceksin. Sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışacaksın ve kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, dikkat edin hadis-i şerife, cimri insana itaat edildiğini, cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman sen kendine bak, avam halkı bırak. Tekrar söylüyorum, marufla amel edin. Kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman sen kendine bak, avam halkı bırak. “Sizden sonra öyle bir zaman gelecek ki o zaman da sabretmek avucuna köz almak gibidir. O zaman da bir işçi bugün sizden çalışan elli işçinin aldığı ücreti alacaktır. Ona denildi ki, “Ey Allah’ın Resulü, bizden elli kişi gibi mi yoksa onlardan elli kişi gibi mi ücret alacaktır? Bilakis sizden elli kişinin aldığını alacaktır.” buyurdu.

Demek ki öyle bir zaman gelecek, o zaman da ne yapacakmış? iyi, marufla amel etmek. Yani Kur’an ve sünnet-i seniyye ile amel etmek, kötülükten uzak durmak, elinde köz tutmak gibi olacak ve cimri insanlara itaat edilecek. O kimse cimri. Cimri ne demek? milletten topluyor ama onlara harcamıyor. Cimri, mal biriktirmiş. Ne yapmış? işte bilmem kaç trilyonluk servet yapmış. Arkasından kavga çıkıyor. Ümmetin parası mı? Benim param mı? Cimri ne yapmış? Ölmüş. Öldükten sonra bütün herkes üşüşmüşler evlatlar, mal paylaşacaklar. Neden? Devasa çünkü mal bırakmışlar. işte ne bırakıyor, işte ne yapmış? Medrese yapmış. Yok Kur’an kursu yapmış. Tapusu kimin üstüne? Tapusu kimin üstüne? Şeyh efendinin üstüne. Kim topladı parayı? Dervişler topladı. Öldü Şeyh efendi. Şeyh efendi öldü, oğlu, kızı yere kondu, sattılar orayı. Bu ülkede televizyonlar kuruldu parayla, ümmetin parasıyla. Kapı kapı dolaştılar, televizyon kuruyoruz, islami bir televizyon olacak dediler. Sonra gittiler Amerikalılara sattılar. Bu para ne oldu? Televizyon oldu Fox TV. Beş yüz milyon dolara satıldı o zaman için televizyon. Adam gitti Amerika’da alışveriş merkezleri aldı. Ne oldu ümmetin parası? Kimse hesap sormuyor. Kimse hesap sormuyor. Cimri insana itaat ediyorlar. Heva ve hevesini ilah edinmişleri itaat ediyorlar. Kur’an belli, sünnet-i seniyye belli, imamların içtihadı belli. Sufilik; kanunu, kaidesi olmayan bir yol değil. Kanunu kaidesi Kur’an ve sünnetten gerçek sufilik. Üstat vefat etmiş. E biz onun bıraktığı yerdeyiz. Ne? Gelmedi mi? Başka mürşit, yok mu? Hadis-i şerif yalan mı haşa. Kütübü siddede ebdal kısmı var. Bütün

Müslümanlar, açın okuyun ebdal kısmını. Açın okuyun. Ey Müslümanlar, ey sufiler, ey dervişler, ey tarikat erbabıyım diyenler, şeyhler, nakipler, nükaballar, zakirler! Açın okuyun kardeşim. Kütüb-I siddede ebdal kısmı var. Deccal’den sonra ahir zamanla alakalı ebdal kısmı var. Tekrar söylüyorum. Ebdal. Açın okuyun.

Utanmadan şunu söylüyorlar; bizim şeyhimizden sonra şeyh gelmeyecek. Peygamberi yalanlıyorsun. Hadisi inkar ediyorsun. Hadisi inkar ediyorsun! Üstadımız öyle dedi. Üstadınız yanılmış. Yanılmış! Ne zaman söyledi? Aklı yerinde miydi? Senin üstadının aklı yerinde değil miydi onu söylediğinde? Bu kimin üstadı olursa olsun yarın öbür gün benim de arkamdan böyle bir laf söylemeyin. iftira olmuş olur. Ya ilan ederiz birisini, ilan etmezsek de arkamızdan istihare yaparlar, herkes giderler bir üstada intisap ederler. ikisinden biri. Üstadım bana da öyle söyledi. Üstadım da vefat etmezden önce iki kişiye söyledi dergahta. Ahmet Duran abiyi bana söyledi. Dedi ki bana şeyhliğini ilan et bugün dedi. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi sağlığında vermedi oğlum, dergah dağıldı dedi. Ahmet Duran abi. Ahmet Duran’a da telefon açacağım dedi. Ona da söyleyeceğim dedi. Sana da söylüyorum. Bu akşam şeyhliğini ilan et dedi. Efendim hakkınızı helal edin, ben ilan edemem dedim. Nerede Adnan Hoca bizim. Karataş nerede? Gitti mi? Adnan’a telefon açmış. Adnan söyledi sonra, sana telefon mu açtı? Ne dedi Adnan Hoca sana? Mikrofon verin Adnan Hocaya: “Efendim; beni aradı, dedi oğlum dedi Mustafa abin şeyhtir dedi. Onun dedi şeyhliğini ilan edin dedi. Ben dedim efendim şu anda Adana’dayım ben. Tamam o zaman dedi. Kapattı. Sonra başka bir arkadaşı aramış burada.” Evet. Bana söyledi. Efendim ben yapamam bunu dedim. Ben dedi bu akşam söyleteceğim dedi. Bana söylediği şey o. Ondan sonra Adnan’ı aramış. Adnan demiş Adana’dayım. Ondan sonra başka bir arkadaşı aramış. Remzi Şen’i aramış. Ben Remzi’yi aradım. Seni arayacak dedim. Arıyor dedi. Seni arayacak dedim. Böyle bir şey söyleyecek sana. Benden habersiz bir şey yapma dedim. Arıyor dedi. Kapattım ben telefonu. Görüştü. Böyle böyle dedi dedi. Tamam dedim. Akşama istişare eder konuşuruz dedim.

Adnan hoca teşekkür ederim. Akşam oldu. Remzi dedi ki böyle böyle. Tamam Remzi abi, şeyh efendinin dedim bir insan şeyhi ne diyorsa kalkacak emrini yerine getirecek dedim, bütün Bursa’daki eski dervişler o sohbete Hüseyin de şahit değil mi, kim bu şahit olanlar? Elini kaldırsın, o günkü sohbette olanlar. Evet, bitti. Şeyh efendi bunu kendisi söyletti mi? Söyletti. Bakın, bunun ölçüsü bu, bunun ölçüsü bu. Ondan sonra: “Şeyh efendi arkadan kimseyi bırakmadı…”Ya sen duymamışsındır diyorum ben. Bize bıraktı. Bursalılara söyledi. Ahmet Duran abiye de söyledi. Ben şahidim buna.

Bana dese ki mahşerde diyeceğim ki bana söyledi şeyh efendi. “Ahmet Duran da oğlum şeyhtir. O da şeyhliğini açıklasın dedi. Bana söyledi. Ben Ahmet Duran abinin yüzüne söyledim. Duran abi bana söyledi. Beni ilgilendirmez, istiyorsan dedim sen çık. Hüseyin sen de vardın değil mi? Dedim, “Duran abi istiyorsan çık, ben sana tabi olurum dedim şeyh olarak” dedim. Benim böyle bir derdim yok benim dedim. O ne dedi? Söyle. Evet. “Mustafa Efendi, sen gençsin, sen koşturursun” dedi. “Ben sana tabi olayım” dedi. Dedim yok hacı abi, ben sana tabi olayım. Bizim böyle bitti muhabbet. Şimdi o yüzden ne olacak? O insanlar heva ve heveslerini ilah edindiğinde heva ve hevese uyuyor. O kimse diyor ki işte şimdi nerede o eski şeyhler? Beyazıtı Bestami için de öyle dediler. Bu yolun cilvesi o. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi için de öyle demişler. Ya nerede demişler Ali Efendi? Evet. Üç kişi bağlandı diyordu şeyh Efendi. Mustafa Efendi demiş ki Abdullah Efendiye, oğlum demiş şu, şu, şu üçü bağlandı bana demiş, geri kalan bıraktı demiş bizi, beğenmediler demiş.

Demek ki ne oluyormuş? Heva ve heves tercih ediliyormuş. Şimdi dervişlerde de var bu. Derviş üstadı dinlemiyor. Heva hevesine tabi oluyor. Acı gelir gerçekten üstada tabi olmak. Üstadın dediğini yapmak gerçekten nefse ağır gelir, acı gelir. insan öyle düşünür. O da insan, ben de insanım. Neden onu dinleyeyim ki? Benim kafam çalışmıyor mu? Öyle dedi. Ben üç tane üniversite bitirdim dedi birisi. Tabi dedim, doğru söylüyorsundur. Dedi üstadınız ilkokul mezunu dedim. Medrese, ümmi dedim. Böyle konuştuk böyle bir bir iki, gittik oturduk böyle döndü. Ümmiyik oğlum biz dedi bana. O da yanımda. Kimisi dedi üç tane üniversite bitirdim der Mustafa Efendi dedi. Böyle adamın rengi mengi gitti. Ondan sonra sen de dersin ki dedi bizim üstadımız ümmi. Ümmiyik oğlum dedi. Al bir kaya, nerene istersen oraya daya. Anırgan kaya çünkü, büyük kocaman ya. Bir şey değil, bizim Bayındır’ın Anırgan Kayası meşhur olacak. Millet ziyarete gidecek Anırgan Kaya’ya. Arada anırıyormuş millet o yüzden anırgan kaya koymuş. Bayındır muhabbeti. “Üç tane üniversite bitirdim. Senin üstadın?” dedi bana. Dedim ilkokul mezunu. Bu şeye benziyor. Bakın değişmiyor bir şey. Hani imam-ı Hanbel Şeyban-ı Raiye bağlanmış. Ümmi, çoban. imam-ı Şafi de diyormuş ki imam-ı Hanbel’e ya sen koca imamsın. Ne yapmaya bu ümmi insana bağlandın? Ne buldun bunda? Ümmi, çoban. O da diyormuş ki ya bu başka bir şey. Demiş bugün senin üstadına soru soracağım demiş. Küstahlık böyle bir şey. Adamın bir şeyhi yok ise genelde %98 küstah oluyor. Demiş ben şeyhine bir soru soracağım. Demiş sorma. Çok hazır cevaptır. Hani seni demiş mat eder, hani o manada. Yok demiş soracağım. Çıkmışlar huzura. Efendi bir sorum var demiş. Buyur sor demiş. demiş ki, “Bir kimse beş

vakit namazdan bir vakti kaçırsa, hangi vakti kaçırdığını bilemese, hangisini kaza etmesi lazım demiş. Hiç beklemeden, “Evladım, onun bütün günü gafletle geçmiş. Bütün kaza namazlarını kaza etsin o.” demiş. Kalmış koca imam-ı Şafi, imam Hanbel oradan çıkmışlar. “Demedin mi sana?” demiş. “Hazır cevaptır. Mat eder seni diye.” Aha demiş. Tabi imam-ı Şafi de gelmiş. Şeyban-ı Rai’den ders almış. E

Ey Hanefiler, ey Malikiler, ey Şafiler, ey Hanbeliler. Bu mezhebe tabi misiniz? Dört mezhepten herhangi birisine? Evet. Sizin imamınızın şeyhi vardı. imam-ı Azam’ın şeyhi vardı. Sen eğer Hanefiysen, imam-ı Azam’ın yolundayım diyorsan bir şeyhe intisap edeceksin. Malikiyim diyorsan intisap edeceksin. Hanbeliyim diyorsan intisap edeceksin. Ben Şafiiyim diyorsan intisap edeceksin. intisap etmediysen sen heva ve hevesine uymuş insansın. Sen mezhep imamının yolundan gitmiyorsun. Ha abdest alırken mezhep imamına tabi oldun. O bir mürşide tabiydi. “Son iki yılı olmasaydı Numan helak olmuştu” dedi. Senin helak olmayacağın ne malum? Koca imam-ı Azam helak olurdum derken sen kimsin? Koca Gazali, şeyhi vardı. Arabi, şeyhi vardı. Hazreti Mevlana, şeyhi vardı. Abdülkadir Geylani, şeyhi vardı. Ahmed Er Rufai, şeyhi vardı. Üftade Hazretleri, şeyhi vardı. Mahmud Hüdai, şeyhi vardı. Her gün Emir Sultan’a gidenler var, Emir Sultan Hazretlerinin şeyhi vardı. ismail Hakkı Bursevi’nin şeyhi vardı. Senin neyin var? Heva hevesin var! Sen heva hevesine bağlısın. Boşuna demediler, zayıf hadis diyorlar, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Zayıf hadismiş! Zayıf hadiste amel edilir mi? El-cevap edilir, ondan hukuk çıkarmıyoruz biz. O zaman senin şeyhin kim? Heva hevesin, nefsin. Sen aldanmaya müsaitsin. Sen bir mürşid-i kamile bağlanmadığın zaman heva hevese uydun. Dünyayı, ahirete ne yaptın? tercih ettin. E şimdi şeyhler tercih ediyor ki, alimler tercih ediyor. Bugün gördüm, dün gördüm. Muhterem hoca efendiler mevlid-i şerif için toplanmışlar bir yerde. Toplantıdan bir kesit atmışlar videoya. Maşallah, süphanallah. Ne süslüler, ne süslüler, ne koltuklar, ne süslüler! Maşallah dedim ya. Tabi! Dünyanın ahirete tercih edildiği zaman. “Mustafa Efendi”, “buyurun efendim.” “Oğlum sakın ha! Senin evin en fukara dervişten daha fukara olacak. Senin evine gelen derviş şunu söyleyecek. Benim eşyalarım Şeyh Efendinin eşyasından daha lüks.” Bize söylenen bu. Bana söylenen bu. Bana söylenen bu. Başkası beni ilgilendirmiyor.

Demek ki herkesin kendince bir yolu var ya bize o yol düşmüş. ‘Herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman…’Yok, bir sufinin kendi görüşü olamaz, müritlikle alakalı. Bir mümin Kur’an oradayken, sünnet oradayken, imamların içtihadı oradayken bana göre diyemez bir Müslüman. Yok! Kendi görüşü, ‘hadislerin büyük bir çoğunluğu sahih değil. O yüzden

hadislere uyulmasa da olur. Benim görüşüm bu.’ Senin görüşün sapkın bir görüş. Sapık bir görüş. Sen kendini peygamber görmüşsün. Bunu diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Evet. O zaman avam halkı bırak. Yani sen has insanlarla otur kalk. Avamlarla düşüp kalkma. Sebep? Kendi görüşünü, kendi heva ve hevesini ilah edinmiş, cimri insan. Onlardan uzak dur. Bir de ne oluyor? insanların ücretleri artıyor. Bu ne demek? Heva, hevesleri artıyor. Rahatları artıyor. Evet. imam-ı Malik’in sözü: “Kim fıkıhsız tasavvuf öğrenirse zındık olur. Kim fıkıh öğrenir de tasavvuftan uzak kalırsa fasık olur. Kim de ilim ile maneviyatı kendisine cem ederse dinin hakikatine erişir.” O zaman bir kimse fıkıhsız tasavvuf yok, fıkıhsız bir sufilik yok. Sufinin fıkıhı sağlam olacak. Bir mürşidin fıkıhı sağlam olacak. Bir dervişin fıkıhı sağlam olacak. E bir kimse normalde fıkıh öğrenmiş, medrese görmüş, tahsil etmiş veyahut da ilahiyat okumuş, güzel ama sufilikten uzak, fasık olur diyor. imam Malik diyor bunu. ‘Kim de ilim ile maneviyatı kendisinde cem ederse dinin hakikatine varır.’ O zaman o kimse çift kanatlı olursa dinin hakikatine erişecek. Allah bizleri onlardan eylesin.

Yol arayanlar, kendilerine yol arayanlar Kur’an ve sünnete tabi yol bulacaklar. imamların içtihadına tabi yol bulacaklar. Dilencilerin peşinden gitmeyecek. Heva ve hevesini ilah edinenlerin peşinden gitmeyecek. Kendisine mal ve para biriktirenlerin peşinden gitmeyecek. Dervişlerin cebine, malına, gözünü dikenlerin peşinden gitmeyecek. Her ay dergaha bu kadar para vereceksiniz. Her ay üstada bu kadar para yatıracaksınız diyenlerin peşinden gitmeyecek. Gidiyorsa o kimse kör gözlü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden süslülülerle hakikati ayırt edecek o kimse. insanların süsüne, yaldızına, ağdalı konuşmasına bakmayacak. Süslü konuşmalara bakmayacak. Bunların hepsi de aldatır. Çünkü öyle zaman gelecek ki insanlar süslü konuşmalarla halkı kandıracak. Muazdan bu hadis-i şerif uzun, hakkınızı helal edin: “Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur’an açılacak. Mümin, münafık, erkek, kadın, köle, hür, küçük büyük, herkesin elinde Kur’an olacak.” Herkesin elinde Kur’an olacak. Şimdi herkesin elinde var. Kur’an bize yeter diyor, mealden okuyor mu? Okuyor. Sosyal medyada herkes tartışıyor mu bununla alakalı tartışıyor. içlerinden biri şöyle diyecek: “Neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur’an okuyorum yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur’an’dan başka bir şey uydurmadıkça uymayacaklar.” Yani Kur’an’dan başka bir şey sen onlara uydurursan onlar sana uyacaklar.

Bugün televizyonlara çıkan şakrabanların %90’ı böyle. Kur’an ve sünnetin dışında konuşurlarsa onları sosyal büyük medyada veyahut da yöresel değil, kitlesel televizyonlara çıkarıyorlar. Çünkü onlar Kur’an ve sünnetin hakikatini haykıramazlar. Televizyon dünyasını tanıdım. Tanıdım! Bana da

aynı şeyi söylediler. “Hocam aman ha bazı şeylere dokunmayalım…” Dedim ki “bana ne soru gelirse ben bildiğimi cevaplarım. Program yapmayalım” dedim. Bunu Olay TV’ye gittiğimde de ordaki bir bayan vardı. O da dedi. Dedim yok, ne sorarsanız cevaplandırırım. Ne bilirsem söylerim dedim. Televizyona çıkan hocaların büyük bir çoğunluğuna bu söyleniyor veya sorular hazırlanıyor. Sorular onların eline veriliyor. Canlı yayın yapamıyorlar. Canlı yayına gireceğiniz zaman da önce sorunuzu alıyorlarmış sizin. Eğer onun dışında sorarsanız ‘tak’ sizi canlı yayından aldılar. Siz de zannediyorsunuz ki hat düştü: “Sevgili seyirciler. Hat düştü. Hat düştüğü için bağlantı kesildi. Alalım sıradakini…” Onun sorusu hoşlarına gitmedi çünkü. Oraya yazdırdığı soruyu okumadı. Çünkü siz de bağlantı kesildi zannediyorsunuz. Öyle bağlantı kesilmiyor. Halbuki onlar kesiyor bağlantıyı. Çünkü neden bana onlar tabi olmuyorlar.

Ben Kur’an okuyorum yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur’an’dan başka bir şey uydurmadıkça bana uymayacaklar. Çıkın hadisleri inkar edin. Yemin ediyorum size kitap basarlar. Elleri çantalı geldiler. Dediler ki hocam takipçiniz çok. Sizi çok beğeniyorlar. Eee? Sizin dediler sohbetlerinizi kitaba basalım. Ben tebessüm ediyorum. Ne kadar iyi diyorum. Allah razı olsun. Yalnız dediler, “Bir isteğimiz var.” “Buyurun. Estağfurullah. Para, mı pul mu ne?” , ”Hayır” dediler. “Ya?” “Malum, biliyorsunuz” dediler. “Hadis-i şerifler hani hepsi de sahih değil. Sohbetlerinizde şundan bahsedeceksiniz. Hadisler hepsi de sahih değildir. Siz bu konuda çok sertsiniz.” dediler. “Kitabınızı biz bastıracağız, biz satacağız.” Şimdi böyle bana bir de liste gösterdiler. Bir sürü profesörün ismi var. Yalan doğru bilmiyorum. Bir sürü şeyhin ismi var, hocanın ismi var. Böyle gördüm listeyi. Bunlarla çalışıyoruz dediler. Kitaplarınızı biz bastırıyoruz.

Hani bazı şimdi, bu benim şüphem, çıkıyor şimdi hani ben kitaplardan ne hakkı alıyorum diyorlar? Telif hakkı. Ben kitap yazıyorum, telif hakkından geçiniyorum diyorlar ya. Benim hemen otomatikman dolarlar dönüyor. Ya dedim ayda bana bilmem kaç dolar teklif ettiler. Burada dedim bu da oradan geçiniyor o zaman. Çünkü her hadis inkarcısında bu var şu anda. Hadis inkarcısı mı? Evet. Gerçekten emperyalistler onları besliyorlar. Onları her ay maaşa bağlamışlar veyahut da vakıflarına, derneklerine belirli bir yardım, belirli bir para veyahut da direkt para olarak, telif hakkı çünkü bir yayınevinden onun her ay maaş gibi gidiyor. Telif hakkı. Hadis inkar edersen telif hakkı alırsın. Evet. Çünkü ona uymaz. Sen Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi çıplak bir hakikat şeklinde söylersen senin kalabalık derviş topluluğun olmaz. Senin kalabalık bir tabi olunanın olmaz. Ya tuhaf işler yapacaksın, hımmmmmmm yapacaksın, diyecekler ya bunda hikmet

var. Bak hal gördü, bir şey oldu. Hımmmmm yapacaksın sallanacaksın. Bir sayha atacaksın, böyle gözünü dikeceksin bir yerde öyle duracaksın. Kabul edildin diyeceksin. Böyle bu işler. Ondan sonra pamuk eller cebe diyeceksin. Sen ümmet kan ağlarken sen araba aldın ha. Arabanın %10’unu getir bakalım. Nasıl? %10’u. Kaça aldın arabayı? 10 milyar. %10’u kaç? 1 milyar. 1 milyar şeyhe vereceksin.

Adam saf gibi beni arıyor. Bir numara arıyor Allah arıyor. Arıyor Allah arıyor. Ben de kayıtlı olmayanları açmıyorum ya. Herkese de açıkça söylüyorum. Çünkü açınca böyle absürt bir şey oluyor. Benim kaç günüm gidiyor onunla. Şeker tavan oluyor. Bu ümmetin hali ne olacak? Düşmüyor şeker 250’den aşağı şimdi düşmediği gibi. Bir şey çıkıyor! Adam mesaj attı. “Mustafa Özbağ hocam, ne olursunuz Allah rızası için telefonumu açın.” Açtım. “Hürmetler ederim sevgili efendim. Saygılar sunarım…” Böyle çok naif, kibar. “Buyurun?” “Bir istirhamım, bir sorum olacaktı. Sizin vaktinizi aldım, değerli…” “Kardeş, gir soruya” dedim. “Soruya gir.” Dedi ki “Ben bir araba aldım.” “Mübarek olsun.” Ben şimdi arkasından ne gelecek bilmiyoruz. “Bizim üstat efendi hazretleri dedi ki” dedi. “Ne dedi” dedim. “Bu arabayı aldın miktarı kadar %10’unu bize tasadduk edeceksin.” dedi, dedi. Allah’ım ya Rabbim! “Sizin böyle bir usulünüz var mı?” dedi. Dedim, “Kardeş, iyi ki benden %10’unu istemiyor arkadaşlar.” dedim. “istese benim param, pulum yetmez” dedim. Bu noktada bir şey ben dedim yetiştiremem. Dedim yani bizde böyle bir usul yok. Biz böyle bir şey isteyemeyiz, zaten bize yasak dedim.

Bir şeyh böyle bir şey isteyez zaten. Bir alim böyle bir şey isteyemez dedim. Bir de böyle şeyhi için ne kadar belagatlı konuşuyor…Biraz daha belagat yaptı, “Bırak şu dilenciyi böyle belagatlı konuşma. Benim canımı sıkma” dedim ya. Hani dedim adam dileniyor sen hala da kibar dilenci lan bu dedim. Ben şimdi direkt böyle konuştum. Bu kaldı. “Allah razı olsun senden ya” dedi. “Ha şöyle ya” dedi. “Ben senden ders almak istiyorum.” “Yürü git” dedim ya. Sen dedim kör gözlünün tekisin. “Ne yapmaya bizden ders alacaksın” dedim. “Gitmişsin zaten kaç para verdin bugüne kadar” dedim. Bir para söyledi. Aklım durdu! Yirmi milyarın üzerinde para vermiş. “Ne kadarlık dervişsin sen” dedim. “Beş yıllık” dedi. “Yıllığın” dedim “iki milyara mı geliyor? Kaç milyara geliyor?” Daha fazla geliyor. “Lan git yürü” dedim. “Körsün sen. Bizi de bozarsın sen” dedim. Adam bunu soruyor bana. Türkiye bu. Türkiye bu. Sonra herkesi aynı kategoride görüyor. Allah muhafaza eylesin.

Böyle bir kişinin uydurduklarına tabi olmaktan sakının. Yani bir kimse Kur’an’ın ve sünnet-i seniyenin dışında konuşuyorsa, imamların içtihadının

dışından konuşuyorsa, ilk sufilerin yol ölçülerinin dışından konuşuyorsa, böyle bir hal ve hareketin içindeyse ondan sakın, ondan uzaklaş. Ben ondan ders aldım diye onun peşinden gitme. Sen zındığın peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Dilencinin peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Bile bile Kur’an ve sünneti çarpıtıyorsa sen bir kafirin peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Bırak! Gitme, gitme kardeş, gitme. Paranı üttürme insanlara, üttürme. Senden bir şey istiyorsa tebliğinden dolayı o peygamber varisi değil. Senden rahat istiyorsa, senden döşek istiyorsa, senden çorba istiyorsa, yemek istiyorsa, senden para istiyorsa, o peygamber varisi değil. Değil! O dilencinin teki. Dilencinin teki o. Allah muhafaza eylesin. Ben sizi, hadis-i şerif devam ediyor: “Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesine karşı uyarıyorum.” Yani senin bilgili gördüğün o alim var ya, bilgili gördüğün o şeyh var ise cimri ise dervişleri ütüyorsa, heva hevesine uyduysa, bilgili ama üç üniversite bitirmiş, diyor ki “Uyma.” Hadis inkar ediyor, ilahiyat profesörü uyma kardeşim. Ayet inkar ediyor, ilahiyat profesörü uyma kardeşim. Kur’an ve sünnetin dışında hüküm veriyor, alimim diyor. Diyanet hocası, müftüsü neyse uyma kardeşim. Kur’an belli, sünnet belli, imamların içtihadı belli. Verecek olduğun fetvada ya ayetten ya hadisten bir ölçü getireceksin insanlara. Böyle bir şeye hakkın yok.

Dünya alimler birliği toplandı. Ne yaptınız? Oruç tuttunuz. Allah sizi iyi etsin. Bir içtihat edeydiniz ya. Bir fetva vereydiniz ya. Deseydiniz, “Ey ümmeti Muhammed! Gazze bu haldeyken cihat size farzdır. Neden bu fetvayı veremediniz? Ahir zaman alimisiniz. Maaş alimisiniz. Açlıktan ölürken çocuklar, açlıktan ölürken bombaların altında ölürken onca alim toplanıp oruç mu tutacağız dediniz! Ayet belli, Kur’an belli, sünnet belli, imamların içtihadı belli. Neden topyökün bir cihat kararı alamadınız? Allah’tan mı korktunuz yoksa sistemlerden mi korktunuz? Ümmeti Muhammed’in bir kısmı bir yerde açlığa terk edildiyse, her gün bombaların altındaysa bütün Ümmeti Muhammed bundan sorumludur ve bütün Ümmeti Muhammed orayla cihat etmek zorundadır. Farzdır. Neden bunu veremediniz? Neden haykıramadınız bütün dünyaya? Şeytan mı tuttu dilinizden? Kalbinizi kime sattınız? ilminizi kime sattınız? Bilginizi kime sattınız? Kur’an ayetlerini kaç paraya değiştiniz? Kaç maaşa değiştiniz? Kur’an ayetlerini, cihat ayetlerini yuttunuz mu? Yuttunuz mu cihat ayetlerini? Yuttunuz! Hani siz Kur’an okuyordunuz? Hani hafızdınız? Hani alimdiniz? Her biriniz fıkıhçı. Her biriniz hadisçi, her biriniz kelamcı. Nerdesiniz? Şeyhler nerdesiniz? Rahat yataklarınızı mı terk edemediniz? Lüks villalarınızı mı terk edemediniz? Lüks arabalarınızı mı terk edemediniz? Milyon dolarlarınızı mı terk edemediniz? Neyi terk edemediniz de bu cihattır deyip Ümmeti Muhammed’e

haykıramıyorsunuz. Haykıramazsınız. Söyleyemezsiniz hak ve hakikati. Neden? Çünkü sizin kalbiniz şeytan tarafından tecavüze uğramış. Şeytan size tecavüz etmiş. Siz şeytanın dostu olmuşsunuz. Allah’ın değil. “Bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesinden uyarıyorum” diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem : “Çünkü şeytan ilim sahiplerinin diliyle dalalet ve sapıklığa davet edecektir.” Hadisi şerif çok açık. Şeytan ilim sahiplerinin üzerinden seni sapkınlığa ve delalete davet edecek. Allah Resulü söylüyor. Münafık da bazen doğru söz söyleyebilecektir. Yine dedi ki, “Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın.” muazza söylüyor. Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıtmasın.

Kim bilir belki o bilgili kişi bu sözlerinden döner. “Sen hak neyse onu kabul et. Onun üzerinde ol. Çünkü hakkın üzerinde nur vardır.” Ebu Davud hadisi. Sen o kimsenin süslü sözlerini aldanma? Süslü elbiselerine aldanma. Aldanma! Sen ingiliz kraliyet ailesinden düğmelere aldanma. Sen o havalı Mercedeslere, jiplere aldanma. Sen böyle arabanın yanında güp güp güp güp güp koşanlar, aman ne kalabalık, aldanma. Sen aldanma. Kulağında kulaklıklar, şeyh efendi orada oturuyor güvertede. Hepsi böyle duruyor. Hayırdır dedim. Dedi şeyh efendiye mossad dedi her an için operasyon yapabilir. Ne kadar süslü gösterişli değil mi? Arabaya binecek, böyle tedbirli temkinli. Bizim Çanakkale’deki Yusuf Hoca diyor ki, “Yalnız mı gidiyorsun bir yere?” “Evet Yusuf hoca” dedim. “Çarşıya da yalnız mı çıkıyorsun?” dedi. “Evet Yusuf hoca” dedim. Ben de tuhaf tuhaf baktım. Hani ne var bunda gibisinden. Dedim hoca ne oldu sana dedim ya, hayırdır? Ya ne bileyim dedi hani beni zannediyor ki ben kalabalıklarla dolaşıyorum. Yok ben tek başımayım. Nereye gidiyorsam tek başıma gidip geliyorum. Tek başıma da yaşıyorum. Sıkıntı yok. Biz o kadar şöhret sahibi değiliz ya. Allah bizi affetsin. Ama diyor ki o kimse, o şöhrete bulanmış kimse belki de tövbe eder, döner. Sen de onun peşinde giderken orada kalırsın. Sen hak ve hakikate dön. Allah muhafaza eylesin.

Tövbe, ayet 9: “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları onun yolundan alıkkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür?” Kur’an konuşuyor, Mustafa Özbağ değil. Kur’an ve sünnet-i seniyye yani Hazreti Muhammed konuşuyor sallallahu aleyhi ve sellem . Ben ta yolun başında söyledim. Kur’an ve sünnetin dışında size bir şey söylersem benim önüme koyun. Ben ondan tövbe edeyim, döneyim. Ölçü belli. Kur’an, sünnet imamların içtihadı, ilk sufilerin yolu. Evet. Kur’an konuşuyor. “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları onun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.”

Bir maaşa sattın bilgini, bir yemeğe sattın bilgini. alimliğini bir maaşa bıraktın. Bir maaşa bıraktın. Alimliğini bir yemeğe bıraktın. Bir harçlığa bıraktın. Şeyhliğini bir harçlığa bıraktın. Allah’ın ayetlerini az bir miktar paraya bıraktın. Hakkı konuşamadın. Hakkı anlatamadın. Hakkı haykıramadın. Hiç olmazsa geri çekil. Git inziva yap. De ki ahir zamandır. Ben hiç konuşmayacağım bundan sonra. Ben etliye sütlüye karışmayacağım. Bu konuda hadis var mı? Var. Git evine çekil. Evinde otur. Kur’an-ı Kerim’ini oku. Zikrullah’ını yap veyahut da namazını kıl. Camiden eve, evden camiye. Benim hayatım değil. ayrı mesele. Bunu yapsan insanları sapıttırmaktan, saptırmaktan iyidir. Ayet-i kerimeleri az bir paraya, maaşa satmaktan iyidir. Kur’an’ın ayetini satma bir maaşa. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Takendileridir. Bunun, bu ayet-i kerimenin nesiği eğip bükeceksin sen? Ey nefsine uymuş olan insanlar, evinizde, barkınızda, iş yerinizde, eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza sen Kur’an ve sünnetle hükmetmezsen, davranmazsan sen de zalimsin. “Ben dervişim, bana rüyamda söylerler…” Otur oturduğun yere. Sen Kur’an sünnete göre tabi ol, eşine zulmetme, kadın erkek. Kadın kadınlığını bilsin. Erkek erkekliğini bilsin. Çocuk çocukluğunu bilsin. Baba babalığını bilsin. Anne anneliğini bilsin. Hiç kimse kimseye zulmetmesin.

Zulmedenler zalimdir. Kim olursa olsun, o zalimden Cenab-ı Hak onun başına, o zulmeden kimsenin başına bir zalim tayin eder. O zalimle zulmedenden intikamı alır. Sonra zalimin başına bir kılıç tayin eder. Hadisle sabittir. Kılıç da o zalimden intikamını alır. Sonra döner kılıçtan kendisi intikam alır. Kadınlar, erkekler, çocuklar bile bile hiç kimse kimseye zulmetmeyecek. Kur’an ve sünnet dairesinde ne istiyorsa isteyecek, ne söylüyorsa söyleyecek. Zulmetmek yok. Allah muhafaza eylesin. Allah’ın ayetlerini dünyalık içinde değiştirmek, gevşetmek, Allah’ın ayetlerini çarpıtmak küfür. Küfür, resmen küfür. Allah muhafaza eylesin. Tabi Hazreti Pir diyor ki ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Yani Cenab-ı Hakk’ın ihsanından, kereminden nasibi olmuş, cömert, gönlü açık, eli açık, hakikat ehli. O mürşide yönelmek gerek. O yüzden o takva sahibi, o Allah yolunda koşan, o Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışan, o müritlerinden dilenci olmayan, insanlara hak ve hakikati anlatan kimsenin peşinden gidilecek. Ona tabi olunacak ve gerçekten tabi olunacak. Evet. Öyle heva ve hevesten değil. Tövbe, 119: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” Sen Allah’a, Resulullah’a sadık olan sadıklarla beraber olacaksın. O sadıkların yolundan gideceksin. Günde kırk sefer dua ediyorsun ya, namaz kılanlar için: “Bizi in’am ettin, ihsan ettin. Onların yanında eyle.” Orada tabi tefsirciler, mealciler, peygamberler olarak nitelendiriyor. Peygamberler, veliler, evliyalar,

müminler, bizleri onlarla beraber eyle. Günde kırk sefer Müslüman dua ediyor. Kırk sefer sadıklarla beraber olun. Cenab-ı Hak emrediyor. Sen kimle berabersin? Sen kimi seviyorsun? Sen kimin peşinden gittin? Senin gönlündeki kim? Kim? Sadık mı? Allah dostu mu senin gönlündeki? Sen kimi sevdin ya? Sen nereye gittin ya? Nerede dağıldın sen? Hangi heva ve hevesine uymuş kimsenin peşinden gittin de kendini dağıttın orada?

Sen eğer derviş isen üstadının yolundan yürüyecektin. Üstadının sözünü dinleyecektin. Üstadının yolundan yürümüyorsan üstadının koymuş olduğu Kur’an sünnet dairesindeki edebe adaba uymadıysan kimin edebine adabına uydun? Şeytanın edebine adabına uydun. Sen şeytanla mı dostsun? Allah seni peygamberlerle, velilerle, evliyalarla, sadık kullarınla dost olmanı emrederken sen kimlerle dost oldun? Senin dost olduğun kimseler kim? Kahvede kimle buluştun sen? Ona nasihat etmek için mi gittin? Senin en gerçek dostun kim? Hani Hazreti Ebubekir efendimiz diyor ya, “Bana dostunu söyle, ben senin dinini söyleyeyim.” Sen kimle dostsun? Kimle dost olduğuna bak. Cenab-ı Hak çünkü “Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” diyor. O zaman bir şeyh seçerken de sen Kur’an ve sünnete sadık, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmış, Allah Resulünün yolunda yürüyen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izini takip eden, sen öyle bir mürşit bulmakla mükellefsin. Sen öyle bir şeyhle buluşmak zorundasın. O şeyhe intisap etmek zorundasın. Öyle bir şeyh buldun mu? Buldun. Sen ona intisap edeceksin. intisap ettiğinde de sımsıkı duracaksın orada. Heva hevesine yol açmayacaksın. Nefsine yol açmayacaksın. Açarsan senin sıtkiyetin bozuldu. Senin bağın bozuldu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ihsan ve kerem sahibi olan Allah dostunu bul. Senin cebindekine gözünü dikmiş. Senin evine gözünü dikmiş. Senin arabana gözünü dikmiş. “Arabayı gönder, Allah yolunda biraz koştursun.” Sen koştur Allah yolunda, araban yoksa yayan çık. Yayan çık. Yürü. Arkana da bakma beni tanıyın arabaya alın diye. Sen Allah yolcususun. Sen fisebilillah Allah yolunda koşuyorsan merak etme Allah aciz değil haşa. Sana lazım olan her şeyi verecektir o. Sana gerekli takım taklavatı, aleti edavatı verecektir.

Sen Allah yolundaysan, Allah’a hakiki bir kul olduysan sana lazım olan ilmi de verecektir. O sana lazım olan ilmi verecek. Sana lazım olan ilmi gönlüne akıtacak senin. O ilmi ledün sahibi, o hikmet sahibi, gerçek alim o, gerçek mürşit o. Sen Allah yolunda yürüyeceksen senin gönlüne doğruyu getirecek. Senin gönlüne hikmeti koyacak. Senin gönlüne basireti koyacak. Senin Allah’a olan inancın mı eksik? Sana ne lazımsa verecek o. Sana ne lazımsa verecek. Ne lazımsa senin ayağına getirecek. Senin ayağına getirecek. Senin gözünün önüne getirecek. Sen vefasızların peşinden gitme. Sen hayırsızların

peşinden gitme. Sen Allah de yürü. Vefasızsa düşecek senin yakandan, vefalısını verecek. Hayırsızsa düşecek senin yakından hayırlısını verecek sana. Sen Allah demeye devam et. Sen o yolda yürü. Mahcup da olmayacaksın, mahsun da olmayacaksın. Mahcup da olmayacaksın, mahsun da olmayacaksın. Çünkü Allah’ın vaadi haktır. Seni hem bu dünyada da hem ahirette de mahcup da etmeyecek, mahsun da etmeyecek. Yeter ki senin yolun hak yolu olsun. Yeter ki sen hakkı haykır, hakka hizmet et. insanlara, dervişlere hizmet et. Hizmet isteme. Merak etme, Allah seninle. Allah seninle! Cenab-ı Hak hangi yolcusunu yolda bırakmış? Bana bir adım gelene on adım gelirim. Bana on adım gelene ben yüz adım gelirim. Bana yüz adım gelene ben koşarım diyen Allah var. Senin bu korkun niye? Bırak seni terk edecek olan terk etsin sen hakkı haykır. Bırak yakandan düşecek olan düşsün sen hakkı haykır. Sen hakkı söyle. Başına ne gelecekse gelsin. En ilerisi seni ne yaparlar? Hallacı Mansur gibi asarlar. Başka ne yaparlar? Nesimi gibi derini yüzerler. Başka ne yaparlar? Başka ne yaparlar? Madem ki pirin onlar senin. Yürü. Derinin yüzülmesinden mi korkuyorsun? Yürü. Asılmaktan mı korkuyorsun? Yürü. imam-ı Azam gibi kırbaçlanmış, kırbacın altında şehit olmuş, kırbaçlanmaldan mı korkuyorsun? Sen nasıl bir alim müsvettesisin? Sen de kırbaçlan, bir maaşa satma kendini. Yürü. Hallacı yaktılar, bir de onun cesedini de yaktılar. Doymadı bu insanlar.

Avam cahil doymaz. Senin etini kemirir. Kemirsinler. Seni delik deşik ederler. Etsinler. Yürü sen. Allah de yürü. Bilen bilsin, bilmeyenin kendisi bilsin. Neden korktun da çekindin, ayeti üç paraya sattın? Neden çekindin de sen kendini üç paraya sattın? Neden çekindin, beni sevmezler diye düşündün. Hiç kimse sevmesin seni. Allah sevsin. Eyyüb’e bir tek hanımı inandı. Koca Eyyüb’e bir tek hanımı inandı. Şehirden dışarı attılar. Çöplüğe gitti, çöplükte de tutmadılar. Dediler ki sen çöplüğümüzü de kirletiyorsun. Çöplükten de attılar. Gitti bir mağaraya sığındı. Senin başına gelmeyecek mi zannediyorsun? Seni de atarlar. Sen hakkı konuş. Nasıl Eyyüb’ü hastalıktan kurtardıysa seni de kurtarır. Nasıl ibrahim’i ateşten aldıysa seni de alır. Seni de alır. Sen hakkı konuş yeter ki. Sen hakkı haykır. Merak etme Allah seninle. Merak etme Allah seninle ise şek ve şüphe etme. Bu dünyada da ahirette de mahzun ve mahcup olmayacaksın. Allah sana her şeyin en yenisini, en güzelini verir. Hiç şek şüphe etme. Yıkıldım diye düşünme. Yıkıldım diye düşünme. Cenab-ı Hak istediğini aziz eder aında. Aziz eder seni. Sen hak ve hakikati haykırmaya devam et. Sen hakkı konuş. Heva ve hevesini ilah edinenlerin peşinden gitme. Hak ve hakikati konuşanın peşinden git. Allah bizi muhafaza eylesin.

“Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisini galip değil, seni nasıl galip edecek?” Burdan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizim sözümüz şahıslara değil, biz sözümüzü hak ve hakikat noktasında orta yere koyuyoruz. Üstüne alınan alınsın beni hiç ilgilendirmiyor. Dilim sivriymiş. Kur’an sünnet dairesinde dilim sivridir. Kendimi bu noktada saklayacak, eğip bükecek değilim. Dilimin sivriliği hak ve hakikat noktasındadır. Buyursun kim gelecekse gelsin konuşsun. Sıkıntımız yok. Kur’an ve sünnetin dışında bir şey söylediysek özür dileyip özür dileyip helallik almasını biliriz. Yok Kur’an sünnet dairesinde konuştuk da hak ve hakikat seni rahatsız ettiyse sen tecdidi iman, tecdidi nikâh yap. Çünkü gerçekten hak ve hakikat acıdır. Heva ve hevesine uymuş nefisler için acıdır. Ne diyordu hadis-i şerifte: “Köz elinde tutacak.” Evet. Bu zamanda Kur’an ve sünnet hak ve hakikat, elinde köz tutmaya benzer. Başka bir hadis-i şerifte ne diyor: “Elinde tutanın eli yanacak, atan da dinden, imandan olacak.” diyor. Allah muhafaza eylesin. Amin. ‘Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil. Seni nasıl galip edecek?’ Burdan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. El-fatiha maassalavat. Amin.

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları