Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa Cenab-ı Hak tecavüzcülerden intikamımızı alsın. Hepsini yerle yeksan eylesin. Hepsini de dağıtsın. israil’i yerle yeksan eylesin. Siyonizmi yerle yeksan eylesin. Deccaliyeti yerle yeksan eylesin. Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Ezilen Müslümanların Cenab-ı Hak intikamlarını almayı nasip eylesin. Amin. Ecmain. Geçen hafta: “Kapısı hacet kıblesiydi. Şöhreti cömertlikte bütün aleme yayılmıştı.” Burayı okumuştuk. O işte zat-ı şerifin methetmeye devam ediyor Hazreti Pir:
“Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı, Rum da. Türk de hayrete dalmıştı, Arap da. Hayat suyu kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişt, Acem de.”
Bu özelliklerini geçen derslerde de sıraladığımız bu halife, bu zat, ister biz buna mürşid-i kamil diyelim ister halife diyelim. Bu öyle bir kimse ki normal hükümdar değil. Yani sadece zahire bakan, zahiri bir yönü olan kimse değil. Bu aynı zamanda da manevi bu noktada mükemmelliği yakalamış ve normalde kamil bir veli. O yüzden söz konusu edilen o Hazreti Pirin tarif ettiği kimse, Hazreti Pirin deyimiyle kerem denizi. Öyle olunca artık o insanların ırkına göre davranmıyor. Yani o acemdi, o Araptı bakmıyor. Hani halife Harun Reşit bir gün hutbeye çıkmış, hutbede tabi başlangıçta Allah’a
hamdediyor ya hani hamtle başlıyor. ‘Elhamdülillahi Rabbil alemin’ diyor. Behlüldâne de onun kardeşi.Behlüldâne oradan bağırıyor: ‘Elhamdülillahi Rabbil müminin.’ Şimdi Harun Reşid tekrar baştan alacak hutbeyi. Tekrar hamd ile başlayacak. Yine ‘Elhamdülillahi Rabbil alemin’ deyince yine bağırıyor: ‘Elhamdülillahi Rabbil müminin’ diyor. Üçüncüsünde gene olunca dayanamıyor. Hutbeden kardeşine dönüyor: ‘Kardeşim ne var söyle.’ Eğer diyor Allah alemlerin Rabbi olsaydı sen diyor müslümanlara bir teneke, gayrimüslimlere yarım teneke buğday dağıtmazdın, diyor.
Demek ki Allah diyor alemlerin Rabbi değil sadece müminlerin Rabbi diyor senin nazarınla, sen diyor gayrimüslimlere yarım teneke buğday dağıtıyorsun diyor. Kıtlık olmuş. Kıtlıkta normalde işte beytülmalden buğday dağıttırıyor Harun Reşid. Öyle olunca tebaya eşit bir noktada bir şey dağıtmıyor. Ya? Müslümanlara bir kile, gayrimüslimlere yarım kile veriyor. Öyle olunca da Beylüldâne onu söylüyor. Sen diyor müslümanlara bir kile veriyorsun. Oysa diyor gayrimüslimlere yarım kile veriyorsun. Allah gayrimüslimlerin de Allah’ı. Öyle olunca elhamdülillahi rabbil alemin deyince sen tebana diyor eşit davranacaksın. Öyle olunca işte o e hükümdar yani o veli o Rumdu, o Acemdi, o Araptı, o Türkmendi. Ayırmıyor. O yüzden o vergisinin cömertliğinden yani buradaki vergi kelimesi bugünkü anlamıyla zulüm saçan vergi değil. Şimdi vergi denilince herkesin ayağı titrer. Yani devletlerde bugün dünya üzerindeki devletlerde vergi denilince bu halkın polis zoruyla, kanunla soyulmasıdır. Şimdi bir kaba dayı, bir kaba dayı demeyelim onlara, bir mafya gelir bir işletmeye çöker. Elinde silah vardır. O işletmeden haraç alır. Biz ona ne diyoruz? Adına mafya koymuşlar onun. işte uyuşturucu kaçakçılığı vardır. Uyuşturucudan payını alır mafya. Kadın satar, payını alır. Mafyanın işleridir. Bak, uyuşturucu, kadın, kumar, terör, silah… Bunlar mafyanın işidir. Doğru mu? Şimdi vergi denilince sohbet sohbeti açıyor. Şimdi mafya ne yapar? Amerikan filmlerinde izliyorsunuz ya veya Türk filmlerinde izliyorsunuz. Mafya ne yapıyor? Para kazanan bir yere çöküyor. Oradan haracını alıyor. Değil mi? işte geçenlerde bir haber vardı yakın, işte adam haraç vermemiş. Adamın dükkanını kurşunlamışlar. Bir de videoya çekmişler atmışlar adama. Cesarete bak değil mi? Yani hukuk bunu engellemiyor. Demek ki adam bir cesarette bu işi yapıyor.
Şimdi bu bildiğimiz mahalle veyahut da şehrin mafyası veya mahalle küçük mahalle mafyaları vardır. Onun üstünde işte bölge mafyaları vardır. Onun üstünde şehrin mafyaları vardır. Onun üstünde ülke mafyaları vardır. Onun üstünde uluslararası mafyalar vardır. Bunların hepsi de uluslararası deccaliyet sistemine bağlıdır. Asıl mafya o uluslararası deccaliyet sistemidir. Bu gayri kanuni gibi görünen ama kanunları da siyaseti de bakın
siyaseti de kanunları da yöneten bir güçtür. Bu normalde hani halkın gözünde düşüktür bu iş değil mi? Bir de kanuni mafya vardır. Siz onu görmekten uzaksınızdır. Görseniz dahi dile getiremezsiniz. Dile getirmek için mangal gibi iman lazım. Hani derler ya, mangal gibi yürek lazım diye. Ona iman lazımdır. Bir de kanuni mafya vardır. Kanuni mafyalar da devletlerdir. Bunlar kanuni mafyadır. Bu Kanuni mafyalar sizi kanunla sömürür. Buradaki vergiden kasıt o değil. Vergi denilince bu kanuni olarak sömürü sistemidir. Vergi sistemleri. Siz o vergiyi vermezseniz devlet gelir size çöker. Neden bu vergiyi vermiyorsun, veremiyorsun demez. Senden onu alır. Para kazanmışsın, kazanmamışsın seni dinlemez. üstüne bir de ceza verir sana. Sen nasıl bu vergiyi vermezsin diye. Devletler genel olarak kanuni mafyalardır dünya üzerinde. Bunu size böyle anlatacak bir üstat da bulamazsınız. Korkarlar. Kanuni mafyalardır. Kanuni mafya, uyuşturucudan payını alır. Kanuni mafya, kadın satımından payını alır. Kanuni mafya, kumardan payını alır. Bakın bu ülkede genel evleri kanunidir ve siz erkekler genel evlerine gittiğinizde o parayı ödersiniz. O paradan kadın payını alır, devlet payını alır, genel evini çalıştıran patroniçe payını alır. Bu kanunidir. Eğer fuhuşu siz kendi başınıza yapmaya kalkarsanız fuhuşa yardım ve yataklıktan veyahut da orada bir para döndü ya o para gayri resmi ya ondan da sizi sorumlu tutar. Devlet der ki ben kanuni mafyayım. Benden habersiz fuhuş yapamazsın. Fuhuş yapacaksan benim raconumu keseceksin. Benim haracımı vereceksin der.
Devlet her türlü kumarı oynatır. Milli piyangosundan, totosundan, lotosundan… Arttırır da devlet ama siz eğer evde iki poker oynatacağım, iki kumar oynatacağım derseniz bir tane oraya rulet koyarsınız. Gelir devlet basar orayı. Size kumar oynatmaktan dolayı muamele yapar ama kendisi oynatır. Bak, kendisi oynatır. Kadın ticareti devletin elindedir, kanunidir. Kumar devletin elindedir, kanunidir. Vergi devletin elindedir, kanunidir. Sen kazan kazanma verirsin onu. Çok canı sıkılırsa basar bana cezayı bastığı gibi. Daha da canı sıkılırsa seni terörden tutuklar. seni terörden şey yapar. Devlete karşı gelmekten bir şeyden bulur. Beni buldu. 28 Şubat’ta bana bugünün parasıyla 3 milyon dolar ceza kesti bana. 15 yıl uğraştım, mahkemeyi kazandım ama kazandım, benim adım gene sahte faturacı oldu. Bu vergiyi deyince tüylerin diken diken oldu. Zaten bütün esnafın tüyleri diken diken olur. Mesela vergi dairesinden emekli olur üç beş tane memur dergi çıkarırlar yıllık, aylık böyle gelir senin iş yerine tamam mı, ağzında bişeyler geveler. Sen bir tek vergiyi duyarsın. Oradan geri kalanını duymazsın. Dergiyi koyar, benim yaşadığımı söylüyorum, dergiyi koyar masaya der ki ücreti şu kadar, yıllık. Ne ücreti bu dedim. Böyle baktı yani herkes sormadan veriyor.
E dedi her ay dergi çıkarıyoruz. Kim çıkarıyor bunu dedim. Kim çıkarıyor? Maliyeye, vruvuruvup gene. Dedim vruvuruvup yapma. Kim çıkarıyor dergiyi? Baktım maliyeden emekli memurlar dergi çıkarıyorlar. Yok dedim, ben almayacağım. Aykırıyım ya ben, almadım. E sonra yirmi sekiz şubat oldu. Neden almadık, gördük günümüzü.
Şimdi bu bakın buradan vergi denilince buraya kaydı sohbet. Bu vergi sistemi kanuni haraçtır. Evet. Hukukidir bu. Çünkü siyaset de mafyanın elindedir. Bu yukarıdaki deccaliyet mafyası var ya hani dedim ya bunlar halaka halaka, halaka halaka deccaliyete kadar gider. En büyük mafya deccaliyettir. Tepede Rockefeller’ler bilmem neler, iki bin tane şirket…En büyük mafya budur. Bunlar, dünya üzerindeki mafya bunlardır. Devletleri dizayn ederler, siyaseti dizayn ederler. Senin eline bir şey bırakmazlar. Hepsi tek elin eline geçer. Mesela şimdi sizin elinizde ne kaldı? Et kaldı. Değil mi? Eti alacaklar sizin elinizden. Tarlaları alacaklar sizin elinizden. Mesela sütü aldılar sizin elinizden. Siz farkında değilsiniz bunun. Nasıl aldılar? Basbayağı cancağızım. Bir furya patlattılar. Mahallelerde satılan sütlerde bakteri var, anasının gözü var, şusu var, busu var. Bir yasakladılar size. Şimdi çocuklarınıza ne içiriyorsunuz? Pastörize. Evet. Süt olsa iyi gene. Geçenlerde A101’de; ben isim de vereceğim, A101’de ne çıktı? Süt yerine su çıktı. Su doldurmuşlar. Kim doldurmuş? A101’in fason yaptığı kim? Adı ne? Danone. Sahibi kim? Yahudi. Ne yaptınız? Hiçbir şey. A101’i protesto edebildiniz mi? Hhoop, kapandı üstü. Neden? Arkasında Yahudi var. Çünkü bir işin arkasında Yahudi varsa dünya üzerinde hepsinin de üstü örtülür. Dünya üzerindeki bütün kanunlar, kaideler, savaşlar, pandemiler, hırsızlıklar, yolsuzluklar…Hepsi de o dünya Yahudi sistemine uygun çalışır. Bütün devletlerin kanunları, siyonizme uygun kanunlar çıkarırlar. Siz onları eleştiremezsiniz. Ve örneğin ben böyle eleştiriyorum ya. Ne yapıyor? YouTube bizim eleştirdiğimiz sohbeti siliyor. Bütün dünya üzerinde bakın, dünya üzerinde bütün vergiler, bütün kanunlar, ister madenleri ilgilendirsin, yeraltı veya yerüstü bütün kanunlar sizin şimdi istanbul sözleşmesi imzaladık imzalamadık, yok bu iklim anlaşması, yok bu tarım anlaşması, yok bunu ülkemizin adına biz bunu böyle yaptık..Bunların hepsi de boş laftır. Hepsi de dünya siyonist sistemine, dünya deccalist sistemine uygun hazırlanır.
Kanun değişecekse kanunlar da değişir. Çünkü siyasetçiler de normalde o deccalist sistemin yancılarıdır. Bir tane siyasetçi bulamazsınız. Zengin başlayıp fakir olan. Hepsi de fakir başlar zengin olur. Bu vergi öyle bir vergi değil. Memursun sen de veriyorsun. işçisin veriyorsun. Neydi? Vergilendirilmiş kazanç kutsal kazançtır. Vergilendirildiyse kutsaldır. Bu ülkede bir genel evi patronçesi Sabancılardan, Koçtan, şu şirketten, bu şirketten fazla
vergi verip yıllarca ülke üzerinde vergi rekortmeni olmuş bir ülkeyiz biz. Biz halkı Müslüman bir ülkeyiz. Halkı Müslüman bir ülkede bir Ermeni patroniçe kadın, bizim kadınlarımızın teninin üzerinden vergi rekortmeni oldu, senelerce. Devlet büyük organizasyonlar halinde o kadına vergi rökortmenliğinden dolayı plaketler verdi. Müslüman bir halkın, Müslüman bir halkın tenini fuhuşta sataraktan vergi rekortmeni oldu. Evet ve vergilendirilmiş kazanç kutsal kazançtır denilerekten o kazanca da kutsiyet peyda edildi. O vergiden memurlar maaşını aldı, müftüler aldı, hocalar aldı. Hala da alıyor. Verginin geldisine bakan var mı? Yok. Şimdi bir gayri kanuni görünen bir mafya var. Bu mafya ne yapıyor? insanlara kanunsuz bir şekilde görünüyor bu, görüntüsü öyle. Görüntüsü öyle, hakikati öyle değil. Onlar da kanuni. Onlara da devletler yol veriyor. Siz şunu halledin diyor. Onlar hallediyorlar. Öyle bir kimse kalkıp da bir böyle mafyalık yapamaz öyle, onun arkasında siyasetçiler, bürokrasiler, şu bu vardır.
Geçenlerde basına yansıyanı söylüyoruz. Neydi? Asker. Neydi? Tuğgeneralaldi. Ne oldu? Kaçak insan kaçakçılığından mı bir şeyden mi ne yakalandı değil mi? Ha bakın, demek ki devletten birileri var. O kanunsuz gibi görünür ama onlar da kanunun içindedir. Çünkü sistemler onları da korur. Yani düşünün bir normalde gemi bilmem nereden kalkıyor, bilmem nereye gidiyor. Onun bütün yükünü herkes biliyor mu? Biliyor. E sen uçan kuştan haberin var. O uyuşturucudan haberin yok mu? Sizin, benim de dahil bütün telefonlarınız dinleniyor. Bütün yazışmalarınız okunuyor. Sizin bundan normalde bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok. Yani sistem ne? Microsoft örneğin. Hep beraber kullanıyoruz mu? Kullanıyoruz. Sizin bütün yazışmalarınızı biliyor. Cıa’ya mı Mossad’a mı kime veriyorsa veriyor. Ne o? Sizin WhatsApp yazışmalarınız hepsi de veriliyor. Sizin telefon konuşmalarınız hepsi de veriliyor. Sizin telefon konuşmalarınız, sizin telefon numarasını ver, ne zaman, nerede kimle görüştüğünü hepsini çıkarıversinler size. Ne konuştunuzu da çıkarsınlar. Ne konuştuğunuzu da çıkarsınlar, bu konuda şey yok yani hepinizin elinde bir tane casus var. Bende de var. Casusa gerek yok. Aha bunu sattı mı bana? Sattı. Verdi mi bu bunu benim elime? Verdi. Bunun içindeki programı biliyor musun? Hayır. Değiştirebiliyor musun? Hayır. Bilgisayar geldi. Bunun normalde içindeki programı biliyor musun? Hayır. Değiştirebiliyor musun? Hayır. Bir şeyi değiştirmeye kalktığında SOS veriyor. Bunu değiştirme. Program çalışmaz diyor. Sen uzaklaşıyorsun zaten. Program çalışmayacak diye bırakıyorsun. Bırakıyor musun? Bırakıyorsun. Ben de bırakıyorum. Ben de bırakıyorum. Bütün bu devasa bilgiler o deccalış sisteminde toplanıyor. Sen zannediyorsun ki ben Mustafa Özba burada sohbet etti. Hiç kimsenin haberi yok. Onların haberi var. Mustafa
Özbağ neye burada konuştu? israil’e karşı. Ondan sonra Siyonizme karşı konuştu. O not alıyor, o takip de ediyor onu. Etmiyor zannetme. O bu konuda şey yok. Senin senin sohbetlerini dinliyor da o. insan oturup dinlemiyor. Sohbetleri bağlıyor o bir yapay zeka gibi bir şeye. O sohbeti dinliyor, yazıya çeviriyor. Bakıyor içinde siyonizm çıktı. Pat, onu kestiriyor veyahut da sohbeti dinliyor. Aaa, deccalizm dedi, şunu dedi, bunu dedi. Pat, oraya kırmızı çizgiyi çiziyor.
Ha bu hadisler sahte dersen seni kırmızı çizmiyor, yeşil çiziyor. Bu bizden diyor. Bu ayetlerin değişmesi lazım dersen, a tamam bu bizden diyor. Bu mezheplerinin kalkması lazım ortadan deyince bu da bizden diyor. Bu tarikatların, şeyhlerin ortadan kalkması lazım diyor, bu da bizden diyor. Bu medreselerin, bu mescitlerin kapanması lazım deyince bu da bizden diyor. Bu islam hukukunun ortadan kaldırılması lazım deyince bu da bizden diyor. islam’ın reforme edilmesi lazım deyince bu da bizden diyor. Bu halifelik neymiş? Halifeliği ilga etmemiz lazım deyince ona da bizden diyor ama Kur’an sünnet dersen bizden demiyor. Şimdi bu vergi bu bildiğiniz vergi kelimesi değil yani. Bu vergi bugünkü anlamıyla vergiden değil. Bu vergi lütuf, ihsan, bağışlama. Şimdi vergi aslında bu manada lütuf, ikram bağışlamadır. Bakın lütuf ikram bağışlamadır. Şimdi vergi kelimesini nerede kullanıyoruz biz? Vergi dairesinde kullanıyoruz. Ne demek? Sen lütuf veriyorsun. Sen bağışlıyorsun. Senin lütfunu, bağışını devlet alıyor. Sen o normalde ihsan ediyorsun devlete. O yüzden kutsal. Şimdi vergi kelimesinin karşılığını bilmiyor insanımız. Vergi kelimesinin karşılığı neymiş? Lütufmuş, ihsanmış. bağışmış. Sen vergi vererekten ne yapmış oldun? Gönüllü bir şekilde kanunen lütfettin, bağışladın, ihsan ettin devlete. Geldi bir grup siyasetçi senin verdiğin vergileri de iç etti. Nasıl iç etti? Kanuni, hukuka uygun olmayan hiçbir şey yok. Hukuk kimin elinde? Kanun kimin elinde? Senin elinde değil. Orada yazıyor, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, aldanma o söze. O sözler aldanman için senin. Onlar istedikleri kanunu çıkaracağı milletvekillerini seçerler. Sen onların seçtiği milletvekilini seçersin. Onların seçtiğini seçersin.
Bir üst mafya grubu var. Onların seçtiği partiyi seçersin. Bir üst mafya grubu var. Onların seçtiği lidere oy atarsın. Bunlar şeytanın örttüğü yerlerdir. Bunlara karşı çıkarsan sen demokrasi düşmanı olursun. Seni demokrasi düşmanı ilan ederler. Seni halk düşmanı ilan ederler. Seni meclis düşmanı ilan ederler. Seni anayasa düşmanı ilan ederler. Ve seni anayasaya karşı çıkmaktan, değiştirmekten yargılarlar. Sen sistemi sorgulayamazsın çünkü. Kalkıp da ben halkım, ben vatandaşım…Otur oturduğun yere, haddini bil! Sen Köle izaura’sın. Sen modern kölesin. Öyle ben bunu eleştiririm, ben bunu
konuşurum…Dur sen. Anında halk düşmanı, demokrasi düşmanı olursun. Sen fuhuşa karşı çıkamazsın. Kanunidir, kanunlara karşı çıkmış olursun. Sen kumara karşı çıkamazsın. Kumara karşı çıkarsan kanunlara karşı çıkmış olursun. Kumar, devletin oynattığı kumar kanunidir. Devletin sattığı kadın kanunidir. Devletin sattığı içki kanunidir. Devletin faizi kanunidir. Dışarıda bir kimse faizle para satarsa faizcilikten tutuklandı, soruşturmaya alındı der, savcının önünde alır soluğu ama banka faizcilik yapar, bankayı kimse mahkemeye veremez. Bankaları kimse sorgulayamaz. Siz vatandaşlar olarak bankalar faizle para satıyor, faizci. Dışarda kanuni faizcilerle veya kanunsuz faizcilerle bunun arasında ne fark var? Faiz faizdir deyip de kanun çıkarın, faizi komple yasaklayın diyemezsiniz. Deseniz de sizi duyan olmaz. Deseniz de sizi duyan olmaz. E siz kuzu kuzu gider faizi ödersiniz. Devlete karşı ne ödemediyseniz hepsini faiziyle devlet alır. Hepsini faiziyle devlet alır. Bir de size böyle arada lütfeder. Der ki, devlete olan borçlarınızın faizlerini, yüzde kaç şimdi? Yirmi mi? Kaç bilmiyorum. Bir muhasebeci lazım. “Aylık %4,5 efendim.” “Aylık kaç?” Aylık %4,5 devlete olan faiz. Piyasada da 4,5 zaten değil mi? Bankalarda da 4,5. Bankalarda da 4,5. Hatta bankalar da daha ucuzdur şimdi. Sen bilirsin. Bankalar kaç? “42- 44 civarında.” 42- 44. “Devlet?” “52’den açıyor.” 52 ve üstü. Evet. Siz bunları ödersiniz. Hiç böyle bakmadıydınız değil mi? Kuzu kuzu ödersiniz. Bu para sizin devletinizde kalmaz ha, öyle de düşünmeyin. Öyle sakın bu ödediğimiz devlete kalıyor. Böyle böyle bir saflık yok. Sakın ha!
Kravatlı, takım elbiseli, korumalı, kulaklarında korumalığı olan ülke dışından birileri gelir. Onların senin maliye, hazine bakanlığında, bakanlıkta onların büroları vardır. Gelirler sizi denetlerler. Nereden ne kaçırdınız bizden diye. Kaçırdığınız yerleri söylerler. Ondan sonra onu tahsil ederler sizden. Muhakkak başınıza bir Kemal gelir. O Kemal sizi yer yutar. Her şeyinizi değiştirir. Sonra gider. Sonra yerine Kemal gelmez de Mehmet gelir. Örneğin o da bütün altını üstünü getirir. O da ingiliz ağa babaları ne diyorsa yerine getirir. Sonra o da tukaka ilan edilir ama gider o da ingiliz maliyesinde veyahut da oradaki küresel firmaların birisinde danışmanlık görevi yapar. Onların çok pasaportu vardır. Sen garip halk, senin bir pasaportun yoktur. Senin eline bir kırmızı pasaport verirler. Hiçbir yere gidemezsin zaten sen. Nereye gideceksin? Hacca. On yıl sonra sana izin çıkacak. Nereye gideceksin? Paris’e. Paris’e gitmen için bütün evrakları hazırla. Gidersin. Hacca gidemezsin. On yıl sonra gidersin. Ama bazı kravıtlılar istediği zaman gider mi? Gider. Köleler gidemez. Nasıl? Bas bayağı! Kardeş sen kölesin. Öyle elini kolunu sallaya sallaya hacca mı gidersin? E Paris’e kim gidecek? Onlar birinci sınıf vatandaşlar. Onların raconları da ayrı. Ay
geçen hafta Paris’e gittik. Yani inanılmaz bir şeydi. Filanca marka ucuzluk yapmış. Hep fukaralar gelmişler oraya. Nasıl yani? Ben dinliyorum. Ben bayındır çocuğuyum. izmir’deki Hatay’daki muhabbeti orada görüyorum ben. “Sorma güzelim ya. Geçenlerde Londra’ya gitmiştik, işte beyin işleri vardı…” E işte Londra’da filanca mağazaya gitmişler. Mağaza küçük bir indirim yapmış, %5. Vallaha giremedik dedi. Bütün fukaralar toplanmış dedi. Yemek yiyoruz biz. Durdum. Mustafa Özbağ nereye misafir oldun dedim. Beni misafir eden hatuna baktım. Hani beni nereye getirdin sen? Onun annesi babası çünkü. Böyle gözünü yumdu. Boş ver dedi. Lan nereye boş vereceksin ya? Muhabbet bu. E ne o? Türk filmlerindeki gibi adam da Rob the Shamber. Bildiğiniz Rob the Shamber ya. Buradan kuşağı bağlı, elinde kadehi, onunla dolaşıyor. Tabi! Ama biz bayındır çocuğuyuz. Nereden görmüşüz böyle bir hayatı? Böyle salona merdivenlerden iniyorsun, üç dört basamak. Dedim benim namaz kılmam lazım.
Yemekten sonra akşam namazı kılacağım. Harıl harıl oda arıyorlar. Namaz kılma odası, kocaman evde. Biz öyle bir ev bilmiyoruz. En sonunda o hanımefendi dedi ki ya benim odada kıl bari dedi. Hiçbir yerde böyle dedi objesiz resimsiz bir oda yok dedi. Senin oda dedim? Benimkinde de var da dedi. Ters çeviririz şimdi onları dedi. Girdim. O da rock roll odası gibi. Elvis’in şeyi, bilmem kimin bilmem nesi…Bunlar ne dedim ben. Ya senden önce takıldıklarım dedi. Ben beş vakit namazı şadırvan camiinde kılmaya başlamışım. O zamanki halim bu. Allah’ım dedim nereye düştüm ben? Yani şadırvan camii neresi burası neresi? Ama onların hayatı böyle. Onların o ama baba ne iş yapıyor? Baba vergi dairesinin, bütün Türkiye’deki vergi dairesinin basılacak olan bütün resmi evraklarını basıyor. ihale onda. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vergi dairesinin bütün resmi evraklarını o basıyor. izmir’de matbaacı. Sorduydum ben. Baban ne iş yapıyor dedim. Matbaacı dedi. Aman ne matbaasıymış be? O da böyle hani yani yanımda, yanımızda çalışıyor bizim. Allah’ım. Sonra dedim ya senin ne işin var bizim burada çalışmaya? Ben dedi hepsine isyan ettim o yüzden çalışıyorum dedi. Çarşı her şeye karşı. Aileyi karşısına almış. Hiçbir şeyinizi istemiyorum demiş. Gelmiş dakika bir gol bir. Ben işe aldım onu. Ben de bilmiyorum ne olduğunu. Ne iş yaparsın? Ne iş istersen yaparım dedi. Yapar mısın dedim. Yaparım dedi. Aldım seni işe dedim. Ama aile bak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin o zaman için resmi evraklarının hepsini de o basıyor. Sonra dedim zaten, gerçekten ailen dedim hani ırkçılık manasında anlamayın. Türk ve Müslüman mı? Bilmiyorum dedi.
Şimdi yani o bu vergi öyle bir vergi değil. Bu ihsan, bağışlama, o zatın lütfu, ikramı, onun ihsanı ve keremi öylesine geniş ki tüm milletler ona
hayran. O mürşid-i kamil, o halife öylesine ihsanı ve keremi geniş ki Acemi, Arabı, Kürdü, Lazı, Çerkezi ırkçılık yapmadan, ırkçılık yapmadan ne yapıyor? O normalde herkese tevazu kanadını önüne seriyor. Çünkü o halife biliyor ki bu insanlara Kur’an, sünnet hizmet ederse Kur’an ve sünnet dairesinde onları sevk ve idare edecek. Ve bu noktada hani insanların ırkına bakmadan, mezhebine bakmadan, meşrebine bakmadan insanlara hizmet ediyor. Sen bizim tarikattansın, sen değilsin, sen şucusun, sen bucusun demeden herkese ilmini aktarıyor. Sen öyleydin, sen böyleydin, sen şuydun, sen buydun, senin geçmişin böyleydi…Bakmaan herkese ihsan ediyor. Herkese lütfediyor. Herkese ikram ediyor. O öylesine geniş bir gönüle sahip ve hayat suyu benzetmesi var bir de. O zaman hayat suyuysa buradaki benzetme çünkü Hazreti Pir normalde hayat o Arapça’da hayat suyu kerem deniziydi diyor, ondan için hayat suyu diyor. Hayat suyu denilince o bu benzetme tasavvufi bir sufi yoruma ihtiyaç. Hayat suyu deyince çünkü insanı manevi olarak dirilten, insanın kalbini harekete geçiren bir ilim bu. Hani Cenab-ı Hak siz ölüydünüz Allah sizi diriltti. Normalde siz yoktunuz. Allah size hayat verdi. Normalde öyle olunca hani Cenab-ı Hak hani ayet-i kerimede şimdi hangi ayeti kerime aklımda değil? Rahmetim her şeyi kuşatmıştır diyor ya. Cenab-ı Hakk’ın rahmeti bütün varlığı kuşatmıştır. O veliler, o mürşid-i kamiller, o adil halifeler insanların manevi olarak dirilmesine sebep olan, manevi olarak uyanmasına sebep olan kimseler, hayat suyu deyince bu çünkü normalde bu sadece maddi yardımla olacak bir şey değil. insanların gönlünü fethetme, insanların gönlüne Allah sevgisini koyma, Resulullah sevgisi koyma, mümin sevgisi koyma. Bu insanı dirilten, insana hayat suyu gibi gelen şey. Manevi olan o hal insanı diriltir. insanı canlandırır. insana hayat verir. Asıl hayat o zaman başlar. Ben öyle derim.
Benim zikrullah halakasına oturduğum gün, benim doğum günüm derim. Ben o gün bana ruh üflendi. O gün bana hayat geldi. O gün kalbin senin inşiraha ulaştı. O gün senin kalbin bir mürşid-i kamille tanıştı. O gün sen zikrullah halakasıyla tanıştın. Bu hayat suyu sana. Asıl hayat suyu budur. Hayat suyu maddilikten geçmez. Hayat suyu manevidir. Manevidir bu. Bu ruhani bir şeydir. Bu maddeyle alakalı değildir. O yüzden hayat suyu Hazreti Pir onun yüzünden dirilmek diyor. Yani Arabın da Acemin de Lazın da Çerkezin de ırkı ne olursa olsun, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun onun yüzünden dirildi. Yani onun o sebep oldu, onu mana alemiyle tanıştırdı, o sebep oldu. Onun normalde manevi dirilişine örnek oldu. Manevi dirilişine sebep olaraktan onun manevi olarak önünü açtı. işte onun yüzünden derilmek. O mürşid-i kamilin, o velinin nasihatleriyle, yol göstermesiyle, ona o esnada nefsine lazım olacak ilacı vermek ile, o esnada ona lazım olan sohbeti
vererekten, ilmi vererekten, manevi ilmi vererekten onun dirilmesine sebep olmak. işte bu manevi diriliş. Ve Cenab-ı Hak En’am suresi, 122’de de: “Ölüyken diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi midir? işte kafirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. Sen ölüydün manevi olarak ölüydün. Manevi olarak ölüydün. Cenab-ı Hak senin önüne bir seni diriltecek bir vesile verdi. Bu vesile o mürşid-i kamildi. O veliydi ve seni diriltti Cenab-ı Hak ve diriltti, senin önüne bir nur koydu. Senin önüne bir nur koydu.
O nur seni karanlıklardan aydınlığa çıkardı. O nur seni bataklıktan seni normal bir hayata döndürdü. O nur normalde yoksa karanlıkta kalacaktı o. Mustafa Özbağı karanlıkta kalacaktı. Ama Cenab-ı Hak kendi nuruyla nurlanmış bir kimse önüne çıkardı ve o kimseyle Mustafa Özbağ’ın yolunu aydınlattı, karanlığın içinden kurtardı onu. O nuruyla nurlanan kimsenin yüzüsuyu hürmetine, onun peşinden giderekten oldu. Yoksa Mustafa Özbağ’ın manevi bir ilimden haberi yoktu. Mustafa Özbağ’ın zahiri bir ilimden haberi yoktu. Ayet bilmezdi, hadis bilmezdi. Ayet ve hadislerin manasını bilmezdi. Zahiren herkes gibi okurdu ama manası ayrıydı. O mana kapısını Cenab-ı Hak kendi nuruyla aydınlattı. Sen kendi kendine sakın ha ben oldum terenennisi gütme. Hidayetin sahibi Allah, nurun da sahibi Allah. Seni kendi nuruyla nurlandırdı. Kendi nurunu senin önüne mihmandar eyledi. Sen o nuru takip ederekten sen de nurlanacaksın. Sen de karanlıklardan kurtulup aydınlık yarınlara koşacaksın. Aydınlık manaya koşacaksın. O zaman sen de kalbinde Cenab-ı Hak senin kalbine nurundan bir nur verecek. O nur sana doğruyu gösterecek. O nur sana eğriyi gösterecek. O nur sana yönünü gösterecek. O nur senin nereye gideceğini sana ilham edecek. Fısıldayacak sana. Diyecek ki yapma. Diyecek ki etme. Diyecek ki şuradan git. Diyecek ki buradan git. Ama sen o nura tabi isen o nura tabi değilsen, heva ve hevesini ilah edindiysen, o zaman nefsin senin önüne geçecek. Nefsin sana vesvese verecek. Sana söyleyecek. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Sen de nefsine tabi olup onları yerine getireceksin. Sen de karanlıkların içerisinde kalacaksın. bataklığın içinde kalacaksın. Kendi heva ve hevesini ilah edinmekle kalacaksın. Şeytanın peşinden gideceksin. Şeytanın vesvesesine kanacaksın. Hatta ve hatta bir an olacak sen de şeytanlaşmış olacaksın. Yok. Öyle değilse o zaman sen o manevi mihmanların yüzünden dirileceksin. Ve Cenab-ı Hakk’ın ayet-i kerimesi, En’am 122 senin üzerinde tecelli edecek: “Ölüyken diriltip kendisini insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi midir?” Demek ki Allah’ın nur verdikleri var. O Allah’ın nur verdikleri, insanların içerisinde gidecek yönünü bilen, insanların arasında yürüyecek
yolu bilen yani sırat-ı müstakimi bilen kimseler. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Konu başlığı:
“Yoksul Arap bedevisinin hikayesi ve yoksulluk yüzünden karısıyla arasında geçen şey: Bir gece bir bedevi karısı dedikoduyu hadden aşırarak kocasına dedi ki: “Bütün bu yoksulluğu, bu cefayı biz çekmekteyiz. Alemin ömrü hoşlukla geçiyor. Sade biz kötü bir haldeyiz. Ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset…Testimiz yok, suyumuz gözyaşı.”
Bir bedevi kadının söylemi. Bunu baştan söyleyeyim. Ben bu bedevi kadını nefse vurdum. Nefis olarak bunu izah etmeye çalıştım. Belki de gerçekten böyle bir kadın da vardır. Hazreti Pir bunu böyle hikayelendirmiş ama ben bunu bir nefis olarak gördüm. Sanki bedevi kadın gibi görünürse sanki kadınları aşağılıyormuş gibi olacak. islam hiçbir mümin kadını, mümin erkeği aşağılamaz. Aşağılamak da bu konuda haram edilmiş zaten. Ama burada kadından kastı ben nefis olarak görüyorum. Bunu bir erkek de şikayet edebilir, bir kadın da şikayet edebilir. Nefsine uyan, herkes belirli şikayetler yapar. O şikayetlerin içerisinde bulunur. illaki bunun kadını erkeği yok cinsiyetle, sakın cinsiyetsizliği de savunduğumuzu düşünmeyin. Kadın kadındır, erkek erkektir. Benim cinsiyetsizliği savunmam yok. Bu deccalist sistem cinsiyetsizliği bizim önümüze koyuyor. Önce dediler ki herkes çok özür dilerim cinsellik olarak istediğini seçebilir. Hani kadınken erkek olabilir, erkekken kadın olabilir. Bunları şimdi normalleştiriler bizim gözümüzde.
Yavaş yavaş biz cinsiyetsizliğe doğru adım atıyoruz. Yok işte kadın deme. Ne de? işte ne o bayan da demek yok. B çayan da deme. Ne diyeceğiz şimdi? Bayan mı diyeceğiz, kadın mı diyorlar? Kadın girişimci. O yüzden mi öyle diyorlar? Evet. Mesela değiştiriyorlar boyna. Yarın öbür gün o yukarıdaki ağa babalar deseler ki kadın da demeyeceksin. Ne diyeceksin? Ağaç diyeceksin. Ağaç deriz biz. Ya nasıl? Basbayağı dersiniz kardeşim. Kadın demenin o kadar kötülüğünü sizin önünüze koyarlar. Siz kadın demeye korkarsınız. Kölesiniz çünkü. Köleler korkak olur. O kölelerin içinden birisi böyle çıkarsa onu da tokatlarlar. ibreti alem için kölelerin önünde onu cezalandırırlar. Öbür köleler o kölenin cezalandırılmasını görünce herkes korkar, ürker. Aman derler köleliğimizi yerine getirelim. O filmleri boşuna size izletmediler. Dünya insanlığı olarak biz köleliği satın aldık çünkü. Birimizin maaşı fazla, birimizin maaşı eksik. Almanya’da çalışanın maaşı fazla. O bir tane buraya tüy taktı geldi omuzunda şeyle ne o radyoyla. Biz onu bir de alkışladık. Ne güzel kölesin dediler. Çok iyi çalışıyorsun. Ne paralar kazandın! Vay altındaki araba şöyle böyle dendi. Cazip hale getirdik. Öyle değil mi? Benim çocukluğumda, gençliğimde bir Almanya furyası vardı. Herkes Almanya’ya gidiyordu çalışmaya. Çünkü oradan gelenlerin kafasında bir
tane pembe tüy vardı. Şapka, kovboy şapkası. Hiç kimse o şapka neyi simgeliyor bilmiyor. Kovboy ne demek biliyor musunuz? Sığır çobanı. O şapkayı takan sığır çobanları o şapkayı takıyor. Kot pantolon sığır çobanlarının pantolonu. Nasıl? Basbayağı. Amerika’da pamuğu, pamuk kalın, sığır çobanlarına giydiriyorlar ki hani ikide bir de bunlar yani bizden elbise istemesin, çoban bunlar. Tarlada çalışan ırgat. Onlara pamuktan elbise yapıyorlar. Kendileri Hint ipeği kullanıyor. Kendileri ingiliz kumaşı. Hele bir de ingiliz kraliyet ailesinin düğmesi de olunca değme yanında yat. Irgatlar? Irgatlar kot giyecekler. Tabi!
Bir de islam’ı çok iyi bilenler var ya! Birisi kotla camiye giriyor omzuna vuruyor. “Namazın olmadı” “Neden?” Kot giymiş! He ne lazımdı? ingiliz kumaşı mı lazımdı? Allah senin kumaşına mı bakacak? Ona bakmadı. Şimdi o yüzden normalde işte bu manada ya fukara fukaradır. Yani o kadını erkeği yok bunun. Hani islam bu noktada kadın ve erkeğin arasında hukuku belirlemiş. Biz artık yasaya çarpmayalım. Ne diyeceğiz? Kadın mı diyeceğiz? Kadın. Bayan demek kaba. Bayan demek kaba. He kabalık! Önceden bayan incelikti benim gençliğimde. Şimdi kabalık oldu. Tabi! Şimdi kadın mı dememiz gerekiyor? Kadın. Hanımefendi de değil. Değil, kadın. Ha cinsiyet ayrımı olmasın diye bir de birey diyeceğiz biz. Evet. Kadını da kaldırdık. Evet. Erkeklere ne dersen de zaten o önemli değil. Pasafiso. Şimdi burada Hazreti Pir bir bedevi kadından bahsediyor. Ben onu toparlayayım. O yüzden Hazreti Pir’in de bu manada hani kadın erkek böyle işte kadınlar nefsine daha fazla uyuyor, böyle bir şey değil. Bu fakirlik umumi bir şey. Bakara 155: “Andolsun ki sizi”, bu ayet-i kerime çok hoşuma gider benim, bütün ayet-i kerimeler çok hoşuma gider. Ama bu benim çok hoşuma gider: “Andolsun ki sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltme ile deneriz. Sabredenleri müjdele.” Bakın çok enteresan. Korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltme. Beş tane imtihan kapısı var. Korku. Siz biraz korkarsınız ama bugünün insanı birazdan fazla korkuyor. Şimdi korku denilince daha müthiş bir şey. Bütün köleler korkuyla yönetilirler.
Bütün dünya insanlığı korkuyla yönetilir. Açlıktan korkarsınız. Ürünlerinizin eksilmesinden korkarsınız. Canlarınızın gitmesinden korkarsınız. Soğuktan korkarsınız. Sıcaktan korkarsınız. Terörden korkarsınız. Ekonominin bozulmasından korkarsınız. Kaostan korkarsınız. Yangından korkarsınız. iklim krizi derler, korkarsınız. Faizler derler, korkarsınız. Korkarsınız. Korkarsınız korkarsınız…Ve bu korkular sizi yönlendirir. Bakın ben gidersem helak olursunuz, korkarsınız. Ben iktidar olmazsam bütün düzeniniz bozulur, korkarsınız. Beni seçmezseniz terör başınıza bela olur, korkarsınız. Beni seçmezseniz faizler alır götürür, korkarsınız. Beni seçmezseniz
bu yatırımlar kalır, korkarsınız. Beni seçmezseniz maaşlarınız bile yatmaz, korkarsınız. Beni seçmezseniz şöyle olur. Beni seçmezseniz böyle olur…Siz bu korkuyla ne tarafa gittiğinizi bilmezsiniz. Mü’mini kafir, kafiri mümin görürsünüz. Evet. Siz o korkuyla mümini kafir görürsünüz. Çünkü o korkunun başındaki ağa babalar müminleri size sapkın, müminleri size kâfir gösterir. Çünkü o ağa babalarının elinde basındır, yayındır, sosyal medyadır, YouTube’dur, YouTuberdur, bilmem nesidir…Ne anasının gözü varsa hepsi de o ağa babalarının elindedir. Mümini kafir, kafiri mümin görürsünüz ve bunu düzeltemezsiniz. Sizi çünkü korkuyla yönetirler.
Siz aç kalmaktan korkarsınız. işsiz kalmaktan korkarsınız. Yayan yürümekten korkarsınız. Otobüs paranız kalmazsa korkarsınız. Siz et yiyememekten korkarsınız. Marka alamamaktan korkarsınız. Marka harcayamamaktan korkarsınız. Lüks tatil yapamazsanız korkarsınız. Bunların elinizden gitmesinden korkarsınız. Hayat standardınızın bozulmasından korkarsınız. Çocuklarınızın hayat standardının bozulmasından korkarsınız. Özel okula gidemezse korkarsınız. Siz özel eğitim veremezseniz korkarsınız. Özel arabalara binememekten korkarsınız. Güzel yemek yiyememekten korkarsınız. Açlıkla korkuturlar sizi. Korkarsınız. Ama Gazze’de bütün insanlar açtır. Onu göstermezler size. Onunla alakalı bir şey yaparsanız videolardan kaldırırlar. Gazze ile alakalı bir konuşma yaparsanız halkı kin ve nefrete yönlendirmekten sizi hukuki olarak sustururlar. Hukuk öyledir çünkü. Onların elindedir. Sizi hukukla korkuturlar. Sizi emniyetle korkuturlar. Polisle korkuturlar. Korkarsınız. Oysa o kanunları yapan kendi kendinize biziz demeyin. Kanunları da onlar yapar. Değiştirileceği zaman değiştirirler. Sen ona müdahale edemezsin. Değiştirilmesi için darbe yapılacaksa bir darbe yaparlar 80’de olduğu gibi yeni bir anayasa yaparlar. %99’u gider oy atar. O darbeyi, o darbe anayasasını da kabul eder. Korkarsınız çünkü. Siz darbeye de karşı gelemezsiniz. Korkarsınız. Bu korkuyla yönetilirsiniz.
ikincisi ne? Açlık. Açlıkla yönetilirsiniz. Açlıkla dizayn edilirsiniz. Korku olmazsa açlık başlar. Bir size ekonomik ambargo uygularlar. Aç kalırsınız. Önce tarlalarınızı ektirmezler. Bağınızı, bahçenizi ektirmezler. Hayvanlarınıza el koyarlar. Sütünüze el koyarlar. Sessiz kalırsınız. istediğinize ekip dikmeyeceksiniz. Bundan sonra iklim krizi var, su var. Tarlaları kafanıza göre ekmeyeceksiniz derler. Ekmezsiniz. Ardından derler ki, “Sütlerin pastörize olması lazım.” Yani Pastor’un çıkarmış olduğu o Pastor’un pastorizenin ismi Pastor’dan gelir. Siz Pastor’un kim olduğunu da normalde belki de okuyanlar bilir ama Pastor’un bira ve içkiden birayı ve şarabı pastorize etme maddesini, kanununu veyahut da denklemini alır süte çevirirsiniz. Ulan sütün pastorize olmasıyla Pastor’un ne alakası var? Ama size öyle bir
lüks bir şekilde sunulur. Pastorize süt içinde hiçbir şekilde bakteri yok size zarar verecek. Hatta doktorlar, o böyle bütün dünya sağlık örgütü hepsi de tepenize biner.
“Süt olarak ne içiriyorsun çocuğa?” “Mahalle sütçüsünden alıyoruz.” “Ondan size bakteri bulaşmış.” Sizin hepiniz de siz tek düze gider pastörize süt alırsınız ve kendinizce kendi mahallenizdeki, köyünüzdeki inekçiliği veya sütçülüğü bitirirsiniz. Yani o köylü kimse, o vatandaş, o bir inek sahibi olan, iki inek sahibi olan, sütünü kendisi mahallede satan o üretici gidip ağa babalara satar sütü. Ve süt size tek elden gelir. Çünkü o gıdaya sizin özgür bir şekilde ulaşmanız mümkün değildir. Sütten sonra sıra ete gelecek. Siz sonra yani bu neydi? Hayvanların çıkarmış olduğu gazlar atmosferi bozuyor! Biz o kadar inek gördük, çok özür dilerim, osuran inek görmedim ben. Osuran eşek gördüm ama osuran inek görmedim. Osuran koyun görmedim hiç. Bize ne diyorlar şimdi? Bu inekler osuruğuyla atmosferi kirletiyor. Bunu dinliyorum. Vallahi de billahi de Allah’ım diyorum ya. Bu kadar mı aptalız biz? Bu kadar mı salakız? Bu kadar mı aptal ve salak yerine konuluyoruz? Evet konuluyoruz. Siz ete de ulaşamayacaksınız. Et sizin neyinize kölesiniz siz? Öyle düzgün süt sizin neyinize? Siz öyle çocuklarınıza mahalle sütü içerirseniz çocuklarınızın kemikleri gelişimi sağlam olur, vücutları sağlam olur. ikide bir de hastalanmazlar. Hastalanacaklar ki siz avuçla değil poşetle çocuklarınıza ilaç içirmeniz lazım ve çocukların dengelerinizi bozmanız lazım. Siz ne yapmaya böyle mahalle sütü içiyorsunuz. Ne yapmaya gidip de siz mahalleden, tavuklardan yumurta alıyorsunuz. Siz gideceksiniz çiftlik yumurtası alacaksınız. içinde tavukların ne yemlendiği belli olmayacak. Evet. Bir kuş gribi çıkar. Bütün tavukları helak ederiz biz. Sonra deriz ki bir de kuş gribi var. Tavuklar helak oldu. Sakın ha köylülerden tavuk alıp yemeyin. Sizin neyinize öyle natürel gıdalar, köle insan önüne ne konursa onu yiyecek. Gideceksin süt yerine su alacaksın. Beyaz su. Çocuğa su içireceksin. O çocuk daha aldanmaya alışacak daha bebekken, süt yerine su içti çocuk. Bir de onun içerisine kimyasal koyacaksın. Ona koli ile hazır pastörize süt alacaksın.
Neden? Çocuk başka bir süt içmiyor çünkü. Sen gideceksin marketten koli ile yumurta alacaksın. Onu yiyeceksin. Sen ineğin memesinden sağıp tereyağını yemeyeceksin. O tereyağını yemeyeceksin sen. Sen gideceksin ne üdüğü belirsiz tereyağı yerine bir şey yiyeceksin. Senin önüne türkü koyacaklar: “Zeytinyağlı yiyemem aman” diye. Sen zeytinyağı da yemeyeceksin. Sen kimsin zeytinyağı yiyecek? Sen kölesin kardeşim. Kalkacaksın dünyanın en iyi yağı olan zeytinyağını yiyeceksin. Olur mu öyle şey? Köleler yiyemez onu. Ya? Onu ağa babalar yer. O yüzden ağa babalar yemesi
için zeytinyağının fiyatının aşağı düşmesi lazım. Onların alması için. Onlar ucuza alması için senin de zeytinyağını almaman lazım. O yüzden ne lazım? Bir türkü lazım. Hadi bir türkü yapalım, zeytinyağlı yiyemem aman diye. Herkes bir de bir furya doktorlar, besinciler…Ondan sonra hepsi de zeytinyağı kalbe zararlı, damara zararlı, şuna zararlı, buna zararlı. Hala daha zeytinyağı mı yiyorsunuz siz? Doktor söylüyor bunu. Tabi daha hemen bıraktık doktor bey. Tabi. Ne yiyeceğiz? Bitkisel yağ yiyeceksiniz. Ne? Çiçek yağı! Nereden geldi? Amerika’dan. Ne yiyeceksin? Bitkisel yağı. Ne yağı? Mısır yağı. Mısır özü yağı. Kızartmalarda kullanıyoruz. Mısır özü yağı. Çok hafif oluyor. Mısır’ın en büyük yetiştiricisi kim? Amerika. Mısır şurubu kullanıyoruz tatlılarda. Zararsız! Kim üretiyor? Amerika. Tatlılarınızda ne var? Mısır şurubu var. Katkılı. Sen baklava alıyorsun, çıtır çıtır yiyorsun. Mısır şurubu var içinde. Sen dışarıdan herhangi bir tatlı yiyorsun, mısır şurubuyla tatlandırılmış tatlı. Pastanelerden tatlı alıyorsunuz, mısır şurubuyla tatlandırılmış tatlı. Sen öyle baldan, pekmezden, öyle şeker pancarından öyle şey olur mu?
Zaten şeker pancarı da ekemezsin. Neden? Şeker pancarı, şeker üretecek olan bütün fabrikaları satacağız. Kim sattı? Kamal sattı. Özelleştirdi yok pahasına. Kim özelleştirdi? Kamal. Kime sattı? Yabancı firmalara sattı. Adam geldi elinde bir çantayla Ecevit hükümetine, bu kanunları çıkaracaksınız dedi. Hepsini çıkardılar. Aa milliyetçiydi hani bu ya! Atatürkçüydü hani ya bunlar! Hani bunlar islamcı, Atatürkçü, ne o muhafazakar demokrat, isimlere bak ülkedeki. Atatürkçü, islamcı, muhafazakar demokrat, demokrat, solcu, sağcı, kapitalist, faşist…Birisi birine kızıyorsa faşist, komünist…Ne kadar çok hizip var değil mi ülkede? Hepsini koy at kenara. Ya? Ben Kur’an ve sünnete iman ettim, ben Müslümanım deyince ensende boza pişti. Ben solcuyum dersen boza pişmez. Ben kapitalistim dersen boza pişmez. Ben kemalistim dersen hiç kimse dokunamaz zaten sana. Nasıl? Basbayağı? Bir kimse ben Kemalistim diyorsa dokunulmaz ona. Bir şey diyemezsiniz. Siz içkiye karşı gelin hemen Kemalistler ayağa kalkar, yürürler. Konya’da genel evi kapanacaktı, bütün Kemalistler sokağa döküldü, genelevler kapanmasın diye. Korkuyla açlık ve mallardan, mallardan eksilmeyle. Korkunuz ne? Malın eksilmesi. Malın eksilmesi. Sizi korkuturlar mallarınızla. Siz malınız eksilecek diye ödünüz patlar ve canlarınızla. Ölümü arzu etmezsiniz. Ölümü istemezsiniz. Edebiyatta “ya Rabbi bizi şüheda şerbetini içenlerden eyle. Amin.” Hani? Yataktan kalkmıyor buna dua eden. Sabahleyin fosur fosur uyuyor. Ya sen sabah namazına kalkmıyorsun. Nereden şüheda şerbetine gözünü diktin? Sen akşam olunca bir elinde kumanda, öbür elinde kahve, evde oturuyorsun. Nereden şüheda şerbetine gözünü diktin?
Sen oturuyorsun, bugün Galatasaray maçı var mı? Yarın mı? Fener’in maçı var mı? Bu akşam! Bütün Fenerliler bitti bütün her şey, maç seyrediyor. Nereye gidecek? Ne şüheda şerbeti ya? Onun şerbeti Fenerbahçe’de. Yarın da şerbet Galatasaray’da. Herkesin bir Fener, bir Galatasaray, bir Trabzon, bir şu, bir bu…Fanatik bir şekilde bu takımları sevmeniz lazım sizin. Peşinden koşmanız lazım sizin ya. Devasa stadlar olması lazım bunun için de ve siz bütün hafta boyunca bir dahaki maça gelinceye kadar geçmiş maçın analizini hatta geriye doğru analizleri yapmanız lazım. Bütün futbolcuların isimlerini ezberlemeniz lazım. Hangi takımdan transfer edildi? Nerede yetişti? Ne yedi, ne içti? Hangi ayakkabıyı kullanıyor? Hangi tşörtü giyiyor? Böyle fenomen bir şekilde öğrenmeniz lazım. Siz köylelerin düşünecek zamanınız yok. Siz bunlarla uğraşın. Sonra çıkın stadyumlarda küfredin. Tabi. Sakın ha bu deccalist sisteme cephe almayın. Fenerliler Galatasaraylılara düşman. Galatasaraylılar Fenerlilere düşman. O ikisi Trabzon’a düşman. Trabzon hepsine düşman. Bursaspor herkese düşman. En başta Beşiktaşlılara. Doğru mu? Bursasporlu değil misin? Evet. Neydi? Timsah grubu değil mi? Ha Teksas be. Tabi! Teksas grubu beni de seviyor. Eyvallah. Gideceğim bir gün Teksas grubunun içine zaten. Diyecekler bir de buraya mı el attı. Diyeceğim tekbir Allahu ekber orada, diyecekler eyvah buraya da geldi. Ama böyle fanatik olmanız lazım. Çünkü siz böyle başka türlü gözünüzü başka yere çevirmeyin. Allah muhafaza eylesin. Amin. O zaman candan da geçemiyoruz. Ne diyor? Ürünlerden eksiltme. Şimdi diyorlar ki bakın bu normalde iklim krizi var. Uçaklar bir gaz atıyorlar. Ona bakan var mı? Bu uçaklar nereden geliyor? Bakan var mı? Yok. Arılar ölüyor değil mi dağlarda? Bir bakıyorsun kovanın içinde ölü arılar var. Bir hayli fazla, zehirleniyorlar değil mi? Bana bal gelmeyecek bu sene. Ali mesele anlaşıldı. Tamam. Bir zoka attık yuttu. Tamam. %100 benim kovanlar gitmiştir. Kaç kovan bende var şimdi? Kaç? Duymadım ben, Erkut sen duydun mu? Duymadın. Kaç kovan Ali? iyi. Ne artıyor ne eksiliyor benimki? Kaç yıl oldu Ali? Ben de unuttum sen de unuttun. Tamam.
Ben dedim Ali sekizde kalsın benimki dedim. Sıkıntı yok. istemiyorum dedim ama sekizde kalsın. Sonra bir de aracılık sertifikası aldım. Bize öğretiyorlar. Diyorlar ki bir kovan en az yılda 30-40 kilo. Hatta birisi dedi ki elli kilo, elli kilo bal verir. Dedim hocam bu bilgide bir yanlışlık yok değil mi dedim ben. Yok dedi. Ne oldu dedi. Ben sekiz kovandan on kilo alıyorum da dedim ben. Nasıl yani dedi. Bas bayağı dedim. Bende sekiz kovan var dedim. Benim on kiloyu geçmiyor dedim ben. Hani on kavanoz on kilo geliyordur herhalde. Bir kavanoz kaç kilo geliyor? Bir kilo. Bilmiyoruz onu da zaten. E demek ki on kavanoz geliyor, on kilo. Olmaz dedi. Orada başka
bir şey var dedi. Dedim hocam hadi yirmi olsun dedim hani. Saymıyor o zaman dedim. Yani daha fazla da değildir. Yok dedi. Dedi olmazsa kovanlara ben bir bakayım dedi. O iş gidiyor başka yere. Sustum. Hala daha on kavanoz mu gene bizim? Ha yok. Tamam. Toplum içinde olursa şey yapmıyor. Farklı davranıyor. Evet. Allah bizi affetsin. O zaman ürünlerden eksiltme. Bu normalde ne yapıyoruz? Bunlardan imtihan oluyoruz. Şimdi bu ayet-i kerime var. Bakara 155, Cenab-ı Hak bunu söylüyor. Biz bununla imtihan ediyoruz diyor. Tamam. Bunları kim yutuyor? Bunlara bakmamız lazım. Ama bakmıyoruz. Tabi burada hani kadın noktasında görünen obje nefis. O yüzden nefis, herkes huzur içerisinde yaşarken biz neden yaşamayalım? Bizim önünde yiyeceği yemeği varken herkes gibi neden yemeyelim? Neden lüks restoranlarda yemek yemiyoruz? Neden lüks beş boynuzlu otellerde biz tatil yapmıyoruz? Neden herkes gibi biz yaşamıyoruz? Bunu nefis insana söyler. O yüzden işte hani susuzuz elimizde testi bile yok diyor. Hani susuzuz bir yerden su içeceğiz ama elimizde testi bile yok. O yüzden bu aslında insan nefsinin halini söylüyor. Mustafa Özbağca söylüyorum bunu. Hazreti Pir de büyük bir ihtimalle burada nefsi kastetmiştir.
O yüzden bu şikayet dili, şikayet dili genel olarak nefse aittir. Kadını, erkeği yoktur bunun. Bir kimse kendince şikayet diline sahip ise o kimse nefsine uymuştur. Ama bir kimse çalışma, hamdetme, daha fazla çalışma, daha fazla hamdetme ve bu noktada Allah’tan razı olma diline sahipse o manevidir. Burada yalnız hak ve hukuku gözetmemek yok. Burada zulme baş kaldırmamak değil. Burada hakkını aramamak değil. Böyle algılanmasın. islam hakkını arar. islam zulme karşı çıkar. islam haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkar. islam sömürüye karşı çıkar. islam köleliğe karşı çıkar. Karşı çıkar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri köleliğe Mekke devrinde bile karşı çıktı. Mekke’de henüz daha islam’ın başlangıcında Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mücadele ettiği noktalardan birisi kölelik sistemiydi. Mücadele ettiği noktalardan birisi müşrik sistemdi. Deccaliyetti. Ona geldi. Kureyş kabilesinin reisleri, hangi kadını istiyorsan boşayalım, evliyse sen al. Eğer derdin paraysa gel hazinenin başına otur. Eğer yok derdin yönetimse gel bizi yönet ama şu dininden vazgeç dediler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cevabı evrensel, muhteşem: “Bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz vallahi la ilahe illallah muhammeden resulullah demekten vazgeçmem” dedi. O yüzden nefis şikayet eder. Nefis gözünü yukarı diker. Kim yatta geziniyor, benim bir yatım mı var der. Kimin yazlığı var, benim bir yazlığım mı var der. Nefis hep yazlık alsan ona der ki benim yalım mı var? Yalı alsan ona nefis der ki benim adam mı var! Ada ister. Ada alsan ülke
ister. Nefis ister. Nefis hiçbir zaman, hiçbir zaman sükun etmez. Ne zamana kadar? Bir mürşid-i kamile intisap edinceye kadar. Ettiği de tabi olursa nefis çatır çatır çatlar. Bu sefer o üstada karşı seni düşman etmeye çalışır. O üstada seni düşman eder. Evet. “Bak söylediklerinin hepsi doğru mu? Gördün mü bak kendisini anlatıyor.
Bak gördün mü nasıl koltukta yaşıyor? Altın yıldızlı koltuk. O şöyle yaşıyordur bir de ha! Bakma siz onların öyle konuştuklarına…” Yazıyor, “hocam senin de Audi on milyarlık mı?” Ben yok, “1,5 milyarlık benimki” diyorum. “Yok hocam inanılmaz ya. Bindiğin Audi’yi 7,5 milyara verir misin?” “Çabuk gel” diyorum ben. Delikanlıysan, yiğitsen, adamsan, sözünün eriysen gel yarın satışı vereceğim diyorum. Susuyor. Bir daha yok ortalıkta. Ulan gel bir para kazanalım işte. Gelmiyor. Gelse diyeceğim elhamdülillah. Cenab-ı Hak gönderdi, lütfetti, sattık diyeceğim bin beşyüz liraya. Yok, gelmiyor. Hatta birisine dedim, “Koltuğu satın alır mısın” dedim. Çok beğendin madem.” dedim, “Altın yaldızlı görüyorsun.” “Kaç para” dedi, “Kaç para verirsin” dedim. Gerçekten ciddi. “Kaç para verirsin” dedim. Sustu. Dedim. “Yavrum sordun ya.” Dedim. “Versene bir para koltuğa” dedim. “Hem koltuk benden kurtulsun hem ben koltuktan kurtulayım” dedim. O şimdi kendince pahalı bir şey zannediyor. Dedim bir fiyat ver, üstüne kalacak dedim. Veremedi. Bunlar sözünün eri de değil. Kemalist laik. Kemalistlerin, laiklerin sözüne güvenilir mi? Güvenilmez. Hiç bana sözüne güvenilir bir kemalist denk gelmedi. Allah bizi affetsin. O yüzden nefis hep böyle normalde dertten, yokluktan, ulaşamamaktan, şunu yapamamaktan, bunu yapamaktan hep yakınır. Onun işi hep yakınmaktır. Hep daha fazlasını istemektir. Hep daha fazlasını istemektir. Öyledir nefsin işi. Ve burdan isyan eder nefsin sahibi her şeye. Allah muhafaza eylesin. Evet, devam edeceğiz 2255’ten inşallah. Biraz oraya buraya fazla sataştık herhalde. Bizimki sataşma değil tabi. Benim gördüğüm gerçekler bunlar. Yoksa kimsenin tavuğuyla, yumurtasıyla işimiz yok. Derdimiz Kur’an sünnet. Derdimiz Ümmet-i Muhammed’in kurtulması inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-fatiha maassalavat. Amin.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı