6 Aralık 2014 Tarihli Sohbet
Âlem, gerçek olmasına rağmen sadece hayal edilebilir. Sadece bunu
anlayanlar yolun sırlarına erişir (Füsus/157)
Çağdaş düşünür Frederic Vester; “Bazı düşünürlerin insan bir hayaldir aslında bütün yaşananlar geçici ve aldatıcıdır, bu evren bir gölgedir” sözleri bilimsel olarak kanıtlanıyor gibi… Der
1997 Juan Maldcane; Kütle çekimi sonsuza kadar ince titreşen sicimlerden oluşur ve bu sicimler hali hazırda bildiğimiz fizikle ifade edilebilir. Bu sicimler dünyası basitçe bir hologram olabilirdi, gerçekte olan hareketler daha basit daha düz kozmos içerisinde kütle çekimsiz bir ortamda gerçekleşiyor olabilirdi.
“Gerçek denen nesne Arabî için aslında hayalden başka bir şey değildir”
Uyumakta olup da eşyayı rüyasında gören bir kimse için, gördüğü eşya
nasılsa bu hissi âlemde gerçekliği açısından Varlıkta bize o nispettedir.
“Bütün insanlar uykudadır, ancak öldüklerinde bu uykudan uyanırlar” Bu hadis i şeriften yararlanan Arabî şöyle der; Âlem bir vehimden ibarettir, onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise hayal ile kastedilen şeydir. Yani sen hayalinde zannettin ki bu âlem kendi başına buyruk, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir, hâlbuki hiçte böyle değildir. Bil ki senin kendinde bir hayalsin.
Şu hâlde bütün varlık âlemi hayal içinde hayaldir. (Fusûsu’l Hikem/117–
170) İbnü’l Arabî Zaman ve Kozmoloji Muhammed – Hacı Yusuf
Hologram teorisi ve Arabî düşüncesi hakkında fikriniz nedir? Gerçekten
her şey hayal mi? Gerçek nerede?
Yoksa HAYYAM’ın dediği gibi “BEN DÜŞÜNDÜKÇE VAR DÜNYA, BEN YOK
nitelendirdiler.
Evet. Bu hologram teorisi isim olarak sonradan hologram halini aldı. Fizikçiler olarak nitelendirildiğinden beri bu varlıkla alakalı meselelerin üzerinde düşünen hem felsefi fizikçiler hem de normal astrofizikçiler -tabii bir de işin enteresan noktasıdır;, fiziğin önünde koşan, felsefedir. Bunu ister negatif noktada algılayın isterse bunu pozitif noktada algılayın. Negatif noktada algılarsınız bunu eski Helenistik çağdan Sokrat’tan itibaren veyahutta daha öncesinden Aristo’dan itibaren alabilirsiniz. Varlığın üzerine konuşanların büyük bir çoğunluğu meseleye ilk önce felsefi boyuttan bakmışlar. Felsefi boyuttan bakmak, normal matematiğin üzerine dayalı fizikçilerin önünde olmuş hep, yani önden felsefe koşmuş, İslam dünyasının
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
içerisinde önden tasavvuf ehli konuşmuş, ehli hal koşmuş önden, arkadan gelen astrofizikçiler, matematikçiler önden koşan felsefeyi, önden koşan ehli tasavvufu matematikleştirmeye çalışmışlar. Zaten şu anda İslam dünyasının girdaplarından birisi de bu -arada parantezler açayım ben- İslam dünyası şu anda kendi içerisindeki ehli tasavvufa önem vermediğinden, ehemmiyet vermediğinden bu manada geri kalmakta. Bilhassa Anadolu’da tekke ve zaviyelerin iyileştirilip, değiştirilip, rantabl hale getirilmeden kökten kapatılması -bu benim kendi şahsi düşüncem- kapatılması gerekir miydi? Belki de gerekirdi ama yerine yenilenmiş bir şey konması gerekirdi. Yerine bir şey konmadı, ben dahi kapatılmasına razıydım, o dönemi incelediğimde. Gerçekten kapatılması gerekirdi amma velâkin yerine bir şey konması gerekirdi. Yerine yine tasavvufun var olduğu, gerçekten tasavvufun var olduğu tarikatın değil, tasavvuf ilminin tecelli ettiği birer tasavvuf okulları veya merkezleri oluşabilirdi -bu bir not, kapattım parantezi- ve İslam dünyasında zaten ehli tasavvufun daha fazla önem arz ettiği yer Anadolu’ydu. Anadolu bu tasavvufi düşüncenin ve hayatın tecelli ettiği yerdi ve Anadolu’da tasavvufi hayat ve düşünce tecelli ettiğinden, Anadolu medeniyetin beşiği haline geldi. Eğer Osmanlıyı bir medeniyet olarak nitelendirenler bu medeniyetin temelinde hazreti Mevlana’yı, Hacıbektaş’ı, Yunus Emre’yi, Balım Sultan’ı, Avrupa’nın ortasına kadar giden Sarı Saltuk’u nereye koyacak? Koyamazsınız bir yere, medeniyeti medeniyet eden, bu noktada dini bu topraklarda sevdiren, yaşatan en önemli olgudur.
taşınmasının altında bu
Türkler ve yukarı Mezopotamya insanları bütün hepsi de Farisi’sinden, Kürt’ünden, Arap’ından, Çerkez’inden bütün hangi etnik kökenden olursa olsun, Avrupa’dan, Arnavutluğundan, Boşnağından, Pomağından hangi etnik kökenden olursa olsun bu bölge komple yukarı Mezopotamya halkları dini, tasavvuf üzerinden, tasavvuf bilgisi, düşüncesi, tarzı ve tavrıyla benimsemiş ve yaşamış ve dini medeniyet, dinin doğduğu, çıktığı, büyüdüğü yerlerden yukarı Mezopotamya’ya taşınmış. Yukarı Mezopotamya’ya topraklardaki Müslümanların doğru tasavvufa vermiş olduğu değerden kaynaklanır. Bugün Yunus’u nereye koyarsanız? Biz Yunus’un şiirlerine bakmış olsak, Yunus’un deyişlerine bakmış olsak, bu dünyanın bundan 800 yıl önce ama hayal ama hologram amma velâkin hayalin üzerinde yürüyen bir şey olduğunu görürüz bundan 800 yıl önce. Bundan 800 yıl öncesine gitmesine gerek yok, bundan 1000 yıl önce bundan 1200 yıl önce bundan bin 1300 yıl önce Abdulkadir Geylani’sinden Ahmet er-Rufai’sine kadar, İbrahim Ethem’inden Beyazıt-i Bestami’sine kadar bu zatlar bu dünya ile alakalı, varlıkla alakalı, varlığın üzerinde tefekkür edip öylesine sözler söylemişler ki, sonradan gelen varlık bilimcileri ve düşünistleri hepsi de köklerini oradan almışlar. Biz şimdi Arabî’yi büyütür bir yere koyarız, gerçektir yeri ama Arabî’nin arkası dolu. Arabî dün bir bugün iki çıkmadı, Arabî’nin arkasında Kur’an ve sünnet’ten alanıma bu noktada tasavvuf bilgisi ve sözü ve düşüncesi var. O zaman bu manada Arabî’yi tek başına düşünmek ‘o yaptı’ demek arkadan, ondan önde gelenleri yok saymaktır. Devam edelim, Arabî’den sonra bayrak yerde durmamış Arabî’den sonra Saadettin Konevi, Saadettin Konevi’den hazreti Mevlana, Hacıbektaş- ı Veli aynı dönemde, aynı dönemde genç olmasına rağmen sonradan
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
gelen Yunus Emre bu bayrağı ileriye doğru götürmüşler ve hemen hemen hepsinin de ortak durduğu bir nokta var; bakın bu felsefî bir fizik anlayışı, bu anlayış normal matematiğin üstünde. Hazreti Mevlana’da varlığın üzerine Mesnevi’sinde der ki “Sen bu âlemi bir hayal üzerinde yürür gör” der, bu âlemi hayal üzerinde yürür gör. Sen bu âlemi gerçek görsen de bu gerçek gördüğün âlem hayalin üzerinde yürür, zemin olarak hayalin üzerindedir veyahut ta sen bu âlemi komple hayal üzerinde yürür gör, istersen sen bu âlemi de, gördüğün her şeyi bir hayal üzerine yürür görürsün hatta bununla alakalı Mesnevi’de bir işaret vardır, hazreti Mevlana bir şey anlatır der ki: Bir kimse rüyasında kolunun kırıldığını görse, rüyasında bu acıyı çeker, bu sancıyı çeker, bu derdi çeker ama bir uyanır ki uyandığında ‘oh rüyaymış’ der rahatlar der. Burada rüyayı, bu dünyaya tekabül ettirir hazreti Mevlana der ki, işte dünya hayatı de böyledir, rüyadan ibarettir. Burada kolun kırılır, burada acı çekersin, burada sancı çekersin, bunu çok uzunmuş gibi görürsün. Uyandığında yani öldüğünde, uyandığında yani ölmeden önce öldüğünde. İki uyanış var; bir, öldüğünde uyanırsın “bütün insanlar uykudadır ancak öldüklerinde uykudan uyanırlar” hadis-i şerif. Hazreti peygamber sallahu aleyhi ve sellem diyor ki “bütün insanlar uykudadır ancak öldüklerinde uyanırlar” bu bütün insanlar için geçerlidir, bütün insanlar uykudadır öldüğünde uyanır. Öldüğünde uyanmak ne demektir; öldüğünde gözünden perde kalkar, öldüğünde gözünden perde kalkınca nereye gideceğini görür. Ölüm esnasıdır bu, bu nefesin son verme halindedir, artık oradan geri dönüş yoktur. O kimsenin gözünden perde kalkar, gözünden perde kalkınca eşyanın hakikatini görür, eşyanın hakikatini görünce malım, mülküm, karım, çoluğum çocuğum dediği her şeyin aslında bir hayalden ibaret olduğunu görür ve aslında hiçbir şeyin kendisinin de bir hayal olduğunu görür ve aynı zamanda da -bunu da müfessirler tefsir eder şimdi söyleyecek olduğum şeyi- ahirette gidecek olduğu yeri de görür derler, o yüzden geri dönüş yoktur. Bu orda kalmaz, ölüm esnasında o cenneti, cehennemi, arş-ı âlâyı, levh-i mahfuzu, kürsüyü, metafizik olarak ona anlatılan her şeyi bir anda görür ve bir anda gördüğünde eyvah der. Ayeti kerime var ya “Onlar derler ki: bizi tekrar yeryüzüne gönder bizi tekrar dünyaya gönder” pişman olanlar için “Biz sana dünyaya döndüğümüzde sen niçin ibadet edicilerden olacağız, senin için seni zikredicilerden olacağız” derler amma “Vakit geçmiştir” der ayeti kerimede. İşte bu, mutlak bütün herkesin görecek olduğu şey bütün insanlar uykudadır öldüklerinde uyanırlar. Bütün insanlar bu noktada gaflettedir mümini, münafığı, kâfiri, mürtedi, ateisti, putperesti, İsevi’si, Musevi’si, İbrahimi’si bütün hepsi de, her ne kadar insan varsa gaflettedir. Öldüklerinde ne olur; uyanırlar ve hakikat âlemini, meselenin hakikatini görürler, eşyanın hakikatini görürler bu bir. İkincisi asıl önemli olanı; sufiliğin içersinde püf noktası, sufiliğin içersinde merkez hükmünde, olmazsa olmaması gereken ve bütün sufilerin bunu yaşamak zorunda olduğu ve bunun için sufilik yaşadığı şey ne; ölmeden önce ölünüz. İşte ölmeden önce ölüm sırrına kavuşan kimse de eşyanın hakikatine ulaşır, eşyanın hakikatine ulaştı mı o kimse artık eşyayı bilir o yüzden onda dünya sevdası ve tamahı kalmaz, o yüzden onun için bu dünyada yaşamakla yaşamamanın bir anlamı kalmaz, onun için bu dünyada bazı şeyler anlam teşkil etmez. O sıra ermiştir çünkü o sırra
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
erdiği için herkesin üzüldüğüne o güler, herkesin güldüğüne o ağlar. O yüzden de herkes ona deli der. O, insanın da hakikatine ermiştir. Eşya derken, insan da vardır. O, insanında hakikatine erer, o, varlığında hakikatine ermiştir. Bunlar kademe kademedir, bunlar perde perdedir, bunlar böyle hemen keletirden dökülür gibi dökülmez perde perdedir. Bunlar seyr-i sülükte yaşanır yavaş yavaştır, tedrici tedricidir. Eğer o kimse tekrar geri döndürülecekse, geri döndürecek olana tedrici tedrici yaşatırlar, geri döndürülemeyecek olana bir patlatırlar perdeyi ene’l hak der çıkar, asılır veyahut ta bir bakmışsın köprünün altında karton üzerine yatıyor. Köprünün altında kartonun üstünde yatar, yoldan geçenin adını soyadını sana söyler. Adam İstanbul’da denk gelir “Filancaya selam söyle” der kalırsın nerden tanıyor onu dersin, bu da öylesidir. O, insanlara bir şey öğretemez. Eşyanın hakikatine varmak derler buna ve sufi eşyanın hakikatine ulaşmak için uğraşmaz ama o ona verilir. İşte o zaman bu noktada bütün âlemi hologram olarak görebilir miyiz? El-cevap: Görebiliriz. Bu günkü fizikçiler bunun adına hologram diyor. Allah affetsin, şimdi kendimi koymak istemem orta yere, sufiler bunun adına hologram olarak koyamayabilirler, adını bilemeyiz biz ama herkesin canlı gördüğü insanlar birer suretten ibarettir, gördüğün bütün eşya birer suretten ibarettir. Bu şuna benzer; bazı filmlerde izlersiniz ya duvardan bir siluet çıkar böyle, öyle değil mi? Bir de onu maviye böyle değişik renklere boyarlar ya, bir siluet duvarda görünür böyle siluet gibi, işte bütün âlem bir siluet gibidir, hareket edenler dahi siluet halinde hareket eder. Bütün her şey o siluetin içersinde, siluet siluetin içersindedir -ben öyle tarif edeyim, siz nasıl biliyorsanız öyle yapın- ve gördüğünüz her şey bir siluetten ibarettir. Sanki o siluetin bir canı yok bir ruhu yok ve o siluet sanki kendi idraki ile hareket etmiyor ve o siluetlerin üzerinde, siluetlerin bağlı olduğu böyle bir yağmur tanesi gibi, bir yağmurun inmesi gibi, bildiğiniz böyle hani çok sık sicim gibi yağmur derler ya böyle, hani yağmur ve çok sık yağar bazen öyle yağmurlar vardır öyle hiç sanki iki yağmur tanesinde bir aralık yokmuş gibi öyle hayal edin, iki yağmur tanesi hiç aralık yok, böyle bir yağmur tanesi kütle halinde aşağı iniyor, devam ediyormuş gibi. İşte bu âlemi öyle de görebilirsiniz ve bütün her şey, bütün kütle, bütün âlem, bütün varlık o yağmur tanelerinin altında yürürken siluet halindedir insanlar, hayvanlar, evler, ağaçlar, güneş, dünya, bütün her şey ama bütün her şey siluet halindedir hatta daha ileri; kimin bu dünyada, kimi ötede olduğunu dahi fark edemezsin ilk etapta. Hani o bizim için dünyada olanlar sağ ya, dünyadan geçmiş Abdulkadir Geylani hazretleri bizim için ölü öyle değil mi, dünyadakiler de sağ hacı Mehmet Kuyucu bizim için sağ, Abdulkadir Geylani hazretleri bizim için ölü, karıştırabilirsiniz orda. İlk etapta ölüleri sağ, dirileri ölü görürsünüz ve bir bakarsınız ki örnek; sizde ölüler safındasınız, kendinizi ölmüş olanların içinde görürsünüz. Onlar ölü ya. İşte onlar dediğim kim; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, geçmiş peygamberler, sahabeler, pir efendiler, büyük veliler, evliyalar, hepsi de saf durmuşlar namazdalar, sizde namazdasınız orda, örnek. Cumayı kılıyordunuz filanca yerde, yok hayır cumaya orda değilmiş, örnek. Bir baktınız ki ölülerin içindesiniz, zannedersiniz ki ben öldüm. Aklınız normal dünya aklı gibi değildir çünkü. Dünya aklı gibi çalışmaz oradaki akıl, dünya aklı gibi çalışmış olsa
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
farklı şey düşüneceksiniz o esnada zaten, düşünemezsiniz de tam ama ölülerle beraber saftasınız, ne zannedersiniz? Öldüm. Ölüsünüz. O esnada dersin ki “ya bu ölülerin ne kadar parlak enerjileri var.” sonra uyandıktan sonra onu düşünürsünüz ve ya uyanmak dediğim kasıt, oradan geri dönünce olur. Uyanmak o. Adına hologram yapı mı diyorlar bunun normalde hologram teorisinin ne olduğunu bilmiyorum ama hologram herhalde nasıl söyleyeyim ben hologramı şöyle anlıyorum veyahutta size aktarabileceğim şey bu, bende olan şey bu olmayandan sorumlu değilim. Denize gidersiniz ya deniz sevdam var ya benim, denize gidersiniz denize baktığınızda dümdüz çarşaf gibidir deniz ama denizin içersine daha dikkatli bakarsanız küçük küçük dalgalanmalar vardır, küçük küçük. Bütün âlemi bir deniz gibi görürsünüz bütün âlem bir deniz gibidir. Denizin içersinde küçük küçük gibi gelen dalgalanmalar vardır ve siz o denizin içindesinizdir, bir müddet sonra denizin içinden baktığınızda bütün siluetleri görürsünüz orda ama hiçbirisinin de vücudu yoktur gerçek manada, dokunduğunuzda eliniz öbür taraftan çıkar ve bütün dünyayı, güneşi, arş-ı âlâyı, levh-i mahfuzu, bütün âlemi denizin içersinde görürsünüz ve denizin içersinde hangisine dokunsanız eliniz öbür tarafa çıkar. Bunun adı hologram mıdır bilmem ve güneş yanıyordur, ay ordadır, yıldızlar ordadır, arş-ı âlâ, levh-i mahfuz ordadır, mahşer ordadır, hesap kitap ordadır, görürsünüz bunları. Size saçma gelebilir bu ve bir şeye elinizi uzatırsınız, ilk etapta bilemiyorsunuz ya, bir şeye elinizi uzattığınızda karşıya elinizin gittiğini görürsünüz yani Mehmet Kuyucu’nun üzerine elinizi uzatırsınız eliniz Mehmet Kuyucu‘yu geçer ilk etapta hatta kendinize dokunursunuz kendinizi de yakalayamazsınız yakalayamazsınız. Bunun adı hologram yapımıdır bilemem, hologram teorisini bu noktada bilmiyorum ama bütün her şeyi bu noktada bir rüya gibi, bir hayal gibi sanki bir şey gerçekte yokmuş gibi görürsünüz, bunu yaşarsınızda. Bazen pandoranın kapağı açılıyor ya benden ne yapacağım bunlarla ölsem gitsem ne olacak ki? Herhalde ölümümü yakın mı görüyorum artık ne görüyorsam bu ara bir şeyi saklama ihtiyacı duymuyorum hiç. Bunun adının ne olduğunu bilmiyoruz biz, sufiler olarak bilmiyoruz bunun bir şey koyamıyoruz biz. Buna Arabî ‘hayal’ demiş, ‘hayal içersinde hayal’ demiş, buna hazreti Mevlana ‘bu âlemi hayal üzerinde yürür gör’ demiş, onların söylediği. Siz bu âlemi komple derya deniz görün derya denizin içersinde de hiçbir varlığın kendince varlık olarak bir şeyin olmadığını, bir siluetten ibaret olduğunu görün. Bunun adını ne koyarsanız koyun ama bir kısım sufilerde de pirin yolundan gitmek vardır ya bende pirin yolundan gideyim bu âlemi komple hayal üzerinde yürür görün siz, âlemi hayal üzerinden yürür görün. Bu demek değildir ki mükellefiyetlikler kalkmayacak. Hani gece yatarsınız ya rüyanızda görürsünüz cennet ne kadar güzeldir, ne harikadır hazreti Rasulullah ordadır sallallahu aleyhi ve sellem, peygamberler ordadır, sahabeler ordadır, bir bakarsınız ki sevdiğiniz, tanıdığınız kimseler vardır, ordadır ne âlemdir ne âlem böyle sevincinizden ne tarafa döneceğinizi bilemezsiniz. Bu ne demek ya muhteşem bir şeydir bu, muhteşem bir şeydir, cennet süslü, oradakiler süslü, rengârenk harikulade, konuşmak kelam etmek ayrı bir incelik ayrı bir letafet ayrı bir nezaket. Bir bakarsın ki bambaşka bir dünya, dünya ile hiç alakası yok, hiç alakası yok, hiç. Vallaha da billaha da tilla da,
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
yemin ederim arkaya dönüp bakmazsınız ama bir uyanırsınız ki dersiniz ki rüyaymış.. bir uyanırsınız rüyaymış.. Kim nerden uyanıyor belli değil, burası mı rüyaydı orası mı gerçekti, orası mı rüyaydı burası mı gerçekti insan böyle düşünür ya, ben en sonunda sigortayı attırdım, kendi kendime dedim ki “Mustafa Özbağ, öte âlem de yok bu âlemde yok, yok.” öte dünya diye bir şey yok. Bu ahreti reddetmek etmek değil, ahreti reddettiğimi düşünmeyin. Âlem, bir âlem bir adım sonrası cennet bir adım sonrası cehennem, bir adım. Bir adım dediğime de bakmayın, bir adım da değil bu, bir perde. Bir perde, sinema perdesi dınk cenneti gösterdi, dınk cehennemi gösterdi sinema perdesi, öyle hayal edin, örneğin. Ve bunun içinden çıkamazsınız, bunun içinden çıkmak mümkün değil. O zaman gerçekten her şey hayal mi? Evet. Gerçekten her şey hayal mi? Hayır. Gerçek nerede? Her yerde. Gerçek nerede? Hiçbir yerde. Bunu neden söylüyorum? Kardeşler, bunların hepsi de bir hal, ancak yaşayana. Bu akşam benim yediğim kuru fasulyenin lezzetini alabilmesi için bir kimsenin benle beraber aynı kuru fasulyeyi yemesi lazımdı. Bir; bu lezzeti almanın yolu var; o kuru fasulyeyi yiyenin menfezine girip aynı kuru fasulyenin tadını almak. İki; gidip o sofraya oturmak, başka yolu yok. Ya o sofraya oturacak, aynı kuru fasulyeye çala kaşık kaşık çalacak diyecek ki “ya aynı kuru fasulyeyi yedik. Lezzeti de buydu” aslında o lezzet alırken de kendi lezzetini alacak, kuru fasulyenin gerçek lezzetini değil. Kendi gerçeğinin lezzetini alacak. O zaman gerçek nerede? Gerçek ben de. gerçek nerde? Gerçek sen de. Gerçek nerde? Soruyu hazırlayanda. Gerçek nerde? Soruya cevap verende. Gerçek nerde? Bunların ikisine de hayır. Gerçek ne? Gerçek Allah. Gerçek Allah. Onun haricinde başka gerçek yok. Fazla kitlendi ortalık ama onun haricinde başka gerçek yok. Allah bizi affetsin. Hayyam’da güzel demiş ama “Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok” Bu da gerçek. Sen eğer ki idrakin açıldı gözünden perde kalktıysa, sen var olanı göreceksin. Eğer idrakin açılıpta gözünden perde kalkmadıysa sen var olanı göremeyeceksin. Hakkınızı helal edin.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı