Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes ·

Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti

Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES • 20/26

Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti Hakkında

15 Kasım 2014


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

15 Kasım 2014 Tarihli Sohbet

“İNSANLAR ÖLÜMLÜ TANRILARDIR, TANRILAR ÖLÜMSÜZ İNSANLARDIR”

Yunanlılar üç kez bilgin anlamına gelen TRİSMEGİSTE, Yahudiler HANOK,

Araplarca HERMESÜL adıyla anılmaktadır.

Kur’an a göre Âdem ve Şit’ten sonra gelen 3.peygamber İDRİS’tir.

İnsanlar ölümlü tanrılardır, tanrılarda ölümsüz insanlardır. Eşyanın dışı, içi gibidir ve iç dış arasında hiçbir ayrılık yoktur. Evrende hiçbir şey ne iç ne dış ne küçük ne büyüktür.

Hermes’e göre insanca ölümlü olmakta, tanrıca ölümsüz olmakta elimizdedir ve bu öğreti her akıl bu gerçeği kavrayamaz. Büyük sırrı gönlümüzde saklayalım. Gerçeği gizlemekten başka çıkar yol yoktur. BİLMEK, BULMAK, SUSMAK gerekir der.

“Evren var olmakla yok olmanın sonsuza kadar birbirini kovalamasıdır. Her şey ancak karşıtların kavgasında doğar HER ŞEY SONSUZA KADAR DEĞİŞMEKTEDİR.

Bütün şeyler bir şey, bir şeyde bütün şeyler. HERAKLETİOS (İlk çağ

Yaradılış diye bir şey yoktur varlık birliği vardır. Varlık evrende ne varsa

canlı cansız tümünde belirir. Tasavvuf ile Herakletios’un varlık tanımı örtüşür.

Allah kitabında ben her şeyi kapsarım, ben insanı ruhumdan üfledim. Önce ve sonra-açık ve gizli benim. Yüzünüzü nereye çevirirseniz ben ordayım. VAHDETİ VÜCUD

Ama peygamberler karşısındakilerin akıllarının alabileceği kadarını açıklarlar. “Nice bilim cevheri var ki, eğer onları açıklayacak olsam, beni puta tapmakla suçlar, kafamı kesersiniz”. Hz. Ali

ŞEYH BEDRETTİN Varidatta tanrının tek varlık olduğu, bütün evreni doldurduğu, bütün evrenin tanrıda tanrının bütün evrende olduğudur. Tanrıdan başka varlık yoktur (Varidat/26)

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

SORU 1- Enel hak diyen MANSUR Suyun rengi kabın rengidir Cüneyd-i BAĞDADİ Allah’ı görmek isteyen eşyaya baksın. ARABÎ gibi İslam tasavvufu “Tanrı evrenin toplamından başka bir şey değildir” diyen PANTEİZM’le

örtüşmekte midir?

Bruno; Aristoteles’in evreni bölümlerine ayırmasına karşı çıkarak tanrı ve

evren bir ve aynı yerdedir. Tanrı evrenin yaratıcısı değil kendisidir der.

Panteist SPİNOZA; var olan her şey tanrıda vardır. Tanrı olmadan hiçbir

şey var olamaz ve tasarlanamaz.

Spinoza var olan her şey tanrıdır demez ve tanrıya sınır koymaz. Yunus; Mevlâna’ya MESNEVİYİ çok uzun yazmış ben olsam ETE KEMİĞE

BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM yeterdi der.

Ünlü fizikçi DAVID BOHM atom altı parçacıklarla ilgili araştırmalarında evrenin dev bir hologram olduğunu, günlük yaşantımızın gerçekte holografik görüntü olduğunu söyler.

Hologram: lazer ışınlarıyla elde edilen 3 boyutlu görüntü. Sanki ARABÎ’yi okuduk. Bir yanda İslam tasavvufu bir yanda bilim adamları.

2- Diyalektik tasavvuf nedir?

3- Tasavvuf ayrı bir din midir?

Varlıkla alakalı Âdem’den itibaren bütün insanoğlu varlığın üzerinde hep tefekkür etmiş, hep düşünmüş. Tefekkür ederken dindar olanlar kendilerince bir peygambere bağlayanlar peygamberlerin getirmiş olduğu öğretinin çizgisinden sapmadan bunun üzerinde tefekkür etmişler, düşünmüşler, rabıta etmişler, analiz etmişler ve bununla alakalı bir bilgi sahibi olma yoluna gitmişler, araştırmışlar, şüphe etmişler. Dini çerçevede ve yolda olmayan, bizim öyle gördüğümüz kimselerde ama kendi din inanışlarının içeresinde ama din inanışının dışında varlığın üzerinden onlarda değişik araştırmalar yapmışlar değişik bilgilere, değişik noktalara varmaya çalışmışlar, onlarda bu noktada kendilerince şüphe ederekten, kendilerince bunun üzerinde kılı kırk yararaktan fikir üretmeye çalışmışlar. Bunlar zaman içerisinde birbirlerinden etkilenmişler, bunlar zaman içerisinde birbirleriyle kavga etmişler, zaman içerisinde birbirlerinin bazı yerleriyle barışmışlar bunlar bir müddetten sonra bu felsefenin ariyetten fiziki yönleri, matematik yönleri, bu noktada bilim dediğimiz elle dokundu gözle gördü üzerlerine araştırma yapanlarda bunlara katılmışlar ve bunlarda bu noktada ama hem dogmatik felsefeye hem de tanımlamam ne kadar doğru ama İslami dini felsefeyle bunlarında barıştığı, tartıştığı, örtüştüğü, karşı geldiği, birleştiği yerler olmuş. Tabi bu bundan sonrada devam edecek, bu burada kalmayacak. Burada kalmamasının sebebi şu: din tamam oldu ama ilahi kitap henüz daha tam çözümlenemedi. O yüzden ilahi. Din tamam

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

oldu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bazı sözleri hala daha anlaşılamıyor. Din tamam oldu, ilahi kitapla hadis-i şeriflerin arasındaki hadis-i kudsilerde tam olarak henüz daha açıklığa kavuşmadı. Açıklığa kavuşmayınca dini perspektifteki düşünen, okuyan, bir bilgiye ulaşmaya çalışan, varlığın üzerinde tefekkür edenler bununla alakalı her daim yeni bilgilere, yeni bulgulara, yeni anlayışlara, yeni idraklere ulaşıyorlar. Bunun yolu ehli tasavvuftan geçiyor. Bunu fıkıhçıların yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar, bunu tefsircilerin yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar. Yapmıyorlar. Bunu hadisçilerinde yapması mümkün değil zaten yapmıyorlar, çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar. Bazen sohbetlerde söylüyorum alınıyorlar, bana, diyorum ki, son 100 yılın 200 yılın iyi bir fıkıhçısını gösterin Hanefi’ye göre. Son 150 yılın iyi bir tefsircisini gösterin bana. Bütün dünyanın kabul ettiği bir tefsircimiz var mı? Yok. Bizim diyanet profesörleri kes kopyala yapıştır tefsir yapıyorlar. Ahmet şunu demiş, Mehmet bunu demiş. Cem ediyor, Ahmed’in Mehmet’in dediğini karıştırıyor oraya koyuyor. Yeni bir şey var mı? Yok. Bakın bu bizim kısırlığımız ama sufilerin içerisinde tarikat ehli olmayan ehli tasavvuf bunun üzerinde kafa yoruyor, kalp yoruyor, iç alemini bu konuda çalıştırmaya çalışıyor. Onlarda hepsi değil, bir kısmı. Bir kısmı da para kazanmanın yolunda zaten. Bir kitap yazayım da satayım da para kazanayım diye bakıyor. Bir kısmı da Arabî’den alıyor boyuna devşiriyor. Mesnevi’den alıyor devşiriyor. Karşı karşıya geldiğinizde kitapsız hani böyle kendi kalbinden ilhami olarak konuşabileceği bir şeysi yok ama bu sufi dünyanın kendi içerisinde ilgilendiği bir alan: Varlık.

Varlık. Çünkü varlığı anlayabilirse Allah’ı anlayacak. Varlığı anlayamazsa Allah’ı anlaması mümkün değil. Varlığı tanımlayabilirse Allah’ı bu manada tanımlayabilecek. Varlığı tanımlayamaz ise Allah’ı tanımlayamayacak. Bu da Allah’ı bilmekten uzak olacak. Allah’ı bilmekten uzak olacak. Ama Allah yaradılış sebebini bir şeyin, hani ayetlerde esbab-ı nüzul var ya, niçin ayet indi, hadislerde esbab-ı nüzul var ya, niçin o hadis okundu. Yaradılışın esbabı, esbab-ı nüzulü: niçin yaratıldık? Yaratılışı da bir ayet olarak görürsek Cenâb-ı Hakk diyor ki “Ben bilinmez bir hazine idim.” Allah dahi diyemiyoruz biz ona. İsmi yok daha. İsmi yok. Bilinmez bir hazine idim “Bilinmekliği istedim” Allah oldu. “Bilinmez bir hazine idim. Bilinmekliği istedim” ve beni tesbih etti, teşbih etti, tenzih etti. Bilinmekliği istedim bir şey yarattım. O yarattığım şey beni tesbih etti, zikretti; teşbih etti, benzetti; tenzih etti, benzettiği şeyi reddetti. O zaman yaradılışın maksadı, gayesi: Allah’ı zikretmek, teşbih etmek tanımak. Tanımak. Dışarıdan bunu görüyor şimdi (peçete), Ahmet, bu ne? “Peçete” Neye benzettin bunu? “Kare şeklinde” Kare. Başka ne özelliği var bunun? Dışarıdan bakıyorsun şimdi oradan “Beyaz bir rengi var” Evet beyaz, kare. Dokunursan daha farklı şeyler söyleyeceksin öyle değil mi? Ben “ne görüyorsun” dediğimde: kare, beyaz, öyle değil mi? Bakın bir şeyleri ne yaptı? Tanıdı. Bu (kâğıt), buna (peçete) benzedi mi? “Renk olarak benziyor” Evet, şekil olarak da aşağı yukarı. Aynısı değil ama benziyor, köşeli öyle değil mi? Bakın kâğıt, peçeteye benzedi, tanımlıyor kendisi. Neydi yaradılışın ikinci noktası? Teşbih etmek, benzetmek, onu tanımak. Tanıdı. Tenzih neydi? Tanıdığını reddetmek. “O değildir” demek. Ona benzedi ama değil. Evet. Şimdi, Cenâb-ı Hakk bilinmez bir hazine idi,

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

bilinmekliği istedi ve bunun için bir şey yarattı. Bu şey Onu zikretti, Onu teşbih etti ve Onu tenzih etti bir de. Bu, Allah’ın hoşuna gitti. Bakın bu Allah’ın hoşuna gitti ve bütün varlığı ne yaptı? Yarattı. Neyden? O şeyden. O şeyden. Şimdi panteizm, yaratılmış olan bu varlığı direkt tanrı görür. Bu yaratılmış olan her şey tanrının kendisidir. Bu parçacıkların hepsini toplarsak bir tanrı oluşur. Panteizmin özü budur. Bakın yaratılmış olan her şeyi nokta nokta nokta nokta toplarsak biz bir bütün haline, bir araya getirdiğimizde kocaman bir tanrı oluşur. Tanrı. Her şeyiyle. Bu tanrının içerisinde tanrıdan en önemli parçacıklar insandır panteizme göre ve insan bu noktada tanrı parçacıklarıdır. Şimdi panteizmciler bunu desteklemek için Kur’an’dan “ruh üfledim” ayetini bize delil getirmeye çalışırlar. Oysa eğer siz Kur’an’dan kendinize bir delil arıyorsanız sizin delilsizliğiniz meydana çıkar. Siz o zaman Kur’an’ın bir ucundan tutamazsınız, Kur’an’ın tamamından tutmakla mükellef kalırsınız burada bir açmaz var, burada bir çelişki var. Madem ki Kur’an kendinize bir delil olacaksa Kur’an’ın tamamı size delildir o zaman. O zaman panteizmcilerin kalkıp da Kur’an’dan bize bir delil getirmeleri anlamsız. Panteizmle İslam tasavvufu ayrışır. İslam tasavvufu, var olmuş olan bu varlığı tanrı olarak görmez ancak Allah’ın sıfatlarının tecelliyatı olarak görür. Sıfatlarının tecelliyatı. Tekrar söylüyorum sıfatlarının tecelliyatı. Ne kadar sıfatı vardır? Sayısızdır, bilemeyiz. Bize söylenen 99 ism-i şerifi var. Bu, 99 olacak manası değil. Bize 99’u söylenmiş. İmam-ı Şafi, 1000 küsur tane Allah’ın ismini tespit ettim der, ismini. Bir başka zat 3000 tane tespit ettim der. Allah’ın sıfatlarını sayısala bağlamak mümkün değildir. Sufilerce Allah’ın sıfatları sayısızdır, sonsuzdur. Sonsuz. Sonsuz sıfata sahiptir ve varlık, İslam sufi düşüncesine göre hiçbir zaman tanrı değildir, Allah değildir. Hiçbir zaman. Sadece Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelli ettiği yerdir. Bunu koyduk bir yere. O zaman varlık bütünüyle sıfatların tecelli ettiği yer.

Şimdi Enel hak diyen MANSUR, Suyun rengi kabın rengidir diyen Cüneyd-i Bağdadi, Allah’ı görmek isteyen eşyaya baksın diyen Arabî. Bunlar Allah’ı tanımlamak için söylenen sözlerdir. Biz insana baktığımızda Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını görürüz, Allah değildir bu. Eşyaya baktığımızda Allah’ın sıfatlarının tecelliyatlarını görürüz, bu Allah değildir. -En sonu en güzeli orası çok hoşuma gitti, hologram meselesi. Kendimi aslında oraya saklıyorum. Birden oraya gideceğim beynimin gerisi orada da oraya yavaş yavaş gideyim diye bakıyorum-o zaman bu varlık dediğimiz şey Allah affetsin tanrı değildir. Bizim o yüzden panteizmle bu noktada örtüştüğümüz bir yer yok. Panteizmle bizim örtüştüğümüz bir yer yok. Arabî’de eşyayı tanrı görmez. Arabî’yi çözümleyemeyenler, çözümleyemeyen panteist düşünceler, dinin emirlerini yerine getirmekte zorlanan, dinin emirlerini icra etmemek, yaşamamak için uğraşan tembeller bunu böyle görürler. Bunun arkasında bu vardır. Din bize çünkü bu yaşadığımız dünyadan farklı bir dünya öngörür. Kardeşler, dinin ön gördüğü bir hayatı biz yaşamıyoruz. Ben dahilim buna. Nefsimize zor geliyor, bize ağır geliyor, bize fazla geliyor, o yüzden bu yeryüzündeki bütün Müslümanlar için geçerli. Allah’ın bizden istediği kulluğu yapamıyoruz, dinin bize çizmiş olduğu çerçevede yaşayamıyoruz,

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

bakamıyoruz, düşünemiyoruz ve yaşadığımız gibi inanmaya başlıyoruz. En büyük handikap bu. Dine inananların yozlaştığı yer, dine inananların battığı yer, dine inananların kendilerince çıkmaz sokakları. İnanmış oldukları dinin çerçevesinde bir hayat, çerçevesinde bir düşünce, çerçevesinde bir dünya kurgulayamıyorlar. Kurgulayamadığımızdan dolayı kendi kendimizi saptırıyoruz. Kendi elimizle kendimizi saptırıyoruz. Zaten kurgulamaya çalışanlar oraya bir adım atanlar ya taşlanıyor ya öldürülüyor ya cezaevine sürülüyor ya arkasından her türlü alavereler dalavereler filmler çevrilip bir şekilde o toplum nezdinde alaşağı ediliyor. Bakın geriye doğru gidin, geriye doğru gidelim, hangi veli taşlanmadı? Hangi velinin derisi yüzülmedi? hangi veli asılmadı? hangi veli sürülmedi? Şimdi dağa taşa Mevlâna’nın ismi yazılıyor. Kendi yaşadığı Şemseddin-i Tebrîzî’nin zamanında ne iftiralar attılar öyle değil mi? Luti olduğuna dair dahi söylenti çıkarmadılar mı? Evet. Seyyid Nesimi’nin derisini kim yüzdü? Kim yüzdü? Hallacı Mansur’u kim taşladı? Müslümanlar. Kim astı? Müslümanlar. Enteresan öyle değil mi, Arabî gelen cemaate diyor ki: Sizin taptığınız Allah benim ayağımın altında. Buradan küfrüne fetva verilip içeri attırılıp öldürülmedi mi? Taptığınız Allah nerde şu anda? Ben diyorum ki, neyi çok seviyorsan ilahın odur. Söyleyin bana, neyi çok sevdiğinizi söyleyin. Hepiniz diyeceksiniz ki: Allah. Doğru mu? Bugün haram işlemeyen elini kaldırsın… Bugün ben sabah namaz vaktinden itibaren şu ana kadar Allah’ın farz kıldıklarını yerine getirdim diyen elini kaldırsın… Kimler, tanıyayım onları. Maşallah. Hiç haram işlemediniz mi bugün? İşte bu bizim için uzak bir şey. Bu, din yaşanmaz noktasında değil, nefsimize ağır geliyor ve bu manada zaten ütopya olması da -bir taraftan ütopya- ilahiliğin gerektirdiği bir şey yoksa günah işlemeyeceğiz diye bir kaide yok, günah işeyeceğiz. Günahı da işleyeceğiz. Evet bu noktada biz eğer panteist bir düşüncede olursak, biz günah işlemedik. Ya? Tanrı günah işledi. Tanrıdan bir parça olduğumuza göre tanrının bazı parçacıkları zina edecek, tanrının bazı parçacıkları hırsızlık edecek, tanrının bazı parçacıkları af edersiniz kötü ilişkilerin içerisinde bulunacak homoseksüellik insanları gibi. Biz bu noktada varlığı tanrılaştırdık, varlığın tanrılaştırdığımızda çünkü panteistler o ayet-i kerimeyi “ruhumdan üfledim” dediği ayet-i kerimede diyorlar ki: işte bak bu ayet-i kerimede bizi destekliyor. O zaman o tanrı parçacıkları aynı zamanda ne yapacak? Günah işlemiş olacak. O zaman panteistlikle sufi düşüncenin bir paralelliği, bir örtüştüğü, yan yana geldiği bir nokta yok.

En çok hoşuma giden yer. Hoşuma giden yer derken benim kendimce

inandığım yer. Kendimce inandığım yer:

Ünlü fizikçi DAVID BOHM atom altı parçacıklarla ilgili araştırmalarında evrenin dev bir hologram olduğunu, günlük yaşantımızın gerçekte bir holografik görüntü olduğunu söyler.

Hologram: lazer ışınlarıyla elde edilen 3 boyutlu görüntü. Sanki ARABÎ’yi okuduk.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Bir yanda İslam tasavvufu bir yanda bilim adamlar.ı

2- Diyalektik tasavvuf nedir? Diyalektik tasavvuftan kasıt, konuşmalı değil mi? Sohbet etme, karşılıklı

3- Tasavvuf ayrı bir din midir?

Sufiler, bir kısmı, ben bunu tarikat ehli olarak görüyorum, tarikat ehlinin bir kısmı diyalektik bir tasavvufa karşıdırlar. Şeyhinin şeyhinin şeyhinin bir kitabı vardır onu okurlar onun haricinde bir kitapları yoktur. Muhakkak onu okurlar. Buna örnek İmam-ı Rabbani’nin mektuplarıdır, buna örnek Bediüzzaman Said Nursî’ın hazretlerinin risalesidir, buna örnek Abdülkadir Geylani hazretlerinin sohbetleridir, buna örnek Ahmed er-Rufai hazretlerinin Hak Yolcusunun Düsturları’dır, buna örnek Mesnevi’dir, buna örnek Arabî’nin Fütuhatıdır, Fusûsudur buna örnek. Bunlar diyalektik tasavvuftan uzaktırlar. Bunlar birer ehli tarikat silsilesi olmuşlardır. Bir gün bende bir kitap yazar önüne geçersem bende aynı noktaya gelmiş olurum. Benim kitabımı okuyun, dediğim an, dediğim yerdeyim ben. Bakın benim kitabımı okuyun, dediğim an bilin ki dediğim yerdeyim. Benden sonra benin sözlerimi de kitaplaştırmaya çalışmayın. Yeni bağlanacağınız üstad yeni şeyler söylesin size. Evet. Ey oğul bağı çöz nereye kadar gümüşe ve altına bağlı kalacaksın? Bağı çöz. Senin daha önceki üstadının anlattıkları daha önceki yılların doğrusuydu. Sen orda bağlı kalırsan kendini yenileyemezsin. Bak Hazreti Allah bağı çözdü, Âdem’den sonra Muhammed-i Mustafa’ya kadar kaç tane peygamber geldi bilmiyoruz ve her gelen peygamber kendi hukukunu ve hükmünü getirdi. Allah bir önceki hükmü kaldırdı yeni hükmü getirdi. Bağı çöz. Ve Cenâb-ı Hakk Kur’an’ı getirdi. Kur’an son kitap. Çözümlendiğinde kıyamet kopacak. Çözümlenmiş, bitmiş olsa, o da bağ olacak bizim önümüzde. Çözümlenemedi daha. Son kitap, çözümlenemedi daha. O zaman Allah bizim önümüzde, gözümüzün önünde, yaratmış olduğu bir şeyi yeniden yaratmazken ve yaradılışı her an tazelerken, her an tazelerken, sen bağı çöz, dünkü düşüncede durma. Bağı çöz, dünkü fikriyatta durma. Bağı çöz, dünkü halinde kalma. Bağı çöz, dünkü rüyana takılıp durma. Bağı çöz, her gün varlığa bak, her gün Allah’ı yeniden keşfet. Her gün yaradılışa bak, her gün yaradılıştan nasibini her gün al ve her gün, her gün zikretmede, teşbih etmede ve tenzih etmede ileriye doğru adım at. İşte diyalektik tasavvuf tabiri caizse bizim yaptığımızdır. Dünkü anlayışı burada anlatıyorsam eğer bende sizin önünüzde bağım. Eğer size ben 300 yıl önce yazılmış bir tasavvuf kitabından size tasavvuf anlatıyorsam ben ehli tasavvuf değilim. Hepiniz gider o kitabı okur hayatınıza yön verirsiniz. Bu tasavvuf olmaz. Hukuk hariç diğer ayet ve hadislerden güne işaret eden, size yeni bir anlayış getiremiyorsak biz eskidik demektir. O zaman diyalektik tasavvuf mu? Evet. Her an için sorgulanan, her an için sorulan ve her an için yeni şeylerin anlaşıldığı ve anlatıldığı bir tasavvuf. Geçmiş kitaplardan öğreneceğimiz genel ana temalar var ise öğreniriz, onları reddetmek değil ama onlara bağlı kalaraktan biz yeni bir anlayış, yeni bir düşünce, yeni bir fikir,

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

ileriyle doğru dünü geçemediysek, Vel asr İnnel insane le fi husr İllellezıne amenu ve amilus salihati ve tevasav ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr. Sadakallahül azim. Bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar hüsrandadır. İman eden. Durduk. Neden durdum? Başka bir ayet-i kerime getiriyorum size “Ey iman edenler iman ediniz” Ya iman etmiştik? İman et. Dünkü imanın senin köhne kaldı, dünkü imanın bayat kaldı, dünkü imanın senin es-ki-di. Ayet-i kerime “Allah her an, her an bir şan üzerinedir.” İman edenler, Allah her an yeni bir şan üzerinde, Allah her an yeni bir varlık, yeni bir anlayış, cedid bir şey üzerinde. Zıplayın! O her an yeni bir şeyin üzerindeyse ve sen bir an önce kaldıysan imanın eskidi, köhneleşti. Gittin, kaldın. Yeniden kendini tazele, Allah de. O, yeni bir şan üzerine. Gördüğün her şey değişmiyormuş gibi gelebilir sana. O her an her şeyi, her an her şeyi değiştirmekte, aldanma. Gördüğün her şey gerçekte gördüğün gibi değil. Gördüğün her şey dünkü şey değil. Gördüğün her şey bir an önceki şey değil. Vel asr İnnel insane le fi husr. Bütün insanlar hüsrandadır. Çünkü o insanlar, Allah yeni bir şan üzerine durduğundan farkında değillerdir. Allah yeni bir şan üzerinde durduğundan ondan haberdar değillerdir, onlar körleşmişlerdir, onlar katılaşmışlardır, onlar kararmışlardır. Onların perdeleri örtülmüştür. Zikret, perdeyi aş. Teşbih et, yeniden bir şey oldu, yeni bir şey oldu, O bambaşka geldi bu sefer, O ayrı bir şanda geldi, O ayrı bir şanda tecelli etti, O ayrı bir şanda sıfatını koydu, hayret, hayret, hayret. Aşık her an hayrettedir. Her an. Çünkü her an Onunlaysa, O her an yeni bir şandadır, O her an yeni bir perdededir, O her an yeni bir sevgilidir, O her an yeni bir Allah’tır, O her an yeni bir sıfatla tecelli eder, senin her anın hayretten hayrete geçer, o zaman sen sufi olursun. O zaman olursun. O yüzden ayet “İnsanlar hüsrandadır” der. Kimler değildir? Devam eder: İman eden. Ey iman edenler! Dünkü imanınızdan geçin yeniden iman edin. Bir an önceki imanınızdan geçin yeniden iman edin, O yeni bir şan üzerine. Devam ediyor ayet-i kerime “Hakkı ve sabrı tavsiye edenler” Dünkü hakkı tavsiye etme. Dünkü hak, hak değil, dünkü tecelliyatı söyleme, dünkü rüyayı anlatma, dünkü hali anlatma. Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün akşam ne gördün? Dün akşam sevgiliyi hangi renkte izledin? Nerde izledin? Nasıl izledin? Bırak dün geceyi de şu anda neredesin? Neyi izliyorsun? Kalbinde ne var? Bak. Kalbinde ne var? Kalbine bakmaktan uzak Müslümanlar, kalbine bakmaktan uzak sufiler, kitap ezberleyen Müslümanlar. Allah’ın yeni şanını nerden haberiniz olacak? O yüzden biz hala daha kahrolsun İsrail demeye devam edeceğiz, o yüzden biz hala bu kafirler olmasa diyeceğiz, biz hala daha kendi kitabımızı bundan 100 yıl önceki tefsirlerden anlamaya çalışacağız. Bizler hala daha etrafa salya akıtmaya devam edeceğiz. Hayır. O her an bir şan üzerine ise sen her an yeni bir iman üzerine olman gerekir ve tavsiye edeceğin hak her an yeni bir şan üzerine olan hak olması gerekir. “Biz şeyhimizden böyle gördük” O eskidendi. O da bir bağdı. Bazen böyle küçük örneklerle incitmemek için söylüyorum, Şeyh Efendi ilk geldiğinde 60 kişi bir evde yemek yiyorduk. Haydi kardeşler 60 kişi bir evde yemek yiyebilir miyiz? Şeyh Efendi geldiğinde evlerde zikrullah yapıyorduk. Kardeşler, haydi Şeyh Efendinin adabını devam ettirin, evde zikrullah yapabilir misiniz? Bağ. Biz kendi kendimize onu edep olarak yaptık bağladık, adap bağladık

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

kendimiz. Kendimiz. Haydi beni taşlayın bu gece biraz, içim soğusun. Konmuş olan ne kadar adap erkan varsa hepsi de boş. Hepsi de bağ. Yarın yeni bir dünyaya gözünüzü açacaksınız. Evet, biz, kendimce, diyalektik tasavvuftayız. Biz her gün konuşalım, biz her gün sohbet edelim, biz her gün soralım. Biz soru soran kardeşlere böyle (garipseyerek) bakıyoruz. Sen ne sormadın? Kendini yenileseydin ya. Yeni bir şeyle gelseydin, anlayamadığın bir şeyle. Saç boyasını sormak için gelmeseydin. O da lazım da… Yok. Dün gece zikrullah esnasında şöyle bir şey gördüm. Anlatacak olduğum şey yaşanmış olan bir şey, eskidi. Eskidi. Diyalektik tasavvuf sadece soru sormak değil. Her an, her an hayret tasavvufudur. Her an kendisini yenileyen, her an kendisini yenileyen tasavvuftur.

3- Tasavvuf ayrı bir din midir?

Evet. Tasavvuf bu manada Kur’an ve sünnetin içerisinde, Kur’an ve sünneti her an yenileyen ayrı bir anlayıştır. Bu manada dedim. O da çünkü dindir. Ama bu sizin kendi kafanızdan tasavvur ettiğiniz gibi bir Hristiyanlık, bir Musevilik, bir İsevilik, bir putperestlik, bir Budistlik, bir ateşe tapmak, puta tapmak gibi değil. Evet yani ben biraz kinayesine söyledim ayrı bir din noktasını o çünkü o güne kadar gelmiş olan dini anlayıştan daha yeni bir dini anlayıştır. Evet. O yüzden ayrıdır. Bunun altını tekrar çiziyorum: Eğer biz hala daha dünkü anlayışlı konuşuyorsak, eskidik. Bazen başka türlü söylerim onu: o zaman biz kırık bir aşk hikâyesindeyiz. O zaman oturup “Nereden sevdim o zalim kadını, bana zehretti hayatın tadını” bunu söyleyeceğiz. Kırık aşk hikâyesi şudur: bir seven vardır bir de sevilen. Seven bir müddet çok sevmiş ve kendince sevgisine karşılık bulamadığını görmüş kendince, çekip gitmiştir. Onun kafasında o eski sevgili vardır ve o eski sevgiliye nameler döker, o eski sevgiliye kırık sözler döker, o eski sevgiliye ağıtlar yakar. O, orda kalmıştır. Biz eskiye, düne döndüysek bizde eski sevgiliye kavuşamamanın kırıklığıyla oturup kendimizce kırık bir aşk hikayesi düzeceğiz. Ya da biz diyeceğiz ki her gün aşkın taze baharını koklamaktan, her gün aşkın taze baharını koklayaraktan uyanacağız ve her gün sevdiğimize bakarken onda bambaşka güzellikler keşfedeceğiz. Bakacağız ki dünkü sevgili dünkü değil, ayrı bir güzellik endamıyla yaşıyor. Eşinizin saçlarının ağardığını görüp ona takılıyorsanız eşinize aşık değilsiniz ve eşinizi sevmiyorsunuz. Eşinize baktığınızda her gün ayrı bir güzellik görüyorsanız onda eşinizi seviyorsunuz. Sevgilim dediğinize baktığınızda her gün ona hayranlığınız artıyorsa, ona karşı sevginiz var. Şeyhim dediğiniz kimseye baktıkça bakasınız geliyorsa her gün, ayrı manada, onu seviyorsunuz. Her sabah, ben öyle derim ya, fırından taze çıkmış sıcak çıtır çıtır ekmeğin arasına harbi köy tereyağını, harbi köy peynirini bir de üzerine glikozuz balı yatırıp yemenin tadına kim hayır diyebilir? İşte aşk, her gün o ekmeği farklı tatta ve lezzete yemek gibidir. O zaman siz dünde kalmayın. Düne bağlanmayın. Sabahleyin erkenden kalkıp bir fırından sıcak ekmek alıp içine tereyağı peyniri yatırıp balı da bolca sürüp onun tadını çıkartın. Bir kere yaşayın. Bir kere yaşayın. O zaman sabah uyandığınızda eşinize farklı bakın bir gün. Yanınızda uyanan kadını veya erkeği bir sabah farklı seyredin.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Oturun bir bakın onun mışıl mışıl uyumasına. Deyin ki ne kadar güzellik yaratmış. Çocuğunuza bir bakın, deyin ki ne kadar güzel yaratmış. Bugün bambaşka. Sabah kalkın evinize, mutlu olun, deyin ne kadar güzel bir evdeyim ne harika bir evim var ne harika eşyalar var. Açın camı derin bir nefes alın. O gün sevgili bir başka süsledi dünyayı. Seyredin güneşin doğuşunu, ne kadar ihtişamlı doğuyor bugün. Parıl parıl, dinlenmiş, tür-i taze, Allah bulutlar ayrı güzellikte, pencere bir kumru konmuş, senin baktığın yere bakıyor. De ki, o da benim baktığım yere bakıyor. Aramdaki fark ne? O da benim gördüğümü görüyor, aramızdaki fark ne? O da güneşi izliyor, aramızdaki fark ne? O da zikrediyor kendi lisanıyla, aramızdaki fark ne? O gün ayrı bir gün olsun. Babanıza bakarken ayrı bakın, annenize bakarken ayrı bakın. Bir bilinç oluşsun. Deyin ki, bugün sevgili her şeyi yeniden cedid getirdi. O gün Fatiha’yı ayrı okuyun. Hani sabah namazına kalktığınızda Fatiha okuyacaksınız ya bunları böyle tefekkür ettikten sonra o gün Fatiha’nın anlamını da değiştirdi O. O gün O din gününü de değiştirdi, din gününün anlamını da değiştirdi, din gününün anlamını değiştirdi. O gün alemlerin rabbi anlamını değiştirdi o gün. O değiştirdi, sen değiştirmedin. Dünkü alemlerin rabbi değil O çünkü alem değişti dünkü alem değil. O dünkü alem değil. Fatiha’nın anlamı her gün değişti, her an değişti, beş vakit namazda kıldığında idrakini tazele, Fatiha’dan Fatiha’nın anlamını tazele, Fatiha’nın anlamının anladığını tazele. Eğer bir vakit önceki Fatiha’nın anlamıyla öğlen namazındaki Fatiha’nın anlamı sende bende aynıysa biz imanımızı tazeleyemedik. Ayet-i kerime bizim kafamıza balyoz gibi vuruyor “İman edenler iman ediniz” Hangi Allah sizce daha uygun? Bu Allah zor herhalde değil mi? Evet. Bu Allah zor, yakalanmıyor bu. Bu, ben şeyh oldum demekle yakalanmıyor, ben veli oldum demekle yakalanmıyor, ben mürşid-i kâmil oldum demekle yakalanmıyor. Benim derdimi anladınız mı? Evet. Ben yakalayamıyorum dostlar. Ben yakalayamıyorum. O nazlı güzel gibi hep elimden uçup gidiyor. O küskün çiçeği gibi koklamaya gelmiyor hiç. Koklayamıyorum doya doya. O, karşıdan bir siluet gibi görünüp gidiyor, aynısını beklersen bulamıyorsun. Aldanmayın. O, hep yeni güzellikler peşinde. O yüzden iyi tanımak lazım. İyi tanırsanız, çok iyi tanırsanız Ona benzetirsiniz. Benzettiğiniz anda da “Hayır O değil” dersiniz. O şarkı o yüzden çok hoşuma gidiyor. Hani diyor ya, dün gece sana benzeyen bir erkeğe merhaba dedim. Leman Sam’mı söylüyordu onu? Çaldığında hoşuma gider benim. Derim ki kaçınca zannedişim bilmiyorum ki… saymıyorum ki. Saysam utancımdan yerin dibine girerim. Bu, Allah insanların bildiği Allah değil. Bu farklı. Bildiğiniz gibi değil bu. Benim bildiğim gibi değil, o yüzden bir türlü bilmekliğim bitmedi. Bitmedi. Evet o yüzden tasavvuf ayrı bir din midir derken bu manada dedim. Bu manada dedim, dedim ki, evet, normal geleneksel klasikleşmiş bir noktayı görürsek böyle değil diyeceğiz.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Râbıta, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı