NEFES • 19/26
8 Kasım 2014
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
8 Kasım 2014 Tarihli Sohbet
“TEVHİDİ ŞEYTANDAN ÖĞRENMEYEN KÂFİRDİR” AHMED GAZALİ
“Tek tanrı inancı insanlık düşüncesini fakirleştirmiştir” diyen İskoç asıllı ünlü filozof DAVID HUME’nin görüşünün aksine dinler gerçekte insanlık düşüncesini zenginleştirmiştir. Oysa İslam’da görüş belirtme ve tartışma hürriyeti vardır.
Ebu Hanife bir fetva verdiğinde şöyle der; “Bu Ebu Hanife’nin reyidir. Bu benim ortaya koyabildiğim en iyi görüştür. Eğer bir kimse daha iyi bir görüş ileri sürerse o tercih edilmelidir.”
Bunu çoğaltabiliriz “Allah’a giden yollar yaratılmışların sayısı kadardır.”
Peygamberimiz dini ve fikri görüş ayrılıkları için “Ümmetimin ihtilafında
rahmet vardır” demiştir.
Tevhidin yalnızca İslam’a özgü olmadığını Kur’an’ın açıklamalarına göre bütün peygamberlerin hedefinin TEVHİD düşüncesini yaymak olduğunu kabul etmeliyiz.
İnsanın tanrıya karşı hissettiği duygusal ihtiyaçlardan biri, bütün varlıkta bulunan mutlak bir güç, güvenli bir sığınak ve belli bir kutsal yön ve mana hissidir. Dualizm, teslis ve çok tanrıcılık bu ihtiyacı içinden çıkılmaz hale getirir. ALİ ŞERİATİ
Bütün bu sapıklıklar, günahlar, cinayetler, rezaletler, geri kalmışlıklar ve
yüz karası işler şu 3 etkenden kaynaklanır; CEHALET, KORKU, MENFAAT.
Tevhid ise Allah’ın birliğine inanan insandaki bu 3 etkeni yok eder. Cehaletten kasıt SOKRAT’ın kullandığı anlamdaki ilmin değil HİKMET’in
karşıtı olan şeydir. SOKRAT hikmeti; ahlakın garantörü sayar.
İnsanlığın maneviyat tarihini
inşa eden büyük medeniyet kuran peygamberler tamamen ilim, felsefe ve okuma yazma bilmeyen çobanlar ve işçilerdir.
Kur’an ın peygamberlere olumlu bir nitelik olarak nispet ettiği bu ÜMMİ sıfat çok derindir. Son peygamberin ansiklopedik bir bilgin, seçkin, bir deha olması gerekirken o; mektep, medrese ilim ve felsefeden mahrum okuma yazma bilmeyen biriydi.
Bir tarafta Ali, Ebu Zer, Köle Bilal, Afrikalı zenci Sümeyye, hurmacı Veysel,
diğer yandan İbn Sina, Razi, Kindi, İbni Mukaffa vb.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Onlarda olup bunlarda olmayan nedir? Farabi, İbn Rüşd, İbn Hindu vb. hikmeti hem bir disiplin hem de bir düşünce tarzı olan felsefeyle aynı görmüştür.
Oysa HER HİKMET felsefedir, fakat her FELSEFE HİKMET değildir.
Hikmet Kur’an ın her yerinde doğru bilgi, bilinç ve gerçek tanıma
anlamında kullanılmıştır.
Mütevatir bir hadiste “Hikmet müminin yitiğidir” buyrulmakta (Tirmizi,
ilim 19, İbn Mace, zühd 17)
İslam âlimleri felsefe karşısında iki düşman gruba ayrılır. Fakihler ve arifler bir yana filozoflar diğer yana. Hikmeti Yunan felsefesi ile aynı manada kullanan filozoflar onu meşşai felsefesinin ve Aristoculuğun haklılığın bir delili saydılar. Hâlbuki o çağda İslam peygamberi Yunan felsefesi lehine böyle bir sözü söylemesi nasıl mümkün olabilir?
“HİKMET MÜMİNİN YİTİĞİDİR” nedir?
“Bu yazı alıntılar içerir”
Hikmet, tarih boyunca peygamberlere büyük bir kısmı meccanen verilen ve o peygamberlerin bir vazife bir görevle bütün insanlara öğretmeye çalıştığı varoluşun sebebi, var oluşun gerçeğidir. Bu manada hikmet; Allah’ın yeryüzüne insanlar için indirmiş olduğu bilgi topluluğu veyahutta bir insanı insan eden bütün ilimlerin, bütün var olan her şeyin topluluğudur. Biz hikmeti ilmin üstünde tutarız çünkü ilim sadece bilgilenmekten geçer, hikmet ise bu bilginin üstünde bir şeydir. Hikmet sadece bilmek değildir, hikmet o bilgiyi aktif etmek, o bilgiyi yaşatmak, o bilgiyi hayata döndürmek, o bilgiyi kinetik enerjiye döndürmek, duran enerjiden hareket eden enerjiye döndürmektir. Hikmet bir bakıştır, hikmet bir duyuştur, hikmet kalpten gelen ilhamdır, hikmet rüyadır, hikmet dört kere dört onaltıdır, hikmet astrofiziktir, hikmet Âdem aleyhisselamdan Muhammed-i Mustafa’ya kadar gelen her ne kadar bilgi var ise tamamıdır, hikmet hazreti Muhammed-i Mustafa’dan insanların ebedi olarak Allah’tan alacakları öğüt manzumeleridir, hikmet insanın yaradılış amaçlıdır, hikmet Allah’ı anlamaktır, hikmet Allah’ı bilmenin üzerinde Onu yaşamaktır, hikmet bu manada insanoğlunun yitik malıdır. Aslında hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri “Müminin yitik malıdır Çin’de de olsa gidiniz alınız” dediği şey, bu manada Müslüman için, mümin için olması gerekendir. Bunu içersinde şefkat vardır, yaşantı dediğim o. Bunun içersinde merhamet vardır, bunun içersinde insanlığa saygı, dünyaya saygı, varlığa saygı, bunun içerisinde hayvana, ota, böceğe, çiçeğe, taşa, toprağa, meyveye, var olan bütün her şeye saygı, hürmet, şefkat, merhamet, sevgi
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
hepsi de hikmetin içindedir. Çıplak bir bilim şefkatsiz, merhametsiz, insanlıktan uzak bir bilim Hiroşima’ya bomba atar. Atom bombası atar, atom bombasıyla oradaki varlığa en büyük ihaneti ve en büyük darbeyi vurur. Bilim oturur kediden köpek üretmeye çalışır fıtratı bozar, içinde şefkati, merhameti, Allah inancı, sevgisi yok ise, varlığa saygısı yok ise kediden köpek oluşturmaya çalışır. Çıplak bir bilim, hikmetten uzak bir bilim erkekleri kadınlaştırmaya çalışır, hikmetten uzak bir bilim kadınları erkekleştirmeye çalışır, hikmetten uzak bir bilim insanın varoluş fıtratını ve dünyanın varoluş fıtratını değiştirmeye çalışır. Ne yazık ki dünya üzerinde peygamberler hikmeti, peygamberlere karşı gelenler ise çıplak bilimi, çıplak bilgiyi savunmuşlardır. Oysa çıplak bilgi hiçbir zaman hikmet olmamıştır ve insanoğlunun hep başına çorap örmüştür, mutsuzluk getirmiş, sıkıntı getirmiş, savaş getirmiş, açlık getirmiş, bela getirmiş, musibet getirmiş, cehalet getirmiştir. Bugün insanoğlu ne yazık ki bilime ulaşırken hikmete ulaşmakta güçlük çekmektedir ve insanlar ne yazık ki hikmetten uzaklaşmışlardır, uzaklaştırılmışlardır. Ne yazık ki makineleşmekteyiz, ne yazık ki robotlaşmaktayız, ne yazık ki düşünüp tartışıp doğruyu, doğrunun doğrusunu, doğrunun doğrusunu araştırmaktan uzağız. Bu kısır bir döngünün içerisinde dünya 200 yıldan beri 300 yıldan beri. Bu kısır döngüyü aşmak, bu kısır döngünün içerisinden çıkmak ancak Müslümanlara kaldı, müminlere kaldı. Bunu artık batıdan beklemeyin. Batı kendisini hikmete ram etmedi. Batı bilgiyi çıplak olarak aldı ve onu çok baskıcı bir şekilde kullanıyor. Tabiri caizse bilgiye ulaştı. Bilgiye ulaşınca o bilgi ile bütün insanları hegomanist bir yapının içersinde köleleştirmeye çalışıyor. Buna karşı çıkacak olan hikmettir, buna karşı çıkacak olan gözyaşıdır, buna karşı çıkacak olan şefkattir, merhamettir, muhabbettir, sevmektir, kardeşliktir, buna karşı çıkacak olan sevgidir, buna karşı çıkacak olan insan sevgisidir, Allah sevgisidir, buna karşı çıkacak olan hayvan sevgisidir, çocuk sevgisidir, çok tuhaf gelecek size yeşil sevgisidir, meyve sevgisidir sebze sevgisidir, natürel toprak sevgisidir, natürel insan sevgisidir, natürel kardeşlik sevgisidir, natürel arkadaşlık sevgisidir, natürel eş sevgisidir, natürel kadın sevgisidir, natürel erkek sevgisidir, natürel, otantik, kalpten doğan, içten doğan bir duygudur. Yoksa insanlar batının bu bilim üstünlüğünün altında esir kalırlarsa bilin ki sevgiden, merhametten, şefkatten, insanlıktan uzak bir insanlık geliyor ama bunu biteceğine inanıyorum. Müslümanlar yenilmişliklerinin sendromunu atlatır ve bilginin karşısında yenilmişliğini bir kin haline getirip etrafa kinlenirlerse bu hikmete sahip olamazlar. Bu yenilmişlik psikolojisinden uzaklaşıp birbirlerimizi sevmedikçe, insanları sevmedikçe biz hikmeti ayakta tutamayız. Çanakkale’de kendi vatanını, kendi memleketini, kendi insanını koruyan Mehmetçiğin savaş molasında kendi vatanını, memleketini, namusunu kirletmek için gelmiş olan yabancı askerlere suyunu ve ekmeğini paylaşmaktır hikmet. Hikmet; sana zulmetmeye, seni öldürmeye gelen bir kimseye merhamet ve şefkatle yaklaşmaktır hikmet. Hikmet; Âdem’in şehit olan çocuğu gibi davranmaktır. Hikmet; hazreti Hüseyin gibi davranmaktır, hikmet; hazreti Hasan gibi olabilmektir, bir devlet makamını elinin tersiyle itebilmektir. Hikmet; doğrunun yaşanması ve doğrunun hâkim olması için hazreti Hüseyin gibi canından geçebilmektir. Gerçekten insanlığın hikmet ihtiyacı var. Bu, bilgiyi reddetmek değil bilginin üzerinde şefkatle
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
ve merhamete yaklaşmaktır. Hikmet; az önce sorulara cevap verirken, annem bana kötü davranıyor derken benim ona iyi davran deyip, o kimsenin de kendisine kötü davranan annesine iyi davranmasıdır. Hikmet budur. Hikmet; sana laf söyleyen, seni eleştiren, senin gıybetini dedikodunu eden kimseye elini uzatmaktır. Hikmet budur. Hikmet; affetmektir, hikmet doyurmaktır seni aç bırakanı, hikmet selam vermektir sana selam vermeyene, hikmet gitmektir sana gelmeyene, hikmet sevmektir seni sevmeyeni, hikmet sana zarar verene dua etmektir, sana kötülük yapana senin iyilik yapmandır her halükarda, hikmet iyi insan olmaktır, iyi insan olmak, hikmet iyi ahlaklı olmaktır, sadece bilgiye sahip olmak değildir. Yoksa hikmetin genel manada gerçek sahibi Allah’tır. Hikmet bu manada ilm-i ledündür. İlm-i ledün ise direk Allah’ın kendi ilim deryasından o bir kimsenin gönlüne ilmin akmasıdır ilm-i ledün. Eğer siz iyi ahlaklı olur, iyi insan olursanız Cenab’ı Hakk sizin bilmediklerinizi öğretecek olandır. Ayet-i kerimede der ki “Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah işte hikmet, bildiklerini yaşamaktır. Bildiklerini size bilmediklerinizi öğretir” yaşamıyorsan yine ayet-i kerime mucibince kitap yüklü eşeklerden farkın olmaz. O zaman burada aranan şey bildiklerini yaşamaktır. Hikmetin zaten en önemli şeyi bildiğini yaşamaktır, doğru bildiğini yapmaktır, doğru bilgiyi harekete geçirmektir hikmet. Az önce bir kardeş diyor ki, eşim buraya gelmesine rağmen evde bana ve çocuklarına şiddet uyguluyor diyor. işte bu bildiği halde yapmamaktır yani kitap yüklü eşektir. Bir kimse doğruyu bildiği halde yapmıyorsa kitap yüklü eşektir ve o kimse insanlıktan uzaktır. Biliyor mu? Evet. Bildiğini yapmıyorsa kitap yüklü eşek. Bugün Müslümanların en büyük problemi bildikleri halde yapmamalıdır, bildikleri halde yaşamamalarıdır. Bildikleri halde yapmadıklarından ve yaşamadıklarından dolayı hikmete sahip olamazlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kırk gün sabah namazına kalkan bir kimsenin Cenab’ı Hak’ın, o kimsenin kalbine kendi hikmet pınarından akıtacağını söyler. O zaman demek ki bir kimse bildiğini harekete geçiremiyorsa o kimse hikmete nail olamayacak. Bilgili, bu neye benzer; bir kimse Kur’an-ı Kerim’i komple hıfzetmiştir, komple öğrenmiştir ama hiçbir şeysini yaşamıyordur veya bir kimse kendince insanlık adına doğru olan her şeyi biliyordur ama yerine getirmiyordur. Müslüman bu manada hem ibadetlerinden, hem ahlakından, hem de nefes alıp verdiği müddetçe her şeyinden sorumludur. Öyleyse mümin; bildiklerini harekete geçiren, harekete geçirip ona yaşayan hikmet sahibidir bu manada. Eğer öyle değilse, eğer o noktada değilse o kimse, sadece ve sadece biliyordur, hikmet sahibi değildir. Arasındaki fark şudur; hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelmezden önce Ebu cehil hikmetin babası olarak görünüyordu. Onun İslam dan önceki lakabı Ebu’l Hikem’di hikmetin babasıydı. İslam dan önceydi ve Ebu cehil çok bilgiliydi, çok bilgili olduğu için bir peygamberin de gönderileceğini ve Kureyş’ten gönderileceğini de biliyordu ve kendisine peygamberlik bekliyordu, kendisine peygamberlik bekleniyordu ve Kureyş’in ileri gelenleri bir şey danışacağında hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası olan ebu cehile danışıyorlardı ebu cehil danışma kurulunun başkanı gibiydi. O, hazreti peygamberden önce hikmetin babasıydı. Çünkü o bölgede ondan daha bilgisi yoktu ama bu yazıda belirtildiği gibi Cenab-ı
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Hakk peygamber olarak hazreti Muhammed-i Mustafa’yı seçmişti sallallahu aleyhi ve sellemi. O, peygamberliğinden önce de hiçbir yanlış yapmadı. O, peygamberliğinden önce insanlık dışı hiçbir davranışı yoktu. O, peygamberliğinden önce de şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet, vefa, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, iyi insan olma noktasındaydı. Bu tamamiyetle insanlık adına eksik olan hiçbir şeysi yok idi, tamdı. O yüzden o insanlar O’nun peygamberliğine iman ettiler ve o hayatı boyunca insanlık dairesinin dışında bir zerre dahi hareket etmedi, bir zerre. İnsanlık ölçüleri, insanlık doğruları o kadar yücelerin yücesindeydi ki bir insanın ona takat getirmesi mümkün değildi. O yüzden hazreti Peygamber “bana uyun” derken zahirini söyledi, manası haliyle “ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapın” Onun haline ulaşmak çünkü çok güçtü. Biz gördüğümüz gibi yapıyoruz oysa Allah’ı seviyorum diyenler için farklı bir ibare var, ne? “Bana uyun”, bakın bu daha farklı. Sevme iddiasında bulunanlar Ona uyacaklar. Normal şartlarda Ondan gördükleri gibi yapacaklar. Sufiler Ona uyacaklar. Az önce eşine şiddetle davranan kimseye o yüzden kızdım. Siz bir tekkeye gidiyorsanız hikmet ehli olma yolunda olacaksınız. Bu, Muhammed-i Mustafa’ya uyumayı gerektirir sallallahu aleyhi ve selleme. Buna derdin yok ise bal mumunla davet etmiyor hiç kimseyi kimse. Evet, sufiler kendi yollarına insanları zorla getireceğiz diye uğraşmazlar. Herkes sufi olacak diye bir kayıt yok, bir dert yok, bir zorunluluk yok. Yok. Öyle gidip iki zikrullah yapmakla da sufi olunmaz zaten. Öyle gideyim iki rüya göreyim, iki ders çekeyim, orda da oturayım bir sallanayım sufi olayım, yok öyle bir şey. Sufi olma yolunu seçenler Muhammed-i Mustafa’ya sallallahu aleyhi ve selleme uyumayı göze alacaklar. Bu yol O’na uyma yoludur, hikmet yoludur. Hikmet bu manada Muhammed-i Mustafa’nın haliyle hâllenme, O’na uymalıdır, O’na uymadır. Bir kimse O’na uyabildiği kadar hikmet sahibidir, af edebildiğin kadar hikmet ehlisindir, hataları örtebildiğin kadar hikmet ehlisindir, yanlışları düzeltme gayretinde bulunabildiğin kadar hikmet ehlisindir, açları doyurabildiğin kadar hikmet ehlisindir, ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını görebildiğin kadar hikmet ehlisindir, haramlardan uzak durabildiğin kadar hikmet ehlisindir, Allah’tan alabildiğin ilham kadar hikmet ehlisindir. Bu, satırdan okumakla değil bu sadırdan okumakla mümkündür, bu içten okumakla mümkündür, bu dıştan okumakla mümkün değildir. O yüzden tarih boyunca bütün insanlar doğrunun doğrusuna, doğrunun doğrusuna, doğrunun doğrusuna ulaşmak için gayret etmişler ve insanlar doğru nerde, ben nerden daha doğru öğrenebilirim diye yollara düşmüşler. Nerden doğru öğrenebilirim diye yollara düşmüşler doğruya ram olmuşlar. Bunun için seyahatler etmişler, bunun için o doğru bildikleri kimselerin önünde gidip doğrularını öğrenebilmek için talebe olmuşlar, biat etmişler. Buna sahabeden de örnekler vardır Efes’e kadar gelir, malum. Efes’ten Şam’a gider, kim? Sahabelerden, Türk, cennetle müjdelenen, “Ben Resulullah’ın ehl-i beytim” diyen. Ne yaptı: babasının evini, barkını, sarayını terk etti, öğrenmek için Efes’e kadar geldi. Efes’te bir papazdan ilim öğrendi, o papaz ölmezden önce O’nu kime yönlendirdi? Şam’da ayrı bir papaza. Şam’da ayrı bir papaza gitti, onda da yıllarca ilim öğrendi. Selman-ı Farisi. Ondan sonra Şam’da yıllarca onda ilim öğrendi. O’nun aradığı hikmetti ve Şam’daki papaz ölmezden önce
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
dedi ki, sen öğrenebilecek olduğun her şeyi öğrendin şimdi git, dedi Mekke’de bir peygamber çıkacak adı Ahmet olacak, Mekke’den Medine’ye hicret edecek O’nu bul, O’nu bekle, O’na iman et, O’na tabi ol, dedi. Selman’ı Farisi ne yaptı; bunun için tekrar yola çıktı ve Muhammed-i Mustafa’yı buldu. Selman’ı Farisi sülükten yani kandan, damardan değil yoldan gelen ehl-i beyttir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri O’na da o müjdeyi verdi “sen de benim ehl-i beytimsin” dedi, niçin? O çünkü hikmetin çocuğuydu, O, Allah’ın insanlara emanet ettiği hikmet sahibi idi ve hikmetin babası, insanların içerisinde Muhammed-i Mustafa’ydı sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Selman’ı Farisi’yi “ehl-i beytim” diyerekten Ona, hikmet olarak, o yoldan yürüdüğünden dolayı Onu ne yaptı? Ehl-i beytinin içine kattı dedi ki “Sende benim ehl-i beytimsin.” O zaman hikmet ehli aynı zamanda manevi olarak Muhammed-i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nesi olmuş oluyor? Ehl-i beyti olmuş oluyor. O zaman hikmet bu kadar kıymetli ve değerli ve insanı manevi olarak Muhammed-i Mustafa’nın ehl-i beyti eden bir olgu ve Müslümanların müminlerin yitik malı. Yani Müslümanlar ona sahip olmalı. Yitik mal, bu ne demek? Kaybedilmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ümmetinin ahir zamanda düşecek olduğu noktayı sanki ayan beyan bize göstermiş. Müslümanların, müminlerin, daha doğrusu hadis-i şerif müminlerin der Müslümanların demez. mümin olanların nesiymiş, yitik malı yani kaybettikleri malı. Kaybettiklerinizi tekrar kazanın, arayın, bulun, hikmete ram olun. Yolu: iman edip iyi amel işlemekte. Yolu: iman edip, haramlardan uzak durup, insanlara ve etrafına en temel noktada hiç zarar vermemekten geçiyor. Allah bizi o yolda olanlardan eylesin, Cenab’ı Hak cümlemizi affetsin.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları