Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Ahlâk ve Edep(1903) — Sayfa 14/20
Asabiyet üzerine kurulu bir devlet sistemi kurmak mümkün mü?
Asabiyet üzerine kurulu bir devlet sistemi, bunun gibi. Şu anda dünya üzerinde bunun oluşması mümkün değil.
Dilencilik nedir?
Onlar dilenmeye çıkmazlar. Hiçbir şeyin dilencisi değildir onlar.
İnsanları aldatan kişilerin kalplerini nasıl tanımlarız?
Bu tip insanların kalpleri hem karışıktır hem karanlıktır. Bunların görüşleri bulanıktır. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bu tip insanların yanında ‘A’ desen o ‘B’ dedi der. Sen ‘C’ desen o der ki ‘H’ dedi der. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bunların görüşleri de bulanıktır. Gerçekten kalbi kararmış olan bir kimsenin çıplak gözle bakışında da bulanıklık vardır. Çıplak kulakla duyuşunda da bulanıklık vardır. Bunlar tabiri caizse kalbi mühürlenmiş insanlardır.
İnsanları aldatan kişilerin davranışlarını nasıl tanımlarız?
O yüzden normalde bu tip toplumun önüne geçen insanları aldatmaya müteallik hareketler eden insanların dilleri süslüdür. Elbiseleri süslüdür. Kendileri süyldür. Süslüdür…Çok belagatlı konuşurlar. insanları aldatmak için birebirdirler ve bunlar tatlı dilencidir. Tatlı dilenci! Hatta şunu bile diyebilir. Ben senden bir şey istemedim ki. Tatlı dilencidir. Ama şunu der. Ya bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum. Yani ‘bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum.’ Bu ne demek? Bunu al demek! Ben şunu diyeceğim, arkadaşlar, buranın da kirası ödenecek ama…Bu ne demek? Buranın kirasını ödeyin demek. Tatlı dilenci bunlar. O yüzden size küçük nasihat olsun benden. Bir kimse tatlı bir şekilde dileniyorsa ondan uzak durun. Bu kim olursa olsun. Tatlı bir şekilde dileniyorsa, istiyorsa ve senin cebindekine, senin altındaki arabana, senin malına gözünü dikiyorsa uzak dur.
Hırsızlık ve yolsuzluk yapmak ne demektir?
Hırsızı. Kimi alkışladın? Fuhuşçuyu? Kimi alkışladın? Rüşvetçiyi. Kimin peşinden gittin? ‘Kardeşler, bu işler parasız olmuyor. Getirin bakalım. Hadi bir de makbuz bastırın dernek adına. Hadi bakalım bir para toplayın. Dergah yapacağız. Yatılı Kur’an kursu yapacağız. Cami yapacağız. Orada okutacağız insanları. Üç beş tane de genç kafalarına birer tane takke beyaz, birer tane cübbe, hafızlık açtık, Kur’an Kursu açtık. Toplayın. Toplayın! Ütün! Yiyin. Boğazınızda durmaz sizin. Neden? Mideniz ona alışmış. Midesi helala alışanın boğazına şüpheli girmez. Adamın midesi ağrır, karnı ağrır. O mide Allah’ı zikrediyorsa o kalp, mideye rahatsızlık verir. Bir şey var der. Dikkat et. Kokusu yanlış gelir o yemeğin, kokusu farklı gelir.
İhsan ve kerem sahibi olanlara ne yapılmalıdır?
Bilinenler, hikmetle dediler ki ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil. Seni nasıl galip edecek? O zaman o kimse o müştak, o yalancı, o müritlerin yalancı, düzenci davalara aldanmaması gerek.
Marufla amel etmek ne demektir?
Sen marufla amel etmek zorundasın. Edebinle, terbiyenle, ahlakınla, güzel ahlakınla amel etmek zorundasın. Farzları yerine getireceksin. Sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışacaksın ve kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, dikkat edin hadis-i şerife, cimri insana itaat edildiğini, cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman sen kendine bak, avam halkı bırak. Tekrar söylüyorum, marufla amel edin. Kötülükten uzak durun.
Müslümanlar nasıl bir hayat sürmelidir?
Bir Müslüman rahatı düşünmez. Bir Müslüman dinlenmeyi düşünmez. Bir Müslüman ben biraz rahat edeyim diye düşünmez. Biraz daha fazla uyuyayım diye düşünmez. Namazı yarın kılarım diye düşünmez. Orucu sonra tutarım diye düşünmez. Dersi sonra çekerim diye düşünmez. ibadeti sonra yaparım diye düşünmez. iyiliği sonra yapar, Cömertliği sonra yaparım diye düşünmez. Allah yolunda koşmayı sonra yaparım diye düşünmez. Böyle bir şey yok.
Müslümanlar nasıl bir davranış sergilemelidir?
Bir Müslüman rahatı düşünmez. Bir Müslüman dinlenmeyi düşünmez. Bir Müslüman ben biraz rahat edeyim diye düşünmez. Biraz daha fazla uyuyayım diye düşünmez. Namazı yarın kılarım diye düşünmez. Orucu sonra tutarım diye düşünmez. Dersi sonra çekerim diye düşünmez. ibadeti sonra yaparım diye düşünmez. iyiliği sonra yaparım diye düşünmez. Cömertliği sonra yaparım diye düşünmez. Allah yolunda koşmayı sonra yaparım diye düşünmez. Böyle bir şey yok.
Cömertliğin ne anlama gelmektedir?
Cömert kişi Allah’a, cennete ve insanlara yakındır. Cimri kişi ise Allah’a, cennete ve insanlara uzaktır.
Adaletin ne anlama gelmektedir?
Bir devlet başkanının, bir devletin adaleti bozuksa o devlet başkanı da o devlet de yıkılmaya mahkumdur. Siz devasa camiler yapabilirsiniz. Fas’ta yaptılar. Dünyanın en büyük camisi nerede? Fas’ta mıydı? Nerede? Fas’taydı, değil mi? Evet. Ama sen adalet dağıtmıyorsan orada ve senin senin tebanın adalet mekanizmasına güveni kalmadıysa, rüşvet kol geziyorsa, kayırmacılık kol geziyorsa, insanlar rüşvetle, kayırmacılıkla kendi işlerini görüyorsa orada bu tip işleri yapan kimseler bir cezaya mahkum edilmiyorsa senin devlet başkanlığın, devlet başkanlığı değil. Sen orada kartondan devlet başkanlığı yapıyorsun. O devlet, devlet değil. O kartondan bir devlet. Devleti devlet eden adalettir. Devlet başkanını devlet başkanı yapan adalettir. Eğer ŕŕŕ yok ise o devlette ve başkanda orası küfür nizamıdır. Orası zulüm nizamıdır. Zenginlere ayrı adalet, fukaralara ayrı adalet oluyorsa, zenginlerin vergileri affediliyorsa, küçük esnafın vergilerinden dolayı ensesinde boza pişiriliyorsa o devlette adalet yoktur. Zenginler ve ayrılmış, kayrılmış insanların mahkemede işleri görülüyorsa ve mahkemenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa ama fakir fukara olunca cezayı kitliyorsa o devlet adalet devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. Belirli bir partiye tabi olanlar, belirli bir yere tabi olanlar bir suç işlediklerinde suçlarının cezaları kesilmiyorsa ama normal vatandaş o suçu işlediğinde anında kodesi boyluyorsa, cezayı yiyorsa o devlette adalet yoktur. O devlet yıkılmaya da mahkumdur.
Adaletli bir yönetici ne anlama gelir?
Allah’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biridir. Adaletli devlet başkanı, adaletli yönetici.
Adaletli bir baba ne anlama gelir?
Çocuklarının arasında adaletli davran. Çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen adaletli baba değilsin. Sen çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen çocukların annesi noktasında zalim bir annesin, zalim bir babasın.
Adaletin önemini neden vurgulamaktadır?
İslam, adaletiyle ayakta durur. İnsan, adaletiyle ayakta durur. Bir işletme, adaletiyle ayakta durur. Bir kurum, ada,letiyle ayakta durur. Bir devlet, adaletiyle ayakta durur. Adalet yoksa bir yerde orada hiçbir şey arama, hiçbir şey arama. Bazen olur ya işte bir semazen talimlere gelmemiştir ama o tanındık biridir, annesi babası tanınmış birisidir, onu programa çıkarırsın. Adaletli davran, çıkarma talime gelmediyse. Ölçün başka bir şey olabilir. Aman ben bunu çıkarayım, pişsin bu. Sevsin bu, normalde buraya aidiyet kesbetsin. Onun başındaki kimsenin niyeti buysa söyleyecek bir laf yok. Ama öbür türlü, “ya bu benim arkadaşımın oğlu, benim arkadaşımın kızı…” Adaletli davran! Sen, adaletli davranmakla mükellefsin. Herkese ve her şeye adaletli davranmak. Allah bizi onlardan eylesin. Nahl suresi, ayet 90: “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” Allah’ın emri budur. Adalet, iyilik… Allah bizi onlardan eylesin. Adalet olmadan yapılan bir ihsan, yardım, adalet yok ya, o böyle hani bir rüzgar eser her şeyi alır götürür ya, öyle bir rüzgar eser alır götürür. Adalet yoksa bir şeyde o yeri de bir rüzgar eser götürür. Aile, aile bir rüzgar eser götürür, adalet yok. Dergah, eser götürür. O kimin dergahı olursa olsun adalet olacak. O bir kurum adalet yoksa yıkılır gider, dağılır gider, dağılır gider. Adalet önemlidir. Allah bizi onlardan eylesin.
İhsan ve adaletin ne anlama geldiğini anlatmaktadır?
İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı. O halife, o mecaz halife sadece mal dağıtmıyor, o kimse aynı zamanda adalet dağıtıyor. Çünkü bir devlet başkanının, bir devletin adaleti bozuksa o devlet başkanı da o devlet de yıkılmaya mahkumdur. Siz devasa camiler yapabilirsiniz. Fas’ta yaptılar. Dünyanın en büyük camisi nerede? Fas’ta mıydı? Nerede? Fas’taydı, değil mi? Evet. Ama sen adalet dağıtmıyorsan orada ve senin senin tebanın adalet mekanizmasına güveni kalmadıysa, rüşvet kol geziyorsa, kayırmacılık kol geziyorsa, insanlar rüşvetle, kayırmacılıkla kendi işlerini görüyorsa orada bu tip işleri yapan kimseler bir cezaya mahkum edilmiyorsa senin devlet başkanlığın, devlet başkanlığı değil. Sen orada kartondan devlet başkanlığı yapıyorsun. O devlet, devlet değil. O kartondan bir devlet. Devleti devlet eden adalettir. Devlet başkanını devlet başkanı yapan adalettir. Eğer ŕŕŕ yok ise o devlette ve başkanda orası küfür nizamıdır. Orası zulüm nizamıdır. Zenginlere ayrı adalet, fukaralara ayrı adalet oluyorsa, zenginlerin vergileri affediliyorsa, küçük esnafın vergilerinden dolayı ensesinde boza pişiriliyorsa o devlette adalet yoktur. Zenginler ve ayrılmış, kayrılmış insanların mahkemede işleri görülüyorsa ve mahkemenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa ama fakir fukara olunca cezayı kitliyorsa o devlet adalet devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. Belirli bir partiye tabi olanlar, belirli bir yere tabi olanlar bir suç işlediklerinde suçlarının cezaları kesilmiyorsa ama normal vatandaş o suçu işlediğinde anında kodesi boyluyorsa, cezayı yiyorsa o devlette adalet yoktur. O devlet yıkılmaya da mahkumdur.
İhsanın ne anlama geldiğini anlatmaktadır?
Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş, lütuf ve ihsan, Kaf’tan Kaf’a yayılmıştı. O kimse öyle hikmetli infaklarda bulundu o halife, öyle yerli yerinde işler yaptı, öyle böyle nerde kime yardım edilecekse buldu onu. Kime infak edilecekse onu buldu. infak etmek için infak etmedi. Kime infak, nereye infak edilecekse oraya infak etti. Yani sohbetin başında infak ediyormuş gibi görünüp Allah düşmanlarına yardım etmedi. Kafirlere, münafıklara, mürtetlere, Allah yoluna laf söyleyenlere yardım etmedi. Ya? Allah yolunda koşuşturanlara infak etti. Allah yolunda dostluk kurmaya çalışanlara infak etti. Nerede fakir fukara var ona infak etti. infak ettiği kimsenin tembelliğini arttırmadı. infak edersin, o infak geliyor diye tembellik yapar, çalışmaz, koşturmaz, gayret etmez. infak edenler de, “Ya bu bizim dostumuz, arkadaşımız, bunu görelim.” der. Doğru değil. Doğru yere infak etmek, doğru yere dağıtmak zekatını, sadakanı, fitreni veyahut da yapılan hayrını doğru yere. işte bu halife infakını doğru yerlere yaptı. Yele savurmadı. Rüzgarın önüne yem etmedi onu. Öyle olunca o böyle ihsan doğru yere yaptıkça deniz ve inci, mecaz buradaki anlam, onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale geldi. Yani o öyle doğru yerlere isabetli bir şekilde infak etti, deniz ve inci onun yanında sınıfta kaldı. Oysa denizi düşünün.
Nefsinin hevasına uymak ne sonucu doğurur?
Nefsinin hevasına uymak, insanın kendini kurda kuşa yem ettiğini, şeytana yem ettiğini, nefsine yem ettiğini sonucu doğurur.
Allah’a güzel bir borç ne demektir?
O kimse canını verdi ama malını verdi ama güzel ahlaklı davrandı, tebessüm etti. Yapması gerekeni yaptı.
Nefsine uyup da topuklarının üzerinde yolu terk edenlerden eyleme midir?
Nefsine uyup da topuklarının üzerinde yolu terk edenlerden eyleme.
Müslümanların paraları ve rahatları neden korunmalıdır?
Hele bugünün Müslümanlarının paraları kıymetli, rahatları kıymetli, uykuları kıymetli. Sakın ha onların keyfini bozacak, uykusunu bozacak, parasını bozacak bir şey andırma. Sakın bu yolu açma kendine ve açtırma da sana bir şey andırırsa de ki üstadımızın bu konuda kesin tavrı var. Ben bunu yaptığım için söylemiyorum. Size ölçü olsun diye söylüyorum. Ben yemeğimi yanımda götürüyorum. Ölçü size kalsın ben öldükten sonra da. Ben dinleneceksem arabada yatıyorum. Ölçü olsun size. Asla andırmayın. Yolunuza leke getirmeyin. Dervişliğinize, sufiliğinize leke getirmeyin. istismar etmeyin. Şey’enlillah demeyin. Hayır, bu yok. Bu yok. istemek ve andırmak yok. Cebinde paran varsa çık yola. Yanında yiyeceğin varsa ye. Yanında yiyeceğin yoksa isteme. Yedirmek için uğraşırlar, teşekkür ederim ben o işi hallettim, de. Yedim dersen yalan söylemiş olursun. Ben o işi hallettim de içinden başka bir iş niyetle. Yalan da söyleme. Andırma.
Kalp iyi olursa ne olur?
Kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur der hadis-i şerifte. "Akıl iyi olursa" demez, "kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur; kalp kötü olursa bütün vücut kötülüğe çalışır."
Aklın kılavuzluğunu inkar etmek mi yoksa ilahlaştırmak mı daha doğru?
Aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum, aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum, burada meselenin yanlış anlaşılmasını istemem. Akıl kılavuzdur, eyvallah ama aklımız ilahımız değildir. Aklı kılavuz gibi kullanmak farklı bir şeydir ama aklı ilahlaştırmak farklı bir şeydir.
Neden insanların dışına göre hükmetmemeli?
Allah insanların içine bakar çünkü dışına bakaraktan Cenab-ı Hak hükmetmez, o kimsenin kalbine bakaraktan hükmeder. Yaptıklarına da bakmaz kalbine hükmeder. Onun dışı hizmet ediyor olabilir, o esnada çorba dağıtıyordur, o esnada insanlara çay dağıtıyordur ama o kimsenin içi fi sebilillah Allah’ın işini yapmak değil de "bak ne kadar hizmet ediyor görsünler beni, bak ben ne işler yapıyorum, bak ben bu işi yaptığım için de sen bana tabi olacaksın" ona emrediyorsa, ona tabiri caizse kaba bir terim hardt hurt yapıyorsa o zaman onun içi başka dışı başka.
Velilerin ve mürşid-i kâmilin kılık ve kıyafete değil, iç aleme bakması gerektiği ne anlatılmaktadır?
O yüzden Allah dostları, veliler, herkesin beklediği kılık ve kıyafette değildir. Yere ve zamana göre millet ne bekler? işte kocaman bir kavuğu olsun, kocaman bir sarığı olsun, kocaman bir cübbesi olsun, yürürken etrafında avanesi olsun, korumalar olsun, araba son model olsun, arabanın yanında hopur hopur koşanlar olsun. “A işte o büyük mürşit!” Veya görüşemezsin. Birisi şeyh efendiye öyle demişti: “Efendim, siz herkesle görüşüyorsunuz,” dedi, “sizin kıymetinizi bilmiyorlar.”
Velilerin ve mürşid-i kâmilin, kılık ve kıyafete değil, iç aleme bakması gerektiği nedenidir?
O yüzden Allah dostları, veliler, bir taraftan da imtihanhane gibidirler. Onlar kimseyi imtihan etmez ama velilerin üzerinden insanlar imtihan olur, velilerin üzerinden müritler imtihan olur, velilerin üzerinden mürit olmasa da dışarıdakiler imtihan olur. Rabbim bizleri muhafaza eylesin. Amin. Bir kısa kıssa, yine şeyh efendiyle, Allah rahmet eylesin. Amin. Bizim bir derviş kardeşimiz oldu, Cidde’de uçak mühendisi, kulakları çınlasın, Hazreti Ebubekir efendimizin torunu, eski arkadaşlar, birileri geldiler bende misafir oldular filan, böyle eşiyle filan, çok muhterem birisi.
Münafıklar neden Müslümanların arasında yaşarlar?
Bu münafıklar, bu mürtetler, bu kafirler Müslümanların arasında Müslüman ismiyle yaşarlar. Bunları öldüklerinde tanımlayabiliyoruz biz Türkiye’de. işte nereye gömüldü? işte Hristiyan mezarlığına. Nereye gömüldü? Sebateist mezarlığına. Meşhur ya istanbul’da böyle yerler var. Yani adı Ahmet, adı Mehmet, adı işte böyle Türk Müslüman ismi gibi amma velakin bakıyorsunuz alkışlarla uğurlanıyor, ışıklar içinde uyuyor filan öyle diyorlar ya. Ondan sonra ama biz normalde onların işte Ermeni olduklarını veya sebateist olduklarını öldüklerinde öğreniyoruz. Aslında onlar öyleler ama kendilerini ifşa etmiyorlardı. Şimdi artık böyle bu şeyleri kalmadı, ifşa ediyorlar yavaş yavaş.
Münafıkların dini değerlerle alakalı davranışları nelerdir?
O kimse dini değerlerle alakalı dalga geçiyor, hakaret ediyor veya dini değerlere sıkı sıkı bağlı olan kimselerle de dalga geçiyor, onlara da hakaret ediyor. O zaman o kimse gerçekte ne? Münafık veyahut da kâfir. Duruma göre ama onlar zahiren Müslüman gibi görünecekler. Hani bilhassa siyasetçiler öyle yapıyorlar ya…Hani ne yapıyor? Ha, bir bakıyorsun adam normalde sabah namazına Emir Sultan’a gelmeyen adam; siyasete, seçimlere iki ay var, üç ay var, dört ay var…Yani sabah normal güne, sabah namazına Emir Sultan’da başlıyor. Bir de selfi yapıyor: "Günümüze Emir Sultan Hazretlerinde başladık" diyor. Seçimler bitiyor, Emir Sultan’la alakalı bir selfie yok. Güne Emir Sultan’la başladık demiyor, bitti çünkü seçimler veyahut da seçim zamanı bir bakıyorsun herkes Müslüman; bir bakıyorsun, aynı adam sarhoş, meyhanede. Aynı adam normalde başka yerde…Bu, siyasetçilerin düşmüş olduğu durum bu veyahut da o gidiyor, bir bakıyorsun, "Benim," diyor, "annem babam da Müslümandı." Bir Kur’an-ı Kerim okuyor orada, muhteşem. Tabi! Yani yapacak bir şey yok ama eylemlerine bakıyorsun, fiiliyatına; tam gâvur, tam bir gâvur! Bunlar ama kendilerini ne yapıyorlar? Müslümanmış gibi gösteriyorlar.
Münafıkların dini davranışları neden İslam’ın temel ilkelerine aykırıdır?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte: "Ümmetim için en çok korktuğum şey dilli münafıklardır." Dilli münafık…Yani dilinde onun öyle bir islam var ki bir anlatıyor, sen hayran oluyorsun veya o diliyle öyle bir şey anlatıyor ki sana, öyle konuşuyor ki sen kendi Müslümanlığından utanıyorsun. Dilli münafık…Bunların islam, dillerinde var. Hani gidip ona sorsan, o der ki: "Ben yalan söylemiyorum, hırsızlık yapmıyorum, çalmıyorum, çırpmıyorum." Sanki bütün Müslümanlar yalancı, bütün Müslümanlar hırsız, bütün Müslümanlar çalan, çırpan kimse, Müslümanlar bu çalmayı çırpmayı kendilerinde namazla örtüyorlar. Bu arkadaş, ondan sonra çalmıyor, çırpmıyor, yalan söylemiyorum, çok temiz. Namaz kılmaya da ihtiyacı yok! Hep söyledikleri şey şudur hani işte "Ben çalmıyorum ki…Ben çırpmıyorum ki… Ben hırsız değilim ki…Ben yalan söylemiyorum ki…Ben insanları kandırmıyorum ki…” Eee namaz? Ya namaz o yüzden ona ihtiyaç değil. Eee?Çalan çırpan kimse namaz kılacak kendini affettirmek için. Tezleri bu! Demiyor: "Ben münafığım kardeşim, ben namazı kılmıyorum." Demiyor: "Ben kâfirim aslında, ben namazı kılmıyorum." Şafiî’ye göre bir kimse kasten namazı terk etse, küfür ehlidir. Şafiî’ye göre bir kimse namazı kasten terk etse, kılmasa küfür ehlidir. Hanefîler bir tek demişler ki: "ibadetler imandan değildir. Bir kimse namazı kasten terk etse ama farz olduğunu söylese, o kimse küfre düşmez." demişler. Ama öbür türlü, "küfür ehlidir" demiş imam Şafiî. Ama o kimseler, namaz kılmadıkları halde namazla alakalı hüküm de söylerler sana. Allah bizi affetsin.
Münafıkların dış görünüşlerinin ne kadar aldatıcı olduğu?
Dış görünüşlerin hepsi de aldatıcıdır. Bir kimsenin dışı seni aldatmasın. Yol uzun, hemen kaptırma kendini. Sakin ol, birisinin üzerinde hemen olumlu veya olumsuz karar verme. Yol uzun çünkü. Bir insanın bir de nerede vurulacağı, nerede nefsine uyacağı belli değil. Bir zorluğu görüyor, dönüyor fırıldak gibi. Bir para görüyor, dönüyor fırıld, bir kadın görüyor, dönüyor fırıldak gibi, her şeyi atıyor kenara. Bir zenginlik görüyor, her şeyi atıyor kenara. Allah muhafaza eylesin, âmin.
Kalpazanların nasıl bir davranış sergiledikleri nedir?
Kalpazanlar ne yapar? Sahte para basar, değil mi? Geçenlerde gene birisi Adana’da mı nerede yakalandı, haberlerde vardı; dolar bastırıyormuş adam. Adam bir de diyor ki: “Ekonomiyi düzeltecektim ben” diyor. Adam kendince vatana millete, bak kalpazan, vatana millete o kimse kendince iyilik yaptığını düşünüyor. Hani hayır, o parayı bastırt, git Amerika’da kullan, ne yapmaya Türkiye’de milleti aldatacaksın. Yok! Gidiyor, Türkiye’de insanları aldatacak! Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir de diyor ki kalpazan diyor, normalde kalp paranın üzerine gümüş suyuna batırıyor. Tabi o zaman için gümüş akçe geçiyor ya. E şimdi kalpazan ne yapacak? Altın suyuna bandıracak. Şimdi kalpazan ne yapıyor? Altın suyuna bandırıyor. Münafık da kendisini altın suyuna bandırır.
Münafıkların toplumda nasıl bir etki yarattığı?
Normalde o içi boş, riyakar, ikiyüzlü, münafık ahlaklı insanlar, toplum içerisinde Allah muhafaza eylesin, böyle altın gibi gösterirler kendilerini. Hatta böyle zaman zaman dervişlik anlatırım, ben böyle söylerim, yani bir bakıyorum ki adam kendince, biz ona zikrullahı anlatıyorum, şunu bunu yapıyorum; o kendince şöyle görüyor kendini, yani: onun ihtiyacı yok öyle bir şeylere yani zikrullah yapanlar, bu tarikat ehli olan, yalancı, hırsız, uğursuz, tembel…Böyle şeyler. Ben tabi çatır çatır konuşunca kalıyor.
Mümin terbiye edilmeden ne olur?
Mümin de terbiye edilmesi gerekir. Terbiye edilmezse, o mümin lezzetli bir hale gelmez. O, bir sufi terbiyesinden geçecek. O sufi terbiyesinden geçince olgunlaşacak, yenilir hâle gelecek, aranılır hâle gelecek.
Kalbin aklı nedir?
Kalbin aklı, mevcut aklın üstündedir. O yüzden manayı ancak kalp aklı ile anlayabiliriz, başka türlü anlayamayız.
Kör bir kimsenin yolda yürüyebilmesi için ne gereklidir?
Kör bir kimsenin yolda yürüyebilmesi için muhakkak onun bir dayanağa, bir desteğe, bir gören kimseye ihtiyacı vardır.
Din yolunda yürümesi için ne gereklidir?
Din yolunda yürümesi için de bir kimseye böyle dayanak, delil lazımdır. Bu akılperestler kendilerince kendi akıllarını bir dayanak, bir delil olarak koyarlar.
Akılperestlerin kendi akıllarını nasıl kullanırlar?
Akılperestler kendi mantıklarını, kendi akıllarını üstün tuttukları için kalbi akılları da çalışmadığından, basiretleri de açılmadığından zahiri delil ve dayanaklara bağlı kalırlar.
Din ehli, savaş meydanında nasıl bir rol oynar?
Din ehli, burada din ehli o zaman biz kendimizce onu yorumlayacağız, sufiler yani sufilerin başarısı dışsal disiplinden ziyade onların üstatlarının öğrettiği kalbi disiplinle mümkündür. O yüzden o hem dış disiplinini hem kalp disiplinini o kimse sağlamalı ki sağlayınca da o muharebeden galip çıkmalı.
Sufilerin başarısının temelini ne oluşturur?
Sufilerin başarısı dışsal disiplinden ziyade onların üstatlarının öğrettiği kalbi disiplinle mümkündür.
Muhafız bir asker nasıl davranmalıdır?
Muhafız bir asker hem dış disiplinini hem kalp disiplinini sağlamalı ki sağlayınca da o muharebeden galip çıkmalı. Kime karşı muharebe? içeride nefis ve şeytana karşı, dışarıda kafirlere, münafıklara karşı bu muharebe.
Manevi bir asker nasıl olmalıdır?
Manevi bir asker savaş meydanında sufi. Savaş meydanındaysa o gören padişaha intisap edecek, onun emirlerini yerine getirecek. Sen bilmezsin ben bilirim demeyecek o bu manada itaat edecek.
Körlerin yol bulmaları için ne yapılmıştır?
Körlerin yol bulmaları için körün elinde bir değnek var. Körün elindeki değneği yapan gören birisi var. Körün elinde bir asâ var, o asâyı yapan gören bir kimse.
Körlerin kendi kendine bir şey yapabildikleri mi?
Kör kendi kendine o asâyı yapması mümkün değil. Ya? Gören bir kimse asâyı yaptı, onun eline verdi.
İnsanları aldatanlar kimlerdir?
Onlar böyle aldatacaklar insanları, insanları ifsat edecekler, dini hayatlarını.
Haklarınızı helal edin ve helal olsun neden önemlidir?
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun, inşallah. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. El-Fatiha maassalavat. Amin.
Münafıklık neden meydana gelir?
Münafıklık iki şekildedir: Bir, amelde münafıklık vardır. iki, akaitte, inançta münafıklık vardır. Hani ibadette münafıklık bellidir. O kimse "namaz farz, namaz farz ama ben kılamıyorum kardeşim." der. Amelde münafıklık. Hani onlar konuştuklarında yalan söylerler, emanete hıyanet ederler, verdikleri sözü yerine getirmezler. Üç taneden, üç tane bir veya bazı hadisi şeriflerde dört tanedir. Bunlardan birisi üzerinde varsa, üzerinde onun münafıklık alameti vardır. Yani biz yine münafık diyemeyiz ona, münafıklık alameti var onda. Bu amelde münafıklık. Bu ameli yani bazen yalan kaçırıyor veya bir söz veriyor, sözünde durmuyor.
Gösteriş için ibadet etmenin zararı nedir?
Gösteriş için ibadet etmek, gösteriş için cömertlik yaptığını göstermek, gösteriş için zekat dağıtmak. Kamyonun önüne yazıyor, "bilmem ne tekstilin zekatıdır." Tabi kamyon nereye gidiyor? Onun köyüne gidiyor, gır gır gır gır gır gır gır…Bir de videoya çekiyor onu. Bir de bana gösteriyor, "Hocam," diyor, "köye zekat dağıttık," diyor. "Bak bak’, bana gösteriyor. Benim tekstilciler meşhurdur Bursa’daki. Ona bakıyorum, "Bu zekat olmamış," dedim. "Nasıl?" dedi. "Kardeş" "sen," dedim, "burada gösteri yapmışsın," dedim. "Bu," dedim, "zekat değil. "Sen," dedim, "şan şöhret yapmışsın köyde," dedim, "havanı atmışsın sen," dedim, "tribünlere oynamışsın," dedim. Bu kaldı! Tabi yazdırmış filanca tekstil. Tabi, filanca tekstil, altına da ismini yazdırmış. Bildiğiniz pankart yazdırmış ya adam kamyonun önüne! ismini de yazdırmış, köye göndermiş adam! "Gösteriş için ibadet oluyor" dedim. "Sen tribünlere oynamışsın," dedim. "Kamyonu gönderecektin oraya gece dağıttıracaktın" dedim. "Ordan" dedim, "fabrikadan on tane de eleman alacaktın" dedim. "Onlara da bir de ayrıyeten" dedim "mesai verecektin, gece kapılarına dağıttıracaktın" dedim. Baktı şimdi bu, "o zaman adın sanın duyulmayacaktı ama" dedim. Adın sanın duyulmayacaktı. O yüzden gösteriş için ibadet eden kimse, o amelde değil itikatta münafık.
İnançta münafıklık nedir?
İnançta münafıklık, diliyle iman ettiğini söyler ama kalbiyle iman etmemiştir. Buhari ve Müslim. Bu münafık gönüllüler, bu münafık gönüllüler, bu tip kerametlere, mucizelere, bu tip olağanüstü hallere inanmazlar. inanıyormuş gibi gösterirler. Dervişlerin arasında da vardır bu. Mesela birisine şeyh efendi bir keramet anlattırır. ‘Anlat bakalım’, ‘ya bu yaşamamıştır öyle bir şey ya, bu olmamıştır öyle bir şey,’ der. Allah muhafaza eylesin.
Gönül nasıl tecelli eder?
Sen gönlünü öylesine parlat, öylesine cilala, zikrullah ile tertemiz eyle, tövbeyle yıka. Sabah kalk, ne yaşadıysan yaşadın, de ki: ‘Dünden kalma neyim varsa attım ben, her türlü günahı işledim, benden daha kusurlusu yok bu dünyada, benden daha hatalısı yok bu dünyada. Ama ben seni tanıdım, seni bildim. Bu seher vaktinde bu ihtiyarı affeyle. Geldim kapına dayandım. Senden başka tövbe edecek hiç kimsem yok, senden başka elimden tutacak hiç kimsem yok, senden başka derdimi anlatacağım hiç kimsem yok, senden başka kendimi şikayet edeceğim de hiçbir yer yok.
Ahlak ve eylemlerle ilgili bir örnek verir misiniz?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Ebu Hureyre ile karşılaştı ya bir hurma bahçesinde, dedi ki: “Ey Ebu Hureyre, ilk gördüğüne tebliğ et, kim la ilahe illallah derse cennetlik olur, kurtuluşa erer.” Ebu Hureyre dedi ki: “Ya Resulallah, ben söyleyince buna kimse inanmaz ki!” Hemen ayakkabılarını çıkardı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem , dedi ki: “Delil olarak benim ayakkabılarımı göster.”
Gençlerin imanı ve sabiri neden önemlidir?
Her şeyin bozulduğu, her şeyin böyle tarumar olduğu, bütün deccaliyetin ve şeytaniyetin her yerde kol gezdiği bir zamanda bir kimse iman edip, iman edip imanında sabit kalıp farzlarını yerine getiriyorsa evliyadır o; o evliyadır.
İnsanın manevi istidatı nasıl değişir?
Fıtri istidatlar değişmez. Dağların yerinden oynayacağına inanın insanın fıtratının değişeceğine inanmayın. Fiziki fıtratlar değişmez, manevi fıtratlar, manevi huylar, manevi ahlaklar değişir. Bunlar gelişir, bunlar derinleşir; bunlar o kimsenin istidadını da değiştirir, huyunu da değiştirir, suyunu da değiştirir, bakışını da değiştirir.
Bugünün insanının eksiklikleri nedir?
Şimdi bugünün insanında hamd yok, şükür yok, teşekkür yok. Bugünün insanında yetinmek yok. Bugünün insanında bir şükürsüzlük, bir hamdsizlik, bugünün insanında bir savurganlık, bir israfçılık almış götürmüş kendini. Almış götürmüş yani bir çay içiyorsun, çayına hamd et. Su içebiliyorsun, suyuna hamd et. içebildiğin için hamd et. Olmayıversin senin on kat elbisen, olmayıversin! Lüks bir dairen olmayıversin senin. Lüks bir araban olmayıversin! Cenab-ı Hak bahşetmişse sen çalışmana devam et, yürümene devam et. Sen çalışmana ve yürümene devam et. Başına gelen sıkıntılardan yoldan çıkma. Bu sıkıntılar seni yolundan etmesin. Bu sıkıntılar seni eşinden etmesin, çocuklarından etmesin. Aileni koru, işini koru, kendini koru, dergahını koru, yolunu koru, istikametini koru. Bir imtihanda savrulup gidenlerden olma. Bir üfürüğe kurban etme kendini, “püf” dedi gitti. Ne oldu? Şu oldu da, bu oldu da yan yattı…Ya oğlum, peygamberlerin başına gelenleri okumadın mı hiç? Hangi peygamberin hayatı el bebek, gül bebek geçmiş? Hangi peygamber pembe pamukların içerisinde büyümüş, yaşamış, öyle ölmüş? Böyle bir hayat yok, böyle bir din yok zaten. islam ayrı! Sende bir dert olacak, sende bir sıkıntı olacak. Ama insanlar bilecek ama bilmeyecek; sen de bu olacak.
Kalp ve akıl arasındaki fark nedir?
Kalp düşünecek kalp, buradaki akıl değil, kalp. Kalbi akıl dediğimiz şey bu bizim, feraset nuru dediğimiz şey bu. Basiret nuru dediğimiz şey. Hani aslında kalbin hallerinde, kalbin halleri çünkü nefsin meratiplerinden ayrıdır.
Nefis meratibi ve kalp arasındaki ilişki nedir?
Bir kimsenin nefis meratibinden kalp etkilenir mi? Evet, bak, kalp etkilenir mi? Evet. Mesela, son nokta o kalp, nefis belli bir noktaya gelince o kimse zaten kalbi de bu noktada onun o nefisle mücadeleden sonra belli bir aydınlığa erişiyor ama kalp de bu kalbidir; ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, hakke’l yakîn. Bunu böyle bu fakir tanımlar ya. Yani, bu normalde bu kalbin yakınlığıdır. Bu kalple alakalıdır direkt. Nefsin kalple bağlantısı var mıdır? Vardır. Hani nefis meratipleri olarak ama kalbin yolu, kalbin yolu kendisine münhasırdır. Kalbin ayağı kendisine münhasırdır. Çünkü orası zahire göre değildir. O normalde zahir olarak bir kimsenin dış görüntüsü; cübbesi, takkesi, sarığı, bilmem nesi, aldığı ilim, okuması, onu bunu, okuması, yazması filan, bunların hepsi de zahirle alakalıdır.
Müslümanların gâvurca yaşamaları neden bir açmaz olarak görülür?
Bizim ülkemizdeki en büyük açmazlardan birisi bu. Biz Müslümanız diyoruz, gâvurca düşünüyoruz, gâvırca yaşıyoruz ama Müslümanız. Tavrımız, ahlakımız, davranış biçimimiz, düğünlerimiz, derneklerimiz, eğlencelerimiz…Hepsi de gâvurca olmuş. Bunu, bunu satın almışız bir de. Böyle davranmayan bir kimse olunca biz onu düşmanlaştırıyoruz, karşı cepheye koyuyoruz. Hemen birileri çıkıyor, ahkâm bile kesiyor. Din adına ahkâm kesiyor.
Mümince bir hayat ve düşünce neden inkarcıları rahatsız eder?
Mümince bir hayat ve düşünce inkarcıları rahatsız eder. Mümince bir hayat, mümince bir yaşantı onun için nefret edilecek bir şeydir. Evet, sen mümince yaşarsın. Mümince yaşamaya çalışanlara derler ki: Araplaştınız. Allah Allah! Nereden Araplaştık? "Arapların dininden gidiyorsunuz." Allah Allah! Şimdi yeni moda ne biliyor musunuz? Türklerin şaman dini.
İnsanlık neye göre ölçülmelidir?
İnsanlık, erdemliliği insanlık faktörleri farklı bir şeydir. Bu böyle, hata şurda; insanlar bunları namazla, oruçla ölüyorlar, bu böyle doğru ölçü değildir. Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri ‘Ümmetimin namazı, orucu sizi aldatmasın’, der. Siz onların muamelesine bakın.
İslam’da iç temizliği nasıl korunur?
İslam, iç ve dış dengeyi korur ve kollar. Hem zahiri korur hem de batını korur. islam bu noktada denge üzerine yürür. Senin zahirini temiz tuttuğu gibi, batınını da temiz tutar. Batını temiz tutmanın yolu nerden geçiyor? Tövbe etmekten geçiyor ve hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne buyuruyor: “Bilin ki vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi ve düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki, o kalptir.” Buhârî’de geçiyor bu hadis-i şerif.
İslam’da kıyafet ve giyim nasıl değerlendirilir?
Allah, temiz giyinenleri sever. Allah kulunun üzerine vermiş olduğu nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Evet, sen iyi giyin, sıkıntı yok marka budalası olma, marka salağı olma. iyi giyin. Bunda bir problem yok. Senin kılık kıyafetine karışacak da değiliz. Sen iyi giyin ama marka aptalı olma. Sen bu kapitalist sisteme köle olma. Sen bu emperyalistlere köle olma. Gidip de Yahudi markalarından bir şey alıp da hava atacağım diye uğraşma, yapma. Sufisin, yapma. Sufisin sen çünkü yapma. Bilmem ne marka saatle hava açacağım diye uğraşma, yapma. Sen ahlakınla, sen edebinle, sen terbiyenle, sen kültürünle, sen bilginle, sen ağır başlılığınla öne çık.
Müslümanların ayıbını örten kimseye ne denir?
Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da onun ayıbını dünya ve ahirette örter. Kim bir Müslümanı ayıplarsa, (buraya dikkat edin) kim bir Müslümanı ayıplarsa Allah da onu rezil eder ve evinin içinde dahi olsa rezyil eder. Kim Bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da onun ayıbını dünyada da ahirette de örter.
Bir Müslümanı ayıplayan kişiye ne denir?
Kim bir Müslümanı ayıplarsa, bir Müslümanı ayıpladı, onu diyor dünyada rezil eder, evinin içinde de olsa rezil eder. Başkalarının kusurlarını örtmeyi bilelim. Nasihat edelim. Kardeşimizdir, eşimiz, çocuklarımızdır, nasihat edelim. Din nasihattir ama ayıp ve kusurlarını örtmesini bilelim.
Bir hata yapan yakınımızı nasıl davranmak gerekir?
Bir hata yaptı, arkadaşımız, kardeşimiz, annemiz, babamız, çocuğumuz bir hata yaptı. Yaptı! ikide bir de onun önüne koymayalım onu. Bir daha bir daha utandırmayalım. Bir daha bir daha onu tahkir etmeyelim. Bir daha bir daha ona bir şey söylemeyelim.
İslam’da kusurları örtmek ne anlama gelir?
İslam dünyası bunu ne yazık ki kaybetmiş. Asıl sarsıcı yere geldik: “Fakat gayb aleminin parlak, pâk ruhu hiç Ayıp görür mü? Ayıp gözlü olanlar ayıpları ayıp görürken gayp aleminin pâk ruhu hiç ayıp görmüyor. Tellerin yandığı yer. Manen kemale ermiş olan, bu konu bitmez, 22.32, bu konu çok su götürür, kısaca geçeyim mi?
Aklı cüzi nedir?
Aklı cüzi dediği, bizim mevcut aklımız; karnımız acıktığında yeme ihtiyacı hissettiğimiz, normalde bir şeyi tefekkür ettiğimizde bir şeyi düşündüğümüzde almış olduğumuz ilmi, bilgileri analiz eden, normalde Allah’ın bahşettiği en büyük nimetlerden birisi ve insanı da diğer varlıklardan ayırt eden bir olgu.
Aklın reddedilmesi ne anlama gelir?
Bazı sufiler aklı reddederler, reddettikleri akıl bu değildir. Bizim reddettiğimiz akıl, aklın ilahlaştırılmasıdır. Çünkü akıl, verilen bilgi kadar analiz eder, verilen bilgi kadar düşünür, verilmeyen bir bilginin üzerinde akıl hükmetmez.
Aklın Allah’ın rızasını kazanmakta ne kadar önemli olduğu?
Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için akıl lazımdır, o rızayı kazanmak için de o akıl onun için önemlidir yani çünkü aklı olmazsa sorumlu olmaz ve normalde aklı olmazsa o kimse, hani akletmezse cehaletten kurtulması mümkün değildir.
Aklın insanı cehaletten kurtarması nasıl açıklanır?
Akıl, insanı cehaletten kurtarır. Akıl, bu noktada kendisini iyi kullanmayı bilenler için muhteşem bir şeydir. Doğru yolda yürümek için de akıl lazımdır, eğri yoldan kaçmak için de akıl lazımdır.
Aklın Allah’a yaklaşma yolunda ne kadar önemli olduğu?
Yani insanlar böyle sufinin cahili, aklı tamamiyetle reddeder, şeytanın oyuncağı olur. Biz bu noktada durmaktan Allah’a sığınırız çünkü normalde insanın doğruyu bulması da akılla alakalıdır. Mesela kimisine deriz ya zeki diye, akılla alakalıdır.
Bilgisiz bir kişinin davranışları nasıl?
Buna artı bir de bilgisizlik ve cehalet eklenince artık o sana düşmanca bir tavır takınır.
Görgüsüzlük nedir?
Sen bir restoranda yemek yiyeceksen hiç kimsenin görmediği yere git otur. Herkesin göreceği yere oturma. Görgüsüzlük bunlar. Bu, kendi kendisinin reklamını yapmak, görgüsüzlük. Herkesin içerisinde telefonla işin yok, telefonla oyna, görgüsüzlük! Bir arkadaşlarınla oturmuşsun, masaya telefonunu koy, masaya normalde arabanın markasını koy, masaya bir şeyler koy, görgüsüzlük, görgüsüzlük! Ama bu kültür, görgüsüzlüğü pompalıyor.
Görgüsüzlük neden olur?
Senin bir eğitimin yok, senin bir kültürün yok. Sen kültürsüz, köksüz bir insansın. Senin kültürün olmuş olsaydı, bir kökün olmuş olsaydı, marka budalası, marka aptalı olmazdın. Senin bir eğitimin olmuş olsaydı, eğitimin olmuş olsaydı, sen tırnak içerisinde değerler eğitimini almış olsaydın ailenden, sen böyle bir şeyi göstere göstere yaşamazdın ama onu verecek aile de yok. Aileler de görgüsüz. Görgüsüzlük bunların hepsi de.
Gösteriş nedir?
Gösteriş, görgüsüzlüktendir. Nefse uymaktandır. Böyle ne yediğini bilmemek de görgüsüzlükten, kültürsüzlüktendir. Gece gündüz yemek yiyor, görgüsüzlükten, kültürsüzlükten. Akşam belli bir saatten sonra yeme, Sivaslılar gibi olma. Sivas’a gittim, gece saat birde yemek, sofra kuruyorlar. Dedim bu ne? Yatsılık diyorlar onlar, bildiğiniz yatsılık diyorlar. Yani sofra böyle basit bir sofra değil, Allah ne verdiyse. Hiç şeyleri yok bu konuda böyle yavaşları da yok. Diyorum bu ne? Bu yatsılık diyorlar. Biz bunu yemeden uyuyamayız. Naki, öyle mi? Sen de devam ediyor musun hâlâ da? Ediyor!
Yatsılık nedir?
Yatsılık geçiyorsunuz yani, dayanamıyorsunuz, tabi! Yani kültür oturmuş. Ben bunu denemeye kalktım, yüz otuza çıktım. Yok, bu mümkün değil. Sürdürülebilir bir şey değil ama yiyorlar. Bu bir de envai çeşit. Yatsılık dediğin şey ne ararsan var sofrada. Yani sofra kallavi böyle içinde bir de ne, lavaş ekmek mi ne diyorsunuz siz? Yufka ekmek. Tabi yufka ekmek, böyle yiyorlar, bir de sen yemezsen üzülüyorlar, kırılıyorlar, inciniyorlar. Ya benim kültürüm değil diyorum ben. Ya kurban olayım Mustafa abi ya, diyor. Yani Ege’nin diyor kültüründe bunu yemiyor musunuz, diyor. Yemiyoruz diyorum ya, biz bunu böyle yemiyoruz. Kışın bir tek meyve, çerez; işte yazın meyve yeriz diyorum ben, bu kadar. Yok, böyle bildiğin yufka ekmek, kavurma, evirme çevirme, ne o, pastırma, ne ararsan var ya. Ha, otantik, naturel yiyecekler, ayrı mesele ama sufi az yemeye çalışacak, az yiyecek, az uyuyacak. Ya nerde az uyuyacak sufi, görmedik ya. Yok!
Yatsılık neden olur?
Ben artık Bursa’da dokuzdan önce dükkan açan, ne o, dükkan erbabı bilmiyorum. Bir Cevdet; diyorum Cevdet, kaçta geleyim, kaçta gelirsen gel diyor. Biz yedi buçukta dükkanı açıyoruz diyor. Kaçta açıyorsunuz Cevdet? Yedi buçukta. Yok, açmıyor millet yedi buçukta dükkan. Sekizde dükkan açmıyorlar. Kapalı çarşı onda açılıyor. Nerde, kapalı çarşı esnaf var mı? Kim var? Hepsi bugün orda zaten, değil mi? Sabah onda açılıyor kapalı çarşı. Yani sabahleyin siz erkenden bir yere gideceksiniz değil mi, yani kapalı çarşıdan bir şey alacaksınız, alamazsınız. Saat onda açıyorlar. Sizin dokuzda, sekiz buçukta kapalı çarşıya girmeniz mümkün değil. AVM’ler de öyle, onlar da onda açılıyor, değil mi? Var mı AVM’de çalışan? Var olsa dahi varım demeyecek mi yoksa? Evet, onlar da onda açılıyor. Onlar akşam onda kapatıyorlar herhalde, değil mi? Onda, on birde. Kaçta kapatıyorlar? Onda mı kapatıyorlar? Evet. O zaman ne olacak? Şişmanlık, uyku, tembellik, ardı ardına geldi. Ardı ardına gelince Allah muhafaza eylesin, yapacak bir şey kalmadı.
Kıyafetlerin ve eşyaların eski olması neden önemlidir?
Eskitmeyin, dostun eskisi makbuldür. Eskisi makbuldür! Kıyafet; benim için özel bir anlamı vardır. Benim için bu gömleğin özel bir anlamı var, içimdeki fanilanın özel bir anlamı var. Bunu böyle siz tuhaf görebilirsiniz, kıymetsizleştirebilirsiniz, değil! An kıymetlidir.
Nankörlerden olmamak için ne yapmamız gerekir?
Sen oturdun zikrullah halakasına, o da seni zikretti, kıymetlendin. Nereden kıymetlendin? Zikrullah halakasında kıymetlendin. Bir mürşidin elini tutaraktan kıymetlendin. Bir mürşidin sohbet halakasına oturaraktan kıymetlendin.
Neden o altın halakaya nankörlük ettik?
O altın halakaya nankörlük ettin. O altın halakaya vefasızlık ettin. O altın halakaya sırtını döndün, gittin. O altın halakaya defans yaptın. O altın halakanın dediklerini de yerine getirmedin. Şunu şöyle yap dediler, es geçtin. Bunu böyle yap dediler, es geçtin.
Eğri yolu tercih eden kişi neye manen bağ kesilmiştir?
Yok, o kimse eğri yolda gidiyorsa benim haftalardır söylediğim şey, o kimsenin manen bağı kesilmiştir.
Kadınların sabırlı olması gerekir mi?
Kadıncağız tabi hiç hayır dememiş ölünceye kadar. Öldükten sonra bile hayır demiyordu annanem ona. Ondan sonra o da efeyim diye dolaşıyor. Asıl efe, arkadaki kadın.
Nazlanmanın neden yanlış olduğu söylendi mi?
Naz için gül gibi bir yüz gerek. Öyle bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma. Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir. Gözün hem kör hem de hastalıklı oluşu müşküldür. Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme! Yakupcasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma.
Müslümanlar arasında tevazulu davranmak ne demektir?
Müslümanlar arasında tevazulu davranmak, onlara şefkatli ve merhametli davranmak, onlara karşı alçak gönüllü davranmak demektir. Allah’a, Resulüne, sizden olan emir sahiplerine itaat etmeyen, onlara tevazu göstermeyen bir kimse, Müslümanlara hiç tevazulu davranmaz.
Sevilmeyecek kimseleri sevmek ne tür bir zulümü ifade eder?
Sevilmeyecek kimseyi olduğundan fazla sevmek ona da zulümdür, evet. Sevilmeye layık olmayan bir kimseyi sevmek ona da zulümdür, sana da zulümdür, Sen sevilmeyecek kimseyi seversin ona zulüm edersin, şımarır, iyice, kendinden geçer, kendini bir şey zanneder, yapma. Sevilecek olanı sev, gidip otu, çöpü sevip de onu yüceltme. Onu kibir deryasına atıyorsun, yapma.
Hizmet etmek ve tevazulu davranmak neden önemlidir?
Hizmet etmek ve tevazulu davranmak, bir başkasına tepeden davranmamak ve ona öte git dememek için önemlidir.
Tembellik neden bir sorun olarak eleştirilmektedir?
Sorduğunda iş yok. Bütün esnafa sor, hep şikayetçi. Kaçta açıyorsun dükkanı? Onda. Kaçta dükkana gidiyorsun? Dokuzda. Yani birisi şunu demiyor, ben sabah namazını kıldıktan sonra evde oturmam, giderim, dükkanımı açarım. Yok böyle bir şey. Tembellik diz boyu. Allah muhafaza eylesin. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri ilk Müslümanlardan biat alırken Kur’an ve sünnete tabi olmalarına, aynı zamanda da tembellik yapmamaları, çalışmaları, gayret etmeleri için de biat alıyordu. Tabiatın içerisine onu da koyuyordu. Diyor ki tembellik yapmayacaksınız.
Tembellik neden İslam dünyasında yaygın bir sorun olarak görülür?
Burdan şunu çıkarabilirsiniz, Araplar tembel, ırkçılık gibi değil bu ama Müslümanların geneli tembel. Gerçekten tembel. islam dünyası tembel, çalışmıyor islam dünyası. Ondan sonra da her türlü bahane hazır! Dış güçler var, iç güçler var, bizim kalkınmamızı istemeyenler var, bizim iyi olmamızı istemeyenler var, bizim buluşlar yapmamızı istemeyenler var, var da var…Hiç kimse şunu demiyor, ya canım kardeşim, biz de tembellik var, bizde üçkâğıtçılık var, bizde işini yürütme düşüncesi var, yani üniversitede adam doçent olacak, profesör olacak, bir torpille doçent, profesör oluyor adam! Bir yayın yapacak, ver 5.000 $ uluslararası yerde bir yayın yaptıralım! Adam biz bir profesöre şunu sormuyoruz. Neyle profesör oldun, yeni bir icadın var mı? Yeni bir şeyin var mı? Yok veyahut da biz işte soruyorum ya bazen şeyhin ne iş yapıyor?
El öpme ve ayağı baş koymak arasındaki fark nedir?
Her ne kadar ayağı baş koymak da bir yakınlıktır fakat el öpme yakınlığına nispetle hatadır, düşkünlüktür. Yani sen elini öperken normalde gidip de senin ayağını öpmeye çalışman senin düşkünlüğüne işaret, senin makamı kaybettiğine işaret. Sen normalde evet, evvelkine nispet sen bir çıt aşağıdasın. Önceden elini öpüyorsun, şimdi kendince ayağını öpmeye çalışıyorsun. Ayağını öpmeye çalışırken o senin çenenden tutmuş kaldırmış yukarı, elini öptürmüş sana. Bunu nimet bil. Bunun kadrini kıymetini bil. Burdan aşağı düşmemeye çalış. Yok sen kendi kendine yine aynı terenenniye gidip ben layık değilim deyip de ayağını öpmeye çalışmak küstahlıktır, kibirliliktir. Allah muhafaza eylesin çünkü hazreti peygamber için Cenab-ı Hak dedi ki, peygamber size ne verdiyse alın, itiraz etmek hâşâ peygamber sallallahu ve sellem e itiraz etmek çok büyük bir küstahlıktır. O kimsede ne manevi hâl kalır, ne manevi perde kalır onda. Çok büyük küstahlıktır. Allah muhafaza eylesin.
Padişahın yüzünü görmüş olmak ve başka birine bakmak arasındaki fark nedir?
Padişahın yüzünü görmüşsün, padişah diyor yüzünü birisine gösterdiyse artık o kimsenin başkasına bakması kabul edilebilir bir şey değildir. Lokman ayet 22: ‘Kim iyilik yaparak yüzünü Allah’a çevirirse muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. O zaman sen kendini teslim etmişsin Allah’a, Allah’a teslim etmiş ve Allah da sana cemalini göstermiş. Cemalini sana göstermiş, hediye etmiş, lütfetmiş, ikram etmiş. Artık senin kalkıp da yüzünü başka bir yere döndürme, yüzünü başka şeylere çevirme, kalbinin içerisine dünya sevgisi koyma lüksün yok. Sen artık Allah’la her an ve an cemalleşmenin yolunda yürü çünkü sanat sırrını göstermiş, sana mahcemâlini göstermiş. Sana Cemal sıfatının tecelliyatını yaşatmış. Senin artık ordan geri dönüşün yok. ordan geri dönüşün senin küfründür, ordan geri dönüşün senin küfündür. Başkasının hatasıdır, kusurudur ama Allah’la cemalleşen bir kimsenin yüzünü başka bir yere çevirmesi onun küfrüdür. Müzemmil, ayet 8: ‘Rabbinin adını zikret ve sadece ona yönel.’ Artık sen onun cemaliyle cemalleşmişsin. Sen her perdede onu zikretmekle mükellefsin ve sadece ve sadece ona yönelmekle mükellefsin. Sadece ve sadece! Çünkü sen yüzünü Allah’a döndürmüşsün. Allah da cemalini sana tecelli ettirmiş. Sen Allah’a bir adım gelirsen o sana on adım gelir. Sen ona on adım gelirsen o sana yüz adım gelir. Sen ona yüz adım gelirsen o sana koşar. Senin ordan geri dönüşün yoktur artık. Sen ordan başka bir yere dönemezsin. Her baktığında onun cemalini, her konuştuğunda onun kelâmını işitmekle memursun ve sen onun zikrinden başka bir şey, onun zikrinden başka bir şeyle hemhal olamazsın ve yönünü başka bir yerlere döndüremezsin. Artık senin yönün Allah’tır. Yönünü başka yere döndürmeye kalkarsan ibreti âlem için helak olursun. O yüzden isa aleyhisselamla alakalı domuz kıssasını konuştum önceden. Yüzünü başka yere döndürülenler ve maneviyata bu manada belli bir noktaya gelip de ordan ters dönenler bilmiş olsunlar ki manada domuz suretine bürünürler. Bilmiş olsunlar, manada domuz suretine bürünürler. Rabbim muhafaza eylesin.
Üstadınızın tevazu ve incelik gösterdiği bir durumu anlatır mı?
Güzel çalışmaları var hamdolsun. Böyle çok böyle ince bir şekilde tevazu ediyor, diyor ki hani bana mikrofonu verme, işte ben utanıyorum konuşmaktan diye. Öyle bir beyanda bulundu fakat Allah razı olsun kendisinden, üstadımızdan da aldığımız bir edep var, ondan sonra, böyle bir misafir üstat gelince şeyh efendi bunu böyle yapardı, sözü de ona verirdi, duayı ona verirdi, fatihayı ona verirdi, biz de ondan öğrendik.
Misafir olarak değil, ev sahibi olarak neden kendini görüyorsunuz?
O yüzden ben Bosna’ya gittiğimde kendimi ev sahibi olarak görüyorum. Hiç kendimi orda, tekkede, hiç misafir olarak görmedim kendimi. Zaten ilk tanıştığımız günden itibaren kardeş dergahımız dedik, kardeş olarak, birbirimizi, manevi kardeş olarak birbirimizi tanıdık, gördük, öyle bildik.
Manevi kardeşlik kavramını nasıl açıklıyor?
O yüzden inşallah Cenab-ı Hak ebedi olarak kardeşliğimizi tesis eylesin, nefsimize uydurmasın. Ben bu dünyadan göçüp gidince de inşallah geride kalanlar, Kaçuni Mesudiye tekkesini kendilerine kardeş tekke, kardeş dergah olarak görüp birbirleriyle olan muhabbetlerini birbirlerine, olan saygılarını, sevgilerini, hürmetlerini devam ettirecekler inşallah. Bunlar miras gibidir, manevi miras gibi.
Aklın bilgisi sınırlı mıdır?
Aklın bilgisi öğrendiklerinle, yaşadıklarınla sınırlı. Akıl sınırsız değil sende ama birkaç derstir bahsettiğim kalbi aklın ise sınırı yok. O bütün tecelliyatlara râm olacak olan bir şey. Bütün tecelliyatları kendi üzerinde kabul edebilen bir yer çünkü Cenab-ı Hak buyurdu ki ‘Hiçbir yere sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığarım.’ Demek ki bu şu demek, kalp mana olarak sonsuz. Nasıl sonsuz bir Rab, oraya tecelli ediyorsa ve oraya sığdım diyorsa sonsuz olan bir Rab ancak sonsuz bir yere sığar, tecelli eder. O zaman işte o küçücük tecelliyat, yıldız gibi olur ve o kanını dökmekte helaldir ona.
Allah’ın sevgisi nasıl kazanılır?
Allah’ın sevgisi, farzları yerine getirmekle, tövbe etmekle, zikretmekle, cömert olmakla, Allah’ın emirlerine uymakla, rüşvet yememekle, kayırmacılık yapmamakla, kamu malına zarar vermemekle, fitne çıkarmamakla, gıybet etmemekle, dedikoduculuk yapmamakla, anne babaya asılmamakla, eşlerine zulmetmemekle, çocuklarına zulmetmemekle kazanılır. Allah’ın sevgisi, Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, emirlerine isyan edenleri sevmez.
Görme, insanı insan eden unsurların en önemlisi midir?
Göz bebeği hükmünde. Çünkü akıl gördüğüne göre hükmedecek. O gördüğüne göre hükmedeceği için Hz. Pir diyor ki bir insanın görmesi insanı insan eden bu manada insanı kemalata erdiren bütün kemalat derken manevi olarak değil.
Neden bir insanın görmesi, insanı insan eden unsurlardan biridir?
Bir insan okuması, yazması, sanatı, ne bileyim bütün insanın üzerindeki iyi huylar hepsi de insanın görmesiyle alakalıdır. Bu tabiri caizse görmekle bunlar meydana çıkar.
Manevi halakaya katılmanın şartları nelerdir?
Manevi halakaya katılacaksan ağzın korkmayacak senin. Manevi halakaya katılacaksan gözün şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kalbin şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kulağın sağır olmayacak. Dikkat et! Neden kulağın sağır olur? Manadan haber almaz. Sen haram dinledin, gıybet dinledin, dedikodu dinledin, iftira dinledin, ona müsaade ettin. Kardeş iftira etme, hanım dedikodu yapma, bey burada iftira ediyorsun, dedikodu ediyorsun, yapma Allah aşkına!
Gıybet etmek ne kadar ciddi bir günahdır?
Gıybet etmek zina etmekten otuz üç derece daha büyük bir günah. Tekrar söyleyeyim mi, bunu? Söyleyeyim ki kimse etmesin. Gıybet etmek zina etmekten otuz üç derece daha fazla günah. ‘Ya Resulallah, bu derece ne?’ infak ediyorlar ya, hani on sevap verilir, on da derece verilir diyor. Ya Resulullah, sevabı anladık, derece ne deyince, Uhud dağı altın olsa, Uhud dağı altın olsa onu diyor tasadduk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız. Bu dağ altın olacak. Siz onu tasadduk edeceksiniz ve bir dereceye ulaşamayacaksınız. Bir dereceye! Aynı şey. Gıybet zinadan otuz üç derece daha ağır. Derece neydi? Uhud dağı tasadduk edilirse bir derece değildi. Otuz üç derece dediğinizde, otuz üç uhud dağı çıktı orta yere. Otuz üç uhud dağı çıktı orta yere. Gıybet bu kadar ağır bir günah.
Manevi soyun önemi nedir?
Senin manevi, senin annen baban önemli değil, senin deden nenen önemli değil? Sen Arab olmuşsun, Çerkez olmuşsun, Türk olmuşsun, Yunan olmuşsun bu önemli değil. Senin manevi soyun nereye bağlı, bu önemli. Manevi soyun nereye bağlı, bu önemli. Hani bir hadisi şerif var ya anlamakta zorluk çekeriz, kul tam cennete gidecek, bir adım kaldı, söylediği sözden dolayı cehenneme gitti. Tam cehenneme gidecek, söylediği bir sözden dolayı cennete gitti! Soyla alakalı. Soy, o kendisinin manevi soyu, tabiri caizse manevi kütüğü nerden, hangi kanaldan geldi? işte eğer senin soyun, senin soyun Ebu Cehil’e, Utbe’ye, Şeybe’ye dayanıyorsa manevi olarak, sen bugün de çıkacaksın profesör olarak Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mucizesi yoktur diyeceksin! Bakın, bunu söyleyeceksin, birisi böyle söylüyorsa şunu de içinden, aha zamanın Ebu Cehil’i, bu Ebu Cehil soyundan bu! Bu soysuz, bunun sütü bozuk, bunun kanı bozuk manevi olarak. Annesiyle babasıyla işimiz yok bizim. Bakın annesiyle babasıyla işimiz yok. Manevi bu. Otur, otur sen çalış kendince, Cenab-ı Hak senin mananı açsın, mananı açsın gör soysuzları. Soysuzları gör, o soyu bozukları gör. O kanı bozuk, sütü bozukları gör. Ebu Cehil dün de vardı bugün de var. Bakın Nuh’un oğlu değil m? Peygamber oğlu. Ne dedi, ne dedi? Dedi ki ben dağın tepesine kaçarım. iman etmedi babasına. Kabil’den geliyor soyu. Kabil’den geliyor, Kabil soylu. Ha öyle olunca ne yapıyorlar? Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddediyorlar. Diyorlar ki ‘peygamber hiçbir mucize göstermedi, nerden çıkarıyorsunuz bunları? Hadislerin hepsi de yalancı, zaten, hadislerin hepsini de at kenara, sahih değil’. Onun soyu bozuk işte! O soysuzlardan. ‘Ya ağır konuşuyorsun.’ Canım kardeşim benim, ne yapayım? Soysuza soylu mu diyeyim? Ne yapayım? Soyu bozuk kimseye soylu mu diyeyim şimdi? Ne yapayım? Manevi olarak yolu olmayan bir kimseye yollu mu diyeyim yani, senin yolun var mı diyeyim? Ben o sufilerden değilim. Ben soysuza soylu diyemem. Ben uğursuza uğurlu diyemem. Ben neyse onu söylerim. Ben bildiğimi söylüyorum. Allah beni affetsin. Var ya şeyde de, ne o, islamda helaller ve haramlar’da nemmamlıkla alakalı bir konu var. Ne diyor orda ayeti kerimeye ibni mübarek hazretleri, o diyor nemmam, onlar diyor soyu bozuk, onun bunun çocuklarıdır. Burda annesini babasını atfetmiyor, bu manevi bir şey.
Sufilerin ahlakıyla ahlaklanmak ne demek?
Sufilerin ahlakıyla ahlaklan. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’in sünneti seniyyesine ve hadisi şerifine tabi ol. Her gün otur, yüz sefer subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim vebihamdihi estağfurullah azim de. Her gün bunu söyle.
Dersini çekmek ne demek?
Dersini çek, günlük virdini yap. Görmezler, görmezler diye düşünme. Bu daha büyük küstahlık. Bu daha büyük ahmaklık. Bu daha büyük bir günah. Yapma, görürler. Öyle bilmem kaç bin kişinin içerisinde beni mi görecekler diye düşünme. Sıralarlar böyle dersini çekemeyenleri, hadi Mustafa efendi, hepsine tespih ver de birer tane derslerini çeksin.
Görmedikler gibi ekmek aşığı olmak ne anlama gelir?
Görmedikler gibi ekmek aşığısın. Yani sonradan buldu, dangadak öldü derler. Sonradan görmeler vardır, yani daha önce işte parayı görmemiştir, pulu görmemiştir, hayatı görmemiştir, üç kuruş para görür, kendini bir şey zanneder, etrafını beğenmez, kibirli olur ve o kimse böyle dünya için koşar, dünyaya yırtar kendini. O dünya sevgisi onu almış götürmüştür. O bir dairem daha fazla olsun, bir tane daha şu fazla olsun, ahreti bırakmıştır. O görmemişler gibi ekmek aşağısın.