Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 2265-2268. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 2265-2268. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 8 • 27/30

Mesnevî-i Şerîf 2265-2268. Beyitler Şerhi Hakkında

2265-2268. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilmeyi nasip eylesin. Bizleri Kur’an ve sünnet yolunda sımsıkı duranlardan, yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Rabbim israil devletini yerle yeksan eylesin, destekçilerini yerle yeksan eylesin. Onları birbirlerine düşürsün. Onları birbirlerine düşürüp Ümmet-i Muhammed’i bu noktada kurtarsın. Rabbim bütün gavurları birbirlerine düşürsün. Ümmeti Muhammed’e birlik ve beraberlik versin. Ümmeti Muhammed’e nerede haksız, hukuksuz, kanunsuz, şerefsiz, haysiyetsiz, namussuzca davranılıyorsa davrananların hepsini helak eylesin. Güçlerini helak eylesin. Hepsini yerle yeksan eylesin. Amin. Ecmain…Evet, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçen haftadan, geçen hafta: ‘ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek.’ Burayı okuduk. Oradan devam ediyoruz:

“Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi

galip değil, seni nasıl galip edecek?”

Malum bu bölüm Ümmet-i Muhammed’in önündeki liderlerle alakalı. Şeyhler, alimler, ümera yani devlet idarecileri, bürokrasinin sahipleriyle alakalı. Bunların olgunlaşmamış, kemale ermemiş, belirli bir seviyeye gelmemiş insanlarla alakalı. Normalde bunu sadece geçen hafta şeyhlerin üzerinden konuştuk ama yani bu sadece şeyhleri ilgilendiren, alimleri ilgilendiren bir konu değil. Tarih boyunca Adem’den itibaren ümmetin önünde hep bu tip ama dini ama siyaseti ama devleti ele geçirip bunları normalde Ümmet-i Muhammed’in halkın yararına değil kendi heva ve heveslerine kendilerine

uygun yönetenlerle alakalı. ‘Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil. Seni nasıl galip edecek? Yani o hasis, kıskanç yani. Etrafında olup bitenlerden neden kendisinde yok? Yani bu dünyaya karşı haris ve hasis. Bu noktada hep dünya bozar insanları. Yani kendisi nefsini terbiye edememiş, yenememiş. Cimrilik, kibirlilik, ondan sonra benlik, dünya sevgisi, hırs dünyaya ait. Bunları yenememiş.

Yani nefis dediğimizde bunların bütün nefsin bu kötülükleri söz konusu. Bunlarla mücadele edememiş, bunlara galip çıkamamış, böyle bir nefis terbiyesi görmemiş kimse. Yani onun bir şeyhi yok ise, bir mürşid-i kamile intisap etmediyse, doğru bir üstada intisap etmediyse o nefis terbiyesi görmez. Doğru bir alimin peşine gitmeyen bir kimse o nefis terbiyesi görmez. Doğru bir siyasetçinin peşine düşmeyen bir kimse doğru bir nefsini terbiye edemez. Doğru kimsenin arkasında değil. Doğru bir bürokratla yürümeyen bir kimse çünkü o bürokrat da bozar insanı. Nefsini terbiye etmemiş. Siyasetçi, nefsini terbiye etmemiş. Alim, nefsini terbiye etmemiş. Şeyh kisvesi altında ama nefsini terbiye etmemiş. O bir terbiyeye girmemiş. Terbiyeye girmeyince alim insanı saptırır. O şeyh insanı saptırır. O siyasetçi insanı saptırır. Ahir zaman siyasetçileri insanları saptırır. Ahir zaman alimleri insanları saptırır. Ahir zaman bürokratları. Bu konuda da hadis-i şerif var. Siz ahir zamanda bürokrat olmayınız, o manada. insanları saptırır. Bu normalde ahir zaman alimleri insanları saptırır. Hazreti Pir diyor ki ‘sen öyle bir insanın peşine takılmışsın ki o hassisliği yüzünden kendisini temizleyememiş.’ Kendisine galip gelememiş, değil ki sana galip gelecek. O kendi heva ve hevesinden kurtulamamış, kendi heva ve hevesini ilah edinmiş. Kendi nefsini ilahlaştırmış o. O nerden sana terbiye verecek? Onun önünde ne yaparsan yap o yutar. Çünkü buradakilerin hepsinin hastalıkları farklı farklıdır. Bu söylediğim dört grup; siyasetçiler yani devleti idare eden ümera, onların bürokratları, onların alimleri, onların şeyhleri. Bakın bu tespitleri kenara yazın. O devleti yönetenler, ümera. Onların bürokratları vardır. Onların alimleri vardır. Onların şeyhleri vardır. O devleti idare eden, devletin başındaki ümera bozuksa onun etrafında bozuk bürokratlar, onun etrafında bozuk alimler, onun etrafında bozuk şeyhler vardır. Bu dört unsuru hayatınız boyunca unutmayacaksınız.

Şimdi bir insanın hidayeti, ermesi, Allah’ındır. Hidayet Allah’tandır. Lütuf Allah’tandır. ikram Allah’tandır. ilim Allah’tandır. Hikmet Allah’tandır. Bereket Allah’tandır. Afiyet Allah’tandır. ilmü ledün Allah’tandır. Bütün mükavanatın sahibi Allah’tır. Dilediğini aziz eder. Birisini aziz etmek istemiyorsa da salar yakasına o da zelil olur. Çünkü nefsine uyar, kendisini zelil eder o. Şimdi ayet-i kerimede biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız

ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki hak Allah’ındır. Uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir. Şimdi bu sapkınların topluluklarına diyecekler ki mesela bir kimse biz şimdi bir devlet başkanı, devlet başkanı arkasındaki insanları cehenneme sürüklüyor. Konuşmalarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla ve kendi dairesinde yaptıklarıyla arkasından yürüyen insanları cehenneme sürüklüyor. Hadis-i şerifte: ‘O sizin gibi konuşur, sizin gibi namaz kılar, sizin gibi oruç tutar, sizin dilinizden konuşur ama sizi cehenneme götürür’ diyor. Bu alimler ve devlet başkanları ile alakalı bu hadis-i şerif. Bu kim olursa olsun, arkasında bir topluluk var ise o kimsenin bir topluluk var ise bunun futbol dernekleri dahil buna ha. Bütün dernek başkanları, bütün bir topluluğa hitap eden kimseler, Avcılar Derneği, Kuşçular Derneği, Köpekçiler Derneği, siz ne derseniz deyin, vakıflar…Bunun adına ne vakfı koyarsanız koyun, hiç önemli değil. Bir topluluk var mı? Var. O topluluğun başında bir kimse var mı? Var. O kimse o topluluktan sorumlu, yaptıklarından sorumlu, söylediklerinden sorumlu, davetinden sorumlu o kimse ve bu kimseler başlarındaki bu insanlarla hâlk olacak. Sen dervişsin, şeyhinle hâlk olacaksın.

Eğer şeyhin senin kamil değil ise seni Allah ve Resulüne davet etmediyse sana Kur’an ve sünneti anlatmadıysa senin heva ve hevesini ilahlaştırmana göz yumduysa senin edepsizliğine, senin ahlaksızlığına, senin yanlışlıklarına göz yumduysa sana Kur’an ve sünneti tebliğ etmediyse sen onun yakasından tutacaksın mahşerde. Ve her topluluk başındaki liderle hâlk olacak. Peygamberleriyle hâlk olacak. Şeyhleriyle hâlk olacak. Alimleriyle hâlk olacak. Siyasetçileriyle hâlk olacak. Öyle yağma yok. Öyle bir şey yok. Öyle başı boş değil hiçbir şey. Ayetle sabit: ‘Biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki hak Allah’ındır. Uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir.’ Bu siyasetçiler kendilerine oy verenlerle toplanacaklar. Orda da hâlk olacaklar. Diyecekler delil getir. Sen ne söyledin? Şeyhler, alimler, bürokrat, bürokratlar, vakıf başkanları, dernek başkanları, istersen kuşçu derneği ol, ne oluyorsan ol. Milleti nereye davet ettin? Sen senin peşinden gelen kimseleri nereye götürdün? Onlara ne anlattın sen? Onlara ne söyledin? Ne tavsiye ettin? Ne nasihat ettin? Sorumlusun bundan. Evet. Kendisini şeyh zannedenler sohbeti iyi dinleyin. Sonra kalkıp da bize laf söyledin deyip de yazmayın. Kimsenin şeyhiyle, alimiyle işimiz yok. Biz ölçüyü konuşuyoruz. Kasas, ayet 75: ‘Bu uydurduklarınızla baş başa kalırsınız.’ Ne olursanız olun kendinize bir faydanız yok, değil ki başkasına faydanız olsun.

Hazreti Ali efendimiz naklediyor hadis-i şerifi, Beyhaki’de geçiyor: ‘insanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki islam’ın yalnız ismi, Kur’an’ın

ise resmi kalacak. Mescitler dış görünüşleri ile mamur fakat içleri hidayetten mahrum olacak. Dikkat edin. Onların alimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.’ Ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman bürokratları, ahir zaman siyasetçileri. Eğer siz insanları Kur’an ve sünnete davet etmiyorsanız, insanları siz Allah’ın indirmiş olduğu dine davet etmiyorsanız, insanları kendi heva ve hevesinize davet ediyorsanız, kendi ilahelerinize davet ediyorsanız bu hesabı veremezsiniz. ‘Ve onların alimleri gök kupbe altındakilerin en şerlileridir.’ Evet, ahir zaman alimleri, gökkubbe altında en şerlileri sizlersiniz. Sebebi şu. Kur’an’ın emir ve yasaklarını, Kur’an’ın ayetlerini eğip büküyorsunuz. Faizle alakalı hukuk belli. islam’ın tüm hukuku belli. islam’ın tüm hukuku belli olmasına rağmen farzlar, vacipler, sünnetler, nafileler belli olmasına rağmen ayetleri eğip büküyorsunuz. Siyasetçilerin siyasi oyunlarına alet oluyorsunuz. Bürokratların bürokrat oyunlarına alet oluyorsunuz. Hak ve hakikati konuşmuyorsunuz. Kendisini şeyh zannedenler, siyasetçilerin önünde el etek öperekten kendinizi bir yere getirmeye çalışıyorsunuz. Ahiretinizi yok ediyorsunuz. Siyasetçilerin, bürokratların önünde el etek öpen bürokrasiler, şeyh efendiler, alimler. Hepiniz de hak ve hakikati konuşmuyorsanız, hak ve hakikati tebliğ etmiyorsanız, yeryüzünde gök kubbenin altında dolaşan en şerliler sizlersiniz. Hak ve hakikati ortaya koymayan, Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin hakikatini anlatmayan siyasetçiler, bürokratlar, alimler, şeyh efendiler, zakirler, nakipler, nükebbalar, her ne isen makamın mevkin ne ise eğer ki Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’yi anlatmıyorsan, Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin hakikatini tebliğ etmiyorsan, hadis-i şerife göre sen gökkubbe altında dolaşanların en şerlisisin. Senden daha şerli bir kimse yok. Önce kendi şerliliğine bak. Ben hak ve hakikati anlatıyor muyum? insanları hak ve hakikate mi davet ediyorum, kendi heva hevesime mi davet ediyorum diye kendine sor. Ya da tebliğlerini Kur’an ve sünnete göre özdeşleştir, karşılaştır. Bir bak nereye davet ediyorsun insanları.

‘Yeryüzünde haksız yere böbürlenip büyüklük taslayanları ayetlerimi idrakten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim.’ Böbürlenenler, kibirlenenler, makam ve mevkisine tapanlar, makamı ve mevkisini ilahlaştıranlar ve böyle ilahlaştırıp ortalıkta dünya üzerinde, arzın üzerinde böbürlene böbürlene yürüyenler, kibirliler, küstahlar, insanlara tepeden bakan zalimler. Evet. Bunlar mahşer yerinde yerle yeksan olacaklar ve mahşer yerinde Cenab-ı Hak onları yüzü üstü süründürecek, burun üstü süründürecek ve o kimseler bu kibirlerinden dolayı, bu böbürlenmelerinden dolayı dinin özünü anlamaktan uzak olacaklar. Kur’an ve sünnet-i seniyyenin hakikatini anlamaktan uzak olacaklar. Kendi heva ve heveslerini ilah edinecekler. Ne acı

bir şey ki onlar müslümanım diye dolaşırlarken onlar mana olarak ne yazık ki yerle yeksan olmuş olacaklar. Ve onlar dünyada da ahirette de ne yazık ki asla ve asla felaha kavuşamayacaklar. Belki de dünyalıkları çok güzel olacak. Belki de dünyada şan ve şöhretleri çok güzel olacak ama ne yazık ki mahşerleri çok berbat olacak. Onlar çünkü Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi kendilerine rehber etmediler. Kur’an ve sünnet-i seniyyenin peşinden gitmediler. Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşanabilir bir din olarak görmediler. Heva, heveslerini, nefislerini ilah edindiler. Hatta öyle bir noktaya geldiler ki bir tek doğru kendileri, bir tek hakikat kendilerinde. Kendilerinden başka bir bilen yok, kendilerinden başka Kur’an’ı anlayan yok. Öyle böbürlenerekten yürüyorlar. Bunlar ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman siyasetçileri, ahir zaman bürokratları. Elbiseleri süslü, şatafatları yerinde. Elbiseleri süslü, şatafatları yerinde. Evleri süslü, hanları, hamamları süslü, arabaları süslü, her şeyleri süslü onların. Ama bir tek içleri süslü değil. Kalplerinde bir süs yok. Kalpleri ne yazık ki cıfıt çarşısı. Onların kalpleri mühürlenmiş. Gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış. Onlar hakikati görmekten ve duymaktan uzaklar.

O yüzden bu dört kötü unsur, bu dört kötü unsur, tabirimi hoş görün, bunlar hırsızdır. Şimdi diyecekler ki bana yine çok ağır konuştu. Ne yapayım? içimden geleni mi susturayım? Bunlar düpedüz hırsızdır. Bunlar ama kanunlu ama kanunsuz hırsızdır bunlar. Bunlar insanların imanlarını çalarlar en başta. Bakın bunlar en başta insanların imanlarını çalarlar. insanların paralarını çalarlar. insanların zamanlarını, nefeslerini çalarlar. insanların mutluluklarını çalarlar. insanların geleceğini çalar bunlar. Bu dört bozuk unsur, bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyhler hırsızdırlar. Hırsız! Bunlar toplumların, insanların her şeyini çalarlar çünkü. Ama kanunlu ama kanunsuz. Siyasetçiler ve bürokratlar kanunlu çalar. Alimler ve şeyhler o kanunlu çalanların gölgesinde kanunsuz çalarlar. Evet. Bunlar insanların geleceğini yerle yeksan ederler. Üterler insanları! Mutluluklarını üterler, paralarını üterler, zamanlarını üterler. Onlar çünkü hak ve hakikati anlatmazlar, anlatamazlar. Çünkü onlar deccaliyet ürünüdür. Onlar inanmış gibi görünürler ama deccaliyetin emrinde yaşarlar. Deccaliyetin emrinde konuşurlar. Çünkü islam dünyasındaki örnekliyorum bütün şeyhler, bütün alimler hak ve hakikati anlatsa islam dünyası böyle olmaz. Siyasetçileri de böyle olmaz. Devlet başkanları da böyle olmaz. Bürokratları da böyle olmaz. Sebep? Hak ve hakikati anlattıkları zaman halk, hak ve hakikate mazhar olunca gerçeği görürler eğer onlar da görmek isterlerse. Mücadele, ayet 18-19, Kur’an bize ne söylüyor bakın: ‘Onlar hakikatten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. iyi bilin ki

onlar yalancıdırlar. Şeytan onları istila etmiş. Şeytan onları istila etmiş. Allah’ı zikretmeyi bile unutturmuştur. Onlar şeytan fırkasıdır. iyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır.’ Bunlar neymiş?

Hani dedim ya az önce hırsızdır diye. Hırsız insan aynı zamanda yalancıdır. Yalancı insan aynı zamanda hırsızdır. Hırsız hem yalan söyler, yalancı da hem aynı zamanda hırsızlık da yapar. ikisi kol koladır. Bunlar normalde neymiş? Onlar hakikat noktasında kendilerinde bir şey olduklarını zannediyorlar. Ve iyi bilin ki onlar yalancıdır. O zaman bir kimse seni Kur’an ve sünnete davet ediyorsa, Kur’an ve sünnet ölçülerini sana nasihat ediyorsa o doğru istikamette. Yok sana Kur’an ve sünneti nasihat etmiyorsa, kendi heva ve hevesini Kur’an sünnet olarak sana satıyorsa, seni saptırıyorsa, ‘bu zamanda islam’ın hukuku yaşanmaz. Bu zamanda faizsiz olmaz. Bu zamanda fuhuş evleri olması lazım. Fuhuş evleri olmazsa olmaz. Bırak dileyen içki içsin, kumar oynasın, fuhuş yapsın. Sana ne? Camiler sabaha kadar açık değil mi? Camiler açık, meyhaneler de açık, genel evler de açık. Onlar da açık olması lazım. Genel evler açık olmazsa bu millet nereye gidecek? Örnek, fuhuşu yasaklarsak bu millet ne yapacak? işte birinin tabiriyle birbirini mi yapacak? 1400 yıl önceki hukukla siz şimdi bu hukuku yaşayamazsınız. Dinin reformu olması lazım. Hadislerin sahih olup olmadığı belli değil. Hadislerin hepsini de reddetmemiz lazım. Veyahut da hadislere bakalım. Aklımıza uyuyorsa alalım…..’ Aklı ilah olmuş adamın. Aklı ilah olmuş. ‘Ayetlere bakalım. Bu Allah’ın ayeti olamaz. Bu akla mantığa aykırı bir ayet. Aklı ilah olmuş. Peygamberlerin mucizelerinin yaşanıp yaşanmadığı belli değil. Peygamber mucizelerini anlatmayın. Peygamber mucizelerini anlatanlar hikayeden ibarettir. Böyle şey olamaz. Musa çıktığında deniz yarılmış. Böyle bir şey yok….’Ayetleri inkar ediyor. Bunlar sapkın, bunlar reformist gibi görünüyorlar. Bize sanki böyle dinde yeni bir içtihat ediyormuş gibi görünüyorlar. Reformist bunlar. Bir kimse dinde reformdan bahsediyorsa sapıktır o. insanları sapkınlığa davet ediyor. Tatlı tatlı davet ediyorlar. Yumuşak yumuşak davet ediyorlar. Böyle benim gibi Kur’an ve sünneti anlatanı da radikalizm olarak görüyorlar. Yani sen dayatılmış bir dini anlatmıyorsan ne o tasarlanmış bir dini anlatmıyorsan sen radikal dincisin. Sen Kur’an ve sünnet-i seniyye ahlakıyla, hukukuyla, ahkâmıyla yaşanması gerekir dersen radikal islamcısın. Yani senin gibi bir insandan mürşit olmaz. Senin gibi bir insandan ehli tasavvuf olmaz.

Ehli tasavvuf olman için senin yumuşak olman lazım. Evet. Yani sen Kur’an ve sünnet demeyeceksin. Kur’an ve sünnet dersen radikal islamcısın. Kanunlar da buna göre dizayn ediliyor çünkü. Sen, ben Kur’an ve sünnetin hükmüyle hüküm olunmasını istiyorum dersen anayasayı yıkmaktan

dava açar sana. Çünkü o hırsızlar, o yalancılar, o hakikatten uzak olan düzenbazlar, o müşrikler kanunları da kendilerine göre dizayn ediyorlar. Bu dört unsur, bu dört dairede yaşayanlar ne yazık ki onlar şeytan onları öylesine kaplamış, şeytan onlara Allah’ı da unutturmuş. Onlar Allah’ı unutmuş vaziyetteler. Sebep? Şeytan onlara galip gelmiş. Şeytan kalplerine oturmuş, yerleşmiş. Şeytan onların kalplerine devletini kurmuş, bayrağını dikmiş oraya. Oradan kurtuluşun tek yolu var. Doğru bir mürşid-i kamile intisap edip Allah’ı zikretmeleri, imanlarını tazelemeleri ve Allah’ı zikretmeleri ve bir mürşid-i kamile intisap etmezlerse o şeytanın ordaki padişahlığı devam edecek. O bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyh efendiler, bozuk dervişler, bozuk ehli tasavvuf, bozuk Müslümanlar eğer ki gerçek bir mürşidi kamile intisap etmezler ise şeytan onlarda galip. Onların gideceği yer cehennem. Çünkü iyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır. Onlar çünkü şeytanın taraftarı. Bakın ya siz Allah’ın taraftarısınızdır. Yani hizbullahsınızdır. Şimdi bu kelimeyi de bize normalde tu kaka ilan ettiler. Hizbullah demek Allah’ın hizbi, Allah’ın taraftarı demek.

Şimdi siz Hizbullah’ım deseniz ayetle sabittir bu Hizbullah kelimesi sizi terör örgütü deyip atarlar içeri. Oysa Kur’an, Hizbullah tabiri Kur’an tabiridir, Allah’ın taraftarı demektir. Siz ya hizbi şeytansınızdır ya da hizbi Allahsınızdır. ikisidir. Ortası yoktur. Ya siz Allah’ın taraftarısınızdır. Allah’ın taraftarı olmak Kur’an ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışmaktır. Ona hem fikri planda, fikri planda hem de ameli planda uymaktır. Fikri planda uydun, amelde de uyuyacaksın. Kendi kafandan namaz üretme. Kendi kafandan hac üretme. Kendi kafandan abdest üretme. Kendi kafandan oruç üretme. Kendi kafandan orucu şu bozar, şu bozmaz deme. Kendi kafandan orucun zamanıyla oynama. Kendi kafandan şununla oynama, bununla oynama. Kur’an ve sünnet belli. Söyleyecek olduğun, davet edecek olduğun insanlara aktaracak olduğun şey Kur’an ve sünnet. Bizim kardeşlerimiz Kur’an ve sünnetten başka bir şey anlatmayacak, başka bir şey konuşmayacak, başka bir şey yayınlamayacak. Kur’an ve sünnet. Felsefe yok. Felsefe yok! Senin doğrun, benim doğrum yok. Doğru, Kur’an ve sünnet. Doğru, Kur’an ve sünnet. Beni ilgilendirmiyor Marx’ın görüşü, beni ilgilendirmiyor Engels’in görüşü, beni ilgilendirmiyor Sokrat ne demiş, Eflatun ne demiş, Aristo ne demiş. Beni ilgilendirmiyor. Beni Allah ne demiş, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne demiş, ashap bunu nasıl yaşamış, imam-ı Azam, imam-ı Şafi, imam Malik, imam-ı Hanbel ne demiş, Abdülkadir Geylani Hazretleri, Ahmed er Rufai Hazretleri ne demiş, beni ilgilendiren bunlar. Sufilikse ilk sufilerin yolu, beni ilgilendiren bunlar. Git Kuşeyri risalesi oku. Beni ilgilendiren bu. Git Avarufu’l Maarifi oku. Beni ilgilendiren bu. Git Şemsi-i Tebrizi’nin Makalat’ını

oku. Git anlayabiliyorsan, içinden çıkabiliyorsan Mesneviyi oku. Beni ilgilendiren bunlar. Beni başka bir şey ilgilendirmiyor.

Özellikle de söylüyorum sayfalarda başka bir şey aktarmayın. Bu topluma direkt Kur’an ve sünneti tebliğ edin. Şeyhinizi de tebliğ etmeyin. Kur’an ve sünneti tebliğ edin. Kur’an, sünnet imamların içtihadı. Bunları tebliğ edin. ‘Benim şeyhimin şeyhi böyle yapmış…’ Yapmıştır kardeşim. O zaman için doğrudur. Biz Kur’an ve sünnete bakıyoruz. Biz imamların içtihadına bakıyoruz. Bu zamanda böyle olmaz. Bu zamanda böyle olacaksa olacak. Olmuyorsa olmayacak. Benim yolum bu. Derviş kardeşlere de aynı şeyi söylüyorum. Benim yolum bu. Kur’an sünnet imamların içtihadı ilk sufilerin yolu. Beni ilgilendiren bu. Bunun dışında bir şey anlatmak istemiyorum. Bir şey duymak da istemiyorum. Bir şey duymak da istemiyorum! Bunun dışında tebliğ edenler insanları saptırıyorlar. Bunun dışında konuşanlar insanları saptırıyorlar. Hem o insanların cehenneme gitmelerine vesile oluyorlar. Onlardan da paylarını alıyorlar. Hem de kendileri cehenneme yol alıyorlar. Ondan da paylarını alacaklar. Evet. Dilenciliği tarikat yapmışlar. Dilenci tarikatı olmuşlar, dilenci cemaati olmuşlar, dilenci partisi olmuşlar, rüşvetçi partisi olmuşlar, üç kağıtçı partisi olmuşlar, hırsız partisi olmuşlar. Beni ilgilendirmiyor onlar. Nereden ilgilendiriyor? Evet. Beni uyarmak için beni ilgilendiriyor. O manada değil ama bunların paylaşımlarını yapmayı doğru görmüyorum. Hırsızın paylaşımı olmaz. Hırsızın destekçisi de olmaz. Rüşvetçinin paylaşmacısı, destekçisi olmaz. Siz rüşvetçi, hırsız bir siyasetçiyi desteklerseniz siz de ondan olursunuz. Dilenci bir tarikata gider intisap ederseniz siz de dilenci bir tarikat mensubu olursunuz. Siz dilenci bir şeyhe intisap ederseniz siz de dilenci bir şeyhi desteklediğinden, desteklediğinizden dilenci bir şeyhin müridi olursunuz. Bundan sorumlusunuz.

Başınızdaki zakir dileniyorsa haber verin bana. Ben öyle zakir istemiyorum dergahta. Sizden bir şey dileniyorsa söyleyin bana. Onun zakirliğini değil dersini bile alır gönderirim. Burası dilenci tarikatı değil. Evet. Dilenci siyasetçi, dilenci bürokrat, dilenci alim, dilenci şeyh…Bunlar ümmetin ne yazık ki yoldan saptırıcıları. Çünkü arkalarındaki topluluğa muhtaçlar. Bir şey isteyecekler ondan. Alacaklar çünkü ütecekler. Hırsız bunlar, başta imanlarını çalıyorlar insanların. Allah muhafaza eylesin. Camiü’s Sagir’de geçiyor: ‘Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek kimse ilminden istifade edilmeyen alimdir.’ Alim müftü olmuş. Müftüyse alim demektir. Uyduruktan müftüyse söyleyecek lafım yok. Nasıl uyduruktan? Yani böyle işte rüşvetle onu kayırmayla ayırmayla müftü olmuş. Müftü demek alim demek. Kimse ilminden istifa etmiyorsa yani kürsüye çıkıp Kur’an ve sünneti anlatmıyorsa bana dayatılan, tasarlanan bir din anlatıyorsa. Ne? Profesör. Nerede?

ilahiyatta, alim hükmünde. O bana Kur’an ve sünneti nakletmiyorsa, anlatmıyorsa, o topluluk topluluk ev ev gezip dini tebliğ etmiyorsa, ilminden insanları faydalandırmıyorsa, bir kitap yazıp kitabını da ücretini yüksek tutup öğrencilere de benim kitabımdan alacaksınız, soruları oradan soracağım diyorsa ve bütün öğrencilerini o kitabı almaya mecbur kılıyorsa ve sorularını kendi yazdığı kitaptan da soruyorsa hırsız ve zalim. Daha ilerisi, gidip sohbet yapacak olduğu dersin notlarını, dersin notlarını böyle bir teksir yapan, teksir basan bir yayınevi veya kitapçıyla anlaştıysa ders notlarını, ilahiyatçılar yapıyor bunu, okuldaki ders notları filanca kırtasiyecide oradan alabilirsiniz deyip o kırtasiyeciden ders notlarını satıyorsa ondan daha zalim bir kimse yok. Ondan daha zalim bir kimse yok. Allah’ın dinini parayla satandan daha zalim bir kimse yok. Sohbetlerini parayla verenden daha zalim bir kimse yok. Çıkıp iki tane hadis okuyup, çıkıp iki tane sahabeden menkıbe anlatıp bundan yıllar önce yarım saatlik sohbetini yedi bin liraya yaptıysa o kimse, ondan daha zalim bir kimse yok. Bir gecede üç tane belediye dolaşıp üç tane belediyeden yedişer bin lira alsa bir gecesini bundan on beş yıl önce filan yirmi bin liraya getiriyorsa yatacağı yerde nasıl yatayacağını bilmiyorum.

ilmini paraya devşirenler, dervişliğini paraya devşirenler, şeyhliğini paraya devşirenler, zakirliğini paraya devşirenler, manevi olarak tarikattaki makamını paraya devşirenler, bizim dergahımızda da varsa hakkım helal değil. Hakkım helal değil onlara. Onlar yatacak yer bulamayacaklar ve kıyamette en şiddetli azap onlarda. Onlar din istismarcısı, onlar siyaset istismarcısı. Onlar bürokratın yüz karası. Onlar şeyhlerin yüz karası onlar alimlerin yüz karası. Dışta süste güzel içte berbat. Şeytan içlerine oturmuş, çöreklenmiş. Hak ve hakikati anlatmaktan uzaklar. Çünkü gönüllerinde tevhit yok. Akıllarında tevhit yok. Fikirlerinde tevhit yok. Onlar görüntüde Allah’a kul. Görüntüde, hakikatte onlar birer mahluk. Yalancı, hasis, hayvandan daha aşağı bir mahluk onlar. Çünkü dünya üzerinde iki sınıf insan vardır. Üçüncü sınıf yoktur. Bir; Kur’an ve sünnete tabi olmuş, sımsıkı ona yapışmış müttakiler. iki; şeytanın taraftarları. Ortası yoktur. Ortası yoktur! islam’da ortası yoktur. Ve yine camiü’s sagirde hadis: ‘insanlarda iki sınıf vardır ki sağlam ve salih oluşları umumun sağlam oluşunu, fesatları ise umumun bozulmasını mucip olur. Onlardan biri ulema, diğeri de ümeradır.’ Umera, devleti idare edenler, devletin başında duranlar, siyasetçiler ve bürokratlar, bunlar ümara. Ulema; bunlar ilahiyatçılar, diyanetçiler, şeyhler, alimler. Bunlar ne? Bunlar da ulema. Bu ikisi eğer ki bozulursa halk bozulur. Halkın bozulmasının sebebi bu ikisinin bozulmasından dolayıdır. Bunlar canlarını feda edip Kur’an ve sünneti anlatırlar.

Zamanlarını, nefislerini, paralarını, pullarını, hanlarını, hamamlarını, her şeylerini Kur’an ve sünnet yolunda, Kur’an ve sünnet yolunda hizmete adarlarsa kurtulurlar. Yok. Bunlar heva ve heveslerine harcarlarsa bu makamlarını bunlar halkı ifsat eder, bozar ve bu ikisinin bozulmasından halk bozulur. Sonra da bunlar halkın bozukluğundan şikayet ederler. Evet. Halk bozuksa o zaman ümeralar ve ülemalar sorumlu bundan. Yani devlet idarecileri, valiler, belediye başkanları, siyasetçiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, birinci sorumlusu sizsiniz. Birinci sorumlusu sizsiniz. ikincisi; diyanetçiler, ilahiyatçılar ikinci sorumlusu sizsiniz. Şeyhler, alimler; ikinci sorumlusu sizsiniz. Sebep? Hadis-i şerif: ‘Ümera ve ulema bozulmayınca halk bozulmaz.’ Bu ülkenin cezaevlerinde, hep derslerde bunu söylüyorum. Bu ülkenin cezaevlerinde %33’ü cezaevinde yatanların uyuşturucudan yatıyorsa %33’ü 34’ü cezaevlerinde hırsızlıktan yatıyorsa ümer, devleti idare edenler bundan sorumludur. Eğer onların sorumluluklarını bizler tebliğ etmiyorsak, konuşmuyorsak biz de dinsiz şeytan oluruz. Bu ülkenin çocukları hırsız olamaz. Bu ülkenin çocukları uyuşturucuya kurban gidemez. Bu ülkenin çocukları açıktan sosyal medyada kumar oynayamaz. Bu ülkenin çocukları fuhşiyata fahşiyata düşemez. Bu ülkenin kadınları tenlerini parayla satamaz. Eğer bu ülkenin kadınları, kızları tenlerini parayla satıyorlarsa erkeklere birinci sorumlası siyasetçilerdir. Devleti idare edenlerdir. Sen kendi vatandaşının, kendi halkının tenini satmasına göz yumamazsın. Birinci sorumlusu sensin. Bunu ilahiyatçılar size anlatamaz. Diyanetçiler bunu size anlatamaz. Evet. Hak ve hakikati ancak anlatan anlatır bunu.

Bu toprakların çocukları fuhuştan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları uyuşturucudan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları hırsızlıktan cezaevinde yatamaz. Bu ülkenin çocukları arsız hırsız olamaz. Siz Fatih’in torunlarıydınız. Siz Kanuninin torunlarıydınız. Siz Alpaslanın torunlarıydınız. Ne hale geldiniz? Sizi bu hale getiren önce siyasetçilerdir. Devleti idare edenlerdir. Sonra pasif, satılmış maaşperest, makampperest alimler, makamperest diyanetçiler, ilahiyatçılardır. Para sever, paraya tapan şeyhlerdir, ulemalardır. Başka kimse değildir. Eğer bu ülkenin kız çocukları bir karış etekle sokakta dolaşıyorsa birinci derecede sorumlu olan devleti idare edenlerdir. Siyasetçilerinizdir, bürokratlarınızdır. Birinci derecede sorumlu olan diyanet teşkilatıdır. ilahiyatçılardır. imam hatipçilerdir. imam hatip’teki hocalardır. Ders hocalarıdır. Devlet size dini anlatın diye para veriyor. Siz ne anlatıyorsunuz? Siz ne anlatıyorsunuz? Sonra kalkıp da böyle işte her şeyleri meydanda diye şikayet etmeye hakkınız yok sizin. Bu ülkenin çocuklarına ne anlattığınıza bakın. Neleri yasakladığınıza bakın. Neleri kaybettiğinize bakın. insanları nereye sürüklediğinize bakın. Evet. iki

sınıf insan vardır. iki sınıf insan. Bunlar bozulursa halk bozulur. Ümeralar ve alimler. Ümeralar yani devleti idare eden yüksek bürokratlar, siyasetçiler, devlet başkanları. Evet ulemalar, evet, alimler, şeyhler…Öyle sırmalı cübbelerle hava atmaya benzemiyor bu işler. Sen ne kadar hak ve hakikati anlattın. Kaç sefer karakolla yüzleştin? Hak ve hakikati anlattığın için bana onu söyle. Yine hadis-i şerif Feyzü’l Kadir’de: ‘Dinin felaketine yol açan üç sebep vardır. Günahkar fakir, zalim devlet başkanı ve cahil müçtehit.’ Dinin felaketine sebep olan günahkar fakir yani o habire günah işliyor. Manevi olarak fakir, manevi fakir. ikincisi zalim devlet başkanı.

Bir devlet başkanı Kur’an ve sünnete göre hareket etmiyorsa zalimdir. Kimse bunu konuşamaz. islam’ın hukuku bu. Ahir zamanda zalim devlet başkanları olacak. Ne yapalım ya Resulallah? Sizin hakkınızı verdikleri müddetçe bir şey demeyin. Hakkımızı vermezlerse razı olun. Neden? Zalim. ikincisi, üçüncüsü cahil müçtehit. Cahil müçtehit ne demek? Kur’an, sünnet orada dururken, Kur’an ve sünnetin hükmü orada dururken bence böyle olması lazım diyen. Cahil müçtehid, cahil alim. Bence böyle! Kur’an belli, hadis de belli. Nereden benceyi çıkardın sen? imam-ı Azam belli, imam Malik belli, imam Şafi belli, imam-ı Hanbel belli. Dört mezhep orada. imam Muhammed’in kitapları var. imam Yusuf’un kitapları var. Serasi orada duruyor. ibni Abidin orada duruyor. Meydanda. Benceyi nereden çıkardın sen? Nereden yumurtladın benceyi? Benceyi nereden çıkardın? Eğer herkes benceyi meydana çıkarırsa bence bu hadis-i şerif sahih olamaz. Sen kimsin? Aptal adam, geri zekalı, enbesil. Sen kimsin bu hadis olamayacak diyen! Bence böyle ayet olamaz, Allah’ın böyle ayeti olamaz. Ya sen kimsin? Sen kendi geri zekalılığını anlatıyorsun bize. Bizim halkımızda böyle geri zekalı, embesil, müşrik adam ya sohbet ediyor televizyonda, bence bu ayet bu ayet Allah’ın ayeti olamaz diyor ya bu topluluk onu yutuyor. Onu satın alıyor. Hadisler sahih değil diyor. Televizyonda anlatıyorlar bunu. Allah Allah. Sen de dinliyorsun. Bütün hadisleri inkar eden Tastamam’ın umre fotoğrafı ihramlı. Birisi de yazmış altına ihram ne? Kur’an’daki hangi ayete göre ihramlandın diye. Millete böyle alay konusu oluyor. Aslında altına ilave etmek lazım. Kaç tavaf ettin? 7. Neye göre? Kaç say yaptın? 7. Neye göre? Neye göre 7 yaptın? Sorulacak soru çok ama bencesi var ya onun, televizyon eşrafından. Tabii masonlarla kol kola girersen…

Bakın Osmanlı’da başlar ilk mason şeyhülislamlar. Osmanlı’da başlar ilk mason paşalar. Osmanlı’da başlar, mason paşa demek bakan demek. Mason paşalar, bakanlar Osmanlı’da başlardı. Osmanlı’da. Mason şeyhlülislamlar, sebateist şeyhülislamlar Osmanlı’da başlar. Sebateist olan paşalar Osmanlı’da başlar. Siz şöyle zannediyorsunuz, Osmanlı yıkıldı, yeni bir cumhuriyet

kuruldu, yeni bir şey oldu. Değil canım kardeşim. Osmanlı’daki mevcut olan sebateist güç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne oturdu, yerleşti, kondu. Evet. Sebateistler, masonlar. Siz Börekçi kim bilir misiniz? Cumhuriyetin ilk nesi? Diyanet işleri Başkanı değil mi? Masondur. Otuz üç dereceli masondur. Süleyman Demirel otuz üç dereceli masondur. Hani bir adam var masonluktan çıkma, yayın yapıyor boyna, eski yayınları var. Dinlememişsinizdir siz. Birisi değil dese ona dava açar. Adam açık açık söylüyor. Diyor ki Bülent Ecevit Londra’ya gitti, orada mason oldu diyor. Otuz üç dereceli masondur diyor. Kenan Evren diyor Güney Kore’ye gitti, Güney Kore’de mason oldu. Filanca mason derneğine kaydoldu diyor. Masondur diyor. Onun aktarması. Siz bunları dinlemezsiniz sosyal medyada. Siz kim ne yemiş, kim ne içmiş, kim kimle sevgili olmuş, kim kimle bozulmuş…Öyle ya! Kim nerede tatil yapıyor? Kim nerede donunu açtı? Onlara bakıyor millet. Değil! Adam masonluk tarihini anlatıyor size. Teker teker…Kenan Evren’in mason olduğunu söylüyor. Çocukları dava açsın, değil desin. Süleyman Demirel’in mason olduğunu söylüyor. Bülent Ecevit’in mason olduğunu söylüyor. Fethullah Gülen’in mason olduğunu söylüyor adam. Adam açıklama yapıyor. Kendi kendimize soralım. Bizi kimler yönetmiş veya şu anda kimler yönetiyor?

Şeyhler var mason Osmanlı’da. ingilizlerin kurduğu tarikatlar var Osmanlı’da, bakın tarikat denince siz sadece Kadiri, Rufai, Bedevi, Dusiki; bu tarikatlar aklınıza geliyor. Ben öyle demiyorum ona. Türkiye’de ben Aleviyim diyen unsurlar da var. Bunlar da biz tarikatız diyorlar. Bunları kim kurdu son iki yüz yıl? Bunları tırnak içerisinde söylüyorum. “Alevi logosu altında” kim topladı? Bundan iki yüz yıl öncesine gidince Alevi diye bir şey yok. Türkmen Türkleri var. Türkmen bunlar. Alevi diye bir şey yok. Sonradan Alevilik çıktı. Nereden geldi bu? ingilizler kurdu. Tarikat denince mason tarikatları, masonların kurduğu, masonlarla alakalı localar var. Tarikat! Sebateistlerin toplandıkları yerler var. Tarikat! Alevilerin toplandıkları yerler var. Tarikat! Beğen beğenme. Hristiyan tarikatlar var ülkede. Yahudi tarikatları var ülkede. Bu ülkede, bu ülkede, bu topraklarda! Tarikat denince hepsi de var bunların. Bunları kimler kurdu? Yöneticileri kimler? Bağımlılıkları nereye? Bunların kökleri dışarıda mı, içeride mi? Bunların filusları nereden geliyor? Bunların devasa paraları nereden geliyor? Size bir şey daha söyleyeyim. Siz şimdi tasavvuf vakfı olarak bir topluluğunuz var, değil mi? Siz Avrupa Birliği’nden bununla alakalı hiçbir destek alamazsınız. Siz Avrupa Birliği’nin bu sosyal olarak neleri desteklediğini bu ülkede biliyor musunuz? Hiç bunlar açıklanıyor mu? Avrupa Birliği’nden destek alan toplulukları devlet bir incelesin, bir yayınlasın. Avrupa Birliği’nden kimler destek alıyor? Hangi tarikatlar, hangi vakıflar, hangi dernekler Avrupa

Birliği’nden destekleniyor, fonlanıyor? Bu ülkede Avrupa Birliği’nden fonlanan, Mossat’tan fonlanan,CIA’dan fonlanan şeyhler, alimler, tarikatlar, dernekler, mezhep sahipleri, meşrep sahipleri, siyasetçiler, bürokratlar kimler? Hangi bürokrat, hangi öğretim üyesi Saros’un vakfından veyahut da yan kuruluşlarından pompalanmış, yemlenmiş? Açıklansın. Hangi dergah, hangi cemaatler, hangi topluluklar Avrupa Birliği’nden, CIA’dan veyahut da Mossat’tan veya KGB’den veyahut da Çin’den…Evet, Çin’in desteklediği tarikatlar var bu ülkede.

Mossat’ın desteklediği tarikatlar var bu ülkede. Hele bu ara bunu da tırnak içerisinde söyleyeyim, hele bu ara MiT, MiT öyle bir muhteşem gol attı ki Amerika’ya ve israil’e! Onlar bu golün intikamını almak için muhakkak bu ülkede bir şey yaparlar. O yüzden uyanık olun. Çünkü içimizde Türk ismiyle yaşayan Mossad’a hizmet eden Yahudiler var. Bunlar gidiyorlar israil’de askerliklerini yapıyorlar geliyorlar. Orada savaşıyorlar, buraya dinlenmeye geliyorlar. Beş altı ay hava değişimi yapıp tekrar gidiyorlar savaşmaya. Veyahut da Mossat’ın burada gizli hücreleri olabilir. Her an için herhangi bir yerde değişik olaylar yaşatabilirler. Hatta bunlar Müslüman görüntüsüyle sanki cihatçı Müslüman görüntüsüyle bu ülkede kargaşaya ve karışıklığa sebebiyet verirler. Ülke topyekün teyakkuz halinde durmalı. Uyanık olmalı. Her an için her an için içimizde bir karışıklık çıkarabilirler. Her an için dronlar, her an için bombalar patlayabilir ülkenin içinde. MiT, ne bileyim işte gizli teşkilatlar, ülkenin bu konudaki güvenlik güçleri muhakkak uyanıktır ama biz bu ülkenin evlatları olarak, bu ülkenin, bu toprağın çocukları olarak uyanık olmak zorundayız. Mahallemizde, apartmanımızda, çevremizde, köyümüzde, kentimizde yabancılar kol geziyorsa veya o güne kadar normal statüde yaşayan bir kimse değişik şeyler yapmaya başladıysa, gizli Yahudi ise, gizli Ermeni ise, gizli sebateistse, gizli kafir ise, gizli münafık ise her tarafa sızmış olabilirler. Her yerde olay çıkarabilirler. Her yerde farklı şeyler yapabilirler. Uyanık olacağız. Parantezi kapattım. Çünkü bu yol kesiciler bizim içimizde şeyh olarak dolaşabilirler. Evet. Biz onları çok meşhur bir şeyh olarak görebiliriz. Allah muhafaza eylesin. Onlar çünkü kökü dışarda. Bakın kökü dışarda.

Mason, kökü dışarda. Sebateist, kökü dışarıda. Yahudiler, kökü dışarıda. Ermeniler, kökü dışarda. Hristiyanlar, kökü dışarda. Dernekleri, vakıfları hepsininde kökleri dışarda. Bu ülkede değil. Bu ülkede değil! Biz bir imparatorluk artığıyız. Bizim içimizde hepsi de var. Hainlik yapmadıkları müddetçe, bu topraklarda kan dökmedikleri müddetçe barış içinde yaşarlar. Ama hainlik yaparlarsa, kan dökmeye kalkarlarsa bu ülke onları burada yaşatmaz. bu ülke yaşatmaz. Bu saatten sonra kaldırmaz. Bu saatten sonra bunu

kaldırmaz. Bürokratlar, siyasetçiler uyanık olun. Bu ülke insanları artık bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Allah muhafaza eylesin. Çok büyük kargaşaya sebebiyet verebilir. Parantezi kapattık.

“Sana nur vermesi şöyle dursun bilakis kapkara bir hale koyar. Ken-

disinin nuru yok, onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak?”

Bu yalancı hırsızlar, bu nefsine uymuş, bu heva ve hevesini ilah edinmiş sahte önderler. Evet, başka bir tabir bulamıyorum çünkü, bunlar heva ve heveslerini ilah edinmiş, nefislerine uymuş, Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi tebliğ etmeyen, salt, dini Kur’an ve sünnet noktasında anlatmayan bu sahtekarlar, bu hırsızlar, bu yalancılar, bunların kendilerine hayrı yok ki başkalarına hayrı olsun. Bunlar kendileri nurlanmamış ki başkalarının nurlanmasına sebep olsun. Casiye, ayet 23: “Kendi hevasını ilah edinen, Allah’ın da bir ilim üzere şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine perde çektiği kimseyi gördün mü?” Evet, bunlar heva ve heveslerini ilah etmişler. Hak ve hakikati görmeleri, hak ve hakikati anlatmaları, hak ve hakikati yaşamaları mümkün değil. Bunlar çünkü heva ve heveslerini ilah edindiklerinden bunların gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış, kalpleri de mühürlenmiş. Bunların hakikati duyma, hakikati görme, hakikati yaşamaları mümkün değil. Neden? Bunlar çünkü sapmışlar, saptırmışlar. Sapkınlıklarından dolayı mühürlenmişler. “Bunlar güya Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değiller.” Bakara, ayet 9. Bunlar normalde Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar. Hani kafasına bir takke geçiriyor, bir aşır okuyor. Ne güzel okuyor! Sen de diyorsun ki oh ya bir aşır okudu. Adam şimdi hırsızlıktan içerde aşır okuyan. Kafasında takke cami cami dolaşıyordu. Herhangi bir kimse, hiç önemli değil. Adam oy zamanı kafasında takke, dolaşıyor bütün cemaat, tarikat ne varsa. Öyle değil mi? Ulan adam seçiliyor. Seçildiği gün gece, seçilmesinin şerefine kamyon kasasıyla bira, şarap, rakı dağıtıyor. Lan sen daha iki gün önce bilmem ne tarikatını ziyaret ettin be namussız adam be yalancı adam be hırsız adam be düzenbaz! Sen ne yaptın böyle? Adam Müslümanların önüne çıktı. Kur’an sünnet dedi. Eee? Bilmem ne gecesinde dansöz oynattı. Lan sen hangi partidensin? Sen nesin? Milliyetçi muhafazakar! Kimi sahneye çıkardı? Açın, soyunun, hiç kimse size karışamaz diyen şarlatanı çıkardı. Ya sen nesin? Kimi çıkardın? Kime paranı yedirdin? Belediyelerin paralarını kime yedirdiniz ya? Hani milliyetçi muhafazakardınız siz? 365 gün dine aykırı hareket eden, dine küfreden, dinle alay eden, dine hakaret eden, dindarlara hakaret eden neidüğü belirsiz insanları dindarların önüne çıkardınız? Hiç unutmam; Melih Gökçek Refah Partisi’nden belediye başkanı oldu Ankara’ya, Muazzez Abacı’yı çıkardı, Muazzez Abacı iç

çamaşırsız çıktı sahneye. Işıklar vurunca iş çamaşırı olmadığı çıktı. Muazzez Abacı dedi ki husisi öyle giyindim dedi.

Melih Gökçek kim? isim veriyorum. Ankara Belediye Başkanı. Hangi partiden? Refah Parti’den. Bu ne? Şimdi Refah Partililer kızacak bana. Siz başlattınız. Kim şerden bir kapora alırsa kaç kişi geçerse geçsin ondan nasibini alır. Hadi buyurun! Hadi buyurun. Bütün siyasetçiler sonra bunu yaptılar mı? Yaptılar. Hani nerede milliyetçi muhafazakarlar? Kime oy verdiniz? Heva ve hevesini ilah edinenin peşinden gittiniz. Heva ve hevesini ilah edinen kimseye oy verdiniz ve gidip oyunuzun takipçisi olmadınız. Biz size bunun için mi oy verdik demediniz. O gitti hırsızlık yaptı, ona demediniz. O gitti yolsuzluk yaptı, ona demediniz. Gidip makamına oturup sen nasıl rüşvet aldırıyorsun burada diyemediniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. Siz de hesaba çekileceksiniz! O hesap günü ki zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız kalmaz, hesap günü. Zerrece şer işleyen cezasız kalmaz, hesap günü. Sen ne yaptın? Kimi alkışladın? Hırsızı. Kimi alkışladın? Fuhuşçuyu? Kimi alkışladın? Rüşvetçiyi. Kimin peşinden gittin? ‘Kardeşler, bu işler parasız olmuyor. Getirin bakalım. Hadi bir de makbuz bastırın dernek adına. Hadi bakalım bir para toplayın. Dergah yapacağız. Yatılı Kur’an kursu yapacağız. Cami yapacağız. Orada okutacağız insanları. Üç beş tane de genç kafalarına birer tane takke beyaz, birer tane cübbe, hafızlık açtık, Kur’an Kursu açtık. Toplayın. Toplayın! Ütün! Yiyin. Boğazınızda durmaz sizin. Neden? Mideniz ona alışmış. Midesi helala alışanın boğazına şüpheli girmez. Adamın midesi ağrır, karnı ağrır. O mide Allah’ı zikrediyorsa o kalp, mideye rahatsızlık verir. Bir şey var der. Dikkat et. Kokusu yanlış gelir o yemeğin, kokusu farklı gelir.

Hani Ebu Zeri Gifari Muaviye’nin verdiği yemeğe gitmiş Şam’da, pilava böyle atmış elini sıkmış, kanla irin çıkmış. Muaviye’nin önüne atıvermiş, beni buna mı davet ettin demiş. Öyle cesur yürektir islam. islam korkak değildir. Mümin korkak değildir. Mümin canı pahasına olsa hak ve hakikati anlatır. Gidip yalakalık yapmaz. Ebu Zeri Gifari yalakalık yapmadı. Güce boynunu eğmedi, zalime boynunu eğmedi. Şam’da Şam’ın gençlerine Kur’an ve sünneti anlattı. Muaviye’ye mektup yazdı Hazreti Osman’a. Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al. dedi. Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al dedi. Bir Ebuzer-i Gifari Muaviye ve saltanatını bozdu. Bir Ebuzer-i Gifari Şam’ı bozdu. Oradaki, oradaki tasarlanmış, orada dayatılmış dini çöpe attı. Onların peşinden gidenleri de çöpe attı. Bir Ebuzer-i Gifari! Allah dostu odur. Kur’an ve sünneti haykırır. Gitti, o orada valiymiş, yok orada hakimmiş, yok orada kudret sahibiymiş, yok o kuvvet sahibiymiş, yok o devlet başkanıymış. Dinlemedi. Gitti pilava eline attı, sıktı. Bunu kabul etmez hiç kimse. Şimdi

diyecekler ki, “Nerede bu? Nerede yazıyor diyecekler. Sıktı kan ve irin. Atıverdi Muaviye’nin önüne. Dedi ki, “Buna mı davet ettin sen beni?” dedi. Yürüdü gitti. askerlerle getirtirdi çünkü onu oraya. Asker gönderdi, müfreze, davet ediyor, gelmiyor. Para gönderdi. Parasını geri gönderdi. Dikkat edin. Ebuzer-i Gifari’ye para gönderdi Muavi’ye, böyle keseyle değil, çuvalla gönderdi. Çuvalla para gönderdi. Ümeranın durumu budur. Seni parayla, makamla, mevkiyle kandırır. Kendisine köle eder seni. Senin dinini köle eder kendisine. Senin alimliğini köle eder kendisine. Senin şeyhliğini köle eder kendisine. Bir çuval para gönderdi. Bir kese değil. Dedi ki getirenlere benim ihtiyacım yok, ihtiyacı olanlara dağıtın dedi. Geri gönderdi. Onun parasına da ihtiyacım yok dedi. Şam’ın dışında, Şam’ın dışında hurma ağaçlarından, liflerinden bir terek yaptı böyle, bir çadır değil terek, gölgelik yaptı. Onun altına oturdu. Şam’ın gençlerine Allah ve Resulünü anlattı. Başka bir şey değil, Allah ve Resulünü. ‘Bizim kurban şöyle yapıyor, hımmm’ yapmadı.

Rezil aptallar! Rezil, geri zekalılar. Allah seni kahretmesin aptal salak adam! Kur’an ve sünneti anlat. Kur’an ve sünneti dinle. Kur’an ve sünnete tabi ol. Kur’an ve sünnetin yolundan git. iki titremeye aldanma. Geri zekalı şey. Milyar dolarlar toplamışlar. Görmüyor musun? Allah sana gösteriyor. Gözünün önüne seriyor. Bir kavga çıkarttırıyor, bir fitne çıkarttırıyor, bütün kirli çamaşırlar dökülüyor ortaya. Daha ne bekliyorsun? Daha ne bekliyorsun? Ebuzeri Gari’nin yoludur. O devlete yamanmadı. Bir avuç sıktı kanlı irin, atıverdi yüzüne. Yürüdü gitti mektup yazdı. dedi ki: “Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al.” Hz. Osman efendimiz mektup yazdı. Dedi ki: “Medine’ye dön.” Ve Medine’nin içinde de durmadı o. Medine’nin dışında gitti yine hurma liflerinden kendine bir gölgelik yaptı. Orada yalnız yaşadı ve yalnız öldü. Yalnız yaşadı ve yalnız öldü! Tek başına yaşadı, tek başına öldü. Yanında hizmet eden bir kimse vardı. Ona dedi ki, “Ben yalnız yaşayacağım. Yalnız öleceğim. Ben öldüğümde” dedi, “beni yıka ve kefenle. Şurada” dedi, “yol var ya böyle bir yol var. Beni oraya çıkar.” dedi. Muhakkak ki müminler gelir saf, temiz, özünde mümin olanlar, benim namazımı kılarlar” dedi. Onun namazını ibni Mesut kıldırdı. ibni Mesut da Medine’den dışarı çıktı. Gençlere hadis okuyordu. Medine’nin içinde okuyamıyorlardı. Medine o kadar fitnenin içerisine düştü. ibni Mesud gençlere hadis dersi veriyordu. Böyle dışarı çıkarıp gençlere dışarıda hadis dersi veriyordu. Baktılar ki orada bir yatan mefta var. Başında bir kişi var. Dedi ki bu kim? Bu Ebuzer-i Gifari’dir deyince ibni Mesud hadis alimidir. ibni Mesud hadisi söyledi onun hakkındaki: “Yalnız yaşar yalnız ölür.” Ey hakikat yolunda gidecek olan! Hakikate râm olan, yalnız yaşayıp yalnız ölmeyi göze alıp hakikati anlatacaksan çık yola. Paraya pula kul olmayacaksan çık

yola. Makama, mevkiye kul olmayacaksan çık yola. Evet. Öyle nurlanırsın. Yoksa kendi heva ve hevesini ilah edinip batar gidersin. Evet. iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun. Heva ve hevesini ilah edinenlerle değil, kendisini doğru yala götürememiş sapkınların yoluna değil, cimrilerin, cimrilerin, kibirlilerin, şatahata ve şatafata düşmüşlerin, hevasını ilah edinmişlerin peşinden gitme. Onlar seni helâka götürür. Allah muhafaza eylesin. Amin. Uzamış. 22.20 olmuş. El-fatiha maassalavat. Amin. “Bu çeşit şeyh, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez ki.” Burdan devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helali hoş olsun. Sürçü lisan ettiysek affola. Selamünaleyküm.

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı