Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim Filistin’deki, Doğu Türkistan’daki, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin, onları zalimlere karşı hâkim eylesin, galip eylesin. Bizleri de Ümmet-i Muhammedi de zalimlere karşı mücadele etme feraseti nasip eylesin. Amin. Ecmain. 1900. beyitte kalmışız: ‘Akl-ı külden gelen bu sözler de o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur.’ Bunu geçen derste okumuşuz, burdan devam ediyoruz:
“Gül olmayan yerden gül kokusu geldiğini, şarap olmayan yerden şa-
rabın kaynayıp coştuğunu hiç gördün mü?”
Bir bahçe düşünün, o bahçede gül olmamış olsun, ordan gül kokusunun gelmesi mümkün değil. Bahçede ne ekiliyse onun kokusu gelir. Sufice biz buna baktığımızda bir insanın kalbi dükkansa dili tüccardır. O kimse kalbini tenvir eder, kalbini temizlerse, onun kalbinden tenviriyat yani temizlik akar. Bir kimsenin kalbinde imanı varsa, dilinde de iman vardır. Bir kimsenin kalbinde muhabbetullah oluştuysa, onun dilinde de muhabbetullah oluşmuştur. Münafıklarda kalp ile dil aynı güzergahta durmaz, amma velakin münafık uzun müddet münafıklığını saklayamaz. Bir yerde düşer veya bir kimsede ilimsizlik varsa, bir müddet sonra onun ilimsizliği meydana çıkar veya bir kimse bir şeyi istismar ediyorsa, bir müddet sonra onun istismarı
meydana çıkar, istismarını saklayamaz o kimse. Mesela sufi topluluklarda bir kimse istismarı uzun müddet götüremez, saklayamaz. Bir yerden patlak verir, o bir yerden çıkar. Normalde veyahut da sufi toplulukların içerisinde bir derviş, kendince olmadan oldum sevdasına düşerse, bir yerde rezil rüsva olur çıkar meydana. O yüzden gül olmayan yerden gül kokusu almak mümkün değildir. Bir kimse de maneviyat yoksa, ondan maneviyat kokusu almak, ondan manevi bir şey almak mümkün değildir. Eğer bir kimsede aşk tecelli etmediyse, ondan aşkın tecelliyatını duymak, ondan aşkı duymak, aşkın kokusunu almak mümkün değildir.
O yüzden Hazreti Pir, bir beytinde der ki, eğer sen aşka ulaşmak istiyorsan, kendine bir aşık bul der. Çünkü o aşık, maşukunun mahallesine gidecektir. Aşığın yeri maşuğun mahallesidir, maşuğun evidir Aşığı başka bir yerde arama, Aşığı arayacaksan maşuğun mahallesinde arayacaksın. O yüzden normalde o zaman bir kimse önce gönül dünyasını yani kalbini gül bahçesine döndürecek. Bu da neyle mümkün, bu da o kimsenin her şeyden geçip her şeyden geçip sadece Allah’ı sevip Allah’ı zikretmesiyle mümkün. Yani o bütün tabiri caizse her ne var ise gönlünde sevgi namına onların hepsini atıp veyahut da onların en yücesine Cenab-ı Hakk’ın sevgisini oturtmalı. Öyle olursa o zaman kalbinde heva hevesle, nefsaniyetle alakalı bütün sevgileri temizlerse, kalp o zaman gül bahçesine döner. Burda gül bahçesine gül ile alakalı Hazreti Pir’in örnek vermesi genel olarak sufi dünyada, daha doğrusu yukarı Mezopotamya sufi dünyasında gül ilahi aşkı simgeler. O zaman o kimsede ilahi aşk gönlüne oturduysa, evet, ondan gül kokusu alacağız veya o kimse gerçekten ilahi aşka düştüyse, evet, onda ilahi aşkın şarabını alacağız. Hani ona biz, Mansur şarabı diyoruz ya işte o kimsenin kalbi öyle bir noktaya gelince, yani her şeyiyle Allah’a yöneldi, her şeyiyle Allah’a yöneldikten sonra onun kalbinde Cenabı Hakk’ın ama celali, ama celali ama zati sıfatlarının tecelliyatları bu tecelliyatların tezahürleri olmaya başladığında, biz o kimseden ama celali ama cemali ama zati sıfatlarının tecelliyatını o kimsede göreceğiz. O kimsede aşkın, aşkın vücuda düşmüş halini göreceğiz. O kimsede biz aşkın dile gelmiş halini göreceğiz. Bize hani aşıklıktan bahsettiğinde, diyeceğiz ki, evet, aşık olan bu ve normalde o hale gelen bir kimse için de Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki, Mutaffifin suresi: ‘Onlara mühürlü, hâlis bir şaraptan içirilir. Onun sonu mistir. Öyleyse yarışanlar, bunun için yarışsınlar.”
O zaman onun kalbi bu kadar temizlendi, bu kadar güzel bir hale geldi, artık o ilmi ilahiden kalbine ama zati ama sıfati tecelliyatları geliyorsa, evet. Ne oldu? O hâlis aşk şarabından, Mansur şarabından içerildi ve onun önü de arkası da misk, yani misk ne demek? En güzel koku, en hoş koku demek.
Ondan biz o kokuyu almaya başlayacağız. Biz ondan o şarabın tecelliyatını göreceğiz. Yani akl-ı külden geliyor ya, aklı külden geldiğinin bize delili olacak, tecelliyatı olacak akl-ı külden. Çünkü Hazreti Pir bir önceki beyitte diyor ki, “Bunlar, akl-ı külden gelme bu sözler.” Önceki sözlerinin hepsine diyor ki: “Bunların hepsi de akl-ı külden gelme.” O zaman akl-ı külden geliyorsa gül kokusu alacağız, akl-ı külden gelmiyorsa gül kokusu almayacağız. Hazreti Pir burda kokuya girmiş, sufiler için koku çok önemlidir. Neden sufiler için koku çok önemlidir? Şimdi Beytullah’a gidersin, Beytullah’ın bir kendine has kokusu vardır, o kokuyu duyarsın. Bir Beytullah’a sıkılan kokular vardır, Beytullah’ı çünkü kokulandırırlar boyna, koku sıkarlar, görmüşsünüzdür. Bir de Beytullah’ın kendine has kokusu vardır. Kendine has olan kokusu da senin mananla alakalıdır. Medine Münevvere’ye gidersiniz, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin özel kokusu vardır. Bu senin yine nefis meratibinle alakalıdır o koku. Sen kaçıncı esmadasın, beşinci esmadasın. Zikrullahta beşinci esnada, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin zuhuratını gördüğünde bir koku aldın, o kokuyu, aldığın o kokuyu ertesi gün nefsine uymadan bin uçağa git Medine-i Münevvere’ye, aynı kokuyu oradan alırsın. Bu koku, kalbi çalışmaya başlayan dervişlerde burnu da çalışır, onlar da o kokuyu alırlar. Hazreti Pir devam ediyor:
“Koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni tâ ebedi cennete ve kevser ır-
mağına götürür.”
Bu aklı külden gelen bu sözler aynı zamanda bir koku da muhteva eder, bir koku da vardır. Sen o ilahi kokuyu aldığında, o koku seni cennette kevser ırmağının başına kadar götürür. Şimdi ne yazık ki insanlar, çok afedersiniz çok özür dilerim, bir ite bir kimsenin elbisesini koklattıklarında bütün araziyi dolaşıp o kokuyu aramasına inanıyor da insanlar veya bir kedi veya bir köpek veya bir at, bir hayvan, sahibinin kokusunu alıyor da kilometrelerce ilerden sahibine koşuyor. Siz bir kediyi atmaya kalkıyorsunuz bilmem kaç kilometre ileriye götürüyorsunuz o kedi gözünü de bağlasanız gece de götürseniz oraya bıraktığınızda eğer o sahibine vefalıysa o kokuyla seni bulur yine. Sen kendi kendine şaşırırsın, ya bu nasıl buldu, gene tekrar eve geldi? Kokuyla geldi veya bir hayvana bakarsın, hayvan senin kokunu alır, hayvan senin kokunu aldığı yerde sana doğru koşar.
Ben çok anlatmak istemem, bir kuzu vardı bende, küçücük, hediye olarak getirdiler bana, ben onu biberonla besledim, oldu kocaman koç. Dedemin evinde bakıyordum ben ona, normalde biraz daha büyüyünce resmen beni takip ediyordu. Benim kahvede olduğumu biliyordu. Kahvenin önüne geliyordu. Ben orman işletmesinde çalışıyorum. En sonunda orman işletmesine gelmeye başladı. Hiç götürmedim işletmeye ben onu ama buluyordu
beni işletmede. Birgün koşa koşa geldiler, dediler, ‘Bir tane kuzu var kapının önünde.’ Kuzu deyince benim aklıma geldi ilk önce lan benim manyak geldi dedim, ben bir çıktım koşa koşa geliyor bana, merdivenleri koşuyor, dediler bu ne, sormayın dedim, bu da dedim bana aşık, hep hatunlar aşık olacak değil ya, bir de kuzu aşık oldu ama bütün hatunlardan vefalıydı. Hiç peşimi bırakmıyordu. Normalde götürüyorum dedemin oraya, kilitliyorum, duvardan aşıyordu, bildiğiniz duvardan atlıyordu, anamın ne kapısını bıraktı ne penceresini. Anamın evindeysem bakın kokudan anlıyordu. Nerden biliyorsun değil mi ben anamın evindeyim. Gümmm, kapıya bir tosmak vuruluyor, tamam geldi diyorum ben. Annem diyor koş, ne kapı bıraktı ne pencere bu, ben koşuyorum ondan sonra bakıyorum gelmiş, böyle bana doğru geriliyor, sakın ha diyorum çünkü böyle bir sefer elimi uzattım, nerdeyse beni upuzun devirecek! Yolda giderken birisi isterse bana ters baksın bir şey yapsın! Geriliyor böyle, bir başlıyor onun peşinden koşmaya, herkes kaçıyor. Aşık ya bildiğiniz aşık! Kuzu kuruyken benim kokumu takip ediyordu, hayvan hayvanken kokuyu tanıyor.
Erkeklerin de kadınların da üzerlerinde bir vücut kokusu vardır, kendilerine ait. Seven insan sevdiğinin kokusunu alır, kilometrelerce öteden. Burnunda onun kokusu vardır hep, hiç unutmaz. Ben o yüzden derim, insanlar gerçekten sevgi konusunda konuşmasınlar. Seven insan yattığında yattığı zaman sevdiğinin kokusuyla yatar kokusuyla uyanır. Orda mesafe söz konusu değildir. Şimdi koku bu manada sana kılavuzluk yapar. Sen bir sohbete gittiğinde mana burnun çalışıyorsa orda asıl mana kokusunu alırsın. Burnun çalışmıyorsa koku almıyorsa sen orda hiçbir koku almazsın. Bu manayla alakalı. O yüzden o koku seni selamete götürür. Bir meclise gittin oturdun, orda bir evliya varsa evliyanın kokusunu alırsın. Bir meclise gittin, oturdun. O meclisin başında oturan mürşidi kamil ise onun kokusunu alırsın. Kendimi methetmek için söylemiyorum, kokunun ehemmiyeti ile alakalı söyleyeceğim.
Allah rahmet eylesin, şeyh efendi böyle tak, yandan dokunurdu, Mustafa Efendi, ne diyorsun evladım? Hani bir zatı ziyarete gitmişiz. Ben derdim Efendim, mürşidi kamil değil. Bu kadar. Sessiz bir şekilde. Hımm yapardı şeyh efendi, ses, kelime yok veyahut da dervişlerden bizim yine, sohbete gittik, bir zakir var orda, dokunur bana, nediyon? Efendim, şu durumda. Alâ oğlum. Beni mi imtihan ediyor, neyi imtihan ediyor, onları soramazsın. Soruyor sana, sen cevap verirsin. Kokudur bu, manevi koku. O senin burnun bir mürşidi kamili kokladıysa sen mürşidi kamil kokusunu beş bin metreden duyarsın. O kokuya aşinalığın var ise. O kokuyu aldın ise ne yapar? Seni kılavuz eder. Nereye? Cennete. Çünkü o koku bir Mürşidi Kamil
kokusu, kokusu ilmü ledünden gelir. Onda ilmü ledünden gelen bir koku vardır. Onu madden de alırsın manen de alırsın, eğer o kokuyu tanıyorsan, eğer o kokuyla tanıştıysan veyahut da tanıştın bir üstatla, bakın, bunların hepsi de manevi size işarettir. Ben bir üstatla tanıştım, onun kokusuna aşina oldum, öyle değil mi? Evet, ben aynı kokuyu başka bir mürşidi kamilden duyarsam, aynı kokudur çünkü onların kokuları seçilmişlerin kokusudur. Seçilmişlerin kokuları çok ince bir nüans farkıyla aynı yerden kopup gelir. Bu biraz size tuhaf gelebilir. Peygamberlerin kokusuna yakın kokudur o. Çok hassas bir burun ikisinin arasındaki farkı fark eder, bir kısmı fark edemez hatta. Hatta şöyle der, aynı peygamber efendimiz gibi kokuyor. Bu onu söyler. O daha fark ehli değil. Fark ehli olmadığından dolayı böyle söyler. Aynı onun gibi kokuyor. Yalan mı? Değil. Kelime biraz, insanlar doğru algılamaz. Çünkü o koku muhteşem bir şeydir, zikrullahta olur.
Mesela bir zikrullahın kendine ait bir kokusu vardır, o geceye aittir o. Falemennehu dendi mi, o koku yayılır halakaya, o yüzden önce esmalar, salat u selam, tövbe, temizlendi ortalık. Zikrullahın başlangıcı o yüzden seremonisi öyle başlar. Serenomi öyle başladı, üç tevhit okundu mu ordaki cemaat temizlendi, tertemiz. Burunlar temizlendi, burunlar temizlendi, bitti. Şimdi orda kokunun yayılma zamanı. Burnu koku alanlar, o zikrullahın kokusunu alırlar, eğer o koku olmuyorsa ya sende sıkıntı var, ya orda sıkıntı var. Kokuyu alıyorsun, koku almamda problem yok ama orda bir sıkıntı var. O zaman zikirde sıkıntı var, çavuşta sıkıntı var dervişlerde sıkıntı var, sıkıntı var orda o zaman. Aaa neden? Ya dur bir bakayım ya, burda koku alamadım, Perşembe günü derse gidelim bakalım, gittik derse, a kokuyu alıyorsun, e bir gün önce derse gittin, koku yok orda. Orada sıkıntı var, oranın maneviyatında sıkıntı var, oturmamış yerleşmemiş. Bir problem var orda. Dervişlerin arasında bir problem var, bir sıkıntı var orda. O sıkıntının giderilmesi lazım. Birbirlerine buğuz etmişler, birbirlerine bir şey yapmışlar.
Hani ben topluluk toplandığında herkes birbirine hakkını helal etsin diyorum ya. Neden? O kokuyu herkes alsın? Herkes hakkını birbirine helal etsin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. O kokuyu burun almaz yoksa, o koku önemli. Ve o koku seni ne yapıyor? Seni kevser şarabına götürüyor. Seni nereye götürüyor? Seni cennete götürüyor o koku. Kokuyu takip et, koku önemli. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ne dedi? ‘Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, güzel kadın, gözümün de nuru namazdır.’ Güzel koku, sen o güzel kokuyu gül kokusu, leylaktır, zambaktır, zannediyorsun. O işin zahir kısmı, başka bir hadisi şerifte ne dedi? Rahmanın dedi, kokusu Yemen’den geliyor. Sen o Rahmanın kokusunu almaya çalış, onun güzel koku dediği zahirde kalma. Sen mana kokusunu almaya
çalış. Mesela, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, kendisine güzel koku ikram edenleri hiçbir zaman reddetmedi ve dedi ki: ‘Birisi güzel bir koku sana ikram ediyorsa onu dedi reddetme. Güzel bir koku ikram ediyorsa onu reddetme. Sebep? Çünkü o güzel koku hayırdır, hasenattır, iyiliktir, Kur’an’dır, sünnettir, ilmü ledünden gelen bir ilimdir, bir hikmettir o.
Bir mürşidi kâmil, bir veli sana bir şey söyledi, o senin için güzel kokudur, hikmettir, ilimdir o senin için. Onu reddetme. Yoksa biz o güzel kokuya zahir olarak baktığımızda, bildiğimiz misk, parfüm diyorsunuz ya siz şimdi. işte biz de ona misk diyoruz, böyle yağlı ballı, böyle güzel güzel sürünüyoruz böyle, çıkmıyor üç dört gün üstümüzden, değil mi? Bazıları da var, gerçekten böyle koklayınca insanın burun direği sızlayacak. Onu da nasıl seviyorlar, bilmiyorum. O da güzel koku olarak geçiyor herhalde onlara da o güzel kokuyor. Yani, çok affedersiniz, bilmem ne böceğine, bilmem neyin tatlı geldiği gibi, onun da kokusu ona hoş geliyor. O da nereye gidiyor? O bilmem neye gidiyor onu yuvarlıyor anladınız siz onu. Anlamayan kaldı mı? Yok. işte böyle dilsiz dudaksız anlaşma, böyle mecaz anlaşmada böyle bir şey. Bakın, ona necaset gelmiyor, o koku. Ona o necaset gelmiyor, o büyük bir iş yaptım diye uğraşıyor. Demek ki senin burnun da iyi koku alacak, kötü koku almayacak. Kötü kokuya iyi koku deme, kötü kokuya güzel koku da deme. Hani bir insan var is kokuyor. Neden is kokuyor? Haramın içinde çünkü. Haramın içinde olunca ondan güzel koku gelmez. Ya? Hani demirci dükkanına giden is kokar diyor ya hadisi şerifte. Sen demirci dükkanına gidersen, is kokarsın. Demirci dükkanına gittiğinde üzerine senin muhakkak diyor bir kıvılcım, bir ateş senin üstüne bulaşır. Hadisi şerifin metni uzun ama ben mana olarak aklımda kalanı söylüyorum ama diyor sen güzel misk satan bir kimseye gidersen, sen misk kokarsın, misk kokarsın. O zaman sen nereye gideceksin? Güzel kokuyu takip et. O zaman sana misk kokuları saçan, akl-ı külden gelen, ilmü ledünden gelen ilme tabi ol. Güzel koku o. Yok, akl-ı külden, sen ilahi ilimden bir kelam konuşmayan kimsenin peşine düşme. Heva hevesini ilah etmiş, heva hevesini ilah etmiş, nefsini ilah etmiş. Sen onun peşinden gitme, o kötü kokuyor o. Onun kokusu kötü. Seni zikirden engelliyorsa seni Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını fikretmekten engelliyorsa namazdan, abdestten, oruçtan, zikirden, fikirden, iyi arkadaşlardan, salihlerden seni ayırıyorsa o kötü bir koku. Ondan uzak dur. O seni cehenneme götürüyor. Onda şeytan kokusu var, onda cehennem kokusu var, onda ateş kokusu var. Bunun burnu çalışmıyor ya çoğumuz da bizim, çalışmayınca o konuşan kimsenin konuşmaları bize tatlı geliyor.
Canım kardeşim, o şeytanın suretine bürünmüş iki ayaklı şeytan. Seni manadan uzaklaştırıyor, seni Kur’an’dan seni sünnetten uzaklaştırıyor, seni
salihlerden uzaklaştırıyor, seni zikir halakasından uzaklaştırıyor, seni zakirden, çavuştan uzaklaştırıyor, seni Allah yolunda koşuşturmaktan uzaklaştırıyor. Sen nereye gittin, geceni nerde geçirdin, neyle geçirdin, gündüzünü nerde geçirdin, neyle geçirdin? O arkadaşınla, beraber olduğum arkadaşım dedin ya, o seni nereye götürdü? Kanka hadi ya gel, işte bilmem ne kahvesi içelim, kahveye gidelim. iyi gittin! Nereye gittin? Bilmem ne kahvesi içmeye gittin. Nerde? Bilmem, nerde içtin! Çok matah bir şey yaptın. Nereye götürdü seni? Deccaliyetin ibadethanesine götürdü. Nereye götürdü seni? Vahşi kapitalist sistemin ibadethanesine götürdü. Nerde şimdi gençlerimiz?Vahşi kapitalizmin kucağında! Bilmem hangi markanın gömleğini giyecek, bilmem hangi markanın pantolonunu giyecek, bilmem hangi markanın kahvesini içecek, bilmem hangi markanın sinemasına gidecek, bilmem hangi markanın barına gidecek, pavyonuna gidecek, bilmem hangi markanın, bilmem nesini yapacak? Nereye götürdü arkadaşın seni? Deccaliyete götürdü. O kendisini şeytana kiraya vermiş, onun ev sahibi şeytan. O koku nereye götürdü seni? Harama götürdü, yanlışa götürdü, eksiye götürdü. Kimin kokusu bu? Şeytanın kokusu. Sen Muhammed’i Mustafa’nın kokusunu ara, onun kokusunu bul. Onun kokusuna aşina olursan her gittiğin yerde onun kokusunu ararsın. O kokuyu bulamazsan orda, o kokuyu bulamazsan orda dersin ki burası o kokmuyor. Bu sende bir müddet sonra bu kokuya aşina olur alışkın olursan kadın erkek hiç değişmez, eşinde bile o kokuyu aramaya başlarsın.
Eşinde o kokuyu bulamazsan için soğur ondan. Çocuğunda o koku ararsın. Çocuğunda o kokuyu bulamazsan için soğur. Arkadaşın da o kokuyu ararsın, o kokuyu bulamazsan için soğur. Bu fenafi’l Resul hâlidir. O esnada o kimsenin etrafla olan ilişkilerinde sıkıntılar yaşanmaya başlar. Kokladığın her şeyde o kokuyu ararsın. O koku seni sarhoş eder. O koku seni sarhoş eder ama o koku aynı zamanda da kılavuzdur sana. Kılavuz! Sen üstadının kokusunu aldıysan manevi olarak ama rüyanda ama hâlinde ama zikrullah esnasında o koku kılavuzdu sana. Bak o koku sana kılavuz olur. Hazreti Pir diyor ki, o koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni ta ebedi cennete ve Kevser ırmağına götürür o manevi koku. Devam ediyor Hazreti Pir:
“Koku göze ilaçtır, nuru artırır. Yakub’un gözü bir kokudan açıldı.
Kötü koku gözü karartır. Yusuf’un kokusu ise göze nur verir.”
Koku burna ilaçtır demiyor, dikkat edin. Koku göze ilaçtır diyor. Biz şimdi yine Yakup’un meselesine dönecek olursak Yakup aleyhisselam ne yaptı? Öbür kardeşler oniki oğlan ya, Yusuf rüya gördü. Rüyasında on bir tane yıldız ve ayın kendisine secde ettiğini gördü. Bunu babası Yakub’a anlattı, babası Yakub da dedi ki evlat, bunu kardeşlerine anlatmasaydın iyiydi,
şeytan insanın apaçık düşmanıdır dedi. Kardeşlerin senin apaçık düşmanındır demedi, şeytan insanın apaçık düşmanıdır dedi, ayırd etti. Velev ki sonra o kardeşler Yusuf’u çekemediler, kıskançlık yaptılar. Tabii Yakub aleyhisselam bu rüyadan sonra Yusuf’u koruma altına almaya başladı. Yusuf’u korumaya başladı. Korumaya başlayınca öbür kardeşler hasislendi, kıskandılar. Bu sefer ne yaptılar? Babasına işte yalan söyleyerekten biraz kandıraraktan dediler ki Yusuf’u bugün pikniğe götürelim bu günkü dille. Sonra götürdüler ne yaptılar onu kuyuya attılar. Gömleğini de çıkardılar, orda bir hayvan kestiler, hayvanın kanıyla onu kanlandırdılar, döndüler hüngür faşırt ağladılar Yakub’un önünde. Dediler ki inanmayacaksın ama Yusuf’u dediler kurtlar kaptı.
Hatta Yakup rivayet edilir, baktı kanlı gömleğe dedi ki bu kurtlar ne kadar iyi bir kurtmuş ki Yusuf’un gömleğini bile yırtmamış dedi ve dedi ki bana sabretmek düşer. Velev ki sonra Yusuf’u ne yaptı? O bölgeden geçen bir kimse aldı, Mısır’a götürdü. Mısır’da da başına bazı işler geldi. Sonra Mısır’da önemli bir göreve geldi, sonra Mısır’da önemli bir göreve geldikten sonra işler değişmeye başladı amma velakin bizim Koca Yunusumuz da Yusuf’la Yakup aleyhisselamla alakalı meseleye aldı bir nefesle dedi ki: ‘Ben bir Yakub idim.” Hadi bakalım Vuslat… Huu Vuslat Ali. Allah razı olsun. Bugün sohbeti gözden geçirirken aklıma Urfalı Kazancı Bedih geldi. Bedihten dinledim bunu. Daha önceleri de çok dinlemiştim. Kendi kendime de hayıflandım, bir gidip dedim Bedihten bunu sıra gecesinden dinleyemedik, dedim. Sonra dedim Vuslat’a atayım da bunu vuslat akşama bunu söylesin dedim. O da maaşallah, hemen bir saat, bir buçuk saat içinde CD hâline getirmiş, attı bana. E Bedih’i de aratmamış o da daha güzel böyle orda okumuş. Şimdi de böyle müziksiz, çıplak sesle okumak herkesin harcı değildir, çünkü çıplak ses böyle adamın her şeyini çıkarır meydana, maşallahı var, çıplak sesle onu okudu. işte ne oldu? Yusuf kuyudan sonra gitti Mısır’a. Sonra Mısır’da sultan oldu, öyle diyelim ve Yakup aleyhisselam Yusuf’un öldüğüne hiç inanmadı. inanmaması, Yusuf’un kokusunu alıyor çünkü. Yusuf’un kokusunu aldığında Yusuf’un öldüğüne inanmıyor. Bir delil daha var Yakup aleyhisselamda. O da ne? Yusuf’un görmüş olduğu rüya. Bakın rüya ne kadar önemli. Ben bazen dervişlere derim, rüyanızda görün de ders alın. Neden? O rüya sahihse senin önünde hep delildir.
Yakup aleyhisselam, Yusuf’un rüyasını dinledi. Yusuf’un rüyasını dinleyince 11 tane yıldız onun önünde eğiliyor, 11 kardeşi, ona tabi olacak. Ay da onun önünde eğiliyor, ay da Yakup aleyhisselamın kız kardeşi. O da onun halası. Halası da ona tabi olacak. Yakub aleyhisselam bu rüyayı bildiğinden Yusuf’un üzerinde rüyaya itimadı tam. Ey sufi kardeş, ahmaklık yapma. Yol
çok çetindir, önüne bir sürü imtihanlar geçer, kendi gördüğün rüyana kendin itimatsızlık edip yalanlama kendini. Kendi gördüğün rüyaya kendin itimatsızlık edip yalanlama. Gördüğüm rüya hakikate aitse, şekline şemaline girmeyen bir delilli rüyaysa otur oturduğun yerde kımıldama hiç. Kımıldarsan yerine başkasının oturduğunu görüverirsin. Bu meydandan kimler gelmiş kimler geçmiş. Bir tane de sen olursun geldiydi, gitti derler. Orda eksilmez bir şey. Sen gördüğün rüyaya kendin itimat et rüyan sahih ise. Bak, koskoca Yakup kendi rüyasından oturdu, Yusuf’un öldüğüne hiç inanmadı. Öbür oğulları ve etrafı dediler ki yani sen mecnun oldun bu konuda artık sen aklî dengeni de kaybettin. Gözleri kör oldu Yakub’un Yusuf’a ağlamaktan. Yusuf’un hasretinden gözü kör oldu. Sevmek böyle bir şeydir; gözün kör olur, sevdiğinden başkasını görmezsin. Yakub’un körlüğünü zahir körlük de görme; o sevdiğinden başka bir şey görmedi. Hani ne dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Seven hem kör hem sağırdır’ dedi. Seven kördür, sevdiğinden başkasını görmez. Seven sağırdır, sevdiğinden başkasını duymaz. Eğer senin gördüğün ve duyduğun başka şeyler varsa sen bu meydana seviyorum diye çıkma. Sen sevdiğinden başka şeyler görüyorsan, aşıklık iddiasında bulunma, haddi aşma. Deki, biz aday adayıyız, aday adayıyız de. O yüzden Yakup Yusuf’tan başka bir şey görmedi. Gözünün kör olması mana itibariyle, mana itibariyle Yusuf’tan başka bir şey görmemesi miydi? Bakın, Yusuf’tan başka bir şey görmemesiydi.
Sonradan Yusuf tabii gittiler, kıtlık oldu. Kıtlık olunca duydular Mısır’da yiyecek içecek var. Yakup oğullarını hususi gönderdi, dedi ki ‘Mısır eline gidin, Mısır elinde bir hükümdar var, yardımcı olacak size.’ Bünyamin’i de yanlarında götürmek istediler önce…Birincide Bünyamin gitmedi. Gittiler, Yakub’un diğer oğlanları. Yusuf bunları ağırladı. Bir kile istediler, iki kile verdi onlara. Dediler paramız yok, sonra getirin, dedi onlara. Bunlar çok sevinçli geri döndüler. Yakup Yusuf’un kokusunu alıyor. Onların bir kısmını sattılar onlar, paraları tahsil ettiler. Bir kısmını da kendilerine aldılar. Dünya böyle bir şeydir çünkü. Dediler ki ‘Babacığım, biz gidelim tekrar ordan; hem buğday alım, hem aldıklarımın parasını ödeyelim.’ Bu sefer Yakup dedi ki ‘Bünyamin’i de götürün’. Bunlar Bünyamin’i de götürdüler. Bünyamin Yusuf’un ufağı. Bünyamin’i de götürdüler. Bünyamin’i götürünce, bakın, bunlar kelamsız anlaşıyorlar. ikisi de peygamber, Yakup da peygamber, Yusuf da peygamber. Bünyamin de gelince, o gün için Mısır’ın bir kanunu var; birisi hırsızlık yaptığı anda, kimin malını çaldıysa onun kölesi oluyor. O ister affediyor, ister onu kendisine köle ediyor, isterse onu satıyor. Yusuf bir oyun yaptı. Bünyamin’in heybesine, kendi kilesini koydu, kendi adına yazılı, bir kabını koydu, su kabı gibi bir şey. Arayın
dedi bu gidecek olanları. Onlar buğdayları aldılar, sevinçliler, her şeyi aldılar, çok sevinçliler. Yusuf’un askerleri aramaya başladılar. Onlar itiraz ediyorlar, ‘Biz çok iyi bir adamın oğullarıyız, bir hırsızlık yapmayız, böyle bir ahlakımız yok.’ Önce büyük abisinden başladılar aramaya. Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok, hiçbir şey yok. En son Bünyamin’e geldi, Bünyaminden kap çıktı. Kap çıkınca şaşkınlar. Hepsi de böyle bir şey olamaz diye. Her biri telaş içinde. Mısır’ın kanunu geçerli. Dedi ki, Bünyamin benim kölem oldu. Bu kab bana ait, bana ait kabı çalmış, o yüzden dedi, çalma da geçmiyor, bana ait olan kab onun yükünde çıktı, çalma değil, yükünde çıktı. Dedi ki Bünyamin benim kölemdir Mısır kanunlarına göre, çünkü başka türlü de, Bünyamin’i orda, alabilme, zaptetme hakkı da yok. Kanun bu ya, onun üzerinde bulundu mal, onun oldu.
Bu sefer Yusuf Bünyamin’i yanına aldı, onlara dedi ki, ‘Siz serbestsiniz, gidin ailenizi de alın gelin buraya.’ Dediler, ‘Bizim bir yaşlı babamız var, biz bir kardeşimizi kaybettik, kurtlar onu kaptı, gitti, kurtlar onu parçaladı. Kurtlar onu parçaladığı için, o ağlamaktan gözleri kör oldu, gözü görmüyor. Bir de Bünyamin eğer onun çok sevdiği, koruduğu kardeşlerimizden birisiydi, sen de bunu alı koyarsan bizim babamız perişan olur, bunu kaldıramaz. Hangimizi istiyorsan onu al, Bünyamin’i serbest bırak” dediler. Dedi ki “Kanun bu. Bünyamin bende kalacak.” Gömleğini çıkardı. Dedi ki götürün bunu babanıza, bunu babanıza götürün, babanızın gözlerine sürün, babanızın gözlerine sürün inşallah gözleri açılacak dedi. Bunlar orda konuşup yola çıktığında Yakup etrafına diyordu ki Yusuf’un kokusunu alıyorum. Diyeceksiniz ki dedi bu yine bunadı, delirdi, sayıklıyor diyeceksiniz ama dedi Yusuf’un kokusunu alıyorum. Daha Mısır’dan gömlek yola çıkarken Yakup Yusuf’un gömleğinin kokusunu alıyordu ve gömleği getirdiler, Yakup o gömleği yüzüne gözüne sürdü, gözleri açıldı. Dedi ki Yusuf’um yaşıyordu, öldüğüne hiç inanmadım. işte koku ne oldu? Göze ilaç oldu.
Manevi koku göze de gönle de ilaçtır. Manevi koku mana gözüne ilaçtır. Senin manâ gözünü harekete geçirir. O manevi koku burna değildir, gönüledir çünkü. Sen bir karanfil koklarsın, burnunla koklarsın o koku zahiridir. Bir gül koklarsın, o koku zahiridir. Burnun, senin zahiri kokular alıyor. Eğer bir mana kokusu alıyorsan, gül olmadan da gül koklarsın. Eğer gönlün mana kokusu alıyorsa, karanfil olmadan da karanfil kokusu alırsın. Yok sen mana olarak, Mansur şarabını tattıysan su da senin için Mansur şarabıdır, çay da senin için Mansur şarabıdır, sevgilinin cemali de senin için Mansur şarabıdır. Sen bir ama celalî ama cemalî bir tecelliyat hem senin için mana kokusudur hem de senin için mânâ şarabıdır. Sen bir cemal kokusuna kendini değil bütün alemi kurban edersin. Bir cemal tecelliyatına
bütün hayatını, ömrünü feda edersin. O öyle bir mana kokusudur ki o öyle bir mana gözüdür ki sen gönül olarak hem koklar hem seyredersin. O yüzden, o koku bu manada nedir? Göze ilaçtır, manevi göze ilaçtır. Zahiri göze de ilaç mıdır? Zahiri göze de ilaçtır. Eğer sende mânâ var ise bu göze de ihtiyacın yoktur. Mânâ varsa ise! Sende bir mânâ var ise görmeden, gözünü açmadan da görürsün. Sen de mana varsa gözü kapalı görürsün, gözü kapalı görürsün. Sen de mânâ varsa duvarın arkasını da görürsün. Sen de mânâ varsa beş bin metre öteyi değil elli bin metre öteyi de görürsün. Sen de mânâ varsa beş yıl sonrasını da görürsün, on yıl sonrasını da görürsün, otuz yıl sonrasını da görürsün. Bu sendeki mânâyla alakalı. Bu çıplak gözle alâkalı değil, bu mânâ ile alâkalı.
Kötü koku, gözü karartır yani sen bir harama dalarsan, mânâ gözün kapanır senin, sen harama bakar haramla iştigal edersen gönül gözün kapanır, gönül kapın kapanır, gönül penceren kapanır. Senin gönül dilin lâl olur, konuşmaz! Neden? Sen harama düştün, sen yanlışa düştün. Sen bir mürşidi kâmilin aleyhinde konuşursan sen de göz möz kalmaz. Sen Allah’ı zikredenlerin aleyhine düştüysen sen küfür ehli olarak göçer gidersin, kalbin mühürlenir senin. Senin ne çıplak gözün kalır ne mana gözün kalır. Kötü koku senin gözünü karartır, kalbini karartır, bakışını karartır, duyuşunu karartır. Sen karanlığa düşersin. Neden? Sen çünkü harama düştün, haramla iştigal ettin, sen haramı helâl gördün, sen Allah’a küstahlık ettin, sen Allah’a kibirlilik ettin, sen Peygamber sallallahu ve sellem e küstahlık ettin, sen Hazreti Muhammedi Mustafa’ya(s.a.v)’e kibirlilik ettin. Senin hiç bir tarafın açık kalmaz, her yerin kapanır. O yüzden Yusuf ve Yusuf gibilerin kokusu göze şifadır. Yusuf gibiler dediğim, ‘ümmetimin mürşidi kamilleri, velileri, zamanın, Ümmeti Muhammedin, Ümmeti Muhammedin, zamanın kutupları, Beni israil peygamberleri mesabesindedir.’
Sen bir kutbun gönlünü kırma. Sen bit kutba küstahlık etme. Sen bir üstada küstahlık etme, kalırsın meydanda, meydanda kalırsın. Kim bu diye bakan olmaz, unutur herkes seni, sen de kendini unutursun, Allah’ı da unutursun, Allah da seni unutur. Namaz kılarsın, Allah’ı unutmuş vaziyette namaz kılarsın, namazın da namaz olmaz. Oruç tutarsın, Allah’ı unutmuş vaziyette oruç tutarsın, orucun da oruç olmaz. Sen çünkü bir Yusuf gönüllünün gönlünü kırmışsın. Sen bir Yusuf gönüllünün gönlüne girmemişsin. Yusuf gönüllünün gönlüne girseydin, kurtuluşu erecektin, gözün gönlün açılacaktı. Ama sen kötü kokulara gittin, dedikoduya gittin, iftiraya gittin, yalan yanlışa gittin. Sen Kur’an ve sünnetin dışına çıktın. Sen kötü kokuların tecelligâhı oldun, senden hayır gelmez. Sen ancak cehenneme odun olursun, başka bir şey olmazsın. Allah muhafaza eylesin.
“Yusuf değilsen bile Yakup ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla.”
Yusuf gibi güzel değilsen, Yusuf gibi boyun posun yerinde değilse, Yusuf gibi dünya üzerinde en güzeller sınıfında değilsen, Yusuf gibi seçilmiş değilsen hiç olmazsa Yakup ol da ağla. zaten. Bir insan, bir sufi, ya aşıktır ya maşuktur ya da hem aşıktır hem maşuktur. Aşıksan, aşıklığını bil, matlubun için ağla, gece gündüz ağla. Kime aşıksan onun için ağla. Kime aşıksan onun için ağla. Vallahi de billahi de tillahi de yeminle söylüyorum, o maşukuna ulaşırsın, gerçekten aşıksan. Maşuksan Yunus gibi naz et, maşuksan, sen de o güzellik varsa naz vallahi de senin hakkın billahi de senin hakkın ama sana işin en zorunu söyleyeyim kardeş, sende hem âşıklık varsa, hem maşukluk varsa, dünyanın da ahiretin de yükü senin üstünde. Bütün yük sende. Bir tarafınla âşıksın. Kime? Kime aşıksan ona. Bir tarafın maşuk. Seni seviyorum diyenler var. En zor şeydir. Birisi seni seviyorum diyorsa yalandan da dese, yalandan da dese, onu gerçekten demiş gibi seversin. Maşukluk onu ister. Maşuksan her ‘seviyorum’ diyene kanadını gerersin.
Maşuksan her geleni kanadının altına alırsın. Ayıramazsın, seni seviyorum diyeni ayıramazsın. Ayırırsan sen maşuk değilsin. Sen ilmi ilahinin kokusunu almamışsın. Ayırıyorsan, sen o Mansur şarabının tadını almamışsın. Yalancının tekisin, çıkma meydana! Yalancının tekisin, çıkma meydana! Maşukluk taslama. iğne battığında ‘oof’ diyeceksen, maşukluk. Taslama. Zoru gördüğünde kaçıp gideceksen, maşukluk taslama. Aç kaldığında ‘aç kaldım’ diyeceksen, maşukluk taslama. Ver Allah için dediklerinde vermeyeceksen, maşukluk taslama. Sev Allah için dediklerinde sevemeyeceksen maşukluk taslama. içinde çirkinlik akıyorsa, maşukluk taslama. Bir gün gerçeğin çıkar meydana. Yaldızlı bir ürün gibisin. iki yıkamada altından gerçeğin çıkar. Yaldızlı bir ürün gibi küçücük bir ateşi görse bakırın bakırlığı, demirin, demirliği çıkar meydana. Onu altına boyasan, altına boyadın, aldın bakırı, altın suyunun içerisine battın, çıkardın, o altın olmadı kardeş! Canım kardeşim benim! O altın olmadı. O küçücük bir ateşi gördüğünde bakır olduğu çıkacak meydana. O parayı gördüğünde bakır olduğu çıkacak meydana. O kadın gecenin yarısında ‘Geldim kapındayım, beni al’ dediğinde, açacak o kapıyı, O namussuz bir adam çünkü. Alacak onu, o bakır o. Ona el açacak, şeyenlillah ‘Ben kiramı ödeyemedim’ diyecek, ona sırıtacak! Sırıtacak, vahşi, namussuz, şerefsiz! Kiranı öderim diyecek ama belli şartı. Onun çıkacak bakırlığı, onun sahtekarlığı çıkacak. Bir imtihanda çıkacak, bir meselede çıkacak. Çıkma, rezil etme kendini. Maşukum diye de ortalıkta gerinme. Sakın!
Sakın olmadan oldum derdine düşme. Yakup ol, ağla. Senin için o daha hayırlı. Yakupluk kötü değil, herkes Yusuf olacak diye bir kaide yok. işte,
ya? Yusuf değilsen ki değilsin, Yakuplukta kal, ağla, yalvar. Yusuf’un kapısına otur. Ben Yakubum sen Yusufsun de. Ben âşık olmaya çalışıyorum sen maşukumsun de. Ben maşuk değilim, ben ilmi ezeliden seçilmemişim, sen seçilmişsin de. Otur oturduğun yere. Senden kimse maşukluk beklemiyor. Senden o zaten aşıklık bekliyor. Zaten bir maşuk var. Bu alemde iki maşuk olmaz. Otur, hiçbir zaman aşıklığı elinden bırakma. Maşuk olsan dahi aşıklığı elinden bırakma. Deki ben aşık olmaya çalışıyorum. Ben aşık olmaya çalışıyorum de. O yüzden sen Yakupluğu seç, Yusufluğa özenme. Yusufluğa özenme! O Yakupluk her zaman için her zaman için biz fukara sufiler için mükemmel bir noktadır. Cenab-ı Hak sana maşukluk kisvesi giydirdiyse de zaten itiraz edecek bir şeyin yok. Herkeste de bir nebze maşukluk kisvesi vardır zaten. Orayı anlatmıyorum sana, nefsine uymayasın diye. Herkesin bir tarafında maşukluk kisvesi vardır, kadında erkekte ama sen oraya bakıp da nefsine uyma. Ben âşıklık yolunda gideceğim de.
“Hâkimi Gaznevî’nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda bir yeni-
Gaznevî aslında bu bir, Edebiyatçılar yukarıda var mı? Edebiyat okuyan kim vardı? Korkmayın, kaldırın elinizi, sorguya çekmeyeceğim. Hani sizde Senayi olarak mı okutuluyor bu? Evet, normalde halk dilinde Senayi olan Gaznevî, aslında onun adı Gaznevî, Hakim Gaznevî ilmi literatürde ama o böyle halk dilinde, daha doğrusu sufiler dilinde Senayi olarak geçer. Sonradan bir Senayiler daha çıktılar ama o Senayi, bu Senayi değil. Bazen halk türküsünde Senayi’den alınma filan diyorlar, o Senayi değil, bu benim dediğim eski. Bakın Hz. Pir Senayi’yi burda ondan nakil yapıyor:
“Naz için gül gibi bir yüz gerek. Öyle bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma. Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir. Gözün hem kör hem de hastalıklı oluşu müşküldür. Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme! Yakupcasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma.”
O zaman naz için gül gibi bir yüz gerek. Yani senin manan çok temiz olması lazım. Görüntü yüzü değil, bu senin mana yüzün, iç yüzün. Bu mana suret olarak senin suretine benzer ama orada, manada güzel ise dersin ki bunun manası güzel. Bazen manada güzel olmayan dahi, bir Yusuf’un nefesiyle manası güzelleşir. Yusuf nefesiyle, Yusuf gömleğiyle, Yusuf dokunuşuyla mana da güzelleşir. Hani az önce dedim ya, bir okursun, bir tevhit, herkesin manası değişir orda. O yüzden deriz zikrullah halakasını terketme. O yüzden deriz, gelin, DNA’larınızı düzeltin burda. Gel, o halakaya otur, manan güzelleşsin, cennet yüzlü ol, melek yüzlü ol. Öyle cennet yüzlü ol, melekler el pençe dursun, senin güzelliğinden. Öyle cennet yüzlü ol, cennetteki
adamlar, adamlığından geçsin. Desinler ki, adamın hası geldi. Hangi güzel, Muhammed’in Mustafa’nın güzelliğinin yanında esamesi okunur ki. Hangi güzelin, Yusuf’un güzelliğinin yanında, esamisi okunur ki? Hangi güzel, Hazreti Hatice’nin mana güzelliğinin yanında, esamisi okunur ki? Hangi güzelin, Hazreti Fatıma’nın cennet güzelliğinin önünde, güzelliğinin esamesi okunur ki? Hiçbirinin okunmaz ama o mana güzelliği zahir güzellik gibi değildir. Sen yüzüne bakarsın, kara kuru dersin, bu neye benzer dersin, manası öyledir ki manaya baktığında gözünü ondan alamazsın. Manada böyle bir güzelliğin yok ise naz etme, bu naz sana yakışmaz. Öyle bir yüzün yoksa, kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma.
Sen kendine bir bak, kendini tefekkür et. Sende Yusuf güzelliği yoksa, kendi kendine kirliliğe düşersin, naz etme. Sen kendini güzel görüp de ‘ben güzellere layığım’ deme! Deme. Sen güzel olmaya çalış. Bir güzel de sana el uzattıysa sakın onu iteyim deme. Öp başına koy, öp gönlüne tac eyle. De ki bir güzel bana elini uzatmış. Ben o eli öpmüşüm. Ben ona nasıl vefasızlık ederim de. Otur oturduğun yere. Sakın! Çirkinsin, kendi çirkinliğini biliyorsun. Dalmışsın heva heves, çukuruna, dalmışsın nefsaniyete, şeytaniyete. Kendini güzel göstermeye çalışma. Sende ilmi ledünün ‘i’sinin, noktasının zerresi yok. Kendinde ilmü ledün varmış gibi gösterme. Sen de güzelliğin esamesi yok, sen kendini güzel görüp de caka satanlardan olma.
Sen tövbe edip zikreden, af dileyenlerden ol. Sen Yakub’un yolunu seç çünkü Yakub’un yolunu seçmezsen bu dünyadan kör olup gidenlerden olursun. Hani bu dünyadan kör gidenler, mana olarak öbür dünyada da kör olarak hâlkolacaklar. Sen bu dünyada mana gözünü açmanın yolunu ara. Bir güzel bul, o güzelin elini öp, dizinin dibinde otur. O güzelin yolundan git, o güzelin hürmetine sen de geçenlerden olursun. Dedi ya Allah Resûlü’ne dedi, sahabeden bir kimse: ‘Biz,’ dedi, ‘senin yaptığın amele yetişemeyiz ama biz seninle beraber olmak istiyoruz. Kişi sevdiğiyledir, kişi sevdiğiyledir, kişi sevdiğiyledir. Sen bir Yusuf yüzlü bul da onun elini sıkı tut da yürü. Seviyormuş gibi yapsan da onun elini tut, yürü, geri kalma. Hani başka bir sahabe de geldi ya, dedi ki: ‘Bu amelleri işleyemiyoruz ama onları seviyoruz,’ dedi ya, ‘Sen onları sevdiğin için, o ameli işlemesen dahi, onlardan sayılırsın’, dedi. Onlardan sayılırsın. Sen onlardan sayıl. Bir Yusuf yüzlülerin içine otur da onlardan sayıl ama kendince kendini bil. Deki ben nasıl bir sevap işledim, ben nasıl bir dua aldım, benim manada kim başımı okşadı da ben bu Yusuf yüzlülerin arasına düştüm. Yarabbi, sana hamdü sena ediyorum, de. Allah’a hamd et. Ona yalvar yakar. Yarabbi ben bu mutluluğa nasıl eriştim de. Bana lütfettin, bana ikram ettin, bana ihsan ettin. Sen beni bunların
içine koydun de, sakın nefsine uyup da kendini kibir dünyasına atma Allah muhafaza eylesin.
Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme. Bir mürşidi kamilin önüne oturduğunda, nazlanma. Ona mürşidi kamillik taslama, ona bilgiçlik taslama, ona biliyormuşum gibi gösterme, kendini havalara uçurma. Haddini bil! Haddini bilmek en büyük ilim. Dilini tut, haddini bil! Dilini tutup haddini bilmezsen, orda bırakmazlar seni. Ancak edepli olanlar yol alır. Ancak edebini muhafaza edenler orada oturur. “Yakupçasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma.” Sen Yakupçasına ağla, inle, yalvar, yakar. Gözünün yaşı bitmesin, Rabbim bizi onlardan eylesin. Hazreti Pir diyor ki, hani dudu öldü numarası yaptıydı ya, ona geldi, hemen ordan oraya döndü. Dedi ki:
“Dudunun ölümünün manası niyazdı. Sen de niyaz ve yoksullukta
kendini ölü yap.”
Hani dudu öldü numarası yaptı, sonra özgürlüğüne kavuştu ya, sen de diyor dudunun ölümünün manası niyazdı, ağlamaktı, yalvarmaktı, ölmeden önce ölümle ölümü yaşamaktı. Sen de öyle yap, diyor. Özgürlüğüne kavuş. Bu ruh, bu tenden çıksın. Bu ruh, bu tenden çıkaraktan ölmeden önce ölümün sırrına kavuş diyor. Allah, bizi onlardan eylesin.
“İsa’nın nefesi seni diriltsin, kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin.
Buradan devam edeceğiz bir nokta işaret edeyim, geçeyim. isa ne yapardı? isa’nın en büyük mucizelerinden birisi neydi? Ölüyü diriltmekti. Ölüyü diriltmekti. Bir Yusuf yüzlü, zamanın isa nefeslisini bul da git, o sana bir hu desin de sen yeniden manen diril. El-Fatiha maassalavat…
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Şeyh, Aşk, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı