Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan, haykıran ve tebliğ eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına zalimce ve haince saldıranlar var ise Cenâb-ı Hak hepsi de kahru perişan eylesin. Nerede Müslümanlara haksızlık yapan, hukuksuz davranan var ise Cenâb-ı Hak hepsini kahri perişan eylesin. israil’i ve destekçilerini dağıtsın, yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan’a yardım eylesin. Müslümanlara zulmeden devletleri yerle yeksan eylesin. Güçlerini alsın, yerle yeksan eylesin. Akıllarını alsın, akıllarını yerle yeksan eylesin. Amin. Ecmain. 2270. beyitten devam ediyoruz. Aynı konu. Yani normalde Ümmet-i Muhammed’in başına bela olan, başına musibet olan sahte önderler, sahte şeyhler, sahte hacılar, hocalar bunlarla alakalı Hazreti Pir’in beyitlerini okumaya devam edeceğiz kaldığımız yerden. Geçen hafta: Yoksulluk ve meşakkatte bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez.” Burayı okumuştuk. Buradan devam ediyoruz:
“On yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak. Görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara fakat dili şaşaalı.”
Sen hayatın boyunca hakiki önderlere gözünü dik. Ama siyasetçi ama bürokrat ama işte alim kisvesinde ama şeyh kisvesinde ama derviş kisvesinde ama üstat kisvesinde, hayatın bütün alanında bunun normalde hakikatini yaşayan bunu bilen, bu dairede ehliyetli konusunda uzman insanlara bak.
Eğer söz konusu olan din ise, tasavvuf ise o zaman Kur’an ve sünnete tabi olmuş, Kur’an ve sünnet yolunda mücadele eden, koşuşturan, bu noktada şatafattan, şatahattan, gösterişten uzak duran ve Allah yolunda Allah’a dost olmuş, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmış, ölçüsünü Kur’an ve sünnetten alan Kimselere bak. Yoksa eğer gözünü başka yerlere dikersen sen de perperişan olanlardan olursun. O gözünü Kur’an ve sünnete dikmeyen, Kur’an ve sünneti yaşamayan insanlara eğer tabi olursan hem dünyevi olarak hem de uhrevi olarak sıkıntıya ve meşakkatlere düşeceğin aşikardır. Ve o kimseler tövbe 8’de ve 9’da şöyle anlatılıyor: “Onlar size karşı ağızlarıyla hoş sözler söylerler. Fakat kalpleri söyledikleri söze karşıdır. Çoğu da bu kimselerin fasıktır. Onlar az bir değer karşılığında Allah’ın ayetlerini sattılar. Böylece insanları Allah’ın yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları ne kötüdür.” Yani normalde sen Kur’an ve sünnete tabi olmuş, imamların içtihadına tabi olmuş kimseleri dinleme. Çünkü nefse ağır gelir. Sen bunları bıraktın. Ya? Sen normalde dünya olarak, dünyevi olarak ağzı iki süslü laf yapan ama Kur’an ve sünnetin halinden, ahvalinden uzak olan gösterişte şatahatlı, şatafatlı, dilleri şatahatlı, şatafatlı kimselerin peşinden gittin. Baktın ki o cübbesi ne kadar şaşaalı. Kafasındaki takkesi ne kadar şaşaalı. Sözler edebi, belagatlı. Sen o edebi, belagatlı konuşanların peşinden gittin. Onların da yolu çok kötü. Sebep? Çünkü onların dilleri şaşaalı, kalpleri değil. Onların dışları süslü, içleri değil. Onların dışına bakarsan takvaymış gibi görünüyor. Ama onların içleri kapkara, ejderha. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendinin bir sözü vardı: ‘Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe’ derdi. Yani dışı yeşil türbe. Baktığın zaman vay sakalı ne kadar sünnete uygun, sarığı ne kadar düzgün, cübbesi ne kadar düzgün konuşunca belagat akıyor. Ama kalbi onun kararmış kalbi etrafındaki insanların parasını nasıl üterim, zamanını nasıl üterim, onun makamını nasıl kullanırım, onun zenginliğini nasıl kullanırım, onun mevkisini nasıl kullanırım diye o yolda gidiyor. Veyahut da o normalde ayetleri üç kuruşa değiştirmiş. Az bir değer karşılığında.
Allah’ın ayetlerini sattılar. Makamı gördüler, Allah’ın ayetlerini sattılar. Parayı gördüler, Allah’ın ayetlerini sattılar. Mevkiyi gördüler Allah’ın ayetlerini sattılar. Şatahatı, şatafatı gördüler, Allah’ın ayetlerini sattılar. Ayet bir şeyi haram ettiği halde onlar kendilerine çıkış yolu aradılar veyahut da hani var ya günümüzde enflasyon miktarı kadar faiz caizdir veya var ya günümüzde işte TOKi’nin yaptığı faiz faiz değildir. Bunları duyuyor muyuz? Evet. Var ya günümüzde ‘dinin yeniden reforme edilmesi lazım. 1400 yıl önceki hukukla bu işler yürümez’ Ya? ‘Dinin 1400 yıllık hukukunu değiştirmemiz lazım.’ Bunlar sapkın fikirler. Ve siz Kur’an ve sünneti bırakıp da bu sapkın fikirlilerin peşinden giderseniz onlar şeytanın askerleri, şeytanın dostları,
şeytanın velileri ve sizin yolunuzu saptıracak olan kimseler. Ve siz muhakkak ve muhakkak onların yolundan gideceksiniz. Ama onların yolundan gidince onların yaptıkları kötü ve onlar normalde insanları sadece kendileri değil kendisinin peşinden giden insanları da sapkınlığa sürükleyen insanlar. Yani birisi çıkıyor kadere iman imandan değildir diyor. Birisi çıkıyor hadislerin hepsi de sahih değildir. O yüzden hadisler sahih olamaz. veya birisi çıkıyor yedi tane sahih hadis vardır diyor. Öbürkü diyor ki otuz tane sahih hadis vardır. Öbürkü diyor ki kırk elli taneden fazla sahih hadis yoktur…
Hangisine inanacaksın bunların? Öbürkü diyor ki bu ayet Allah’ın ayeti olamaz. Ve bunları bizim Müslüman toplum bunları dinliyor. Bunları dinleyince de diyor ki ya evet bunlar haklı olabilir. Hani birisi çıkıyor ya hani Kur’an’da salat geçer, namaz geçmez. O yüzden namaz diye bir ibadet yoktur. Bunu da söylüyor. Herkes de televizyondan bunları dinliyor. Bunlara laf söyleyemiyor zaten. Müslümanlar korkak, pısırık. Müslümanlar bunlara tepki koyamazlar. Müslümanların çünkü mutfakları kıymetli, arabaları kıymetli, malları, canları, her şeyleri kıymetli. O yüzden onları böyle bir kenara atıp da bunları söyleyemezler.
“Allah’tan onda ne bir koku var ne bir eser. Fakat davası Şit’ten de
ileri, Adem’den de”
Bu çok özür dilerim ama bu böyle kemale ermemiş şeyhler, kemale ermemiş dervişler, hocalar, ehliyetli olmayan toplumun önündeki siyasetçiler, ehliyetli olmayan toplumun önündeki bürokratlar…Bunların Allah’tan korkuları yok. Bunlar gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince haksız bunlar. Bunlar helaldı, haramdı tanımıyorlar. Bunlar ümmetin parası mı, kendi parası mı tanımıyorlar. Ne geldi, ne verirsen elinle, o gider seninle. Ver bunlara devamlı. Devamlı bunları besle. Devamlı bunlara ver. Bunlara verdikçe sen sen iyilerdensin. Bunlara vermezsen sen kötülerdensin. O kimseyi desteklersen Müslümansın. O kimseyi desteklemezsen sen Müslüman değilsin. Senin ne olduğun belli değil. Veyahut da sen bu tip kimselere zekatını akıtırsan, paranı pulanını akıtırsan sen iyisin. Ama yok akıtmazsan sen kötüsün. Hatta kafir bile olabilirsin. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunlar aslında manevi olarak hiçbir yol almamalarına rağmen onlar kendilerinde manevi mertebe iddiasında bulunurlar. ‘Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun? Sen bizim ne olduğumuzu biliyor musun? Senin bizim maneviyatımızı anlamaya gücün yetmez. Biz bir hata yapmış olsak bize rüyamızda ikaz ederler. Biz ne yapıyorsak maneviyatın emriyle yapıyoruz. Biz ne işlediysek maneviyatın emriyle işliyoruz. Bizi muhakkak bir peygamber bu konuda uyarır.’ Bunlar benim duyduğum sözler. ‘Ben bir şey yapmış olsaydım pir efendiler beni uyarırdı. Hanımına diyor, “Ben hatalı bir şey
yapmış olsaydım şeyhim şimdi burada beni uyarırdı.” Kadın susuyor. Manevi makam iddia ediyor çünkü. Şimdi uyarırdı. Ha uyarılmadığına göre o adam haklı. O derviş haklı. Ben de dedim hiç sen gözünü kapattığında şeyhini gördün mü dedim. Hayır dedi. Neden böyle söyledim? Başka türlü işin içinden çıkamıyordum dedi. Başka türlü işin içinden çıkamıyor! Dediğini böyle yaptıracak. Kendisini haklı gösterecek. Allah muhafaza eylesin. Ama bunların kalbinde Allah sevgisi yoktur. Bunların kalbinde Resulullah sevgisi yoktur. Bunların kalbinde veli sevgisi yoktur. Bunların kalbinde mümin sevgisi yoktur. Bunların kalbinde eş sevgisi de yoktur. Çocuk sevgisi de yoktur. Anne baba sevgisi de yoktur. Bunlar çünkü sevmekten uzak. Kalbi katılaşmış, kalbi kararmış, kalbi şeytanlaşmış insanlardır. Çünkü bunlar din ve dinden olan şeyleri istismar ederler. Şimdi bir kimse sarhoştur. Allah’a karşı olan inancı samimidir. Onun yanında ne Allah’a sövebilirsin, ne kitaba, ne peygambere. perişan eder seni. Ama öbürkü sanki Allah yolundaymış gibi görünür ama kalbi mühürlenmiştir. O çünkü Allah’ı, Resulullah’ı, üstadı yolu istismar ediyordur. Asıl kalbi kararmış olan onlardır.
Bir kimse günah işlemiştir, günahkardır ama istismar etmiyordur. O kimse istismar ederse o içki içenden daha kötü hale gelir. Veyahut da o kumar oynayandan beğenmediğiniz içkiden, kumardan işte şundan bundan ilgilenenden daha kötü hale gelir. Neden? O çünkü dini istismar ediyor ve aynı zamanda da arkasındaki kitleleri Allah’ın yolundan uzaklaştırıyor. Gerçek dinin hükmünden, gerçek dinin hukukundan uzaklaştırıyor. Onun açmış olduğu yara, onun vermiş olduğu zarar öbür işte içkiydi, kumardı, bunların vermiş olduğu zarardan daha fazla. Bizler Ümmet-i Muhammed olarak biz bu noktada perdeliyiz. Biz bir günahı açıktan işleyen kimseyi kötüleyebilecek cahillikteyiz. Asıl gizli şeytani yolları ve gizli şeytanın askerlerini tanımaktan uzağız. Bakın bir kimse bir günahı günahtır. Günah olarak bilir, işler onu. Bu ayrı bir şeydir. Ama bir kimsenin bir kimseyi dini istismar ederekten Allah yolundan uzaklaştırması, toplumu Allah yolundan uzaklaştırması onun günahından milyon kat fazladır. O kimsenin kalbi mühürlenir. Sebep? O çünkü Allah’ın ayetlerini küçük bir paraya, menfaate, küçük bir değere sattı. Herhangi bir şeye sattı. Rahatına sattı, keyfine sattı, paraya sattı, makama sattı, mevkiye sattı. işte eşine sattı, annesine, babasına sattı. Şimdi nasıl sattı? Eşi böyle bir şey söyledi. Kur’an ve sünnetin dışında ona itiraz etmedi. Eşimle aram bozulmasın dedi. işte çocuğu bir şey söyledi. Aman çocuğumla benim aram bozulmasın dedi. Çocuğun Kur’an ve sünnetin dışındaki bir isteğine veya davranışına göz yumdu. Çocukla arası bozulmasın diye ayetlerini sattı Cenâb-ı Hakk’ın. Eşiyle arası bozulmasın diye ayetleri sattı. Annesiyle babasıyla arası bozulmasın dedi.
Ayetleri sattı. Çocuklarımla aram bozulmasın dedi. Ayetleri sattı. Başındaki müdürle, amirle, şefle aram bozulmasın dedi. Ayetleri sattı. Başındaki siyasetçiyle aram bozulmasın dedi. Ayetleri sattı. başındaki hacısıyla, hocasıyla, şeyhiyle aman benim bununla aram bozulmasın.” dedi. Ayetleri sattı. Asıl tehlikeli olan Müslümanların içerisinde bu insanlar. Asıl tehlikeli olan bunlar. Çünkü bunlar insanları yoldan saptıran kimseler.
Sizden dinden bahseder gibi bahsediyor. Öyle değil mi? Mesela cuma günü hutbeyi dinliyorum. Hutbe Ankabut, ayet 45. ‘Ondan sonra namaz sizi kötülüklerden alıkoyar.’ Ardındaki ayeti kerime ne? ‘Allah’ı zikretmek en büyük iştir.’ Cuma hutbesinde diyanet bunu böyle söyleyemiyor. Allah’ı zikretmek en büyük iştir diyemiyor. Çünkü Allah’ı zikretmek deyince bildiğiniz zikir akla gelecek. Zikir akla gelmemesi lazım. Zikir akla gelmemesi lazım. Bakın meallere. Hepsi de şunu der Allah’ı zikirle alakalı ‘anmak, dua etmek, yalvarmak,’ ondan sonra ‘iyilik yapmak.’ Ya ayet-i kerimenin metninde zikir geçiyor. Neden zikir olarak söylemiyorsun? Zikir olarak söyle. Hayır. Zikir olarak söylemezler. Zikir olarak söylemezler. Mesela zikir geçiyor orada değil mi? O zikri normalde cümlenin geçtiği yere göre birkaç yerde Cenâb-ı Hakk’ın Kur’an’ını beyan eder. O da zorlamayla beyan eder. Kur’an’da Cenâb-ı Hak furkan olarak söyler, kitap olarak söyler. Ama o zikir kelimesini bu topluma unutturacaklar. Bakın zikir kelimesini topluma unutturacaklar. Sebep? O kimse Allah’ı çok zikrederse, çok zikrederse kalbi açılır. Hakikati görür. Hakikati görürse şeytanı şeytan olarak görür. Meleği melek olarak görür. Kalbi ilham alır onun.
Kalbi ilham alınca kötüyü kötü olarak görür. iyiyi iyi olarak görür. Bunun bilinmemesi lazım. Ümmeti Muhammed’in aldanması lazım. Toplumun aldanması lazım. insanlar camiye gidip camide aldanması lazım. Tarikata girip tarikatta aldanması lazım. Cemaate gidip cemaatte aldanması lazım. Partiye gidip partide aldanması lazım. Siz buraya geldiyseniz burada aldanmanız lazım sizin. Evet. Sebep? Nemalanacak. Ahir zaman, o bir şeye ulaşmak istiyor. O bir şeyleri basamak ederekten ulaşacak. Allah muhafaza eylesin. Bunların öyle bir durumları var ki kalpleri mühürlenmiş, kararmış olduğu halde bunlar Adem’den ileri dava sahipleri, Şidten de ileri gösteriyorlar kendilerini. Bakara, ayet 9: ‘Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.’ Hadis-i şerif. ‘Kimin ameli onu geri bırakırsa nesebi onu ileri götüremez.’ Şimdi bunlar toplumu aldatmaya çıkmışlar. Kendilerini aldatıyorlar ama aldatırlarken argümanları var. Benim dedemin kim olduğunu biliyor musun? Hayırdır? Kim? Benim dedem filanca şeyh efendi. Sen benim dedemin babası varmış hocam. Evet vardır muhakkak. Benim dedemin babası mübarek bir
şeyhdi. Sen? Sen nesin? Bizim sülalemiz şeyhler sülalesidir. Maşallah. Sülale şeyhler sülalesi. Sen? Namaz yok. Onunla aldatıyor. Bizim nereye bağlı olduğumuzu bilmiyorsun sen. Ben öğrenmek istemiyorum. Teşekkür ederim. Cevabım bu şimdi. Nasıl yani? Merak etmedin mi? Hayır, Allah razı olsun. Merak etmedim. Biz işimize bakalım. Yok, o onu söyleyecek nereye bağlı olduğunu. Yani oradan kendisine bir değer çıkaracak çünkü. Kendisine bir değer çıkaracak. Kendisine oradan pozitif bir şey çıkaracak. Artı bir şey çıkaracak kendisine.
Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, “Nesebi onu ileri götürmez.” Sen istersen seyyit torunu ol, istersen seyyit ol. Senin ameline bakacağız biz. Sen ‘biz seyit sülalesindeniz.’ Maşallah. Allah mübarek etsin. Ee karşı çıktığın şey ne? Zikir. Karşı çıktığın şey zikir. Söylediği şey şu. ‘Biz seyit sülalesiz. Biz yapmıyorsak siz ne yapmaya yapıyorsunuz?’ Bu zamanda yapılmaz. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ve insanlar enteresan yani Şite’ benzemek istiyor. Adem’e benzemek istiyor. O kimseler Geylânî Hazretlerine benzemek istiyor. Yani Rufai Hazretlerine benzemek istiyor. Böyle ona benzediğini söylüyor. Hatta biraz daha sen dinlersen ileri gidiyor. ‘Geylani Hazretleri bu zamanda yaşasaydı bizim elimizi öperdi’ diyor. Evet. Ben duyduklarımı söylüyorum. Ben zamanın imam-ı Azamıyım dedi. Ben duyduklarımı söylüyorum. insan saptı mı derviş şeye benzer. ‘Ben şeyh olsaydım böyle yönetmezdim.’ Tabii ya! Ne dedi birisi? “Hallacı Mansur’la ben karşılaşmış olsaydım Hallacı Mansur’la ben karşılaşmış olsaydım o benim elimi öperdi.” dedi. Böyle kaldım. Benden teyit bekliyor. Demeseydin iyiydi dedim. Neden Mustafa Efendi dedi, her gece 100 rekat namaz kılardı dedim. Kaldı! Günlük 70.000 tevhit çekmeden dışarı çıkmazdı, dedim. Bunlar abartılar, dedi. Sen günde 70.000 tevhid hiç çekmemişsin o zaman dedim. Kaldı! Günlük dedim bir günden bir güne ömrü hayatında 70.000 tevhit çekseydin abartı demezdin, dedim. Sebep dedi. Eğer uyanık kalırsan 16 saatte bitiyor çünkü dedim. O yüzden Hallacı Mansur gecede 70.000 tevhit çekerdi dedim. 16 saat tutar, 15 saat tutar dedim. 100 rekat da namaz kılar dedim. O da en az 2-3 saat tutar dedim. Etti dedim 18 saat. 6 saat de günlük işlerine ve ondan sonra uyumaya kalıyordu dedim.
Sen ömrü hayatında dedim 70.000 tevhit hiç çekmemişsin. Ömrü hayatında gece namazı kılmamışsın. Hallacı Mansur zamanımızda olsaydı elimi öperdi deme küstahlığına erişmişsin sen dedim. Evet. Bunlar aldatırlar insanları ve etrafındaki insanlar da onu böyle büyük bir hayretle dinlerler. Hayretle. Hani bir şeyhin sohbetine gittim. Bir şeyler anlattı. Bu da Rabiyatül Adeviye’dendi dedi. Hani Rabiyatü’l Adeviye ona söyledi. O da aktardı! Herkes bir hu hay bir karıştı ortalık. Bizim Seyit Taş da yanımda. Bu
pe…….. ne diyor dedi. Hacı sus dedim, gidelim. Dedim sus. Şimdi o, onu etrafa böyle lanse ediyor. Yani ona Raviyatü’l Adeviyye tecelli etti kalbine. O söyledi. O da onu aktardı. Hareket bu. Bunlar çünkü normalde kendilerini olduğundan fazla gösterme dertleri vardır. Bu böyle bir erkek düşünün bir kızı aldatacak ya onunla evlenmek istiyor. Kız ondan yüksek o kızdan daha yüksek tutmaya çalışır kendini. Aldatacak veya bir kız bir erkekle evlenmek istiyor. Aslında erkek ondan yüksek, kız da kendini yüksek gösterme sevdasındadır. Reel değil yani. Veyahut da ticaret yapacak bir kimse kendisini zengin gösterir. Mal alacak ya, kendisini zengin gösterirken karşıdakini avlamaya çalışıyor. Lafın arasında söyler. ‘Geçenlerde arabayı değiştirmeye kalktım ya işte 12 milyar istediler sıfırına. Baktım benimki kaç para yapar? 10 milyar değer mi değmez mi diye. Öyle kendi kendime düşündüm…’ Hani diyor ki bende 10 milyarlık araba var. Bana malı ver! Ahir zaman alameti. Değersizler değerlenir. Değerli olanlar değersizleşir. Değerliler değersizleşir. Toplum önünde ha insanların önünde. Yani değerlidir o kimse ama toplum önünde değersizdir o. Bir kimse değersizdir. Söylediği süslü sözlerle değerli insanlar kategorisine girer. Allah muhafaza eylesin. Amin.
ibn-i Kesir’den bu: “Hakiki alimler, şeyhler, siyasetçiler, Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilen, ona hiçbir şey ortak koşmayan, helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram olarak kabul eden, Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyan, ona kavuşacağına ve ilminin, hesabının sorulacağına yakinen inanan kimselerdir.” O zaman hakiki önderler toplumun her kesiminde Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilen, ona hiçbir şey ortak koşmayan, Cenâb-ı Hakk’ın helal kıldığını helal. Yani dinin helal kıldığını helal, dinin haram kıldığını da haram kabul eden Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyan ona kavuşacağına yani din gününe, mahşere inanan ve ilminin hesabının sorulacağına yakinen inanan insandır. Bu kimseler ancak gerçek dosttur, gerçek önderdir, gerçek alimdir, gerçek şeyhtir. Diğerleri? Onlar ayetleri çok az bir pahaya, değere satan insanlardır. Hatta Hazreti Pir devam ediyor. Bu arada şunu da söyleyeyim. Kimsenin şeyhiyle, siyasetçisiyle, devlet başkanıyla, başbakanıyla, alimiyle, zalimiyle işimiz yok. Biz Hazreti Pir’in beyitlerini okuyoruz. Beyitlerini okurken de benim sözüm bu. Beyitleri Kur’an, sünnet dairesinde ve ışığında şerh etmeye çalışıyoruz. beni ilgilendirmiyor hiç kimsenin şeyhi, beni ilgilendirmiyor hiç kimsenin hacısı, hocası, alimi, zalimi. Beni ilgilendirmiyor! Ben kendi dairemde Kur’an ve sünneti anlatmaya gayret ediyorum. Kendi gördüğüm, kendi bildiğim hakikatleri anlatmaya çalışıyorum. Evet…
“Hatta ona şeytan bile kendisini göstermez. Böyle olduğu halde o ‘biz abdallardanız hatta daha ileriyiz’ der durur. Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır.”
Bu beyit çok hoşuma gidiyor benim. Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin bir hayli sözünü çalmış çırpmıştır. Yani o eski sufilerin sözlerini, eski dervişlerin hallerini, eski dervişlerin başlarından geçen olayları, menkıbelerin bir kısmını sanki kendisi yaşamış gibi gösterir. Söyler. Sanki onu o yaşamış. Öyle anlatır. Bir kısmını da çok özür dilerim ama papağan gibi ezberler. O menkıbeleri anlatır. Onun yanına gittiğinde böyle sana öyle bir dervişlik taslar, öyle bir alimlik taslar, öyle bir şeyhlik taslar ki sen dervişliğinden utanırsın. Menkıbe üzerine menkıbe söylüyor. Abi dedim ya bu kadar güzel menkıbeler söylüyorsun. iyi güzelsin de dedim ya bu faizi ne yapacağız dedim ben. Yüzü değişti. Bana dedi ki hocam sen faiz almıyorsun, böyle batarsın dedi. E dedim abi batalım. Dedim batalım sıkıntı değil ama dedim hani böyle menkubeleri söyle ondan sonra kolu çevir. Kaldı. Aramız bozuldu tabii ama bunlar, bu tip insanlar menkıbe ağacı gibi bir doğru onlardır. Anlatırlar da anlatırlar. Halbuki şeytan onlara kendisini gösterme yani onlarla uğraşma zorluğuna bile düşmez. Şeytan onunla ilgilenmez bile.
Şeytanın ilgilenmediği insanlar vardır. Bu insanlar şeytandan daha şeytandır çünkü. Şeytandan daha şeytan olunca o kimseyle şeytan bile uğraşmaz. Şeytan der ki benim onunla uğraşmama gerek yok. O benden daha şeytan zaten der. Hatta ben öyle kimseler için derim ki şeytan onu gördüğünde üstat hoş geldin der, düğmesini ilikler. Sebep? O şeytandan daha şeytan çünkü. Hani şeytan kime musallat olur? Şeytan peygamberlere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Allah dostlarına, velilere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Dervişlik yolunda. Hakiki dervişlik yolunda yürüyenlere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Ben dini yaşayacağım. yaşatmaya çalışacağım diyenlere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Tesettürüne dikkat eden kadınlara musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Harama bakmamaya çalışan erkeklere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Ama ben saçımın bir teli dahi görünmesin diyen kadına musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Aman ya erkeklere de normalde tesettür farz. Benim kıyafetlerim daracık olmasın. Benim oram buram da görünmesin. Normalde benim de kıyafetlerim erkek olarak daracık olursa benim de kıyafetim tesettüre uygun olmaz diyen erkeklere musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Kur’an sünnet dairesinde yürümeye çalışan Kur’an ve sünneti yaşayacağım yaşatacağım demeye çalışanlara musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Allah yolunda koşturacak olana musallat olur. Şeytan kime musallat olur? Ben zikrullah’a gideceğim diyene musallat olur. Şeytan
kime musallat olur? Dikkatle şeyhini dinlemeye çalışan kimseye musallat olur. Yanındaki der bak ‘şimdi gördüm oyyyy’ yapar. Şeytan ona musallat olur. Şeytan sohbeti disiplinli bir şekilde dinlemeye çalışana musallat olur. Şeytan böyle sohbet esnasında yanındakinle muhabbet edene musallat olmaz. Zaten o gitmiş gideceği yere. Şeytan disiplinli bir şekilde Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşayacağım diyene musallat olur.
Şeytan Kur’an ve sünnetten uzaklaşana musallat olmaz. Şeytan cimriye neden musallat olsun? Şeytan neden böyle har vurup harman savurana musallat olsun? Şeytan neden küfürbaza musallat olsun? Şeytan neden teşhircilik yapan kadına musallat olsun ki? Şeytan neden teşhircilik yapan bir erkeğe musallat olsun ki? O zaten yoldurmuş göğsünü, açmış taa göbeğine kadar gömleğinin düğmesini. Öyle yürüyor. Şeytan ona neden musallat olsun ki? Onun zaten kafir cinliler göğsünde toplanmışlar. Kafir cinliler onun göğsünü okşayıp duruyor. Ne musallat olsun ki şeytan ona? Şeytan kendince tesettüre riayet etmeyi bırakın, teşhircilik yapan kadına ne musallat olsun. Kafir cinniler toplanmış, kimisi saçını elliyor, kimisi göğsünü elliyor, kimisi orasını burasını elliyor. Görse kadın onu vallahi de billahi de tillahi de ömür boyu uyuyamaz. Şeytan ona neden musallat olsun ki? Şeytan eteğini kısaltan bir kimseye biraz daha kısalt diyor. Şeytan ona söylüyor. Kısalttın biraz daha kısalt. Aç, biraz daha aç. Şeytanın tesettürüne riayet eden kimseyle ne işi var? Tam bir dostsa şeytan ona dokunamıyor. Tam bir mümin ise, tam bir mümin ise şeytan ona dokunmuyor. Çünkü ayet-i kerimede iman edenler sen diyor iman eden dostlarıma bir zarar veremezsin ama öbür türlü Allah muhafaza eylesin. Ayet-i kerime Zuhruf 36-37: “Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık onun yakın dostudur.” Sen zikrullah’ı bırakırsan, Allah’ı zikretmeyi terk edersen, senin dilinde ve kalbinde zikir tecelli etmiyorsa, gözünde kulağında zikir tecelli etmiyorsa sana bir şeytan musallat olur. Sen o şeytanın dediği yoldan gidersin. Sen o şeytanı dinlersin. Senin şeytan senin damarlarında dolaşır. Hadis-i şerif. “Şeytan senin kalbinin kapısında durur.”
Hadis-i şerif “Kalbinde zikrullah kesilirse senin kalbine şeytan oturur ve kalbini şeytan ihata eder ve sen şeytanın fısıltısına kanarsın.” Şeytanın fısıltısına kanmakla kalmaz. Onun yolunu yol edinirsin. Onun ilahını ilah edinirsin. Kendince şeytanı ilahlaştırırsın. Sende ilahlaşmış huy ve düşüncelerini senin ortaya çıkarır. “Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.” Ve şeytan onların göbeğine oturur. Şeytan onların kalbine oturur. Şeytan onların aklına oturur. Ve onlara bir de hidayette olduklarına dair fısıldar. Allah’ın ayeti bu. Sen zikrullah yapmaz isen kalbine şeytan oturur ve sen kendini hidayette
görürsün. Sen kendini doğru yolda görürsün. Şeytanlaşmış ne varsa hepsini icra edersin ve kendini de doğru yolda görürsün. Neden? Şeytan sana o vesveseyi verir. Şeytan sana o vesveseyi verdiği zaman sen kendini herkestden fazla doğru yolda görürsün. Allah muhafaza eylesin. Bu tip insanlar yani şeytanın yoluna düşen insanları şeytan kendi yoluna davet etmez zaten. Onlar o yolda. Şeytan Kur’an sünnet yolunda gidenleri kendi yoluna davet edecek. Öbürkünlerini neden davet etsin ki Allah muhafaza eylesin En güzeli: “Biz abdallardanız hatta daha ileriyiz der durur.” Abdal, hadis-i şeriflerde de ebdal olarak geçer. E ile okunur, ebdal. Bizim Anadolu’da ebdal denir. Yalnız çalgıcı abdallar değil. Hani Kırşehir bölgesinde Ankara’nın kazalarında filan abdallar derler ya. Mesela işte bizim meşhur Neşet Ertaş abdallar sınıfındandır. Onlar böyle kendilerince hem çalarlar hem mani söylerler. Onlar şiir de okurlar. Kendileri şiir de yazarlar. Kimisine aşık abdal denir onlara. Bizim dediğimiz ebdal o değil. Zaten o elif yani a la e’nin arasında okunuyor. inceltilmiş a ile ebdal.
Cenâb-ı Hakk’ın seçkin kulları. Cenâb-ı Hakk’ın seçilmiş kulları. Yeryüzünün manevi direkleri bunlar abdal denilince. Bunu birkaç sohbettir söylüyorum. Kütüb-ü Sidde’de deccaliyetle, fitnelerle alakalı bölümde var. Orada abdal kısmı var. Bütün arkadaşlar Kütüb-ü Sidde’ye çok rahat ulaşabilirler. Hemen hemen hadis kitaplarında böyle orada burada geçen yani değişik hadis kitaplarında geçen hadisleri Kütüb-ü Sidde sahibi hepsini bir yere hemen hemen toplamış. Çok güzel açıklama, oradan bulabilirsiniz. O yüzden bu normalde abdal, bu sohbetin burası, oradan alıntı yapma, bedel kelimesinin cemidir. Dilimizde abdal şeklinde kullanılır. El-Nihaye’de şu açıklama yapılır: “Bunlar evliyalar ve abitlerdir. Bedelin cemidir. Ebdal diye isimlenmişlerdir. Çünkü her ne vakit bunlardan biri ölecek olsa bir başkası onun yerini alır.” El- Nihaye’de geçiyor bu. Tekrar buranın altını çizerekten okuyayım. Bunlar normalde çünkü ‘her ne vakit bunlardan biri ölecek olsa bir başkası onun yerini alır.’ Yani bu ebdallar dünya üzerinde eksik olmazlar. ‘Benim şeyhim son mürşid-i kamildi. Ondan sonra mürşid-i kamil gelmeyecek’ diyen kimse bu konuda cahilin ta dibidir. ‘Son mürşid-i kamil bizim şeyhimizdi. Vefat etti. Ondan sonra mürşid-i kamil gelmeyecek…’ O cahilin dibidir. Buna inanarak söylüyorsa ve hakkında hadis olduğunu da biliyorsa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifini inkar ettiği için küfre bile girebilir. Hatta velilerle alakalı ayet-i kerimeyi de inkara girer bu. Çünkü Allah’ın El-Veli isminin tecelli ettiği veliler vardır. Ayet-i kerimede onlar dünyada da ahirette de mahsun ve mahcup olmayacaklardır der. O zaman o ayet-i kerimeyi de inkar etmiş olur. Küfre girer. Allah muhafaza eylesin.
Aff ibn-i Malik’in, Taberani’deki rivayeti şöyle: “Ebdallar Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar.” Hazreti Ali efendimizin rivayeti: “Eddallar Şam’dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular. Düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir.” Bu son iki rivayet hasendir. Bu, Kütüb-ü Sidde’den alıntı burası. Yine Kütüb-ü Sidde’den alıntıya devam ediyorum, Hilyetü’l Evliya’da Ebu Nuaym’ın ibn Ömer’den rivayeti şöyle: “Her nesilde ümmetimin en hayırlıları 500 kişidir. Ebdallar da 40 kişidir. Ne 500’ler için ne de 40’lar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce Allah yerine birini alır 40’lara koyar.” Yanındakiler, “Ey Allah’ın Resulü, bize onların amellerini söyle.” dediler. Buyurdu ki, “Onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allah’ın kendilerine verdiği şeylerde başkalarına pek cömert davranırlar. Bunlar abdallarla alakalı. Yani Allah’ın dostlarıyla veya bazı kitaplarda Ricaü’l Gayp erenleriyle, bazı kitaplarda kutuplar dediklerimiz, 40’ların içerisinde üçler, beşler, yediler bunlar kutup, 40’ın içinde bunlar. Bunlar eksilmezler. Kıyamete kadar bunlar var olacak. işte ‘bizim şeyhimizden sonra şeyh gelmedi…’ Otur cahil adam, cühele adam! Bir de öyle diyorlar ya, “Biz Mehdiy’yi bekliyoruz. Bekle.” Ben de bekledim.
Ben Gazali’nin kıyamet alametlerini okudum yeni islam olunca, ben her sabah bekledim. Dedim ki, “Güneş bu sabah doğudan doğabilir.” Çünkü o Gazali’nin kıyamet alametlerini oku. Diyorsun ki ya şu 100 yıl önce görüldü. Bu 300 yıl önce görüldü. Şu şu zaman görüldü. Bu bu zaman görüldü. işte 7 tane 10 tane büyük kıyamet alameti var. Onları bekliyorsun veya Mehdiyi bekliyoruz. Bütün ehli tasavvufun böyle bir yanılgısı var. Yakında çıkacak. Hatta bir ara ne diyordu birisi? Mehdi kendinden habersiz istanbul’da dolaşıyor. Bir de hani böyle avare gibi dolaşıyor. Ben de sohbette cevap verdim. Madem kendinden habersiz isa nerede dedim. Hatta birisinin Mehdi olduğu söylendi. Dedim isa Aleyhisselam nerede? Adı ne? Adı ne? Çünkü hadis-i şerifte: “Mehdi’nin adı benim adımdan, annesinin adı da benim annemin adından olacak” diyor. Yani adı diyelim ki Ahmet, Muhammed işte Mustafa ismi onun isminden olacak ama annesinin adı da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin annesinin adından olacak. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden bunlar kendilerini ne görüyorlar? Abdallardan görüyorlar. Yani velilerden görüyor. Hatta kendisini onlardan da üstün görüyor. Rabbim muhafaza eylesin. Ve bu kimseler dervişlerin bir hayli sözünü çalmış, çırpmıştır. Yani bu kimseler ne yapıyorlar? Dervişlerin sözlerini, geçmiş evliyaların menkıbelerini, sözlerini çalıyorlar. Papağanlık
yapıyorlar. Oysa o kimse Allah dostuysa, veliyse papağanlık yapmasına gerek yok. Cenâb-ı Hak onun kalbine muhakkak ilham eder. ilham ederse o kimse de oturduğu yerden spontane şekilde şiir söyleyecekse şiir söyler. Sohbet edecekse sohbet eder. O bir yerden çalıntı bir şey söylemez.
Hani Hazreti Pir diyor ya ‘bugün yeni şeyler söylemek lazım.’ O zaman yeni şey söyleyecek. Allah muhafaza eylesin. Amin. O eski sufilerin, dervişlerin şiirlerini, nasihatlerini, deyişlerini kimisi sanki kendisininmiş gibi söyler. Yani şimdi ben desem ki ‘beni candan usandırdı cefadan yer usanmaz mı?’ Herkes biliyor. En azından sizler biliyorsunuz. Fuzili’den. Bilmeyen bir yere gitti. Orada böyle bir dörtlük okudu. Herkes onu kendinden zannetti. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o tip insanların sözleri insanların hoşuna gider. Gerçekten insan nefsi o böyle tatlı, hoş. Ne kadar tatlı hoş sohbet ya! Kur’an, sünnet anlatırsa tatlı hoş sohbet değil. Kur’an sünnet insanın nefsine acı gelir. Hakikat insanın nefsine acı gelir. O kimse normalde o hakikati dinlemek ve duymak istemez. Nefsi ona çünkü patlar bu noktada. Hani bu bir an önce bir sohbet bitse de gitsek der. Bir an önce şu ona zulüm gibi gelir. ‘Ay sohbete gittim bir daraldım bir daraldım…’ Daraldın tabi. Kur’an sünnet ağır geldi sana. Daraldın tabi. Harama haram diyoruz ya! Daraldın! ‘Hocam geldim ama sohbetinize çok daraldım.’ Evet dedim kalbiniz daralır bizde dedim. Nefsiniz daralır, dedim. Neden dedi. E dedim biz Kur’an sünneti anlatıyoruz dedim. O yüzden nefse ağır gelir dedim. Tabi ona şu lazım: “Cıstaka cıstaka cıstıka…Oooo, Mustafa Özbağ efendiler, hoş geldiniz.” Tabi! “Değerli misafirler, aramıza Mustafa Özbağ da katıldı.” Tabi, yürüyeceksin böyle oradan salına salına! O nefse tatlı geliyor. Tabi! Burda herkes yerde oturuyor ya. Sen ne olursan ol, geleceksin burada yerde oturacaksın. Nefse tatlı gelmiyor. Bir de e haram böyle helal böyle, şunu yapma bunu etme, şöyle yapma, böyle yapma…Ya biz ne sohbetine geldiydik.? Biz Mesnevî sohbetine geldiydik. Mevlânâ’nın Mesnevisini böyle yiyelim, içelim hoş geçelim. Öyle bir şey zannediyorlar.
Hazret-i Mevlânâ en ağır meseleleri böyle menkıbelerle anlatmış, şiirle anlatmış. Bakın 740 yıl önce sahte önderlerin hallerini anlatıyor bize. 740 yıl önce! Onun da başı dertti bunlarla. 740 yıl önce bak onları anlatıyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hakiki önderler, hakiki önderler onlar normalde hakkı hakikati saklamazlar. Eğriyi doğru göstermeye çalışmazlar. Onlar Kur’an, sünnet imamların içtihadı neyse onu söyler. Onu anlatır. ilk sufilerin yolunu söyler. Bana söyler misiniz? Beyazıti Bestami dilendi mi dervişlerden? Para mı topladı? ibrahim Ethem tahtı tacı bıraktı. Para mı topladı? Rabiyatü’l Adeviye’nin evine hırsız girdi. Rabiyatü’l Adeviye’nin evine hırsız girince parmağıyla gösterdi, şurada şu var. Parmağından bir ışık çıktı.
Nur çıktı. Hırsıza dedi ki, “Burada şu var, burada şu var, burada şu var, burada şu var. ihtiyacın olanı al.” dedi. Hırsız imana geldi, tövbe etti. Hırsız imana geldi, tövbe etti. Ahmed er-Rifâî Hazretleri öldüğü zaman bilmem kaç milyon dolar bırakmadı geriye. Ben şeyhimi örnek alıyorum.
Benim şeyhim öldüğü zaman arkasından çocukları, dervişleri kavga çıkarmadı. Bu ümmetin parasıydı da bu bizim paramızdı da bu başkasının parasıydı diye. Ben bazen diyorum ya ben taksim ettim malını. Arkasından hiçbir kavga çıkmadı. Millet birbirini mahkemeye vermedi. Londra’da da mallar çıkmadı. Hiçbir yerde malı mülkü çıkmadı. Ben biliyordum. “Mustafa Efendi, oğlum müsait misin?” “Müsaitim efendim.” “Yarın gel de” dedi “şu” dedi “malları bir taksim et bizim çocukların arasında” dedi. “Emredersiniz efendim” dedim. Çok eskiler bilir. Hüseyin, Ali bilir. Eski dergahı biliyorsunuz siz. Onun yanında bir arsa vardı, bir de ev vardı. Normalde evi istanbul’daki kızına verdik. Yanındaki dergah gibi kullanılan yeri, arsa gibi tek kattı, böyle içinden su çıkıyordu onu da Nevşehir’deki kıza verdim ben, dağıttım. Onun oturduğu evi de normalde iki oğlanın üzerine yaptık. Bu kadardı malı. Oğlanların üzerine yaptım, bir de onlardan borç senedi aldım. Ölüm var, kalın var efendim dedim. Oğlanlar kızdı bana. Malı bu kadardı. Arkasından kavga gürültü çıkmadı hiç. Yukarda cami vardı. Caminin yanı başında bir ev vardı. Onun bana söylediği ev oydu. Evin yarısı senin diyordu bana. Ne oldu öldükten sonra bilmiyorum. Allah muhafaza eylesin. Amin.
Onlar hakikati anlatırlar. Onlar Kur’an ve sünnet anlatırlar. Onlar takvayı anlatırlar. Onlar insanların dünyalıklarına gözünü dikmezler. Onlar dilenmeye çıkmazlar. Hiçbir şeyin dilencisi değildir onlar. Onlar yönlerini Allah’a çevirirler. Allah’ı anlatırlar. Resulullah’ı anlatırlar. yolu anlatırlar. insanların cebine gözlerini dikmezler. insanların malına gözünü dikmezler. Senin kurtuluşa ermen için bu evi bana vermen lazım. Adam istanbul’dan beni arıyor. Telefonumu bulmuş. Benim şeyhim böyle dedi diyor. Dedim şeyhim demeseydin iyiydi. O dedim dünyaya döndürmüş yönünü dedim ya. O dünyalık topluyor dedim. Dedim bana neden soruyorsun? Bizim arkadaşlardan birisi onun arkadaşıymış. Söylemiyor da ismini. Dedim dövmeyeceğim sövmeyeceğim ya önemli değil dedim. Ondan sonra adam, şeyhi, adamın evini istiyormuş ya. iki tane kadın gelmişti şuraya dergaha. Dediler ki biz sana intisap etmek istiyoruz. Dedim nereden geldiniz? Nesiniz? Necisiniz? Anlattı. Şu inegöl yolunda bir köy varmış. Orada bir tane de şeyh varmış. Köyün ismini de söylemişlerdi. Bunlara getirin 5.000 Lira, getir 10.000 Lira getir 20.000 Lira…Telefon açıyormuş. Yoksa helak olursunuz diyormuş.
En son kadın evi satmış, evin parasını da götürmüş ona vermiş. Kadınların ikisi de böyle ağladı, sızladı, anlattı, iki kardeş, adam hala daha
bunlardan istiyormuş bir şeyler. Bunlar işte duymuşlar, gelmişler bana danışıyorlar. Dedim yok böyle bir şey ya. Dedim hiçbir şey vermemeniz lazım ya. Ne yapmaya verdiniz dedim ya. işte verdik de şöyle oldu, böyle oldu, şu oldu, bu oldu. Dediler ki ‘biz şimdi sohbeti dinledik burada.’ Evet? O sohbet de o zaman istememek adına filan bir şeylerdi. ‘Biz senden ders almak istiyoruz.’ Dedim gidin bizden ders almayın siz, dedim. Zaten verilecek bir şeyiniz kalmamış dedim, gülerek. Bir de siz bizi bozarsınız, dedim. Yani biz böyle şeylere alışkın değiliz. Allah yolunuzu açık etsin. ‘Hocam ne olursun ders ver.’ Yok dedim, ben size ders vermem. Allah yardımcınız olun. Gidin önce dedim evinizi kurtarın. Bir daha gelmediler tabi.
O yüzden normalde bu tip toplumun önüne geçen insanları aldatmaya müteallik hareketler eden insanların dilleri süslüdür. Elbiseleri süslüdür. Kendileri süslüdür. Süslüdür…Çok belagatlı konuşurlar. insanları aldatmak için birebirdirler ve bunlar tatlı dilencidir. Tatlı dilenci! Hatta şunu bile diyebilir. Ben senden bir şey istemedim ki. Tatlı dilencidir. Ama şunu der. Ya bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum. Yani ‘bize bundan lazım ama nasıl yapalım bilmiyorum.’ Bu ne demek? Bunu al demek! Ben şunu diyeceğim, arkadaşlar, buranın da kirası ödenecek ama…Bu ne demek? Buranın kirasını ödeyin demek. Tatlı dilenci bunlar. O yüzden size küçük nasihat olsun benden. Bir kimse tatlı bir şekilde dileniyorsa ondan uzak durun. Bu kim olursa olsun. Tatlı bir şekilde dileniyorsa, istiyorsa ve senin cebindekine, senin altındaki arabana, senin malına gözünü dikiyorsa uzak dur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu tip insanların kalpleri hem karışıktır hem karanlıktır. Bunların görüşleri bulanıktır. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bu tip insanların yanında ‘A’ desen o ‘B’ dedi der. Sen ‘C’ desen o der ki ‘H’ dedi der. Bunların duyuşları da bulanıktır. Bunların görüşleri de bulanıktır. Gerçekten kalbi kararmış olan bir kimsenin çıplak gözle bakışında da bulanıklık vardır. Çıplak kulakla duyuşunda da bulanıklık vardır. Bunlar tâbiri câizse kalbi mühürlenmiş insanlardır. Rabbim muhafaza eylesin.
Size lazım olan ölçü, bütün insanlara, bütün Müslümanlara lazım olan ölçü, Kur’an, sünnet, imamların içtihatları. Bu sonradan gelen imamların değil. Bu sonradan ingiliz soytarısı olmuş, Mossat soytarısı olmuş, CIA soytarısı olmuş, masonların soytarısı olmuş, Afganici olmuş, haricici olmuş, bilmem ne oldukları belli değil. Bunlar değil. Bunların yetiştirdiği beslemeler değil. Mossat’tan nemalananlar değil. CIA’dan nemalananlar değil. ingiliz uşağı olanlardan değil. Siz ilklerin yolunu seçin. Bu da hadisle sabit. ilklerin yolunu seçin. ingilizler geldiler bu Anadolu’da dergahlar kurdular, tekkeler kurdular. Başlarına yetiştirdikleri şeyhleri koydular. Evet. Bazen diyorlar ya dergahlar, tarikatlar kapansın diye. Evet. ingilizlerin kurduklarını da
kapatın hadi. Hadi Mossat’ın kurduklarını da kapatın. Hadi Mossat’a çalışanları tespit edin. Kapatın. Hadi CIA’ya çalışanları kapatın. Hadi Fransızlarla işbirliği yapan dergahları da tekkeleri de kapatın. Hadi ingilizlerle beraber çalışanları da kapatın. Kapatın bunları. Mason derneklerini de kapatın. Lions derneklerini de kapatın. Onlar da tekke gibi, tarikat gibi çalışıyorlar. Onların kökleri içeride de değil. Kapatın. Ama yok!
Onların dertleri Kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden çalışan dergahlar, tekkeler. Onların dertleri o, başka bir şey değil. O yüzden ölçü Kur’an ve sünnettir. imamların içtihadıdır. Sünnet dediğimizde yelpaze geniştir. Bütün hadis-i şerifler, ben hadis-i şerifleri malum, ayırmıyorum bu sahihti, bu değildi diye. Hadis kitaplarında geçen bütün hadisleri sahih olarak görüyorum. Benim haddime değil. Bu zayıftı, bu hasendi, bu haberi vahitti. Bu benim haddime değil. Ben hadis kitaplarında geçen bütün hadisleri sahih olarak kabul ediyorum. O yüzden kim Kur’an’a uymuyorsa, kim sünnet-i seniyeye uymuyorsa, kim imamların içtihadına uymuyorsa, kim sufilik yolunda ilk sufilerin yoluna uymuyorsa o kimse sapıktır, sapkındır. O kimse Allah muhafaza eylesin, durduğu konuma göre, duruma göre ya kâfirdir ya münafıktır ya mürtettir! Rabbim cümlemizi onlardan muhafaza eylesin. Amin. 2275’ten devam edeceğiz inşallah. “Söz söylerken lafı Beyazid’den ziyade inceler, onu bile kusurlu bulur. Halbuki onun iç yüzünden Yezit arlanır.” 2275’ten önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Biraz geciktik. Kusurumuza bakmayın. Malum Bayındır’dan bizim arkadaşlar geldiler. O yüzden onlarla biraz sohbet ettik derken geciktik. Onlar malum benim ta gençliğimden itibaren arkadaşlarım, dostlarım. Öyle olunca Oktay, Nuri, Harun üçlüsü, eski. O yüzden böyle oldu. Biz Oktay öldü gözüyle de bakmıyoruz ya. O yüzden o da böyle bizle berabermiş gözüyle bakıyoruz. Zaten öyle oluyor. O yüzden biraz geciktik. Hakkınızı helal edin tekrar. El- Fatiha maassalavat. Amin. Destur. Selamünaleyküm.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı