Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 2241-2247. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 2241-2247. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 8 • 22/30

Mesnevî-i Şerîf 2241-2247. Beyitler Şerhi Hakkında

2241-2247. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı haykıran ve yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede, her kim, her ne devlet var ise Müslümanların hakkına, hukukuna, malına, mülküne, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz edenleri Cenâb-ı Hak hepsini de kahrı perişan eylesin. Müslümanlara dinlerinden dolayı haksız ve hukuksuz davrananları kahrı perişan eylesin. Beni israil’i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Müslümanların özgürlüklerini kısıtlayan her kim var ise hepsini yerle yeksan eylesin. Amin. Ecmain. Geçen hafta:

“Bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı, kararlı alemde ara. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde dile. Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al.”

Burayı okuduk, buraya başladıydık, buradan devam edelim diye öyle bıraktıydık. Gördüğünüz, gözünüzle gördüğünüz bütün cihan, bütün evren olarak nitelendirdiğimiz her şey ve içindekiler hepsi de fanidir. Bunun içinde dünya olarak biz dünyada yaşayanlar olarak bu dünya da fanidir. Dünyanın üzerindeki yaşayanlar da fanidir. O yüzden bu dünya geçici olduğu gibi dünyanın nimetleri de geçicidir. Dünyanın zenginliği de geçicidir. Dünyanın fakirliği de geçicidir. Dünyanın makamı, mevkisi de geçicidir. Sonuç itibariyle bu dünya bitince bu dünyaya, bu dünyaya ait makam, mevki, mal, mülk ne varsa hiçbir şeyi yanında alıp götüremezsin. ‘Suret sıfırdır’ demiş

Hazreti Pir. O yüzden normalde bu dünya madem ki geçici, sen normalde aradığını demiş, sebatlı, kararlı alemde ara. O zaman aradığını sen ötelerden ara. Çünkü dünya geçici, bu suret de geçici ama mana bakidir. Mana geçici değildir. Ahiret hayatı geçici değildir. Maneviyat da geçici değildir.

O yüzden normalde gerçek varlık bu manada Allah’tır, celle celalühü. O bakidir. O da geçici değildir. Böyle olunca sen normalde arayacaksan sen Allah’ta ara bir şeyi. Kalıcı olandan ara ne arayacaksan, ebedi olana gözünü dik. Dünyanın geçici zevkine, heva hevesine değil dünyanın geçici şatahatına, şatafatına değil. Bu beden de geçici, bu dünyadaki mal da geçici, bu bedendeki suret de geçici. O yüzden sen bu dünyaya geldin, Allah’ı tanımak, bilmek için gönderildin. Senin başka bir amacın yok. Başka bir yaratılış amacın da yok. O zaman sen bu dünyaya geliş amacına uygun bir hayat yaşa. Ona göre davran. O yüzden Hazreti Pir: “Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al.” O yüzden sen bu nefsini geç…Burda canı ver dediği, bu normalde kimse senin ölmeni istemiyor ama sen heva ve hevesini ilah edinmekten kurtul. Sen nefsin oyunlarından kurtul. Sen bu nefsi Allah yoluna feda et. Nefsini Allah yoluna feda et. Nefsini oraya ram et, oraya boyun büktür. Yani sen nefsini Allah’ın emirlerine boyun büktür. Allah ve Resulünün yoluna boyun büktür. imanın kemaline var. imanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve Sünnete boyun büktürmekten geçer. Sen nefsi boyun büktürmezsen senin imanın kemale ermez. Sana imansızsın diyen yok. iman ettin ama imanın kemale ermedi. Sebep? Sen nefsini çünkü Kur’an ve Sünnete boyun büktürmüyorsun. Sen nefsini Kur’an ve Sünnete tabi kılmıyorsun. Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun. Heva ve hevesinin peşinden gidiyorsun. Oysa bu dünya hayatı olarak her canlı ölümü tadacak. Herkes burada ölümü tadacak. Mecburi istikamet. Sen o ölümü tadacaksın. Sufilik ise ölmeden önce ölümü tatmaktır. O zaman bu neyle mümkün? Bu nefsini terbiye etmekle mümkün. Öyle “ha” demekle olmuyor bu işler. Veyahut da işte bir kedi, köpeğe bakmakla olmuyor bu işler. Sen nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmiyorsan sen o zaman candan geçmedin. Nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmedikten sonra namaz kılmışsın, oruç tutmuşsun, zikrullah yapmışsın, bunlar seni kurtarmayacak. Nefsini terbiye edeceksin. Eğer nefsini terbiye etmezsen o zaman sen bu dünyanın geçici heva ve hevesine kandın, dünyanın geçici güzelliklerine aldandın, sanki bu dünyada ebedi kalacakmış gibi dünyayla haşır neşir oldun. Allah muhafaza eylesin.

Asıl hayat, ayet-i kerimede öyle diyor, asıl hayat ahiret alemidir. O zaman sen asıl hayata kendini hazırla. Yoksa ‘dünya bir oyundan, eğlenceden ibaret’ diyor yine başka bir ayet-i kerimede. O zaman sen dünyanın oyun

ve eğlencesine kandın. Oysa dünyayı ahiretin tarlası yapman gerekirdi ama sen dünyaya ahiretlik tohumlar ekmedin. Sen yine dünyada çürüyüp gidecek, dünyada kalacak dünyalık tohumlar attın. Dünyalık tohumlar atınca da o zaman sen dünya hayatında kaldın gittin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir şey arayacaksan Hazreti Pir’in deyimiyle bu fanilikte arama, arayacağını bakilikte ara. Yani sen ahirette ara arayacağını. Sen bu dünyanın peşine düşmüşsün, aradığını bu dünyada bulmaya çalışıyorsun. Değil. O zaman sen normalde manaya bak. Sen surete takılıp kalıyorsun. Veyahut da vardır ya, insanlar insanların suretlerine bakarlar, suretine. Veyahut da insanın elbisesine, malına, mülküne bakar. Sen onun manasına bak. Manaya doğru yol yürü. Sen mana gözünü açmaya çalış. Mana gözünü açarsan sen insanların da hakikatini, eşyanın da hakikatine mazhar olursun. Mana gözün açılmazsa yani kalp gözün çalışmazsa sen ne eşyanın hakikatine ulaşabilirsin, ne de insanların hakikatine ulaşabilirsin. Sen Allah’tan uzak insanları dost ediniyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. Sen Allah düşmanlarını dost ediniyorsun. Çünkü manadan haberin yok.

Bir bakıyorsun ki Allah düşmanıyla dost olmuşsun. Bir bakmışsın Kur’an, sünnete iman etmemiş. imanı kemale ermemiş. imanı zayıf, onunla dost olmuşsun. Bir bakmışsın ki sen Allah muhafaza eylesin küfre yardım ediyorsun, küfre hizmet ediyorsun. Mana gözün açık olmadığından sen hayırla şerri de ayıramıyorsun. Mana gözün açık olmadığından kim iyi kim kötü onu da ayırd edemiyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. O yüzden Cenâb-ı Hak, hani hadis-i şerifte: ‘Allah sizin suretlerinize bakmaz, mallarınıza bakmaz, kalplerinize bakar’ diyor ya. O zaman senin kalbinle ameline bak. Önce kendi kalbine bak ve kendi ameline bak. Başkasını bırak. Hadis-i şerifte: ‘Cenâb-ı Hak sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.’ der, Müslim’de geçer bu hadis-i şerif. ‘Kalplerinize ve amellerinize bakar.’ Yani normalde ‘Benim kalbim temiz.’ demekle de olmuyor. Ameline bakıyor senin. Hani ‘biz ya namaz kılmıyoruz ama benim kalbim temiz.’ Bırak kardeşim bu martavalları sen! Bunların hepsi de boş muhabbet. O namaz kılmıyormuş ama kalbi temizmiş. O Müslümanlar gibi değilmiş. Sen bütün Müslümanları sen gıybet ettin. Bütün Müslümanları kötü gösterdin. Küfre girdin farkında değilsin. “Ben Müslümanlar gibi değilim.” dediğinde aslında dinden çıktın. Sebep, ya “Müslümanlar” dediğinde Adem Aleyhisselam’dan Muhammed-i Mustafa’ya(s.a.v.) kadar bütün peygamberler, Muhammed-i Mustafa’dan(s.a.v.) bugüne kadar gelen bütün Müslümanları kattın sen işin içine. Sen ahmağın değil, aptalın dikalâsısın. Küfrün batağına girdin sen. Sen ne yapmaya Müslümanlara laf söylüyorsun? Bütün Müslümanlara laf söylüyor o kimse. Hadsiz, hukuksuz, cahil! Hiçbir şey bilmiyor. Allah muhafaza

eylesin. O yüzden Cenâb-ı Hak, “Sizin mallarınıza, suretlerinize bakmaz. Allah sizin kalbinizdeki niyetinizle fiiliyatınıza bakar.”

O zaman bir kimsenin kalbiyle fiiliyatı birbirini tutacak. Kalbi ile fiiliyatı! E kalp bir yerde, fiiliyat bir yerde. Olmadı. Hani diyorlar ya, “Ben namaz kılmayı çok istiyorum ama bir türlü kılamıyorum.” Kılamadığın müddetçe dinin direği gitti senin. Sen namazı kılacaksın beş vakit. Sen o beş vakit namazı hiç kaçırmayacaksın. Son kale namazdır çünkü. Bir kimsenin namazı yoksa onun dini vecibeleri gösterişten ibarettir. Onun dini olarak davranış biçimi görüntüden ibarettir. O kimsenin namazı tamam olacak. O kimse namazı kılacak. O boynunu bükecek Allah’a. O boynunu bükmüyorsa laf onun, her şey laf. Bakın, her şey laf. Bütün her şeyi laf onun. Kardeş, açık ol, kapalı ol, sakallı ol, sakalsız ol. Ne iş yapıyorsan yap, namazını kıl. Namazını kıl. Hadis-i şerifte: “Namazı olmayanın dini de yoktur. Namaz dinde son kaledir. Orası yıkılırsa o kimsenin dini yıkılır. Namaz orta direktir. Evin direği gibidir. Dinin direğidir namaz. O yıkıldı mı o kimsenin dini yıkılır.” Bunları hafifletmeye gerek yok. Hadis-i şerifler bunlar. Bunları hafiflete hafiflete insanlar namazı önemsemez hale geldi. Namaz önemli kardeşim. Namazı terk eden bir kimsenin imanlı göçüp gideceğine ihtimal verilmez. Bakın, namazı kasten terk eden bir kimsenin bu dünyadan imanlı göçüp gideceğine ihtimal verilmez. Namazı kasten terk etmiş. Kasten terk ettiyse o kimse namazı, evet, o kimse imansız bu dünyadan göçer gider. Büyük ihtimalle imansız bu dünyadan göçer gider. O yüzden Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar. Fiiliyatınıza bakar. Öyle sadece senin kalbine bakmaz, senin ameline de bakar. “Senin kalbin temiz.”? Sen hukuksuz davranıyorsun. Öyle bir şey yok. Onun kalbi temiz. O namaza gidecek ama ‘rüşveti yan cebime koy.’ diyor. Olmaz. O kalp seni kurtarmaz. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden mana makbuldür, niyet makbuldür, amel makbuldür. Kimisi de mana makbuldür deyip ameli kenara atıyor. Değil kardeş. Mana makbuldür, amel de makbuldür. Mana kadar amel de makbuldür. Amel makbul olduğu kadar mana da makbuldür. Bunun ikisini denk götürmek zorunda bir Müslüman. ikisini denk götürecek. O yüzden, evet, ha beden kabuk, beden önemli değil. Beden kabuksa ne yapmak istiyorsun o bedeni? Madem beden kabuk, ne yapmaya estetik oluyorsun? Madem beden kabuk, niye süsleyip püslüyorsun onu? Madem beden kabuk, asıl olan ruh, sen bedeni süslemek için bu kadar elbise, modadır, bilmem nedir, boyadır, dayadır… Neden buraya para harcıyorsun? Söylediğinle fiiliyat birbirini tutmadı. Madem beden kabuk, o zaman bedenini bu süslemenin derdi ne? Madem beden kabuk, yaz kreasyonu ayrı, kış kreasyonu ayrı. Bu ne? Madem beden kabuk,

habire al masraf et, habire israf et. Bu niye? Madem beden kabuk, elin Fransızının kozmetiklerine bu kadar para niye?

Öyle diyor bana hanımefendinin birisi. “işte hocam, asıl önemli olan ruh değil mi, beden mi?” Allah affetsin beni. “Bu kadar boya neden yüzünde?” dedim, “Asıl önemli olan ruhsa?” “Hocam, nereden anladınız boyalı olduğumu?” dedi. “Anlamak için,” dedim, “bir şey olmana gerek kalmıyor.” dedim. “Dedim bu kadar boyayı neden sürdün üzerine?” “Neden dekolte giyinip de çıktın?” dedim, “Evden dışarı çıkarken? “Madem ki beden kabuk. Neden aynanın karşısında kırk beş dakika durdun madem ki beden kabuk, ruh asıl.” iyi, güzel, madem beden kabuk. Ee, biz ruha bakalım! Ruhtan anlıyor sanki. Bilgin ya. Herkes çok biliyor ya. internetten okuyorlar ya her şeyi. internetten okuyor. “Beden kabuk, asıl olan ruh.” iyi. “Asıl olan ruh.” “Gördün mü ruhunu?” dedim, “Neye benziyordu?” dedim. Durdu. Dedim, “Sözle bitmiyor bu iş.” Dedim, “Ruhun bedeninden çıktı. Bedeni ne olarak gördü ruh?” dedim. “Nasıl?” dedi. “Öyle ya.” dedim, “Dedikodu yapıyorsan dilin kaç metreydi?” dedim. “Harama bakıyorsan gözlerin kan çukuru muydu?” dedim. “Haram yiyorsan, haram içiyorsan,” dedim, “mideni” dedim cehennem kazanı gibi mi gördün?” dedim. “Hocam, böyle mi görünüyor?” dedi. “Böyle görünse ne yapardın acaba?” dedim o bedeni! Mananız açılmış olsa bilmeden, anlamadan, idrak etmeden haram yiyen bir kimsenin haram bir şeyini yeseniz midenizi ateş çukuru görseniz ne yapardınız? Bir dedikodu yaptığınızda, bir gıybet ettiğinizde gece dilinizin on sekiz arşın tır gibi, on sekiz metrelik tır gibi olduğunu görseniz ve mahşeri gözünüzün önüne getirseler, o dilinizi yılan bağlar gibi üstünüze bağlasalar, onu taşıyacağım diye uğraşsanız gıybet eder miydiniz bir daha?

O yüzden can vermek demek nefsi Kur’an ve Sünnete tabi tutmak demek. Sufilik, sufilik nefsi Kur’an ve sünnete tabi tutmak demektir. Nefsi Kur’an ve sünnete tabi tutmak demektir. O yüzden sen Kur’an ve Sünnete o canını verirsin. O zaman Cenâb-ı Hak sana binlerce hakiki can feda eder. Binlerce canın olur senin. Öyle bir hale gelirsin ki bütün sıfatsal tecelliyatlarda sen bir bakarsın ki bir tane neyse, ismin Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Ali, neyse onu görürsün. Her ayrı perdede senden bir tane daha görürsün orada. Canı feda ettiysen, Allah da sana can verdiyse, nefis meratiplerinin neresindeysen o kadar can görürsün. Daha da ileri gidersen sen kemal şerbetini içersen, Cemalullah perdesine geçersen, o zaman sen bakarsın ki bütün perdelerde senden bir tane daha var. Yaşa da gör. Hazreti Pir’in sözünü sana “hakiki can verir” dediğinden ne anladı ki insanlar? Mesnevî okuyorlar. Herkes mesnevihan!

Sordum birisine çünkü “biz” dedi, “Mesnevi’yi okuyaraktan yaşıyoruz.” dedi. “Hakiki candan kasıt ne hocam?” dedim. Profesör, Hazret-i Mevlânâ’nın “Sen Allah’a bir can ver, borç, ödünç. O sana binlerce can verir.” dediğinde bu binlerce candan kasıt ne hocam” dedim. “Kasıt ne? Hazreti Pir burada neyi anlatmak istedi?” dedim. Kaldı. Evet, kalacak zaten. Şimdi sohbetten devşirip söylerler. O kimse cemal perdesine geçti mi Cenâb-ı Hak ona bütün perdelerde onu var eder. O kimse kendisi hayretten hayrete geçer. Bütün sıfatlarda onu var eder. Binlerce can olmuş olur. Onu maşa gibi kullanır, onu alet gibi kullanır. Ayrı mesele, evet. O nefse hani nefsi vermek… Onun bir de zahiri var. Ne? Allah yolunda cihat edip şehit olmak. Bu işin kolay tarafıdır. Çıkarsın savaşa, savaşa çıkarsın, canın verirsin orada, bitti. Nefisle mücadele zordur. Nefisle mücadele etmek zorun zorudur. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: “Nefisle cihat cihad-ı ekberdir. En büyük cihattır.” dedi. Sebep? Sen savaş meydanına çık. Bir kurşunluk işin vardır. Kurşun atarken yersin, şehit olursun. Hiç vallaha, gözünü kırpmazsın. Şu nefis var ya, o nefisle mücadele gerçekten herkesin ve bütün Müslümanların patinaj ettiği yerdir. Bütün Müslümanların! O nefis insanın takvasını bozar, orucunu bozar, namazını bozar, insanı bozar, insanın delikanlılığını bozar, kadının kadınlığını bozar, namusunu, şerefini, haysiyetini yerle bir eder o nefis. Nefis öyle bir melanettir. Nefis öyle bir şeydir ki hiç yapmayacağını yaptırır sana. Hiç konuşmayacağını konuşturur. Hiç bakmayacağına baktırttırır. Nefis öyle bir melanettir. Nefse karşı devamlı uyanık. Asıl ribat odur zaten.

Hani ribatla alakalı hadis-i şerifte, “düşman sınırlarında hani böyle nöbet tutmak” der. Asıl düşman içimizde. Ne? Nefis. Asıl ribat nefsin üzerinde devamlı nöbet tutmaktır, uyanık olmaktır. Bu da ancak zikrullah ile mümkündür. Asıl cihat da budur. Asıl canı vermek de budur. Eğer öyle olursa, maddi manevi. Maddi manevi…Hani: “Siz o Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz” var ya, ayet-i kerime, Bakara 154. O savaş meydanında öldü. Evet, onlara ölü demeyiniz. Öbürkü de nefisle cihat yaptı. Nefisle cihat yapa yapa yapa canını verdi. işte “ölmeden önce ölünüz”ün sırrına ulaştı. işte ona da ölü diyemezsiniz. Siz şimdi hadi Üftade Hazretlerine ölü deyin. Hadi Emir Sultan Hazretlerine ölü deyin. Hadi ismail Hakkı Bursevi Hazretlerine ölü deyin. Hadi siz Abdullah Gürbüz Efendi’ye ölü deyin. Hadi siz Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’ye ölü deyin. Hadi siz Hacı Ebubekir Baba’ya, Hacı Ali Haydar Efendi’ye ölü deyin. Hadi siz geçmiş şeyh efendilere, pir efendilere ölü deyin hadi. Diyemezsiniz. Neden? Onlar nefislerini eze eze yürüdüler. Herkes paraya bozulurken onlar bozulmadı. Herkes mala bozulurken onlar bozulmadı. Herkes kadına bozulurken onlar bozulmadı. Herkes onun bunun

parasını ütürken onlar ütmediler. Onlar arkada trilyonlarca para miras bırakmadılar. Bırakmadılar. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin fukara bir evi vardı. Gördüm bizatihi, ziyaret ettik Abdullah Efendi Hazretleriyle. O zaman Mustafa Efendi’nin hanımı da sağdı. Beni tanıştırdı, Allah rahmet eylesin. Hatta Hacı anne dedi, “Bu kim?” Abdullah Efendi dedi benden için, “Bu,” dedi, “Bayındırlı” “Ha, meşhur Bayındırlı Mustafa Efendi bu mu” dedi bana. Ben meşhur olmuşum haberim yok. “Bu,” dedi. Görüştük, konuştuk, orada bazı konular konuşuldu. Fukara-ı Sabirinden. Arkaya on yedi, yirmi trilyon para bırakmamış Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Abdullah Gürbüz Efendi de arkada on yedi trilyon bırakmadı. Kalan mallarını çocuklarına ben paylaştırdım. Bir tane gecekondu evi vardı. Bir tane de onun yanında eski dergah vardı. Bir de oturduğu ev vardı. Bir de caminin yanındaki ev vardı. Caminin yanındaki evin de yarısını bana verdiydi. Bu kadardı malı.

Ben paylaştırdım çocuklarının içerisinde. “Mustafa Efendi, gel oğlum,” dedi, “Bunları paylaştır.” dedi. “Benim sağlığımda herkes nereyi alacağını bilsin.” dedi. Ben pay ettim malları. Evet. “Bu ümmetin parası mıydı? Bu bilmem kimin parası mıydı?” Yoktu. Ben eski evin birisi, bir damadına verdim. Dergahı küçük damada verdim. Oturdukları evi de normalde iki oğlana verdim. Bu kadardı malı. O yüzden onlar nefislerine basa basa, kıra kıra yürüdüler. Basa basa, kıra kıra yürüdüler, nefisle cihat ettiler. O yüzden rüyada da görünürler, halde de görünürler. “Siz onlara ölü demeyiniz.” O yüzden asıl önemli olan her zaman için derim, nefisle cihattır. Hani sahabeden bir kimse vefat etmek üzereydi. Allah Resulü sordu. Dediler ki, “Şehit oldu.” “Olmadı.” dedi Allah Resulü. “Gidin,” dedi, “bakın, arayın onu.” Yaralıların içerisinde buldular. Ona sordular, “Ne için savaştın?” “Bu kafirler gelir de bizim hurma bahçelerimize el koyarlar diye savaştım.” dedi. Öldü. “Saddak ya Resulallah.” dediler. “Bu hurmalık için savaşmış, Allah için savaşmamış.” Sen sufiliğini Allah için yap, nefsin için yapma. Sen dervişliğini Allah için yap, nefsin için yapma. Sen şeyhliğini Allah için yap, nefsin için yapma. Sen alimliğini Allah için yap, nefsin için yapma. Dünyaya kanma, paraya pula kanma. “Ben şeyhim” deyip onun bunun malına konma. “Ben şeyhim” deyip ona buna salma, salma. Yapma. Ahir zaman şeyhliği yapma. Otur oturduğun yere. Kimseye şey’enlillah deme. Kimseden bir şey isteme. Merak etme. Sen dosdoğru yoldaysan sana lazım olan yolda gelir. Ne lazımsa. Sen şeyhliğin, şeyhlik makamının boynunu bükme. Kirletme o makamı. O makamı kirletme. Zakirlik makamını kirletme, kimseden bir şey isteme. Çavuşluk makamını kirletme, kimseden bir şey isteme, andırma. Zakirlik yapacaksan dosdoğru yap. Hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap. Çavuşluk yapacaksan hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap.

Bu yol kaldırmaz, istismar etme. “Ben hizmet ediyorum.” deyip de ona buna da çemkirme. Ona buna da laf söyleyeceğim diye uğraşma. Terbiyeni takın, ahlakını takın. Dosdoğru bir dervişlik yap. Yoksa buradan yürür gidersin. Senin yürüyüp gittiğinden kimsenin de haberi olmaz. Kimse de senin peşinden “Nereye gidiyorsun?” demez burada. Hatta gidiyorsan yayı geririz, biz daha uzağa gidersin. Gidenin yayını geririz biz iyice. Daha uzağa gitsin. Yüzümüzü dahi görmesin isteriz. O yüzden evet, sufilik manadır. Mana kadar da fiiliyattır ve Allah yolunda o kimse nefsini eze eze yürür. Allah bizi onlardan eylesin.

“Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa bari şu hikayeyi dinle.”

Bunca bu sohbetleri yaptık. Sen hala daha bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa, sen bu hikmetleri, bu normalde ta olayın başından itibaren anlattıklarımızdan bir ders almadıysan, bu söylediklerimizden sen kendine bir hisse çıkarmadıysan zaten burada durma. Dersini ver yürü git. Üzme hiç kimseyi. Öyle hala daha böyle kendince cömertlik gösterisi, kartondan insanlık yapma. Yapma! Cömertlik yapacaksan dosdoğru yap. Neyin nereye verileceğini bil de yap. insanlık yapacaksan dosdoğru yap. Sufilik yapacaksan dosdoğru yap. Zakirlik yapacaksan dosdoğru yap. Çavuşluk yapacaksan dosdoğru yap. Sonra bir gün onun hesabını veremezsin. Dervişlik yapacaksan dosdoğru yap. Sonra onun hesabını veremezsin. Sonra o hesap çok ağır kesilir. Bir bakmışsın ki yerle olmuşsun manada. Sonra gelmiş Geylânî Hazretleri kılıcını vurur geçer. Hesabını soran olmaz. Kaile bile almazlar seni. Allah bizi muhafaza eylesin.

“Zamanında Kerem ve ihsanda Hatemi Tai’yi geçen ve naziri bulunmayan halifenin hikayesi: Eski zamanda bir halife vardı ki Hatem’i cömertliğine köle etmişti. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş, lütuf ve ihsan Kaf’tan Kaf’a yayılmıştı. O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu.”

Hatemi Tai, Arap tarihinde cömertliğiyle meşhur bir şahıs. Hazreti Pir burada öyle bir halifeden söz ediyor ki halife yani Müslümanların emiri. Müslümanların bugünkü tabiriyle devlet başkanı, Müslümanların bugünkü tabiriyle padişahı, kralı, ne bileyim işte cumhurbaşkanı, başkanı neyse, öyle bir halifeden söz ediyor ki onun cömertliği Hatem’i bile gölgede bırakmış. Yani bu mecaz, bu anlatılan halife mecazdan ibaret çünkü ve o cömertliğin örneği haline gelmiş o halife. Çünkü cömertliğin öyle bir örneği haline gelmiş. Arap tarihinde en cömert insan olarak bilinen Hatem-i Tai’yi geçmiş. Hadis-i şerifte: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: “Cömert kişi Allah’a, cennete ve insanlara yakındır. Cimri kişi ise Allah’a,

cennete ve insanlara uzaktır.” Demek ki o cömert halife insanlara, Allah’a ve cennete yakın. Öyle yakın ki, bakın cömerti Allah sever, Allah bir kulunu severse, bir kulunu severse Cebrail’e emreder: “Ey Cebrail’im, ben filancayı sevdim, sen de sev ve gök halkına nida et.” Cebrail gök halkına der ki: “Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin.” Melekler, mümin kulların kalbine ilham ederler, vahyederler, derler ki, “Allah filancayı sevdi, siz de sevin.” Müminler de o kimseyi sever. O yüzden derim ben sohbetlerde, “Mümini ancak müminler sever. Mümini kafir sevmez. Mümini münafık sevmez. Mümini mürtet sevmez. Mümini fasık da sevmez.” Müminin dedikodusunu kafirler yapar. Müminin dedikodusunu münafıklar yapar. Müminin dedikodusunu ağır olacak ama öyle demiş ibn Mübarek annesi babası belli, damgalanmış, onun bunun çocukları yapar! Helallar ve haramlar nemmamlıkla alakalı bölümde geçer.

O ayet-i kerime var ya: “Onlar soysuzlukla damgalanmışlar.””Soysuzlukla damgalanmış” sözüne ibn-i Mübarek Hazretleri der ki: “Bu annesi babası belli ama gayrimeşru çocuktur.” der. Annesi babası belli ama gayrimeşru çocuk! Yani Mustafa Özbağ tabiriyle, onun bunun çocuğu. Annesi babası belli ama gayrimeşru. Neden? Onlar soysuzlukla damgalanmışlar. Kim? Müminlerin arkasından gıybet eden, müminlere iftira eden, müminlerin olur olmaz arkasından konuşan insanlar soyu sopu belli olsa dahi gayrimeşru çocuklardır ibni Mübare’ke göre. O zaman o normalde mümini ancak mümin sever. Mümini ancak mümin korur. Mümin korur. Mümini kafir korumaz. Mümini münafık korumaz. Mümini mürtet korumaz. Mümini fasık korumaz. Mümini ne idiğü belirsiz insanlar korumaz. Ancak mümini arkasından müminler korur. Müminler korur. Geri kalan korumaz. O yüzden cömert kişi Allah’ın sevdiği kimsedir. Çok ayet-i kerime vardır. “Allah cömertleri sever.” diye. Bakın çok ayet-i kerime vardır. “Allah cömertleri sever. Allah tövbe edenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendi yolunda cihat edenleri, mücadele edenleri sever.” Allah’ın sevdikleri bellidir. Yani Allah böyle herkesi sevmez. Yani öyle bir Allah inancı oluşturuyorlar. “Allah bütün kullarını sever.” Sevmez kardeşim. Allah’ın lanetlediği kullar vardır. Allah’ın lanetlediği kullar vardır, öyle bir şey yok. Yeni bir din oluşturuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ve o kimse Hatem-i Tai’den fazla ya. O Allah yolunda sevdiklerini feda eden bir kimse Allah yolunda feda edince o kimse zaten iyiliğe erişiyor. Yoksa Allah yolunda bir şey feda etmiyorsan,

Allah yolunda herhangi bir şeyin yok ise senin Allah yolunda, Allah’ı sevdiğin dahi şüpheli. Allah muhafaza eylesin. Çünkü, “Sevdiklerinizi Allah yolunda feda ederseniz iyiliğe kavuşursunuz. Yoksa iyiliğe kavuşamazsınız.” diyor ayet-i kerimede.

“İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı

O halife, o mecaz halife sadece mal dağıtmıyor, o kimse aynı zamanda adalet dağıtıyor. Çünkü bir devlet başkanının, bir devletin adaleti bozuksa o devlet başkanı da o devlet de yıkılmaya mahkumdur. Siz devasa camiler yapabilirsiniz. Fas’ta yaptılar. Dünyanın en büyük camisi nerede? Fas’ta mıydı? Nerede? Fas’taydı, değil mi? Evet. Ama sen adalet dağıtmıyorsan orada ve senin tebanın adalet mekanizmasına güveni kalmadıysa, rüşvet kol geziyorsa, kayırmacılık kol geziyorsa, insanlar rüşvetle, kayırmacılıkla kendi işlerini görüyorsa orada bu tip işleri yapan kimseler bir cezaya mahkum edilmiyorsa senin devlet başkanlığın, devlet başkanlığı değil. Sen orada kartondan devlet başkanlığı yapıyorsun. O devlet, devlet değil. O kartondan bir devlet. Devleti devlet eden adalettir. Devlet başkanını devlet başkanı yapan adalettir. Eğer ŕŕŕ yok ise o devlette ve başkanda orası küfür nizamıdır. Orası zulüm nizamıdır. Zenginlere ayrı adalet, fukaralara ayrı adalet oluyorsa, zenginlerin vergileri affediliyorsa, küçük esnafın vergilerinden dolayı ensesinde boza pişiriliyorsa o devlette adalet yoktur. Zenginler ve ayrılmış, kayrılmış insanların mahkemede işleri görülüyorsa ve mahkemenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa ama fakir fukara olunca cezayı kitliyorsa o devlet adalet devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. Belirli bir partiye tabi olanlar, belirli bir yere tabi olanlar bir suç işlediklerinde suçlarının cezaları kesilmiyorsa ama normal vatandaş o suçu işlediğinde anında kodesi boyluyorsa, cezayı yiyorsa o devlette adalet yoktur. O devlet yıkılmaya da mahkumdur. Edebiyatta kalmayacak, “Dicle’nin kenarında bir kurt kuzuyu kaparsa bunu Ömer’den sorarlar.” Bu edebiyatta kalmayacak. Öyle devlet olacak ki o kurttan kuzunun hesabını soracak. Kuzudan kurdun hesabını sormayacak.

Kuzudan kurdun hesabını soruyorsa, “Kurt seni yerken zorlanmış. Sen debelenmişsin kurt seni yerken.” deyip de kuzudan bunun hesabı soruluyorsa o devlet ve oradaki hukuk zalimin takendisidir. Çünkü kurttan hesap sorarlar, “Neden bu kuzuyu yedin?” diye. Kuzudan hesap sormazlar, “Sen orada ne arıyordun? Kurdun iştahını kaldırdın. Bir de o seni yerken debelendin, kaçtın.” Öyle bir hesap yok. O zaman o halife sadece mal dağıtan değil, aynı zamanda adalet dağıtan halifedir. Bütün peygamberler yeryüzünde adalet savaşçısıdır, adalet! Senin dinini sormazlar. Senin adaletini sorarlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Habeş’e gönderdi Müslümanları. Tarif çok enteresan. Dedi ki, “Oranın kralı adaletli bir kraldır.” Hristiyan. Hristiyan ama o Müslümanları oraya gönderdi hicrette. Tek özelliği vardı. Neydi? Dedi ki, “O adaletli bir kraldır.” Adaletli! O zaman bir

devlet, adaletiyle devlettir. O devlette adalet yoksa o zulüm devletidir. O zulüm devletidir. Adalet önünde insanlar eşit davranmıyorsa, devletin önünde insanlara eşit davranılmıyorsa, devletin ve hukukun önünde insanların zenginlikleri, makamları, siyasi fikirlerine göre davranılıyorsa, o devlet zulüm devletidir. O devlet küfür devletidir. O devlet insanlara zulmeden bir devlettir. işte bu halife öyle değil. Hem ihsan ediyor yani cömert davranıyor hem de adaletli davranıyor ve o adaletli bir devlet başkanı demek Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halifesi demektir.

Devlet başkanı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halifesidir aynı zamanda. O devlet başkanı adaletli davranırsa gerçek bir halife olur. Adaletli davranmıyorsa o gerçek bir halife değildir. O yıkılmaya mahkumdur. imam-ı Azam bu konuda fetva vermiştir. Emevilerin yıkılması için fetvayı veren imam-ı Azam’dır. Fetvayı vermekle de kalmaz, tasadduk eder, para da verir. Hanefilerin imamı imam-ı Azam Emevi devletinin yıkılmasına fetva verir. Evet, çünkü adalet yoktur. O yüzden adaletli yönetici, Buhari’de geçiyor: “Allah’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biridir.” Yedi sınıf var ya Allah’ın gölgesinde gölgelenecek. Bir tanesi de ne? Adaletli devlet başkanı, adaletli yönetici. Sen bir yerde müdürsün, adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde şefsin, adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde başkansın, belediye başkanısın, daire başkanısın, ne başkanı olursan ol, adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde zakirsin, orada adaletli davranacaksın dervişlere, adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde çavuşsun, orada adaletli davranacaksın. Adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Yok, sen bir yerde zakirsin. Kim sana “temanna” ediyor, “abi, abla…” yapıyor, sen ona peşkeş çekiyorsan bir şeyleri, adaletli davranmıyorsun. Oğlunu, kızını, gelinini peşkeş çekiyorsan dergaha, adaletli davranmıyorsun sen. Yok! Sen böyle sana el avuç açanlara, temenna edenlere böyle davranıyorsan adaletli davranmıyorsun. Sen adaletli bir zakir olacaksın. Sen adaletli bir çavuş olacaksın. Sen adaletli bir şeyh olacaksın. Sen adaletli bir hoca olacaksın. Sen adaletli bir müdür olacaksın. Sen adaletli bir başkan olacaksın. Belediye başkanı, o başkanı, bu başkanı, ne başkanı dersen de, sen adaletli bir Genelkurmay Başkanı olacaksın. Sen adaletli bir bakan olacaksın. Sen adaletli bir cumhurbaşkanı olacaksın. Böyle olursan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Hadîs-i kudsî çok açık, net, Buhari’de geçiyor. Adalet! Çocuklarının arasında adaletli davran. Çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen adaletli baba değilsin. Sen çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen çocukların annesi noktasında zalim bir annesin, zalim bir babasın.

Adaletli davranmıyorsun. Çocuklarının arasında adaletli davran. Adaletli davranmıyorsan sen zalimsin, kim olursa olsun. islam, adaletiyle ayakta durur. insan, adaletiyle ayakta durur. Bir işletme, adaletiyle ayakta durur. Bir kurum, adaletiyle ayakta durur. Bir devlet, adaletiyle ayakta durur. Adalet yoksa bir yerde orada hiçbir şey arama, hiçbir şey arama. Bazen olur ya işte bir semazen talimlere gelmemiştir ama o tanındık biridir, annesi babası tanınmış birisidir, onu programa çıkarırsın. Adaletli davran, çıkarma talime gelmediyse. Ölçün başka bir şey olabilir. Aman ben bunu çıkarayım, pişsin bu. Sevsin bu, normalde buraya aidiyet kesbetsin. Onun başındaki kimsenin niyeti buysa söyleyecek bir laf yok. Ama öbür türlü, “ya bu benim arkadaşımın oğlu, benim arkadaşımın kızı…” Adaletli davran! Sen, adaletli davranmakla mükellefsin. Herkese ve her şeye adaletli davranmak. Allah bizi onlardan eylesin. Nahl suresi, ayet 90: “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” Allah’ın emri budur. Adalet, iyilik… Allah bizi onlardan eylesin. Adalet olmadan yapılan bir ihsan, yardım, adalet yok ya, o böyle hani bir rüzgar eser her şeyi alır götürür ya, öyle bir rüzgar eser alır götürür. Adalet yoksa bir şeyde o yeri de bir rüzgar eser götürür. Aile, aile bir rüzgar eser götürür, adalet yok. Dergah, eser götürür. O kimin dergahı olursa olsun adalet olacak. O bir kurum adalet yoksa yıkılır gider, dağılır gider, dağılır gider. Adalet önemlidir. Allah bizi onlardan eylesin.

“Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş,

lütuf ve ihsan, Kaf’tan Kaf’a yayılmıştı.”

O kimse öyle hikmetli infaklarda bulundu o halife, öyle yerli yerinde işler yaptı, öyle böyle nerde kime yardım edilecekse buldu onu. Kime infak edilecekse onu buldu. infak etmek için infak etmedi. Kime infak, nereye infak edilecekse oraya infak etti. Yani sohbetin başında infak ediyormuş gibi görünüp Allah düşmanlarına yardım etmedi. Kafirlere, münafıklara, mürtetlere, Allah yoluna laf söyleyenlere yardım etmedi. Ya? Allah yolunda koşuşturanlara infak etti. Allah yolunda dostluk kurmaya çalışanlara infak etti. Nerede fakir fukara var ona infak etti. infak ettiği kimsenin tembelliğini arttırmadı. infak edersin, o infak geliyor diye tembellik yapar, çalışmaz, koşturmaz, gayret etmez. infak edenler de, “Ya bu bizim dostumuz, arkadaşımız, bunu görelim.” der. Doğru değil. Doğru yere infak etmek, doğru yere dağıtmak zekatını, sadakanı, fitreni veyahut da yapılan hayrını doğru yere. işte bu halife infakını doğru yerlere yaptı. Yele savurmadı. Rüzgarın önüne yem etmedi onu. Öyle olunca o böyle ihsan doğru yere yaptıkça deniz ve inci, mecaz buradaki anlam, onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale geldi. Yani o öyle doğru yerlere isabetli bir şekilde infak etti, deniz ve inci onun yanında sınıfta kaldı. Oysa denizi düşünün. Hani bütün

zenginlikleri ve inciyi içinde taşıyor. Ama o normalde onun o denizin incisi tâbiri câizse yani Hazreti Pir tabirimi hoş görsün, çakıl taşı gibi oldu. Hani cilli var ya, meşe, çocukların oynadığı, inci hani oynadığı, biz meşe diyoruz ona. Burada Bursa’da cilli diyorlar değil mi? Biz Bayınlar’da meşe diyorduk onu oynarken çocukluğumuzda. Evet. Yani o inci meşe hükmünde kaldı. Böyle at, meşe oynar gibi oyna.

O yüzden Cenâb-ı Hakk’ın rahmet hazineleri, iyilik hazineleri Allah’ın elindedir. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Rahmet, rahmet Allah’ın sıfatıdır. Hazine ondadır. Hazine onundur. Sen tasadduk ederken onun hazinesinden harcarsın. Onu kendi malın gibi görme. Tasadduk ettiğin şey senin değil. Zekat veriyorsun ya, senin değil. Onun hazinesinden veriyorsun. Hani o hazinenin sahibi o sana demiş ki, “Şu kadarını dağıtacaksın.” Sen onunkini dağıtıyorsun. Sen kendince kendi malını dağıttığını zannediyorsun. Senin bu bir malın yok bu dünyada. Senin bu malın, yediğin, içtiğin, giydiğin ve harcadığın, yani o da sana ibadet, amel olarak geliyor. Yoksa bu dünyada bir şey kalmayacak sana. O yüzden gerçek cömertlik, bu manada gerçek cömertlik doğru yere vermek. Gerçek cömertlik, bir de sadece mal dağıtmak da değil. Gerçek cömertlik, adalet dağıtmak. Gerçek cömertlik, hikmet dağıtmak. Gerçek cömertlik, af dağıtmak. Gerçek cömertlik, dua dağıtmak. Gerçek cömertlik, himmet dağıtmak. Gerçek cömertlik, insanlara maddi manevi gönlünü açıp onlara yardımcı olmak. Gerçek cömertlik bu. Biz cömertliği sadece mal dağıtmak, para dağıtmak olarak alıyoruz. Yok. O kimse birisine tebessüm etse dahi gerçek cömertlik yapmıştır. Gerçek cömertlik. Birine tebessüm etmek, birine yardımcı olmak, birine desteklemek, birine muhabbet beslemek. O bir canı sıkılmış, onu rahatlatmak cömertliktir bunlar. Cimriler insanlardan uzak dururlar. Katı kalpliler insanlardan uzak dururlar. Kibirliler insanlardan uzak dururlar. insanlar da onlardan uzak durur. Katı kalpliler insanlardan uzak dururlar, insanlar da onlardan uzak durur. Affetmeyenler, insanlar onlardan uzak dururlar. Allah da ondan uzaktır zaten. Ve o da insanlardan uzaktır. Hazreti Peygambere ne diyor: “Sen onları affetmeseydin, sen onlara tatlı davranmasaydın, sen onlara sert ve kaba davranmış olsaydın senin etrafında hiç kimse kalmazdı.” diyor. Peygamberine söylüyor.

Sert ve kaba davrananlar cimri ve kibirlilerdir. Sert ve kaba davrananın etrafında kimse kalmaz. Ondan sonra, “Beni kimse sevmiyor. Bana kimse bakmıyor. Benim selamımı kimse almıyor.” Cimrisin. Sert ve kabasın. insanlara ters davranıyorsun, insanlara yanlış davranıyorsun, o yüzden senden insanlar uzaklaşıyor. insanlar neden uzaklaşır insanlardan? Sert ve kaba davranışlardan dolayı, katı davranışlardan dolayı. Esnafsın, sert ve kaba

davranamazsın. Esnafsın, esnaflığını yap. Müşterilere sert ve kaba davranma. Dervişsin, eşine, çoluğuna, çocuğuna, akrabalarına sert ve kaba davranma. Babasın, çocuklarına ve eşine sert ve kaba davranma. Annesin, eşine ve çocuklarına sert ve kaba davranma. Kardeş, abi, abla, etrafına sert ve kaba davranma. Sert ve kaba davranıyorsan iletişimin bozulur. Müdürsün, amirsin, memursun; sert ve kaba davranma. Hakkaniyetli davran. Adaletli davran ve hayatını ona göre dizayn et. O yüzden cömertlik sadece mal dağıtmak değil. Güzel huylu olmak da güzel cömertliktir. ince ahlaklı olmak, o ahlakı sergilemek de cömertliktir. Allah bizi onlardan eylesin.

“O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu.”

Buradan devam edeceğiz inşallah. Telegram’da yazdım ama yine burada beyan edeyim. Hakkınızı helal edin. Böyle birkaç gün ince bir rahatsızlık öyle diyelim. Ondan sonra böyle Telegram’daki kardeşlere cevap veremedik. Telefonlara cevap veremedik. O yüzden tekrar kardeşler haklarını helal etsinler. Bunları daha önce de söylediydim ama yine de belirtmekte fayda görüyorum. Bazen arkadaşlar hani cevap verilmedi diye kendince, hani, “Ben çok mu kötüyüm? Bana cevap verilmedi.” Öyle bir kendi kendilerine öyle düşünüyorlar. Öyle değil yani. Gerçekten artık yaş da geçiyor. Belli rahatsızlıklar var. Bazen zaman o rahatsızlıklar nüks ediyor. Öyle olunca da biz bazı üzerimizdeki nafile olan ibadetleri bu manada yapamaz hale geliyoruz. O yüzden bunlara alışacaksınız yavaş yavaş. Yapacak bir şey yok. Hakkınızı helal edin. Tabi yine de arkadaşlardan bu tip şeylerden dolayı özür diliyorum. Bu normalde bile bile kasıtlı yapılmış bir şey değil ama artık yaşın gereği bu tip şeyler yaşayacağız demek ki. O yüzden sizler de alışacaksınız. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. El-fatiha maassalavat. Amin. Destur diyeceğiz ya. Sıkıntı yapma kendine, vakit var daha anca toparlanacağız. Hem unutsak da sorumlu değiliz. “Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz.” diye Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bizi kurtarmış sonuçta. Adem Aleyhisselam’ı kurtarmış, unuttuğundan sorumlu değil. O yüzden biz de unutabiliriz yani. Sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Destur

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Şeyh, Halife, Muhabbet, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı