Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
İhlâs ve Niyet(209) — Sayfa 2/3
Allah’a teslim olmakla "Ben Allah’a teslimim" demek aynı şey midir?
"Ben Allah’a teslimim" demekle Allah’a teslim olunmaz. Bunu herkes söyler; o ilme’l-yakîn noktasında herkes Allah’a teslimdir, inanan da inanmayan da. Cenâb-ı Hak bütün herkesi ilme’l-yakîn noktasında her şeyiyle kuşatmıştır. Bu kuşatmışlığı geri çevirmek cebrîdir, mümkün değildir. Ama teslimiyet söz konusu olunca bir kimse kendi cüzî iradesiyle bir şeye teslim olur.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Teslimiyetin dereceleri nelerdir?
Birinci derecede teslimiyet, haramları işlememekle alâkalıdır. İkinci derecede teslimiyet, o kimsenin Allah’ın emrettiklerini yerine getirmeye çalışmasıdır, gücünün yettiğince. Bu sadece namaz değildir, sadece oruç ve zekât değildir; bunlar zaten herkesin yapması gereken şeylerdir.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Asıl teslimiyet neye dayanır?
Asıl teslimiyet Kur’ân ve Sünnet’in içerisindeki nâfilelerdir: Bir aç gördün, onu doyurdun mu? Bir yetimi gördün, o yetime yardımcı oldun mu gücün nispetinde? Bir kimseye nasihat ettin mi Kur’ân ve Sünnet doğrultusunda? Biz sadece meseleyi haramlardan uzak durup farzları yerine getirmeye alâkalı kalır. Ama "Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır."
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Dinin bireyselleştirilmesi meselesi nedir?
Bütün İslâm dünyasındaki yaşanabilirlik İslâm’ı, insanların kendilerine, kendi çaplarında, kendi dâirelerine hapsediyorlar. Öyle bir kuşatılmışlık var ki; "Biz kendi kendimize namazlarımızı kıldık, orucumuzu tuttuk, zikrimizi de yaptık, bir şeyhe de bağlandık; bitti bizim işimiz." Değil! Dini komple bireyselleştirme çalışmaları var. Bunu sûfîlerin, cemaatlerin, tarîkatların, risâlenin üzerinde, bütün bilinen bilinmeyen bütün yapıların üzerinde bilinçaltına yerleştiriyorlar.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
28 Şubat ve dinin bireyselleştirilmesi meselesi nedir?
Müslümanların dinini bireysel dâirede yaşama çalışması son iki yüz yılın projesidir. Bu proje son yirmi-otuz yıldan beri hızla uygulanmaktadır. "Ezanlar okunuyor, sizin câmiye gitmenize engel mi var?" Var! Câminin yoluna o kadar gaflet, o kadar haram döşersen o kimse câmiye gidinceye kadar biter zaten, gidemiyor.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Kâfirleri dost edinme meselesi nedir?
"Kâfirleri dost edinmeyin" âyeti mûcibince: "Benim bir ateist arkadaşım var, yaklaşık yirmi yıllık muhabbetimiz var. Bu insanla diyaloğu kesmem gerekiyor mu?" "Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim." Bari hiç olmasın. Ateist arkadaşı olabilir bir insanın; ona nasihat ediyorsa, tebliğ ediyorsa. Ateist arkadaşına tebliğ etmeye başladın; o kimse seninle arkadaş kalır mı? Her gün içki içiyor, her gün nasihat ediyorsun: "Yapma, etme, içme, gitme." O seninle arkadaş kalır mı?
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
39. Hadîs-i Şerîf: Sadaka verirken havf ve recâ meselesi nedir?
Hz. Âişe’nin (radıyallâhu anhâ) Rivâyeti Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) naklediyor: Resûlullâh’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mü’minûn Sûresi 60. âyetteki "Onlar sadakalarını kalpleri korku ve ürpererek verirler" ifadesindeki korku için sordum: "Onlar içki mi içtiler? Hırsızlık mı yaptılar ki korksunlar?" Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hayır ey Ebû Bekir’in kızı! Onlar kabul edilmemesinden korktukları hâlde oruç tutanlar ve sadaka verenlerdir." Ve şu âyet-i kerîmeyi okudu: "İşte onlar hayırlı işlerde yarış ederler ve onlar hayır için önde giderler." (Mü’minûn 23/61)
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Havf ve recâ: korku ile ümit arasinda olmak nedir?
Bir kimse sadakasını ürpererek veriyor, hayır hasenat işlerken hayırlı bir amel işlerken korku içerisinde o ameli işliyor. Bu korku, amelinin kabul olup olmayacağıyla alâkalıdır. Her dâim havf ve recâ noktası, yani korku ile ümit arasında olmak esastır.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
İhlâs ve riyâ tehlikesi nedir?
Biz Allah adına yaptığımız bir şeyin önünde Allah için, Allah adına, Allah’ın adını koyarak yaptık; ama arkadan başka bir şeyler mi düşündük? Sırf Allah için mi yaptık biz onu? Yoksa arkadan bir sürü kendi kendimize şeyler mi ekledik? Bu bütün Allah için yapmış olduğumuz ameller için geçerlidir. Bu sadece sadaka ile alâkalı değildir; bütün farzlar, bütün nâfileler için de böyledir.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Tevâzu ve kibir meselesi nedir?
Sen âlimmişsin, ulemâymışsın, zenginmişsin, fakirmişsin, makamın varmış, mevkiin varmış. Zikrullah halakasından Âdem’den beri kimler gelmiş, kimler geçmiş. Sen de onlardan birisi olursun, gelir gidersin. Sen kalmaya bak, Allah için durmaya bak. O korkuyu içinde hisset. "Ben bir yanlışlık yaparsam, bir eksiklik noksanlık yaparsam, Allah’ın zikir halakasına lâyık olmayacak işler yaparsam, nefsim ve şeytan benim önüme bir şey getirir, ben ona takılır giderim" diye endişelen.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Yakınlığı kaybetme korkusu nedir?
"İyilikler Rabbindendir." Sen onu kendinden görürsen Allah’a kibirlendin. Sen bir şeyi kendinden görme, Allah’a kibir taslama. O korkuyu hissedin. Bu kaybetme korkusu değil, bu Allah’a yakınlaşma korkusudur. Yakınlık yanında korkuyu da getirir. Onun korkusu cehennem korkusu değildir; onun korkusu yakınlığı elde ettin ya, uzaklığa düşme korkusudur.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak nedir?
Anne-baba aralarında kavga edip de birbirlerini çocukla tehdit ederlerse, her ikisi de câhil, her ikisi de zâlim. O çocuk annenin kokusunu kaybedince yeniden kaybetme korkusu bürür çocuğu. Bizler hepimiz çocuğuz. Biz O’nun sütünü içiyoruz. O korku bizde olmalı, o korku içimizde olmalı. O korkuyu kaybettiğiniz an meyveyi kaybedersiniz. Allah bizi onunla imtihan etmesin. Rabbim cümlemizi kendisine yaklaşan kullarından eylesin. Âmîn.
Kaynak: 606. Dergâh Sohbeti – Allah’a Teslimiyet, İhlâs ve Riyâ, Mürşid-i Kâmil Bulmak
Ayet-i kerimelerden birisini inkâr ederse midir?
Bir kimse günahta ısrar ederse küfre düşmeye yakın yola girer. Biz ona doğrudan küfür ehli diyemeyiz ama küfre yaklaşmış olur. İnkâr noktasına varırsa küfür ehli olur. Ayet-i kerimelerden birisini inkâr ederse, mütevâtir bir hadis-i şerifi inkâr ederse, helâllerden birisine haram derse veya haramlardan birisine helâl derse küfürdür. Allah muhafaza eylesin.
Kaynak: 610. Dergâh Sohbeti – Sabır ve Zulme Karşı Mücadele, Menfaatsiz Din, Siyasette D
İtaat eden erkekler ve kadınlar nelerden bahsedilmektedir?
3. İtaat Eden Erkekler ve İtaat Eden Kadınlar
"Allah’a itaat edin, Resûlüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin" âyeti mucibince müminliğin bir vasfı itaat etmektir. Kur’ân’a, Sünnet’e ve emir sahiplerine itaat, kurtuluşun yoludur.
Kaynak: 670. Dergah Sohbeti — Ahzâb 35: İslâm’ın On Temel Vasfı ve Zikrullah
Sadık erkekler ve kadınlar nelerden bahsedilmektedir?
4. Sâdık Erkekler ve Sâdık Kadınlar
İtaatin üzerinde bir de sadâkat vardır. Sıdkıyet, samimi olma, ihlaslı olma ve bu ihlası kaybetmemektir. Zorluk geldiğinde, sıkıntı ve bela isabet ettiğinde dostluğunda, eşliğinde, dervişliğinde, kardeşliğinde sâdık kalmak; zorluğu görünce çekip gitmemek, vefasızlardan olmamaktır.
Kaynak: 670. Dergah Sohbeti — Ahzâb 35: İslâm’ın On Temel Vasfı ve Zikrullah
Sadaka veren erkekler ve kadınlar nelerden bahsedilmektedir?
7. Sadaka Veren Erkekler ve Sadaka Veren Kadınlar
Farz olan birinci derecede zekâttır — ticaret mallarından yılda kırkta bir. Buhârî ve Müslim’de geçen hadîs-i şerîfte: "Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri ‘Yâ Rabbi, infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver’ der. Diğeri de ‘Yâ Rabbi, cimrilik edenin malını telef et’ diye dua eder."
Kaynak: 670. Dergah Sohbeti — Ahzâb 35: İslâm’ın On Temel Vasfı ve Zikrullah
Niyeti Temiz Tutmak Soru: Niyetimizi nasıl temiz tutarız, her işi nasıl Allah için yapabiliriz?
4. Kendinizi disiplin edeceksiniz. Sohbete gelirken Allah için geleceksiniz, çıkarken Allah için çıkacaksınız, dinlerken Allah için dinleyeceksiniz. Herhangi bir başka beklentinin içine girmeyeceksiniz. Din iyi niyet tir; iyi niyet üzerine duracaksınız. Bunu kendinize düstur edinirseniz dini yaşamanın tadını alırsınız.
Kaynak: 686. Dergah Sohbeti | İslam Dünyasının Durumu, Sıfatî Tecelli ve Din Samimiyetti
Senin gerçek dostun kimdir?
Bil ki senin gerçek dostun Allah’tır; veren de O, alan da O.
Kaynak: Allah yolunda canını ver, bil ki senin dostun Allah’tır
Emaneti doğru kullanmak ne demektir?
O emaneti dağıtmak, paylaşmak ve Allah’ın rızasını gözeterek kullanmak gerçek cömertliktir.
Kaynak: Allah yolunda canını ver, bil ki senin dostun Allah’tır
Emaneti saklayan ve biriktiren kimse ne olur?
Emaneti saklayan ve biriktiren kimse ise sonunda o emaneti kaybeder.
Kaynak: Allah yolunda canını ver, bil ki senin dostun Allah’tır
Küçüklüğüne bakarak cömertliği ertelemek nedir?
Küçüklüğüne bakarak cömertliği ertelemek, aslında kendine yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Kaynak: Cömert insan zeytin ağacı gibidir, onun yeşilliği hiç bitmez
Bu kölelikten kurtuluş nasıl sağlanır?
Bu kölelikten kurtuluş yalnızca Allah’a tam teslimiyet ile mümkündür. İnsan sahip olduğuyla değil, Allah’a olan yakınlığıyla değerlidir; bunu kavradığında dünyanın süsüne olan kölelik de son bulur.
Niyetimizi nasıl temiz tutarız?
Yaptığımız her işi nasıl Allah için yapabiliriz? Niyetimizi nasıl temiz tutarız? Hakkında Bunu normalde kendinizi disiplin edeceksiniz. Bu sohbete gelirken de Allah için geleceksiniz. Buradan çıkarken de Allah için çıkacaksınız. Sohbeti dinlerken de Allah için dinleyeceksiniz. Bu konuda herhangi bir başka bir beklentinin içine girmeyeceksiniz. Din iyi niyet tir. Normalde hep iyi niyet üzerine duracaksınız. Allah rızası için, Allah için duracaksınız. Bunu böyle kendinize dürur edinirseniz o imanın veya dinin yaşamının tadını alırsınız. Yeah.
Kaynak: Niyetimizi nasıl temiz tutarız?
Düşünce ve idrak hür müdür?
Benim inanışım şu: Düşünceyi de idraki de biz bir bütünün içerisine alırsak düşünce ve idrak Allah tarafından yaratılmış ama insanın hürriyetine bırakılmış bir olgu. İnsan burada hür. Bir kısım ehli tasavvuf ve mutezile ve cebriye ve kaderiye ve bir kısım eş’ariler, bu idraki ve düşünceyi insana atfetmezler. Bunu siz şimdi evlerinizde varsa Nesefi’den veya İmam Maturidi’den kelamla alakalı bir kitap, bunu Nesefi’den ve Maturidi’den bulamazsınız direkt olarak. Arasanız Nesefi’den ve onun hocası olan Maturidi’den ve onun daha öncesi olan İmam-ı Azam’dan düşünce ve idrak bahislerine girmediklerini görürsünüz. Hatta eş’ariye de gitseniz Maturidi’ye de gitseniz Batılılara da gitseniz, Doğululara da gitseniz, dünya üzerindeki bütün felsefecilere ve bütün inanç sahiplerine gitseniz bu düşüncenin, bu idrakin ve düşüncenin hürlüğünü savunan hiç kimse yoktur.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
İnsanın kendi iradesiyle fiiliyat yapması mümkün müdür?
Fiiliyatın üzerinde yaratma Allah’a ait. Düşünce henüz daha aktif hale gelmedi, bakın. Yeni dilde aksiyon halde değil. Ben geçen haftaki katı kaderciliğe karşı çıkışımın, cebriyeciliğe karşı çıkışımın arkasında bu var. Ben cebriyeye karşı çıkarken buna inandığım için karşı çıkıyorum. Siz şimdi günlük hayatınızda bunları düşünmeyebilirsiniz veya bunlara gereksinim duymayabilirsiniz ama psişik psikolojik bir rahatsızlık yaşayan bir kimse veyahut da kendince sufilikte ileri gittiğini düşünen kimse veya kendince değişik fikir ve düşüncelerin etkisinde kalmış olan bir kimse düşünmenin kendi içerisindeki hürriyetini reddedip Allah benim adıma düşündü, diyebilir. Buradaki bu düşünmeyi Allah’a bağlarsak o zaman insan makineleşti. O zaman yalancıktan bir tiyatro oynuyoruz biz. Allah düşünmeyi yarattı, ne düşüneceğimizi. O düşünce dairesindeki aktivitemiz bize aittir.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Kesp-isteme noktasında fiiliyatın üzerinde fiiliyatı istemeyi kim söylüyor?
İmam-ı Azam hazretleri "Kesp-isteme kula aittir. Kul ister". Bakın kul ister. Arslan avlanmayı ister. Karnı acıkınca avlanır. İnsan ister. Karnı aç olsa da dahi yememeyi istiyorsa yemez. Arslan gibi değildir, karnı acıkın, yememek insanı insan eder.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Modernlik sadece dışsal bir olgu mudur?
Modernlik selefilerde olduğu gibi salt dışsal bir olgu değil, Müslüman topluma özgü bir veridir de.
İktidara itaat edilmeli mi?
Yanlış da itaat yok, yanlışa itaat edilmez. Allah muhafaza eylesin. Müslümanlar bu konuda hata yapmış olabilirler, Müslümanlar bu noktada güç yetirememiş olabilirler, acziyet göstermiş olabilirler. Dünyaya, heva heveslerine kapılmış olabilirler ama Müslümanların eksikliği dinin eksikliği değildir.
İmanın kemale ermesi için nefs terbiyesi neden gerekli?
Sen nefsini Kur’an ve Sünnete boyun büktürmüyorsun. Sen nefsini Kur’an ve Sünnete tabi kılmıyorsun. Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun. Heva ve hevesinin peşinden gidiyorsun. Oysa bu dünya hayatı olarak her canlı ölümü tadacak. Herkes burada ölümü tadacak. Mecburi istikamet. Sen o ölümü tadacaksın. Sufilik ise ölmeden önce ölümü tatmaktır. O zaman bu neyle mümkün? Bu nefsini terbiye etmekle mümkün.
Akıllılık ve su arasındaki ilişki nedir?
Akıllılık sudur, çünkü su her şeyi besler, su herşeyi temizler, su her şeyi pâk eder, su her şeyi tertemiz eder, su insana ve dünya varlığına hayat verir. Akıllılık sudur. Akıllı bir kimse etrafına hayat verendir. Akıllı bir kimse ölüyü diriltendir. Kimdir ölü? Allah’ın zikrini unutandır. Kimdir ölü? Heva ve hevesini ilah edinendir. Akıllı kimdir? Akıllı kimse Allah’ı unutmayan, Allah’ı zikredendir, akıllı kimse aynı zamanda etrafına da Allah’ın zikrini öğütleyip onların da dirilmesini sağlayan kimsedir. Çünkü su gibidir. O, su gibi olunca yağmur gibidir. Su toprağa normalde ben biberi besleyeceğim, domatesi beslemeyeceğim demez. Ben naneye şifayım, maydanoza olmayacağım demez. Su aynı zamana tevazudur. Su aynı zamanda adı konulmamış kuvvettir. Su aynı zamanda ‘Kahhar’ ismi şerifini içinde saklar. Su aynı zamanda ‘Rah,met’ ismi şerifini içinde saklar. O zaman su bu manada hayat veren, temizleyendir. Kullanıldığı yere göre, kullanıldığı yere göre işlevini yerine getirendir. Yani su başlı başına hikmettir. Yıkılacak yeri yıkar, yapılacak olan yeri yapar, delinecek olan yeri deler. Suyu siz tıp tıp tıp tıp damlatın, mermeri deler. Su tıp tıp tıp damlatın, çeliği deler. Su demiri çelik yapandır. Su aynı zamanda çeliği demire çevirendir.
Akıllı kimse nedir?
Akıllı kimse, akıllı kimse, o akıllı kimse su gibidir; berrak su, su tadında su, lezzetli. içtikçe içesin gelir, içtikçe içesin gelir. Yıkandıkça yıkanasın gelir, yıkandıkça yıkanasın gelir.
Akıllılık ve manevi bilginin aktarılmasıyla ilgili bir örnek verir misiniz?
Hazreti Ömer Efendimiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini aramaya çıkmış gece. Tabii çıktı, Ebu Hureyre ile karşılaştı. Ebu Hureyre radıyallahu anh hazretleri, emri yerine getirdi: “Ey Ömer, kim la ilahe illallah derse kurtuluşa erer, o ehli cennettir.” Ebu Hureyre radıyallahu Anh hazretleri anlatıyor. Hazreti Ömer Efendimiz böyle onun göğsüne böyle bir vurmuş: “Sakın bunu kimseye söyleme!” demiş. “Bu kimin sözü?” “Vallahi peygamber söyledi!” diyor. “Bak, ayakkabıları delil olarak.” “Nerede” diyor Allah Resulü? “Hurmalığın içinde.” Güm! Hazreti Ömer Efendimiz hurmalığın içine giriyor. Diyor ki: “Ya Resulallah, böyle demişsin.” “Evet, dedim” diyor. “Kim la ilahe illallah derse kurtuluşa erer, cennetlik olur.” Diyor ki: “Ya Resulallah, bunu insanlar duyarsa, kimse namaz kılmaz, oruç tutmaz.” Hazreti Ömer Efendimize diyor ki: “Ya Ömer, la ilahe illallah diyor cennetin kapısıdır, ibadetler de diyor anahtarıdır.”
Kalp temizliği nasıl sağlanır?
Kalp temizliği, yani niyet… Çünkü ameller niyetlere göredir. Hadis-i şerif bizim için birinci derecede bu manada kalbi, niyetimiz, kalbi temizliğimiz önemlidir ve kalbi temizleyen en önemli unsurlardan, ibadetlerden birisi tövbedir, birisi Allah’ı zikirdir ve kalpte Allah’ın zikrinin yerleşmesi gerekir. Kalpte eğer Allah’ın zikri kalpte yerleşmezse, o kalp her daim kirlenmeye adaydır. Hele harama doğru bir meyil var ise onun kalbi daha fazla harama doğru meyleder. Hatta eğer ki bu noktada o kalpteki günah, o temizlenmezse, o daha da arttırır.
Kendi heva ve heveslerini ilah edinmek ne anlama gelir?
Hani bunu böyle, Kur’an ve sünnetin, insanın kendi hürriyetine bıraktığı yerler vardır. Bir kimse orada, ben bunu tercih ediyorum diyebilir.
Heva ve heveslerini ilah edenler ne yaparlar?
Hatta daha ileri yapmışlar, heva heveslerinden çıkan o bozukluğu, o fesadı eline güç geçirenler, o fesada herkesin uyması için zorbalık yapmışlar, baskı yapmışlar, heva ve hevesini ilah etmiş.
Allah’a karşı alçak gönüllü olmak nedir?
Allah bir şeyi emretmiş, bunu yap demiş. Bunu yapabilirliğe gücün varken yapmaman Allah’a karşı kibirlilik taslıyorsun, ululuk taslıyorsun ona karşı, birinci derecede Allah’a. O zaman bu kimsenin kibri birinci derecede Allah’adır. Bir kimsenin tevazudan uzaklaşması birinci derecede Allah’adır.
Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan bir kimse ne yapar?
Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan bir kimse ilk önce Allah’a karşı tevazu sahibi değil, Allah’a karşı kibirlidir. Allah bir şeyi haram kılmış. Haram kıldığı halde sen onu yapıyorsan aslında Allah’a karşı kibirlilik gösteriyorsun, alçak gönüllülük göstermiyorsun. Ona tabi olmuyorsun. Allah’a boyun bükmüyorsun.
Allah’a karşı kibirli olmak ne demektir?
Allah’a karşı kibirli olmak, Allah’a ululuk taslamak ve ona itaat etmeyen bir kimse, Allah’a isyan etmek ve Allah’ın bir farzını yerine getirmeden Allah’a karşı kibirlilik göstermek demektir.
İşte haris olmak ne anlama gelir?
Harislik ne? Hırs, tamah harislik. O zaman sen dünyaya normalde dünyaya karşı haris olma. Harisliği daha fazla dünyayla alakalı konuşmuş ehli sufi. Yoksa bunun zıttı nedir? ilme haris olmaktır. Bunun zıttı nedir? Allah’a karşı haris olmaktır yani Allah’ı sevmede haris olmak, hırslı olmak, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmekte hırslı olmak, Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşamada hırslı olmak, bunlar alkışlanacak, methedilecek olan hırstır, harisliktir.
Dost meclisinde ne tür bir topluluk söz konusudur?
Ey ulular dediği peygamberler, veliler, mürşitler. Onlara diyor ki bir seher vaktinde o diyor aşk şarabı dağıtılırken bu fakiri de hatırlayın. Onu da bir anın orda. Deyin ki burda filanca da var. Aramızda, ta ötelerden dostluğumuz vardı deyin. Dostların sevgiliyi anması, sevgiliye ne mutludur. E dostlar sevgiliyi anarsa sevgili için büyük bir şeydir. Büyük bir lütuftur, ikramdır.
Adem Aleyhisselam’ın kendi nefsine karşı kusurunu kabul ettiği?
Adem dedi ki ben nefsime, biz nefsimize zulmedenlerden olduk dedi. Hatasını, kusurunu, yanlışlığını, eksikliğini kabul etti Allah indinde. Şeytan ise bunu kabul etmedi. O yüzden Adem ve çocukları hata, günah işleyince dönerler, tövbe ederler ve bu meşhurdur ayet-i kerimede, onların tövbesi: ‘Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz’ dediler. (Araf Suresi, ayet 23) ve Adem Aleyhisselam bu tövbesiyle, bu tövbesiyle hem Cenab-ı Hakk’ın emrine karşı geldiğini itiraf etmiş oldu, suçunu itiraf etti. Aynı zamanda pişmanlık duyduğunu dile getirdi, bunu önüne koydu. Aynı zamanda da kendi nefsini kötüledi, bir başkasına bahane bulmadı, kabahat bulmadı, Allah’a kabahat bulmadı. Kendi nefsini kötüledi ve aynı zamanda tövbeye teşebbüs etti. Yani tövbe kapısına dayandı tabiri caizse, aynı zamanda da Allah’ın rahmetinden ümidi kesmedi.
Tövbe eden bir kişinin bir başkasına karşı suçunu itiraf etmesi gerektiği?
Allah’a karşı suç işledin, Allah’a karşı suçunu itiraf et veyahut da bir şahsa karşı suç işledin, o zaman şahsın karşısına git ona karşı da suçunu itiraf et. De ki ben sana karşı şu hatayı yaptım, ben sana karşı şu yanlışı yaptım, bunu o şahsın kendisine itiraf et.
Nefsini bilmediğin için ne olur?
O zaman sen normalde hata edenlerden oldun ve körlerden oldun. Hâlbuki Cenab-ı Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri nefsini bilen Rabbini bildi.
Gönül birliği neden önemlidir?
Eğer bu heyecanı, bu duyguyu, bu hissiyatı, bu maneviyatı göremiyorsa bir kimse, gönül birliği değil. O zaman, burada olsa dahi Yemen’de. Hz. Pir’in sözü var ya; kimisi diyor yanımızda görünür ama yemendedir, kimisi de diyor Yemen’dedir ama canımızdadır, yanımızdadır. Gönül birliği bu, aynı şeyleri paylaşmak, aynı duyguyu. Aynı frekansta durmak.
Gönül birliği nasıl bir ilişkiyi ifade eder?
Evet! O güreşçi de böyle işte. Hani ben iyi güreşçiyim deyince Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri güreştirdi onları, güreşçi tabi onu attı. Bakın onun iyi güreşçiyim demesi kibirden sayılmadı veya Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri Hayber’in fethinde olsun, şeyde, savaşlarda çıktığında böyle, onun meşhur bir nağmesi vardı, bütün önceden savaşa çıkanlar, tek tek karşıdan şey isterdi, rakip isterdi ve her çıkan, kendi yaptıkları ile öğünürdü. Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri de çıkar böyle savaş meydanında, ateş gibi öğünürdü. Bir gün Allah Resulü arkadan dedi ki eğer dedi Ali savaş meydanında değil de bunu normal zamanda söyleseydi helak olduydu, dedi. Tabii burdaki öğünmek, kibirlilikten değil, düşmana korku verme. Bakın düşmana korku verme, bu kibirlilik olmuyor. Bir de bir kimsenin kendisine ait bir özelliğini orta yere çıkarması, yani ben bu işi yaparım. Ben bu işi iyi yaparım, ben bu işin uzmanıyım. Ya ben bu işin ehliyim, bu övünmek olmuyor. Burda ayırdetmek için söylüyorum bunu.
Münafıklık alameti nedir?
Münafıklık alameti kaçtı? Üçtü. Bunlardan birisi neydi? Söylediğinde yalan söylerdi. ikincisi neydi? Vermiş olduğu sözü yerine getirmezdi. Ha demek ki işte münafıklık alameti taşıyan bir kimse ne yapıyor? Vermiş olduğu sözü yerine getirmiyor. Ahde vefasızlık ediyor. Söz verdi, sözünü yerine getirmiyor ve diyor ki ‘bunlar sözlerinde durmazlar ve bunların bu kalabalık lafları, bu gürültüleri beni yaya bıraktı. Bundan sözünü yerine getirmediler. Bu Felek Beni ne vakte kadar aldatacak.’ Yani normalde hani bu felek beni ne zamana kadar aldatacak dediğinde, aslan, kral yani ormanın padişahı, ormanın başkanı diyor ki ben ne zamana kadar aldanacağım. Ha demek ki aslan aldanmış, bunu söylüyor. Hani Aslında aldanmak insani bir vasıf ama aslanın aldanması doğru bir şey değil. Sebep? Sen aldanmayacaksın, sen aslansan aldananlardan olmayacaksın. ‘Tedbirsiz emir, adamakıllı aciz kalır çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını dedi.’
Kardeşlik hukuku nedir?
Bütün insanlığın Muhammed’i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Bütün Müslümanların, Muhammed’i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Biz o Muhammed’i kardeşliği tesis etmekle mükellefiz. Biz o Muhammez’i kardeşliği tesis edemezsek, biz ne yazık ki dağılırız, parçalanırız. Ülke müslümanlarına sesleniyorum. Birbirinizi tiftiklemekten vazgeçin. Birbirlerimizi tiftikliyoruz. Sufiler, işte ehl-i tarikat böyle hedef tahtası halinde. Ne istiyorsunuz kardeşim. Kimin tavuğuna kış dedik. Kur’an ve sünneti anlatıyoruz. Muhakkak içimizden eksik yapan, yanlış yapan, noksan yapan insanlar olacak. Neden tahkir ediyorsunuz? Neden bizi hedef tahtasına koyuyorsunuz. Bunu yalvarmak olarak görmeyin. Kardeşlik hukuku olarak, nasihat olarak görün. Herhangi bir çileden, eziyetten, sıkıntıdan, korkup çekineceğimizi de zannetmeyin. Burdan geri döneceğimizi zannetmeyin. Biz etimizi lime lime etseniz de biz kur’an sünnet, vatan millet demekten vazgeçmeyeceğiz. Ne çorap örerseniz örün başımıza, Biz kur’an sünnet ,vatan millet demekten vazgeçmeyeceğiz. O yüzden müslümanların kardeşlik hukukunu tesis etmesi lazım, müslümanlar ne yazık ki biz de dahiliz buna, kendimizi de eleştiriyorum. Biz müslümanlık kardeşinin hukukunu tesis etmiyoruz. O yüzden sıra bize gelince başlıyoruz bağırmaya. Sıra bir başkasındayken seslenmiyoruz. Yirmisekiz Şubat’ta ehli sufinin ensesinde boza pişirilirken, hiç kimse kılını kımıldatmadı, hiç kimse bir şey söylemedi. Bizim ders yaptığımız evler, bizim ders yaptığımız yerler basılırken hiç kimse kılını kımıldatmadı. Vergi daireleri ayağa kalkıp nerede bir sufi varsa onlara milyarlarca ceza keserlerken, hiç kimse kılını kımıldatmadı. Şeyh efendilerin evlerine el koyarken devlet ve o evleri satarken veyahut da işte değişik dergahların, tarikatların yaptırmış olduğu mescidleri, işte yaptırmış oldukları kursları, kur’an kurslarını devlet el koyup izaleyi şuur ile satarken herkes seyirci kaldı. Yirmisekiz şubatçılar her türlü zulmü yaparken seyirci kaldı herkes. E sonra? Sonra gündoğdu, devran döndü, bazı yerlere dokunmaya başladılar, herkes bağırdı. Herkes bağırıyor. Yirmisekiz Şubat’ta neden bağırmadınız. Yirmisekiz şubatta neden zulmü önlemek için haykırmadınız? Ama biz hep haykırıyoruz. Hala da haykırıyoruz. Nerde bir müslümana zulüm ediliyorsa, adaletsiz davranılıyorsa, biz onu haykırıyoruz. Bütün müslümanların kanı, namusu, ırzı, şerefi, mukaddes! Dokunamazsınız. Allah muhafaza eylesin.
Münafıklık nedir?
Üç şey bir kimsenin üzerine zuhur ederse, o kimse münafıktır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez. Üçüncüsü neydi? Emanete hıyanet eder. Bu üçünden birisi varsa, o kimsenin üzerinde mesela onda ameli bir şekilde ameli münafık denir ona. Amellerinde eksiklik var ama bir de itikatta münafıklık vardır. itikatta münafıklık şudur; bir kimse ben iman ettim der, Kur’an ve sünnete iman ettim ama ya bu zamanda da islam hukuku olmaz ya der. Bu itikatta münafık veyahut da işte iman etmiştir, yani bir ameli yapamıyordur ama der ki ya bu haram olmaması lazım. O itikatta münafıktır ama o bizle beraber namaz kılar. Bakın bizle beraber namaz kılar veyahut da cumaya gider veya ne bileyim ibadetlerini yapar ama o kimse itikatta münafık olur.
Zinuasvari yapılanmanın sonucu nedir?
Bu, Zin, uasvari yapılanmanın sonucudur. Zinuasvari! Hiç kimseyi suçlamıyorum. Bunları yaşayanlar cahil, bunları yaşayanlar bilmiyorlar, bunları yaşayanlar hevâ ve hevesleri ilahlaştırmışlar. Onları birisi bir nasihat etmemiş. Onlara birisi Kur’an anlatmamış, birisi din anlatmamış. Bir de televizyonu, basını bütün hepsi de çıkmış şeyhler böyle, hocalar böyle, dindarlar böyle, cemaatler böyle, tarikatlar böyle, aman bunlar öcü.
Cüzzi irade nedir ve neden önemlidir?
Veleddalin Amin. Sakın ha Öyle değil sakın ha Allah muhafaza eylesin. Evet, bu aciklanma bu utanma, bu dertlenmeden birbir şey acıklanıyor. Sak canımıza diyorsa bir şeyden dertleniyor olsak, bir şeyden utanıyorsak, o zaman bizim cüzzi irademiz var. Bakın, benim din algım cüzzi iradenin üzerine kuruludur. Tasavvufi algım da cüzzi iradenin üzerine kuruludur. Cüzzi iradesiz bir söz konusu değil.
Neden hocalar talebeyi terbiye için sıkıştırıyor?
Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor. Fikir neden kuruntulardan kurtul duruyor? Bir kimse birisini terbiye etmeye çalışıyorlar değil mi? Madem cüzzi irade var, neden terbiye etmeye çalışması çalışıyor ki madem cüzzi iradesi yok.
Neden birisi birisini terbiye etmeye çalışıyor?
Baba oğlunu neden terbiye etmeye çalışıyor. Madem cüzzi irade yok yani neden o zaman insanlar birilerine bir şey öğretmeye çalışıyor? Sen tutarda onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur Allah’ın ay yüzünü Bulut altını gizliyor dersen yani sen kalkar onun Onlar bu insanların hepsi de farkında değiller. Hepsi de cebirle iş görüyorlar ama cebiri yaptıktan ama onlar farkında değil diyorsan buna güzel bir cevap var.
Neden birisi birisini terbiye etmeye çalışması gerekir?
Ya birisi ile biz bu konuda konuşuyoruz. Diyor ki senin şeyin bir şeyi alman diyor eline diyor aslında diyor senin cüzzi ireden değil diyor (yaklaşın sağlı sollu, kapının ağzı açılsın) Senin eline şemsiye alman diyor senin gördü. Zira denmiş gibi görünüyor ama sen diyor havayı bulutlu görüyorsun veyahut da yağmurlu görüyorsun yağmur yağacak diyorsun, işte meteoroloji dinliyorsun. Eline şemsiye alıyorsun diyor. Aslında bu cüzzi iradenin dışında. Senin diyor hava şartları diyor külli irade. Seni diyor şemşiye aldırdı. Öyle diyor.
Itikaf sırasında dervişlerin disiplinli olmaları neden önemlidir?
Öyle eşlerinize hakaret ederekten olmaz. Etrafınıza bağırıp çağıraraktan, olmaz, olmaz! Kendinizi disiplin edeceksiniz. " Halk sensiz ışığımız yok; sopasını tutup yeden biri olmayınca körün halini nic’olur." Hakikate ram olmayanlar, işin zahirine bağlı olanlar, üstadlarını görmeyince sıkıntı yaşarla ama hakikaten ram olanlar, gözlerini yumduğunda üstadlarını görenler, böyle olmazlar. Kalben görüşenler, konuşanlar böyle olmazlar. "Lütfet de Allah için olsun bundan fazla senden ayrı bırakma bizi." Bir kimse bir üstadı gerçekten severse, muhabbet beslerse, ondan hayır- lıya canı dayanmaz. "Biz çocuklara benzeriz; dadı sensin bize; gölgeni sal başımıza dedi." Bir üstat dervişlerin dadısı gibidir. Onları kur’an ve sünnet dairesinde sevk ve idare etme, onları haramlardan uzaklaştırma, onları kur’an ve sünnet çizgisinde yürütmekle mükelleftir. Derviş üstadından maddi manevi uzak kalırsa, yolunu şaşırır. Derv, üstadından maddi manevi ayrı düşerse, kurt kapar onu. Allah muhafaza eylesin.
Düşünce, akıl ve idrak arasındaki ilişki nedir?
Düşünce, kubbenin en tepesinde var ya, bak (Üstad, tekkenin kubbesini işeret eder) o birinci halaka var ya, bak düşünce, ilk içindeki, bak harflerin yazdığı yer, merkez. Düşünce o. Onun etrafındaki ikinci halaka idrak. Onun etrafındaki bu üçüncü halaka akıl ve onun bak aklın da oturduğu zeminler var.
İlhamın kalbe tecelli etmesiyle düşünce nasıl etkilenir?
İlham vurduğu anda, kalbe vurduğu anda düşünceyi, idraki, aklı, fikriyatı, mantığı, vücudu komple şimşek çakar gibi etkiler ve şimşek bir yere çıkarsa oraya apaydınlık eder mi? Oradan dışarıdan bakan bir kimse hiç hiçbir şey göremez orada. Orada madde namına, ağaç namına, ev namına, hiçbir şey göremez. Neden? O parlaklıktan dolayı gözleri şaşakalır. ilham vurduğu anda, bütün her şey şaşakalır. Hiçbir şey göremezsin, sadece ilhamı görürsün.
Düşüncenin kubbesi ve ilhamın etkisi nedir?
Düşünce, kubbenin en tepesinde var ya, bak (Üstad, tekkenin kubbesini işeret eder) o birinci halaka var ya, bak düşünce, ilk içindeki, bak harflerin yazdığı yer, merkez. Düşünce o. Onun etrafındaki ikinci halaka idrak. Onun etrafındaki bu üçüncü halaka akıl ve onun bak aklın da oturduğu zeminler var. Bu, fiziksel olan bir şey bunun maneviyatını çevirirsen en ortadaki var ya sır, sır! Onun etrafındaki, ruh ve oradan bütün tecelliyat aşağı doğru iniyor, bu da manevi tarafı.
Aklın merhemi nedir?
Bu aklın merhemi, akılsızdan başka bir şey değil. Hani akıllı insana veya akla merhem, akılsız insandır. Kendine bir akılsız insan bul da, seni akıl hastalığından kurtarsın. Kendini bir akılsız kimse bul. Kendine kalbi ile hareket eden bir dost bul. Kendine kalbi ile yürüyen bir yoldaş bul. Kendine kalbi ile konuşan bir dil bul. Kendine kalbi ile duyan bir kulak bul. Kendine kalbi ile gören bir göz bul. Öyle bir göz bul ki kendine, senin yanında dolaşırken rüya anlatsın sana. Öyle bir kulak bul ki yanında yürürken başka alemlerden sesler anlatsın sana. Sen öyle bir dil bul ki yanına, dost bul ki dili öyle olsun, gönül âleminden konuşsun sana. Yoksa sen bu aklınla gidip eşekler gibi çamurun içinde debelenip duracaksın. Yoksa sen bu aklınla gidip şeytanlaşıp, yürüyüp gideceksin. Şeytan da aklına vurdu ya, ben Adem’den üstünüm dedi. Şeytan da aklına vurdu ya onun yaradılışından benim yaradılışımda daha fazladır dedi. Şeytan da aklına vurdu ya, ben meleklerin hocasıydım, dedi. Şey, tan da aklına vurdu o yüzden sen bu aklınla şeytanlaşabilirsin. Bu aklında şeytanın yolunda gidebilirsin. Bu aklınla sen, islam dini mantık dini, der çıkarsın. Bu aklınla sen, bu dinin içinde aklıma yatmayan şeyleri kabul etmem, dersin. Sen bu aklınla, kendini çok bilgili zannedersin. Sen bu aklınla, kendini çok yüksek zannedersin. Sen bu aklınla herkese tepeden bakarsın. Sen bu aklında kibirlenirsin beğenmezsin. Bu aklında böbürlenirsin, kendini yükseklerde görürsün. Bu aklında kendini sen arş ı alada dolaşır görürsün. Bu aklınla sen kalkarsın kendi kendini peygamber bile görürsün. Bu aklın seni Mehdi de eder, bu aklın seni peygamber de eder. Bu aklın seni istediğin heva ve hevese doğru götürür. Bu aklın merhemi, bir akılsız bulmak.
Akılsız nedir?
Akılsız demek kendini Kur’an ve sünnete teslim etmiş demek. Akılsız demek kendini Allah’ın hükmüne bırakmış demek. Akılsız demek kendini peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin sünnetine bırakan, ona ram eden demek. Akılsız demek kendini üstadın yörüngesine oturtmuş, üstadın bir dediğini iki etmeyen kimse demek. insanlar bu insanlara deli derler. Akıllı insanlar bunlardan kaçar. Akıllı insanlar, peygamberi kabul etmek istemez. Akıllı insanlar yani akıllarını ilah edinenler, akıllarını ilah kabul edinenler Kur’anı kabul etmezler bütünüyle. Otururlar, akıllarını ilah edinenler, şu Kur’an’ın hükümlerini kaldıralım derler. Şu Kuran’ın bize indirdiği kısas ayetlerini, hüküm ayetlerini kaldıralım deyip millet meclisinde konuşmaya çalışırlar. Akıllarını ilah edinenler, yeryüzünü fesada çeviriyorlar. Akıllarını ilah edinenler yeryüzünü zulümle idare ediyorlar. Akıllarını ilah edinenler, akıllarınca kendi kendilerini madara ediyorlar. Akıllarını ilah edinenler, meydanda zaten. Allah tanımıyorlar, peygamber tanımıyorlar, kuran tanımıyorlar, kitap tanımıyorlar, büyük tanımıyorlar, küçük tanımıyorlar, hiçbir şey tanımıyor bunlar. Hayvanlar gibi yaşıyorlar eşekler gibi yaşıyorlar. Hatta eşeğin başına bir yular koyuyorsun eşek daha iyi yol alıyor. Eşeği yularından çekiyorsun, bağlıyorsun, orada duruyor. Bunlara yular da bağlayamıyorsun. Bunlar ayeti kerimenin deyimi ile hayvandan daha da aşağılar. Hayvandan daha aşağı. Çünkü akıllarını ilah edinmişler. Onlar akıllarını ilah edindiklerinden dolayı iflah etmiyorlar. işte diyor ki sen bu aklında bir akılsız bul. Ya? Senin merhemin o akılsızda. Senin ilacın o akılsızda eğer senin böyle bir akılsızın yoksa, yandın ha yandın. Senin aklın ilah olmuş sana.
İyiliğin zirvesi nedir?
Benim nazarımda iyiliklerin en zirvesi, insanlara Kur’an ve sünneti seniyyeyi nasihat etmek. İyiliğin zirvesi bu. Eğer sen ‘ve’l asr’daki gibi olmazsan sen kurtuluşa eremezsin. İman ettin, salih amel işleyeceksin, hakkı ve sabrı tavsiye edicilerden olacaksın. Eğer bu dört ana kaide senin üzerinde tecelli etmezse o zaman sen de hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Allah muhafaza eylesin. ‘Sizden biri bir kötülük yapıldığını gördüğünde onu eliyle değiştirsin, düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle onu düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle. Bu ise imanın en zayıfıdır.’ Yine başka bir rivayette hadis-i şerifin sonunda şu var: ‘Bundan sonra bir hardal tanesi kadar dahi iman yoktur’ der Müslim’de.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek
Kötülüklerin önlenmesi için ne yapılmalıdır?
O zaman bir kötülüğü gördünüz, elinizle onu değiştirmek, elinizde onu önlemek mümkün ise elinizle, bu mümkün değil ise dilinizle, nasihat ederekten, bu da mümkün değilse kalben buğuz ederekten önlemeye çalışın ki bu da imanın en zayıf noktasıdır. Kıymetli kardeşler! Biz iyiliği emredip kötülükten nehyetme emri ile emrolunmuş bir ümmetiz. Biz yeryüzünde iyiliğin hâkim olması için mücadele etmekle mükellef bir ümmetiz. Biz yeryüzünde hak hâkim oluncaya kadar mücadele etmekle emrolun, bir ümmetiz.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek
Bencil bir insanın Hakkın rızasına erişip erişmediği?
Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri, kendisi için istediğini Müslüman kardeşine, mümin kardeşine de istemesini emreder ve der ki: ‘Kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz’ der. O zaman Müminler Hani ayeti kerime de kardeştirler der ya, Müminler kardeş ise o zaman bir mümin kendisi için istediğini Mümin kardeşi için de istemesi gerekir. Eğer kendisi için istediğini Mümin kardeşi için istemiyorsa iman etmiş sayılmaz. Burdaki imandan kasıt Allahu âlem imanın kemale ermesi ile alakalı yani o kimsenin imanının kemale ermesi için kendisi için istediğini mümin kardeşine de isteyecek veyahut da bunun tersinden bir hadis-i şerif daha var: ‘Kendisine yapılmasını istemediğini bir başkasına da yapma. Sen kendine bir şey yapılmasını istemiyorsan bir başkasına da yapma, bundan uzak dur ancak o zaman o kimse kemale erer.’
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak
Dünya ve dinde aşırılıktan uzak durmak neden önemlidir?
Dünya da aşırı derecede hırslanıp insanları ezmek yok. Biz marifet ehli olacaksa dinimizi de dünyamızı da aşırı isteklerden ve aşırılıktan temizleyeceğiz ve uzak tutacağız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Bencillikten Uzak Durmak
İhânet Görmek ve Hakkını Helâl Etmek nedir?
Bu dergâh içerisinde olan bir derviş, bir kimse bana zarar verdiyse, benim hakkım helâl olsun. Her ne yaptıysa yaptı; ben onun hak iddiâ etmiyorum. Ancak dersimiz (yolumuz) dışında olan, bu topluluğun dışında ise, benim hakkım helâl değildir. Allah’a intikâmını havâle ederim.
Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 30.11.2023
Rabbime tam teslimiyet yaşamak istiyorum. Tam teslîmiyette olduğumu nasıl anlarım?
Farzlara sımsıkı yapış, haramlardan uzak dur, nâfilelerle — bilhassa zikrullahla — Allah’a yaklaş. Hiç şikâyet etmeden sabret, hiç kimseden bir şey isteme, hiç kimseye kızma. Bunları yaşayabiliyorsan tam teslîmiyete yaklaşıyorsundur.
İnsanın tanımı nedir?
Eski filozoflar insanı "nefsi nâtıka" — konuşan varlık — olarak tanımlamışlardır. Ancak bu tanım eksiktir; çünkü Cenâb-ı Hak hiçbir varlığa "ruhumdan üfledim" dememiştir; bunu yalnızca insan için buyurmuştur. İnsan; hayvandan, melekten, cinden ve diğer bütün varlıklardan üstün tutulmuş, ahsen-i takvîm üzere yaratılmıştır. Sadece konuşma yetisi bunu açıklamaya yetmez.
Kaynak: Hazreti Peygamber manevi tecelliyatların etkisinden çıkmak için, konuş benimle y
Ameller niyetlere göre mi değerlendirilir?
Ameller niyetlere göredir. Öyle değil canım kardeşim. Sen bir ibadet ediyorsan, yani ameller niyetlere göre. E ben namaz kılacağım, ama abdestsiz kılacağım. Niyet önemli. Yok öyle bir şey. Sen abdest alacaksın, öylesi namaz kılacaksın. Ameller niyete göreymiş. Ameller niyete göre. Eee oturduğu yerden salat ettim ben diyecek. Yok öyle bir şey. Öyle bir ibadet yok. Var ya yeni moda. Şimdi namaz yok, salat var. Salat övmek. E oturduğun yerde Allah’ı öv. Yıllar önce birisi vardı.
Kaynak: Sen kendini iyi işler yapıyorum zannediyorsun ama Allah düşmanlarına yardım ediy
Neden bir erkek kendini kızdan yüksek tutar
Veya bir kız bir erkekle evlenmek istiyor. Aslında erkek ondan yüksek, kız da kendini yüksek gösterme sevdasındadır. Re değil yani. Veyahut da ticaret yapacak bir kimse kendisini zengin gösterir. Mal alacak ya. Kendisini zengin gösterirken karşıdakini avlamaya çalışıyor. Lafın arasında söyler.
Kaynak: Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar oysa yalnız kendilerini aldatırlar da
Ne niyetle hicret ediyorsa o kimse hicret ettiği niyeti bulur
Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Hicret etmek. Yani o kimse dünya için hicret ediyor. Mal alacak, mal satacak. Başka bir beldeden, başka bir şehirden gerçekten çok bereket bulur. Gerçekten iyi iş yapar. Tembel insan oradan alıp oradan satacağım diye uğraşır. Oradan aldığın yeri herkes biliyor. Gider oradan alır. Sen ondan kar edemezsin. Sen hicret edeceksin. Başka şehirden bir mal alıp kendi şehrinde satacaksın. Hicret edeceksin. Başka bir ülkenin ürünü başka bir ülkeye satacaksın. Hicret edeceksin. Allah için hicret edeceksin. Bir yandaki evi davet edeceksin ya da sen ona gideceksin. Dolaşacaksın. Allah’ı anlatacaksın. Resûlullah’ı anlatacaksın. Üstadımın yoluydu. Gezerdi, dolaşırdı, anlatırdı insanlara. Herkes zannederdi ki oh ne kadar keyifli bir iş.
Kaynak: Ne niyetle hicret ediyorsa o kimse hicret ettiği niyeti bulur
Senin o ticaretin bereketli olur mu?
Niyetin temiz olsun, o Hakkında Hicret ettin. Senin o ticaretin bereketli olur. Merak etme. Niyetini sağlam tutama. Kimseye aldatma. Aldanma da. Aldatmak için de yola çıkma. Senin ticaretin bereketli olur. Niyetin ne? Çoluğuna çocuğuna helâl rızık. Sen niyetin ne? Temiz ticaret. Merak etme Cenabı Hak senin niyetini boşa çıkarmaz. Sen neye çıktın yola? Tertemiz bir evlilik yapmak için çıktın. Vallahi Cenabı Hak seni tertemiz bir evlilik yaptırır. Niyetin oysa. Senin niyetin ne? Kur’ân, ve sünnet dairesinde bir evlilik. Kur’ân sünnet dairesinde evladı iyi al düşündün. Allah sana onu verir. Niyetin o senin. Allah onu sana verir. Olmadıysa sen yalancısın. O zaman niyetinde sıkıntı var senin. Senin niyetin sahih değil. Sen yola dervişlik için çık. Temiz bir dervişlikli için çık. Cenabı Hak senin niyetini tesis edecek. Merak etme. Daha az önce arkadaşlara dedim ben yola çıktığımda dedim harara gürereden kurtulayım kenara geçeyim dervişlik yapayım diye yola çıktım ben. Dedim benim niyetim buydu. Ben çok hareketli bir hayat yaşadım o zamana kadar. Dedim ben sükunete ereyim. Bir derviş olayım böyle bir kenara çekileyim dervişlik yapayım dedim. Biz kaynar kazanın içine düştük. Kaynar kazan da değil. Kocaman bir okyanus fokur fokur kaynıyor. Onun içine düştük biz. Ben kendi nefsim için. Ne zakirlik, ne nakiplik, ne çavuşluk, ne şeyhlik, hiçbir şey bilmiyorduk. Hala daha bilmiyorum ben. Ben hala daha bilmiyorum. Daha benim ağzımdan kimse duymamıştır. Ben şunu oldum diye. Veya şey efendiyi Allah affetsin. Efendim bana şunu verin. Ağzımdan çıkmamıştır. Dilim kopsun çıktıysa. Ben hiç kimseden hiçbir şey isteyemem kolay kolay. Şimdi millet bana mesaj atıyor, telefon atıyor. Bana icazet verebilir misiniz? Halifelik verebilir misiniz? Şeyhlik verebilir misiniz? Hayret ediyorum ben. Niyetin temiz olsun. O niyetinin karşılığını bulacaksın. Dervişlikse tertemiz bir dervişlik yaşa. Niyetin bu olsun. Ticaret, tertemiz bir ticaret yap. Merak etme senin ticaretin ayağa kalkar. Karşınızda üç sefer iflas etmiş insan var. Hem böyle 5 lira, 10 lirayla değil, milyon dolarlarla iflas etmiş insan var. Ben hep şuna inanırdım. Ben bu parayı kumarda, kadında, kızda, barda, pavyonda yemedim. Ben israf edip gösterişe, şatata şatafata düşüp de yemedim. Benim paramın nereye gittiği belli. Allah beni ayağa kaldıracak diyordum. Ben buna inanıyordum, ve diyordum ki göreceksiniz ben bütün borçları ödeyeceğim, ve Mustafa Özbağlı olarak dimdik ayakta duracağım. Beni seyredeceksiniz. Beni diyorum seyredeceksiniz, ve pişman olacaksınız. Biz bu yanlışlığı neden yaptık? Neden buna bu kötülüğü yaptık? Neden bunu arkadan hançerledik? Neden hainlik yaptık diye pişman olacaksınız diyordum. Ve mahşerde sizin boğazınızdan tutacağım. Allah’a hesap vereceksiniz diyordum. Evet, hesap verecekler. Arkamdan iftira edenler, yalan söyleyenler, gıybetimi edenler, olmayan şeyleri olmuş gibi gösterenler. O yüzden bakın şu hadis-i şerifi kendinize ilke edinin. Ameller niyetlere göredir. Bütün hadislere ulaşamamış olsaydık şu hadis bize ışık tutmaya yeterdi hayatımıza. Ve şunu unutmayın. Herkes niyet ettiğini görür. Karşısında, elinde, önünde herkes, her kim olursa olsun ameller niyetlere göredir, ve onun önünde, elinde, arkasında göreceği şey niyet ettiğidir. Başka bir şey değildir. Bakın başka bir şey değildir. Bunu bir kendinizde bir hayat ilkesi, bir distur olarak alın, ve niyetinizi temiz tutun. Çataat gibi gelir arkadaşlara, kardeşlere. Ben kendimi bildim bileli. Cenabı Hak hamdu sena olsun. Ben birisine kötülük düşünmemişimdir hiç. Kendimi böyle sınıyorum. Kendimi bildim bile. Hiçbir kimse düşmanın dahi olsa ben ona kötülük düşünmemişimdir. Dervişlikten önce de o kadar çok sıkıntı yaşadım ki ben etrafımdan, yakınlarımdan, her taraftan babam öldükten sonra ben hiç kimseye kötü bir şey düşünmedim. Kötü bir şey tasarlamadım. Birine kötülük yapmayı düşünmedim hiç. Ben bugüne kadar birinin parası, karısı, kızı, evladı, malı, mülkü beni hiç ilgilendirmez hiç kimsei. Niyet benim için zirve bir şeydir. Zirvedir bu. Benim niyetim ne? Ben ona bakarım. Başka bir şey yaşanmış olabilir. Ben niyetime bakarım. Benim niyetim ne? Allah bizi niyetini bozanlardan eylemesin. >> Amin. >> Son nefesimize kadar niyeti temiz olanlardan eylesin. Böyle olunca bir kime bağlanırsan bağlan. Niyetin temiz ise sen merak etme. Cenabı Hak seni naçar bırakmaz. Meydanda bırakmaz. Sen ne yaparsan yap, niyetin temiz ise, niyetin temiz ise merak etme, amelin temiz ise merak etme. Sen yıkılmazsın. Hani Fatih Terim’in bir tabiri var ya, biz bitti demeden bitmez.
Kaynak: Niyetin temiz olsun, o niyetin karşılığını bulacaksın
Hatayı başkasına — kadere, şeytana, çevreye — yüklemek sorumsuzluktur; tövbenin kapısı ancak hatayı kendi üzerine almakla açılır mı?
Hatayı başkasına — kadere, şeytana, çevreye — yüklemek sorumsuzluktur; tövbenin kapısı ancak hatayı kendi üzerine almakla açılır.
Kaynak: Hata yaptın, günah işledin sakın başkasına suçu yükleme de ki biz nefsimize zulm
Bu duruş hem cebriyye hem kaderiyye sapkınlığından korur mu?
Hazret-i Âdem aleyhisselâm, yasak bölgeye yaklaştığında sorumluluktan kaçmadı: "Ben nefsime zulmedenlerden oldum" dedi. "Bunu sen kaderime yazmışsın" demedi, "benim ne suçum var" demedi. Bu duruş hem cebriyye hem kaderiyye sapkınlığından korur.
Kaynak: Hata yaptın, günah işledin sakın başkasına suçu yükleme de ki biz nefsimize zulm
Günah işlediğinde "Allah yazdı" demek cebriye; "benim hiçbir dahilim yok" demek kaderiyye midir?
Günah işlediğinde "Allah yazdı" demek cebriye; "benim hiçbir dahilim yok" demek kaderiyyedir. Doğru olan: "Ben işledim, tövbe ediyorum" demektir.
Kaynak: Hata yaptın, günah işledin sakın başkasına suçu yükleme de ki biz nefsimize zulm
Âdem’in çocuklarına açtığı yol mudur?
Rabbimiz, biz kendimize zulmettik; eğer sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz. Hz. Âdem bu tövbesiyle dört şeyi bir arada yaptı: suçunu itir, pişmanlığını dile getirdi, nefsini kötüleyerek bir başkasına bahane atmadı ve Allah’ın rahmetinden ümidini kesmedi. Bu, Hz. Âdem’in çocuklarına açtığı yoldur.
Kaynak: Günah işleyen kimse suçunu itiraf edecek, nefsini kötüleyecek ve rahmetten ümidi
Tövbenin Beş Temel Şartı nelerdir?
Tövbenin kabul olması için beş ana şarta riayet edilmelidir. Birincisi, suçu itiraf etmek: Allah’a karşı işlenmiş günahı Allah’a, insana karşı işlenmiş hatayı o insanın yüzüne karşı söylemek. İkincisi, pişmanlık ve nedamet duymak. Üçüncüsü, nefsini temize çıkarmamak; "hatalı benim, yanlış benim, eksik benim" demek. Dördüncüsü, tövbeyi hem dille hem fiiliyatla gerçekleştirmek: dilî tövbe istiğfar, fiilî tövbe ise zararı tazmin edip helalleşmektir. Beşincisi, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemek — rahmetten ümit kesmek şeytanın vesvesesidir.
Kaynak: Günah işleyen kimse suçunu itiraf edecek, nefsini kötüleyecek ve rahmetten ümidi
Hatayı kabul etmek ne demektir?
Hazret-i Âdem’in yolu budur: hatayı, kusuru, yanlışı kendi nefsine al. "Ben nefsime zulmettim" de. Şeytana, Ahmet’e, Mehmet’e, büyüye, fala, kadere yükleme. Sorumluluğu üstlenmek tövbenin kapısını açar; üstlenmemek ise hem kişiyi hem çevreyi mahveder.
Kaynak: Sen hatanı yanlışını kabul et, Adem’in yolunu tut nefsini temize çıkartma 10.12
Nefs-i Ammârenin mahiyeti nedir?
Nefis, insanda bulunan, ve kötülüğü emreden bir güç, ve eğilimdir.
Kaynak: (NASİHAT/9) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 09.11.2023
Nefs-i Ammârenin kötülük emrediş tarafı nedir?
Nefs, insanda bulunan, ve kötülüğü emreden bir güç, ve eğilimdir.
Kaynak: (NASİHAT/9) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 09.11.2023
İtikaf sırasında uyku ve zikir arasındaki ilişkiyi nedir?
Olsun sana dünyanın en kaliteli uykusu en güzel uykusu gördüğün rüya sahih gördüğün hal sahih. Yakası sahih her sahih. O senin resmin. Ne gördün işte ağaçlıklar içinde dolaştın ağaçlıklar içinde dolaşıyorsun daha meratip olarak daha aşağıdasın dünyadan kurtulmamış. Efendim, işte. Ne o. Irmaklar akıyordu ormanlık bölgeydi yeşillikte. Kuşlar cıvıl cıvıldı dünyadasın daha. Tamam. Hiç. Olmazsa birinci kat göğe de ki melekler şöyle diyordu melekler böyle. Zikrullah ediyordur o birinci kat. Gök harika oraya çıktıysa muhteşem bir o uyku var ya.
Kaynak: Hzs (NASİHAT⧸18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 29.02.2024
Hayal kurmak neden önemlidir?
Hayal kurmak önemlidir; hayal kurabiliyorsa o kimse büyük bir noktaya gelebilir. Allah’ı tanıma ve bilmede de hayal kurmak gereklidir. Hz. Pir, "herkes hayaline koşar" diyor; peki bu koşarken Allah’ı ne kadar tanıdık, bilgiyle mi koşuyoruz?
İstidad sonradan değişebilir mi?
Evet, değişebilir. İki şekilde olur: Birincisi, gelişmemiş bir istidad gayret ve bilgi yoluyla beslenip açılabilir. İkincisi ise serkeşlik ve kibir sonucunda açık bir istidad körelip kapanabilir. Bu sebeple derviş hem istidadını beslemeli hem de üstadının rehberliğine tâbi olmalıdır.
Takva 4 kapı 40 Makam nedir?
Takva, ve İlişkili Ahlaki Erdemler Bencillik (Benlik) ve Marifet Ehli Kaynaklar Takva, ve İlişkili Ahlaki Erdemler Bencillik (Benlik) ve Marifet Ehli Bencillik, bir kişinin başkasını, ve etrafındaki insanları hiç dikkate almadan, yalnızca kendisini, ve kendi ihtiyaçlarını düşünmesi demektir. Bencil insan, etrafındaki hiçbir kimseyi düşünmez; kendi rahatlığını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini düşünür. Başka birileri faydalansın diye hiçbir zaman çaba göstermez. Oysa Marifet ehli böyle değildir. Marif, kendini düşünmez; aksine, etrafını, ve etrafındaki insanlara faydalı olmayı kendinden daha fazla düşünen kişidir. Bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını, ve nefislerini üstün tutarlar. Kendi nefislerini üstün tuttukları için, Hak’ın rızasına ermiş, gerçekten Hakk’a kavuşmuş insanlar değildir. Müminler kardeş oldukları gibi, bir mümin kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemelidir. Eğer istemiyor ise, imanı tam olmamış sayılır. "Allah sizin üzerinize zorluk istemez, kolaylık ister." Bu ilke, takva sahibinin yaşamında temel bir rehber olmalıdır. Bencillikten uzak durarak, etrafındaki insanları düşünerek yaşamak, takvanın, ve marifatin en önemli göstergeleridir. Her işte bencillik görmek, hem dini hayatta hem de dünyevi hayatta insanın vicdanını karartan, ve ruhunu hastallandıran bir durumdur. Allah indinde kendini güçsüz gören kimse, insanların arasında da kendini güçsüz görür. Çünkü insanların yanında kendini güçlü görürse, onlara zulmeder, ve baskı kurar. "Allah sizi zayıf olarak yaratmıştır.". Allah indinde kendini fakir gören, kendini güçsüz gören kişi, bu dünyada da cesaret, ve tevazu içinde yaşar. Allah indinde kendini fakir görmek, sufiye göre sırrına erat demektir. Allah indinde kendini fakir görerek bu şuurla yaşayan kişi, işte o zaman cenâttadır, ve Allah onu yemininde haklı çıkarır. Başka bir hadis-i kudsiye göre, Allah’ın öyle kulları vardır ki bir meselede yemin etseler, Allah onları haksız çıkarmaz; hatta bir meselede yemin etseler, Allah o meseleyi onların yemin ettikleri hale getirir. Kin tutmak, bir insanın kalbinde uzun süre besleyeceği bir hastalıktır. Kin tutarsan, Allah seninle başbaşa bırakıyor. Kalbinde kin olan bir kimse, cenab-ı Hakk’ın merhamet tecellisine mazhar olmaz. Merhamet, lütuf, ikram, ihsan—hiçbiri oraya tecelli etmez. Kalbinde kin olan bir kimse, doğru yolu bulamaz. Kalbindeki kin, o kişi ile Allah arasını kapatır. Affetme, takvanın en önemli göstergeleridir. Cehennemlikleri size haber vereyim mi? Kabahat dolu, bencil, ve büyüklük taslayan herkesin cenâhtta olduğu söylenir. Kabahat davranışlı, kabahat etrafına yapan insanlar, herkes suçludur diye düşüner; ama kendileri suçsuzdur. Bu tip insanlar ne yaparsanız yapın, sizi suçlar, zarara uğratırlar. Haksız olanlar kendileridir, ama onlar doğru sandıkları konusunda ısrar ederler. Bencil insan sadece kendi nefisini düşünen insandır. Üçüncü tip ise büyüklük taslayan, kibirli insandır. Bu üç fiilden uzak dur: Kabalık yapma, bencillikten uzak dur, insanlara kibirli davranma, büyüklük taslama. Eğer bu üçünden bir tanesi senin üzerinde varsa, cenâhtta olma tehlikesi vardır. Eğer bu üçü sende birleşirse, ya münafık sın, ya da kafir sın. Allah muhafaza eylesin. Bir topluluk için imam olan kimse sadece kendisi için dua edip, onlara dua etmez ise, bu hangi sonucu doğurur? Böyle yaptığı takdirde, onlara ihanet etmiş olur. Bencillik, duada, ibadette, ticarette, aile hayatında, dervişlik hayatında, sosyal hayatın içerisinde görülür. Bunlardan uzak durmalıdır. Aile hayatında bencillik gösteren kimse, yalnızca kendisinin ihtiyaçlarını düşünür. Yemekleri kendisine uygun seçer; çoluk çocuk, eş, koca—hiç kimse düşünmez. Çalışka görünüp de etrafına baskı kuran, etrafını ezmek isteyen kimse—bu bencil çalışkanlıktır, gerçek çalışkanlık değildir. Etrafını hiç düşünmez; işte ehli marifet bencil değildir. Müslümanların kalbine kin koyan şeytan, o kimseyi kendi emrine sokmuş olur. Bu hastalığın tedavisi nedir? Allah’ı zikretmek, fakir dervişlerle beraber olmak, kendinde bir şey görmemektir. "Ben şu oldum, ben buldum, ben şöyle zengin oldum, ben şöyle alim oldum, ben şöyle şeyh oldum, ben şöyle dervişim"—bu sözleri söyleyen kişiler kibirlenir. Herkes bana muhtaç diye düşünen, herkesin kendisine geleceklerini düşünen kişiler—bu sözler çok tehlikelidir. Büyüklük tasladığı için manen batar. Her şey Allah’ın elindedir; Allah dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder. Siz aziz olmak için çalışın; seni aziz edecek olan Allah’tır. Kibirlenen kişi, Allah tarafından rezil, rüsva edilebilir. Çocuk gibi küçücük kişi seni çarpar; kibirlenen sen rezil olursun. Sufilik yolu, hiç ummadığın zayıf bir gördüğünü şahit yerle bir eder; üzerinden silindir gibi geçer. Ama bu yol kibirlenenler için değildir. Bu yol kin toplayan, düşmanlık toplayan yol değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah’a dua edelim: "Allah, benim için çin’le, ve kibirden uzaklaştır. Kendini büyük dev aynasında görme; Allah seni alaşağı eder.". Marifet ehli kendinde bir varlık görmez. Kendinde bir varlık görmediği için, yükümlülük hissetmez. Çünkü bütün iyilik sıfatları Allah’a aittir; sen kendine ait değilsin. İyilikleri Rabbinden gör; Allah’a hamd et. Kötülükleri de nefsinizden gör. Böylece Allah’a niyaz et, ve Allah’a ibadet et. Takva sahibi "Bullukta, ve darlıkta mallarını Allah yolunda sarf ederler" demektedir. Takva sahibi varlığını Allah yolunda harcar; kibirlenmez, büyüklenmez, şatafat yapmazken; varlığını lüks yaşamak için harcamaz. Varlığını Allah yoluna harcar. Takva sahibi "heva hevesine para harcamaz; şana şöhrete para harcamaz, görsünler bilsinler diye para harcamaz." Parasını Allah yoluna harcar. Kızdığı zaman "öfkeleri kinlerini yenerler; kızdıkları zaman Allah için öfkelenir." Allah için kıza, Allah için kızma—öfkelenme insanın nefsinde yok olmaz. Bunu terbiye etmek demek yok etmek değildir, terbiye etmek demektir. Ancak savaş açan kâfirlere karşı bu kız, ve öfkelenme caizdir. Savaş açanlar savaşmaktan vazgeçerse, biz de onları affederiz. Müslüman gruplar arasında eğer birisi savaş açtı ise, savaş açılana kadar savaşmak emredilmiştir. Fakat Müslüman topluluk, bizim topluluğumuza savaş açtı. Bundan sonra ne yapmalıyız? Eğer o topluluk geri döner, savaştan çekilir, ve af diliyor ise, onları affederiz. Affetmek iyiliktir. Birisi kibir gösterip sonra "Özür dilerim, hakkını helal et" diyorsa, onu affetmelisiniz. Onun aleyhine yol aramanız, ona zulmetmek demektir. Eşler arasında problem çıktı, birisi haksız kaldı, özür diledi, ve helâllik istedi. Onu affedersiniz; aleyhine yol aramazsınız. Takva affetmeye, özür dileyene, ve geri dönene müsamaha göstermeye gerektirir. Allah’a dua edelim: "Allah bizi takva sahipleri arasında eylesin.". Marifet’in dördüncü kapısı olan makamda, aşırı derecede istekleri sınırlamak konusu ele alınır. Bu aşırılıktan uzak olmak, hem din hem de dünya için geçerli bir ilkedir. Aşırı derecede isteklerden uzak durmalıyız. Özellikle din kısmında, dinde aşırı derecede katılık, dini zorlaştırmak gayretlerinden kaçınılmalıdır. Biz dinde orta yolu seçmişiz. Muhammed’in dini orta yol dinidir. Sufilikte de orta yolu seçeriz. Ayetler, ve hadisler, bizi dinde aşırı gitmekten sınırlarlar. Dinde aşırı gitme, bizde sınırlandırılmıştır. Adem’den beri, dinde aşırıya giden insanlar olmuştur. Aşırılık nedir? Helal dairesini haram etmek demektir. Bunun tersi nedir? Haram dairesini helal yapmak demektir. Her ikisi de yasaklanmıştır. Haramları öğrenirseniz, başka bir haram aramazsınız. Haramları öğrenirseniz, güzel bir bilgiyle bilgilenmiş olursunuz. Hadis-i Şerifte buyurulur: "Allah size hem dininizde hem dünyanızda kolaylık ister; zorluk dilemez." Allah sizin üzerinize zorluk istemez. Siz dini hayatınızı, sufilik hayatınızı, aile hayatınızı zorlaştırmayın. Neyle zorlaştırırsınız? Size verileni çekin; kendine yeni yükümlülükler tahsis etmeyin. Sahabelerden birisi oruç tutuyordu. Resulullâhu sallallâhu aleyhi, ve sellem, ona dedi: "Ramazan orucu sana yeter." O, "Daha fazlasına gücüm yeter" dedi. Resulullâhu ona: "Pazartesi Perşembe tut" dedi. O, "Daha fazlasına gücüm yeter" deyince, Resulullâhu: "Davut’un orucunu tut" dedi. Davut, bir gün tut, bir gün aç diye oruç tutardı. Resulullâhu: "Bundan daha fazla oruç yoktur" dedi. Dini hayatınızda orta yolu tutup aşırıya gitmeyin; sufilikte orta yolu tutun. "İnsan zayıf bir varlık olarak yaratılmıştır." Siz zayıf bir varlıksınız. Kendi kendine yükümlülüklerini arttırmayın. Nefsine uyma, ustadına: "Efendim, bin ders verdiniz, bin çekiyorum; bana bin daha verir misiniz?" deme. Bu küstahlıktır. Size verileni çekin; kendi kendine yükünevini arttırmayın. Kendi kendine şeyhlik yapma, oruç çıkarma, namaz çıkarma, dini ibadet uydurma, ve uydurulmuş ibadete uyma. Bazen bana "Şöyle bir namaz vardır" diye soruyorlar. Fıkıh kitaplarında böyle bir namaz okumadım. Bunu söyleyen kişiye bu cevap yetmez; şeytan ona vesvese vermiştir. Ben yeni bir derviş gördüm; adamın ustası vardı, o da benim ustam oldu. Ben yirmi altı yaşındayım; bu bayındırda bir zikir hali görmekteyim. Eli cebinde, tesbih elinde, devamlı ders çekiyor; en az üç saatte durmaz, arada konuşur. Rüya anlatıyor, her rüya anlatışında ders atıyor. Ona dedim: "Sana rüya anlatma. Rüyamda ders veriyordu; bu başka bir şey yapıyorsun. Rüya tevili, yoksa o, kamil bir üstat değildir. İntisap edilmez; intisap edildiyse de geri alınır. Senin rüya tevili yok; o yüzden intisabı sonlandırıyorum. Kalkıp da Ümmet-i Muhammed’in yolunu kesme." Rüya tevili, yoksa ne demek? Rüya, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür. Mübeşşirat’tır. Bunu anlamıyorsan kimse neresi şeyh olacak? Allah muhafaza eylesin. Dinde aşırılıktan uzak dur. İfrat, ve tefrit noktasından uzak dur. Birisi Onu yok görüyor; uzak dur. Birisi hala da ilave ediyorsun; uzak dur. Bunlar aşırılıktan uzak olacak; Allah muhafaza eylesin. Allah sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder. Allah zorlaştırıcı değildir. O yüzden aşırılıktan uzak durun. "Kim Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirir de itaatsizlikten sakınır, Allah da ona işlerinde kolaylık ihsan eder." Siz aşırılıktan uzak dur; Allah’ın emirlerini yerine getirirsiniz. Allah sana yardım edecek; işlerini sana kolaylık ihsan edecek.
Kaynak: 4. Takva 4 kapı 40 Makam
Dinde aşırı gitmek ne anlama gelir?
Dinde aşırı gitmek İslâm dininde, Muhammed’in ilinde yok. Bu bizim dinimizin en önemli özelliklerinden birisidir—orta yol üzerinde olmak, aşırı gitmemek, aşırı olmamak. Hak, ve hakikate orta yol üzerinde erişilir. Sufilik orta yolu üzerinde yürümektir.
Kaynak: 4. Takva 4 kapı 40 Makam
İnsanların ayıplarını araştırmak ne gibi bir hastalık oluşturur?
Ve aynı zamanda da böyle onların üzerinde fikir yürütmek, onların üzerinde dedikodu laf üretmek o insanın sevabını da alıp götürüyor. Varsa, yoksa habire eksi yazılıyor. O yüzden normalde insanlar o ayıpları araştırıp o ayıpların üzerinde tesis ediyor. Şimdi bir kimse kızını verecek bir yere onu araştırsın o hak. Veyahut da bir yerden kız alacak onu araştırsın bu hak ona. Ama üzerine farz mı vacip mi? Ne, ama insanların ayıplarını, kusurlarını araştırırsın. Ama bu ne yazık ki şeytanın dürtüklediği büyük hastalıklardan birisi. E böyle devam ettiği müddetçe de o kimse dedikodudan, gıybetten, bühtanden, suizandan daha ileri büyük günah bari iftiradan geri dönemiyor. Hatta, yani doğruysa gıybet ediyor, doğru değilse iftira ediyor. Allah muhafaza eylesin.
Kaynak: Bugünün hastalığı, insanların ayıplarını araştırmaktır
İnsanların ayıplarını araştırmak ne gibi sonuçlara neden olur?
O yüzden insanların ayıplarını araştırmayacağız. Bir. İkincisi, etrafımızdaki insanların kusurlarını görmeyeceğiz. Hani hatasız dost arayan dostsuz kalır. Hazreti Mevlânâ Cerettin Rumu Hazretlerinin insanların ayıplarını, kusurlarını örtmekte gece gibi olur. Ne yazık ki Allah muhafaza eylesin. Bunlardan uzak duruyoruz.
Kaynak: Bugünün hastalığı, insanların ayıplarını araştırmaktır
Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplamak ne sonucu doğurur?
Tirmizi geçiyor hadis-i şerif. Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez. O zaman insanların hatalarını, kusurlarını araştırma. Onun hatasını, kusurunu, ayıbını gördün. Eğer onu normalde gördükten sonra bu da yapılır mı dedin, ayıpladın onu. O ayıpladığın şeyi sen yaşamadan ölmüyorsun. Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretlerinin söylediği haktır. Çünkü ayet-i kerimede Cenab-ı Hak onun için o heva, ve hevesinden konuşmaz buyurdu. Öyle olunca sen din kardeşinin bir suçundan dolayı onu ayıpladın. O senin üzerinde yaşanmadan sen ölmeyeceksin. Eğer bunu yaşamasan dahi mahşere gittin. Mahşerde o kardeşin seni affetmedikçe sen cennete gitmeyeceksin. Onun karşılığı kadar ne kadarsa senin sevabın alacak. Bu da başka hadis-i şerif. O kimseye verilecek. Yetmedi. Onun günahından alacaksın. Cehennemde yanacaksın.
Kaynak: Bugünün hastalığı, insanların ayıplarını araştırmaktır
Kabalıktan, bencillikten ve kibirden uzak durun nedir?
Malum bencillik deyince başkasını veya diğerlerini hiç dikkate almadan onları yok sayıp etrafındaki insanları önemsemeden sadece kendini, ve kendi ihtiyaçlarını düşünen, ve etrafındaki hiçbir kimseyi kale almayan, düşünmeyen insana bencildi. Denir veya bencillik budur. Bencil bir insan etrafındaki veya karşısındaki hiç kimseyi düşünmez. Kendi rahatını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini, ne bileyim işini gücünü, başka birilerinin hiçbir zaman faydasını düşünmeyen bir kimse çıkar ortaya. Marifet ehli ise böyle değildir. Marif, ehli kendini düşünmez. Kendinden fazla etrafını düşünen, kendinden fazla etrafındaki insanlara faydalı olmayı düşünen bir kimsedir. O yüzden bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını, ve kendi nefislerini üstün tutarlar. Kendi ihtiyaçlarını, ve kendi nefislerini üstün tuttuklarından dolayı onlar hakkın rızasına ermiş, hakkın rızasına kavuşmuş insanlar değildir.
Bencil bir insan nasıl tanımlanır?
Malum bencillik deyince başkasını veya diğerlerini hiç dikkate almadan onları yok sayıp etrafındaki insanları önemsemeden sadece kendini, ve kendi ihtiyaçlarını düşünen, ve etrafındaki hiçbir kimseyi kale almayan, düşünmeyen insana bencildi. Denir veya bencillik budur. Bencil bir insan etrafındaki veya karşısındaki hiç kimseyi düşünmez. Kendi rahatını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini, ne bileyim işini gücünü, başka birilerinin hiçbir zaman faydasını düşünmeyen bir kimse çıkar ortaya.
Bencil insanlar hakkın rızasına ermiş midir?
Bencil insanlar kendileri için istediğini, ve kendi nefislerini üstün tuttuklarından dolayı onlar hakkın rızasına ermiş, hakkın rızasına kavuşmuş insanlar değildir.
Kendisi için istediğini, mümin kardeşi için de istemeyen kişi ne demektir?
Kendisi için istediğini, mümin kardeşi için de istemeyen kişi iman etmiş olmaz der. O zaman müminler hani ayet-i kerimede kardeştirler der ya. Müminler kardeş ise o zaman bir mümin kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemesi gerekir. Eğer kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemiyorsa iman etmiş sayılmaz. Buradaki imandan kasıt. Allahu alem imanın kemale ermesiyile alakalı. O kimsenin imanının kemale ermesi için kendisi için istediğini mümin kardeşine de isteyecek.
Allah’ın öyle kulları vardır ki bir meselede yemin etseler ne olur?
Allah’ın öyle kulları vardır ki bir meselede yemin etseler. Allah onları haksız çıkarmaz. Hatta bir meselede yemin etseler. Allah o meseleyi onların o yemin ettikleri hale getirir. Allah’ın öyle kulları vardır. Onlar bir yemin etse. Cenâb-ı. Hak onların yeminlerini boşa çıkarmaz. Öyle olmamış olsa dahi o öyle olur. Hakkı ona döndürür. Cenâb-ı. Hak bu işin sır tarafıdır.
Bir topluluğa imâm olan kimse sadece kendisi için duâ edip onlara du.â. etmezse ne olur?
Bir topluluğa imâm olan kimse sâdece kendisi için duâ edip de onlara duâ etmezlik yapmasın. Böyle yaptığı takdirde onlara ihânet etmiş olur. O da bencilliktir.
Hayâtın her alanında bencillikten kaçınmak neden önemlidir?
Duâda bencillik, ibâdette bencillik, ticârette bencillik, âile hayâtında bencillik, dervîşlik hayâtında bencillik, sosyal hayâtın içerisinde bencillik… Bunlardan uzak durulacaktır.
Hakikat nedir?
B hakikat noktası. Sen birisinin ihtiyacının var olduğunu biliyorsun senin cebinde yok senin cebinde olmadığı için yapamıyorsun kaldırıyorsun telefonu borç istey yapıyorsun. Bu kimin ahlakı Muhammed. Mustafa’nın ahlakı kimin ahl, Hazret Ali. Efendimizin ahlakı kimin ahlakı haz Hasan’ın haz Hüseyin’in ahlakı haz Ömer efendimiz demiş ki. Ya. Resulallah. Sen bununla em olmadın niçin borç iste isteyen Allah resulünün cevabı çok muhteşem benden istenildiğinde vermekle o zaman neymiş. C ehli olm birisinin ihtiyac görüyorsun ihtiyacının var olduğunu görüyorsun sende var. Onun yerine getiriyorsun o istemeden bu ne mal. C marifette Hakikatte ne senin cebinde. Yok ya sen başkasından borç alıp. Onu yerine getiriyorsun. Ondan sonra size de salak di. Ondan sonra diyorlar. Bunlar. Sen vea sadece malla alakalı değil. Parayla değil.
Faiz oranlarının yüksek olması neden mal emniyetini yok eder?
Bir ülkede eğer ki faiz, normal faiz, piyasadaki faiz %140’a çıktıysa, %14,0’a çıktıysa o ülkede yaşayan normal vatandaşların mal emniyetleri yoktur. Bir ülkede faiz var ise o ülkede mal emniyeti yoktur. Yani bu malı emniyeti ne demek? Kazanç emniyeti. Senin kazancının emniyeti yoktur. Sen fark etmezsin. Cebellezi minel beşer eder o hırsızlar senin paranı. Kanunidir bu.
Niyetin ne kadar önemli olduğunu nedir?
Ve ben bu safiliği, bu safilik halakasını, perdesini manevi hazine olarak görürüm. Çünkü Hzreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretlerinin hadisi mucibince eee ameller niyetlere göredir hadisini İmam-ı Azam Hazretleri fıkhında zirve yaptırmıştır bu hadisi. Bütün her şeyi niyete bağla İmam-ı Azam. Sufilik de niyettir. Çünkü senin niyetin ne? Senin hedefin ne? Senin maksadın ne? Ben zakirim deyip kendine ev aldırmak mı? Ben nakibim deyip de kendine para toplamak mı? Ben nakibim deyip de dervişlerden ticaret yapmak mı? Senin niyetinle? Senin niyetinle? Ben şeyhim deyip de dervişleri belirli bir akçeye bağlamak mı? Senin niyetinle? Burada niyet çok önemli. Çünkü eğer niyeti bozuksa kimsenin o eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur. Yıkılır.
Kaynak: İnsanı insan eden en önemli şey niyetinin temiz olmasıdır
Müslüman kimse, iki zarar ile karşı karşıya ise ne yapmalıdır?
Müslüman kimse, iki zarar ile karşı karşıya ise, bir tanesi diğerine göre hafif durumda ise, o hafif olanı tercih etmek sûretiyle ağır olandan kurtulmaya çalışmak Müslüman için bir görevdir, ve kendisi için bu durum câizdir.
Kaynak: KÜFÜR SİSTEMİNDE OY KULLANMAK ve GÖREV ALMAK CÂİZ MİDİR?
İnsanı insan eden, Müslümanı Müslüman eden, derviş adayını derviş eden en önemli şey niyetin temiz ve düzgün olması mıdır?
İnsanı insan eden, Müslümanı Müslüman eden, derviş adayını derviş eden en önemli şey niyetin temiz ve düzgün olmasıdır. Bunu asla unutmayın. Eğer niyetiniz temiz ve doğru ise, sonuç muhakkak hayır olacaktır. Merak etmeyin, Allah sizin çalışmalarınızı mutlaka bereketli kılacaktır.
Bu İslam neden cihat etmeyi düşünemez?
O değiştirince de artık bir Müslüman cihat etmeyi düşünemez hale geldi veya Müslümanların başındaki devletler cihat etmeyi düşünemez hale geldi. Böyle düşünecek olanları da zaten iktidara getirmediler.
Müslümanlar neden bu duruma düştü?
Biz Müslümanlar olarak, Müslümanlar olarak bu çizgiden uzaklaştık. Bize Kur’an sünnet çizgisi önümüze koyandan da uzaklaştık. Çünkü o bize ağır geldi. Yani birisi Kur’an bu, sünnet bu, bunun böyle olması lazım deyince biz Müslümanlara bu ağır geldi. Çünkü biz rahatımızı terk edemedik. Paramızı terk edemedik. Makamımızı terk edemedik. Biz terk edemediğimiz çok şey var bizim.