Oluşum süreciyle alakalı tespit edilmiş olan delillerin üçüncüsünü oku-
yacağız bu hafta.
3- Ehl’i sünnetin siyasal düşüncesinin oluşumunda adaletin temini ve zulmün ortadan kaldırılmasından ziyade güç, iktidar ve güvenlik merkezi bir rol oynanmıştır. Bu sebeple zalim ve fasık da olsa iktidara itaat telkin edilmiş, isyan yasaklanmıştır. Bunda eş’arilerin payı büyüktür.
Geçen haftadan alaraktan devam edeceğim. Malum geçen hafta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine dönemi on yıl, yine otuz yıl da hulefâ-yi râşidinin zamanını aldığımızda kırk yıllık bir İs-lam devleti söz konusu. Eğer bu kırk yıllık süreci kendimize ölçü alırsak, kırk
yıllık süreci kendimize ölçü alırsak o zaman hulefâ-yi râşidinden sonra olu-şan devlet sistemi ne kadar İslam’a uydu, ne kadar İslam’ı uyumadı, neresi uygundu, neresi uygun değildi? Bu farklı bir alan olur. Eğer ki Emevilerin kurmuş olduğu sistemi İslam görürsek Emevilerden sonra Abbasiler, Abbasî-lerden sonra Selçuklular, Selçuklulardan sonra Osmanlılar, Osmanlılardan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile be-raber Osmanlı topraklarında irili ufaklı bir sürü devlet ve devletçilik. Bun-ların hepsini de biz İslami görürsek -bu benim kendi tırnak içerisinde anla-yışım- bizim ayağımızı yere basmaz. O yüzden evet; ehli sünnet düşüncesinde hadis-i şerifler var, ayet-i kerimeler var, itaat edilmesi ile alakalı. Ve bu itaat noktasında eğer ki gerçekten eksiklikler, noksanlıklar var ise bakın, eksik-likler ve noksanlıklar var ise bu itaate tabi olunması ile alakalı emirler var. Şimdi bunlardan kısa kısa örnekler: Hazreti Enes radiyallahu anh hazretleri anlatıyor. Resulullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdu ki: “Dinleyin ve itaat edin! Hatta üstünüze başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle tayin edilmiş olsa aranızda kitabullahı tatbik ettikçe itaatten ayrılmayın.” (Buhari) Şimdi “Dinleyin ve itaat edin.” burada dinleyin ve itaat edin. Kimi dinleyip itaat edeceğiz? Aramızda kitabullahı tatbik ettiği müddetçe… (yani Habeşli dediği Habeşliler Sudanlılar, Sudan’ın aşağı kısmı Afrika’ya doğru yani ekvatora doğru gittiğinizde onların renkleri daha esmer daha siyah.) Eğer diyor, böyle bir üstünüze başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle tayin edilse dahi yani başınıza bir tane komutan tayin edildi, başınıza bir tane vali tayin edildi, başınıza bir tane ümera, herhangi bir yönetici ta-yin edildi, o tayin edilen kimse aranızda kitabullahı tatbik ettiği müddetçe ona itaat edilir. Çünkü derslerde din, siyaset, devlet ilişkileri konuşunca de-rim ya: “İtaat maruftadır, itaat maruftadır, itaat maruftadır.” Yani iyilikte-dir. Bir kimse bize iyiliği emrettiği müddetçe, bir kimse bize kitabullahı em-rettiği müddetçe ve kitabullahtan bize bir şeyler söylediği müddetçe biz ona itaat ederiz. İtaat etmekle mükellefiz, bu itaatten zerrece ayrılamayız, ayrı-lırsak cahiliye ölümü gibidir, diyor. Şimdi devam ediyoruz yine. Ebu Hureyre anlatıyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki… Burası çok önemli çünkü sufileri de ilgilendiriyor itaat ile alakalı hadiseler. Bakın, ita-atle alakalı hadiseler sufileri de ilgilendirir. Başına bir kimsenin bir zakir atandı; zakir tayin edildi; bir şeyden sorumlu tayin edildi; sufiler, sufi gele-neği, kültürü, sufi adabı, erkanı ona itaat etmeyi emreder. Kim zakir tayin edildiyse edildi, senin başına birisi zakir tayin edilmiş, sen ona itaat edersin. Veya senin başına bir kimse yönetici tayin edilmiş, sen ona itaat edersin. Su-filikte de bu olmazsa olmazdır. Hazreti Peygamber söylüyor: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir.” Burası çok önemli “Kim bana itaat
178 | Çağdaş Siyasal İslam
etmişse Allah’a itaat etmiştir.” Sebep? Çünkü o heva ve hevesinden hiç ko-nuşmaz. Sebep? O çünkü Allah’ın indirdiğiyle hükmeder, bunların hepsi de ayet-i kerime. Sebep? O, Allah’ın emrinin haricinde bir şey söylemez. Siz bu son dönem oluşan Hazreti Peygamber de günah işlemiştir, o da günah-ı ke-bair işlemiştir, Hazreti Peygamber de günaha açıktı, Hazreti Peygamber de şeytana uydu, haşa bu sözlere kulak vermeyin, bunlar küfür sözler. Bunlar, ümmetin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bakı-şını zedeleyecek olan sözler. Küfürlü sözler bunlar, bakın, küfür sözler. “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan et-miş ise mutlaka Allah’a isyan etmiştir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretlerinin bir sünneti var, bir hadisi var, ona isyan etti, onu inkâr etti. Yapamamak ayrı bir şeydir, bir şeyi yapamayabilir insan veyahut da günah işleyebilir. Ama isyan etmek, ona karşı çıkmak, “bu doğru değil” demek, “bu yanlış” demek, o kimseyi küfre götürür. Çünkü kim bana isyan etmiş ise Al-lah’a isyan etmiştir. Devam ediyoruz. “Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.” (Buhari, Müslim, Nesai) Demek ki kim Hazreti Peygamber’e itaat ettiyse Al-lah’a itaat etti. Kim de emire itaat ederse Resulullah’a itaat etmiş oldu, ba-kın, Resulullah’a itaat etmiş oldu. O zaman kim emire isyan ederse Resulul-lah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine isyan etti, dolayısıyla Allah’a isyan etmiş oldu ama bu itaatler Kur’an sünnet dairesindedir, Kur’an ve sünnetin dışında değildir. Yine ayet-i kerimede Nisa ayet 80 “Kim Resul’e itaat ederse mutlaka Allah’a itaat etmiştir.” (Nisa ayet 80) Demek ki bu ayet-i kerime ile de desteklenmiş. Ayet-i kerimenin emri. Kim Allah’ın resulüne itaat etti, Allah’a itaat etti. Kim bir emire itaat etti, o da Resulullah’a itaat etti. Kim bir emire karşı çıktı, Resulullah’a karşı çıkmış oldu. Resulullah’a karşı çıkan da ne oldu? Allah’a karşı çıkmış oldu. Bu tip o kadar çok hadis-i şerifler var ki itaatle alakalı, emir’e itaat ile alakalı. Ben burada onların hepsini de alma-dım, ben böyle hızlı hızlı okuyayım, hem de zaman geçirmemiş olayım. Yine İbn Ömer naklediyor bunu: “Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir.” Müslüman itaat edecek, hoşuna gitmeyebi-lir bu. Bakın, bu Kur’an ve sünnetin dışında bir şey değil ama bu senin ho-şuna gitmeyebilir. Halid bin Velid hazretlerinin savaşta iken ordu komutan-lığından azledilmesi gibi. Savaşta ordu komutanlığından azledildi, hemen itaat etti ve yeni bir ordu komutanı tayin edildi. Hemen itaat etti. Hattta de-diler ki… Hazreti Ömer Efendi’mizin ilk icraatıdır halife olur olmaz. Ordu İran seferinde. İlk işi Hazreti Ömer Efendi’mizin Halid bin Velid’i ordu ko-mutanlığından azleder. Ben net olmamakla bunu söylüyorum. Sare var ya ordu komutanı olarak. Onu tayin eder, bağırır ya kürsüden “Ya Sare Cebele.”
diye İran seferinde. Şimdi ne yapar? İtaat eder, bakın, zararınıza da, diyor, olsa itaat edin. Zarar görebilirsin, hoşuna gitmeyebilir, senin nefsine ağır ge-lebilir. Sen bunu bırak, buna başla, çekil kenara, düş öne, neyse… Sufiler bun-lara dikkat ederler çok, bakın sufilere de kaynaktır bunlar, sufiler bunlara çok dikkat ederler. Zarar görebilirsin, hoşuna gitmeyebilir. Devam ediyoruz yalnız. “Ancak, (bakın) “ancak masiyet (yani Allah’a isyan) emredilmişse o ha-riç, eğer masiyet emredilmişse dinlemek de yok, itaat de yok.” Eğer dinleyece-ğiniz ve itaat edeceğiniz, kimi dinleriz? Alimleri, ulemayı dinleriz. Kime itaat ederiz? Ulu’l emre, yöneticilere. Kimi dinleriz? Alimleri (ulema). Kime itaat edilir? Ümera yani yöneticiler. Bize masiyet yani Allah’a isyan, yani haram, telkin ederlerse dinlemeyiz. Bize haram emrederlerse itaat etmeyiz. Bakın, haram bize telkin ederlerse dinlemeyiz, bize harama itaat etmemizi isterlerse itaat etmeyiniz çünkü hadis-i şerifin devamında diyor ki: “Masiyet (yani Al-lah’a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse dinlemek de yok, itaat de yok.” Ulemaya da emire de dinlemek de yok itaat de yok. Ulema kalktı, mümin müminden faiz alabilir, dedi örneğin. Dinleme kardeşim, din-leme. Neden? Ayet açık. Neden? Hadisler açık. Neden? İmamların içtihad-ları açık, dinleme. Bakın, açık. “Ya yeni içtihat yapıyoruz.” Canım kardeşim; ayetle sabit, hadiste sabit, dört imamın değil, yüz on dört imamın içtihadıyla sabit. Fazlalık olan her şey faizdir, hadisle sabit. Siz bunu değiştiremezsiniz, kapitalist sistemde yaşayan Müslümanların vurulduğu yerler. Kapitalist sis-teme Müslümanları peşkeş çekmesin hiç kimse. Müslümanları kapitalist sis-teme peşkeş çekiyorlar, faize alıştırıyorlar. O zaman çıkacaklar; diyecekler ki; dârü’l-harbte müminin harbinden faiz alması, vermesi caizdir; diyecek-ler. Bunu söyleyecekler. Bunun fetvası var mı? Evet. İmam-ı Azam’ın Hazreti Mekhul hadisinden bu fetvayı vermiş mi? Evet. İmam-ı Muhammed bu fet-vayı vermiş mi? Evet. İmam-ı Yusuf bu fetvayı vermiş mi? Evet. Harbinizden alıp verebilirsiniz, diyor. Eyvallah eğip bükmek yok, Allah muhafaza eyle-sin. Yine böyle hemen hadis-i şerifleri hızlı okuyorum. “Allah’a isyanda kula itaat yoktur.” “Allah’a itaat etmeyene itaat yoktur.” Hadis-i şerif bunlar. “Allah’a isyan edene itaat yoktur.” Allah’a isyan edene itaat yoktur. Bu koca, bu oğul, bu devlet, bu bir yönetici, kim olursa. İsyan varsa itaat yok. Seni is-yana götürüyor, itaat yok. Seni harama götürüyor, itaat yok. Seni yanlışa gö-türüyor, itaat yok. Hadis-i şerifler açık. Bakın, bütün ulemanın ittifak ettiği bir şey var. Hani burada, yukarıda soru soran diyor ya: “Zulmün ortadan kaldırılmasından ziyade güç, iktidar ve güvenlik merkezi bir rol oynamış-tır. Bu sebeple zalim ve fasık da olsa iktidara itaat telkin edilmiş, isyan ya-saklanmıştır. diyor, bu doğru değil. Ulema küfre düşen ulu’l-emri, ulema küfrü sabitlenmiş olan imama bütün Müslümanlara isyan etmenin vacip
180 | Çağdaş Siyasal İslam
olduğunda icma etmiştir. Yani bir ulu’l-emr, bir devlet başkanı, bir emir küfrü sabit ise bakın; küfrü sabit ise bütün Müslümanların ona isyan etmesi vacip-tir. Şimdi İbn Hacer, Şâfiî’dir kendisi, meşhur Buhari’nin tercümesini yap-mış kimsedir. Hatta Gazali’nin İhya’sını da tercüme etmiştir İbn Hacer, en-teresan bir âlimdir. İbn Hacer şöyle der: “İsyana gücü yetene sevap vardır. Müdahene eden -yani ona isyan edemeyip orada mücadele edecek ama böyle tam böyle sağlam bir şekilde değil onu diyor- günahkar olur.” Yani ona ko-nuşmayan, ona sessiz kalan ama böyle ona sessiz kalıp orda yaşamaya de-vam etmeye çalışan, bununla alakalı mücadele etmeyen o kimse diyor; gü-nahkâr olur. “Aciz kalana – aciz hiçbir şey yapamıyor- oradan hicret gerekir.” diyor. Eğer ulu’l-emr küfre düştüyse. İtaat etmemekle alakalı bakın, itaat et-memekle alakalı yine bir hadis daha var. “Resulullah sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretleri, Mekke’yi fethettiği zaman Cezîmeoğullarıyla savaşmak üzere Halid’i gönderdi. Halid, okudukları ezanı duyduğu ve silahı bıraktıkları halde üzerlerine saldırdı. Askerlere onları esir etmelerini emretti, sonra herkesin elindeki esiri öldürülmesini emretti. Süleym’e mensup askerler ellerindeki esirleri öldürdüler. Muhacirler ve Ensar öldürmediler. Bu durum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ulaştırıldığında üç defa: ‘Allah’ım!’ Halid’in yaptığının kötü bir davranış olduğunu belirtti. Daha sonra Hz. Ali’yi göndererek Halid’in küçük, büyük onlara ne zarar vermişse diyet ve tazmi-natlarını onlara ulaştırdı.” Yani Halid, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tam anlamadan orada insanları kılıçtan geçirdi. İnsan-ları kılıçtan geçirince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazret-leri yanlışı – yanlış yaptı ya- yanlışı diyet ödeyerekten düzeltti. Ha o zaman buradan ne çıkıyor? Yanlış da itaat yok, yanlışa itaat edilmez. Allah muha-faza eylesin.
Yine o hadisede ensar- muhacirlerin bir kısmıyla Ensar, esirleri öldürme-diler. Onları öldürmeyenleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sevindi, öldürmedi diye. Buradan şu çıkıyor, demek ki itaat Kur’an ve sünnette. Eğer imam yanlış bir şey söylerse yanlışa sürüklerse ona itaat edilmez. Yine meşhur ya olay, hep ben anlatırım ya. Hani bir seriyye gön-derdi, seriyyenin başındaki komutan askerlerle arasında anlaşmazlık çıktı. Askerlere odun toplayın, dedi, topladılar. Çalı toplayın, dedi, topladılar. Ya-kın, dedi, yaktılar. Ondan sonra atın kendinizi içine, dedi, atmadılar. Sa-habe kendini atmadı, ateşin içine. Geldiler bu meseleyi Hazreti Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine naklettiler. Hazreti Peygamber Efen-di’mizin tespiti muhteşem: “Eğer ateşe kendinizi atmış olsaydınız ebediyen ateşte kalacaktınız.” O zaman da söyledi itaat maaruftadır, diye. Ve bu nok-tada Müslümanlar -hani burada soruda bahsettikleri gibi- “zalim ve fasık
da olsa iktidara itaat telkin edilmiş, isyan yasaklanmıştır.” sözü doğru de-ğil. Müslümanlar bu konuda hata yapmış olabilirler, Müslümanlar bu nok-tada güç yetirememiş olabilirler, acziyet göstermiş olabilirler. Dünyaya, heva heveslerine kapılmış olabilirler ama Müslümanların eksikliği dinin eksikliği değildir. Ben burada, bu noktada hadis-i şerifleri ve ayet-i kerimeleri okuyo-rum. Ve ümmetin ulemasının ittifak ettiği ölçüleri kendime ölçü alıyorum. Soruyu soran kardeş bana dedi ki: “Hangi eserden cevapları verirken fay-dalanıyorsun.” diye sordu bana. Benim bir eser, faydalandığım bir eser yok. Ben konuyla alakalı hıfzımda olan hadis-i şerifler, hıfzımda olan ayeti keri-melerle yürüyorum. Direkt şu kaynaktan diye bir şey, kaynağa bağlı kalmı-yorum. Çünkü bu konuda yazılan kaynağın hangi zamanda yazıldığı, hangi dönemde yazıldığı, kimin döneminde yazıldığı bunlar önemli şeyler çünkü. Yani tabiri caizse kimin borazanını öttürüyor, bunlar önemli. O yüzden ben direkt ayet ve hadislerden alıntı yaparaktan bu sohbeti hazırlıyorum, direkt. İmamların içtihadlarına bakıyorum, bu konuda imamların içtihadı varsa or-dan faydalanmaya çalışıyorum.
Dördüncü madde: Siyasetin dini ve kelâmî açıdan temellendirilmesi; ilk defa fiziki güç kullanarak iktidarı ele geçiren Emevilerin iktidarlarını ve siyasi uygulamalarını Allah’ın iradesi, takdiri, kaza ve kaderiyle ilişki-lendirmeleriyle başlamıştır.
Kısmen bunu kabul edebilir miyiz? Evet ama ben hulefâ-yi râşidinden sonraki Emevilerin kurmuş olduğu düzeni ve sistemi İslami görenlerden değilim ama Emeviler iktidarı güç kullanılaraktan mı ele geçirdiler? Evet. Çünkü malum Sıffin vakası. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri ile Mua-viye arasında ondan önce Hazreti Osman zamanında kıpırdanmalar. Hazreti Osman Efendi’mizin şehid edilmesi ile Muaviye’nin Hazreti Osman’ın şehid edildiğini bahane ederekten yönetimi ele geçirmeye çalışması, bunu bahane ederekten Hazreti Ali Efendi’mize karşı savaş açması ve İslam’ın kendi içeri-sindeki numaişler olması, sıkıntılar olması. Muaviye’nin bu noktada devleti kurması Dımeşk yani bugünkü Şam’da. Şam’da alternatif bir devlet kurması. Medine-i Münevvere’de bir devlet var ama Şam’da alternatif bir devlet kur-ması (Dimeşk’te) ve bu alternatif devletin Hazreti Ali radiyallahu anh haz-retlerine, mevcut devlete, mevcut hükümete savaş açması. Bakın, dikkat edin. Mevcut devlete, mevcut bir başkana, yani halifeye savaş açması ve bu sava-şın neticesi yok; galibi yok. Hazreti Ali radiyallahu an hazretleri bu noktada halife ama Muaviye de kendine orada halife dedirttirmiyor ama o da kendi-sine devlet başkanı dedirttiriyor. Etrafındaki yalaklar, salaklar onlarda ha-life diyenler de var etrafında onun. Yani Emevi Devleti’nin kuruluş aşaması bu. Bunun geldisi nerede? Bunun geldisi Ümeyyeoğulları. Ümeyyeoğulları
182 | Çağdaş Siyasal İslam
nereden? Mekke’den. Mekke nereden? Mekke’nin en önemli müşrik ailele-rinden birisi Ümeyyeoğulları. Mekke Devleti’nin tabiri caizse en önemli ai-lesi, sülalesi. Kureyşlilere akraba bunlar. Yani Ümeyyeoğulları Kureyşlilerle de akraba ama Ümeyyeoğulları ümera kısmından yani yönetici kısmından, devlette görev almışlar, devlette görev almayı çok seviyorlar, devletçiliği çok iyi biliyorlar tabiri caizse. Muaviye, babası ve babasının babası, sülale komple devlet işleyişini ve devletçiliği iyi bilen bir aile. Yazışmaları, devlet protokolle-rini, bir devletin nasıl olması gerektiği ile alakalı çok iyi bir donanıma sahip-ler. Kureyşliler ise -enteresan- sülalenin karakteristik özellikleri bunlar. Ge-len hacılara hizmet eden bir sülale. Kureyş sülalesi İbrahimî, İbrahimî olduğu için hizmet üzerinde büyümüşler, yürümüşler. İbrahim’den itibaren İsmail ile beraber hep hizmet etmişler gelen hacılara. Onlar sülale olarak Beytul-lah’a ve Beytullah’a gelen hacılara hizmet eden bir aile, sülale. Ama Ümey-yeoğulları devleti idare eden, devlet kuran, devletçi, devlet mantığı önde olan bir aile. Öyle olunca birisi hizmette, birisi yönetmekte. Ve o yönetmekte olan hırslı, devamlı yönetmek istiyor, devamlı yönetici olmak istiyor ve bu hırsıyla Dımeşk’te… (Yani çünkü eski dilde bugün Şam dediğiniz yerin adı Dımeşk. Şam bir coğrafi bölge Ankara’ya kadar içine alıyor, o coğrafi bölge. Anado-lu’da Ankara’ya kadar içine alıyor Şam bölgesi.) Hulefâ-yi râşidin döneminde bunlar çok öne çıkamıyorlar. Hazreti Osman Efendimiz de Muaviye’nin ak-rabası ama Muaviye aynı zamanda böyle okur yazar. Hazreti Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin katibi. Devlet literatürünü iyi bilen bir kimse. Bildiğiniz katip, devlette katip, baş katip gibi, öyle söyleyelim. Bir yere mektup yazılacak Muaviye yazıyor, elagatı güzel. Antlaşma metni hazırla-nacak, Muaviye hazırlıyor, bu konuda uzman, alanı o. Aynı şekilde Hazreti Ömer Efendi’miz de aynı. Hazreti Ömer Efendi’miz de Mekke müşrik devle-tinde bugünkü dışişleri bakanı gibi. Öyle söyleyeyim, İslam olmazdan önce. O yüzden Hazreti Ömer Efendi’miz sahabenin içerisinde devletçi şahindir. Dört halifenin içerisinde en şahini odur, devleti düşünür, öyledir. Neden? O, devletten gelme çünkü. Muaviye orada buna başlar aslında, seçimle gelmiş bir devlet başkanı değildir. Kılıç zoruyla gelmiş bir devlet başkanıdır Muaviye ve İslam dünyası Muaviye’nin devlet başkanlığını kabul etmez. Ne zamana kadar? Hazreti Hasan Efendi’mizin halifelikten feragat edip devlet işlerinde Muaviye’ye tabi oluyoruz, deyince kadar. Muaviyenin devlet başkanlığı o za-man başlar ve hiçbir zaman Muaviye’nin kurmuş olduğu devleti ehli sünnet, büyük bir çoğunluğu olarak İslam devleti olarak görmez. Ben hiç görmedim, ben hiç görmedim. Her ne kadar bir kısım imamların fiziki güç kullanarak-tan devlet başkanlığını ele geçirmek caiz dese de. Bakın, fetva da vardır, bu fetva yoktur değil, içtihad etmişler fetva vermişler. Zalim bir devlet başkanı
var, değiştiremiyorsun. O zaman ümmet kıyama kalkıp o zalim devlet baş-kanını, kafir devlet başkanını değiştirdi kılıç zoruyla; yani onu katletti. Yeni bir devlet başkanı, komutan yeni bir devlet başkan oldu. Eğer bunun fetvası olmazsa o zaman hiçbirisi de makul, makbul, sahih bir devlet başkanı ol-maz. Ama bu kime karşı kullanılır? Zalime karşı, kafire karşı. Kurtuluş Sa-vaşı gibi. Bakın, Kurtuluş Savaşı gibi. Ülke işgal edilmiş, kim tarafından? Gavurlar, kafirler tarafından. İlk başlangıç ne? Denizli imamı cumayı kıl-dırmıyor müftü. Yunan İzmir’e iniyor, siz cuma mı kılacaksınız burda? Çı-kın, gidin camiden, yürüyün, diyor. Size cuma farz değil bu saatten sonra, diyor örnek. Sütçü İmam gibi. Günün İngiliz soytarısı olmayan, İngiliz boz-ması, Avrupa yosması olmayan alimlerin, ulamanın, şeyhlerin, dervişlerin kıyama kalkması gibi Anadolu’da. Ama İngiliz bozması olanlar, kraliçenin kurduğu dergahlar, kraliçenin beslediği medreseler, kraliçenin beslediği sütü bozuk kanı bozuk -adına ne derseniz deyin- onlar Anadolu kıyamına destek vermiyorlar. Bu bir gerçek mi? Evet. Hatta İngilizlerde o zaman küçük kü-çük uçaklar var. İngiliz’in o küçük, küçük küçük uçaklarla Osmanlıca bildi-riler dağıtılıyor; kıyama kalkmayın diye. Fetvalar dağıtılıyor, kıyama kalk-mayın diye uçaktan atılıyor. Osmanlıca mecmua gibi gazete gibi bildiri gibi fetva gibi. Bunlar İngiliz bozması, Avrupa yosması bunlar. Dergahı, tekkesi, şeyhi, partisi purtisi ne varsa. Bunlar bu ülkede hala daha yok zannetmeyin. Bu ülkede hala daha İngiliz bozması, Avrupa yosması, CIA, kanı bozuğu, sütü bozuğuyla kolkola dolaşan; dergahlar, tekkeler, şeyhler, alimler, ulema-lar, partiler purtiler, dernekler, vakıflar var mı? Var. Avrupa’dan beslenen, CIA’dan beslenen, MOSSAD’dan beslenen, İngiltere’den beslenen, beslenen, oradan para alan, oradan para devşiren, oradan yardım devşiren; dergahlar, şeyhler, tekkeler, tasavvuf toplulukları, -adı üstünde evet- dernekler, sivil top-lum örgütleri gibi MOSSAD’ın, CIA’nın cirit attığı topluluklar var mı? Var. Hala daha var. Hala daha var bunlar. O zaman için de Kurtuluş Savaşı’nda da var bunlar, bunlar yok değil. Osmanlı zamanında da var bunlar. Osman-lıyı içeriden çürüten, Osmanlıyı içeriden yıkan, Osmanlının altını oyan bun-lar. Bunların her birisi İngiliz bozması, bunların her birisi Avrupa yosması bunlar. Bunlar yok olmuyorlar, bunlar yok olmuyorlar. Bunlar devam ettiri-yorlar işlerini. Bunlar gizli örgüt gibi.
O gün için bu mason örgütler var mı? Var. Bakın, Türkiye’de konuşul-mayan örgütlerden birisidir mason örgütlenmesi. Türkiye’de konuşulmayan, konuşulması cıs olan, konuşanın başına değişik işler gelen, konuşanın sustu-rulduğu, karşı çıkanın değişik olayların başına çorap örüldüğü örgüttür ma-son örgütleri. Bunları konuşamaz hiç kimse. Bu mason örgütlerinde kimler üyedir, kimler başkandır, kimler 33 dereceli masondur? Kimler Türkiye’deki
184 | Çağdaş Siyasal İslam
-bunlarda-masonların en büyük azamıdır, kimdir? Bunlar konuşulmaz Tür-kiye’de. Bu masonların bir kolu deist midir? Bu deistlerin baş deisti kimdir? Baş deist kimdir Türkiye’de? Hangi ölen gazeteci baş deistti de baş deistliği şimdi kime bıraktı? Hangi ölen gazeteci baş deistti, deistlerin başıydı da şimdi başı kim, kime devretti? Bunlar konuşulmaz. Devletin içerisinde Şia’nın, Ba-tıniliğin Fatıma kolundan olanlar konuşulmaz. Sünnilerin içerisinde, Sün-nilerin içerisinde Batıniler konuşulmaz. Hangi dergah Batıni’dir gerçekte? Ama Batıniliğini saklar konuşulmaz. Hangi Nakşibendi dergahları, tekkeleri, şeyhinin şeyhinin şeyhi, İngiliz ajanıdır; konuşulmaz. Konuşulmaz. Türki-ye’deki hangi Nakşibendi dergahları ve tarikatları İngiliz’in MI6’sının emrin-dedir, konuşulmaz. Türkiye’de hangi İslami görüntüde kurum ve kuruluşlar MOSSAD’ın emrindedir, konuşulmaz. Devlet biliyordur muhakkak, biliyor-dur. İslam Sünni kısmı; eğer devlet idarecileri, başkanları gavur ise kafir ise zalim ise ona mücadeleyi, ona baş kaldırıyı, ona kıyamı vacip görür. 1- Ya kı-yam edersin. 2- Ona müdana edersin, aman beslersin ondan. Günah-ı kebair işlemiş olursun ya da hicret edersin, der, üçünden biri. İmam-ı Şâfiî der ki: “Orada tek Müslüman kalıncaya kadar cihad etmek farz-ı ayndır.” der. Ba-kın, İmam-ı Şâfiî’nin fetvasıdır bu. Bir de derler ki, Sünniler zalimlere karşı mücadele etmedi. Yok canım kardeşim benim, öyle değil.
Muaviyenin devlet başkanlığını Sünniler içtihad hatası olarak görürler, derler ki: “Doğru içtihad değil, katılmıyoruz.” derler içtihada. İmam-ı Azam katılmamış, İmam Şâfiî katılmamış, İmam-ı Mâlikî katılmamış, İmam-ı Han-bel katılmamış. Dört büyük imamın dördü de Emevilere biat etmemiştir. Dört büyük imamın dördü de tekrar söylüyorum, Emevilere biat etmemiştir. İmam-ı Yusuf bugünkü diyanet işleri başkanlığını kabul eder. İmam-ı Muhammed; İmam-ı Yusuf’u yerden yere vurur, neden kabul etti diye. Sonra İmam-ı Mu-hammed’e gelirler, İmam Muhammed der ki: “Ben imamımın peşindeyim, o kabul etmedi, ben de kabul etmiyorum.” der. Ben İmam-ı Muhammed’i o yüzden İmam-ı Yusuf’tan daha fazla severim. İmam-ı Muhammed daha ci-hatçı bir ruha sahiptir, daha mücadeleci bir ruha sahiptir, daha keskincedir, enteresan bir kimliği vardır onun. Aynı şey Mebsud’u yazan Serahsi için de geçerlidir. Serahsi de kabul etmez, Serahsi de biat etmez. Serahsi Mebsud’u nerede yazar, biliyor musunuz? Çukura hapsedilir. Zamanın Emevi halifesi, o, diyanet işleri başkanlığını kabul etmedi diye baskı yapar. Baskıya boyun eğmez, bir çukur açtırır, kocaman bir çukur, oraya çukura hapseder. Güne-şin alnında, soğuğun alnında. Dikkat edin, o koca imam Mebsud’u hıfzın-dan talebelerine yazdırır aşağıdan bağıraraktan. Emevilerle Sünniler, dinini gerçekten algılayan anlayanlar, müdana etmemişler; mücadele etmişler on-larla. O yüzden bu dördüncü maddeyi bu noktada öyle görüyorum çünkü
halife Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin makamına oturmuş bir kimsedir. O makamda Kur’an ve sünnetin dışında bir şey ya-pamaz, yaparsa, diyor ya: “Ömer saparsa ne yaparsınız?” Hutbede söylüyor bunu. Sahabenin birisi kılıcını çekiyor: “Bununla seni düzeltmesini biliriz ey emîrü’l-mü’minîn.” diyor. Ömer diyor ki: “Ya Rabbi, sana hamd ediyorum. Ömer saparsa düzeltecek kardeşleri var.” diyor. Bu bizim şiarımızdır. Beni Emevi ve Emevilerden sonrakiler hiç ilgilendirmiyor, ölçüm değil. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o kimse maka-mına oturduysa, yani halifelik koltuğuna oturduysa o, o halifelik koltuğunu adaletsizlikle, zulümle, intikamla, kinle, nefretle, hukuksuzlukla, aile işlerini ve akrabalarını kayırmacılıkla geçiremez. Orada onun sonu çok kötü olur. Aynı şey, aynı şey bir sufi üstadı için de geçerlidir. Sufi üstadı oturduğu ma-kamı kendi menfaati için kullanıyorsa oturduğu makamı aile efradı ve ak-rabalarının menfaati için kullanıyorsa o da aynı sonla sonlanır. Allah muha-faza eylesin. O yüzden birisi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahiri olarak devlet başkanlığı makamında oturan bir kimse-dir. Öbürküsü de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri-nin manevi makamına oturmuş kimsedir. Her ikisi de zulmederse haksızlık yaparsa adaletsizlik yaparsa her ikisi de fakir fukarayı gözetmezse hakkı hu-kuku gözetmezse Allah onların iki yakalarını bir araya getirmez. Hem dün-yalarını hem ahiretlerini helak eder. Onlar devleti kendi ailelerine, kendi et-raflarına peşkeş çekmeyecekler. Bir tarikatın başında oturmuş, o tarikatı aile ve aile efradına peşkeş etmeyecek. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dört halife dönemi tam Kur’an ve sünnetin en yüksek derecede uygulandığı za-man. Ondan sonraki dönem sultanlıktır, geçen haftaki derste de bunu saha-belerin sözleriyle de teyit etmiştik.
5- Ehl’i sünnetin siyasi anlayışı itikadi alanla ilişkilendirdikten sonra genelde Sünni kelami yapıyla, özelde Sünni tanrı anlayışıyla uyumlu hale getirilmiştir. Böyle bir teşebbüs eş’ari kelamcılar tarafından daha kolay gerçekleştirilmiştir.
Evet, Eş’ari kelamcılarının böyle bir şeyleri var ama Sünni alanda, Sünni anlayışta devlet başkanın meşruiyeti seçimden geçer. Bakın, devlet başkanı-nın meşruiyeti seçimden geçer. Hazreti Ebu Bekir Efendi’miz seçimle, Haz-reti Ömer radiyallahu anh hazretleri seçimle, Hazreti Osman radiyallahu an hazretleri seçimle, Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri seçimle, Hazreti Hasan Efendimiz radiyallahu anh hazretleri 7 aylık dönemi seçimle sonra bu Muaviye kılıç zoruyla. Muaviye’den sonra oğlu Yezid’i atıyor. Bu artık bugünkü dilde okullarda monarşi mi deniliyor buna, krallık sultanlık, mo-narşi mi oluyor adı? Monarşi. İngilizler gibi değil mi? İngiliz de ne? Monarşi.
186 | Çağdaş Siyasal İslam
İngiliz demokrasiymiş, ya monarşi adam! Yani? Kraliçe var. Kraliçe seçimle gelmiyor, kraliçe devletin başı, aynı zamanda Anglikan Kilisesinin de başı. Bunu konuşamaz bile hiç kimse. İngiliz kraliçesi hem devletin başıdır hem de Anglikan Kilisesinin başıdır. Yani Anglikan Kilisesi ona bağlıdır ve kili-senin baş papazını o atar. İsterse bir papazı aforoz eder. Ama sizin halifeniz yoktur, bence millet meclisi, o ayrı mesele.
Evet, o yüzden Sünni anlayışta devlet başkanı seçimle gelir. Sünni anla-yış olarak neyi kabul ediyorum? Ben dört halife dönemini kabul ediyorum. Mesela Farabi de ilimleri tasnif ederken kendince -Farabi’nin meşhurdur bu ilim tasnifi- kelamı siyaset felsefesi içerisinde sayar kelamı. Ve bunun temel nedenini de şöyle açıklar: “Kelam ekolleri arasında İslam inanç ilkeleri açı-sından devlet başkanlığı meselesinin tartışılmasıdır.” Çünkü bütün mezhep-ler bu noktada devlet başkanlığını hep tartışa gelmişlerdir. Sebep? 1) Daha iyiyi, daha olgunu daha kemali yakalamak. 2) Bir Şia mezhebi var, Şia mez-hebinin karşısında kendisini yenileme. O yüzden genelde hep kelam ekol-leri içerisinde çok tartışılır bu devlet siyaset ve devlet başkanlığıyla alakalı. Ve o zaman Sünni anlayışta yani Matüridi anlayışında… İmam-ı Azam di-yeceğim ama İmam-ı Maturidi İmam-ı Azam’dan sonra fakat onu daha tek-nik hale getirmiş bu tip mezunları. O yüzden İmam-ı Maturidi öne çıkar bu mevzularda. Kelamla akaidle alakalı meselelerde. İyi ki İmam Maturidi ye-tişmiş, gerçekten. İmam Maturidi’yi tanımıyoruz biz. İmam Maturidi oku-muyoruz. İmam Maturidi -herhalde Türk olduğundan mı artık böyle- bi-zim ülkede okumuyor. Bir Mısır alimi kadar bilinmiyor İmam Maturidi, acı bir şey. Son dönem işte Seyyid Kutub’un tanındığı kadar İmam Matu-ridi tanınmıyor. Hasan Benna’nın okunduğu kadar İmam Maturidi okun-muyor. Eğer İmam Maturidi okunmuş olsa zaten hiç kimse Seyyid Kutub’un ve Hasan Benna’nın veya Ramazan Buti’nin veya Mevdudi’nin veyahut da -Amerika’daydı, Şia’ydı kendisi, meşhur ya Türkiye’deki- Ali Şeriati’yi oku-maz hiç kimse. İmam-ı Maturidi okuyana bunların hepsi de fasa fiso gelir. İmam-ı Maturidi temelini alan bir kimse hiçbirisinin de görüş ve düşünce-lerini kâle almaz. Mesela Mevdudi’den az önce saydığım kimseler; yani bir kimse örneğin iman ettim, dese imandan dışarı çıktım, dese onu küfür ehli olup onları katlerder, mürted oldunuz diye. İmam Maturidi’ye göre katledil-mez. Mesela İmam-ı Maturidi bir kimse büyük günah-ı kebair işlese bu bü-yük günah-ı kebair dese küfre düşmüş olarak kabul etmez ama bu saydığım ekol küfür olarak algılar onu, örnek. Bir kimse İmam-ı Maturidi’ye göre iba-det etmemiş olsa -İmam Maturidi’ye göre söylüyorum bunu- bir kimse ibadet etmedi, namazı terk etti, İmam-ı Maturidi’ye göre siz ona zorla namaz kıldı-ramazsınız ama Selefi Vahhabi’ye göre ona zorla namaz kıldırılır, örnek. O
yüzden İmam-ı Maturidi’ye ihtiyacımız aslında; İmam-ı Maturidi’nin fetva-larına, İmam-ı Maturidi’nin bu noktada hem kelamına hem akaidine ihtiya-cımız var. Eğer İslam dünyası kendi içerisinde ortak yaşamı, ortak yaşamayı istiyorsa dizayn etmek istiyorsa İmam-ı Maturidi ekolüne geçmek zorunda herkes ve üniversitelerin hepsi de -bence- İmam-ı Maturidi’yi lime lime edip inceleme ve araştırma komisyonları kurup İmam-ı Maturidi’nin bu noktada fikir, düşünce fetvalarını, içtihadlarını yayınlamaları lazım gerçekten. Ve dünya barışına hizmet edeceğine inanıyorum İmam Maturidi’nin bu noktada fetvalarının ve anlayışının. Ve hepinize de tavsiye ediyorum, İmam-ı Matu-ridi’yi okuyun. Hepinize de tavsiye ediyorum, etrafa bakış açınız değişecek-tir. Müslümanlara, insanlara, dünyaya bakış açınız değişecek. Çok önemli tespitleri var, çok önemli fetvaları var çok önemli. Bakış açınızı, dine bakış açınızı, insanlara bakış açınızı; sıfırdan yeniden, dizayn edecek sizi inşaal-lah. Okumaya gayret edin .
6- Devletin; hak ve adaletin gerçekleşmesinde, toplumsal düzenin sağ-lanmasında bir araç olarak görüleceği yerde devletin ve devlet başkanının kutsallaştırılması suretiyle Müslüman toplumun siyasi iradesi ve seçimi hiçe sayılmıştır. Bu da, İslam siyaset anlayışının hukuki temeller üzerine kurulmasını engellemiştir.
Bakın, bu tespitleri reddetmek mümkün değil. Evet doğru mu? Evet doğru. Evet doğru, yaşanmış mı bunlar bu süreç içerisinde? Evet ama bun-lar bu tespitler hulefâ-yi râşidinden sonra olan Emeviler, Abbasiler, Selçuklu-lar, Osmanlılar zamanında olan hadiseler. Ve devlet bu noktada aslında hak ve adaletin gerçekleşmesinde, toplumsal düzenin sağlanmasında bir araç olması gerekirken amaçlaşmış, kutsallaşmış, devlet başkanı da kutsallaşmış, bu doğru. Yani devlet başkanı hesap vermez, yanlış yapmaz hale gelmiş; dev-let de hesap vermez, yanlış yapmaz hale getirilmiş. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin davranışı öyle değil. Neden? Mesela Mekke’nin fethi ile alakalı olan hadiseler örnek, az önce okuduğum.
Tabi devlet deyince Aristo’ya göre devlet neymiş? Haydi buradan Yunan felsefesine. Aristo’ya göre devlet: “Kendi kendisine yetmek iddiasında olan ve yaşayabilmesi için ihtiyacı bulunan herşeyi genellikle kendisi sağlayabilen bir vatandaşlar topluluğudur devlet.” Hristiyan filozof Saint Augustin: (meş-hur ya bu da) “Devletin ilk günah neticesinde cennetten kovulan insanla-rın yeryüzünde teşkilatlanmak zorunluluğu duymaları üzerine ortaya çıkan bir olgu.” der Augustin. Bunun papaz olduğunu da söyleyenler var. Evet, İs-lam’da devlet tanımı ne? Hani devlet hak ve adaletin gerçekleşmesinde bir araçtı ya. İslam devlet tanımlaması nasıl? İslam’ın devlet tanımı, konu başlığı da böyle yapabiliriz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri
188 | Çağdaş Siyasal İslam
hiçbir zaman devleti bir gaye olarak görmemiştir, benim edindiğim izlenim bu. O, gayeye varmak için o, bir amaca ulaşmak için devleti bir vasıta yap-mıştır. Amaç nedir? Amaç, ilahi kelimetullahtır. Devlet, Hazreti Peygam-ber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde ilahi kelimetullahın tecelli et-mesi için amaca, bu tecelliyata giderken devlet sadece bir araçtır. Bir aygıttır, başka bir şey değildir. O yüzden insanlara Kur’an ve sünnetin tebliğ edil-mesi, insanların İslam’ı yaşamalarını kolaylaştıracak, güzelleştirecek, önün-deki engelleri kaldıracak; hakkı, adaleti, hukuku, tesis edecek, hakkı adaleti tesis edecek, insanların aklını, namusunu, şerefini, malını mülkünü, özgür-lüğünü koruyacak, her türlü özgürlüğünü koruyacak bir aygıttır devlet. İs-lami tanımlamaya göre. Çünkü İslam, bugünkü emperyalist sömürgeci dev-letlerin anlayışında olması mümkün değildir. O petrolü elde etmek için o parayı elde etmek için o zenginliği elde etmek için kurulmuş bir aygıt de-ğildir, İslam devleti. İslam devlet anlayışı insanları mutlu etmek, insanları mesut etmek, insanların barış içerisinde yaşaması ve ilahi bir dairede hayat-larını sürdürmesi için bir araçtır. Böyle olduğu müddetçe bunda bir sıkıntı yok. Ama böyle değilse o zaman işte o İslam devleti olmamış oluyor ve be-nim nazarımda bugün dünya üzerinde olmadığı gibi. Ben hep derim, dünya üzerinde bir İslam devleti şu an için yok. Bu benim kendi şahsi düşüncem.
Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Halife, Hamd, Dergâh, Kutub. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı