Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 630-640. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 630-640. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 30/53

Mesnevî-i Şerîf 630-640. Beyitler Şerhi Hakkında

630-640. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Baştan, yirmiden alayım:

“Biz ok atarsak o ok atış bizden değildir. Biz yayız, yaydan ok atan

Bütün ef’al ve fiili yaratan Allah’tır. Fiiliyat, ‘La faile illallah’, Allah’tan başka fail olan yoktur. Allah bütün fiiliyatları yaratır. imamı Azam hazretleri fiiliyatın üzerinde iki tecelli vardır, iki kuvve vardır. Tabii imam Maturidi bunu böyle ardından imam-ı Nesefi, sonra da Sabuni bunu böyle sadeleştirerekten anlatmışlar, ben imamı Azam’dan söyleyeyim. Siz sonra imam Maturidi’den, imam Nesefi’den, Sabuni’den okuyabilirsiniz. imamı Azam Hazretleri der ki fiiliyatın üzerinde iki kuvvet vardır. Bu meseleyi daha iyi kavrayabilmeniz için Mehmet Sait Yazıcıoğlu, eski diyanet işleri başkanı, aynı zamanda da ilahiyat Fakültesi profesörünün doçentlik tezi olan, insan fiiliyatının üzerindeki, insan fiiliyatını anlatan, kuvveleri anlatan bir küçük doçentlik tezi var. Aslında tüm sufilerin, okumaya çalışan, bilhassa Arabi ve Hz. Mevlana Mesnevi ve Arabi’den Füsus, Fütuhat okuyacak olan veya Mesnevi okuyacak olanların, önce Mehmet Sait Yazıcıoğlu’nun insan fiiliyatında hürriyet diyeyim, öyle olması lazım herhalde kitabın ismi, ‘Maturidi ve Nesefi’ye göre insan Hürriyeti’, (evet teşekkür ederim), bu kitabı muhakkak okuması gerekir. Bu kitabı okumayan kimselerin, tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum, Arabi’den, Füsus veya Fütuhat veya Mesnevi okumaları uygun değil. Sebep? Çünkü insan fiiliyatındaki hürriyetin sınırını görecek orda ve insan fiiliyatının üzerindeki kaç kuvve var, onu bilecek. Yoksa ince bir perde, cebriyeye düşmesi ve kaderiyeye düşmesi muhtemeldir o kitabı

okumayanlar. Mesela birisi Arabi’yi okuyor, öğretim üyesi olma noktasında, o kitabı okumamış, cebriyeye düşmüş. Ben cebriyeci oldum dedi. Olur insan okumazsa onu. Şimdi biz ok atarsak, o ok atış bizden değildir. O fiiliyatı yaratan Allah’tır. Çünkü fiilliyatın üzerinde iki kuvve, birincisi insana ait. insana ait olan kuvvet ne? Cüzzi irade. Bir fiiliyat da ok atma, öyle değil mi, ok atma. Ok atmayı biz istedik. Bu cüzzi irade. Eğer irademizi birisine teslim etmediysek, oku biz yaydık, kendimiz. Birisi bize derse yay, yaydık, bakın iradeyi birisine. Yayı ger, gerdik. irademizi birisine teslim ettik, attık. irademizi birisine teslim ettik. irade iradesiz değil. Yine başımızda bir komutan var. Başımızda bir iman var. Bize dedi ki buraya otur. Biz o imama, o komutana irademizi o esnada teslim ettik. Oturmayı yaratan Allah. Oku yayı gerdik, oku fırlattık. Oku atma iradesi bize ait. Okun gidişi, yayın. Onu işte, hareketleri, her şeyi, fiiliyatı yaratma Allah’a ait.

O yüzden diyor ki ateş bizden değildir. Fiiliyatı Allah yarattı. Biz yayız, yaydan ok atan Allah’tır. Biz oku normalde gözledik attık. Oku normalde atma, yaratan Allah. Bu Cebir değildir. Bakın bu Cebir değildir, fiiliyatı o yaratır, bu gücümüz, bu cep varlığımızın manasıdır. Allah hep vardır. Bütün fiyatları o yaratır. Fiiliyatların üzerinde yaratmada Cabbarlı vardır. Allah’ın emridir. Bütün fiiliyatları o yaratır. Fiiliyatların yaratılmasında cebriyet vardır. Fiiliyatların yaratılmasında cebriyet vardır. Allah’tan başka fiiliyatları yaratacak bir şey yoktur. Bütün fiiliyat da bu manada Allah’ın yaratmasına muhtaçtır. Bütün fiiliyatta sudur edecek olan, bütün yaratmaları Allah’ın, Allah’ın yaratmasına muhtaçtır. Allah yaratmadıkça, Allah yaratmadıkça, o fiiliyat icra edilemez. O fiiliyat meydana çıkamaz. Onu ancak Allah yaratır. Cepbarlığı anış da Allah’a yalvarmak içindir. Bu cebbarlığı fiiliyatın tamamiyet de Allah’ın. Allah’a ait olduğunu anlatmak, onu zikretmektir. Bunu görmek zikretmektir. bütün fiiliyatın, yaratıcısının Allah olduğunu görmek, bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu bilmek, bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu görüp, bunu tefekkür etmek, bunu iç alemine sindirmek zikirdir. Zikirdir bu zikirde evladı zikirdir. Senin dille Allah’ı zikretmene benzemez. Senin eline tesbih alıp sen kendin dahi la ilahe illallah dediğini anlayamayacak bir şekilde bu değildir. Bunu tefekkür edersen bütün fiiliyatın yaratıcısının Allah olduğunu, her daim zikirde duranlardan olursun. Her daim ve her fiiliyatta onun sıfatlarının tecelliyatını görürsün.

Sadece yaratma tecelliyatı değil çünkü Allah bir şeyi yaratırken çok sıfatları tecelli eder. ilim sıfatı, kudret sıfatı, kuvvet sıfatı hakimsin. Bir şeyi Cenab ı Hak yaratırken, onun üzerinde çokça sıfat tecelli eder. Çokça sıfat tecelli ettiğinden, sadece yaratma sıfatını seyretmezsin. O bir sıfatın içerisine binlerce sıfatını koyar. Bir şeyin üzerine, bir şeyi yaratırken binlerce sayısız

sıfatları onun üzerinde tecelli eder. O yüzden bu aynı zamanda zikir, aynı zamanda Allah’a bir yalvarıştır. Ağlayıp inlememiz gücümüz olmadığına delildir. Bakın bir şey de ağlayıp inliyorsa gücümüz olmadığından ağlayıp inleriz. Karnımız ağrır, ağlarız. Karnımızı tedavi edecek güç yoktur. Midemiz ağrır, ağlarız. Canımız yanar, ağlarız. Bir şeye söz geçiremeyiz, hüzünleniriz ağlarız. Bu bizim güç yetiremediğimizdendir. Güç yetiremediğimiz noktalarda ağlar, sızlar zaten güç yetirdiğimiz yerde ağlamak sızlamak en evladı olandır. intikam almaya gücü yettiği halde intikam almamak evladı şeydir. Erdemliktir. Asıl erdemlilik intikam almaya güç getirdiğin halde, intikam almamaktır. Asıl affetme, ceza verebilecek noktadayken, ceza ve bakın ceza verebilecek güçte olan bir kimsenin ceza vermeyip affetmesidir erdemlilik olan bir örneğin işte patrona ceza verebilir mi bir yanında çalışan işçi veremez. işçinin kalkıp da ben patronu affettim demesi boş muhabbettir. Senin patrona gücün yeterse git dikil karşısına. Ben hakkımı istiyorum de. Asıl hak arama budur. Gücünün, gücünün yeteceğinden hak arama, hak arama değildir. Gücünün yetmediği yerden hak arama, hak aramak mıdır. Gücünün yetmediği yerden ama insanlar güce taparlar. Güçlünün önüne geldiğinde el avuç oluştururlar. Güçsüz kimsenin üzerine abanırlar. Güçsüze abanmak, erdemlilik değildir. O zayıflığın ta kendisidir. Asıl güçlü olana abanmak erdemliktir. Asıl kendinden güçlü olana hakkı haykırmak erdemliktir. Neden? Bir zalim devlet başkanına hakkı tebliğ etmek cihattan sayıldı. Neden? Zalim bir kimseye hakkı ve hakikati anlatmak en büyük cihat oldu. Neden? Bir küfür ehline hakkı ve hakikati anlatmak en büyük cihat oldu. Müslümanlar ne yapıyorlar şimdi? Birbirleri ile uğraşıyorlar. Birbirlerini tekfir ediyorlar. Suriye’deki deaş denilen o terör grubu ne yapıyor? La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyenleri bombalıyordı. Bombalar nerede patlıyor? istanbul’da patlıyor, Ankara’da patlıyor, Diyarbakır’da patlıyor, Şırnak’ta patlıyor, Hakkari’de patlıyor, Hatay’da patlıyor. Nerde patlıyor? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlerin içinde patlıyor. Müslümanları katlediyorlar, şehit ediyorlar. E madem ki hak ve hakikat için yola çıktın, neden israil’le savaşmıyorsun? Neden israil’de bomba patlatmıyorsun? Madem sen kafirler için savaşmaya çıktın, neden pentagonda patlat mıyorsun bombayı? Madem kâfirlerle mücadele eden sen neden Rusya’da patlat mıyorsun bombayı? Madem kafirlerle cihat edeceksin, sen öyle işte adetin kendince eden sen Amerika ile savaş mıyorsun? Neden Rusya ile savaş mıyorsun? Neyen ingilizlerle savaş mıyorsun da gidip mahsun, müslüman köylülerin bulunduğu yerde bomba patlatıyorsun? Ne işin var Hatay’da senin, bomba patlatıyorsun. Ne işin var senin Diyarbakır’da bomba patlatıyor, ne işin var senin kamyonların doldurup madem hak ve

hakikat yolundasın, kamyonları patlayıcıları doldurup polisin önünde bombayı patlatıyorsun? Demek ki senin işin hak ve hakikat yolunda savaşmak değil senin işin masumları katletmek, masumları şehid etmek. Çünkü sen kafirlerin elinde maç olmuşsun. Sener hak ve hakikat yoluna çıktıysan, git dünyanın en büyük zalim olan Amerika ile savaş. Git Ortadoğu’dan Filistinlilere kan kusturan, ölüm yağdıran israile savaş ama yok senin işin ne? Senin işin mahsunları katletmek. Zalimsin, hainsin. Sen işte o yüzden bir kimsenin güçlüye karşı, zalime karşı kendinden güçlüden ona hak ve hakikat anlatması ona tebliğ etmesi anlamamız, dinlememiz, güçsüz olduğumuz zamanda zayıfladığımızı gösterir. Asıl ağlamak, asıl inlemek, güçlü olduğun halde bir başkasından intikam almaya gücü yettiği halde, onun için ağlamaktır. Bakın o kimse için ağlamak, o kardeşin için ağlamaktır fakat utanmamızda dileğimiz değiş gördüğümüze delildir tanırız ya bir iş yaptık, utanılacak bir iş yaptıysak utanırız. Yüzümüze yeriz. Bu da nedir, o işi, o utanılacak olan işi kendi dileğimiz de yaptığımızdır. Bu bizim düz irademizi gösterir.

Dileğimiz de iş yaptık düz lira demiz buraya gelirken herkes dileğiyle geldi, cüzz i iradesi ile geldi. Cüzi iradesi ile geldiği için, Cenab ı Hak ona lütfedecek, sevap verecek. Biz cebirci değiliz. Allah bize hayır yazdı. Biz de hayrı istiyoruz. Şer yazsaydı, şerri istecektik. Şerri istedik, o yazdı. O yüzden yaptık biz. O noktada değiliz. Biz şerri de hayrı da yaratanın Allah olduğunu ama cüzzi irademizle biz ya şerri seçtiğimizi ya da hayırı seçtiğimize inanıyoruz. Dileğimizle iş görmeseydik, bu utanma da ne oluyor? Madem ki biz dileğimiz de değildi, bu işimiz neden utanıyoruz ki? Ben bunu böyle örneklerken, arkadaşları diyorum ki yanında birisi oturuyor. Senin kolun istem dışı kalkıp adamın kafasına yumruk mu vuruyor? Var mı öyle olan? Yok ancak uykuda. Uykuda da yaptıklarınızdan sorumlu değilsiniz. Sakın bir kısım melamiler gibi düşünmeyin. Öyle demişti birisi bana. Hepimiz uykudayız dedi. Yaptıklarımızdan sorumlu değiliz ki dedi. Kafanızı biraz burger alayım. Ben de hadis i şerif var. Hepiniz uykuda sınız. Öldüğünüzde uyanırsınız. Hepiniz uykudasınız. O zaman hiçbirinizin sorumluluğu yok. Başkan da gülüyor. Başkan var sizin orada da melamiler ya Birisi öyle dese ne diyeceğiniz? Hadisi şerif var, uykuda olan yaptıklarından, uykuda olandan akli dengesi yitirenden, unutandan, bu üç şey diyor. Bu üç halde olandan hesap kaldırılmıştır. Üç şey, unutmak, uyku ve aklı dengesizlik, bu üçünden diyor hesap kaldırılmıştır. Hadis i Şerif, kafanızı bulandırırım. Başka bir hadis i şerif. insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Hepimiz hepimiz uykudaysak, tamam, birisi hiç kimse uyandırmasın bizi. Bir hadisi şerif daha, uyuyanı uyandırmayın. Uyuyanı uyandırmayın. Ne

oldu? Sorumluluk kalmadı. Veleddalin Amin. Sakın ha Öyle değil sakın ha Allah muhafaza eylesin. Evet, bu aciklanma bu utanma, bu dertlenmeden birbir şey acıklanıyor. Sak canımıza diyorsa bir şeyden dertleniyor olsak, bir şeyden utanıyorsak, o zaman bizim cüzzi irademiz var. Bakın, benim din algım cüzzi iradenin üzerine kuruludur. Tasavvufi algım da cüzzi iradenin üzerine kuruludur. Cüzzi iradesiz bir söz konusu değil. Hocalar neden talebeyi terbiye için sıkıştırıyor. Fikir neden kuruntulardan kurtul duruyor? Bir kimse birisini terbiye etmeye çalışıyorlar değil mi? Madem cüzzi irade var, neden terbiye etmeye çalışması çalışıyor ki madem cüzzi iradesi yok. Baba oğlunu neden terbiye etmeye çalışıyor. Madem cüzzi irade yok yani neden o zaman insanlar birilerine bir şey öğretmeye çalışıyor? Sen tutarda onun cebirle iş gördüğünden haberi yoktur Allah’ın ay yüzünü Bulut altını gizliyor dersen yani sen kalkar onun Onlar bu insanların hepsi de farkında değiller. Hepsi de cebirle iş görüyorlar ama cebiri yaptıktan ama onlar farkında değil diyorsan buna güzel bir cevap var. Ya birisi ile biz bu konuda konuşuyoruz. Diyor ki senin şeyin bir şeyi alman diyor eline diyor aslında diyor senin cüzzi ireden değil diyor (yaklaşın sağlı sollu, kapının ağzı açılsın) Senin eline şemsiye alman diyor senin gördü. Zira denmiş gibi görünüyor ama sen diyor havayı bulutlu görüyorsun veyahut da yağmurlu görüyorsun yağmur yağacak diyorsun, işte meteoroloji dinliyorsun. Eline şemsiye alıyorsun diyor. Aslında bu cüzzi iradenin dışında. Senin diyor hava şartları diyor külli irade. Seni diyor şemşiye aldırdı. Öyle diyor. Ben de dedim ki bizim Bayındır’da dedim kırık çok, bizim bir arkadaşımız vardı, dedim yaz-kış dedim ben şeyle dolaşırdı, ne o, böyle askılı atlet mi deniliyor ona, senin giydiğin ne, içindeki, atlet mi, atletle geziyor yaz kış böyle. Bir şey değil yani böyle akli dengesi bozuk falan değil, böyle kasılması da vardı onun, yaz-kış. Evlenince giyindi. Hatta ben diyordum ki ona ondan sonra ya sen böyle evlendin mi bütün herkes evlenirdi değil mi bilader. Neyim var benim diyordu. O yani atretle dolaştığını, bir şeyi yok olarak görüyordu. Eski kadınlar, yaşlı kadınlar vardı. Onu gördüklerinde hemen örtülerini çekerlerdi böyle onun atletle dolaşıyor ya bundan utanırdı yaşlı kadınlar. Mahallede vardı bizim şimdi artık yani öyle kadınlar kalmadı. Öyle erkekler de kalmadı. Bizim orda pamuk sularlar yazın. Adam pamuk tarlasında kimse yok ya, üstünü soyar, adam çok sıcak, kadınlar onu görünce hemen örtülerini kapatırlardı. Pamuk tarlasını pamuk suluyor adam. Burdan ikiyüz metre, üçyüz metre ilerde. Ne edeplilermiş insanlar. Buna bir güzel cevap var. Dinler tutarsan, küfürden vazgeçersin. Dine uyarsın.

Hastalık çağında insan özlem çeker, inler. Hastalık tümden uyanıklıktır. Bir insanın bir tarafı ağrır, sızlar ya adam haberi Allah’a yalvarır inler. Öyle

değil mi, hasta çünkü. Hep Allah’ı zikreder. Eğer mümkün ise tövbe eder Allah’ı zikreder. Allah’tan şifa dilenir. Allah onun acısına, ağrısına, sancısına şifa versin diye uğraşır hasta. Borçlu borcuna sadık bir kimseye ise gece gündüz yalvarır. Allah Yarabbi beni bu borçtan kurtar. Allah cümle Ümmet i Muhammedi borçtan kurtarsın. Bu borç hastalıktan daha ağırdır. Yaşayan bilir. Allah kimseyi borçlu eylemesin. Öylesine sıkıntılıdır ki borçlu olmak, insan yediğini içtiğini unutur. Sarhoş olur. insan sarhoş olur. O borcunun altında inim inim inler, ezilir borcun altında. Allah cümle Ümmet i Muhammed’i borcun altında ezilmekten muhafaza eylesin. Sakın başıma gelmez demeyin. Sakın kınamayın da, hiç başına gelmeyecek bir kimsenin başına gelir. burnu kısa burnunu nasıl kısmını da anlamaz hiçbir yüklenmeyin hiçten Gözde bakmayın borçluya. Hiç tepeden bakmayın. Hiç onu tahkir etmeyin. Hiç ona kötü söz söylemeyin. Hiç auxerre Allah’a inancı var. Allah’la alışverişte ise Allah’ın emanet ol. Allah’ın emanet olun da borçlu. O yüzden her daim eğer ödemek için niyeti varsa ve namuslu bir kimse ise Allah’la alışveriştedir. Hasta her daim Allah’la alışveriştedir. Afata uğramış bir kimse her an Allah’la alışveriş halindedir. Zalimin elindeki mazlumlar her an Allah’la alışveriş halindedir. Bir elinin altındakilere zulmeden bir zalimin elinin altında bulunanlar, her an Allah’la alışverişte drone’lar hiç de bir erkek eşine zulmediyor, eşine haksızlık ediyor. Lafı ile sözü ile hareketleri ile davranışlarıyla zulmediyor ona. Yapmadığı bir hal ile ona iftira atıyor. Yapmadığım bir şeyi söylüyor ona. Örneğin zulmediyor, elinin altında ya, kadının söyleyecek, gidecek, yapacak, edecek bir şey yok. Eğer kadın kuvvetli olsa, kadının parası olsa, kadının malı mülkü olsa, kadının arkasında annesi babası kuvvetli olmuş olsa, o zulmeden adam kediye dönecek. Evde adam zulmediyor ya, kediye dönecek ve hatta o kadın o adamı sevdiğinden her şeyine katlanıyor. Kadın onu sevmese ne yapacaksın? Yapmıyorsun dese kalacak o zalimin elinin altında bulunanlar. Allah’la irtibat halinde derse bilin ki o zulmedenin sonu çok kötü karanlık. Bir devlet başkanı zulmediyor tebaasına, bir şeyh efendi zulmediyor dervişlerine, bir zakir zulmediyor dervişlere, bir işveren zulmediyor çalışanlara. Oradaki o çalışanlar zulmün altında ya. Her Allah’la alışverişte, Allah’la alışverişte isen sakın ha dokunma ona. Sakın sakın onu incitme sakın onu hor hakir görme. Allah mazlumların yanındadır. intikamı çok acıdır Allah masumların yanındadır. Masumların ve mazlumların intikamını acımayacak Erdal’ın öyle bir tokat vurur, senin yedi sülaleni sallar. Öyle bir tokat vurur, senin kökünü bile kurutur. Öyle bir tokat vurur o tokatın şiddeti arsaları titretir. Allah’ın gazabı şedittir. Allah’tan af ve mağfiret dile o tokadı yememek için. işte bir kimse bu manada hasta ise borçlu ise zalimin altında mazlumu ise her daim

ne yapar? Allah’la alışveriş eder. inler, yalvarınr, dua eder. Allah’a yaslanın çünkü o, o başına gelen musibetlerden, sıkıntıdan, dertten, muzdariptir ve o kimse hep uyanık olur. Demek ki insanlar uykuda ama onları uyandıran hal ve davranışlar var. Ölmez’den önce de onları uyarıyor. Bir şey uyandırıyor. Nedir? Hastalıktır, beladır, musibettir, sıkıntıdır. O insanları ne yapıyor? Uyandırıyor. Hasta oldun mu? Hasta oldun mu suçtan tövbe etme, bağışlanma dilemeye koyulursun. Has tövbe etmek, Hz. Ali radıyallahu anh Hazretleri’nin sözüdür. Birisi gelir, hastalığından bahsedersen, bolca tövbe eder. Hadis i şerif var hasta olduğunuzda tövbe ediniz diye. Bakın; işlerinizde sıkıntı varsa, vücudunuzda sıkıntı varsa, evlerinizde sıkıntı varsa, çocuklarınız da sıkıntı varsa, etrafl olan diyaloglarınızda sıkıntı varsa günahlarınıza tövbe edin. Eşinizle beraber oturun, helalleşin, günahlarınıza tövbe edin. Annenizle, babanızla sıkıntı yaşıyorsunuz oturun annenizle babanızla helalleşin, tövbe edin. işinizde sıkıntı var, oturun tövbe edin. Ben kime haksızlık yaptım, ben kime yanlışlık yaptım, ben kime eksiklik yaptım diye oturup helallik edin, helallik alın.

Tövbe edin, tövbe bütün sıkıntılarınızı giderecek bir zikirdir. Eftali neydi? Sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Kim bunu yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Hadis i Şerif. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ağzından çıkan her şey haktır, hakikattir. Suçun çirkinliği görünür sana. Sen tövbe edersen, sen Allah’a yaslanırsın. Sen Allah’tan temizlenmeyi dilersen, suçunun kirliliği, suçunun çirkinliği, suçunun kötülüğü görünür sana. Bakarsın, evet, ben bu kardeşimizin hakkını yedim, ben buna tepeden baktım, ben bunu tersledim, ben buna hakaret ettim, evet, ben eşime hakaret ettim, ben eşime tepeden davrandım, ben eşimle dalga geçtim. Yemek yapmış hasbelkader, ben aldım yere çarptım. Eşim hasbelkader evden, çarşıdan bir şey almış gelmiş, ben kadın olarak onu bir nimet olarak görüp şükür edeceğine, teşekkür edeceğime bunu mu aldın dedim, nankörlük ettim. Ben evimin kıymetini bilemedim. Ben eşimin kıymetini bilemedim. Ben kocamın kıymetini bilemedim. Ben karımın kıymetini bilemedim. Ben bu sıcak yuvanın dağılmasına sebep oldum. Neden? Benim olduğundan. Neden? Benim tembelliğimden. Neden? Benim nimet bilmeyişimden. Neden? Dedikoduya düşmemden. Neden? Elin adamına bakmaktan. Neden? Elin karısına bakmaktan. Neden? Elin çocuklarına bakmaktan. Neden? Onun koltuğuna ben özendim. Onun perdesine özendim. Onun arabasına özendim. Allah’ın bana vermiş olduğu nimetleri görmedim, unuttum, gaflete düştüm. Çirkinlikler görünür insana. O kimse hakiki gönülden bir tövbe ederse, yaptıkları gözünün önüne dökülür. Yaptıkları gözünün önüne dökülürse,

bilin ki Cenab ı Hak onu affedecek. Çünkü gözünün önüne döküldükçe, o tövbe gözünün önünde döküldükçe, tövbe tek tek gözünün önüne döküldükçe, tövbe tek unuttuklarını dahi Cenab ı Hak hatırlatacak ona. Neden? Onu affedecek. Çünkü onu temizleyecek ya, gözünün önüne döküyor. Bak şurda şunu dedin, bak burda bunu dedin, Kiram-en Katibin’ i mahşerden önce konuşturuyor. Dosyayı mahşerden önce temizliyor. Dervişler tövbe ederlerken günahlarını gözlerinin önünde görürler. Burunlarının ucunda görürler. Burnunun ucunda görünce yalvarır, Yarabbi beni bununla sigaya çekme. Yarabbi, beni bununla mahşer halkının önünde utandırma. Yarabbi günahlarımızla Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin önünde ve diğer peygamberlerin önünde bizi utandırma. Düşünebiliyor musunuz? Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri oturmuş, diğer peygamberler oturmuş, Resulullah oturmuş, cennetlik olan o Aşere-i Mübeşşere, o ahsap, o veliler oturmuşlar ve hesap yerine getirilen müslümanlar, hadis-i şerifte diyor ki o kimse öylesine utanır ki öylesine utanır ki mahşer yerinde der ki diyor ya Rabbi beni bir an önce şu cehennemine at da beni burda bu utanca çarpma. Bu utancı yaşatma? Neden? O peygamberin gözünün içine nasıl bakacaksın? Diğer peygamberler, bunlar Muhammed’in ümmeti mi? Bunlar Muhammed’in ümmeti mi? Zina yapanlar, köpekler gibi diyor çatışarak halkolunur. Zina yapan, zina yapmış. işte ben nefsime uydum, kahve duydum Allah senin tövbeni benim tövbemi kabul etsin. Hepimizin. Eğer kabul etmezse, affetmezse, veya gaflete devam ederse, zinaya devam ederse, mahşer yerinde köpekler gibi çatışarakdan halkolacak. Böyle halkolmak ister misin? Peygamberlerin önüne böyle çıkmak ister misin? Peygamberlerin huzuruna böyle çıkmak ister misin? Mahşer halkının önüne böyle çıkmak ister misin? Kim ister Allah’tan tövbe edilen elim hırsızlık, zina, adam öldürme, anne babaya isyan, haksız yere namuslu insanların namuslarına iftira etmek, dil uzatmak, savaş meydanından Allah için, kur’an için, sünnet için, vatan için, millet için, savaşırken geri dönmek, oradan kaçmak mücadeleyi bırakmak, cihat meydanını terk etmek, bunlar utanılacak, büyük günah ı kebairler. insan nasıl bakar orada, mahşer yerinde komşusuyla zina edenler, arkadaşlarının eşi ile zina edenler, akrabalarıyla zina edenler, mahşer yerinde nasıl bakarlar birisinin yüzüne? Komşusuyla zina eden, normal zinadan yedi kat fazla günah ı kebair. Alt kol Alt kat komşu, üst kat komşu, karşı kapı daire komşu, komşu geriye çıkıyor. Herkes birbirine bir şey beklemiyor. Mahalle mahalle senin. Mahalle kendi sokağın. Nasıl zina edersin orda? Nasıl yan gözle bakarsın? Sana namus teslim etmişler, nasıl yan gözle bakarsın? Nasıl mahşerde bakarsın insanların huzuruna? Adam sana kasasını teslim etmiş, işyerini teslim etmiş, iş yerinin anahtarını vermiş sana.

Seni sağlam görmüş. Seni derviş görmüş, seni mümin görmüş. Hadi görmüş, demişsin ki de işe girerken bir daha biz sufice Karabaş-ı Veli Tekkesi’ne müntesibiz. Nasıl elini uzattın? Elin titremedi mi? Kalbin titremedi mi? için titremedi mi? Nasıl için titremedi? Nasıl için titremedi? Sen nasıl soruyorsun, kendi kendine sormadın mı? Ben bu büyük günah ı kebairi nasıl istiyorum diye? Ne olursa olsun, sen annene babana nasıl laf söyledin ya? Sen sufi kıyafetinle anne babana nasıl küfür ettin? Sen annene babana nasıl ters davrandın? Ya nasıl yaptın? O zikreden dilinle nasıl gıybet, zikreden dilinle nasıl iftira attın? Dilinle nasıl insanların namuslarını diline doladın? Hiç Allah’tan korkmadın, hiç aklına gelmedi mi? Hiç zikrettiğin aklına gelmedi mi? Hani bir kadın vardı, hani onun bir de halasının oğlu vardı, teyzesinin oğlu vardı, o kadına musallat oluyordu .O hani o kadın bir gün aç kaldı, sefil kaldı, çocuklarıyla perişan oldu, yokluk var, kıtlık var, ciddi. O halasının oğluna dedi ki bana bir teneke buğday. O da dedi ki sana bir teneke buğday veririm ama kendini bana teslim edeceksin. Kadıncağız ağladı, sızladı, yalvardı, yakardı. Çocuklar aç, ben perişan. Gitti halasının oğlunun yanına kendisini teslim etmeye. Ağlıyor, sızlanıyor, yüzünü çeviriyor, kafasını kaldıramıyor. Dedi ki halasının oğlu neden böyle yapıyorsun. O da dedi ki Allah’tan korkuyorum. Nikahsız sana kendimi teslim ediyorum ama çoluğum çocuğum aç, sefil. O yüzden dedi Allah’tan korkuyorum. Adam dedi ki kalk, kalk dedi. Kalk teneke dedi, istediğin kadar buğday al, sana dedi dokunmayacağım ben, istediğin kadar buğday al.

Hani geçmiş ümmetlerde yaşanmıştı ya ve o hani bir kaya gelip mağaranın dibinde durduydu. Bir zelzeleyle üç kişi kalmıştı ya içerde. Birisi herkes bir dua ediyordu, Allah’a yakınlık bir şeyi vesile ediyordu. O Adam dedi ki Yarabbi, ben isteseydim o akrabamızın kızına, karısına dokunurdum. istediğimi de yapardım ama onun senden korkusunu gördüm. Senden korkusunu gördüm ve ben de korktum ve ona dokunmadım mağaranın önündeki Kaya gacı ortak açıldı. Öbürkü gene dua etmişti dedi ki benim yaşlı bir anne babam var. Ben her gün akşam ona süt sağardım koyundan keçiden ve her gün akşam onları içirir öylesi yatırırdım. Bir gün yine biraz geciktim. Sütü sağmıştım, geldim baktım ki uyuyorlar elimde süt bekledim diyor uyanıncaya kadar. Onlar sabaha karşı uyandılar. Ben sabahha kadar elimde süt bekledim onların başında ve onlar uyandıklarında dedim ki anne babacığım babacığım özür dilerim, sütünüz hazır ve onlara sütlerini içirdim ve gittim. Ya Rabbi, sen bu amelimden razıysan, bu ızdıraptan, bu müşkülattan bizi kurtar. Kaya biraz daha aralandı. Öbürkü açtı ya ellerini dedi ki Yarabbi! Sana malumdur. Benim yanımda çalışan bir işçi vardı. Bir gün çalıştı, çobanlık yaptı bir gün ama çekti gitti. Nereye gittiğini bilmiyoruz. Ben

onun bir günlük yevmiyesi ile bir tane koyun aldım. O koyun doğurdu, onlar doğurdu, onlar doğuran doğurdu, doğuran doğurdu, doğuran doğurdu. Bir müddet sonra kocaman sürü oldu. Bir insan ol kimse geldi dedi ki bana patron senden bir günlük yevmiye alacağın var. Ben ona dedim ki kardeş aha şu sürü senindir. Ben dedi bir günlük alacağım vardır. Ben senin bir günlük alacağına bir tane koyun aldım. O koyun doğurdu, bir daha doğurdu, bir daha doğurdular, bir daha doğurdular. işte bu sürü senin. Hepsi de, al götür, al götür. Bu senin, senin! Dedi ki elini açtı Yarabbi, sen dedi bu amelimden razı olduysan, kabul ettiysen, bizi bu sıkıntıdan kurtar. Kaya gacırt açıldı. Bu üç kişi vesile etti. Bu meselelerden dervişan dedi nasıl gittin zina ettin, nasıl yaptın? Hiç mi aklına gelmedi? Bu hadisi defalarca anlattım. Hiç mi aklına gelmedi, hiç mi üzülmedin, hiç mi kulağında kalmadı? Diyemedin mi nikahsız dokunamam diye? Diyemedin mi bu kadar mı nefsine uydun, bu kadar mı aşağı düştün? işte tövbe, tövbe eden, burnunun ucuna geldikçe günahları ve her burnunun ucuna gelen günahı affettikçe tabii burnunun direği sızlamazsa o pis kokulardan, eğer burun koku alırsa, o işlemiş olduğu günahlar burnunun ucuna geldiğinde, burnunun direği kırılır. Burnunun direği kırılır, kokudan kalbine bir böyle bir değişik bir koku iner. Allah cümlemizin günahlarını affetsin inşallah. Bizim burnumuzun önüne de getirmesin. Burnumuzun önüne gelirse gerçekten biz o hali kaldıracak halimizde kalmayabiliriz.

Allah bizim burnumuzun önüne getirmeden, hatırımıza getirmeden lütfedip metcanen katında affetsin inşallah. işte böyle, insan tövbe edince suçların çirkinliği görülür her gün. Sufiler neden tövbe ederler? Hem Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetidir, hem aynı zamanda her tövbe de işte günlük o suçların çirkinliğini görürsün. Sufiler o çirkinliğini görünce tövbesi nasıl kaybolur ertesi gün o günahı istemem ne kadar o günahın gör diye yeniden yeniden yaşadı ya onun o çirkinliğini gördü ya o günahı işlerken, şeytan anlaştığını gördü ya suretinin şeytana döndüğünü anladı ya tövbe ediyor. Çünkü gerçekten oturmuş ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim’ derken, o kimsenin önünde o günahları yineden böyle film şeridi gibi geçiyor ya o film şeridi gibi geçerken günah işlediği anda suretinin işlediği günaha göre hayvana döndü. Ama köpeğe döndü ama ite döndü ama domuza döndü ama deveye döndü ama kediye döndü ama işte bilmem şuna tilkiye döndüğünü gördü ya onu gördükten sonra veyahut da direkt şeytan suretini gördü. Direk bu işin en acımasız tarafı şeytanın suretini görmek. O günahtan kendisinin şeytanla yattığını görmek. Öyle günahlar vardır ki o kimse o esnada şeytanılaşır, onun sureti şeytan suretine döner. Öylesine günahları vardır,

insanların ve insan kendisinin şeytan suretine döndüğünde ertesi gün hala da o günahı işleyebilir mi? işte hemen işte tövbe ettikçe, tövbenin hakikatine erişmek, tövbe ettikçe o kimsenin o suretleri görmesi, o kimseyi o günahın çirkinliğini tamam yat da gösterir. O kimse artık o çirkinliği gördü ya oysa o günahı işlerken nefsi ve şeytan ona çok hoş şeyler gösterdiler. azaldı Has Neden günah işledi çünkü günah işlerken azaldı ve onu görünce Hz. Mevlana diyor ki yine yola geleyim der. Onu gördü ya o çirkinliğe der ki ben yola döneyim, yine ben yine dergah ama döneyim ben yine setrime döneyim, ben yine tövbeme döneyim, ben yine ibadetime döneyim, ben yine bu yanlışlıklardan kurtulup Hak ve hakikate döneyim der. Doğru yola yola gelmeyi kurarsın, o tövbeyle sen yeniden doğru yola dönmeye kendince niyet edersin. Azmedersin, kurgularsın. Eğer o günahların çirkinliğini görürsen, bundan böyle buyruklara uymaktan başka bir iş seçmiyim diye affedersin, söz verirsin ve bundan sonra da artık ben Yarabbi, ben bu günahlara bir daha dönmeyeyim, ben bu yanlışlıklara bir daha girmeyeyim, ben yaptım çamura toza toprağa bulandım, balçığa girdim, ben her türlü yanlışlıkları yaptım, eksiklikleri yaptım, dilime hakim olamadım, gözüme hakim olamadım, kulağıma hakim olamadım, elime hakim olamadım, cinsel uzvuma hakim olamadım, ayağıma hakim olamadım, gönlüme, kalbime, aklıma, nefsime hakim olamadım. Ben her türlü yanlışlıkları, eksiklikleri yaptım ama gözümün önüne göründü çirkinlikler. Beni affet. Söz, bir daha yanlışlık yapmamak için söz verdik. Bizi sözümüzde sabit eyle. Biz yeniden bir arkadaşlık, kardeşlik yaptık. islam yolunda yürümeye, kur’an ve sünneti yaşamaya, yaşatmaya ahdettik. O sözümüzde bizi duranlardan eyle. Ahdedersin, söz verirsin, demek iyiden iyiye anlaşıldı şu ki hastalık akıl fikir veriyorsun, uyanıklık bahşediyor. Demek ki hastalık bu manevi hastalıkla, bu maddi hastalıklar insana akıl fikir veriyor. insanı doğru yola sevk ediyor. insanı uyandırıyor. insanı uyandırıyor. Ey temeli arayan! Bu temeli bil. Kimde dert varsa, koku alan odur. Ey temel arayan! Kimde dert varsa koku ondadır. Sen Allah aşkıyla yanıp tutuştuğu insan. Derdin en büyüğüne tutuldun. Koku sendedir. Sen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gideceğim diyorsan, onun için yanıp tutuşuyorsan, dert de sendedir derman da sendedir, güzel koku da sendedir. Kim daha uyanıksa, daha dertlidir. Kim daha uyanıksa, o daha dertlidir. Uyanık olan, hep dertlidir. O yüzden uyanmayı istemezler. Kör gözler uyanırsa dert sahibi olacak. Uyanırsa Allah ve Resulü yoluna düşsek. O yüzden sufiler çok dertlidirler. Dertleri onların Allah’a yakınlaşmaktır. Dertleri Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in yolundan, izinden gitmektir. En büyük dert odur. O kim gerçeği daha iyi anlamışsa, beti benzi daha sarıdır onun. Kim bu gerçeği anlarsa,

kim Allah yolunun, vatan yolunun, millet yolunun, din yolunun derdi ile dertlendiyse, onun benzi herkesten fazla sarıdır manevi olarak onun gabrini ağlamışsın, anlayıp dinlemeden nerede onun cepbarlık zincirini görürsen hani madem ki cebirdi, mademki zorla yaptırıyordu bu ağlaman, iinlemen niye? Ağlayıp inliyorsan, onun derdinden yanıp tutuştu insan. Bil ki sen bu yolu kendi idrakinle, kendin istedin. Zincire bağlanmış adam nasıl sevinir, hapiste tutsak olan nasıl hürlük satar? Madem ki cebriyet var, madem ki kaderiyecilik var, nasıl olur? Mümkün mü? Sen hangi hapiste duran kimsenin davul zurna çaldırıp eğlenti kurduğunu düşündün zahir olarak. Sen zincire bağlanan bir kimse nasıl sevinir? Zahir olarak mümkün değil ama asıl hapishane bu varlık aleminde durmaktır. Zincir kendini Allah ve Resulüne bağlamaktır. Kendini kopmaz zincirlerle Allah ve Resulüne bağlayanlar ancak sevinirler. Kendini bu dünya hapishanesinde olduğunu bilenler ancak üzülürler. Derler ki sana koştuğumuzda, hürriyetimizi daha elimize alacağız. Ayağını bağladıklarının başına padişahtır. Avuçlarını diktiklerini görüyorsun ayağına bağlıyorlar başına da padişah çavuşu dikiyorlar. Sen de acizlere karşı çavuşluk etmeye kalkışma. Sen acizlere karşı çavuşluk etme. Sen yapacaksan git padişaha dedi çavuşluk et. Sen acizleri bulmuşsun, kuvvetsizleri bulmuşsun, onlara çavuşluk yapıyorsun. Onlara cebriyecilik yapıyorsun. Çünkü bu acizlerin huyu olmaz. Acizler bu işi yapamaz. Acizler sana çavuşluk yapamaz. Acizler sana sen yanlış yapıyorsun diyemez ama sen acizlerin başına bunu kalkar söylersin. Sana itiraz edecek kimse yok çünkü madem konunca birini görmüyorsun. Cebirden söz açma yok görüyorsan, görüş belirtisi hani hangi işe gönlün akıyorsa, o işi yapma da kendi gücüne yapacak görür durursun. Bir işi yapmaya gönlünde o işe karşı bir şey, o işe karşı bir iştiyak görürsen, o işi yapmaya kendinde güç kuvvet görüyorsun ama bir iş yapmak istemeyince de Allah nasip etmedi diyorsun. Neden yapmak istemedin? Yapmak isteyince var gücünle mücadele ediyorsun. O işi icra etmek için demek ki cebri değil. Gönlün hangi işe akmazsa, neyi istemezsen o işte kendini cebri yapar da bu Allah’tan dersin bir şey yapmak istemiyor deyince, bir şeye gitmek istemeyince, bir şeyi icra etmek istemeyince, tembellik yapınca diyorsun ki bu Allah’tan, Allah bana nasip etmedi. Biz hocam sohbete gelecektik ama bir türlü nasip olmadı. Olur, nice düğünler nasip oldu, nice nefsani şeyler, şeytani şeyler, hayvani şeyler nasip oldu ama zikrullah nasip olmadı. Bana öyle diyorlar. Geleceğiz ama bir türlü nasip olmadı. Neden? Ben şimdi soruyorum, neden? Bakıyorum şimdi beklemiyor, neden sorusunu soracağım ama neden, neden? Allah’ı zikir en büyük iştir. Bu en büyük işe seni göndermeyen şeytan diyormuş. 100 lira nefsin şeytan seni göndermiyor. Vay, hanım ya, bugün de ders var ama

bak ben de seni derviş diye evlendik ama biz senle ikimiz de dervişiz ama bak ya bu gece ne yapalım, evde çekelim zikir. Hanım ona diyor ya, bey işte derse gidelim ya bak ben çok yorgunum ama bak ya olmazsa sen al çocuğu git. Bana evlenirken derviş diye evlendi bu kadın senle, bu kadın bekarken her perşembe derse giderdi, her cumartesi derse giderdi, evlendi sen göndermiyorsun, hem dervişle evlendi, hem de dervişi göndermiyorsun. Ondan sonra diyor ki efendim bir türlü nasip olmadı! Sen mi bunu bana diyorsun dedim, böyle baktı. Sen yola çıktın da deprem mi oldu? Araban mı görüştü? Sen yola çıktın da polis yolu kapattı geçemez misiniz dedi? Dönün evine mi dedi? Sen yola çıktın da ne oldu? Ses yok! Sen yola çıktın da ne oldu? Kriz mi geldi, hastaneye mi gittin? Tansiyonum mu düştü? Düştün kaldın mı yolda? Ambulansla seni hastanede mi gözünü açtın? Hastanede gözünü açtıysan, sen zikre gelmiş gibisin zaten. Yok! Bizde böyle bir şey var! Nasip değilmiş? Ne yaptı? Cebriyeye düştü, farkında değil. Tecdid i iman, tecdid i nikah gerekli demiyor. Ben tembellik yaptım, gitmedim. Kardeşim ya tam o gün işte filancanın fiş mancası geldi, onu da getireydiniz zikre! Nasıl yani? Ya perşembe günü senin zikre gittiğini bütün cümle alem duydu mu? Merak etme, hiç bir perşembe kimse sana gelmez eve. Geldi birisi, kardeş Allah senden razı olsun, yedik içtik, hadi gidiyoruz. Nereye? Zikrullah’a gidiyoruz. Ne? Zikrullah. Ben her perşembe zikre gidiyorum. Hanımın sülalesinden akraba gelirse, adam zikre geliyor. Kendi sülalesinden gelirse adam gitmiyor. Hanımın sülalesine kinaye yapacak ya? Kim geldi, hanımın dayısı geldi ama hanım biliyorsun, ben her perşembe derse gidiyorum. işte kem küm. Şimdi ben dayıma ne diyeceğim? Vallahi ne dersen de? Ben derse gidiyorum. Dayı bırakıp derse geliyor, ardından kendi dayı e hadi git hemen şimdi. Nasıl bırakayım! Bıraktın ya, hanımın dayısını kelaynak kuşu gibi! Adam meydanda. Hadi şimdi de bırak. Her perşembe evine misafir gelmiş, al götür derse, kim gelirse. Zaten birisini ikisini getirdin mi bütün sülale duyar onu. Bütün sülale duyunca bir Perşembe de hiç kimse gelmez sana, gelmez. Der ki aman gitmeyelim. Ne oldu? Zikrullaha götürüyor millet. Ne oldu? Ya sorma, bir gittin, bir bağırış, bir çağrış. Ne yapıyorlar, böyle kafalarını bir sallıyorlar hu derken, bir salıyorlar! Vallahi benim kafam kopacak zannettim. Dedim sallamayaydın sen. Vallahi dedi, benim kafam kopacak gibi oldu. Sen ne yapmaya sallıyorsun, sallama dedim. Nasıl yani? Basbayağı dedim, ya sallama sen bir sallamışsın artık dedim çaresi yok, sen onlardan olmuşsun dedim ben şimdi. Hucu mu oldum dedi. He hucu oldun dedim. Götür, her perşembe bir hucu yap milleti bak bak, gelen giden oluyor mu! Hatta biraz daha milleti böyle götürmeye kalkarsan, bütün sülaleden kurtulursun. Sülaleden kurtulmanın açık yolu size hatta perşembeleri

davet edin size gelmek istiyorduk Perşembe günü müsaitiz ama derse gideceğiz biz. Arzu ederseniz buyurun derse gidelim mi? Tabii hanımı ile beraber götüreceksin. Nasıl olsa kadınlar da toplanıyorlar orada ya geride var. Tamam, bitti. Hiçbir sülale senin kapını açmayacak, emin ol. Örnek, ben varım. Ne düğüne davet ediyorlar, ne derneğe davet ediyorlar. Hiçbir şeye davet etmiyorlar, sonra bir bayramdan bayrama denk gelirsek biliyor musun işte teyzenin kızı vardı ya, evet, evlendi. A mübarek olsun. Bende, bende replik hazır. Mübarek olsun. Allah geçim versin. Hiç demiyorsun beni neden davet ettiniz, neden etmediniz. Öyle bir şey. Hiç. Yalnız gece yarısı iki buçuk, üçten sonra telefon çalarsa, akrabalardan bil ki ölüm var. Düğüne davet etmiyorlar, cenazelere telefon açıyorlar. Selamünaleyküm, aleykümselam teyze oğlu. Acı haberi sana vermek istedik. inna lillah ve inna ileyhi raciun. işte filancanın fişmancası vefat etti. Allah rahmet eylesin. E yarın filanca zamanda cenaze kalkacak. Allah razı olsun. Benim yarın dersim var filanca yerde. Ben böyle sözlü oraya hazırlık yaptı lar bundan sonra hakkınızı helal edin. Allah inşallah onu affı mağfiret eylesin. Benim repliğim de bu aldı ortak onu bir müddet sonra şimdi onda söylemiyorlar. Peygamberler dünya işlerinde devridir, kafirler ahiret işlerinde. Cebri. Burayı da inşallah önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. Beyit numarasını söyleyeyim. 640, 641 den devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Şükür, Tesbîh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı