Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Allah’ın İsim ve Sıfatları(673) — Sayfa 4/7
Alem merhalesi nedir?
6. KATMAN; Burada bundan önceki merhalenin birliği artık fiilen mevcud olan şeylere ve özelliklere ayrışmaktadır. İşte bu merhale alem merhalesidir. Ne kadar cins, tür, ferd, bölüm, arâz, vs. varsa hepsi bu merhalede kuvveden fiile çıkar.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Feyz-i Akdes ve Feyz-i Mukaddes nedir?
Arabî ise aynı şeyi çok daha dinamik şekilde takdim eder. Arabi’ye göre belli başlı iki tip tecelli vardır. Bunlar; FEYZ-İ AKDES ve FEYZ-İ MUKADDES’dir. Arabî burada Plotinos’un (MS 205-270) felsefesine has FEYZ kelimesini TECELLİ ile eş anlamlı kullanır.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Feyz-i Akdes nedir?
Feyz-i Akdes mutlak suretle gayb olan Hakk’ın “Gizli hazine” halini terk ederek bilinmeyi arzuladığını beyan eden meşhur kudsi hadiste tasvir olunana tekabül etmektedir. Prof. İZUTSU İbn Arabî Feyz-i Akdes’e Tecelli-i zati de demektedir.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Feyz-i Mukaddes nedir?
Feyz-i Mukaddes Arabî’nin kendine has görüşüne göre Feyz-i Akdes ile varlık kazanmış olan âyan-ı sabitelerin idrak olunabilir varlıklar halini terk ederek hislerle idrak olunan eşyaya nüfuz edip yayılmalarının ve böylece de hislerle idrak olunan âlemin bilfiil mevcud olmasının sebebidir.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Tecelli-i Şuhûdi nedir?
Tecelli-i Şuhûdi bu işte şehadet alemi dediğimiz ya da Tecelli-i Vûcudi de denilen ikinci tecelli merhalesi olan Feyz-i Mukaddes Hakk’ın kendini somut varlık aleminde kesretin sonsuz değişken suretleri şeklinde izhar etmesine işaret eder. Yani Cenâb-ı Hakk önce feyz-i mukaddes olarak, zat-ı mukaddes olarak önce batına tecelli etti ardından o batına tecelliden şehadet alemine tecelli etti. Yani görünür aleme tecelli etti.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Tecelli-i Zati nedir?
Fusûs 145-146 Cenâb-ı Hakk’ın zati tecellisi ezelden ebede Hakk’a aittir, Cenâb-ı Hakk’ındır. İZUTSU bunu şöyle özetler: Hakk’ın ilk tecellisi ilahi isimlerin yani Hakk’da gizli olan ontolojik imkanların tecelli eden suretleri olan a’yân-ı sâbiteye varlık bahşetmektedir.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Allah’ın a’yân-ı sâbiteye tecelli ederken ne olur?
Cenâb-ı Hakk’ın a’yân-ı sâbiteye tecelli etmesi ve a’yân-ı sâbite sabitede her şeyin manevi olarak var olduğu yerdir buradaki meselede. Burada Cenâb-ı Hakk a’yân-ı sâbiteye tecelli eder ve var olacak olan bütün her şey gerçek manada şekli ve suretiyle orda manevi olarak, ruhi olarak var edilmiştir.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Allah’ın a’yân-ı sâbiteye tecelli ederken varlık nasıl gerçekleşir?
BUNU HAKK BİLE DEĞİŞTİREMEZ çünkü bu Hakk’ın kendini izhar ettiği bir surettir. Buna göre her “kab”ı ikinci tecellisinin bir mahalli kılmakla Hakk kendisini kab’ın ezeli istidadına uygun bir biçimde sınırlandırıp kayıt altına alır. Bu yolla Hakk şûhudi tecellisinde sonsuz değişken suretlere bürünür. Bu suretlerin tümü KEVN-İ ALEMİ oluşturur.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Allah’ın Âmâya tecelli ederken ne olur?
Cenâb-ı Hakk Âmâya tecelli eder, Cenâb-ı Hakk Âmâya tecelli ettiğindeki Âmâdaki tecellilerin değişme imkânları yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hakkın Âmâya tecelli etmesi değişmez bir haktır ama Âmâdan şuhuda tecelli ederken her şey değişebilir. Şehadete tecelli ederken Âmâdaki gibi değildir.
Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti
Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. Bu ifadeyi nedir?
Allah her şeyin yaratıcısıdır. İnsan fiili bir şeydir. O halde insanın fiilide Allah tarafından yaratılmıştır. Evet.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Allah’ın zatını açıklamak mümkün müdür?
Bilinmez, bu kadar. Bakın bilinmez. Allah bilinmekliği istedi. Burada bilinmezdi, bilinmekliği istedi Allah. Bilinmekliği isteyen Allah’ı tam olarak tanımlamak mümkün değil. Tam olarak tanımlamak mümkün değil.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Kudret nedir?
Kudret Allah’ın bizim üzerimizden tecelli ettirdiği bir sıfatıdır. Âdem’de Allah’ın bütün sıfatlarının tecelliyatı vardır. Bütün sıfatlarının tecelliyatı. Ben elimi kaldırıyorsam böyle kolumu, Allah’ın kudret sıfatıyla kaldırıp indiriyorum kolumu, ama bu kolu indirme kaldırma isteği bana ait.
Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti
Allah’ın varlığı nasıl açıklanır?
Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Allah yarattı, bir şey yarattı. Bir şey. Ve Arabî varlıkla alakalı ontolojik olarak bu fikrini bunun üzerine koydu, yerleştirdi ve vahdet-i vücud Arabî’nin deyimi değildir. Arabî vahdet-i vücud demez ne Fusûsunda ne Fütuhatında. Buna işaret eder yalnız. Sonradan gelenler bunu vahdet-i vücud der. burada bununda altını çizmekte fayda var. Arabî’nin üzerinde sakın böyle bir deyim kullanmayın. Onun kullanmadığı deyimleri kullanmayın. Birileri kullanıyorlar. Kullanabilirler. Birilerinin sözü. Arabî’nin değil.
Kaynak: Nefes — 24 Ocak 2015 Sohbeti
Allah kitabında ben her şeyi kapsarım, ben insanı ruhumdan üfledim. Bu ifadeyi nedir?
Önce ve sonra-açık ve gizli benim. Yüzünüzü nereye çevirirseniz ben ordayım. VAHDETİ VÜCUD. Ama peygamberler karşısındakilerin akıllarının alabileceği kadarını açıklarlar. "Nice bilim cevheri var ki, eğer onları açıklayacak olsam, beni puta tapmakla suçlar, kafamı kesersiniz". Hz. Ali. ŞEYH BEDRETTİN Varidatta tanrının tek varlık olduğu, bütün evreni doldurduğu, bütün evrenin tanrıda tanrının bütün evrende olduğudur. Tanrıdan başka varlık yoktur (Varidat/26).
Kaynak: Nefes — 15 Kasım 2014 Sohbeti
Allah’ın kudretine inanma nedir?
Allah kafirlerin umulur ki gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü ve cezası daha çetindir. Buradaki küfürden kasıt, kafirlerden kasıt: 1- Hiç inanmayanlar. 2- Bizim kendi içimizdeki nefsi ve şeytanın kol gezmesi. Sufiler asıl böyle algılamışlar. Bizim kafirimiz kendi içimizde birinci derecede. Bu ne? Bizim nefsimiz? Bu ne? Bizim şeytanımız. Umulur ki Cenâb-ı Hakk onun kuvvetini kırar. Umulur ki Cenâb-ı Hakk onu ne yapar? Bizim karşımızda kuvvet olarak durmasından serfi naz ettirir. O yüzden şeytan bizi Allah’ın emirlerinin dışına çağıran, emirlerini yapmamızı bize tavsiye eden bir kuvve.
Kaynak: Nefes — 1 Mayıs 2014 Sohbeti
İlk yaratılan neydi?
Hadis-i kudsi enteresan. Yol olarak enteresan. Allah alemi Âdem suretinde, Âdem’i de kendi suretinde yarattı. Allah alemi yarattı, alemden Âdem’i, Âdem’i kendi suretinde yarattı. Alemdi. Cenâb-ı Hakk kendi suretinde yarattığı şeyi, kendi suretinde yar,attığı şeyi birinci yarattığından sonra yarattı. Buradan insan-ı kâmili arayacağız. Eğer insan-ı kâmili sadece mevcut yılların içerisinde gelen insan-ı kâmiller olarak algıladığımızda Arabî’nin görüşüne göre çünkü her an zamanın kutbu vardır, hadisle de sabittir bu, o zamanın kutbu insan-ı kâmilliğin en yüksek noktasındadır. Bu insan-ı kâmilin altında bir sağında bir solunda yine insan-ı kâmiller vardır. Bunlardan sonra iki tane daha, sağda ve soldaki insan-ı kâmillerin altlarında birer tane daha. Toplam beş etti bunlar. Bunların altlarında birer tane daha. Etti yedi. Bunların altında otuz üç tane daha, etti kırk. Bu kırkın hepsi de insan-ı kâmildir. Bunların hadis-i şerifte 30 tanesi İbrahim gönüllü der. Bir tanesi Muhammedîdir en baştaki. Muhammedî gönüllüdür. Ardından diğer 30 tanesi İbrahim gönüllüdür. Başka bir hadis-i kudsi okursunuz, bunların 30 tanesi Musa gönüllüdür, başka bir hadis-i şerif okusunuz, bunların 30 tanesi İsa gönüllüdür örneğin. Ama bunların hepsi de peygamber gönüllüdür. Bunların hepsinin de öğreticileri birbirleridir ama yukarıdaki beş tanesinin öğreticisi peygamberlerdir. Bunun içerisinde 7 tane vardır, bu 7 tanenin 7side insan-ı kâmili yetiştirenlerdir ama bütün bunların hepsi de alem ve ademin içindedir.
Kaynak: Nefes — 16 Mart 2013 Sohbeti
İlm’i tecelli etmiş Hakk olarak Ferd vasfıyla Hakk zaruri olarak ne ifade eder?
İlm’i tecelli etmiş Hakk olarak Ferd vasfıyla Hakk zaruri olarak İlim, Âlim ve Ma’lûm diye üç nesne içerir.
Kaynak: Nefes — 9 Şubat 2013 Sohbeti
Allah’ın kaleminden ne olmuştur?
Allah levh-i mahfuzda ne yarattı? Kalem. Kalem dedi ki “Beni yarattın ben ne yapayım?” deyince, “Yaz” dedi. “Ne yazayım?” deyince, “Bundan sonra ebediyen olacak olanları” dedi. A’yân-ı levh-i mahfuza yazılmaya başladı.
Kaynak: Nefes — 9 Şubat 2013 Sohbeti
Zamanın doğası ve Allah’ın sıfatları arasında nasıl bir ilişki vardır?
Zaman Allah’tır. Allah’ın sıfatlarının üzerinde fikir yürütebilirler, müteşabih meseleler herkesin mütecellisine göre değişir algısı, anlayışı. O zaman burada arabiciler belki de kızacaklar bana ama benim meseleye bakış açım bu. Zaman nedir? Böyle otomatik cevap verebilirsiniz. Zaman Allah’tır. O kimse sizi algılamayacaktır.
Kaynak: Nefes — 19 EKİM 2013 Sohbeti
Tenzih kelimesi ne anlama gelir?
Tenzih, herhangi bir şeyi, bir nesneyi pis şeylerden uzak tutup arıtmak anlamına gelen nezzehe fiilinden türetilmiş olan tenzih kelimesi kelam ilminde Allah’ın bütün eksikliklerden kesinlikle ari olduğunu beyan ve telakki etmedir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Teşbih kelimesi ne anlama gelir?
Teşbih, bir şeyi başka bir şeye benzer kılmak ya da telakki etmek anlamına gelen şebbehe fiilinden türetilmiş olan teşbih kelam ilminde Allah’ı yaratılmış şeylere benzetmektir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Allah’ın tenzih ve teşbih kavramları ile ilgili bir ayet verir misiniz?
Allah “leyse ke misli-hi şey” (O’na benzer hiçbir şey yok) demekle kendisini tenzih etti -ayet-i kerime- ve “ve hüve-s semi’u-l basîr” (İşiten ve Gören veya İşitici olan ve Görücü Olan, O’dur) demekle de kendini teşbih etti.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Tenzih ve teşbih kavramları dini terimlerde nasıl ele alınır?
Tenzih dini termoloji içerisinde Allah’ı eksik sıfatlardan, noksan sıfatlardan uzak tutmak, eksiklik ve noksanlık Allah’ın üzerinde düşünmemek, Allah’ın üzerinde ve sıfatları üzerinde eksikliğe ve noksanlığa yer vermemektir. Teşbih ise Allah’ı yaratılmış şeylere benzetmek anlamına gelir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Tenzih ve teşbih kavramları nasıl bir ahenk içinde birleşir?
Arabî’nin telâkkisine göre, insanın Allah’a karşı yegâne isabetli ve doğru tutumumun tenzih ve teşbihten oluşan ahenkli bir tevhid olduğudur. Prof. İzutsu. Tenzih ile teşbihi bağdaştıran en doğru tutum kesrette vahdet ve vahdette kesreti ya da kesreti vahdet ve vahdeti kesret gibi görebilmektir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hakk’ın tecelliyatı nedir?
Göz her gördüğü şey Hakk’ın tecelliyatıdır. Hakk’ın varlık alemine tecelliyatı varlık derecelerine göre değişir. Bu varlık derecelerine göre değişen tecelliyatı göz her an gördüğünde Hakk görmesi gerekirken akıl mantıken muhakeme eder ve muhasebeyle der ki, hayır bu değil. Reddeder. İşte sufilerin karşı çıktığı akıl bu akıldır.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Hakk’ın zahir ve batın sıfatları arasında fark var mı?
Onun zahir sıfatı ile batın sıfatının arasında bir fark yoktur. Onun görmesiyle duymasının arasında bir fark yoktur. Onun kudretiyle, kuvvetiyle, batıniyle, zahiriyle arasında bir fark yoktur. Bu fark kulcadır, Hakk’ca değildir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Tenzih ve teşbihi bir arada kullanmanın anlamı nedir?
Tenzih bir elde, teşbih bir elde. Tenzihle teşbih birleşti ne oldu? O oldu. Tenzihle teşbih birleşti ne oldu? O oldu. Tenzihte teşbihte Onun sıfatıydı. İki sıfatın merkezi hükmünde sıfatı ayrı zatı ayrı düşünürsek bir çıt aşağıda.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
İnsanın Allah’ın emaneti olarak gönderildiği konusunda ne anlatılmaktadır?
İnsan, Allah’ın emaneti olarak yeryüzüne gönderildiğinden, rahmet olmamız gerekir. Rahmet; eşimize, çocuklarımıza, etrafımıza, topraklarımıza, insanlarımıza, bütün insanlığa rahmet olmaktır. Bütün insanlığa! Sadece kendi nefsine değil, sadece kendi ülkene değil, sadece kendi dindaşlarına değil, bütün insanlığa rahmet olmaktır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem insanlara hem de cinnilere peygamber olarak gönderildi. Sadece ona iman edenlere değil o iman etmeyenlere de peygamber olarak gönderildi. Bütün insanlara, bütün cinnilere, bütün varlığa peyg, gönderildi. O yüzden biz onun ümmeti olarak insan olmak zorundayız, önce insan.
Allah’ın vericiliği ve cömertliği konusunda ne anlatılmaktadır?
Allah verendir. Allah ganidir. Allah cömerttir. Allah cömertliğin de üstündedir. isteyene verir. Allah cömertliğin üstündedir. istemese dahi o kimse ihtiyacı varsa ona da verir. O öyle bir padişahtı ki o hem zahir hem batın çift kanatlı bir padişahtı. O yüzden Allah’ın vericiliğine mazhardı. Yani zahiren böyle padişahmış gibi görünürken o aynı zamanda Allah dostuydu ve Cenab-ı Hak’ın birçok sıfatına tecellide mazhar olmuş bir kimseydi. Örneğin El-Rezzak ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Kerim ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Vehhab ismi şerifine mazardı. Örneğin Er-Rahman ismi şerifine mazardı. Örneğin Er-Rahim ismi şerifine mazhardı. Çünkü o Cenab-ı Hak’ın yeryüzündeki sıfatlarının tecelligahı olmuştu. Cenab-ı Hak onun elinden dağıtıyordu. Onun elinden ihsan ediyordu. Onun üzerinden veriyordu ilmi onun üzerinden aktarıyordu.
Allah’ın ilmi ve kudreti konusunda ne anlatılmaktadır?
Cenab-ı Hak’ın sayısız, sonsuz vericisi var. Her türlü maddi manevi o zaman o verici hükmündeki olan kimseler kendi mallarını, kendi ilimlerini dağıtmıyor. Zekatı veren kimse kendi malını dağıtmıyor. Kendi kendisine kibirlenip böbürlenip kendini bir şey zannetmesin. Gani olan Allah, Allah’ın ona emanet verdiğini dağıtıyor. Kendi malını dağıtmadığı için onu kibirlilikle veriyorsa o kibirliliğinden dolayı o zekatın onda bir sevabı olmadı. O kibirliğinden hatta kibirliyse o olmadık yere gider verir. Olmadık yere verir. Neden? Çünkü kibirli kimse olmadık bir yere verecek ki Cenab-ı Hak ona bir şey nasip etmeyecek. O kendince olmadık yere nereye verdin? Bak sen dostuna bak, arkadaşına bak, kardeşine bak, yol yürüdüğüne bak. Sen kimi sevdin ona bak. O zaman senin resmin çıkacak orada.
Allah’ın mürşitliği ve veliliği konusunda ne anlatılmaktadır?
Allah, Cenab-ı Hakk’ın ilmini arttırır. Gerçek mürşit odur. ismi, sıfatı Cenab-ı Hakk’ın sıfatıdır. Mürşit denilince Allah akla gelir bizim Bayındırlı mürşit değil. Allah akla gelir. Gerçek manada mürşit odur. Gerçek manada veli Allah’tır. Cenab-ı Hakk’ın bu veli ismi şerifi kullarının üzerinde tecelli eder. Mürşit ismi sıfatı kullarının üzerinde tecelli eder. Sen onun arkasındaki gücü gör. Sen bir kimse çok akıllı. Onun arkasındaki asıl akıl sahibini gör. O kimse var ya keramet sahibi. Asıl onun arkasındaki Allah’ı gör, gücü gör.
Allah yolunda harcama ne anlama gelir?
Allah yolunda malını, mülkünü, ilmini, zamanını, mesaisini harcamayan kimse ise curufuyla kalır, karışık olur. Çünkü nefis Allah yolunda olmayı istemez. Allah yolunda olmak tırnak içerisinde sadece para değil, sadece ilim değil, zamanla alakalı mesele de var. Yani sen buraya sohbete geldin şimdi, zaman harcadın. Bir yere sohbete gidiyorsun, zaman harcıyorsun. Başka bir yere giderken bir de para harcıyorsun, bir de sen nefsini koyuyorsun ortaya.
Cenab-ı Hakk’ın ilm-i ilahîyesi nedir?
Burdaki denizden kastı Allahu Alem, Cenab-ı Hakk’ın ilm-i ilahîyesi, yani Allah’ın kendi zatı.
Sıfat ve esmaların tecelliyatı nedir?
Onun sıfat ve esmalarının tecelliyatı, durmak bilmeksizin bir şekilde o varoluş devam ediyor ve durmak bilmeksizin bir şekilde eğer ki o sufi hayret makamına geçtiyse hayretten hayrete geçiyor.
İnsanın ruhu ve aklı nereden gelir?
” İnsanın vücuduna akıl ve ruh gayb aleminden akar su gibi gelmekte. Her nefeste sen nefesini boşalttıkça yeni bir nefesle o seni doldurur. Bu işin zahir tarafı. “O ölü toprağa hayat verir.” (Fussilet, Ayet 39) Sen bir ölü topraksın. Sen bir ölü topraksın, o ölü toprağa can veren Cenab-ı Hak. Yani nasıl güneş bütün dünyaya can verir, bitkiler, hayvanlar, insanlar o güneşin ışığından, ısısından faydalanır. O güneş dünyanın hayat bulmasına sebep olur. Burada Hazreti Pir “yüce güneş” diyor. Yüce güneş deyince ben bunu Allah’ın zatı tecellisi olarak algıladım. Bir başkası bir başka şekilde algılayabilir. O yüzden istersen ona zati tecelli de istersen ona Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v.) nuraniyeti de, istersen sen onu mürşid-i kamilin nuraniyeti de aslında baktığında Hazreti Mevlana’ya göre bunların birbirlerinden farkı yoktur der, Hazreti Pir öyle söyler. Çünkü Hazreti Pir vahdet-i vücudun adını anmaz ama söylemleriyle onu anlatır ve hikayelerle meseleyi oraya getirir. O yüzden burdaki can vermek biyolojik değil, burdaki can vermek manevidir. O bir kimsenin gönlünü uyandırmak, bir kimsenin gönlünü ihya etmek, nefsin karanlıklarından ona nefes verip, ona zikrullah verip onu aydınlığa çıkarmaktır. Bunu mürşit üzerinden tecelli etse de asıl ona can veren Allah’tır. Bunu bir peygamber üzerinden tecelli etse de manevi bu manada asıl canı veren yine Allah’tır. Avam, yeni derviş onu mürşidin üzerinden görür, onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem in üzerinden görür. Nur Allah’a aittir, ilim Allah’a aittir, hidayet Allah’a aittir. Rahman olan Allah’tır, Rahim olan Allah’tır. Bütün tecelliyat Allah’ındır, bütün fiiliyat Allah’ındır. Maddi manevi ona can veren Allah’tır. insanı nefsin karanlıklarından aydınlığa çıkaran Allah’tır. Dünyanın karanlığından onu aydınlığa çeken Allah’tır. Onun önüne perdeleri açan Allah’tır. Ona fiiliyatları gösteren Allah’tır. Ona esma-i sıfatlarının tecelliyatına mazhar eden Allah’tır. Mürşit de Allah’ın maşası hükmündedir, Allah’ın maşasıdır. O yüzden normalde o manada baktığında hani Hazreti Pir “ister o mumdan yan, ister bu mumdan yan” der. Çünkü hepsi de bir mumdan yanmıştır. O yüzden o gönlü uyandırmak, o nefsi uyandırmak, her nefes alışverişte o kimse zat-ı ilahinin tecelliyatına mazhar olması Cenab-ı Hakk’ın o kimsenin üzerinde lütfudur, ihsanıdır, ikramıdır. Çünkü her nefes alışverişte onunla alışveriş olur. Bazen biz dervişlere çift esma veririz. Hu esması, hay esması çift okunur. Hu yaptığında hem esmayı dışarı verirken hu der hem de esmayı içeri alırken de hu der. Hem esmayı dışarı verirken “Hay, hay!” der, esmayı böylece ikili okur ki hem esmayı dışarı verirken hay der hem de esmayı içeri alırken hay der. Bu sefer o derviş hem nefesi verirken de doludur, nefesi alırken de doludur. O hu verir, hu alır, hay verir, hay alır, kayyum verir, kayyum alır. Alışveriş onunladır, alışveriş onunladır. O gönlün uyanıklığını veren, o nefesin uyanıklığını veren Allah’tır celle celalühû. ister bir velinin üzerinden versin, ister bir çöpün üzerinden versin, ister bir kayanın üzerinden versin, ister bir karıncanın üzerinden versin, isterse o bir denizin dalgasından versin, isterse denizin kenarında karanlıkların içerisinde denizden “huuu” diye ses versin, o onundur, onu iki görme! Nereden gelirse gelsin esma sana esma ondan gelir. Esma ondan gelir! Sen zakir esmayı böyle verdi dersin, değil, ikiliktir o. Zakirin üzerinden esmayı veren de odur. Sen dersin ki “Şeyh efendi esmayı böyle verdi.” Zahirde görünen odur. Esmayı veren odur, esmayı alan da odur. “Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder.” Bu ayet-i kerimenin tefekkürüne ne akıl yeter ne kalp yeter, yetmez. Bu her şeyin üstünde bir şeydir, yetmez. O yüzden o her verişte ve alışta o doldurur, o boşaltır. Dolan da odur, boşalan da odur. O her an bir iştedir, her an zikredeni zikretmektedir. Öyle olunca o ölüye hayat verir, o diriden ölü çıkarır, ölüden diri çıkarır. O istediğine istediği tecelliyatı yaşatır. O yüzden o nefsin karanlıklarından kurtulup, nefsin karanlıklarından kurtulup kalbin aydınlık deryasına, denizine o kimsenin kendisini atması gerekir. Bu kibirle olmaz, bu gösterişle olmaz, bu heva hevesle olmaz, bu nemelazımla olmaz. Bu illaki illaki aşıklıkla olur, illaki zikirle olur, illaki gönül vermekle olur. O yüzden Hazreti Pir burada devam ediyor: “Ey manevi güneş, can ver de eski cihana yenilik göster.” Ben bunu sözümün başında söyledim, “Allah celle celalühû” dedim. Çünkü benim nazarımda o manevi güneş Allah’tır celle celalühû. Hazreti Pir Allahu Alem onu kastetti. Ve o kimse, “Can ver de eski cihana yenilik göster” deyince, ona yeni bir can ver. Eski candan bıktık, usandık. Ey güzeller güzeli, sen canımızı o ilk günkü gibi güzelleştir. Hani yarattıydın ya bizi? Yarattığın zaman kendi ruhundan üflediydin. En temiz halimizdi bizim kendi ruhundan üflediğinde. En temiz halimizdi. Hiçbir şeye bulanmamıştık, hiçbir şeye karışmamıştık. Hiçbir şey, hiçbir şey bizim üzerimizde ağırlık yoktu. Sen kendi ruhundan bize bir ruh üfledin ya ve sonra bizi sürdün, gönderdin ya. Biz o günden beri her şeylere bulandık. Toza toprağa, çamura bulandık. Kire, pise, pasa bulandık. Biz her türlü yanlışlığa, her türlü eksikliğe bulandık. Nefsimiz neyi emrettiyse onu yaptık, hala da yapıyoruz ama ümit ediyoruz sen her an bize yeni bir can üflersin. Bizi yeniden tertemiz edersin. Bunu beklemekteyiz biz. Hani baharı bekleyen kumrular gibi yeniden bizi temizleyip kendi katına almanı bekleriz, tozumuza, toprağımıza, kirimize, balçığımıza bakmadan. Senin indinde bizim kirimiz ne olur ki? Senin indinde bizim tozumuz ne olur ki? Senin indinde bizim yanlışlığımız, eksikliğimiz ne olur ki? Biz sana iman ettik. Senin varlığına, birliğine, sıfatlarının tecelliyatına iman ettik. Biz bu iman üzerinde durup seni hasbelkader eksik zikretmeye devam ediyoruz. Sen bize yeniden can ver, amin. Bizi yeniden ihya eyle, amin. Gönüllerimizi tenvir eyle, amin. Gönüllerimize tecelli eyle, amin. Bizleri ilahi aşkınla aşklananlardan eyle, amin. Bizleri ilahi aşkınla süslediklerinden eyle, amin. Bizlerin dillerini zikrullah ile ıslak olanlardan eyle, amin. Bizlerin öyle gönüllerini tertemiz eyle ki sen oraya misafir ol ya Rabbi, amin ve sıfatsal tecelliyatlarını mazhar eyle, amin. Esma-i cilvelerini orada bizlere göster, amin. ilm-i ilahini bizim gönlümüze akıttığın gönüllerinden eyle, amin. Bizim gönlümüzü öyle eyle ki biz seninle orada konuşalım. Biz seninle dertleşelim, biz seninle halleşelim. Ya sen söyle biz dinleyelim ya da biz yarım yamalak sözlerimizi anlatalım. Senin önünde bizim anlatmamız Musa’nın asasına anlatmak gibi olur ama sen söyle biz dinleyelim, amin. Sen anlat biz idrak edelim, amin. Sen tecelli eyle biz onunla süslenelim, amin. Ecmain. “insanın vücuduna akıl ve ruh gayb aleminden akar su gibi gelmekte.” Ruhu kendinden üfledi. Ruh bizim değil zaten. Ruhla beraber aklı da bize üfledi. Akıl da bizim değil. O yüzden akıl Cenab-ı Hakk’ın insana lütfettiği bir ikramdır, bir ihsandır, hediyedir ve Hazreti Pir diyor ki: “Bunların her ikisinin de kaynağı gayb alemidir.” Yani onun katından gelmektedir, onun ilm-i ilahisinden gelmektedir. Çünkü hani Cenab-ı Hak Adem’i yaratırken onun şeklini tamamladı. Bütün her şeyini dizayn etti ve onu en güzel demeyeyim de “ahsen-i takvim” üzerine yarattı. Ahsen-i takvimi güzel demek ahsen-i takvimi anlatmaya yetmez. O yüzden bazı Kur’ani terimler vardır. O terimleri anlatmak için Arapça bile yetmez. Orada bütün diller suskun kalır. Kur’an Arapça indirilmiştir ama mana itibariyle Arap dili onu anlatmaya yetmez. Onu dünya dillerinin hiçbirisi de anlatmaya yetmez. Kur’an öyle bir sırlı ilahi kitaptır. Onun normalde çok iyi Arapça da bilse bir kimse mana itibariyle onu anlatamaz. işte ahsen-i takvim de böyle bir kelimedir, insanı anlatmaya diğer kelimeler yetmez. O ancak ahsen-i takvim üzerine yaratılmış bir varlıktır. insan ne yazık ki güdük dillerle bunu anlatmak, anlamak da mümkün değildir zaten. Buna bakarsan hiçbir dile hakaret değildir. Ahsen-i takvim ilahi bir kelamdır. O ilahi kelamın ancak o kimse manasını anlayabilir. Zaten maksat manada gizlidir, sözde değildir. Söz gelir geçer; mana, hakikat kalıcıdır ve ne yazık ki insanoğlu hakikatten uzaklaştı ve gönüller hakikate kapandı. Gönüller hakikate kapanınca sığ sözlerin arkasına saklandı insanoğlu ve dini de sığ sözlerle anlamaya çalıştı ki en büyük handikap bu. Oysa din manaydı. Kur’an bir manaydı. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) , bir manaydı. Mürşid-i Kâmiller bir manaydı. Pir Efendiler bir manaydı ama kimse o mananın peşine düşmedi. Herkes işin, sözün süslüsüne baktı, kıyafetin süslüsüne baktı, şatafatına baktı. Mana ortadan kalktı, yetim çocuklar gibi kıyıda köşede kaldı.
Allah’ın cemaline gark olmak ne demektir?
O cemal perdesinden cemal perdesine…Hal bitti, kal bitti, söz bitti, fiiliyat gitti. Hiçbir şey kalmadı. Sadece o…Artık onda normal akıl arama, ondan normal duygu arama, ondan normal şeyler arama. O çünkü fenadan da bekadan da geçti. Cemalullah’ın deryasına daldı. Mustafa Özbağ tabirince Cemalullah’a gark oldu gitti. Onun çünkü artık bir başkasının ona yardım edecek bir hali yok. Bir başkasının onu anlayacak durumu da yok. Bir başkasını anlama telaşı da bitti. Bir başkasının yardımı da o da bitti. Onun için kurtuluş çırpınışı yok. Onun için şunu yapayım, bunu yapayım çırpınışı yok. Bu cemale dalış başka bir şeye dalışa benzemez. Orada kalin de halin de bir anlamı da yok.
Allah’ın görülebilir olup olmaması konusunda ne söylenir?
Ha, bakmayın siz bu son dönem Allah. görülmez denilenlere. Ya biz "Allah görünür." dedik, bir de mahkemeye çıktık. Dediler ki: "Allahlık iddia ediyor." Hâlâ daha video dolaşıyor ya ortalıkta. Videonun çözünürlüğünde böyle hiçbir şey yok ama Diyanet mahkemeye verdi "Allahlık iddia ediyor." diye. Biz de dokuz sayfa ben de cevap yazdım Allah’ın görülebileceğine dair hadislerle, Diyanet’in kendi islam Ansiklopedisi’nden alıntılarla.
Allah’ın cemali nedir?
Allah’ın cemal ismi şerifidir. Allah hiçbir şeye benzemez ama Allah hiçbir şeye benzemediği gibi Cenab-ı Hak peygamberinin cemalini cemaline benzetir ve o hakikatte sen peygamberin cemaline aşık oldun diye düşünürsün ama hakikat noktasında o Cen,ab-ı Hakk’ın cemalidir.
Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle cemalleşmek ne anlama gelir?
Bir veli Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle cemalleşirse ki bu son haddedir, onun cemaliyle cemalleşince onun cemali dostun cemali oldu! Onun cemali dostun cemali oldu ve Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri de diyor ki: "Normalde senin cemaline aşık oldum, hakikatte onun üzerinde tecelli eden Allah’ın cemal ismi şerifidir."
Allah’ın her şeye vahyettiği?
Cenab-ı Hak her şeye vahyeder. Dağa taşa vahyeden, göklere vahyeden, arıya vahyeden, Meryem’e vahyeden, Musa’nın annesine vahyeden, bunlar da ayetle sabit, insana da vahyediyor sonuçta. Meryem de insan, Musa’nın annesi de insan, ibrahim’in annesi de insan. Onlara da vahyetti çünkü. Tabi bunu böyle söyleyince kınanmaktan korkanlar vahyi sadece peygambere nitelendiriyorlar. Peygamberlere kitap indirileceği zaman elçi gönderiyor, Cebrail Aleyhisselam kitapları o vahyediyor ama peygamberlere direkt vahyediyor Cenab-ı Hak, peygamerlere de vahyediyor.
Kulların bunda dahli varmış gibi görünür, kulların dahli yok mudur?
Cenab-ı Hak istediğini aziz eder, istediğini de zelil eder. Aziz ettiğini kimse zelil edemez, zel, ettiğini de kimse aziz edemez. Kulların bunda dahli varmış gibi görünür, kulların dahli yoktur.
Nur-u Muhammediye nedir?
Nur-u Muhammediye olarak nitelendirilen ve aşkınlığın, aşkın varlığa sudurduğu yer. Hiç bir şey yok idi, hiç bir şey yok idi Allah vardı Allah tanınmaklığı istedi ve bir şey yarattı. Bak, bilinmezdi, işte taayyünsüzlüktü. Allah bilinmekliği istedi. Allah’ın Allah olarak tecelli etmesi ve bir şey yarattı, bu da Nuru Muhammediye. O zaman bu ne oluyor? ikinci taayyün mertebesi, karşılığı ikinci taayyün… Arabi’ce bakarsak, Muhyiddin ibni Arabi hazretleri bunu farklı bir şekilde tafsilatlı olarak anlatmış Füsusunda Fütuhatında, yani oralara girip de incelemiş değilim şimdi. Çünkü ayrı bir ekoldür o. Muhyiddin ibni Arabi bu meseleye bakarken, o aşkın aşkınlığından anlatır bunu, bakın aşkın aşkınlığı dediğim şey şu: Yani o, Allah’ın aşkın bir şekilde tecelli etmesi. Nereye? Nuru Muhammediye tecelli etmesi. Ve Nuru Muhammediye, bu manada, bu işte umuma kapalı olan gayp dediğimiz şey…Yoksa herkesin bir üst taraf, bir üst makam, onun için gayptır… Yani insan mertebesinde duran bir kimse için, işte şehadet mertebesi gayptır. Şehadet mertebesinde duran bir insan için, misal alemi gayptır. Misal aleminde duran bir kimse için, ruhlar alemi bir gayptır. Ruhlar aleminde duran bir kimse için, ikinci taayyün zaten gayptır.
Allah’ın ilmi ilahiyi nerede tecelli etmiştir?
Allah’ın ilmi ilahiyi, Cenab-ı Hakk’ın zatından çıkan olan ilim, ilk tecelli ettiği yer Nuru Muhammediye’nin üzerindedir. ilk tecelli ettiği yer veyahut da Arabi’ce baktığımızda, ilk tecelli ettiği yer ikinci taayyün, yani ayanı sabite. ikinci taayyün, yani Cenabı Hakk’ın kendi zat noktasında Allah Celle Celaluhu ve bütün bilinen bilinmeyen, adı konulmuş konulmamış bütün sıfatlar onda cem olmuş, onda toplanmış. Ve oradan gelen ilmi ilahi, oradan gelen bütün ilimler ayanı sabiteye tecelli ediyor. Ayanı sabiteden ruhlar alemine, ruhlar aleminden misal alemine, misal aleminden şehadet alemine, şehadet aleminden insan alemine tecelli ediyor.
Münkirler neden Allah’a inanmayanları tabiat olaylarını sıradanlaştırır?
Münkirler yani Allah’a inanmayanlar, tabiat olaylarını sıradanlaştırıyor, onu Allah’a isnat etmiyor. Bütün bu doğa olaylarını, bu tabiat olaylarını, bütün bu ayı, güneşi, yıldızları, baharın gelmesini, yazın gelmesini, kışın gelmesini; bunları, bütün olayları eskiden beri olagelmiş şeyler olarak nitelendiriyorlar. Yani bunları bir ilahi iradeye, ilahi bir kanuna bağlamıyorlar ve Allah’ı inkar edenler bunları tamamen maddi nedenlere, bilimsel yasalara ve yaklaşımlara bağlıyorlar. Onlara göre bu tabiatta, doğada, evrende her şey tamamen fiziksel bir nedene dayanıyor ya da rastlantısal süreçler bunlar. Çünkü bununla alakalı bilhassa bu ateistler, batılılar, materyalistler, normalde ya bunu fiziksel bir matematiğe bağlamaya çalışıyorlar. Bu bir felsefe çünkü ya da rastlantısal bir şeydir bu diyorlar. Bunun da felsefesi var kendilerince.
İslam’da varlık alemini nasıl açıklar?
İslam’da bütün varlık alemini dizayn eden Allah’tır. Bu, ilahi bir emirle, ilahi bir matematikle hiçbir şey kendi düzeninden ve sisteminden çıkmadan devam eder gider ve islam, varlığın tamamında meydana gelen her şeyin Allah’ın iradesiyle olduğunu söyler ve biz öyle inanırız. Deriz ki bütün varlık alemindeki hareketler, varlık alemindeki her şey Allah’ın ilahi takdiriyle, Allah’ın ilahi hesaplamasıyla her şey olur. Biz öyle inanırız.
Allah’ın gaybı ne demektir?
Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ondan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa, o bilir. Onun bilgisi olmaksızın bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane yaş ve kuru her şey, apaçık bir kitaptadır. O yüzden onun izni ve emri olmadıkça, onun yaratması olmadıkça bir yaprak dahi dalından aşağı düşmez ve bütün gaybi meseleler de Allah’ın katındadır.
Yağmurun yağmasını yaratan kimdir?
Yağmurun yağmasını yaratan ‘O’dur, yağmurun inmesi dediği, yağmasını yaratan, ‘O’. Rüzgarı yaratan ‘O’, bulutları rüzgarla sevk eden ‘O’, soğuğu sıcağı yaratan ‘O’. O zaman yağmurun indirilmesi dediğimizde, yağmurun aşağı inmesini yaratan O. Yağmuru ‘O’ indiriyor.
Rahimlerde olanı kim bilir?
Rahimlerde olanı bilen ‘O’. Rahme düştü sperm ve yumurta, hamile kaldı o esnada. Cinsiyeti belli mi? Değil. Allah biliyor mu? Evet. Siz çocuk oluştuktan sonra gidip cinsiyetini belirliyorsunuz, biliyorsunuz. Çocuk oluşmadan cinsiyetini bilmiyorsunuz. Henüz daha hemen sperm bile düşmemiş ana rahmine, sen onu söyleme. Onu ‘O’ biliyor.
Allah’ın yaratmasında eksiklik veya noksanlık var mı?
Allah’ın yaratmasında bir eksiklik görmeyiz. Allah’ın yaratmasında bir noksanlık görmeyiz. Neyi yarattıysa haktır, neyi yarattıysa haktır. Yaratıcı çünkü "Lâ fâili illallah." Allah’tan başka fâil yoktur; Allah’tan başka yaratıcı yoktur. iyinin de fiiliyatını yaratan, kötünün de fiiliyatını yaratan Allah’tır.
Allah’ın benzeri olamayacağı konusunda ne anlatılmaktadır?
Allah’ın benzeri olamayacağı konusunda, "Onun benzeri hiçbir şey yoktur." ifadesiyle açıklanır. Allah’ın görmesi, duyması insan gibi değildir. Allah’ın zatı bir şeye benzetilemez, sıfatları da bir şeye benzetilemez. Allah’ın rüyada görülmesi de bir işaret olup, Allah’ın kendisiyle benzerlik kurulmamalıdır.
Allah’ın sıfatlarının tecelli ettiği kişiye ne denir?
Yani Cenab-ı Hakk’ın isimleri tecelli edeceği şahsın üzerinde yanlışlık ve eksiklik olarak tecelli etmez. Onda hikmet vardır. O yüzden o pâk ruh sahibi olan o büyük Pir efendilerin gördükleri her şey Cenab-ı Hakk’ın gayp aleminden şehadet alemine tecelli eden hakikatten başka bir şey değildir. Herkesin ayıp ve kusur gördüğü şeyde o kimse onun makamının ve onun halinin bir sonucu olduğunu görür.
Allah’ın velileri var mı?
Yunus suresi 62: "iyi bilin ki Allah’ın dostlarına (velilerine) korku yoktur, onlar üzülmezler de." Demek ki Allah’ın velileri var, ayetle sabit.
Neden Allah insanların başında cebriyeci değil?
Allah insanların başında cebriyeci değil, zorla onu eğri yola, zorla onu doğru yola götürmez. Allah’ın velileri mürşitleri de cebriyeci değildir. Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanırlar. Eğriyi ve doğruyu anlatırlar ve gösterirler.
Allah’ın vahyinin ne olduğu ve insanlara vahyinin derecesi hakkında ne söylendi?
Allah arıya vahyediyor, insanlara vahyediyor, göklere vahyediyor, yerlere vah, denizlerin içindekine vahyediyor, varlığa tamamiyetle vahyediyor. Peygamberlere gelen vahiy ile insanlara gelen vahyin derecesi aynı değildi. Aynı olmadığını göstermek için ona islam uleması ilham dedi ama ayeti kerimelerde ilham kelimesi yok. Ayeti kerimelerin hepsinde vahiy var.
Allah’ın kudreti ve kuvveti kimin ait?
Kudret ‘O’nun, kuvvet ‘O’nun. Hazreti Ömer efendimiz çıktı hutbedeydi, bağırdı iran seferindeki askere: ‘Ya Sare Cebele’ dedi. Bütün herkes duydu, bütün ashap duydu, bütün askerler duydu. Hazreti Ömer’in davudi sesi hızla dağa doğru çekildi. Bütün ordu! Bu sefer Kisra’nın ordusu Bizans’la beraber ovada geldi, saldırdılar, aldılar çembere, savaşı kazandılar. Demek ki Allah vahyeder bir şekilde. Biz ona ilham deriz. Taşların dile gelmesi, ağacın dile gelmesi, toprağın dile gel, Değildir. Allah’tır konuşan. Dile gelen Allah’tır. Onu dile getirir. Nasıl bize dile getiriyorsa bildiğin et parçası. Koy dili, hadi konuşsun burda. Konuşmaz, konuşamaz. O zaman dilde değil keramet. Sen konuşmayı dilden görürsen yanarsın. Ya? Senden o sesi, harfleri çıkarttıran Allah’tır. Ona mana veren Allah’tır. Bakın, ona mana veren de Allah’tır. Senin ne konuştuğun önemli değil. Önemli, önemli değil. Hani Geylani hazretleri böyle demiş oğluna. Oğlum, çık demiş kürsüye ben gelinceye kadar insanlara anlat. Neyse, gitmiş o tabii. Oğlan hadis, ayet anlatıyor, herkes öyle duruyor. Sonra mübarek geliyor, ‘Selamın aleyküm’ diyor, herkes bir cezbe geçiriyor orada. Diyor ki: ‘Baba, deminden beri ayet, hadis okuyorum, hiç kimseye bir şey olmadı, sen ‘Selamın aleyküm’ dedin, ortalık yıkıldı.’ Hatta diyor ki ‘Hakkınızı helal edin’ diyor, evden diyor iki yumurta kırmışlar diyor, yumurtaya takıldık, diyor. Söylediği bu. Herkes kendinden geçiyor. Ona mana verecek olan Allah, onu tesirli edecek olan Allah. O yüzden o kudret, o irşad kudreti Allah’a ait. Sen bir sürü süslü lafları diline sıralar, insanlara süslü laflar söylersin. Herkes dinliyormuş gibi yapar, dışarı gider, hiç kimsenin kafasında bir harf bile kalmaz. Ama öbürkü gelir, ‘Selamun aleyküm, aleyküm selam,’ der, kelamı çok düzgün değildir. Lafızları tam çıkaramaz böyle ama ondan tesir alır herkes. Öbürkü de oturur, lan bu cahil adamı dinliyorlar, bunun tesir ediyor, bizi dinlemiyorlar der. ihlasla alakalı. Allah’ın o kimsenin üzerine vermiş olduğu maneviyatla alakalı. Cenab-ı Hakk’ın o kimseyi seçmesiyle alakalı.
Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı ve merhameti konusunda ne söylendi?
Allah’ın lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Cenab-ı Hakkın rahmetidir, bereketidir. Cenab-ı Hakkın katından inayetidir, katından verdiği bir şeydir. Bize, bize bırakmış olsa, biz nerelerde sabahlarız, belli olmaz. Bizi bize bırakmış olsa, biz nefsimize de uyarız, heva hevesimize de uyarız, şeytana da uyarız. Biz her şeye uyarız, bizde de nefis var, hepimizde nefis var ama Cenab-ı Hakka, biz dua ediyoruz, yalvarıyoruz, ya Rabbi diyoruz, sen bizi ilm-i ezelinde Muhammedi yapmışsın. ilm-i ezelinde. Kendimize bir paye çıkarmıyoruz. ilm-i ezelinde bizi Muhammedi yapmışsın. Muhammedi yapmakla kalmamışsın, ahir zaman olarak göndermişsin. Onunla da kalmamışsın, her tarafta lağım gibi kirlilik, pislik, her türlü melanet, her türlü zulüm, her türlü karanlık, her türlü cehalet, her türlü şeytanîyet, hayvaniyet, nefsaniyet kol gezerken bataklığın içinde gül misali bizi Muhammed’i yapmışsın.
Allah’a sırtını dönenler konusunda ne söylendi?
Allah’a sırtını dönenleri sevmez, o da sırtını döner, kendisini unutturur diyor. Kendisini unutturur! Allah muhafaza eylesin. işte, Hazreti Pir diyor ki, tabiri caizse, ya Rabbi, bu ezeli ilahileri bağışladığın, bu hidayet, feraset, hikmet nurunu senin ilmi ilahine ulaştır. Amin. Çünkü o katre, o katre çok önemli. Hazreti Pir böyle katre demiş. Katre ne? Bir su damlası, küçücük bir su damlası.
Allah israillileri ve Yahudileri neden lanetlemiştir?
Allah tez zamanda batırsın. Allah tez zamanda dağıtsın, rezil rüsva olsunlar ve Müslümanlar, ordaki bir avuç Gazzeli Müslüman inşallah israil’i dize getirsin. israil’in batmasına sebep olsun. Pis Yahudilerin batmasına sebep olsun. Cenab-ı Hak bütün dünya insanlığını uyandırsın. Batıla karşı, küfre karşı, zulme karşı tek vücut yapsın.
Allah katında nezhebinin, malının, kılık kıyafetinin anlamı nedir?
Allah katında nezhebinin, Allah katında malının, Allah katında kılık kıyafetinin bir anlamı yok. Allah katında anlamlı olan takva. Eğer sen üstünlük arıyorsan takvada ara. Üstünlük arıyorsan! Üstünlük malda, mülkte, parada, pulda, gösterişte, belagatli konuşmakta değil. Ya? Allah’ın hududunu, hukukunu iyi bilmekte, o hudut ve hukuk dairesinde yaşamak. Şeriat-ı Garra’yı aşmamak. Allah’ın şer,iatını bozmamak. Sen böyle yaşayacaksın. Allah indinde lazım olan o. Allah katında üstün olanlar ancak takva sahibi olanlar.
Allah’ın cemalinde fena olma yolunun ne anlama gelir?
Allah’ın cemalinde fena olma, Allah’ın cemalinde kendini yok etmek, Allah’ın sıfatında fena olmaktır. Bu, Allah’ın kudretiyle tecelli eden bir hale ulaşmak ve bu hale ulaşanlar, Allah’ın varisleri olarak kabul edilmektedir. Bu hal, insanların ve cinnilerin yaptığı ibadetten daha evladır. Bu hal, Allah’ın cemalinde fena olup, kendini Allah’ın varisleri olarak kabul etmek anlamına gelmektedir.
Allah’ın varisleri kimlerdir?
Allah’ın varisleri, Allah’ın cemalinde fena olan mürşidlerdir. Bu mürşidler, velilerdir. Peygamberler de Allah’ın varisleridir. Bu mürşidler, veliler, peygamberler, Allah’ın cemalinde fena olanlar, gerçek manada Allah’ın varisleridir. Bu mürşidler, Allah’ın cemalinde fena olup, kendilerini Allah’ın varisleri olarak kabul etmektedirler.
Allah’ın kudretiyle tecelli eden bir hale ulaşmak ne anlama gelir?
Allah’ın kudretiyle tecelli eden bir hale ulaşmak, Allah’ın cemalinde fena olup, kendini Allah’ın varisleri olarak kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu hale ulaşanlar, Allah’ın cemalinde fena olup, kendilerini Allah’ın varisleri olarak kabul etmektedirler. Bu hale ulaşanlar, Allah’ın kudretiyle tecelli eden bir hale ulaşmış olurlar.
Cezbe, Allah’ın sıfatında fena olmaktır mı?
Cezbe, Allah’ın sıfatında fena olmaktır. Cezbe, Allah’ın kudretiyle tecelli eden bir hale ulaşmak ve bu hale ulaşanlar, Allah’ın varisleri olarak kabul edilmektedir. Cezbe, Allah’ın cemalinde fena olup, kendini Allah’ın varisleri olarak kabul etmek anlamına gelmektedir. Cezbe, Allah’ın sıfatında fena olmaktır.
Allah’ın varisleri nasıl tanınır?
Allah’ın varisleri, Allah’ın cemalinde fena olan mürşidlerdir. Bu mürşidler, velilerdir. Peygamberler de Allah’ın varisleridir. Bu mürşidler, veliler, peygamberler, Allah’ın cemalinde fena olanlar, gerçek manada Allah’ın varisleridir. Bu mürşidler, Allah’ın cemalinde fena olup, kendilerini Allah’ın varisleri olarak kabul etmektedirler. Allah’ın varisleri, Allah’ın cemalinde fena olanlar, gerçek manada Allah’ın varisleridir.
Onun isimlerini değiştirenleri de terk edin.’ Demek ki en güzel isimler neymiş?
Şimdi ey güzel yüzlü diye seslendiği, Allah celle celalühu. O yüzden öyle olunca en güzel isimler Allah’ındır. Araf 180: ‘ve Allah’a bu isimlerle dua edin. Allah’ınmış ve o isimlerle dua edilirmiş ve onun isimlerini değiştirenleri de terk edin diyor.
Hani nasıl belli?
Işte malum, Tırmızi’nin naklettiği hadisi şerifte 99 tane ismi şerifi var. imam Şafi, ben bin bir tane ismi şerifini tespit ettim diyor, bunun gibi. Demek ki Allah’ın isimleri var, bunun dışında Allah’a başka bir isim takıyorsa bir kimse siz onları da terk edin diyor.
Demek ki o zaman en güzel isimler kimin?
Allah’ın ve yine isra, 110: ‘Sen o müşriklere şöyle de, ister Allah deyin , ister Rahman deyin, nasıl çağırırsanız çağırın isimlerin en güzeli onundur.’ Yine hadis i şerif: ‘Hayrı, iyiliği, güzel yüzlü olanların yanında arayın.’ Hayrı ve iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayın! Bir hadisi şerif daha, Buhari’de geçiyor bu, şimdiki de Beyhaki’de: ‘iyiliği güzel yüzlülerden talep edin.’
E şimdi kim zekat verir?
E şimdi Hazreti Pir de diyor ki ‘Ey güzel yüzlü, güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerh et, anlat.’ E güzel yüzlü deyince onun zekatını ver. Yüzünün zekatını ver, güzel yüzünün zekatını ver. islam fıkıhına göre nisap miktarı kadar mala ve paraya sahip olan bir kimse onun kırkta birini zekat olarak verir.
Cemal ismi şerifi Cenab-ı Hakk’ın bütün lütuf ve rızasını gösteren sıfatların cem’i midir?
Güzel yüz deyince Allah’ın cemali yani cemali sonsuzsa onun nisap miktarını mümkün değil hesaplamamız. Kaldı ki bir de cemal ismi şerifi biz de sadece yüz gibi algılanıyor. Aslında cemal ismi şerifi Cenab-ı Hakk’ın bütün lütuf ve rızasını gösteren sıfatların cem’idir. Bunun altını tekrar çiziyorum. Cenab-ı Hakkın Cemal ismi şerifinin altında ne kadar Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve razılık sıfatları varsa hepsi de o sıfatının altında toplanır. Cemal ismi şerifi de Rahman ismi şerifinin altındadır, Rahman ismi şerifinin de Allah ismi şerifinin altındadır. Bunlar ayrı ayrı cem makamlarıdır.
Allah’ın varlığı ve sıfatı arasındaki fark nedir?
Allah da zât olarak değil sıfatsal olarak. Tabii zatıyla sıfatı burda ayırt etmiyoruz. Zatıyla sıfatını ayırt edersek yine ayağımız yere sağlam basmaz. O zaman zat ve sıfat noktasını tecelliyatta ayırıyoruz.
Allah’ın varlığı ve bilinirliği nasıl açıklanıyor?
O zaman geriye doğru rucu ettiğimizde görünürlükten de kayboldu. Nereye dönüş oldu o zaman? Tekrar ayan-ı sabiteye dönüş oldu. Yani görünürlüğü kalmadı varlık ve eşyanın. Bakın görünüyorsa varlık ve eşyanın görünürlüğü kalmadı. Görünürlüğü kalmayınca Cenab-ı Hak sordu: ‘Bugün Malikü’l mülk olan kim?’ Cevap verecek hiçbir şey yok. Allah dedi ki kudret ve kuvveti elinde tutan Allah. Kendisi sordu, kendisi cevap verdi. Çünkü cevap verecek, görünürde hiçbir şey yok. Bilinirde nerde var? Ayan-ı sabitede var. Bakın bunu tekrar Arabi ekolünden cevaplıyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Bilinirlikte var, görünürlükte yok.
Allah’ın görünmesi konusunda ne söylendi?
Bir de ne diyor? Bir de ne göreyim yani birde ne göreyim dediğinde aniden tecelli eden bir şey, aniden görünen bir şey. Yani burda biraz hayret var. Bir de ne göreyim, yani normalde bir de ne göreyim, Rabbimi en güzel şekilde olduğu halde gördüm. Demek ki Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir, Rabbini uyanıkken de gördü; iki, Rabbini rüyada da gördü; üç, Rabbini miraçta da gördü. Üç görünme hali oldu. Üç görünme hali.
Allah’ın cemal sıfatında fani olmak ne anlama gelir?
Bir fena yaşarsın cemalde ama bir dahaki fenada aynı şeyi yaşamazsın. Aynı şeyi yaşıyorum dediğinde sen onu hayallemişsindir, o hakikat değildir. Hâlde de aynıdır bu. Burayı bütün herkes iyi dinlesin! Bu kemalâtın son noktalarıdır. Kemâletın son noktalarında o derviş Allah’ın cemalinde fani olur. Fenâya giderken, fenâya giderken bazen o cemal sıfatı ile tecelli ederken önce şeyhini görürsün. Şeyhinin cemalinde cem olur, yok olursun, fena olursun. Sonra hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in cemalinde fena olursun.
Allah’ın varlığına dair ne söylenmektedir?
Allah, tırnak içerisinde Allah’ı söylüyorum çünkü anlatacağım konuda Allah ikinci taayyün. Allah zaat itibariyle, yani varlık itibariyle, zaat itibariyle haktır yani vardır ve tektir. Tecelli, eski dilde tecelli ve taayyünat itibariyle çoktur. Tecelli nedir? Tecelli Cenab-ı Hakk’ın varlığının değişik ve çeşitli mertebelerde zuhur etmesidir.
Allah’ın mutlak gayb mertebesi nedir?
Buraya normalde birçok isim bulabilirsiniz ama ben böyle mutlak gayb olarak veyahut da mutlak amâ olarak nitelendiriyorum burayı. Yani çünkü işte zatı ilahiye derler buraya, ne bileyim işte ehadiyet makamı derler buraya, buraya normalde birçok isim söyleyebilirler ama burası mutlak gaybdır. Varlığın hiçbir noktasına ve derecesine açık değildir. Hiç kimseye açık değildir burası.
Allah’ın bilinirliğe geçmesiyle ilgili ne söylenmektedir?
Cenab-ı Hak bilinmez idi, amâdaydı ve bilinirliğe geçti. Bilinirliğe geçerken de ne yaptı? Bir şey yarattı. Bilinirliğe geçerken bir şey yarattı. işte burda bilinmezlikten bilinirliğe geçerken Allah affetsin beni, Allah’ın Allah olarak bilinirliği, bu mertebede, Allah’ın Allah olarak bilinirliği.
Fena olma makamında Allah’ın cemal sıfatında ne olur?
Allah’ın cemal sıfatında o fena olur ama Allah’ın cemal sıfatında manevi olarak fena olacağı zaman, fena olacağı zaman o kimse, o mübarek nurlu kapıdan onu geçirirler. Nurlu kapıdan geçer geçmez o kimse ilk etapta, anında, anlık üstadının cemaalinde fena olur. Anlık ardından hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in cemalinde fena olur. Anında, anlık ondan sonra Allah’ın cemalinde cemal fena olur ki artık onun kendisinin ne yüzü kalır ne kendisi kalır.
Allah’ın kıskançlığı ve insan kıskançlığı arasındaki fark nedir?
Allah’ın gayreti buğdaya benzer.’ (Burdaki gayret kıskançlık.) Harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır. Kıskançlıkların aslını haktan bilin. Halkın kıskançlıkları şüphe yok ki Allah kıskançlığının fer’idir. Hazreti Pir, Cenab-ı Hakk’ın hakkın kıskançlığını, buğdaya benzetiyor. Halkın, insanların kıskançlığını da harmandan arta kalan samana benzetiyor. Saman aslında harmanın posasıdır. Asıl kıymetli olan nedir? Buğdaydır ama samanda o harmanın artığıdır. Yabana gider mi? Gitmez. işte hazreti Pir diyor ki Cenab-ı Hakk’ın kıskançlığı buğday gibidir, kıymetlidir ve saman da o kıymetli buğdayın posası hükmündedir. Asıl kıskanç olan Allah’tır, Haktır ve kıskançlığın sıfatsal tecelliyatı, Allah’a aittir çünkü kıskançlık Allah’ın sıfatıdır. Bir kimsenin eşini kıskanması Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Çocuğunu kıskanması, Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Kardeşlerini, dergâhını, şeyhini kıskanması Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Arkadaşlar, kardeşler burdaki kıskanmak, cama çıkma, perdeye çıkma demek değildir. Burdaki kıskançlık onu korumak, muhafaza etmek, onun ihtiyaçlarını görmektir. Kardeşinin koluna girmektir. Ona destek olmaktır. Onun ayıplarını örtmektir, hatalarını kusurlarını örtmektir. Ona Allah adına nasihat etmektir. Ona kıskanmak demek, onu kimseyle paylaşmamak demek değildir. Allah’ın kıskanması, o kıskandığı dostunu korur. O yüzden der kim benim velime savaş açarsa bana savaş açmış gibidir der. Bu, Allah’ın kıskanmasıdır. Velilerini çarçur etmez. Peygamberlerini çarçur etmez. Müminleri çarçur etmez. Müminlerin velisidir. Kim bir mümine zarar vermeye kalkarsa Allah der ki bana zarar verdin. Allah onun intikamını alır. Kim peygamberine, onun peygamberlerine zarar vermeye kalkarsa Allah onun intikamını alır. Kim Allah’ın velilerine, dostlarına düşmanlık ederse Cenab-ı Hak hadisi kutside yırtıcı bir hayvanın avından aldığı intikam gibi Allah da ondan intikam alır der. bu Allah’ın kıskançlığıdır. Allah dostunu kıskanır. Dostlarını kıskanır ve onları korumaya, onları muhafazaya alır. Sen onun başındaki belaya, musibete, onun başındaki derde, onun başındaki gama kasavete bakıp da Allah bunu korumuyor zannetme. O aşıkla maşuğun arasındaki cilvelenmedir. O aşıkla maşuğun arasına da girme. Ona hastalığın en fazlasını verebilir, ona derdin en fazlasını verebilir, ona sıkıntının en fazlasını verir. Sen aldanma. O hastalığı o verir ona ama sen onun hastalığıyla dalga geçersen seni parım parım parçalayı verir çünkü hastalığı veren odur. Sen onu hastalık olarak görürsün. O kendi içinde onun için o nedir? Cilvelenmektir. Sevgili sevgilisiyle cilveleniyor. Cilvelenirken ısırır da cilvelenirken canını da acıtır. Oh bile demeyeceksin. Hatta tebessüm edeceksin. Ne güzel ısırdı diyeceksin. Ne güzel canımı acıttın diyeceksin. Ne güzel beni yakın buldum ki canımı acıttın. Beni kendine yakın gördün ki istediğini istediğin gibi yapıyorsun diyeceksin. Kendini teslim edeceksin.
Allah’ın varlığı ve tecellileri nedir?
Her şey ama gözünüzün gördüğü görmediği anladığımız anlamadığımız, idrakimizin aldığı veya almadığı maneviyatın içerisinde aşina olduğumuz olmadığımız her şey Allah’a muhtaçtır ve Allah her an bütün o varlığa can verir. bütün varlığa can verir ve varlık Allah’ın vermiş olduğu o canla ayakta durur. Allah’ın kudreti, kuvveti, sıfatları, kayyumiyeti, rahmanı, rahimi bütün varlığın üzerinde ne yapar? Hepsi de sıfatsal noktada tecelli eder ve yaratmış olduğu her şey, cennetinden cehenneminden arş-ı alâsından kürsüsüne, dünya ve semavata varıncaya kadar her şey Allah’a muhtaç ve her şey Allah’la kaim Allah’la diri Allah’la vardır. Bakın her şey! Bu da tevhiddir, avamın tevhididir bu. Bu avamın tevhididir. Her şey Allah’la vardır, Allah’a muhtaçtır. Her şey! Hiçbir şey onun izni olmaksızın olmaz. Hiçbir şey! Ol dediğinde o olur. Onun bir matematiği vardır, matematiğine göre olur. Matematiğine göre olur, fıtratına göre olur, fıtratına göre olur. Bize o, zaman almış gibi görünür, onun fıtratı ve matematiği odur. O ol demeden hiçbir şey de olmaz. Hiçbir şey olmaz. Bir şeyin olması, vücuda gelmesi, onun emri ilahisi ile olur.
Allah’ın zatı ve sıfatları hakkında ne söylendi?
Kimin namazında mihrap ve kıblesi Ayn, burda kayyumdan kasıt Allah’ın zatı veyahut da cemali veyahut da sıfatları, aşağı doğru iniyorum. Onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur olur. Sebep? Namaz müminin miracı, hadisi şerif, öyle değil mi? Eğer o kimse Miraç yaşadıysa o gördü. Onu görmeyenler gibi davranması edebe mugayyir. Biz şimdi şöyle örnekleyeyim, ben kendimden örnekleyeceğim. Örnek veriyorum işte Pekin, Çin’in başşehri. Ben var olduğunu biliyorum, var olduğunu iman ettim, öyle değil mi? Gördüm mü? Hayır. Yaşadım mı? Hayır ama orda bir Pekin şehri var, biliyorum. O bilgi neticesinde Pekin’in var olduğuna iman ettim ben ama görmedim ama yaşamadım orda. Benim imanım ilmel yakîn oldu. ilim olarak ben bildim onu. Gördüm, uçağa bindim Pekin’e yukardan, tepeden baktım, gördüm Pekin’i, aynel yakîn oldu. Aaa, benim yaşadığım bir şehir değil, misal tam tutmadı. Aaa! Aşkımdan bahsedeyim, Bosna, değil mi? Sarayova. Önceden biliyordum orda bir Bosna şehri, Bosna var, Sarayova şehri var. Bilgim vardı ama uçak pike yaptı, Sarayovaya iniyor. Sarayova’yı gördüm, uçak böyle bir dolaşıyor böyle, öylesi pike yapıyor. Yani şimdi bu hava yollarını organize eden devletler kendilerince kendi şehirlerini göstermek isterler. Mesela istanbul’a da inerken böyle bir dolaştırır istanbul’u, boğazdan böyle dolaştırır öyle indirir uçağı. Neden? O şehri görün der. Alçak irtifada seni dolaştırır öyle inersin. Şehri gösterirsin gelen misafirlere. Sarayova’ya inerken de uçak böyle bir Sarayova’nın üstünde bir alçak irtifada bakar, her yer yemyeşil görürsün. Bir tane toprak görmezsin. Hatta dersin ki ya bunlar hiç tarım yapmıyor mu yerleri sürmüyorlar mı dersin, değil mi? Öyle görmediniz mi? Değil mi? Uçakla gidince. Kara yolu hariç, uçakla gidince öyle ve uçakla iniyorsun Sarayova’nın işte havaalanını görüyorsun, sonra şehre giriyorsun, şehri komple dolaştığında artık şehri biliyorsun, öyle değil mi?
Kemale erince Allah’ı görürsün ama hazreti Pir burda kemale ermeyen, vahdete ulaşmayanlara atıfta bulunuyor mu?
Hani Allah’ın görüldüğüne dair ölçü olsun diye bu hadisi kutsiyi aldım. Demek ki vahdete ulaşınca, birliğe ulaşınca, seyri sulûkun tamamlanınca, Allah’ı görürsün. Kemale erince Allah’ı görürsün ama hazreti Pir burda kemale ermeyen, vahdete ulaşmayanlara atıfta bulunuyor.
Onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir. Ona alemin kanını dökmek helaldir. ifadesinin anlamı nedir?
Onun her bir yıldızı dediği, Cenab-ı Hakk’ın zatî ve sıfatsal tecelliyatları. Onun her bir sıfatsal tecelliyatı, Cenab-ı Hakk’ın tecellisi olarak, velev ki hani dışardan yıldız gibi küçük görünsün. Baktığımızda biz şimdi semaya yıldızlar küçük görünüyor. Hatta uzaklaşsan biraz daha, daha da küçük görünür. O küçücük bir şeydir bizim için. Burda Hazreti Pir diyor ki Cenab-ı Hakkın sıfatsal tecelliyatları velev ki küçücük yıldız gibi görünse de o normalde yüzlerce hilalin kan diyetidir. Yani yüzlerce ay hilal haline gelir ya, incelir. O zaman daha öncekinden ne olmuş oldu. Hani baktığımızda incecik bir hilal, geri kalanın kan diyeti oldu, küçücük yıldızlar. Tabi müthiş bir teşbih sanatı var burda, normalde tabii Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olan kimse için ise o küçücük tecelliyat, o aydan daha parlak, aydan daha fazla gelir insana veyahut da tecelli ettiği yere küçücükmüş gibi gelir ama o aydan daha büyük olur. Dışardan baktığında küçük bir yıldızmış gibi görünür. Mesela Musa aleyhisselam, Turu Sina’da Allah’la sohbet ederken, konuşurken öyle bir haleti ruhiyeye girdi. Dedi ki seni görmek isterim. Seni görmek isterim deyince ya Musa gözler, hani sen göremezsin. Senin gözün bunu idrak etmekten uzak. Ben şimdi şu dağa tecelli edeceğim. Oraya bak dedi Cenab-ı Hak o Musa aleyhisselam yönünü ve gözünü oraya çevirdiği anda Cenab-ı Hak tabiri caizse hafiften bir tecelliyat oraya gösterdi. Gösterince Musa aleyhisselam bayıldı kaldı.
Allah’ın sıfatsal tecelliyatları nedir?
Allah’ın sıfatsal tecelliyatları da sonsuzdur, sonu yoktur. Böyle olunca o derviş seyri sülûka girdi. O sıfatsal tecelliyatlara mazhar olmaya başladığında, artık o daha dasını ister. Çünkü her sıfatsal tecelliyata mazhar olması onun hayretini, onun şevkini, onun aşkını daha da arttıracaktır. Bu arttırdıkça yok mu daha diyecektir çünkü o şevk onda fazlasını isteyecektir. Bir kimsede şevk yoksa aşk yolunda yürüyemez. Şevk yoksa o kimsede seyri sülûk da da yürüyemez. Çünkü bir bakmışın doygunluğa ulaşmış, doymuş. Mesela bir kimse dünyevi olarak doygunluğa ulaşsa normaldir. Yani der ki evim var, arabam var, işte işim düzgün, katım var, yatım var. Ha tamam ama dünya hırsına kapılan bir kimse, doygunluğa ulaşmaz. Dünya sevgisi varsa o doygunluğa ulaşmaz. O bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun daha büyük yer olsun, daha büyük yer olsun… Bu normaldir. Dünya sevgisi böyle bir şeydir. Aynı şey Allah sevgisi için de geçerlidir. O kimse Allah’ı seviyorsa o bir adım daha gideyim, bir adım daha gideyim, biraz daha yaklaşayım, biraz daha yaklaşayım, doygunluk nedir bilmez. Nerede duracağı da belli değil onun çünkü o her adımda Allah’a yakînliğin şevkini, aşkını, ızdırabını, gamını, sevincini, hayretini, bütün duygular karma karışık gibi görünse de onları yaşadıkça daha ileriye gider. O sevme isteği, o sevme şevki onu hayret perdelerinde dolaştırır.
Cemal ve celal sıfatları nasıl birbirinden farklıdır?
Cemal sıfatında neşelenir örneğin o esnada. Cemal sıfatı tecelli etmiş. Cemal sıfatı tecelli edince ihsan, lütuf, rahmet, iyilik, yakınlık, rıza olman nuraniyet, rahmaniyet, sevgi, kerem sahibi olma… Artık o cemaliyette. Yani onun yanına gittiğinde cemal sıfatı o esnada tecelli etmiş. Aldanma buna yalnız. Buna aldanma. Buna aldanırsan yanar başın. Bu sıfat tecelli ettiği zaman bir mürşidi kamilin üzerinde aldanıp gevşeme. Aldanıp şımarma, aldanıp küstahlık yapma. Aldanıp kendini bir şey biliyormuş gibi zannetme. O tevazudan, sevgisinden, muhabbetinden çarpmış. O aslında kendinde değil. Sen ne dersen de tebessüm edecek o sana ama celaliyete bürünürse yandı keten helva! Neden? Celaliyete büründüğü anda izzet, kibriya, cebir gazap, kudret, kuvvet…Ezer seni, parçalar. Tozunu bulamazsın kendinin ama normalde bir de bir de bu fenadan bekaya geçenlerde vardır bu. Bunun da altını çizin. Fenadan bekaya geçenlerde. ayriyeten kemal sıfatı tam olarak tecelli eder. Kemal sıfatı. Onda kemal sıfatı tecelli edince onun bir tarafı celaliyet bir tarafı cemaliyettir. Celaliyetin içerisinde cemaliyet, cemaliyet içerisinde celaliyet vardır. O artık kemal sıfatıyla kemal elbisesini giymiş, kemal elbisesine bürünmüş. Onda celaliyeti de cemaliyeti de aynı anda görmek mümkündür ama fena halinde olan bir sufide çünkü daha onun yolu var, kâh celaliyet kâh cemaliyet tecelli eder. O daha tam yolunu bitirmemiş, o fena halinde. Bekabillaha geçmemiş daha. Bunlar kitaptan okuyabileceğiniz bilgiler değil. iyi dinleyin. Çünkü fena halinde olan bir sufi, henüz daha tam bir mürşidi amil değil. Onun celaliyetine denk gelirsen uzaklaşırsın uzaklaşabildiğin yere kadar. Cemaliyetine denk gelirsen, oh ne kadar güzel, yumuşak dersin. Ama bir celaliyete börününce de gidecek yer ayarlarsın kendine veya kemal sıfatına bürünmüş olan insanda da bu olur ama bu kemal sıfatına büründüğü zaman, fena olanda da kemal olanda da artık bu sıfatların tecelliyatı ihtiyari değildir. Tekrar söylüyorum, ihtiyari değildir. Kâh celaliyete geçer kâh cemaliyete geçer. Bu Cenab-ı Hakkın evirip çevirmesiyle alakalı. O nasıl evirip çevirirse öyle olur. Cemal sıfatında neşelenme, celal sıfatında fani olma, kemal sıfatı sevme sonucu olur.
Kemal sıfatı nedir?
Kemal sıfatı da ne oluyormuş? Severekten o sonuca ulaşıyor, aşık olaraktan. O yüzden Allah bizi de inşallah o kemal sıfatıyla sıfatlananlardan eylesin. O yüzden bu varlığın üzerindeki bütün her şey, her şey, celaliyete ve cemaliyete bağlıdır. ikiye ayırsak komple varlığı, bir taraf celaliyettir bir taraf cemaliyettir. Onun üzerine bir kubbe koysak, o da kemaliyettir. Onun üzerine bir kubbe koysak o da kemaliyettir. O yüzden mesela ayeti kerimede der ki ‘Allah’ın azabı şiddetlidir’, öyle değil mi? Aklıma gelen ayeti kerimeyi söyledim şimdi ama Allah’ın azabı şiddetlidir. Bu nedir? Bu celaliyettir. ‘Allah tövbe edenleri sever.’ Bu nedir? Bu cemaliyettir. Bakın bu cemaliyettir. Allah’ın azabı şiddetlidir. ‘Ey iman edenler! Siz Allah’ın affına güvenerekten günah işleyicilerden olmayınız. Allah azap edicidir.’ Bakın bu ne? Celaliyet. ‘Allah tövbe edenlerin günahlarını siler.’ Bu cemaliyet. ‘Allah cömert olanları sever’, cemaliyet. ‘Allah namaz kılanları sever’, cemaliyet. ‘Allah namaz kılıp oruç tutup hacca giden zekat veren Allah yolunda cihat edenleri sever’, cemaliyet. Bakın, sevgiyle alakalı her şey cemaliyete bağlı. Şiddetle, azapla alakalı her şey celaliyete bağlı ama bunların üzerindeki sıfat ne? Allah’ın kemal sıfatı, kemaliyet. Allah bizi onlardan eylesin. Burda bir şey daha belirteyim, öylesi geçeyim burayı. Allah’ın veli kullarında, Allah’ın mürşidi kamillerinde kemal sıfatına mazhar olmuş, kemal sıfatının tecelliyatında olanlarda, hem celal sıfatı hem cemal sıfatı çalışır. Üzerinde hiçbir şekilde eksik kalmaz ve bu kamil insanlar, bu veli insanlar, bu mürşidi kamiller, kendilerine gelen ama cemaliyeti ama celaliyeti de razı olur, kabul ederler. Bunun en zor tarafı da bu. Celaliyet de gelse kabul edecek, cemaliyet de gelse ne yapacak? Kabul edecek. O yüzden Erzurumlu ibrahim Hakkı demiş, lütfun da hoş kahrın da hoş. Lütfun da hoş kahrın da hoş, herkesin söyleyebileceği bir söz değil. E tabii şimdi millet sufiliği edebiyata çevirdi. Seyri sülûktan haberi olmayan, ayağına bir iğne batsa bangır bangır bağıracak olan kimse de kahrı da hoş lütfu da hoş diyor. Deme kardeşim! Bu senin sözün değil. Ne yapmaya başkasının sözünü taklit ediyorsun? Ne yapmaya başkasının sözünü söylüyorsun? O halle hallendin mi ki sen! Ama bizde ne yazık ki böyle bir hal var. O hal ile hallenmediği halde, o hâlin sözünü söylemeyi çok seviyoruz biz. Edebiyat! Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ‘yapmadıklarınızı söylemeyiniz’ diyor. Neden söylüyorsun kardeşim! Sen kahrın da hoş derken nereye hoş gelecek sana? Hadi birden bütün malını mülkünü kaybettin. Ne yapacaksın? Gülüp oynayacan mı? Üç kuruş vereceğin zaman elin zangır zangır titriyor. Elektriğe tutulmuş gibi! Nereye kahrın da hoş diyorsun sen? Bir sivilce çıkıyor, çıkmadık gitmedik doktor bırakmıyorsun. Nereye kahrın da hoş diyeceksin! Allah hiç kimsenin başına vermesin. Yani bir sevdiğini bir herhangi bir sevdiğini dünyevi olsun, eş olsun, çocuk olsun, anne olsun, baba olsun, vefat ediyor ölüyor, elinden çıkıyor, dünyayı dar ediyorsun ortalığa, nerde kahrın da hoş diyeceksin sen! Bir de melamiler bunu çok yapar. Her şey onun, her şey o. Deme kardeşim, deme! Yapamazsın. yapamayacağım bir şeyi söyleme. Almış anahtarı da eline, sıfır doğan almış arkadaş, Anahtarlığı böyle attırıyor, her şey onun diyor. Bu ne dedim ben, anahtarlık dedi. Aldım, böyle baktı. Herşey onun, dedim, herşey de o. Ondan ona geçti dedim, aldım anahtarı. O zannediyor ki ben orda duracağım.
Hak esması nedir?
Bütün vücuduyla duyunca o Hak esmasını alır, beşinci makamda. Gerçek manada Hak esmasının tecelliyatı bu ve buna benzer olan şeylerdir. Onu başındaki üstadı bilir zaten. Onun, o esmanın alıştırma esması mı yoksa gerçek esması mı. Bazen alıştırma esmasıdır. Ona bir esma söylenir, o esmayı der ki bir hafta çek on gün çek, bunu sayısız olarak çek veyahut da önemli değil. O esmada oturdu mu oturmadı mı. Esmayı aldı da tecelliyatı geldi mi gelmedi mi, bu da önemli. Onun, esmanın bir de kalbi tecell.
Allah’ın ilmi ve kudretiyle ilgili ne söylenir?
Allah’ın ilminin, bilgisinin, kudretinin kuvvetinin yanında esamesi okunmaz, azdır. Allah’ın ilminin yanında bütün kulların hatta Adem’den bu zamana kadar, bu zamandan kıyamete kadar bütün kulların edinecek olduğu bilgileri üst üste alt alta koysan Allah’ın bilgisinin yanında esamesi olmaz yani nokta dahi olmaz.
Allah’ın zati sıfatları nelerdir?
Cenab-ı Hakk’ın zati sıfatları, yaratılmış olan hiçbir şeyin üzerinde tecelli etmez. Bunun birincisi nedir? Vücuttur yani var olmaktır. Allah vardır. Varlığı başkasından değildir, zatının gereğidir, var olmasının gereğidir ve varlığı Allah’ın zorunludur.
Allah’ın kıdem sıfatı nedir?
Kıdem ezelidir. Başlangıcı olmamaktır Türkçesi. Allah’ın başlangıcı yoktur. Allah şurda başladı diyemeyiz. Allah zati sıfat olarak ezelidir, Cenab-ı Hakk’ın başlangıcı yoktur.
Allah’ın ezeli ve ebedi olması ne anlama gelmektedir?
Allah’ın sonu yok. Sonsuz bir Allah var. Hem başlangıcı yok hem sonu yok. Başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’ın biz zavallı kullarıyız, kendimizi ne kadar çok fazla önemsiyoruz. Yani bunu insan düşündüğünde başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’ın kulusun. Yarattığısın ya! Ama başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’la insanlar yarışıyorlar. Hangi hadlerineyse! insanlar ona isyan ediyorlar. Yani yoktunuz, sizi ben var ettim diyen Allah’la yarışıyor, onunla çatışıyor insanoğlu. Senin başlangıcın var. Senin başlangıcın var, sen yoktun, seni yoktan var etti. O var etti seni, bir başkası değil. Seni annen baban var etmedi. Annenden babandan sudur ettin sen. Seni var eden Allah ve bu Allah’ın ezeli ve ebedi, ezeli ve ebedi olması bir daha Allah için zorunluluk.
Allah’ın varlığına dair ne söylendi?
Allah’ın varlığı kendiliğinden olmak, var olmak, varlığının başka bir şeye muhtaç olmaması. Ne yazık ki bu ilimler önceden islam toplumunda okullarda verilen ilimlerdi. Bütün okullar bu ilimle ilimlenirlerdi. Normalde okuyan çocuklar veyahut da cami imamına dahi gitseler cami imamları bu ilimleri o çocuklara öğretirlerdi. islam dünyası ne yazık ki ilmi olarak kısır. Dinlerini öğrenemiyorlar, dinlerini de öğrenmeleri için sistem müsaade etmiyor. Global bir baskı rejimi var, siz dininizi tam olarak öğrenemiyorsunuz. Öğretmek istemiyorlar çünkü Kuran’ı Kerim’i öğrenme, okumasını öğrenebilirsiniz, abdest almayı, namaz kılmayı öğrenebilirsiniz, oruç tutmayı öğrenebilirsiniz, oje orucu bozar mı bozmaz mı, saç boyasından gusül olur mu olmaz mı, dudak boyasından abdest bozulur mu bozulmaz mı, kot pantolonla namaz kılınır mı kılınmaz mı, kot pantolon dar giyince erkekler için abdesti bozulur mu bozulmaz mı, namazda kulaklarının içine mi değecek kulak memesinin dışına mı baş parmaklarınız değecek, kadınların göğsünün neresinde duracak eller…Bunları öğrenebilirsiniz. Orucu yok işte hangi sakız bozar hangi sakız bozmaz, sakızın şeker oranı ne kadardı, içinde nasıl bir şeker vardı, kolonya abdesti bozar mı bozmaz mı, etil miydi, hangi kolonyaydı, hangi kolonyayı kullanırsanız abdestinizi bozmaz, hangi takunyayı giyerseniz ayaklarınızı cehennem ateşi yakmaz, hangi kefeni alırsanız kabre girdiğinizde kabirdeki ateş size bulaşmaz, bunları öğrenebilirsiniz, evet. Ciddi ciddi söylüyorum, kızılay haftasını, bilmem ne haftasını kürsülerden, cami vaazlarından öğrenebilirsiniz ama Allah’ın zati sıfatlarını, subuti sıfatlarını öğrenemezsiniz. Cenab-ı Hakk’ın hukukunu, Allah bize ne demiş, neyi emretmiş bunu öğrenemezsiniz. Bunu öğrenemezsiniz! ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz. ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler münafıkların ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz. ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz’ asla! Allah’ın hükmü nedir, nerde hükmü geçer, nerde hükmü geçer, bunu bilemezseniz. Hükmünün geçmediği yerler var mı, sorsam şimdi size desem ki Allah’ın hükmünün geçmediği yer var mı, yok diyeceksiniz, değil mi? Öyle diyeceksiniz değil mi? Böyle inanırsınız değil mi?
Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri hakkında ne söylendi?
Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri, her şeyde tektir. Fiillerinde tektir, sıfatlarında tektir, zatında tektir. Cenab-ı hak vahdaniyetini yani Allah’lığını hiçbir şeyle ve hiç kimseyle paylaşmaz. Allah zatını, sıfatını, yaratmasını Cebrail’le paylaşmaz, meleklerle paylaşmaz, peygamberlerle paylaşmaz, velileriyle paylaşmaz, paylaşmaz! Yaratan Allah’tır. Senin üzerinden keram, sudur etse dahi onu yaratan Allah’tır, onu sen yapmazsın. Onu sen yapamazsın. Yaratma tamamıyla Allah’ın kendi zat-ı uluhiyetindedir. Kulların bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktur. Kullar sadece kulluk ederler, kulluklarının gereği ‘iyya kena’ büdu veiyyâ kenestain’ derler, ‘ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz’ derler, kulsa.
Allah’ın yaratıcılığı nedir?
Allah’ın yaratıcılığı, Allah’ın tüm yaratılışın kaynağı olduğunu ifade eder. Metinde, Allah’ın yaratıcılığına inanmanın, tevhitin bir parçası olduğunu belirtmektedir. Allah’ın yaratıcılığı, tüm varlıkların kaynağı olduğunu ve onun kudretinin sonsuz olduğunu vurgular.
Allah’ın kudreti nedir?
Allah’ın kudreti, onun tüm yaratılışın kontrolü ve gücüne denir. Metinde, Allah’ın kudretinin sonsuz olduğunu ve onun tüm varlıkların kaynağı olduğunu belirtmektedir. Allah’ın kudreti, onun her şeyi yaratması, kontrol etmesi ve yönetmesi anlamına gelir.
Allah’ın tecelli ettiği yerler nelerdir?
Allah’ın tecelli ettiği yerler, onun yaratıcılığı ve kudretiyle doğrudan ilişkili olan yerlerdir. Metinde, Allah’ın tecelli ettiği yerlerin mürşid-i kamil üzerinden olduğu belirtilmektedir. Allah’ın tecelli ettiği yerler, onun yaratıcılığı ve kudretinin temsilcileri olarak görülür.
Allah’ın merhameti nedir?
Allah’ın merhameti, merhamet edenlerin en hayırlısının olduğu ve kullarına bağışlamasıdır. Metinde ‘Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’ şeklinde dile getirilmektedir.
Allah yaratmada hür ve ortağı yoktur mu?
Allah yaratmada hür, yaratmada ortağı yok. Bir şeyi yaratırken birisine danışmıyor, birisinden herhangi bir konuda izin almıyor. Allah kudretiyle, kuvvetiyle yaratmada olan Allahlığını gösteriyor ve yaratacak olduğu bir şeyi tabiri caizse bir şeyi gayb aleminde yaratıyor veyahut da biz bunu nasıl diyelim, olacak olan bütün hadiseler levhi mahfuzda mevcut ama burda Arabi’ye kayacak olursak ayanı sabitede, levhi mahf,uzdan önce zaten mevcut veyahut da ben bunu böyle kendimce tarif ediyorum ya, Allah’ın ilmi ilahisinde var olacak olan bütün her şey mevcut.
Allah’ın ilmi ilahisinde her şey mevcut mudur?
Allah’ın ilmi ilahisinde var olacak olan bütün her şey mevcut ve ilmi ilahide sırası gelen şey, sırası gelen her ne var ise çağlayandan dökülür gibi varlık âlemine dökülmekte.
Allah için gözyaşı akıtmak neden mümkün olmaz?
Sen Allah’ı bilmezsen, Resulünü tanımazsan, senin aşıklıktan bir payın yoksa, sen heva hevese düştüysen, şeytaniyete, dünyaya düştüysen, o gözyaşını bilemezsin. O gözyaşının kıymetini de bilemezsin. Sen ağlayamazsın da. Hani hadisi şerifte: ‘Ağlayamazsanız da ağlıyormuş gibi yapın’ diyor ya, sen ağlıyormuş gibi de yapamazsın. Sebep? Kalbin katılaşmış, gönlün katılaşmış, için katılaşmış senin. Taş olmuş, mermer olmuş. Mermer olmuş! Senin o heva hevesin, o şeytaniyetin, o nefsaniyetin, onu mermer haline getirmiş. Artık Allah için gözyaşı dökecek noktada değilsin. O yüzden sen gözyaşını nerden bileceksin! Bilemezsin.
Allah yaratması nasıl bir süreçtir?
Allah bir şeyi yaratırken bir şeyden kopya çekmez. Cenab-ı Hak çünkü bütün yarattığı her şeyi yoktan var etmiştir. Yoktan var eden vardan zaten var eder ama Cenab-ı Hak yoktan var ederken elinde bir numune yoktur, elinde bir örnek yoktur. O numunesiz, örneksiz yaratır.