Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular: Allah’ın İsim ve Sıfatları — Sayfa 3

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Allah’ın İsim ve Sıfatları(673) — Sayfa 3/7

Allah’ı tanımak ne demektir?

Ayet-i kerimede ‘Allah hiçbir şeye benzemez’ buyurulmuştur. O hiçbir şeye benzemezse, benzettiğiniz her ne ise o Allah değildir. Biz Allah’ın sıfatlarını tefekkür ederiz, zatını değil. Rahman isminin nasıl tecelli ettiğini görürüz, Rezzak isminin tecellisini anlarız. Ama ‘Allah’ dendiğinde orası durur; o hiçbir şeye benzemez.

Kaynak: 273. Dergah Sohbeti – Şefaat, Dinlerarası Diyalog, Fıtrat-Ahlak Ayrımı ve Aşk Eh

Allah’a has iman nedir?

İnsanlar iman ederken herkes kendi dairesinde Allah’a iman eder. Papaz da kendi anlayışına göre, putperest de kendi tanrı tasavvuruna göre iman eder. Müslümanlar arasında bile herkesin ayrı bir Allah inancı vardır. Ama doğrusu şudur: Allah’a Allah olduğu için iman ederiz. Sıkıntıdan kurtulmak için değil, müşkilatı halletmek için değil; Allah olduğu için.

Kaynak: 277. Dergah Sohbeti: Vefa, Tefekkür ve Allah’a Has İman

Gayb ilmi yalnız Allah’a aittir mi?

Gayb İlmi Yalnız Allah’a Aittir. Gaybı bilen Allah’tır. Yağmuru yağdıran Allah’tır; insanlar yağmurun ne zaman yağacağını tahmin edebilir ama saniyesi dakikasıyla bilen Allah’tır. Ana rahmine düşen çocuğun hakikati de Allah’ın ilmindedir. Levh-i Mahfuz öyle bir kitaptır ki hiç kimse açmamıştır; eğer açılmış olsaydı kâfir cinler ve şeytan öne girerdi, kitabın kutsallığı kalmazdı. Ama kitaptaki hükümler bir müddet sonra semaya indirilir; semaya indirilen şey gaybdan çıkmıştır.

Kaynak: 283. Dergah Sohbeti: Tevhid, Gayb İlmi, Şirk Tehlikesi ve Evlilik Hakkı

Allah’ın cisimden ve mekandan münezzehtir?

O zaman Allah’ın gölgesi taberi bizi şaşırtmasın; kafanıza bir cisim yerleşmesin. Bu, meseleyi anlamamız için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tasvir ettiği bir ifadedir.

Kaynak: 289. Dergah Sohbeti — Yedi Sınıf İnsan: Allah’ın Gölgesinde Gölgelenenler

Allah Adına Sevmek Ne Demektir?

Hadis-i kutside buyurulmuştur ki Allah için birbirlerini sevenler Arş’ın gölgesinde gölgelendirileceklerdir. Birbirleriyle akrabalığı olmadığı, aynı kavimden olmadığı, menfaatleri olmadığı halde birbirlerini Allah için sevenler, toplandıklarında Allah’ı zikredenler Arş’ın gölgesinde gölgelendirileceklerdir.

Kaynak: 306. Dergah Sohbeti — Allah İçin Sevmek, Mezhep-Tarikat Meselesi, Halvet Adabı

Allah’ı tanımada Sufi yolunun nasıl olduğu?

Sıfatların Bilinmezliği: Allah’ın zatı ve sübuti sıfatlarını açıp okumak güzeldir. Ama sufi Allah’ı böyle tanımaz. Sufi edep sahibidir. Sufinin edebi, her an maşukunun huzurunda durduğunu düşünmektir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne ‘İhsan nedir?’ diye sorulduğunda ‘Her an Allah’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Sen onu göremesen dahi, onun seni her an gördüğünü düşünüp öyle yaşamandır’ buyurmuştur. Allah’ın sıfatları kendisine aittir. Hangi sıfatının hangi manaya ve tecelliyata geldiğini Allah’tan başka bilen olmaz. Siz Kahhar ismiyle tecelli etti zannederken, Allah Rahman ismiyle tecelli ettirmiş olabilir. Siz Basir diye bakarsınız, o esnada ilmiyle kuşatmıştır. Sufi edebi halinde olup her an onun her şeye tecelli ettiğini düşünerek hayatını yaşar. Bu, Allah’ı tanımada en kestirme, en selametli yoldur. Gönlü Teslim Etmek: Önemli olan Allah’ın ilmine sahip olmak değildir; onun ilmi sonsuzdur. Siz sonlusunuz, kapasiteniz kadar alacaksınız. O ilim sahibine teslim olmak, gönlümüzü, kalbimizi, her şeyimizi ona teslim etmek ve her an tecelliyatını görmek meselenin en kestirme yoludur. Alimler, mütefekkirler, kelam sahipleri Allah’ın sıfatlarının üzerinde kafa yoracaklardır; bu doğrudur, Allah’ı tanıma noktasında bir yoldur. Ama sufiler için uzun bir yoldur.

Kaynak: 308. Dergah Sohbeti — Sufi Çalışma Ahlakı, Kader Meselesi ve Allah’ı Tanıma

Allah’a Yakınlık: İlmel Yakîn, Aynel Yakîn, Hakkel Yakîn nedir?

Allah mekândan münezzehtir. Onun olmadığı yer yoktur. Hazreti Peygamber Mirâc’da Allah’a en fazla yaklaşır. İki yay miktarı veya daha yakın. Buna göre Cenab-ı Allah’a mekân tarif edilmiş olmaz mı? Allah’ın yakınlığının üç hali vardır: İlmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn.

Kaynak: 335. Dergâh Sohbeti — Beş Vakit Namaz, Cemaat Kaygısı ve Allah’a Yakınlık

Allah’ı bilmenin hakikati nedir?

Cenab-ı Hak tasavvurdan uzaktır. Tasavvurumuzda ne geliyorsa o mâsivâdır. Allah’ı zikrettiğimde nasıl tasavvur edeyim, ona en çok hangi sıfatını tefekkür edeyim diye soranlar var.

Kaynak: 405. Dergâh Sohbeti — Cüzi İrade, Külli İrade, Fıtrat ve Tövbenin Hakikati

Allah’ın bilinmesi ne demektir?

Allah kudsî hadiste buyurdu: ‘Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim.’ Peki Allah hiçbir zaman bilinemeyecekse ve devamlı tefekkür edilebilecekse, Allah’ın bilinmesini istemesi bir tezahürattır. Orada bilinmeklik sıfatlarıyla alakalıdır.

Kaynak: 405. Dergâh Sohbeti — Cüzi İrade, Külli İrade, Fıtrat ve Tövbenin Hakikati

Bilinmekliğin sonu yoktur ne demektir?

Bir kimse sıfatlarını bilir, sıfatlarını bildiği kadar onu tanımış olur. Sıfatlarının tecelliyatını bilebilir ama hakikatini bilemez. Bilinmenin bir sonu yoktur. O yüzden tefekkür ediyor zaten, bilemediğini bilerekten bilecek.

Kaynak: 405. Dergâh Sohbeti — Cüzi İrade, Külli İrade, Fıtrat ve Tövbenin Hakikati

Varlık ve Zatullah ayrımı nedir?

Varlık Allah’ın zatı değildir. Varlık komple Cenab-ı Hak’ın sıfatlarının tecelliyat yeridir. Ayrı düşünülebilir mi? Aynı düşünülemez ama ayrılır.

Kaynak: 425. Dergah Sohbeti — Zikrullahta Mele-i A’la, Varlık-Zat Ayrımı, Halvet ve Celv

Varlık, Allah’ın zatı mıdır?

Varlık hiçbir zaman zatı değil. Tekrar tekrar söylüyorum, hiçbir zaman olamaz. Varlık bu noktada Allah’ın zatullahı akla, hayale, hale, bilgiye, idrake sığacak bir şey değildir.

Kaynak: 425. Dergah Sohbeti — Zikrullahta Mele-i A’la, Varlık-Zat Ayrımı, Halvet ve Celv

Allah’ın isimleri neden zikredilmelidir?

Kur’an-ı Kerim, İsra Suresi, 17/110 — "İster Allah deyiniz, isterse Rahman. Hangisini çağırırsanız çağırın, güzel isimlerin hepsi de O’nundur."

Kaynak: 428. Dergah Sohbeti — Allah Hangi İsimlerle Zikredilmeli, Zikrullahın Adabı ve S

Allah’ın isim ve sıfatları nelerdir?

Allah’ı önce korkarak, sonra severek ibadet etmek. Korku, o kimsenin içinde kaybolmayacak. Eğer korkmazsa haram işler, Allah’ı sevmeyen kimse haram işler.

Kaynak: 433. Dergah Sohbeti — Vahabilik, Sufi Hayatı, Kalbin Yumuşaması ve Zikrullahın T

Allah’ın kudretinin sınırı nedir?

Allah’ın zâtının sınırı olmadığı gibi kudretinin de bir sınırı yoktur. Cenab-ı Hak’ın sıfatlarına sınır biçmek, "Allah’ın şu sıfatı buraya kadardır" demek küfürdür. Allah’ın zâtı sonsuz olduğu gibi sıfatları da sonsuzdur.

Kaynak: 434. Dergâh Sohbeti — Tebliğ Metodu, Zikrullahın Tecelliyâtı ve Kalbin Titremesi

Allah’ın Sıfatları Nedir?

Allah’ın sıfatları sonsuzdur. Cemâli sonsuzdur, celâli sonsuzdur, kahrı sonsuzdur. Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatları sonsuz bir şekilde tecellî eder. Allah’ın Rahmân ismi şerîfi düşünüldüğünde o da sonsuzdur. Allah’ın başlangıcı yoktur, sonu da yoktur. Öyle olunca sıfatlarının da başlangıcı ve sonu yoktur.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Rahmetin Genişliği Nedir?

Rahmeti sonsuzdur, hiç bitmeyecektir. Ama aynı zamanda kahhâriyeti de sonsuzdur, celâliyeti de sonsuzdur, cemâliyeti de sonsuzdur. Rab ismi şerîfi, kudret sıfatı, kuvvet sıfatı, ilim sıfatı, aklınıza gelen bütün sıfatların hepsi de sonsuzdur.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Cehennem Ehli İçin Cehennem Nimet midir?

Bütün ismi şerîfleri varlığa nimettir. Cehennem ehline celâliyet ve kahhâriyet nimettir. Nasıl leş akbabaya nimet ise, nasıl bok böceği necasetten lezzet alıyorsa, cehennem ehli de cehennemden öyle lezzet alacaktır. Cehennểm ehline cehennem nimet gibidir. O kendince cehenneme intibak sağlar, orada hayat devam ettirir.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Bir başkası için zulmet olan, bir başkasına nimet oluyor mu?

Bir başkası için zulmet olan, bir başkasına nimet oluyor. Bir başkası için kahır olan, bir başkasına selâmetlik oluyor. İlaç zehirden yapılmadır ama hastaya şifa olur. Normal şartlarda o zehri yese ölür ama hastalığına derman olunca nimet çıkar içinden.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Hastalık da Bir Nimettir mi?

Bir kimsede devamlı olan bir hastalık var. Sıkıntı gibi görünür ama o kimse gerçekten uyanık bir kimse ise, kalbi uyandıysa hastalık onun için nimet olmuştur. Devamlı sabretmekle, onu sevmekle ebedî hayatını kurtarmıştır o hastalıkla. Bir başkası için zulmet gibi görünen şey onun anlayışıyla, idrakıyla nur olmuş, rahmet olmuştur.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Dua: Müminlere Dua ve Kâfirlere Hidayet Dilemek Nedir?

Müminin mümine duası müstecaptır. Biz bütün Müslümanlara dua ederiz. Allah hepsine merhamet etsin, lütfetsin, ikram eylesin, ihsan eylesin, sıkıntılarını gidersin. Müslümanın işi budur. Kötülere dua eder miyiz? Ben Müslüman bir kimseye beddua etmek istemem. Birey şahıs olarak bir kimseye karşıma alıp beddua ettim, hatırlamıyorum. Ama Cenâb-ı Hak Müslümanlara zarar veren, Müslümanların yoluna set çeken, Müslümanlıklarını yaşamasına engel olan varsa, hepsini de kahreylesin.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Allah’ın zikrini yasaklayandan daha zâlim kim vardır?

Ben Allah’ın zikrini yasaklayanlara, Allah’ın zikrine düşmanlık yapanlara dua edecek değilim. Ancak hidayeti mümkünse hidayet dilemekle yetiniriz. Kâfirlere, müşriklere hidayet dilenir: ‘Yâ Rabbi, bütün inanmayanlara hidayet eyle.’ Müslümanın duası bu olur.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Günlük, Haftalık, Yıllık İbadetler Nedir?

Günlük ibadet: Beş vakit namaz, günlük vird çekmek Haftalık ibadet: Pazartesi-Perşembe orucu, Cuma namazı, haftanın bir-iki günü cemaatle zikir Yıllık ibadet: Ramazan orucu, zekât İnsanlar bu ibadetlerini dünyevî meşgalelerden dolayı terk etmeyecekler. ‘İşim çok sıkışıktı, namaz kılamadım’ olmayacak. ‘Perşembe günü ders var ama gidemedik’ demeyeceksin. Hiçbir şey seni engellemeyecek.

Kaynak: 587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

Cenab-ı Hakk’ın yaratması ve ihtiyaçsızlığı konusunda ne ifade edilmektedir?

Cenab-ı Hak hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bir şeyi yaratmayı murad ettiğinde, onu neyden yaratacaksa ondan yaratır. Âdem aleyhisselam bir şeyden bir şey olarak yaratılan bir varlıktır. "Cenab-ı Hak neden toprağa ihtiyaç duydu?" sorusu yanlıştır; toprağın da sahibi O’dur, Âdem’in de sahibi O’dur. Bütün elementlerin sahibi ve yaratıcısı O’dur. Bu konuda tecrid-i iman ve tecrid-i nikâh gereklidir. (İmam Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd)

Kaynak: 616. Dergah Sohbeti – Bosna Seyahati İzlenimleri, Tarihimize Sahip Çıkmak ve Kur

Allah’a tam teslimiyet ve velâyet konusunda ne ifade edilmektedir?

Cenab-ı Hak buyurmuştur: "Eğer Allah’tan korkarsanız, Allah size öğretir." (Bakara Suresi, 2/282) Allah’a tam teslimiyet ile hiç kimsenin görmediğini görür, duymadığını duyar, bilmediğini bilirsiniz. Bin bir cilt eser okuyup da konuşamayan kimsenin konuşamadığı sözleri bir kelimeyle söylersiniz; çünkü Allah öğretir, Allah gösterir.

Hadîs-i kudsîde buyurulmuştur: "Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, nihayet onu severim. Onu sevdiğimde onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum." (Buhârî, Rikâk, 38) Bunlar Allah’ın velileri ve velilerin etrafındaki müritlerdir. Allah’tan hakkıyla korkan, dosdoğru kul olan, istikamet sahibi müminlerdir.

Kaynak: 616. Dergah Sohbeti – Bosna Seyahati İzlenimleri, Tarihimize Sahip Çıkmak ve Kur

Eş’arî ve Mâturîdî Arasında Allah’ı Bilme Meselesi nedir?

Eş’arîler "Allah’ı bilmek şeriat ile gereklidir" derken, Mâturîdîler "Allah’ı bilmek aklî bir gerekliliktir" demişlerdir. Aklı olmayan kimsenin Allah’ı bilmesi mümkün değildir. Akıllı olanın da Allah’ı bilmemesi mümkün değildir. Bir kimse gerçekten akıl sahibi ise, Kur’ân ve Sünnet olmaksızın da Allah’ın varlığını kabul edebilir. Akıl yoksa Allah’ı bilmek ve birlemek de mümkün değildir. Din bu manada akıl sahiplerinin üzerinedir. İmam Mâturîdî ve Hanefîler genel olarak aklı çok önemserler. (İmam Mâtur, Kitâbu’t-Tevhîd; İmam Eş’arî, el-İbâne an Usûli’d-Diyâne)

Kaynak: 619. Dergah Sohbeti – Hidayet Allah’a Aittir, Veli Ziyareti ve Zikir Ehlinin Kor

Allah’ın Her Şeye Vahyetmesi nedir?

Cenâb-ı Hak meleklere, peygamberlere, arıya, bitkilere, hayvanlara, böceklere, okyanuslara, sulara, rüzgâra, güneşe, aya, yıldızlara — kâinâtta her ne varsa hepsine vahyeder. Peygamberlere Cebrail aleyhisselam aracılığıyla gelen vahiy özel bir vahyidir, peygamberlere hâs bir vahyidir. Ancak Cenâb-ı Hak varlığın tamamına vahyeder. Siz farkına varsanız da, varmasanzız da hücrelerinize de vahyeder. Allah’ın vahyinin erişmediği hiçbir şey yoktur.

Kaynak: 624. Dergah Sohbeti — Teşbih-Tenzîh, Borç Hukuku ve Sünnet-i Seniyye’nin Şifası

Allah’ın sana bir lütfüdür. Bu lütfu ne olabilir?

Allah’ın sana bir lütfüdür. Sana gelen bela, musibet, sıkıntı — bunu Allah’tan bil, kullardan bilme.

Kaynak: 654. Dergah Sohbeti — Gayret, Geçmişe Takılmamak, Sevgi Ortaklığı ve Diyanet Mes

Allah yaratanların en güzelidir ayeti ne anlama gelir?

"Allah yaratanların en güzelidir" (Mü’minûn 14). Ayette "yaratanlar" çoğul geçiyor. Burada kasıt, insanın fiilinde iki kuvvet olmasıdır. Birinci kuvvet Allah’a ait: yaratma. İkinci kuvvet kula ait: isteme (irâde). Cenâb-ı Hak ortaklı kabul etmiyor — yaratma ve fiilde iki kuvvet var.

Kaynak: 655. Dergah Sohbeti — Radikal Kararlar, Nefis Mücadelesi, Gönül Birlikteliği ve

Allah’ın 100 rahmeti hakkında ne söylenmektedir?

Allah’ın 100 rahmeti vardır, bir tanesini yeryüzüne indirmiştir, 99’u kendisindedir. Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini sayıya bölmek mümkün değildir, rahmeti sonsuzdur.

Kaynak: 656. Dergah Sohbeti — Dijital Çağ, Cihat ve Ticaret, Haramların Yayılması ve Diy

Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar nelerden bahsedilmektedir?

6. Allah’tan Hakkıyla Korkan Erkekler ve Kadınlar

İnsan korktuğu şeyden kaçar — bu hayvanî bir güdüdür. Hayvanlar da korkularından kaçarlar. Ancak mümin Allah’tan korkar ama kaçmaz, aksine Allah’a daha da yaklaşmaya çalışır, Allah ile dost olmaya çalışır. Eğer bir kimse Allah’tan korkarak O’ndan kaçıyorsa o kâfirdir, münafıktır, mürteddir.

Kaynak: 670. Dergah Sohbeti — Ahzâb 35: İslâm’ın On Temel Vasfı ve Zikrullah

Allah’ın Gece-Gündüz Koruması nedir?

Enbiyâ Sûresi’nin 42. âyet-i kerîmesi, yalnızca Müslümanların değil bütün insanların Allah’a olan muhtaçlığını gözler önüne serer: "De ki: Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân’dan kim koruyabilir?" Bu ilâhî hitap, insanın her an, her nefes Cenâb-ı Hakk’ın koruması altında olduğunu hatırlatır. Allah’ın korumasını kaldırması hâlinde hiçbir varlığın kendi kendine var olması, eksikliğini tamamlaması mümkün değildir.

Kaynak: Zikrullahtan Yüz Çevirmek, Gaflet Zinciri ve Tevhid Nuru — 678. Dergâh Sohbeti

İlâhî Ceza ve Korunmanın İmkânsızlığı nedir?

Âyetin bir boyutu da tehdittir: Allah bir kimseyi cezalandırmak isterse, başına bir belâ, musîbet veya sıkıntı verecekse, onu Allah’tan başka koruyacak yoktur. Hiçbir güç, hiçbir kuvvet Cenâb-ı Hakk’ın azabını ve gazabını kaldırabilecek noktada değildir. İnsanın başına hoşuna gitmeyen bir şey geliyorsa bu nefsiyle, hatası ve kusuruyla alâkalıdır; iyilik tecellî ediyorsa bu Allah’ın lütfu ve ikramıdır.

Kaynak: Zikrullahtan Yüz Çevirmek, Gaflet Zinciri ve Tevhid Nuru — 678. Dergâh Sohbeti

Mûsâ’ya yaşlı kılığında gözükmesini nasıl anlamamız lazım?

2. Allah’ın Hz. Mûsâ’ya Yaşlı Kılığında Görünmesi Soru: Allah mekânda münezzeh olduğu hâlde Hz. Cenâb-ı Hak sıfatî olarak her türlü şekilde görünür. Bu sıfatî tecellidir. Hatta melek dahi öyle görünse, meleğin öyle görünmesi de sıfatî tecelliyattır. Bunda bir sıkıntı yok.

Kaynak: 686. Dergah Sohbeti | İslam Dünyasının Durumu, Sıfatî Tecelli ve Din Samimiyetti

Allah’ın cemâli ve vechi arasındaki fark nedir?

Fark gören kimse farkta kalmıştır, fark ehli olmuştur. Benim için farklı yok. Cemâlleşmek: Cenâb-ı Hakk’ın cemâl sıfatına mazhar olmak, ya da cemâl sıfatında fenâ olmak, ya da cemâl sıfatında bekâ olmak ve hatta cemâl sıfatında ehadiyete ulaşmak.

Kaynak: 693. Dergah Sohbeti | Anda Yaşamak, Narsizm ve Zikrullâhı Yasaklamamak

Allah saklı gizli değildir ne anlama gelmektedir?

Tanrının gizliliği, gizlenme aromanı. Allah gizli değil ki. Allah saklı değil ki.

Kaynak: Allah saklı gizli değildir

Allah saklı gizli değildir neden önemlidir?

Allah saklı gizli değil. Bak direkt daha arkasından normalde hani sorunun ne olduğuna bakmadan yürüyor.

Kaynak: Allah saklı gizli değildir

Allah yarattığı herşeyi mükemmel ve güzel bir şekilde yaratmıştır?

Allah yarattığı her şeyi bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratır. Onu eksik ve noksan yaratmaz. Bakın eksik ve noksan yaratmaz. Ve bütün perdelerin, bütün alemlerin ve yaşadığınız bu alemin tek yaratıcısı vardır. O da. Allah’tır. Şeytan bir yaratamaz. Melekler bir yaratamaz. Peygamberler bir yaratamaz. Veliler bir yaratamaz. Cinniler bir yaratamaz. Hiçbir varlık hiçbir yaratamaz. Yaratan tek. Allah’tır. O yüzden yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini, aklını elinde tutan. Allah’tan başka hiçbir değildir. E olunca o yaratılmışların hepsi de, yaratılmışların hepsi de. Allah’ın eseridir. Onları. Allah dizayn etti. Allah yarattı. Hesabı kitabı da. Allah’a ait. Şeytanın da hesabı kitabı. Allah ait. yaratılma hesabı kitabı ve aklı meleklerin de cinnilerin de. Harut’un da. Marutun da gök ehlinin de yer ehlinin de veyahut da herhangi bir perdeye gitseniz de oradaki varlıkların, yaratıkların, nesnelerin, eşyaların yegane yaratıcısı. Allah. Ve o. Allah celle celalüu yarattı. Her ne var ise hepsini de mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bu imani bir meseledir. Dikkat edin. Mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hicr ayet 86. Hiç şüphesiz senin rabbin o her şeyi mükemmel yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir. O zaman yaratmada bir eksiklik görmek, yaratmada bir noksanlık görmek mükemmelliyetçilikten dışarı çıktığı için dikkat edin insan küfre düşer. Yaratma fiiliyatı tamamıyle mükemmel bir noktadadır. O zaman biz yaratılanı sevmemiz. Allah’ın mükemmel yaratmasından dolayıdır. Biz mükemmel yaratan. Allah’ın yarattığı her şeyi severiz. O zaman yaratılmış olan bir şeyde yaratılma eksikliği, noksanlığı yoktur. Mükemmeldir. Secde ayet dedi. O Allah ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı. Bakın her şeyi yaratan. Allah ve her şeyi yaratan. Allah mükemmel yarattı. Aynı zamanda da güzelliği de yanına koydu. Hem mükemmel hem de güzel yarattı. O zaman senin yaratılışta bir şeyi çirkin görmen, yaratılışta herhangi bir eksik noksan görmen seni gizli küfre, gizli şirke götürür. Sen gizli küfre düşersin. O zaman yaratılışta bir şeyi mükemmel görmemek, yaratılışta bir şeyi çirkin görmek seni küfür ehli yaptı. Sen ister ağaca bak, ister böceğe bak, ister hayvana bak, ister uçanlara bak, ister yürüyenlere bak, ister yüzenlere bak. Hiçbir hakikatinde çirkin yaratılmadı. Hiçbir hakikatinde eksik yaratılmadı. Mükemmel yaratıldı. olunca bu alemde veya başka bir alemde hikmetsiz, boşa yaratılan, eksik yaratılan, çirkin yaratılan hiçbir yok. Bakın bunlar sizi tevhide götüren şeyler. Yaratılan herhangi bir şeyde çirkinlik yok, eksiklik, noksanlık yok. Ve yaratan. Allah. Meseleye baktığınızda o zaman bütün yaratılmış olan her şeye baktığınızda bir mükemmel bir yaratılış göreceksiniz ve siz güzel görmüş olacaksınız her şeyi. Bediüzzaman. Saidi. Nursel düşünen güzel görür. Güzel gören hayatından lezzet alır der. Güzel düşünen güzel görür. O zaman ilk önce düşünce olarak şunu yerleştireceğiniz imani bir hakikat olarak bir her şeyi. Allah yarattı. Her şeyi. İki. Allah her şeyi mükemmel yarattı. 3. Allah her şeyi güzel yarattı. Bunu üstünüzde oturtturun. Bunu sadece e herhangi bir varlığa değil hatta bunu bitkilere dahi bunu normalde ağaçlara, bitkilere, sudaklere, havadakinlere, yerdekilere her şeye söyleyeceksiniz. Çünkü bitkiler olarak da daneyi, tohumu yaratan yine o ayet-i kerimede diyor, "Allah daneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır." Enam 95. O zaman biz dünya üzerinde hayvanlardan tutun, bitkilerden tutun, uçanından tutun, yüzeninden tutun, görünenden, görünmeyenden her şeyine baktığımızda bu üç ana unsuru hiç unutmayacağız. Yaratıcı. Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. ve yarattığı her şeyi bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratır. Mükemmel yaratır ve yarattığı her güzeldir. O zaman güzel olan, mükemmel olan sevilir. Güzel ve mükemmel olan sevilir. Bakın tekrar söylüyorum. Güzel ve mükemmel olan sevilir. Ve siz bakarken sufice yaratılmış bir şeyi çirkin görmek, eksik görmek, noksan görmek, fazlalık görmek, bunu neden yarattı demek seni küfre götürür. Sen önce bu eğitimi sağlam bir şekilde al. boş. Biz yaratılanı severiz yaradandan ötürü. Ya bu ne kadar çirkinmiş ya. yok olmadı. Yaradılanı sevmiştin. Yaradan. Allah’tı. Sen nasıl onu çirkin gördün? Olmadı. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden >> bunda. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde örnekler vardır. meşhurdur ya bir köpek bazı rivayetlerde merkep olarak geçer aslında o rivayet., bazen de. İsa. Aleyhisselam’ın üzerinde olduğu düşünülür veyahut da. Hz. Muhammed. Mustafa’nın üzerinde olduğunu söyleyen hadis kitapları da vardır. ashabıyla beraber yürüyor. Yürürken bakıyor ki herkes o kokudan ağzını burnunu saklıyor. Kerih görüyorlar. Ha meşhur ya. Hazreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne güzel dişleri varmış diyor. Bakın herkesin kerih olarak gördüğünde bir güzellik gördü. Bir güzellik görmek, güzel tarafını görmek. Dedi ki ne güzel dişleri varmış. Allah bizi görenlerden eylesin. >> Amin. >> Oysa herkes diyordu ki bu kokuyor. Buna bakılmaz. Hatta rivayet ederler. Arapların örtüleri var. Örtülerini örttüler ağızlarına, burunlarına kokuyor diye. Hazreti. Muhammed. Mustafa örtmedi. Dedi ki, "Ne kadar güzel yaratmış dişleri. Çok güzel." Şimdi olunca demek ki biz bir şeyi çirkin ve kerih görme noktasında değiliz. Ayeti kerime. Enam 38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın. Biz kitapta levhi-i mahfuzda hiçbir eksik bırakmadık. Sonra hepsi rablerinin huzurunda toplanacak. O zaman yeryüzündeki hepsi de bir ümmet, hayvanlar da ve hepsi de levhi-i mahfuzda bir hesap kitap üzerine yazılı. Eksik noksan bir.

Kaynak: Allah yarattığı herşeyi mükemmel ve güzel bir şekilde yaratmıştır

Asıl ayna olan kimdir?

Asıl ayna olan da Allah’tır. Mümin müminin aynasıdır. Hadis-i kutsisi mucibince asıl ayna Allah’tır.

Kaynak: Her veli Farukî değildir her mürşidde Farukî değildir

Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz sıfatlarının tecellisine mazhar olan insanın kemalatı da sonsuzdur?

Cenab-ı Hakk’ın sonsuz sıfatlarının tecellisine mazhar olan Hakkında Baktım takvime devamlı artıyor gidiyor. Takvimin sonu var mı dedim. Mustafa. Özbay yok. kıyamete kadar takvim devam edecek mi? Edecek. Kendi kendimiz otursak kıyametin ne zaman kopacağını biliyor muyuz? Hayır. O zaman ahsen-i takvim dediğimizde sonsuz bir bizim için zaman dilimi çıktı. Sonsuz bir zaman dilimi. Peki şimdi insan sadece bu dünyayla alakalı değil. İnsanın bir de öte alem diye nitelendirdiğimiz ahiret hayatı var. O zaman insan için ahiret hayatının da bir sonu var mı? Yok. Ahsen-i takvim üzerine yarattı. Ahsen-i takvim dediğinize göre o zaman sonsuz bir şekilde o takvim devam edecek. Burayı iyi dinleyin, kaçırmayın. Bunun üzerinde birkaç gün tefekkür ettim. Ahsen iyi, güzel, hoş demek. Ahsen dediğimizde mükemmel demek. Her şeyi yerli yerinde. O zaman insanın mükemmelliği bitmeyecek ve insan devamlı mükemmelliğe ve iyiliğe daha da güzelliğe doğru koşacak. Ve hiçbir şekilde bu iyileşmesi, güzelleşmesi, derinleşmesi, genişlemesi, fiziki olarak da güzelliği, fiziki olarak da güzelliği, mana olarak da derinliği bitmeyecek. Ve kendini bilme, kendini bilme. O da bitmeyecek. Çünkü o kimse. Cenab-ı. Hakk’ın sıfatlarının tecelli ettiği ayna hükmünde. Allah sonsuz. Sıfatlarının tecelliyatı da sonsuz. Sıfatlarının tecelli edeceği mükemmel manada insan da sonsuz. Çünkü sıfatlarının tecelli etmesi gerekir. Ve madem ki insan hayatı sadece dünyayla sınırlı değil, o zaman sonsuz sıfatsal tecelliyat, sonsuz ahsen-i takvim tecelliyatı insanın üzerinde devam edecek. İnsan eğer kendini bilir, kendini tanımlar, ne olduğunun farkına varırsa. Cenabı. Hakk’ın sıfatsal olarak üzerindeki tecelliyatı idrak eder, tanımlarsa o zaman o insan gerçek manada ademiyet merkezinde durup onun üzerindeki kemalat bitme noktasında olmayacak ve insan ben tekrar baştan sondan alayım. Bu insan, bu insan. Cenabı. Hakk’a yaklaşmakta o kadar ileri bir derecede ki iki yay, iki yay mesafesi kadar yaklaşıp. Allah’ın sarktığı ve kendisini gösterdiği ve gösterdiği. Hazreti. Muhammed. Mustafa’nın gözünün şaşmadığı, kalbinin de tasdik ettiği insan. Biz. Hazreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir tarafı insandı, kuldu. O zaman insan o kadar şerefli, o kadar derin, o kadar geniş, o kadar ahseni-i takvimi yüksek ki. Cenabı. Hakk’ı görme ve. Allah’ın ona sarkma, Allah’ın onun önünde perdelerini açma derecesine bahşettiği bir insan.

Kaynak: Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz sıfatlarının tecellisine mazhar olan insanın kemalatı da

Bütün mahl, Allah’ın rızıklandırmasına mazar mı?

Allah’ın sonsuz nimetlerine mazhar olmuş bir varlığız. Ve bütün mahlukat. Allah’ın nimetlerine mazar. Bütün mahl, Allah’ın rızıklandırmasına mazar. Cansız bir varlık yok. Her bir varlık. Allah’ın rızkıyla hayatına devam eder, yaşar. Hak bütün varlığın tamamını kendisi rızıklandırır kendi hazinesinden. Kur’an-ı Kerim’de bu rızıklandırmayla alakalı o kadar çok ayet-i kerime var ki insanın tabiri caizse gözüne gözüne sokuyor. Ey insanoğlu sen rızık endişesiyle rabbinin yolunu terk etme. Rızık endişesiyle Allah’ı tanıma ve bilme yolunu terk etme. Rızık endişesi ile sen kendi kendini helak etme. Rızkından endişeye düşme. Seni kendi eliyle yaratan, kendi ruhundan üfleyen, ahseni takvim üzerine yaratan, ahseni takvim üzerine yaratan, kendine halife seçen ve seninle konuşan, sana vahyeden. Allah senin rızkını da üzerine almış. Senin rızkını üzerine almış. Fakirliğe düşme endişesi ile evlatlarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizin de rızkını veren biziz. İsra ayet 31. Yeryüzünde kımıldayan hiçbir varlık yoktur ki onun rızkı. Allah’a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçireceği yeri de, öleceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık kitaptadır. Hud suresi ayet 6. Ali. İmran ayet 37. Enam ayet 151 Araf ayet 50 Enfal ayet 3 ve 4 Yunus suresi ayet 10 31 59 93 Hud suresi ayet 88 Rat suresi ayet 22 Taha suresi ayet 81 gibi gidiyor daha rızıkla alakalı rızıkla alakalı bunların hepsi de demek ki o halifenin rızkını da ne yapmış. Cenabı. Hak üzerine almış insan. Kendini tanı, kendini bil. Sadece. Allah’a muhtaçsın. Sadece. Allah’a ihtiyacını gör. Sadece. Allah’la işini bitir. Rızkın ona ait. Ahmed’e, Mehmet’e, devlete, ona, buna değil. Ya rızkın ona ait. Buna iman et. Onun halifesisin sen. Onun halifesisin. El avuç açma. Onun halifesisin. Başka yerlere dayanacağım, yaslanacağım diye uğraşma. Onun halifesisin. Kendi iki eliyle yarattığısın. Eşref-i mahlukatsın. hitap ettiğiysin, konuştuğusun, vahyettiğysin. Sen vahyettiği kimsesin, insansın ve gökleri ve yeri sana musahhar kılmış, senin emrine vermiş. Gökler, yerler, denizler senin emrinde. Varlık, varlık sana musahhar kılınmış. Senin gözünün önüne serilmiş. Senin mana gözünün önüne bütün varlık serilmiş. Kendine gel. Kendini tanı, kendini gör, kendini bil. Ne olduğunu anla. Ne olduğunu anla. Hayvanlar gibi yiyip içip cima eden değilsin. Hayvanlar gibi barınacak bir yer buldun. Tamam bitti değilsin. değilsin. Sen onun halifesisin. Sen onun vahyettiğysin. Sen onun kendi ruhundan üflediğsin. Kendini basite alma. Yeah.

Kaynak: Ey insan, kimseye el açma sen Allah’ın halifesisin, rızkın O’na ait

Onun benzeri gibi hiçbir şey yok mudur?

Allah’la aranda ne perde olduysa hepsi de heva hevesindendir Hakkında Dengi olmayan demek. Şura ayet 11. Onun benzeri gibi hiçbir şey yoktur.

Kaynak: Allah’la aranda ne perde olduysa hepsi de heva hevesindendir, nefsindendir

Naziri olmayan Allah ne demektir?

Naziri olmayan Allah yani o veliden çıkan zuhur eden kelam. Naziri olmayan, ortağı olmayan demek.

Kaynak: Allah’la aranda ne perde olduysa hepsi de heva hevesindendir, nefsindendir

Allah’ın benzersiz olduğunun idrakinde ne hissedilir?

Allah’ın benzersiz olduğunun idrakinde Allah’ın benzeri hiçbir şeyin olmadığının idraki. O yüzden feryadı bu. Ey naziri olmayan Allah, utancından zavallı ihtiyar su kesildi.

Kaynak: Allah’la aranda ne perde olduysa hepsi de heva hevesindendir, nefsindendir

Allah’ın elinden tutmasını nasıl anlamalıyız?

Cenab-ı Hak cömertlerin günahlarını örter, affeder.

Kaynak: Cenab ı Hak cömertlerin günahlarını örter, affeder

Allah’ın zikrini inkar edenler ne olur?

Kim Allah’ın zikrine defans yaparsa, karşı gelirse, alaya alırsa, hafife alırsa ve Allah’ın zikrini inkar ederse bu dünyadan kafir olarak göçer gider. Velev ki namaz kılsın, velev ki oruç tutsun, velev ki haccını yapmış olsun. O kimse zikrullah’a düşman zikrullah’a karşı ise tövbe etmeden bu şekilde ölür giderse o kimse kafir olarak ölür.

Kaynak: Bu dünyada Allah’a itaat etmeyen, O’nu zikretmeyenler mahşerde kör olarak haşrol

Bütün varlığın rabbi kimdir?

Bütün varlığın tek bağlı olduğu yer Allah’tır. Allah rububiyet sıfatı da dahil hiçbir sıfatını paylaşmaz.

Kaynak: Bütün varlığın rabbi Allah’tır

Rablik sıfatı ne anlama gelir?

Rablik sıfatı da rububiyet rablıktır. Çünkü Allah’a aittir. Ve bütün varlığın rabbi Allah’tır.

Kaynak: Bütün varlığın rabbi Allah’tır

Rab ismi şerifi ne anlama gelir?

Tabii Rab ismi şerifi aynı zamanda terbiye edici, koruyucu, muhafaza edici anlamındadır. Cenabı Hak her bir varlığı, her bir varlığı görür, işitir. Onun ihtiyacına göre ne lazımsa onu ona ihsan eder.

Kaynak: Bütün varlığın rabbi Allah’tır

Allah’ın hicap (gizlilik) sıfatı nedir?

Görünmezsin, Cenâb-ı Hakk’ın Batın sıfatıdır. Allah Batın sıfatının bütün varlığın üzerinde, her şeyin üzerinde tecelli ettirir. Aynı zamanda da Cenâb-ı Hakk Zahir ism-i şerifine sahiptir. Zahir ism-i şerifiyle Allah sıfatlarıyla görünendir ama bir kimse göremezse o zaman o kimse Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını görmekten uzak olmuş olur. Bu da o kulun kendi tembelliğindendir.

Kaynak: Nefes III — 2 Aralık 2017 Sohbeti

Allah’ın sıfatları nasıl oluşur?

Allah sonradan görmez, Allah sonradan duymaz, Allah sonradan tutmaz, Allah’ın sıfatları sonradan oluşmaz. Elma gibi değildir, erginleşmez sonradan, sonradan üçte bir kesip tamamlanmaz, üçte üç olmaz.

Kaynak: Nefes III — 25 Kasım 2017 Sohbeti

Hayal, Allah’ın varlığına dair bilgiyi nasıl açıklar?

Hayal, Allah’ın varlığına dair bilgiyi açıklamak için kâinatta yalnızca hayalle anlaşılabilir. Örneğin hayalin bir fonksiyonu olan rüya halinde insan cisim olmayan cismani şeyler görür. Gördüğü nesnelerin maddi suretleri olsa da bu nesneler maddi alemde değil, ruh olan hayal aleminde yer alırlar. Hayal bir mana üstlenebilir, yani akledilebilir, dünyanın şekli olmayan bir gerçekliğine dönüşebilir, ona duyusal biçim (suret-i mahsusa) kazandırabilir.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Allah’a tapmanın ne demektir?

"Putperestlere putlara tapmaktan vazgeçip de yalnızca Allah’a tapmayı söylemek, halen Allah’a tapmakta olanlara Allah’a tapmaktan vazgeçip de Allah’a tapmayı tercih etmeyi söylemekle aynı şeydir." KEŞANİ (Anahtar Kavramlar Prof. IZUTSU)

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

Allah’ın Rahman ism-i şerifinin anlamı nedir?

Rahman suretinde dediğinde Cenâb-ı Hakk zat noktasında kendisini beri eder burada. Dikkat edin, zat noktasında kendisini beri eder. Sıfatsal boyutlarının hepsini de insanın üzerinde toplandığını gösterir, zat noktasında değil. Bir kısım ehli sufinin ayağının kaydığı yer burasıdır, insanı Allah’a benzetirler oysa Cenâb-ı Hakk Rahman ism-i şerifinin üzerinde insanın üzerine tecelli ettirmiştir. Rahman ism-i şerifi dediğimizde Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatsal boyutlarıdır, Cenâb-ı Hakk’ın zat boyutu yoktur bunda. Allah’ın kendi üzerinde, Allah ism-i şerifinde Cenâb-ı Hakk’ın zat boyutu da vardır. O yüzden bir kimsenin üzerinde zat boyutunun tecelli etmesi mümkün değildir. O hiçbir şeye benzemez. O hiçbir şeye benzemez olunca bu, zat noktasıdır. Bizim görmemiz Allah’ın görmesi gibi değildir ama biz de görürüz. Bakın bu sıfattır. Bu Basir ism-i şerifinin tecelliyatıdır. Bizim duymamız Allah’ın duyması gibi değildir ama biz de duyarız, bu nedir? Bu Semi ism-i şerifinin tecelliyatıdır. Bizim kelamımız Allah’ın kelamına benzemez ama biz de konuşuruz kelam ederiz. Bu nedir? Cenâb-ı Hakk’ın konuşması, Kelam ism-i şerifinin tecelliyatıdır. Bu manada Allah hikmet sahibidir, insanlarda da hikmet ehli olanlar vardır.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Bu farklı bir sıfatsal boyut mudur?

Bir kulun üzerinde Cenâb-ı Hakk zat olarak tecelli etmez. Örneğin Musa aleyhisselam dedi ki, "Seni görebilir miyim, seninle konuşuyorum, seni görebilir miyim?" Sen olabilir miyim, demedi. Ben sen olmak istiyorum, demedi. Dikkatinizi çekerim burada. Oysa konuşuyordu ve konuşma esnasında hani seven sevdiğiyle konuşur ama görmek ister ya, görmek istiyor bakın. Bu farklı bir sıfatsal boyuttur. Ama Cenâb-ı Hakk ona görme sıfatsal boyutunda tecelli ettirmedi. Bakın, görmek istedi, duymak istedi. Rü’yetullah haktır, rüyada Allah görülür mü? Evet. Sıfatsal noktada mesela hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yine ayırt eder burayı. "Bana Rahman göründü." der. Bana Allah göründü, demez. "Bana Rahman genç delikanlı bir erkek suretinde göründü." der. Bakın, Rahman bana genç erkek suretinde göründü, der. Rahman der ama Allah demez. Onu bir kısım sufiler çevirirlerken onu Allah olarak çevirirler. Cenâb-ı Hakk Allah olarak onu çevirdiğinizde onun zatullahı da girer işin içerisine, orda sıkıntı var ama Rahman dediğinizde sıfatsal boyuttur onda sıkıntı yoktur.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Rahman ne demektir?

Rahman der ama Allah demez. Onu bir kısım sufiler çevirirlerken onu Allah olarak çevirirler. Cenâb-ı Hakk Allah olarak onu çevirdiğinizde onun zatullahı da girer işin içerisine, orda sıkıntı var ama Rahman dediğinizde sıfatsal boyuttur onda sıkıntı yoktur.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Hallacı Mansur ene’l hak dedi, ene’l Allah dedi mi?

Ene Allah deseydi ben Allah’ım olacaktı ama ben Allah’ım demedi, ne dedi? Ene hak, ben hakkım, dedi. Doğru söyledi. Bakın, doğru söyledi ama ene Allah demedi.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Beyazıt-ı Bestami hazretleri ne dedi?

Cübbemin altında sizin taptığınız vardır.” dedi. Cübbenin altında. “Var mı bugün şanı benden daha yüce olan?” dedi. “Benden daha azizi var mı?” dedi. Sıfatsal boyutları söyledi. Çünkü o sıfat onun üzerinde öylesine tecelli etti, öylesinde tecelli etti ki kendi üzerindeki tecelliyata baktığında o sıfattan başka bir şey görmeyip onun sarhoşluğuyla o sıfatsal boyutu ilan etti.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Semî’yi ne anlama gelir?

Ben Semî’yim, gören benim.” dedi. Hatta öylesine yaşadılar. “O benden görür.” dediler. Kâh O benden görür, seyreyler alemi, kâh ben Ondan görürüm, sey riylerim alemi. Kâh O benden duyar, dinler bütün alemi, kâh ben Ondan duyarım, dinlerim bütün alemi. O benden duyarsa alemi ben keyf ederim, ben Ondan duyarsam alemi ben keyif ederim. Keyif eden sonuçta ha O olur bazen, ha ben olurum.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Sıfatların bir veli üzerinde tecelli etmesi ne anlama gelir?

Sonuçta burada söz konusu olan bir sıfatın bir velinin üzerinde tecelli edip o velinin sarhoşlukla o sıfatı özümsemesi ve o sıfatın içerisinde yok olması, kaybolması, kendinden geçmesi, kendinden geçtiğinde de komple o sıfat haline gelmesidir. Bu, kâh kendinden geçtiğinde o sıfat haline gelir, kâh kendine geldiğinde sıfat onun üzerinden zuhur eder. Kâh o sıfatın üzerinden zuhur eder, kâh sıfat onun üzerinden zuhur eder. Bunun ortasında, arasında incecik bir ince perde vardır.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Sıfatların bir veli üzerinde tecelli etmesi sonucunda ne olur?

Bu noktada o veli bu hale geldiğinde kendi üzerinde o sıfatsal boyutun tecelli ettiğini ve bu noktada kendisi fena haline gelirse işte o esnada onun bu manada zahiri noktadaki aklı şaşar kalır, donar kalır. Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretlerinin tabiriyle apışır kalır. Başka bir tabiriyle çamura saplanmış eşek gibi olur ve bu esnada o zatın üzerinden tecelli eden hiçbir şey kendisine ait değildir.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Demir ateşin özelliklerini taşıyorsa ne demektir?

Ateşin özelliklerini kendi üzerinde taşımasıdır. O yüzden kendisine benzerler yani Allah alemi, alemi kendisine benzer bir şekilde yaratmıştır. Nasıl Âdem Rahman’a benziyorsa alem de Âdem’e benziyorsa sonuçta tespih tanesi gibi sıralarsak alem de neye benzer? Rahman’a benzer.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Allah’ın sıfatları ne anlama gelir?

Allah’ı tesbih ederiz. Çünkü yaradılış sebeplerimizden birisi Onu tespih etmekti. Onu tespih ederiz yani zikrederiz. Zikretmek sadece oturup la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah demek değil. Bu, en önemli ana hattı ama Cenâb-ı Hakk’ın bir sıfatsal boyutunun tecelliyatını seyreylemek, onu dinlemek veya buradaki bu sohbeti dinlemek veya yolda giderken Cenâb-ı Hakk’ın şahane eserlerini tefekkür etmek de zikretmenin içerisinde.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

İnsanlar da aziz olabilir mi?

Yarattıklarından müstağni olan, her şeyin yücesinde bulunan ve aziz olan Allah’tır. Evet ama Allah’ın aziz olması gibi değildir.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Halk nedir?

Buna göre O, halkı kendi suretinde var etmiştir. Evet, halk dediğimizde: 1) İnsanlar. 2) Hayvanlar, bitkiler, nebavatlar, varlık tamamiyetle. Bunların hepsi de hâlk edilmiştir ve hâlk edilen her şey Allah’ın halkıdır, hâlk ettiği şeylerdir ve varlık suretine varlığa döndürdüğü, varlığa dönüştürdüğü şeylerdir.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Hâlk etme sonsuz mudur?

Hâlk etme sonsuzdur. Biz hâlk etmenin sonunu bulmamız mümkün değildir. Hâlk edilenin sonunu buluruz, hâlk etmenin sonunu bulamayız. Hâlk edilen bir şeyin sonunu bulmak mümkündür ama hâlk etmenin- Allah hâlıktır, hâlk edendir- onun sonunu bulmak mümkün değildir, başını da bulmak mümkün değildir.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Allah’ın hâlk etmesinin başlangıcı var mı?

Allah’ın hâlk etmesinin başlangıcı yok. Tekrar söylüyorum, Allah’ın hâlk etmesinin başlangıcı yok. Bu bir kimseyi felsefik olarak çökerten bir şeydir. Bir kimseyi felsefi olarak uçuran bir şeydir. Eğer negatif noktada bakarsan çökertir insanı. Düşünebiliyor musunuz, Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir, sonradan bir sıfat var olmuş veya yok olmuş değildir veyahut da sonradan bir sıfat olgunlaşmış, kemale ermiş değildir. Bütün sıfatları evvelden de kemale ermişti ve son olarak ahir olarak da, sonsuz ya, kemale ermiştir.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları ne anlama gelir?

Zaman içerisinde kemalâtından eksiklik ve noksanlık yoktur. Zaman içerisinde kemalâtı arttırmak da yoktur. O yüzden Hanefiler derler ki: İman artmaz ve eksilmez iman bir bütündür. Bu manada o zaman Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal boyutunda hâlk etmesinin başlangıcı yok.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Ahirette tecelliyat ne anlama gelir?

Daha sonra da bu durum en tam ve en mükemmel kuşatıcılığı içinde zahir olan ahirete aktarılır. Evet, bu mükemmellik bu varlığın üzerindeki Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal mükemmelliği… Hatta denilebilir ki burada en mükemmel kuşatıcılığı içinde zahir olan ahirete aktarılır, der. Bu zahire tecelli eden, varlığa tecelli eden sıfatsal boyutlarının fevkinde, üstünde ahirette tecelliyat vardır. Yani manada, metafizikte bu zahirsel boyutun üstündedir oradaki tecelliyat.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Allah’ın dostları neden mana alemine geçmek isterler?

Bu yüzden Allah’ın dostları, Allah’ın velileri bir an önce mana alemine tamamiyetle geçmek isterler. Mana alemine tamamiyetle geçmek istemelerinin, iştiyaklarının, hazlarının, lezzetlerinin, oraya karşı aşırı derece hırslı ve haris olmalarının sebebi oradaki tecelliyatların bu manada geçici olmaması, anlık olmaması, devamiyet ve mükemmelliyetliğinin en üstünde olmasından dolayıdır.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

Melekleri nasıl görürüz?

Tevhide başlayınca La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diye yolda yürürken her tevhid okumanda on tane muhafaza meleğinin geldiğini etrafına görüyorsun.

Kaynak: Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti

Kör ve sağır kimlerdir?

Asıl kör o melekleri görmeyendir. Asıl sağır odur. Asıl sağırlar onlardır. Bir zikrullah halakasında bir kimse Allah’ı zikir için halakayı oturup da kalktığında "Af olmuş olarak buradan dağılınız." diyen meleklerin sevinç içerisinde, sevinç içerisinde o zikrullahı yapan kimsenin etrafında pervane dönerekten bunu böyle bütün semaya haykıraraktan söylendiğini duymayan sağırdır.

Kaynak: Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti

Allah’ın yaratılışı nedir?

Allah insanı tersine çevrilen bir yaratılışta yaratmıştır.

Kaynak: Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti

Allah’ın sıfatları nasıl tecelliyat eder?

Allah’ın sıfatları, yaratılışta bulunan simgelerle tecelliyat eder. Örneğin, birisinin cömertliği, ilmi, hükümranlığı, hidayete sebep olma gücü gibi sıfatlar, Allah’ın sıfatları olarak kabul edilir. Bu sıfatlar, Allah’ın yaratılışında bulunan simgelerle ifade edilir ve bu simgelerin üzerinde tecelli eden Allah’ın sıfatlarıdır. Bu nedenle, birisinin cömertliği, ilmi, hükümranlığı gibi sıfatları, Allah’ın sıfatları olarak kabul edilir.

Kaynak: Nefes III — 30 Nisan 2016 Sohbeti

Allah’ın gerçeklik durağında oturup orayı yurt edinenlerin yerleri ne kadardır?

Allah’ın gerçeklik durağında oturup orayı yurt edinenlerin yerleri arştan da yücedir kürsüden de boşluktan da.

Kaynak: Nefes III — 30 Nisan 2016 Sohbeti

Göz göremez Allah’ı olduğu gibi ne anlama gelir?

Göz göremez Allah’ı olduğu gibi. Her an her durumdadır, fakat yok gibidir sanki.

Kaynak: Nefes III — 30 Nisan 2016 Sohbeti

Allah’ın sureti nedir?

Mikrokozmos gibi makrokozmos da Allah’ın suretidir. Bir yandan Allah, Zâhir ismi gereği kendini zâhir ederken öte yandan Bâtın ismi gereği kendini gizler. Allah’ın sonsuzluğundan dolayı tecelliler tekrarlanmaz. Her bir şeyin sureti her an içinde diğer sıfatları hariç tutarak vücudun belli bir sıfatını görünür kılar ve bu sıfat an be an değişir.

Kaynak: Nefes III — 23 Nisan 2016 Sohbeti

Allah’ın kendi zatullahını Batın ism-i şerifiyle saklamıştır?

Allah kendi zatullahını Batın ism-i şerifiyle de ne yapar? Saklar, gizler. Kendi zatullahıyla alakalıdır bu. Bu sıfatlarıyla alakalı değildir. Bütün sıfatları zuhurat noktasında, tecelliyat noktasında zuhur eder; tecelli eder ve bütün alem-i sagîrde de alem-i kebirde de sıfatsal boyutta tecelli eden bütün hepsi de Cenâb-ı Hakk’tır ama Allah kendi zatullahını Batın ism-i şerifiyle saklamıştır.

Kaynak: Nefes III — 23 Nisan 2016 Sohbeti

Ayet-i kerimede Cenâb-ı Hakk "Allah her an bir şan üzerinedir." der midir?

Allah her an bir şan üzerinedir. Ayet-i kerimede Cenâb-ı Hakk "Allah her an bir şan üzerinedir." der. O yüzden Cen, Hakk zahirsel boyutta bütün sıfatlarını tecelli ettirirken hiçbir zaman eskisini tecelli ettirmez.

Kaynak: Nefes III — 23 Nisan 2016 Sohbeti

Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları nasıl tecelli eder?

Her bir şeyin sureti her an içinde diğer sıfatları hariç tutarak vücudun belli bir sıfatını görünür kılar ve bu sıfat an be an değişir. Bütün mükavanatın üzerinde, bütün mükavanatın üzerinde sıfattan sıfata geçişler, sıfattan sıfata değişimler, sıfattan sıfata tecelliyatlar vardır. Bir kez örneğin bir ism-i şerifi tecelli ettiğinde ardından başka bir ism-i şerifi tecelli eder. Ardından başka bir şey, ardından başka, ardından başka veya tamamıyla tecelli ederken her an, her an tecelli eden onun sıfatıdır ve yenidir.

Kaynak: Nefes III — 23 Nisan 2016 Sohbeti

Allah alemi bir şey olmayan (Yok) dan yaratmış mı?

* Allah alemi bir şey olmayan (Yok) dan yaratmış bunu südur yoluyla ve ezelde değil, iradesi gereği başlangıcı olan bir zamanda yaratmıştır. Bu da kelamcıların ve GAZALİ’nin görüşüdür. Ki, biz buna katılıyoruz. Evet. Cenâb-ı Hakk, hiçbir şey yok iken O var idi ve hiçbir şey yok iken bir şey yarattı. O yarattığı şeyi ben ruhundan ve nurundan olarak görüyorum ve o bir şeyden her şeyi yarattı ve bu noktada da bu yaratmanın başlangıcı vardı. Bu yaratmanın başlangıcı var ise bu varlığın, bu kâinatın da bir sonu olacak. O yüzden o görüşe katılanlardanım inşaallah. Bu Heyula olarak adlandırılan şeyi, bunun karşılığı hayaldi herhalde bilmiyorum.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Tanrı varlığı kendi özünü gerektirir mi?

Ebu el-Hüseyin bin Abdullah İbni Sina ile onun gibi düşünenler de "Tanrı varlığı kendi özünü gerektirir. Onun varlığı alemin varlığından ayrıdır ancak alemde tepkisi bulunur."

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Allah’ın varlığı alemin varlığından ayrı mıdır?

Tanrı varlığı kendi özünü gerektirir. Onun varlığı alemin varlığından ayrıdır ancak alemde tepkisi bulunur.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Tanrı’nın isteği, dileği alemin eğilime göredir mi?

Oysa bu iki yargı arasında ateşle su gibi bir ayrılık vardır. İki inançta köksüzdür. Oysaki tanrının isteği, dileği alemin eğilime göredir.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Allah’ın istemesi kulun istemesine bağlı mıdır?

Yani Allah’ın istemesi kulun istemesine bağlıdır. Onun eğilim göstermediğini istemez. Allah’ın eğilimi ile nesnenin eğilimi arasında bir uyum vardır. Allah daha iyi bilir.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Allah’ın sıfatları ve tecelli edebilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Allah’ın sıfatları bütün varlık alemini kapsamıştır. Her şeyin üzerinden her şeyi tecelli ettirir ama “Bu ağaç benim velimdir. Gidin ona.” demez. “Ama onun üzerinden velayet sıfatı muhakkak açıktır?” Bütün sıfatları bütün her şeyin üzerinde tecelli eder.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Allah’ta yokluk var mıdır?

Allah’ta yokluk yoktur. Yokluk halka göre vardır. Hakk’a göre yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının bir kısmı halktan tecelli eder. Halktan tecelli eden sıfatlar ile Hakk’tan tecelli eden sıfatların tecelliyatları farklıdır o yüzden yokluk Allah katında yoktur. Allah bir şeyi kendi zatı uluhiyetindeki ilmiyle yaratır. Hani meşhurdur ya, Allah yokluktan yarattı. Buradaki Allah yokluktan yarattı dediği şey, bir madde kullanmadı. Bizim algımızla bir madde kullanmaksızın yarattı onu ve aleme sudûr eden her şey, aleme sudûr eden her şey, bu benim kendi anladığım yine altını çizeyim, aleme sudûr eden her şey Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ilahiyesinde mevcuttu. İlmi ilahisinde vardı. İlmi ilahide vardık. İlmi ilahide var olduğumuzu biliyorum. İlmi ilahide ebedi olarak her ne varlık sahasına sudûr edecekse hepsi de var. Varlık sahasına ne sudûr edecekse ne çıkacaksa hepsi de var.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Arabî’nin tanrı anlayışı nedir?

Arabî Allah’ı varlıkla açıklar varoluşla açıklar, varlığın kademeleri ile açıklar. Varlığın üzerinden Allah’ın bilineceğini söyler Allah çünkü bilmez idi, bilinmekliği istedi, bir şey yarattı. Yarattığı şeyin içeresinde Allah’ı bilebilecek olan en kıymetli varlık, insan. Biz Allah’ı tanımada, Allah’ı bilmede, Cenâb-ı Hakk’ın tüm sıfatlarının, tüm sıfatlarının diyorum, Allah’ın bilinen bilmeyen, o esnadaki tüm sıfatlarının tecelligâhıdır mürşid-i kâmil, zamanın kutbu. O yüzden Arabî der ki: Allah’ı varlığın içeresinde en fazla bilen Hazreti Muhammed-i Mustafa’dır, der sallallahu aleyhi ve sellem, sonra başka yerlerde derki: Allah’ı bilen, peygamberlerden sonra zamanın kutuplarıdır. Ondan sonra veliler ondan sonra sufiler olarak nitelendirir. Başka bir yerde de Allah’ı en iyi bilenlerin sufiler olduğunu söyler ama bunların bilmeleri, varlığın üzerinde Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatı ile alakalıdır. Biz Allah’ı varlığın üzerinde, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarından tanırız, Spinoza ise tanrıdan varlığı bilmeye çalışıyor, arasındaki fark bu.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Arabî ve Spinoza’nın tanrı anlayışları arasında ne fark vardır?

Arabî öğretisi dini kaynaklıdır, Allah’a ulaşma yönteminde kalbi keşfi seçer, Spinoza ise tanrı anlayışını tamamen rasyonel ilkelere dayalı olarak matematik yöntemle kurar. Evet, Arabî’nin öğretisi direk Kur’an ve sünnettir. Arabî tipik eski klasik sufi duruşu vardır. Arabî için birinci derecede bilmekle alakalı, ilimle alakalı, öğreti ile alakalı direk kendisini bağladığı yer Kur’an ve sünnettir hatta Arabî bu manada mezhepsel bir şekilde radikal bir mezhepçi değildir. Sufilerin hiçbirisi radikal mezhepçi değildirler mezhepsizde değillerdir ama radikal mezhepçi değillerdir, tutucu mezhepçi değillerdir sufilerin hepsi de. O yüzden çok eleştirilirler ama gel gelelim bunu eleştiren ehli fakihte kendi mezheplerinde rahat duramazlar, işin içinden çıkamazlarsa diğer mezheplerin ölçülerini de alırlar ama sufilere taş atmaya gelince de ilk taşı onlar atarlar, enteresan bir yapı. O yüzden Arabî bu noktada Allah’ı bilme, burada tanrıya ulaşma demiş ben ulaşmayı kabul etmiyorum yine, Arabî Allah’ı bilme yolunda Kur’an ve sünnetin zahirine bağlı olduğu kadar kalbi keşfede bağlar. Allah en iyi bilinme noktası keşf iledir, keşf. Keşf ise kalbi bir ilimdir. Arabî bilginin geliş noktalarını da söyler, bilgi edinme yollarını da Arabî söyler. Arabî için bilgi edinme yollarıdır: okuyabilir bir kimse, duyu âlemi ile duygularıyla bir şey öğrenebilir, bunların üstünde kalbi keşfe inanır Arabî. O keşfi muhakkak peygamberlerde vahiydir, sufilerde keşftir. Arabî bu keşfi muhakkak ve muhakkak öne çıkarır ama sufilerin kendi dünyasında, kendi iç dünyalarında, kendi öğretilerinde, kendi dairelerinin içeresinde bu çok önemlidir. Sufiler bu keşfe ulaşmayı arzu ederler. Çünkü sufi için keşfe ulaşmak hakikate doğru kanat çırpmaktır. Sufi keşfe ulaşmazsa hakikate doğru kanat çırpamaz. O zahiri olarak Kur’an ve sünneti öğrenir tek kanatlı olur hatta sufilerde meşhurdur, tek kanatlı kuş uçmaz derler. Tek kan, kuş uçmaz dedikleri şey sufinin zahir bilgileri öğrenip keşf ilmi ile ilimlenmemesidir. Zaten günümüz sufilerinin en büyük handikaplarından birisi budur. Sufi dergâhlarda insanlar medrese arıyorlar. Sufi dergâhlarda medrese aranmaz sufi dergâhlarda keşf aranır. Eğer bir sufide keşf ilmi yoksa oturmasın oraya. Ayetleri gider Kur’an-ı Kerim’den okursunuz, tefsirse gider tefsiri de bir yerden okursunuz, hadisleri gider hadis kitaplarından okursunuz fıkhı gider fıkıh kitaplarından okursunuz ama keşf ilmi kitaptan okumakla öğrenilmez. Bunun için bir ehil mürşid gereklidir ve bu iş batınidir zahiri değildir. Bunun yolu Allah’a yaklaşmak için mücadele etmek, mücahede etmek, güzel ahlak, evet ibadet ama en önemli şey çokça zikir ve Allaha yakin olmayı isteme. Rüya keşf ilminin anahtarı gibidir, o kimse rüya görmeye başlar veya o kimsenin kalbine ilham gelmeye başlar veya o kimse kabir haline vakıf olmaya başlar veya o kimse zikrullah halakasında yakaza hali dediğimiz haller görmeye başlar veya zikrullah halakasında zikrullah yaparken o esnada orada iken gözünün önünde ayrı bir perde açılır, bir bakar ki başka yerde, bir başka yerde zikrullah yapıyor, başka bir halakada, başka kimselerle zikrullah yapıyor. Sufinin yoludur bu. Sufinin yolu zikrden geçer, edepten geçer, terbiyeden geçer, bağlılıktan geçer. Sufinin yolu dedikodudan, gıybetten, ondan bundan geçmez. Sufi kendince kendi kalbini tenvir etmeye uğraşır ki, keşf ancak kalbe gelir. Hitap ancak kalbe gelir. O yüzden bir kimse bir sufi dergâha gider bağlanır. Cigaraya, dedikoduya, gıybete, iftiraya, suizanna, bühtana, içkiye, kumara, fuhuşa, berduşluğa, ayyaşlığa devam edecekse o kimsenin sufi yolda durmasının bir anlamı yok. Kendini terbiye edecek orda, kendini iyileştirecek. Çünkü kalp, onu çalıştırması lazım, kalbin tik takının artması lazım, kalbin tik takının artması o kimsenin zikrullahı ile alakalı, bunun oluşması lazım. O yüzden Arabî öğretisini tipik zahirsel olarak Kur’an ve sünnete, içsel olarak keşfe dayandırır bu sufi yoludur. O yüzden Arabî’nin buraya dayandırması kadar da normal bir şey olamaz.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Spinoza’nın tanrı anlayışı nedir?

Spinoza ise tanrı anlayışını tamamen rasyonel ilkelere dayalı olarak matematik yöntemle kurar. Spinoza evrenin özüne karşı töz kavramını kullanır. Bu töz kendi kendinin nedenidir ve tektir. Var olan her şey bu tözün değişik görünümleridir. Arabî ise bunu Vacibul vücud olarak adlandırır. Zorunlu olan bu varlık Arabî’de ezelidir ve her şeyin kaynağıdır.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Arabî ve Spinoza’nın varlık anlayışları arasında ne fark vardır?

Evet, Arabî bütün varlığı bu vacib-ül vücud olan Allah’a dayandırır ama bu varlığı Arabî anlatırken bir cevher olarak algılar ve buna derki: cevher bölünemez, bir bütündür der. Cevherin içerisindekiler değişik şekil ve şemallere döndürülebilir ama o bir bütündür o bütündürün içeresinde oluşur der. Spinoza’ya göre tanrının evrene yansıması onun özünün zorunluluğundan, Arabî’ye göre ise bu, tanrının iradesi ile olmaktadır. Bu varlığın içerisindeki her şey Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatıdır ve her şey Allah’ın yaratmasıyla olur ve her şey Allah’ın kurguladığı matematikte yaratılır. Bu, bir kimsenin kendi kurguladığı bir matematik değildir veya varlığın içerisindeki bu matematik kendi kendine oluşmamıştır ve İslam’a göre varlık, Allah’a muhtaçtır. Varlık bütünüyle Allah’a muhtaçtır. Spinoza’ya göre ise varlık, kendi kendine muhtaçtır, varlığın mekanizması kendi kendine oluşmuştur, kendi kendine çalıştırır ve kendi kendine mecburdur. Oysa İslam sufilerine ve Arabî’ye göre varlığın çalışması Allah’a muhtaçtır ve varlığın üzerinde tecelli eden her şey Allah’tan gelir ve Allah’tır bu matematiği kurgulayan.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Arabî’nin tanrıya ulaşma yoluna ne der?

Arabî öğretisi dini kaynaklıdır, Allah’a ulaşma yönteminde kalbi keşfi seçer, Spinoza ise tanrı anlayışını tamamen rasyonel ilkelere dayalı olarak matematik yöntemle kurar. Evet, Arabî’nin öğretisi direk Kur’an ve sünnettir. Arabî tipik eski klasik sufi duruşu vardır. Arabî için birinci derecede bilmekle alakalı, ilimle alakalı, öğreti ile alakalı direk kendisini bağladığı yer Kur’an ve sünnettir hatta Arabî bu manada mezhepsel bir şekilde radikal bir mezhepçi değildir. Sufilerin hiçbirisi radikal mezhepçi değildirler mezhepsizde değillerdir ama radikal mezhepçi değillerdir, tutucu mezhepçi değillerdir sufilerin hepsi de. O yüzden çok eleştirilirler ama gel gelelim bunu eleştiren ehli fakihte kendi mezheplerinde rahat duramazlar, işin içinden çıkamazlarsa diğer mezheplerin ölçülerini de alırlar ama sufilere taş atmaya gelince de ilk taşı onlar atarlar, enteresan bir yapı. O yüzden Arabî bu noktada Allah’ı bilme, burada tanrıya ulaşma demiş ben ulaşmayı kabul etmiyorum yine, Arabî Allah’ı bilme yolunda Kur’an ve sünnetin zahirine bağlı olduğu kadar kalbi keşfede bağlar. Allah en iyi bilinme noktası keşf iledir, keşf. Keşf ise kalbi bir ilimdir. Arabî bilginin geliş noktalarını da söyler, bilgi edinme yollarını da Arabî söyler. Arabî için bilgi edinme yollarıdır: okuyabilir bir kimse, duyu âlemi ile duygularıyla bir şey öğrenebilir, bunların üstünde kalbi keşfe inanır Arabî. O keşfi muhakkak peygamberlerde vahiydir, sufilerde keşftir. Arabî bu keşfi muhakkak ve muhakkak öne çıkarır ama sufilerin kendi dünyasında, kendi iç dünyalarında, kendi öğretilerinde, kendi dairelerinin içeresinde bu çok önemlidir. Sufiler bu keşfe ulaşmayı arzu ederler. Çünkü sufi için keşfe ulaşmak hakikate doğru kanat çırpmaktır. Sufi keşfe ulaşmazsa hakikate doğru kanat çırpamaz. O zahiri olarak Kur’an ve sünneti öğrenir tek kanatlı olur hatta sufilerde meşhurdur, tek kanatlı kuş uçmaz derler. Tek kanatlı kuş uçmaz dedikleri şey sufinin zahir bilgileri öğrenip keşf ilmi ile ilimlenmemesidir. Zaten günümüz sufilerinin en büyük handikaplarından birisi budur. Sufi dergâhlarda insanlar medrese arıyorlar. Sufi dergâhlarda medrese aranmaz sufi dergâhlarda keşf aranır. Eğer bir sufide keşf ilmi yoksa oturmasın oraya. Ayetleri gider Kur’an-ı Kerim’den okursunuz, tefsirse gider tefsiri de bir yerden okursunuz, hadisleri gider hadis kitaplarından okursunuz fıkhı gider fıkıh kitaplarından okursunuz ama keşf ilmi kitaptan okumakla öğrenilmez. Bunun için bir ehil mürşid gereklidir ve bu iş batınidir zahiri değildir. Bunun yolu Allah’a yaklaşmak için mücadele etmek, mücahede etmek, güzel ahlak, evet ibadet ama en önemli şey çokça zikir ve Allaha yakin olmayı isteme. Rüya keşf ilminin anahtarı gibidir, o kimse rüya görmeye başlar veya o kimsenin kalbine ilham gelmeye başlar veya o kimse kabir haline vakıf olmaya başlar veya o kimse zikrullah halakasında yakaza hali dediğimiz haller görmeye başlar veya zikrullah halakyaında zikrullah yaparken o esnada orada iken gözünün önünde ayrı bir perde açılır, bir bakar ki başka yerde, bir başka yerde zikrullah yapıyor, başka bir halakada, başka kimselerle zikrullah yapıyor. Sufinin yoludur bu. Sufinin yolu zikrden geçer, edepten geçer, terbiyeden geçer, bağlılıktan geçer. Sufinin yolu dedikodudan, gıybetten, ondan bundan geçmez. Sufi kendince kendi kalbini tenvir etmeye uğraşır ki, keşf ancak kalbe gelir. Hitap ancak kalbe gelir. O yüzden bir kimse bir sufi dergâha gider bağlanır. Cigaraya, dedikoduya, gıybete, iftiraya, suizanna, bühtana, içkiye, kumara, fuhuşa, berduşluğa, ayyaşlığa devam edecekse o kimsenin sufi yolda durmasının bir anlamı yok. Kendini terbiye edecek orda, kendini iyileştirecek. Çünkü kalp, onu çalıştırması lazım, kalbin tik takının artması lazım, kalbin tik takının artması o kimsenin zikrullahı ile alakalı, bunun oluşması lazım. O yüzden Arabî öğretisini tipik zahirsel olarak Kur’an ve sünnete, içsel olarak keşfe dayandırır bu sufi yoludur. O yüzden Arabî’nin buraya dayandırması kadar da normal bir şey olamaz.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Arabî’nin keşf ilmi nedir?

Arabî için bilgi edinme yollarıdır: okuyabilir bir kimse, duyu âlemi ile duygularıyla bir şey öğrenebilir, bunların üstünde kalbi keşfe inanır Arabî. O keşfi muhakkak peygamberlerde vahiydir, sufilerde keşftir. Arabî bu keşfi muhakkak ve muhakkak öne çıkarır ama sufilerin kendi dünyasında, kendi iç dünyalarında, kendi öğretilerinde, kendi dairelerinin içeresinde bu çok önemlidir. Sufiler bu keşfe ulaşmayı arzu ederler. Çünkü sufi için keşfe ulaşmak hakikate doğru kanat çırpmaktır. Sufi keşfe ulaşmazsa hakikate doğru kanat çırpamaz. O zahiri olarak Kur’an ve sünneti öğrenir tek kanatlı olur hatta sufilerde meşhurdur, tek kanatlı kuş uçmaz derler. Tek kanatlı kuş uçmaz dedikleri şey sufinin zahir bilgileri öğrenip keşf ilmi ile ilimlenmemesidir. Zaten günümüz sufilerinin en büyük handikaplarından birisi budur. Sufi dergâhlarda insanlar medrese arıyorlar. Sufi dergâhlarda medrese aranmaz sufi dergâhlarda keşf aranır. Eğer bir sufide keşf ilmi yoksa oturmasın oraya. Ayetleri gider Kur’an-ı Kerim’den okursunuz, tefsirse gider tefsiri de bir yerden okursunuz, hadisleri gider hadis kitaplarından okursunuz fıkhı gider fıkıh kitaplarından okursunuz ama keşf ilmi kitaptan okumakla öğrenilmez. Bunun için bir ehil mürşid gereklidir ve bu iş batınidir zahiri değildir. Bunun yolu Allah’a yaklaşmak için mücadele etmek, mücahede etmek, güzel ahlak, evet ibadet ama en önemli şey çokça zikir ve Allaha yakin olmayı isteme. Rüya keşf ilminin anahtarı gibidir, o kimse rüya görmeye başlar veya o kimsenin kalbine ilham gelmeye başlar veya o kimse kabir haline vakıf olmaya başlar veya o kimse zikrullah halakasında yakaza hali dediğimiz haller görmeye başlar veya zikrullah halakasında zikrullah yaparken o esnada orada iken gözünün önünde ayrı bir perde açılır, bir bakar ki başka yerde, bir başka yerde zikrullah yapıyor, başka bir halakada, başka kimselerle zikrullah yapıyor. Sufinin yoludur bu. Sufinin yolu zikrden geçer, edepten geçer, terbiyeden geçer, bağlılıktan geçer. Sufinin yolu dedikodudan, gıybetten, ondan bundan geçmez. Sufi kendince kendi kalbini tenvir etmeye uğraşır ki, keşf ancak kalbe gelir. Hitap ancak kalbe gelir. O yüzden bir kimse bir sufi dergâha gider bağlanır. Cigaraya, dedikoduya, gıybete, iftiraya, suizanna, bühtana, içkiye, kumara, fuhuşa, berduşluğa, ayyaşlığa devam edecekse o kimsenin sufi yolda durmasının bir anlamı yok. Kendini terbiye edecek orda, kendini iyileştirecek. Çünkü kalp, onu çalıştırması lazım, kalbin tik takının artması lazım, kalbin tik, takının artması o kimsenin zikrullahı ile alakalı, bunun oluşması lazım. O yüzden Arabî öğretisini tipik zahirsel olarak Kur’an ve sünnete, içsel olarak keşfe dayandırır bu sufi yoludur. O yüzden Arabî’nin buraya dayandırması kadar da normal bir şey olamaz.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Spinoza’nın tanrı anlayışıyla İslam’ın tanrı anlayışı arasında ne fark vardır?

Spinoza tanrı anlayışını tamamen rasyonel ilkelere dayalı olarak matematik yöntemle kurar. Spinoza evrenin özüne karşı töz kavramını kullanır. Bu töz kendi kendinin nedenidir ve tektir. Var olan her şey bu tözün değişik görünümleridir. Arabî ise bunu Vacibul vücud olarak adlandırır. Zorunlu olan bu varlık Arabî’de ezelidir ve her şeyin kaynağıdır. Spinoza’ya göre tanrının evrene yansıması onun özünün zorunluluğundan, Arabî’ye göre ise bu, tanrının iradesi ile olmaktadır. Bu varlığın içerisindeki her şey Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatıdır ve her şey Allah’ın yaratmasıyla olur ve her şey Allah’ın kurguladığı matematikte yaratılır. Bu, bir kimsenin kendi kurguladığı bir matematik değildir veya varlığın içerisindeki bu matematik kendi kendine oluşmamıştır ve İslam’a göre varlık, Allah’a muhtaçtır. Varlık bütünüyle Allah’a muhtaçtır. Spinoza’ya göre ise varlık, kendi kendine muhtaçtır, varlığın mekanizması kendi kendine oluşmuştur, kendi kendine çalıştırır ve kendi kendine mecburdur. Oysa İslam sufilerine ve Arabî’ye göre varlığın çalışması Allah’a muhtaçtır ve varlığın üzerinde tecelli eden her şey Allah’tan gelir ve Allah’tır bu matematiği kurgulayan.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Arabî’nin tanrıya ulaşma yolunda keşf ilminin önemi nedir?

Arabî için bilgi edinme yollarıdır: okuyabilir bir kimse, duyu âlemi ile duygularıyla bir şey öğrenebilir, bunların üstünde kalbi keşfe inanır Arabî. O keşfi muhakkak peygamberlerde vahiydir, sufilerde keşftir. Arabî bu keşfi muhakkak ve muhakkak öne çıkarır ama sufilerin kendi dünyasında, kendi iç dünyalarında, kendi öğretilerinde, kendi dairelerinin içeresinde bu çok önemlidir. Sufiler bu keşfe ulaşmayı arzu ederler. Çünkü sufi için keşfe ulaşmak hakikate doğru kanat çırpmaktır. Sufi keşfe ulaşmazsa hakikate doğru kanat çırpamaz. O zahiri olarak Kur’an ve sünneti öğrenir tek kanatlı olur hatta sufilerde meşhurdur, tek kanatlı kuş uçmaz derler. Tek kanatlı kuş uçmaz dedikleri şey sufinin zahir bilgileri öğrenip keşf ilmi ile ilimlenmemesidir. Zaten günümüz sufilerinin en büyük handikaplarından birisi budur. Sufi dergâhlarda insanlar medrese arıyorlar. Sufi dergâhlarda medrese aranmaz sufi dergâhlarda keşf aranır. Eğer bir sufide keşf ilmi yoksa oturmasın oraya. Ayetleri gider Kur’an-ı Kerim’den okursunuz, tefsirse gider tefsiri de bir yerden okursunuz, hadisleri gider hadis kitaplarından okursunuz fıkhı gider fıkıh kitaplarından okursunuz ama keşf ilmi kitaptan okumakla öğrenilmez. Bunun için bir ehil mürşid gereklidir ve bu iş batınidir zahiri değildir. Bunun yolu Allah’a yaklaşmak için mücadele etmek, mücahede etmek, güzel ahlak, evet ibadet ama en önemli şey çokça zikir ve Allaha yakin olmayı isteme. Rüya keşf ilminin anahtarı gibidir, o kimse rüya görmeye başlar veya o kimsenin kalbine ilham gelmeye başlar veya o kimse kabir haline vakıf olmaya başlar veya o kimse zikrullah halakasında yakaza hali dediğimiz haller görmeye başlar veya zikrullah halakasında zikrullah yaparken o esnada orada iken gözünün önünde ayrı bir perde açılır, bir bakar ki başka yerde, bir başka yerde zikrullah yapıyor, başka bir halakada, başka kimselerle zikrullah yapıyor. Sufinin yoludur bu. Sufinin yolu zikrden geçer, edepten geçer, terbiyeden geçer, bağlılıktan geçer. Sufinin yolu dedikodudan, gıybetten, ondan bundan geçmez. Sufi kendince kendi kalbini tenvir etmeye uğraşır ki, keşf ancak kalbe gelir. Hitap ancak kalbe gelir. O yüzden bir kimse bir sufi dergâha gider bağlanır. Cigaraya, dedikoduya, gıybete, iftiraya, suizanna, bühtana, içkiye, kumara, fuhuşa, berduşluğa, ayyaşlığa devam edecekse o kimsenin sufi yolda durmasının bir anlamı yok. Kendini terbiye edecek orda, kendini iyileştirecek. Çünkü kalp, onu çalıştırması lazım, kalbin tik takının artması lazım, kalbin tik takının artması o kimsenin zikrullahı ile alakalı, bunun oluşması lazım. O yüzden Arabî öğretisini tipik zahirsel olarak Kur’an ve sünnete, içsel olarak keşfe dayandırır bu sufi yoludur. O yüzden Arabî’nin buraya dayandırması kadar da normal bir şey olamaz.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Cenâb-ı Hakk’ın kuvvetleri nasıl açıklanmaktadır?

Keşani diyor ki: bütün ahvali bilkuvve tespit edilmiş olarak Hakk’ın malumudur. Buradaki bu kuvva Hakk’ın malumu, Allah onu biliyor. Allah bilendir ama o kuvva harekete geçmediğinden dolayı biz yok hükmünde görüyoruz onu.

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Allah’ın bilinmezliği nedir?

Allah’ın bilinmezliği kendi içerisinde kendisini bilmediği manası çıkmaz. Burada bilinmezlikten çevirilerde belki de hata olmuş olabilir bunun Arabî’nin üzerine de atfetmek çok hoşuma gitmiyor amma ve lakin orda Allah’ın Allahlığından haberdar olmaması diye bir şeyi kabullenemiyorum ben. Burada bilinmezlik: Onu bilecek bir şey yok. O bilinmezlik zaten devam ediyor hala daha. Onu tam manasıyla bilebilecek bir şey yok.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

İlahi teklik nedir?

3. KATMAN; Bu, 2.merhale olan ilahi tekliğin bağımsız taayyünlere yani ilahi isimlere ayrıştığı katmandır. Sıfatlara ayrıştığı.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

İlahi isimler ve sıfatlar nerede ayrışır?

4. KATMAN; Bu, 3.merhale olan ilahi tekliğin bağımsız taayyünlere yani ilahi isimlere ayrıştığı katmandır. Sıfatlara ayrıştığı.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

Pasif yapıdaki tecelliler nerede ihtiva edilir?

5. KATMAN; Pasif yapıdaki bütün tecellileri birlik içinde ihtiva eder. Bu kevni alemdeki mahluk ve mümkün bütün şeylerin birliğini temsil eder.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları