Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Zikrullahtan Yüz Çevirmek, Gaflet Zinciri ve Tevhid Nuru — 678. Dergâh Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Zikrullahtan Yüz Çevirmek, Gaflet Zinciri ve Tevhid Nuru…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenize hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Her nefesinizi Rabbim hayırlı eylesin. Âmîn. Cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı, hak bilip hakça yaşayan, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’e, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan ve yaşatma mücadelesi vere nereden eylesin. Âmîn. Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine gasp ediliyorsa, ayaklar altına alınıyorsa, Rabbim hepsinde intikamını bize ateha alsın. Âmîn. İsrail’i dağıtsın. Âmîn. Destekçilerini yerle bir eylesin.

Âmîn. İsrail Devletini yerle bir eylesin. Âmîn. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Âmîn. Çin’i yerle bir eylesin. Âmîn. Müslümanlara zulmeden her kim var ise, güç olarak hepsini de yerle bir eylesin. Âmîn. Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine kim musallat oluyorsa, Cenâb-ı Hak hepsinin aklını alsın. Âmîn. Hepsini bu dünyada gerekli olan cezasını versin. Âmîn. Bizler de şahit eylesin bizleri. Âmîn. Ezmeyin. 38. nasihat, Enbiyâ Sûresi, âyet 42. Enbiyâ Sûresi, âyet 42. Enbiyâ Sûresi, âyet 42. Ey Muhammed de ki, geceleyin ve gündüzün sizi Rahman’dan kim koruyabilir? Ne var ki onlar Rabbilerinin zikrinden yüz çevirmekte derler. Bu âyet-i kerime sadece Müslümanların değil bütün insanların Allâh’a olan ihtiyacını, Allâh’a olan bağlılığını, Allâh’a olan Allâh’a bağlı olarak korumasını gösteren bir âyet-i kerime. bu sadece Müslümanları ilgilendiren bir koruma değil.

Cenâb-ı Hak insanlarla beraber bütün varlıkta ruh üflenmiş. Her ne var ise hepsi de Cenâb-ı Hak’ın koruması altında. Ve Allâh Celle Celaluhu varlığın üzerinden korumasını kaldırmış olsa, varlığın üzerinden herhangi bir şeyi eksik bırakmış olsa, varlığın kendi kendine var etmesi veyahut da eksiğini tamamlaması mümkün değil. Ama tabi burada önemli bir şey insan. İnsan bunu Allâh’a iman etse de etmese de onun varlığını sürdürebilmesi, varlığını ayakta tutabilmesi Allâh’la alakalı. Cenâb-ı Hak onu koracak, Cenâb-ı Hak onu muhafaza edecek, Cenâb-ı Hak onun ihtiyaçlarını görecek ve Cenâb-ı Hak onu rızıklandıracak, nefeslendirecek. Cenâb-ı Hak onun hücrelerini bir yerde cem edecek, toplayacak ve hayat standartını onun hayata devam etmesini Allâh sağlayacak.

Ve Âyet-i Kerime’de de Cenâb-ı Hak sizi gece ve gündüz Rahman’dan kim koruyabilir dediğinde burada da bir tehdit oluşturuyor. Allâh seni cezalandıracak olursa, Cenâb-ı Hak senin başına bir bela, bir müsibet, bir sıkıntı verecekse veyahut da üzerinde herhangi bir olumsuz bir şey olacaksa o zaman senin Allâh’tan başka seni koruyacak olan da yok. Allâh’ın gazabından da seni bir başkasının koruması mümkün değil. Allâh’ın azabından da seni bir başkasının koruması mümkün değil. Hiçbir güç, hiçbir kuvvet Cenâb-ı Hak’ın azabını, gazabını kaldıracak nokta değil. O yüzden senin başına bir şey geliyorsa bu senin nefsinden. Bu normalde bir hoşuna gitmeyen bir şey geldiyse başına bu senin nefsinle alakalı, senin hatan, kusurun, yanlışlığın, eksikliğinle alakalı.


2. Bölüm

Yok senin başına bir iyilik tecelli ettiği, iyilik uğradıysa bu da Cenâb-ı Hak’ın sana lütfu, ikramı. Ama hem Allâh böyle gece gündüz insanı korurken, muhafaza ederken ama kimileri var ki onlar da ne yapıyorlar? Rablerinden yüz çeviriyorlar. Nesinden yüz çeviriyorlar? Zikrinden. bu zikirle alakalı ayetlere devam ediyoruz ya. Demek ki Cenâb-ı Hak insanları gece gündüz kendi hem kahhar ismi şerifinden hem cabbar ismi şerifinden korurken ve onları muhafaza ederken gaflete düşenler, şeytana uyanlar, heva hevesine uyanlar, heva hevesine ilah edinenler ve şeytanla beraber yol yürüyenler ne yapıyorlar? O Allâh’ın zikrinden yüz çeviriyorlar. Çünkü o yüz çevirme Allâh’ın vermiş olduğu nimetlere en basitinden nankörlük olmuş oluyor.

Cenâb-ı Hak onu çepe çevre nimetleriyle, lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla çevrelemiş. O buna rağmen Allâh’a hamd etmekten, Allâh’a şükretmekten, Allâh’a ibadet etmekten, Allâh’ı zikretmekten uzak duruyor. Ramazan geliyor, oruç tutmuyor. bir kazancı var nisap miktarı kadar zekat vermiyor. İnsanlara iyiliği emretmiyor, kötülükten nehyetmiyor, o farz ibadetlerini yerine getirmiyor ama böylece Allâh’ın zikrini terk ediyor. zikretmek demek çünkü bu akşam birazdan yapacak olduğumuz gibi toplanıp zikretmek değil sadece. Zikir geniş bir daire, geniş bir tecelliyatı için alıyor. Senin orucun da zikir, senin namazın da zikir, senin zekatın da zikir, senin hacın da zikir, senin birisine iyiliği tebliğ etmen de zikir, kötülükten men etmen de zikir, birisine tebliğ etmen de zikir, birisini Kur’ân ve Sünnet yoluna davet etmen de zikir.

Öyle olunca zikir geniş bir daire. Eşine nasihat etmen de zikir, çocuğuna nasihat etmen de zikir, arkadaşına nasihat etmen de zikir, kendinden sudur edecek olan kötülükleri önlemek de zikir, güzel bir edep ortaya koymak da zikir, büyüklerine karşı terbiyeli olmak, saygılı olmak da zikir, küçüklerine karşı merhametli, şefkatli olmak da zikir. Bu zikir dairesi geniş bir daire ama bir de birazdan bizim yapacağımız şekilde oturup Allâh’ı zikretmek de zikir. Kendi başınıza çektiğimiz namaz arkasından olan tespihat da zikir, oturup Lâ ilâhe illâllah demek de zikir, bizatihi oturup Lâ ilâhe illâllah demek de zikir. Böyle olunca o kimse Allâh bu kadar nimet vermiş, lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, eş vermiş, çocuk vermiş, ev vermiş, elbise vermiş, yiyecek lokma vermiş, yürüyecek ayak vermiş, tutacak el vermiş, söyleyecek dil vermiş, görecek göz vermiş, duyacak kulak vermiş ve yediklerini hazmettirecek bir sistem kurmuş sana ve demiş ki senden bütün bunların karşılığında istediğim beni zikretmem, beni tanımam, beni sevmem, benim yolumda yürümen demiş ama ne yazık ki insanoğlu, insan bir tarifi de nankör demek, nankör bu nimetlerin karşısında insanoğlu onu zikretmekten yüz çeviriyor.

Bu tabi şedid bir nokta o yüzden zikirden yüz çevirmek Allâh’la olan o kimse bağlılığını gevşetiyor. Allâh’a olan itaatini gevşetiyor, Allâh’a olan yakınlığını uzaklığa çeviriyor, Cenâb-ı Hak’la olan o muhabbetini muhabbetsizliğe çeviriyor. Oysa o her daim Allâh’ı zikretmiş olsa ve tabiri caizse, Allâh’ı gözetse her meselede o zaman Allâh’la olan dostluğu artacak, Allâh’a olan yakınlığı artacak ama insanoğlu yüz çeviriyor. Tabi o normalde insanlar böyle olunca da gaflet içerisinde yüzüyorlar. Gaflet gafleti getiriyor, gaflet gafleti getiriyor, ardından gaflet o insanı şirke sürüklüyor, küfre sürüklüyor. Orada gaflette kalmıyor. Siz bugün dersinizi çekmiyorsunuz, ertesi günde zorluyorsunuz, ertesi günde çekemiyorsunuz, üç gün sonra da çekemiyorsunuz. diyorsunuz ki kendi kendinize, ondan sonra hepsini bir, ondan sonra iade edeceğim, kaza edeceğim diyorsunuz.


3. Bölüm

Bir de soruyorsunuz dersin kazası olur mu? Olur ertesi gün hemen yapın diyorum. Ondan sonra onu da yapmıyorsunuz. Yavaş zikirle bağı çözülenin Allâh’la da bağı çözülüyor. Çünkü zikirle bağını çözdü o. Normalde Mumut’a da koymuş olsaydı her sabah ben Allâh’ı zikredeceğim deseydi, her sabah Allâh’ı zikrederdi. Ha iki saat sonra dedi, üç saat sonra dedi, beş saat sonra dedi, akşama çekerim dedi, sonra sabah namazından önce çekerim dedi. Bağını ne yaptı? Zayıflattı. Sonra Nefis ona dedi ki, sen nasıl olsa dersi çekmiyorsan hangi yüzde zikrullaha gideceksin şimdi dedi. Dersi çekmemeye başlayınca da o kimsenin yavaş heva hevesine uymaya başladı. Önceden kafe bilmezdi, kafeye gitmeye başladı. Kafeci arkadaşı yoktu, kafeci arkadaş oldu.

Yok filanca alışveriş merkezinde gidelim, orada kafe içelim. Yok filanca yere gidelim, yok fişmanca yere gidelim. Bu sirayet etmeye başladı, heva heves. Nefis öyle bir canavar ruhludur ki yavaş yavaş sirayet eder insana. Yavaş yavaş kulağından tutar, çekecek olduğu yere götürür. Yavaş yavaş götürür. Ani olmuş olsa onu yapamaz o kimse. Dervişliği önüne gelir, şeyhi önüne gelir, sufili önüne gelir, zikri önüne gelir. Ani bir şey yapmaz ama nefis öyle bir oyun oynar ki yavaş yavaş götürür insana. Tatlı tatlı götürür. Sen dersin ki bugün oruç tutmasam da olur. Recep ayında 15 gün oruç tutmak faziletli ama bunun hakkında o hale gelirsin. Hadisler zayıf olabilir. Zaten piyasada da dönüyor ya ondan sonra kan dillere çakıyor, hadislere çakıyor, Âyet-i Kerimelilere çakıyor.

Münafık mı yok ortalıkta, mürtet mi yok ortalıkta, fasıt mı yok ortalıkta, kanı bozuk sütü bozuk insan mı yok ortalıkta, din düşmanı mı yok, Ermeni bozuntusu, Yahudi bozuntusu. Bu ülkede yaşıyorlar sonuçta. Sen de onları Müslüman zannediyorsun. Onlar hadislere laf söylüyorlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hatta yazıyor ilahiyatçı araştırmacı yazar tabi. Sen diyorsun ki ilahiyatçı araştırmacı yazar mı yazarmış. Var mı diplomasını koymuş mu oraya? Hayır. Var mı herhangi bir şey yok. Bunlar Ermeni kalıntısı bunlar Yahudi kalıntısı bunlar kafir. Hristiyan olmadığını nereden biliyorsun? Mossadını yetiştirip aramıza koymadığını nereden biliyorsun? Bilmiyorsun. Bunlar da nasıl olsa serbest ya. Bunlar serbest ülkede.

Bunlar özgürlük alanı olarak görülüyor. Böylece ne oluyorsun? Gevşiyorsun. Bugünkü gençler neden gevişiyor şimdi? dinle alakalı o kadar çok saldırı var ki. Ya resmen gençler bozulsun diye özel saldırıyorlar. Özel. bir derviş anne baba çocuğuna meramını anlatamıyor. Neden? Saldırı fazla. Böyle olunca ne yapıyorlar? Bu sefer normalde insanlar gaflet içerisinde yüzmeye başlıyorlar. Gaflete düşüyorlar. Bu sefer anne baba çocuğuna laf geçiremiyor. Kadınlar kocalarına laf geçiremiyor. Kocalar karılarına laf geçiremiyor. Bozulmadır alıp gidiyor kendi başına. dün manto giyen kadın mantoya atıyor. Bir müddet sonra kap dedikleri kısalardan. Oysa onu biraz daha atıyor. Daha da kısalıyor. Kısaldıkça kısalıyor.


4. Bölüm

Şimdi bakıyorsun 28 Şubat’ta kadınların mantoları bol, geniş, uzun. 28 Şubat’ta. Öğürtüler için mücadele ediyorlar. E şimdi gelmişiz 28 Şubat’tan bugüne. 28 Şubat istediğine kavuşmuş. Bir bakıyorsun kadınlar daracık içi görünüyor. Başında el kadar bir öğürtü. Boya ona desen ona kese dolanıyorlar ortalıkta. Söz geçiremiyor anneler babalar. Bu hepimiz için geçerli. Gaflet çünkü o Allâh’ın zikrinden uzaklaşma. Adım heva hevesi deccaliyete doğru gidiyor. Bir bakıyorsunuz Müslümanlar, Müslümanlar davalarını unutmuş. Müslümanlar davalarını unutmuş. Dava diyenlerin bozulduğunu da görüyor Müslümanlar. Adamlar dava diyor iyi ne kadar güzel. Adam belediyeye giriyor bir bakıyorsun rüşvetçi çıkıyor. Bürokrat oluyor bir bakıyorsun.

Bürokrat olunca ilk mermiyi Müslüman atıyor. Bir bakıyorsun adam bir makama gelmiş. O makama gelince ilk önce Müslümanları eziyor. Bugüne kadar onlar yedi biraz da biz yiyelim diyor. Doymuyor o. Onları da görüyor Müslümanlar. Bir bakıyorlar tarikat adı altında. Ondan sonra vakıf adı altında. Götürmüşler malı. Parayı bölüşemiyorlar şimdi. Müslümanlar onu da görüyorlar. Bir bakmışın Yûnus Emre vakfı mı ne? Her gün bir bombo patlıyor. Adam komple Yûnus Emre vakfını uçurmuş. Şimdi yurt dışında. Bunlar bizden. Öyle görünüyor. zikri terk edince Müslümanlara en büyük zaten en büyük yaptıkları hainlik, düşmanlık o velilere, mürşid-i kamillere, tarikatlara vurulmuş olan pranga. Ve onların üzerinde kötü propaganda.

Eğitimsiz Müslümanlar. Allâh korkusu yok. Peygamber utanması yok. Üstat yok. Var olanlar da ehliyetli değil. Böyle olunca İslam dünyası kaosun içinde. Ve kaosun kurtulamıyor. Kendindenmiş gibi görünen, İslam’ın liderlermiş gibi görünenler de ayrı bir dert zaten. Zaten en büyük sıkıntı da birisi de bu zaten. O siyasetçiler böyle orta yerden kalksalar, ortalık biraz daha düzelecek. Ama onlar da yeme yarışına girmişler. Sömürme yarışına girmişler. Onlar da nerede ne var, yalayıp yutma yarışına girmişler. E bir kısım cemaat, tarikat adı altında onlar da bu yarışa katılmışlar. O da yiyor, o da yiyor. Birbirlerine laf söylemiyorlar. Yemeyen birisi sesini çıkarırsa ikisi beraber oluyor, onu boğuyor.

Neden? O yemiyor çünkü. O çatlak ses. O aykırı ses oluyor. O radikal ses oluyor. Ee ne lazım? O zaman bürokratı, siyaseti, yiyen tarikatçısı, cemaati. Hepsi birden oluyor. Yiyen tarikat ve cemaat ayrı saldırıyor. Bürokrasisi ayrı saldırıyor. Siyasetçisi ayrı saldırıyor. Boğuyorlar onun, sesini kısmak istiyorlar. Sebep? O doğruyu söyledi. O rüşvet rüşvetçi namussuz, şerefsiz, hacisisiz dedi çünkü ona. Hacisi inkarcısına dedi ki sütü bozuk, kanı bozuk bunlar dedi. Böyle ağır konuşulur mu? E sen benim imanımla oynuyorsun. Gençlerin imanı ile oynuyorsun. Bütün hadisleri reddediyorsun. Sen bütün hadisleri reddedince ne kalıyor orta yere? Onu görmüyor. Böylece gaflet gafleti getiriyor. Çünkü ne yaptılar?


5. Bölüm

Zikrullah’tan yüz çevirdiler. İslam dünyası zikrullah’tan yüz çevirdi. Bireyler olarak zikrullah’tan yüz çevirdi. şehit olan o gazzedeki üzerinden zikirler çıktı. Küçücük bir kitapçık olarak zikrediyor adam. Zikrettiği için şehadet şerbetini gülerek gitti. Zikrettiği için elindeki çubuğu drone’a atıyor. Ve drone’ı takip edenler o çubuktan korkup drone’u çekiyorlar kenara. Asıl orada bakılması gereken yer orası. Drone’un başındaki kimse kendisine gelecek o çubuk diye drone’u çekiyor. Sanki o drone’un içindeymiş gibi. Tafirlere böyle bir korku veriyor. Zikir ehli münafıha, kafire, fâsıha korku verir. Zikir ehli verir. Zikir ehli. Sen zikir ehliysen kafir, münafık, mürtet, fâsık, sütü bozuk, kanı bozuk, rüşvetçi, üçkağıtçı, beşkağıtçı var senden korkar.

Ürker senden. Hayvanların ürkmesi gibi ürker senden. Sen yeter ki vakarlı dur. Sen yeter ki böyle istismar etme yolunu. Sen yeter ki dimdik dinini yaşamaya çalış. Yolunu yaşamaya çalış. Onlar dağılır senin karşında. Ama Müslümanlar bunu yitirdi. Sebep? Zikrullah’a Allâh’a yüz çevirdiler. Taha âyet 100, kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o kıyamet günü ağır bir günah yüklenecektir. Onun azabında ebediyen kalacaktır. Kıyamet günü bu yük onlar için ne kötü bir yüktür. sen Allâh’tan ve Allâh’ın zikrinden yüz çevirirsen orada kalmazsın. Adım adım küfre doğru gidersin. Adım adım şirke doğru gidersin. Sen adım adım günah-i kebalileri günah olmadığını bile söylemeye başlarsın. Adım adım uzaklaşırsın.

Nefis seni adım adım şeytana doğru götürür. Sakın ben olmam diye düşünmeyin. Sakın ben o yola girmem diye düşünmeyin. Nefis insanın içine yerleşirse şeytanla ortaklaşa deccaliyete doğru sana yol aldırır. Seni bir yerde tutmaz o bir yerde tutunamazsın sen. O yüzden Allâh’ın zikrine sıkı sıkı yapış. Haramlardan uzak tut kendini. Şataattan şatafattan gösterişten lüksten kendini uzak tut. Bunlar senin nefsine tatlı gelir. Bilmem hangi marka takım elbise giymek bilmem hangi marka gömlek giymek bilmem nerede kahve içmek senin nefsine tatlı gelir. Bu sana bir şey katmaz. Sen adamsan adamlığın artmaz senin. Sen kadınsan kadınlığın artmaz senin. Artmaz eksiltir daha. Adamın adamlığı kıyafetinden belli olmaz.

Sözünden özünden hareketinden belli olur. Kadının kadının kıyafetinden belli olmaz. Bilmem hangi marka çantayı takıyormuş bilmem hangi marka kıyafeti giyiyormuş. Kadının kadını onda değildir. Kadının kadını edebiyle, erkanıyla, kadının kadını ahlakıyla. O bilmem hangi marka çantayı kullanıyormuş ama diline bakalım biz. Bilmem hangi marka ayakkabıyı giyiyormuş. Onun o ayakkabıyla gittiği yere bakalım biz. O yüzden gaflet gaflet insanı Allâh’tan yüz çevirttirir. Bir kimse normalde gaflete kapı araladığında sonu onun küfürdür. Gaflete kapı araladığında. Sen bir vakit namazı kılmazsın gaflete kapı aralarsın. Sonra beş vakit namazı kılmaz hale gelirsin. Gaflete kapı aralarsın. Sen o gün dersini çekmezsin.


6. Bölüm

Zikrullah’tan yüz çevirdin. Zikrullah’tan yüz çevirdin kardeşim. Sen o gün dersi çekmedin zikrullah’tan yüz çevirdin. Gaflet dünyasına adımını attın. Eğer onunla mücadele etmezsen onun sonu şirktir, küfürdür. Oraya doğru koşturursun sen. Sebep şeytan seni ele geçirir çünkü. Sen lâ ilâhe illâllah dersen kendini korursun. Devam edersen lâ ilâhe illâllah’a şeytanın vesvesesinden korursun. Kafir cinnilerin vesvesesinden korursun. Kafirlerin vesvesesinden korursun. Müşriklerin, münafıkların, mürtetlerin, sütü bozukların, kanı bozukların vesvesesinden korursun. Çünkü onlar şeytanın askeri. Sen normal insan gibi görüyorsun onu. Şeytan oturmuş onun yerleşmiş içine. Yemin ediyorum tevhid-i nuruyla bakın ona.

Onu ya maymun suretinde göreceksin ya kurt suretinde göreceksin. Onu ya kaplumbağa suretinde göreceksin ya tilki suretinde göreceksin. Ya domuz suretinde göreceksin onu. Evet. Sen onun gerçek suretini göreceksin. Hayvandan daha aşağı mahluk hatta sen yeryüzünde dolaşan hayvanların hiçbirisine benzetemeyeceksin onu. Diyeceksin ki bu nasıl bir mahluk? Hemen âyet-i kerime kalbine tokmak gibi vuracak hayvandan daha aşağı diye. Ama o tevhid nuru olmayınca sen de, ben de, hepimiz de olmazsa onu tanımlamamız mümkün değil. Biz onu insan gibi göreceğiz. Hatta bu bizim çocuğumuz olabilir, bu bizim eşimiz olabilir. Bu bizim annemiz babamız olabilir. Tevhid nuru yoksa onun üzerinde onun sureti ve sireti değişecektir.

Hem içi değişecektir hem dışı değişecektir. Suret dedim dışı siret dedim içi. Onun içi de dışı da değişecektir. O yüzden normalde tevhid ehli olmak önce bu. Tevhid ehli olmak. akait noktasında da tevhid ehli olmak, zikrullah noktasında da tevhid olmak, tevhid ehli olmak. Ve tevhid sende oluşması, tevhidin içine oturması, tevhidde vuslat olman. Tevhidde vuslat olman. Bu ibadetlerin en büyüdür. Bu ibadetlerin en faziletlisidir. Bu oluşmazsa sende yavaş gaflete doğru oradan günah-i kebaire oradan Allâh muhafaza eylesin. Akait noktasında boşluğa düşüp küfre doğru gidersin. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden Allâh’ı zikir, Allâh’ı zikir. Senin bütün ahval ve ahval ahvalini tecelli etmesi lazım. İçine de dışına da tecelli etmesi lazım.

Âyet-i kerimeyi unutmayın. Cenâb-ı Hak siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı daima zikredin diye emretmiş. Bu emir. Birisi de kalkmış namazla Allâh’ı zikir. Canım kardeşim namazın Allâh’ı zikir olduğunu biz burada kalkıp da olmuyor diye iddia etmiyoruz. Namaz da Allâh’ın zikri. Ama namazınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine Allâh’ı zikredin diyor. Bir de çokça zikredin diyor. Az da değil. O zaman sen zikrullah da hiçbir zaman kesintiye uğramayacaksın. Oturuyorsun oturduğun yerde Allâh’ı zikredeceksin. Yatıyorsan yattığın yerde Allâh’ı zikredeceksin. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zikrullahsız adım atmazdı.


7. Bölüm

Yatarken de Allâh’ı zikrederdi. Uyandığında da Allâh’ı zikrederdi. Kalktığında da zikrederdi. Gece uyansa zikreder tekrar yatardı. Hadislerle sabit. Öyle olunca sen hiçbir zaman gaflete düşmeme noktasında kendini disitlin edeceksin. Otururken kalkarken yatarken Allâh’ı zikredeceksin. Ve o zikrullah ile yoğrulacaksın. Zikrullah ile yoğrulacaksın. Tevhid ile yoğrulacaksın. Tevhid ile yoğrulacaksın. Lâ ilâhe illâllah ile yoğrulacaksın. Gece gündüz. Tövbe ile yoğrulacaksın. Her gün tövbe edeceksin Sünnet-i Seniye. Ve Allâh’ı zikredeceksin. Zikretmediğin gün zarar ettiğin gün. Zikretmediğin gün zarar ettiğin gün. Zikretmediğin gün kalbinin karardığı gün. Çünkü kalpler ancak zikrullah ile parlar. Zikrullah olmazsa kalbin kirlenir.

Kalbin parlaması demek, Cenâb-ı Hak’ın sıfatları oraya tecelli etmesi demek. Kalbin parlaması demek, bilmediklerinin kalbine inmesi, ilm-i ledünün tecelli etmesi demek. Açık açık konuşuyorum. Kalp parlarsa, ilm-i ledünün kalbine tecelli edecek. Kalp parlamazsa, ilm-i ledün tecelli etmeyecek. O zaman kalbi parlatan şey tevhid. Tevhid nuru, zikrullah nuru. O yüzden Allâh Resulü diyor ki, Allâh’ı zikretmeden geçen bir gün, ölü bir gün gibidir. Allâh’ı zikretmeden geçen bir gün, ölü bir gün gibidir. Sabahleyin namazını kıl, az bir şey Allâh’ı zikret. Zamanın varsa dersini çek. Güne zikrullah ile başla. Gece yatacağın zaman yine zikrullah ile geceye, uykuya başla. Geceni zikrullah ile bitir. Ortasında olan hataların, günahların affolsun.

Rabbim muhafaza eylesin. Yine hakimde geçiyor hadîs-i şerif. Kim Rabbini zikretmeden yatarsa, o gün ve gece ona yazık olur. Demek ki zikretmeden de gece yatmak yok. Önceden benim yeni derviş olduğum zamanlarda, o Şeyh Efendi Hazretleri Allâh rahmet eylesin. Böyle rüyasına göre sabah ve akşam dersi verirdi. Benim ilk derviş olduğumda sabah ve akşam dersimiz vardı bizim. Sonra rüyana göre ayrıca virt verirdi. Ama genelde sayısız olarak tevhid çekilirdi. Şimdi biz arkadaşlara diyoruz ya, arkadaşlar yapabiliyorsanız dersinizi sabahla akşamla çekin. Ha ben zorluk olmasın diye günlük bir ders veriyoruz arkadaşlara. Ama hiç olmazsa o dersi çekin. Rabbim muhafaza eylesin. Yine Keynz-ül Umman’da var.

Demir’in paslandığı gibi kalpler de paslanır. Ashab-ı kiram Ya Resulallah onun cilası nedir diye sorduklarında ise Allâh’ın kitabını çokça telavet etmek okumak ve Allâh’ı çok çok zikretmektir buyurdu. Demek ki kalbin pasını silecek olan Allâh’ı zikir. Rabbim bizi öyle zikredenlerden eylesin. Âmîn. Son söz Hz. Mevlânâ’dan. Ey insan! Topraktan yaratılmış olduğun için senin varlığın da demir gibi kapkara, paslı bir bedenden ibaret. Onun için kendini Allâh’ın zikrini nuru ile celalandır. Celalandır, celalandır. Demir kapkara, nursuz olmakla beraber silinince, celalanınca onda ki pas gider. Bir ayna demirden de olsa celalanınca yüzü parlar. Güzelleşir, orada şekiller, suretler görülür. Topraktan yaratılmış olan beden de etten ve kemikten ibarettir.

Kabadır, kesiftir. Ama sen onu da Allâh’ı zikrederekten celallığa, o da demir gibi cila kabul eder. Rabbim zikrullah ile kalbi celalanınlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşâAllah miraca hazırlanıyoruz. Bu pazar değil, bir dahaki pazar miraç kandili. Allâh’ın izniyle inşâAllah oruçlarla, tövbelerle, zikirlerle miraç kandiline hazırlanacağız. İnşâAllah her zaman yaptığımız gibi kandilleri kutladığımız yerde miraç kandilini kutacağız. Miraç kandili Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin üzerinde tecelli etmesine rağmen Ümmet-i Muhammed’in çok büyük bir mucize olan miraçı büyük bir aşkla, muhabbetle, hatta hem derinlemesine hem yüksekliğine bir şekilde kutlaması lazım.

Aynı zamanda da böyle bir sevinç günü, mutluluk günü, müjde günü olarak kutlamamız lazım. İnşâAllah miraca öyle hazırlanalım. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zin-i Nureyn, Ali-el-Murtaza R.A. Hazretlerinin ruhlarına, Aşere-i Mübeşşere’nin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şehadanın, Şehid-i Kerbelan’ın, bütün şehadanın tüm ashabı Resûlullâh Hazretlerinin ruhlarına, İmam-ımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatların himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.

Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Fatiha-i Zikir. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyen enbiya-i ve’l-mürselîn vel hamdülillahi Rabbil alemin. el-Fâtiha. Âmîn. Esma-i Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı