19 Ekim 2013 Tarihli Sohbet
Hiç şüphe yok ki zaman, fiziğin, kozmolojinin, felsefenin ve teolojinin en
önemli meselesidir. Alemi inceleyen bilim kozmolojidir. Kozmos, erken Yunan metafizik düşüncesinde kaosun zıt anlamlısı olarak, ahenk, düzen anlamındadır. İnsan kozmosun sırrı kozmos ise insanın dışa vurumudur.
Hoşça bak zatındaki züptei alemsin sen. Şeyh Galib.
“Zaman nedir” sorusu daha çok “Aşk nedir” gibi bir sorudur. Çünkü zaman herkesin hissettiği fakat kimsenin tanımlayamadığı bir mevhumdur. Agustin İTİRAFLAR adlı eserinde “Zaman nedir” diye soruyor. Bu soru sorulmadığında zamanın ne olduğunu bildiğini fakat sorulduğunda bilmediğini söyler. Platon, zamanı dünya ile beraber yaratılan bir şey olarak düşünürken Arabî’de aynı fikirdedir. Aristo, dünyanın zamanda yaratıldığını kabul eder. Aristo’ya göre zaman sonsuz ve daimî bir genişlemedir. Platon “Zamanla semavat yok olmaları gerekiyorsa beraber yatırıldıkları gibi beraber de yok olacaktır” der. Müslüman filozoflar bunlardan fazlasıyla etkilenmişlerdir. bu yüzden Kur’an’da ve hadislerde geçen zamanla alakalı konuları bu teorilerle açıklarlar. Kindi, Farabi, Razi, Gazali, İbn Rüşt ve İbn Sina, antik Yunan felsefesindeki zaman anlayışını araştırmış, eleştirmiş veya bunları bir şekilde İslam’a uyarlamışlardır. Kindi’yi, Gazali’yi ayırıyorum buradan. Kindi’yle Gazali -bunu bir şerh olarak düşeyim- bir taraftadır, Farabi, Razi, İbn Rüşt bir taraftadır. Mesela Gazali ünlü eseri Teafetül Felasife “filozofların tutarsızlığı” veya İbn Rüşt’ün Teafetül Teafüt “tutarsızlığın tutarsızlığı” bunlara örnektir.
Aristo gibi İbni Sina da zamanı ve hareketi birbiriyle açıkça ilişkilendirse de hareketin zamanın toplamı olmadığını söyler. Kindi, Aristo’dan etkilenmiş biri olarak, zamanın hareketlerinin toplamı olduğunu, ünlü Müslüman fizikçi Razi “Zaman ebediyen hareket eden formudur” der. Farabi sadece dairesel hareket süreklidir ve zaman bu hareketle irtibatlıdır. Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim’de Allah Arapça zaman kelimesine direkt referans vermemektedir. Dairesel zaman anlayışı pek benimsenmemiştir. İnsanın hikayesinin tabiattaki dairelerden veya yinelenen şekillerden kayıtsız bir halde tekvinden kıyamete doğru tek yönlü bir yolculuk olduğunu ifade etmişlerdir.
İslam, Hristiyanlık
İbnü’l Arabî, zamanın hayali bir sıfatının olduğunu, kendi başına var olmadığını ve zamanın kendine ait ayrı fiziksel ya da gayrı fiziksel bir varlığın olmadığını söyler. Arabî, zaman ve mekânda tabi cisimlerin bir neticesidir fakat zaman var olmayan hayali bir şeydir. “Ne zaman?” sorusunu sorduğumuzda, feleklerin hareketi ve yerleşik şeyler tarafından bize gösterilir. Binaenaleyh zaman ve mekân hakikatte yoktur der. Bunu ilk ileri süren Arabi değildir. Zenon (MÖ 488) hareketin illüzyon olduğunu ileri sürecek kadar cesurdur. Buradaki arka plandaki
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
ana fikir vahdet-i vücud mudur? Aristo, Fizik isimli kitabında: Zaman iki parçadan oluşur bunlardan ilki var olmuştur geçip gitmiştir diğeri ise var olmamıştır, gelecek. O halde bir şey nasıl henüz var olmamış bir şeyden müteşekkil olabilir? Arabî Fütuhat’ta “Bir şeyin zamanı onun mevcudiyetidir” der daha sonrada Rabbin zamanının kul olduğunu ve kulunun zamanının Rab olduğunu söyler. Hazreti Muhammed “Rabbinizin katında sabah ve akşam yoktur” der. Sizce zaman nedir?
Harika hazırlanılmış bir soru. Helenistik çağda felsefenin başlangıcı o günkü insanların varlığın yüzerinde yorumlar yapmasıyla başlar. Biz felsefeye baktığımızda ilk kayıtlı felsefeleri Helenistik çağda, Aristo’dan öncesine doğru gideriz. Bu ilk çağlardaki felsefeciler düşünmeye başladıklarında aklın ön gördüğü beş duyu organıyla düşünmeye başlarlar. Beş duyu organının algıladığı şey, görme, duyma, tatma, hissetme. Bunlardır. Ve bunlarla varlığın üzerinde düşünmeye başlarlar. Varlığın üzerinde düşünmeye başladıklarında varlık üzerinden kendilerince tanrı anlayışına gitmeye başlarlar. Eski Helenistik çağdaki felsefeciler için bu varlığı yaratan bir tanrı vardır. Bir kısmı içinde yoktur. Tabi zaman, varlık ilk önce bu varlığın üzerinde tartışmalar çok uzundur. Oraya girmeyeceğim şimdi, zamana geleyim, bir şey var ise o var olanın bir şeye göre zamanı olmaya başlar. Kaç yaşındasın? 15 yaşında. Kime göre? Doğumuna göre. Annesinden doğduğu zamana göre ayarladı. 15 yaşında. Bir yaş bir yıl, 365 günü 1 yaş olarak kabul etti. 365 gün dünyanın bir yılı, dünyanın zamanı. varlığın zamanı değil. Mesela kaç yaşındasın, dediğimde 1,4 trilyon yaşındayım diyebilirdi. Veya kaç yaşındasın, dediğimde 14 milyar yıl ışık yılındayım diyebilirdi. Bana sorsa, kaç yaşındasın? 14 milyar yıl ışık yaşındayım diyebilirim. Nasıl yani? Evet. Kaç yaşındasın? Benim yaşımı bilmiyorum. Neye göre kaç yaşındayım? Kime göre kaç yaşındayım? Zamana iki veçheden bakıyorum. Bu benim kendim. Buna böyle bakarken de arkamdan küfür fetvası verenler olacak. Bir kısım feylesoflara göre zaman dünyayla başladı. Dediler ki zaman dünyayla başladı. Bunlar kafası çalışmayan feylesoflar. O gün için lazım mıydı? Lazımdı. Bugün için kafası çalışmayanlar o gün dâhiydi ama. Doğru mu? Evet doğru. Şimdi insanlar kendi bulundukları noktada doğrudurlar. Biz 500 yıl sonra, 100 yıl sonra, onlar yanlış yaptılar deriz. Az önce ben dedim ya, iki yüz yıllık bir cehalet var. Siz sakın o günkü insanları bunda kötülemeyin. Niçin? Ellerinden gelen buydu. O kendince doğru yaptı o esnada. Şimdi bir kısım feylesoflar dünya var olduğunda zamanı başlattılar. Biz şimdi kendi kendimize ne düşüneceğiz? Bizim için de zaman “kaç yaşındasın” dediğinde, anneden doğduğu zamandan itibaren başlayacak. Ama zaman bu değil. Dünyanın yaşına göre zaman söz konusu. Bu değil. O zaman, zaman: dünyanın başıyla başlayan bir olgu değil. Dünyanın güneşe göre zamanı olabilir, dünyanın Jüpiter’e göre zamanı olabilir. Bakın onların büyük bir çoğunluğunun tartıştığı şey bu ama onların söylediği şeylerden net bir şey çıkartmış soruyu soran. Zaman ne zaman başladı demiyor, zaman nedir, diyor.
Zaman nedir? Burası önemli. Zaman ne? Soru: Zaman ne? Size çok basit bir cevap verirdim bunu. Cevap basit değil, cevap basit değil ama şunu söyleyebilirdim,
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
bunca soruyu hazırlayan bir kimseye bir tane hadis-i kudsi söyler “Bu” derdim ama bu meseleyi açıklamazdı. Onu söyleyeyim. Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Zaman Allah’tır. Zaman Allah’tır. Hadis-i kudsi “Siz zamana sövmeyiniz çünkü zaman Allah’tır.” Şimdi Yunan felsefesinin bu hadis-i kudsiden haberi yok. Çünkü Yunan felsefesinden sonra Kur’an-ı Kerim. Yunan felsefesinden sonra olduğu için cevap veriyor Hazreti Peygamber. Kendisinden önce dünya üzerinde varlık ve zaman ilişkisinin üzerinde fikir yürütenlerin, akıl yürütenlerin battığı, debelendiği, çıkamadığı o bataklıktaki kaldıkları soruyu cevaplandırıyor onlara: Zaman Allah’tır. Çok basit bir noktaya gideceğim, bazen ben Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretlerini Arabî’den öne koyarım ya, bazı arabici kardeşlerde kızarlar bana, telefon açıyorlar, mail gönderiyorlar hani nasıl böyle yaparsın diye. Hoşuma gidiyor o benim.
Hazreti Mevlâna’nın öyle Kur’an ve sünnete dayalı çözümleri var ki, muhteşem. Mesnevi’de de der ki “Sen bu alemi hayal üzerinde yürü gör.” Mevlâna. Alem neyin üzerinde yürüyormuş? Hayalin üzerinde yürüyormuş. Alem var. Alem. Bir alem hayalin üzerinde yürüyor. O zaman hayal ne? Hayalin üzerinde yürüdüğüne göre: Zaman. Hayal = Zaman. Bu da kime göre? Bu da Hazreti Mevlâna’ya göre. Şimdi big bang dedikleri teoriye gelelim. Big bang teorisine göre zamanın 1/ben deyim ki 20 tane sıfır siz deyin ki 30 tane sıfır, bir başkası desin ki 50 tane sıfır, 1/00000…1 zaman diliminde Cenâb-ı Hakk yine 1/00000…1 büyüklüğünde bir şey yarattı. Zamanı algılayabilmemiz için varlığı algılamamız lazım. Varlık var olabilmesi için bir düzleme ihtiyaç var. Bir şeyin üzerinde var olması gerekir. Bir şeyin üzerinde var olması gerekiyorsa bu, zamandır. Zaman nedir? Allah’tır. Şimdi Cenâb-ı Hakk bir şeyi var etti. Var ederken bir şeyi var olacak olan şey, var olacak olan şey, bir şeyin üzerinde olması gerekiyordu. Enteresan bir şeye sıçrayayım buradan: Mirac. Hiç aklınıza geldi mi, miracta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki “Ayağımı nereye basayım? Nereye koyayım?” Dergâhlarda bir dergâha giriş vardır ya. Ne yaparlar? Sağ baş parmağınızı siz sol baş parmağınızın üzerine koyarsınız öyle değil mi? Bu, miractandır aynı zamanda, soyutun somuta dönmesidir. Cebrail’e söyler “Ne yapayım?” bunu rivayetçilerin büyük bir çoğunluğu Allah’a atfedilir bu. Hazreti Allah der ki “Sağ ayağını sol ayağının üzerine koy.” Sağ ayağını sol ayağının üzerine koy. Demek orda varlıkla alakalı zemin, basacak bir yer yoktur. Varlıkla alakalı basacak zemin olmadığından Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine somutsal bir kavram oluşturur: Sağ ayağını sol ayağının üzerine koy. Sol ayağı neyin üstündeydi? Burak bir yere kadar gitti bıraktı. Cebrail’in girmediği yere Burak mı girecek? Cebrail dedi ki “Burada işim bitti.” Hazreti Cebrail. “Bundan sonrasını yalnız gideceksin.” Ondan sonrasını yalnız gitti. Ve Cenâb-ı Hakk’la yüzleşince, kâbe kavseyn, iyi yay ucu kadar mesafeye gelince Hazreti Peygamber sordu, heyecanlandı “Ben nereye ayak basacağım?” dedi ki Ona “Sağ ayağını sol ayağının üzerine koy.” Somutsal bir kavram oluştu. Peki sol ayağı neyin üstündeydi? Zamanın üstündeydi. Zaman neydi? Allah’tı. Allah’a gelmezden önce bir şeye daha gelin, hayaldi. Hayal neydi o zaman? Allah’tı. Bana hayalini anlat. Diyeceksiniz ki “Ya bunu bilen yok muydu ki?” Öyle ya. Belki de o gün diyemediler.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Benimki de doğru değil belki de. Bakın benimki de belki de doğru değil. Benimki de bir müddet sonra evet hadis-i kudsi var zaman Allah’tır ama bu zamanı algılama noktasında başka fikirler düşünebilirler ama meseleye eğer ki biz anlayabildiğimiz kadar, bunlar müteşabih meseleler bunların küfür fırtınaları koparmayın. İslam dünyasının böyle bir açmazı var. Zaman Allah’tır bunun üzerinde insanlar fikir yürütebilirler, Allah’ın sıfatlarının üzerinde fikir yürütebilirler, müteşabih meseleler herkesin mütecellisine göre değişir algısı, anlayışı. O zaman burada arabiciler belki de kızacaklar bana ama benim meseleye bakış açım bu. Zaman nedir? Böyle otomatik cevap verebilirsiniz. Zaman Allah’tır. O kimse sizi algılamayacaktır. Bir kısım yeni felsefeciler şimdi yavaş yavaş zamanı da varlık yani yaradılmış olarak görmeye çalışıyorlar. Mesela o yeni teoriciler neydi ortalıkta dolaşan? Astral seyahat falan yapacağız diyorlar ya. Kuantum fiziği. Kuantum fizikçileri var ya şimdi. Bakın felsefeler -burası çok önemli- felsefeler ilmi getirir. Mesela siz oturursunuz, felsefe dediğim bu, astrofizikle alakalı, kozmosla alakalı yani alemle alakalı elinizdeki verilere dayanaraktan bir felsefe oluşturursunuz. Sonra o oluşturmuş olduğunuz hayali -felsefe dediğim bu- ispat etmeye çalışırsınız. O hayalin peşine takılırsınız. İnsan hayatını anlamlandıran en önemli şey hayaldir bu noktada. Siz hayalinizi yap boz tahtaları gibi yapar bozar, aa burası derin değilmiş derinleştirir, burası geniş değilmiş, genişletir, oradaki figürleri değiştirir, oradaki anlamı değiştirir, oradaki yüklemi değiştirir, hayalinizi genişletmeye, hayalinizi büyütmeye başlarsınız. Bazı şeylerde yap boz yapabilirsiniz, ayağınız çukura düşülebilir burada size en önemli, hepimizin ihtiyacı olan şey: 1- Kur’an ve sünneti iyi bilen bir alim zat. Ne derseniz deyin adına ya da Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp akidelerden vazgeçmemek. Çünkü o kimsenin imanını kaybetmesi de söz konusu olabilir. Burada o kimseyi tutan şey budur. Siz hayalinizi kurup, felsefenizi kurup onun üzerinden yürüyebilirsiniz, yap bozlarınız olur, bu sizi derinleştirir. Sakın, bu noktada kendinizi çıkmaza soktuğunuzda hemen Kur’an ve sünnete müracaat edeceksiniz. Kur’an ve sünnete müracaat ederseniz o size gerekli olan sağlam doneyi verecektir. Zamanla alakalı ipe zaman Allah’tır hadis-i kudsisini bilmemiş olsaydım ben sağlam bir dokunamazdım. Şimdi kuantum fizikçileri ne diyor: Allah bu varlığı yaratırken 1.0000…1 küçüklüğündeki, bunu normalde mikroskoplarla ölçmeniz dünya üzerindeki mikroskoplarla ölçmeniz mümkün değil. Onlar mümkünmüş gibi sıfırlamışlar, ben de gülüyorum. Siz ilk varlığın, yaratılan şeyin kocaman bir şey olduğunu zannediyorsunuz. Nokta bile değil. Nokta çok büyük. Noktayı görüyorsunuz ya, siz ne diyorsunuz, nokta kadar küçük. Gözünüzle algıladığınız şey o. Dünyanın en küçük şeyi ne, desem, nokta dersiniz. Hadi düşün, hücre deyin değil mi, hadi düşün hücrenin içerisindeki çekirdek, plazma, daha aşağı, atom. Atom kocaman şey, in daha aşağı. Nereye kadar inerseniz inin. Siz onları küçük olarak görüyorsunuz. Değil. Büyük onlar, kocaman şeyler. Mesela Arapça zerre, en küçük şeydir. Tespit edilebilmiş en küçük şey. En küçük şey bu değildir. Tespit edilebilmiş, göze göre. Küçük, neye göre? Alemdeki herhangi bir şeye göre küçük. Benim “neye göre” diye bir şeyim yok. Bana “küçük” diyorlar, “küçük” diyorum ben. Şimdi bu varlık, ilk varlık var ya, bir zaman birimi saniye diyelim. Saniye büyük salise delim.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Salise büyük mikron diyelim. Bunun 15/ matematiksel olarak kaç tane koyabiliyorsanız o kadar sıfır koyacaksınız onun yanına da 1 koyacaksınız tekrar. Bu kadar küçük bir şeyi Cenâb-ı Hakk yine birim olarak, bu kadar küçük bir şeyi bu kadar kısa bir zaman diliminde yarattı. Bu kimin teorisi? Kuantumcuların teorisi. Kuantumcular diyorlarmış ki, Allah zamanla, yarattığı şeyi aynı anda yarattı. Yeni felsefe bu. Bende diyorum ki: Hayır. Zaman birimi olarak bu kadar bu kadar bu kadar… sıfır zamanında yarattı onu. O küçücüktü. Alem ne kadar büyük değil mi? Acaba biz o küçücük şeyin içinde miyiz ki? Tekrar söylüyorum, kuantumcuların hepsi de diyorlar ki: İlk varlık 1/ 20 tane sıfır 1, bu kadar küçük ilk yaratılan şey. Ama kuantumcular buna devam ediyorlar. Tabi kuantum fizikçileri biliyorsunuz aynı zamanda big bange inanıyorlar. Diyorlar ki bu küçücük bir şeyi Cenâb-ı Hakk yarattı o şey patladı. Teori bu da. Yani teori dediği ne? Felsefe. Bunun felsefesini kurdular önce. Bunun felsefesini kurduktan sonra bunu ispatlamaya, teoriyi ispatlamaya çalışıyorlar. Hani bir ara insanlar maymundan gelmiştir deyip de darvinist bir teori var ya, o daha teori halinde yani o daha teoriden çıkamadı. Teori. İspatlanamadı daha insanların maymundan geldiği. Bende uğraşmayın, kendini maymun hissedenler maymundur diyorum. Ayet-i kerimede var, Allah bazı kavimleri maymuna döndürdü. Onların ataları onlardan. Kimilerini de timsaha döndürdü, onlarında ataları timsahtan. Belki de bir kısmını başka bir mahlukata döndürmüştür. Döndürmüştür. Onunda atası o dur, olabilir ama insan olarak atası Âdem. Cenâb-ı Hakk Ademi de topraktan yarattı. Hani hava, su, ateş, topraktı. Şimdi normalde kuantumcular bu noktada zamanın da yaratıldığını düşünüyorlar. Yalnız bir şey diyorlarmış: yaratılmazdan bir saniye -öyle algılayalım- önce zamanı yarattı. Ardı ardına tespih tanesi gibi. Önce zamanı yarattı ardından varlığı yarattı diyorlar. Ardı ardına, ardı ardına. Bunun ara bölümü, ara kesintisi yine 0000…/1, diyorlar. Bende dedim ki profesöre “Hocam uğraşmayın”, “Niye?” dediler, “Zaman vardı” dedim, “zaman yaratılmadı. Sizin buna katılıyorum, bu kadar bu kadar zaman hani hesaplanarak küçücük bir şey yaratıldı, evet ona inanıyorum, bu doğru bu tezi kabul ediyorum ama büyüdü mü hocam?” dedim. “Bunun cevabını ver” dedim, “Ben gideyim” dedi. Büyümüşte olabilir veya o küçücük şeyi büyükte görüyor olabiliriz. O zaman, zaman nedir? Zaman Allah’tır. “Peygamber efendimize sordular, dedi ki: Allah’ın katında sabah ve akşam yoktur yani zaman yoktur dedi aynı zamanda” Sabah ve akşam bir algıdır. Allah’ın katında ise, Allah’ça bakarsanız sabah ve akşam yoktur. “Dolayısıyla zaman yok?” Dolayısıyla sabah ve akşam bizim içindir. Zaman vardır. “O zaman Arabî’nin dediği gibi fiziki zaman hayali zaman mı?” Fiziki zaman varlığın başlangıcı itibarendir, doğru. Yani fiziki zaman dediğimiz şey kün’ün başlangıcıdır. Kün. Fiziki zamanın başlangıcı kün. Bu fiziki zamanın başlangıcı. Biz şunu diyebiliriz, fiziki zamanın başlangıcı ile varoluş aynı noktada diyebiliriz. “Uyuduğumuzu farz edelim, uyandığımızda güneşe göre yani fiziki zaman göre ne kadar uyuduğumuzu hesaplayabiliriz.” Hesaplayabiliyoruz. “Karanlık bir odada uyuduğumuz zaman ne kadar uyuduğumuzu?” Hesaplayamıyorsunuz. “Bu hayali zaman o mu oluyor?” O normalde hayali zaman olmuyor. O günkü neye göre hesaplayacağınız doneniz yok. “O zaman dairesel zaman mı oluyor?” Dairesel
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
zaman yok benim nazarımda. Dünyayı sildik, hayali sildik, kün kaldı. Şimdi fiziki zamanı konuşalım. Bakın bu farklı. Biz şimdi “Zaman nedir”i konuşmuyoruz. Burayı ayırt etme noktası yok bazı yerlerde. Zamanı algılarken insanlar fiziki zamanla karıştırıyorlar. Az önce verdiğim örnek gibi. Kaç yaşındasın? 15 yaşındayım. Neye göre 15 yaşındasın? Fiziki zaman, anne karnından doğduğu güne göre. Neye göre? Dünyanın güneş etrafındaki dönüşüne göre ama biz kalksak Jüpiter’in dönüşüne göre hesaplamış olsak onun yaşı değişecek. Jüpiter güneşin etrafında ne kadarda dönüyorsa ki 365 günde değil, o zaman diyeceğiz ki biz Jüpiter’e göre bu adamın yaşı şu an da şu. Neye göre onun yaşı 15? Benim yaşım neye göre 53? Dünyanın güneş etrafında kaç yıl döndüğüne göre 53. Benden sonra dünya güneş etrafında 53 sefer dönmüş. Bende diyorum ki, 53 yaşındayım. Neye göre? Dünyanın güneş etrafındaki dönüşüne göre. Ben bunu baz almazsam, kün lafzını baz alırsam? Kün lafzını baz alırsam? Her şey o şeyden yaratılmadı mı? Her şey o şeyden yaratıldıysa benim yaşım da o şey kadar. Ayrı bir zaman birimi çıktı. Ve yaratılmış olan her şeyde benden var, bende de yaratılmış olan her şeyden var. Ben neyim? Yaratılmışların içerisinin her şeyi bende var oluğundan, efendisiyim. Çünkü gözünüzün gördüğü yaratılmış olan her şeyde benden var. Yaradılmış olan her şey de benden var, bende de yaradılmış olan her şeyden var. Benim yaşım neye göre 53 o zaman? Az önceki ayet-i kerimeye geliyoruz, Allah katında akşam ve sabah yoktur. Dünya birimi içerisinde. Vel asr İnnel insane le fi husr. Asr’a yemin olsun. Asr ne? Zaman. Zamana yemin olsun. Zamanın üzerine yemin ediyor Cenâb-ı Hakk. Yok diyebilir miyiz? Hayır. Zaman var ve onun üzerine yemin ediyorsa yok dememiz mümkün değil.
Bizim şimdi konuşacağımız ne? Varlığın zamanı. Peki. Biz varlığın zamanına ulaşabilmemiz için kün lafzının başına gelmemiz lazım. Kün lafzının başına geldiğimizde zamanın varlığa göre ilk saliyesinin saliyesin… saliyesinin başlangıcı o zaman. Varlığın zamanı bu. Bakın, zamanın başlangıcı değil. Varlığın başlangıcının zamanını bulmak mümkün mü? Evet. Hiçbir şey yok iken O var idi ve aslında Cenâb-ı Hakk’ın bu ayet-i kerimlerini de tecelli ettiriyor kuantumcular. Diyorlar ki, Big bang ile varlığın başlangıcını hesapladık. Evet. Şu anda astro fizikçiler varlığın başlangıcını hesapladılar. Varlığın başlangıcını hesapladılarsa varlığın zaman noktası kün’le başladı ama biz varlığın zamanını konuşmuyoruz ki, o basit şey zaten. Bakın varlığın zamanını konuşmak basit. Varlığın zamanını konuşmuyoruz. Biz otururuz hesaplarız ilk yaradılışa doğru, kün lafzına doğru gider miyiz? Gideriz. Gittiğimiz zaman onun ışık yılı hesabını bulur muyuz? Buluruz. O ışık yılıyla biz varlığın zamanını hesaplayabilir miyiz? Evet. Çünkü inancımız şu ki hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Bakın burası işin en sır noktası. Siz hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı ya inanırsanız o yaratılan şeyin varlık olarak başlangıcını bulabilirsiniz. İnanç felsefesi açısından oturduğunuzda hiçbir şey yok idi, yok idi, Allah bir şey yarattı. Hiçbir şey yok iken bir şey yarattı. Yarattığı şeyin başlangıcı var. Burada otomatikman sonraki arabicilerin vahdet-i vücud felsefesinden ayrıldığınız yerdir. Yine kızacaklar bana. Siz “Hiçbir şey yok iken bir şey var” derseniz, yani var etti. Kim? Allah. Hiçbir şey yok idi Allah bir şey yarattı. Bir kısmı da der ki, hala daha yok. Ayet-i kerime der ki, Allah yarattı, var etti. Burada Hazreti Mevlâna’nın yolunun selameti çıkar orta yere.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Saptırmaz oraya bura insanı. Hiçbir şey yok idi Allah bir şey yarattı. Bir şey. Buna şey diyen de İmam-ı Azam hazretleridir. Bütün felsefeciler buna bir isim takmaya çalışmışlar, hiç kimse “Bir şey” diyememiş. İmam-ı Azam hazretleri Fıkh-ı Ekber’inde “bir şey” demiş buna ve ardından sonradan gelen fıkıhçılar, kelamcılar, felsefeciler, bir şeye sımsıkı yapışmışlar çünkü o şeyin ne olduğunu bilmiyorlar. Aslında İmam-ı Azam hazretleri ona bir şey derken soyutu somuta çeviriyordu. Biz o bir şeyin ne olduğunu biliyoruz. Bir hadis-i şerifte “Hiçbir şey yok iken önce aklı yarattı.” Akl-ı evvel. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir ismi akl-ı evvel dir. “Hiçbir şey yok iken Allah önce beni yarattı” der. Varlığın evveli nedir? Hazreti Peygamberdir. Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber Efendimiz der ki: Allah ilk defa bir şeyi yaratırken bana kendi nurundan ve ruhundan bir şey yarattı der. Yaratılan şey nedir? Allah’ın ruhu ve nurundan yaratılmış bir şeydir. Hiçbir şey yoktu. Nur ve ruhtu. Bakın yine hala daha yaradılan şey nedir? Soyuttur somut değildir. Bakın soyuttur. Allah’ın ruhu soyuttur, Allah’ın nuru soyuttur. Somut değildir. Ve küçücük küçücük… hesaplıyorlar ya, onun arkasından yine küçücük hayal çıkacak. Varlığı konuşursak bu noktada, o yaratılan şeyle zaman başlamadı, varlığın zamanı başladı. Ömrüm vefa etmez ölür giderim, bu tartışmaların dünya üzerinde tartışılacağını göreceksiniz felsefi noktada. İnsanlar oturup diyecekler ki maddeci felsefeciler zamanında aynı varlıkla beraber yaratıldığını söyleyecekler veyahut ta ardından bir felsefe daha geliştirebilirler, zamanla yaratılan şeyin aynı anda yaratıldığını, tanırının o olduğunu size söyleyebilirler. Hani İsviçre’de tanrı parçacığı arıyorlar ya. Ne arıyorlar, isim ne? Tanrı parçacığı. Aradıkları neymiş? Tanrı parçacığı. Ve bütün milyonlarca milyarlarca dolarlar yatırdılar ya ona. Onu başka bir amaç için kurdular. Allah’ın hesabı geniştir. Siz küçük hesaplar yapanlara bakarsınız.
Mesela örneğin, kim hayal edebilirdi burada böyle sohbetlerin edileceğini? Samanlıktı burası, at damıydı burası. Buranın beygir damı olduğunu düşünebiliyor musunuz? Allah’ın hesabı farklıdır. Mesela Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti’nin tanınmasının sebebini bilir misiniz siz? Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti’ni tanırlarken, Lozan’da öyle anlaşmalar koyarlar ki Türkiye’de dinin ve İslam’ın bir daha konuşulması söz konusu bile değildir. Derler ki öyle bir gençlik gelecek ki arkadan, öyle gençlik gelecek ki, hiç bunlar din konuşmayacaklar. Ve Türkiye’nin Lozan’dan çıkacak olan sonuç şuydu, Türkiye Hristiyan bir ülke olacaktı. Türkler Hristiyan olacaklardı. Evet. Lozan’ı hala daha açıklayamıyorlar, açıklayamayacaklar. Açıklarlarsa zaten yıkılacak ortalık. Fikri planda yıkılacak. Allah’ın hesabı ayrıdır. Gene kızacaklar bana da. Lozan’da onlara imzayı attıranlarda, kendilerince iyi şeyler yapıyorlardı. Tabi. Kötü düşünmeyin. Şimdi baktığınız zaman sonuca farklı bir şey var değil mi orta yerde? Hayal. Ben 89 yılında Ödemiş’te karakola götürüldüğümde karakolda demiştim ki: bir gün gelecek insanlar tarikatlarını yollarda yaşayacaklar, caddeler almayacak, dedim. O gün için beni deli raporu tutup göndereceklerdi Manisa’ya. Gerçekten. Arabayı falan getirdiler kapının önüne. Anladım ben. Dedim Mustafa Özbağ yolun sonu geldi herhalde. Kapalı spor salonları almayacak, dedim. Hani yapıyorlar ya futbol sahaları şimdi. Komiser beni dinliyor. Oralarda zikirler olacak, insanlar dolduracaklar oraları.
imza atanlarda, onlara
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Görüyor gibiyim oralarda zikirler olduğunu, dedim. Komiser beni dinliyorsa, açık havaya çıkamadık daha kapalıdayız ama bir gün açık havaya da çıkacağız. Açık havaya da çıkacağız bir gün. Bunlar araştırma yapıyorlar ya o araştırma insanları nereye götürecek biliyor musunuz? Allah’ın var olduğunu ve bu kâinatı yaratanın O olduğunu, Ondan başka hiç kimsenin yaratamayacağını ispat edecekler. Onlar şuna ulaşmaya çalışıyorlar, bu alem kendi kendisine var oldu. Onlar ona ulaşmaya çalışıyorlar. Ben de alkışlıyorum, diyorum ya Rabbi sen hayrın sahibisin, kâinatın sahibisin. Bunlar buna uğraşıyorlar, inanıyorum ki senin varlığını ispat edecek bunlar. Gidiyorlar bulacaklar O’nu. Gelen bütün Sokrat’ın, Aristo’nun, Eflatun’un, Kant’ın, Freud’un bütün felsefeleri batacak. Bütün felsefecilerin felsefeleri batacak, şuna gelecekler: Bu alemi yaratan Allah. Küçücük, küçücük, küçücük… minnacık bir şeyi minnacık zamanda yaratmış, muhteşem diyecekler, şak diye bırakacaklar gidecekler. Varlığın başlangıcı bu noktada işte o ilk kün lafzının olduğu yer. Okula giden çocuklar, okullular, bunu derste imtihanda falan sorarlarsa ders kitaplarındaki gibi siz cevaplandırın, sıfır not alırsınız sonra.
Sohbette bir şey yarım kaldı. Varlık hiçbir şey yok iken O vardır. Bir şey yarattı. Biz bu bir şeyi zamanın üzerinde yarattığını söylüyoruz öyle değil mi? Zaman ne? Allah. Hayal kurun. Hiçbir şey yok. Allah var. Allah zamandan, mekândan, şekilden, şemalden münezzeh. Sayısız, sonsuz, hudutsuz sıfatları var ve Cenâb-ı Hakk bir şeyi yarattı, hiçbir şey yoktur bir şey yarattı. Bu neyin üzerinde duruyor şu anda? Hiçbir şey yok, Allah var. Allah zamandan, mekândan, doğurmaktan, doğrulmaktan münezzeh, Allah’ın başlangıcı yok, sonu yok, sınırı yok. Hiçbir şeye benzemiyor ve Allah bir şey yaratıyor. Bu yarattığı bir şey; küçücük, küçücük, küçücük, küçücük bir şeyi, küçücük, küçücük, küçücük, küçücük, bir zaman diliminde yarattı, aniden. Kün dedi. Tarif ederken kün kelimesi dahi uzun. Kuantum fizikçilerine göre big bangcilere göre öyle bir hızlı patlama yaptı ki bir anda bu alemler dediğimiz şeyler var olmaya başladı ve hızla var olmaya devam ediyor bize göre. Bu neyin üzerinde yürüyor? Hazreti Mevlâna diyor ki “Bu alemi hayalin üzerinde yürür gör.” Bu hızla büyüyor. Biz bunun başlangıç zamanını tartışıyoruz. Bunu hesaplamak kolay dedim bıraktım. Bu neyin üzerinde büyüyor veya neyin içinde büyüyor? Selamun aleyküm.
Ve mirac, bunu miracla bağlayın bakın bunu miracla bağlayın. Mirac varlığın içinde devam ederken varlık bitti varlığın içerisinde durmuş olsaydı Hazreti peygamber varlığın üzerinde bir şeye binecekti. Refref. Burak. Burak bitti değil mi Bilal Hoca? Refref bitti değil mi Bilal Hoca? Refreften sonra neyle gitti? Cebrail aleyhisselam dedi ki “Benim sınırım buraya kadar buradan sonrasına gidemem. Varlığın bittiği yer.” Selamun aleyküm.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES
Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Aşk, Vahdet, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı