Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: İman ve İtikad — Sayfa 25

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

İman ve İtikad(2302) — Sayfa 25/28

Bu manevi kulp nedir?

Allâh sevgisidir. Allâh’a muhabbet beslemektir, Allâh’ı sevmektir, ve Allâh’a yakın olmaya çalışmaktır. Muhabbetullâh’a erişen bir kimse, gerçekten Allâh’a ulaşmış sayılmaktadır.

Kaynak: (NASİHAT/6) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 15.06.2023

Onlar hayrete hayrete, perdeden perdeye ilâhî tecelliyâtını seyrederler mi?

Allâh’a sımsıkı sarılanlar, bu mertebeşlerde Cenâb-ı Sıfat’ının tecelliyâtını müşâhede ederler. Onlar hayrete hayrete, perdeden perdeye ilâhî tecelliyâtını seyrederler.

Kaynak: (NASİHAT/6) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 15.06.2023

Müşâhedenin bile alt noktasından geçerler, ve vasıtasız bir şekilde, din hayatlarını, ve Allâh ile olan dostluklarını yürütürler mi?

Müşâhede ile görüşlerinin ötesine geçerler. Müşâhedenin bile alt noktasından geçerler, ve vasıtasız bir şekilde, din hayatlarını, ve Allâh ile olan dostluklarını yürütürler. Sebebin yaratıcısı ile hemhal olurlar, ve onlar için artık sebepler bağımlılık kaybeder.

Kaynak: (NASİHAT/6) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 15.06.2023

İbrahim’in sevabı ve sevgisi nedir?

Rabbim lan sevaba birimiz İbrahim’i dostu kişi evlensin. Sadece fikir babanın işareti bütün gitmişler. Olan hediyelik vasileyle.

Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023

Kardeşlerimizin lanetleri ve büyüklerimizin şefaat feyiz bereketi nedir?

Hanım 70’lerin ondan. Rabbi şu anda bulunmayan kardeşlerimizin lanetlerine. Hayır ya rabbi haberdar eyle. Rabbi büyüklerimizin şefaat feyiz bereketi üzerimizden eksik eyleme.

Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023

Münafıkların tanımı nedir?

Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah onları aldatır onlar. Namaza kalktıkları vakit tembel. Kalkarlar insanlara gösteriş yaparlar Allah’ı pek az zikrederler. Demek ki münafıklar. Ne yapıyorlarmış Allah’ı aldatmaya çalışıyorlarmış namazı tembel kalkıyorlar mış. Bir de insanlara gösteriş yapıyorlarmış.

Kaynak: Hzs (NASİHAT⧸18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 29.02.2024

Münafıkların ameli ve itikati nasıl olur?

Münafıklar var ya işte söylediğinde yalan söyler. Emanete hıyanet eder verdiği sözü yerine getirmez. Bunlar amelde münafıklık, ama bir de. İtikatta münafıklık var. Bunlar kalbi. Maraz öbürkü ne öbürkü ibadetle alakalı ahlâkla alakalı söylediğinde yalan söylüyor. Emanete hıyanet ediyor verdiği. Sözü yerine getirmiyor bu. Normalde ameli münafıklıktan bir kimse amelde münafıklık ediyor. Bir de. Asıl sıkıntılı olan. İtikatta münafıklıktan. Onlar sizin yanınıza gelirler inanmış gibi davranırlar. Hatta buraya gelir derviş gibi davranır. Örneğin bir. İslami topluluğun içerisine girer onlardan mış. Gibi davranır bizim içimize çok gelmezler buraya gelir derviş gibi davranır derken söz misali söyledim. Bizde. Para yok pul yok makam yok mevki yok partiler yok purti yok buraya gelmezler. Onlar burada gösteriş yapsa kime gösteriş yapacak burada çalım satacak kime çalım satacak. Biz salmış yakasını paran da olsa malın da olsa mülkün de olsa mevkin de olsa boş bir yere oturacaksın geleceksin oturacaksın oraya bizim burada kimse. Temenna etmez. Temenna etmeyince de bize öyle işte. Zenginliğin önüne koyacak olan. Gelmez bir ne bileyim. Siyasetini önüne koyacak ne makamını önüne koyacak olan bir kimse gelmez bizde burada şakşak yok alkış. Yok bir yok o filanca beyefendiler hoş gelmişsin. Ondan sonra oturacak yer yok zaten oturacak yeri de murtaz zaptetti oraya oturdu zaten kimse de onun yerine oturamıyor oturacak yer de yok gelsin birisi murtaza’yı oradan kaldırsın mümkün değil bunun gibi normalde yok makam yok koltuk yok koltuklarda zaptedilmiş vaziyette bak karşıda onlar böyle. Normalde koltuklarda oturanlar politbüro gibi tabii makam. Yok burada o yüzden gelmezler. Bizde öyle münafıklık aramızda dolaşmaz bizde ha ne olur e evlenecektir gideyim burada evlendiriyorlar derim ben de buradan bağırıyorum burası evlendirme memurluğu değil diyorum o da kalıyor bu sefer iş bulma kurumu değil diyorum o. Da kalıyor. Biz de böyle bir menfaatin üzerine bir kimsenin kendisini değiştirmeye gerek yok. Adam gelecek yalın aak başı kabak burada oturacak Allah’a zikredeyim. Deek durum bu. O yüzden bizim içimizde münafık fazla ne yol münafığı da fazla durmaz ne. Bile normal münafık zaten gelmez şimdi, ama bu münafıkların kalbiyle alakalı. Hadise. O zaman ayet-i kerimede en önemli özelliklerden bakın özellik olarak koymuş Cenâb-ı Hak tanıtıyor. Bunlar ne yapıyorlar. Normalde. Bunlar namaza. Erin kılıyorlar namazı böyle çok iştahlı değiller namazı böyle. Yalım yapacak onu da görsünler diye kılıyorlar gösteriş yapıyorlar gösteriş yapıyorlar en önemlisi Allah’ı az zikrediyor. Burası önemli tabii buraya yine müfessirler tefsirciler böyle hani normal ibadetlere alıyorlar, ama değil. Burada da Cenâb-ı Hak zikir olarak kastediyor zikir bakın. Bir önceki ayette namazı kastetmiş olsaydı namazı o münafıklar namazı söylemiş namazı onlar zor kılarlar kılmaz ardındaki ayeti kerime diyor onlar az zikrederler az zikrederler deyince. İşte bu kalbi bir. Maraz oluyor münafıklarla alakalı. Şimdi diyeceksiniz ki bunu. Normalde hep öyle söylerler ya bize namaz da zikir kardeş namaz da zikir, ama zikir ayrı bir zikir oruç da zikir doğru kabul. Ama bu zikir ayrı bir ziky bunu. Normalde namazla oruçla zekatla haça veya diğer ibadetler de zikir dediğinde bu. Allah’ı zikir en büyük iştir ankabut suresindeki 45 ayetin gerçek manası olmuyor. Veya bakaradaki siz Allah’ı zikredin. Ben de sizi zikredeyim ayet-i kerimenin gerçek manası olmuyor siz namaz kıl. Ben de namaz mı kılayım diyecek Cenâb-ı Hak sen oruç tuttun. Ben de oruç mu tuttum diyecek. Öyle dediğinde. Bu ayeti kerime öyle mana vermek gerekiyor, ama öyle değil beni zikredin. Ben de sizi zikredeyim zikir namaz dememiş oruç dememiş zekat dememiş. Hac dememiş veya başka bir sadaka dememiş. Cihat dememiş. Orada direkt ibare Allah’ı zikir o zaman Allah’a zikir denilince münafıklar kalbinde. Maraz olanlar Allah’ı direkt zikre karşı gelmek için veya sulandırmak için ayet-i kerimeleri eğip bükmeye çalışıyorlar eğip bükmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Halbuki söyleyecekleri çok basit. Salt. Yalın kardeş Allah’ı zikir en büyük iştir münafıklar da Allah’ı az zikrederler senin kalbinde gönlünde münafık varsa sen zikrullah’a düşman oluyorsun zaten kalbinde. Maraz var, çünkü en önemli buradaki olgu o kimsenin kalbinde hastalık olması bakın hastalıklar ikidir birisi fiziki. Hastalıktır o kimse fiziken rahatsızlık. Duyar ikincisi kalbi hastalıktır bunların her ikisinde tedavi edilmesi gerekir. Cenabı Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri diyor ki hiçbir hastalık yoktur ki Cenâb-ı Hak şifasını önden yaratmamış olsun o zaman fiziki hastalıklarının da şifası var manevi kalbi hastalığın da şifası var. Bakın iki hastalık var bir kalbi hastalıklar var manevi. Maraz iki fiziki. O yüzden. Normalde bakın bunu bir kere yerleştirin kendinizde bilgi olarak yerleştirin manevi hastalıklar kalp kalbidir zahiri hastalıklar vücutla alakalıdır o. Kimsenin beynine düzgün kan gitmiyordur beynine düzgün enerji yürümüyo olur vücudunun herhangi bir tarafında hastalık olur veya onun üzerinde hastalık olur. Ey insanlar tedavi olunuz ayet-i. Kerime hadis-i. Şerif net, ve emir vaki. O zaman o kimse tedavi olmakla mükellef. Tedavi olacak. E şimdi zahiri olarak vücudunda bir hastalık var kafasında hastalık var gözünde kulağında elinde. Ayağında hastalık var o kimse zahiren tedavi olacak eyvallah. Ama en önemlisi kalbi. Maraz kalbi hasta. Eskiler. Maraz derdi ona hastalık demezler de kalbi. Olan bir şeye. Maraz kalbinde. Maraz var asıl sıkıntı kalbi. Maraz olanlar onların kalplerinde sıkıntı var. Çünkü Cenâb-ı Hak ayeti kerimede de. Kalpler ancak. Zikrullah ile mutmain olur dedi. O zaman bakın orada müminlerin kalbi. Zikrullah ile mutmain olacak. Demek ki o kalbi marazlar atmanın kalbi. Maraz kurtulmanın yolu Allah’ı zikir, ama o normalde. Onu yapmıyorsa o zaman münafık kalbine döndü. Ne oldu Allah’ı az zikretti kalbinde onun maras onun çıkmadı. Oysa başka bir hadis-i şerifte neydi kalp böyle ev.

Kaynak: Hzs (NASİHAT⧸18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 29.02.2024

Müslüman topluluklar neden zenginlerle beraber tutulmamalı?

Çünkü hor hakir görmek gerçek manada müminlerin imtihanıdır. Gerçek manada müminlerin imtihanıdır hani böyle zaman cemaatler tarikatlar görürsünüz zenginlere. Ayrı bir ders işte. Bilmem kimlere ayrı bir ders kendilerince de bunu böyle hani olması gerektiğini söylerler veyahut da işte belirli kesime belirli bir dersler özellikler Allah muhafaza eylesin. Amin, ve onlar için böyle bir söylenince. Ne oldu işte direkt Cenâb-ı Hak ayet-i kerimeyi gönderdi. Hani Nuh’un kavmi de aynı şeyi söylemişti nuh’a ne demişlerdi nuh’a. O da. Şura. Şuara ayet 111 o kafirler o. Müşrikler dediler ki sana rezil bayağı kişiler. Tabi olmuşken biz sana iman eder miyiz. Bakın.

Kaynak: (NASİHAT/22) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti 25.04.2024

Dünya üzerinde İslam’ın dışındaki her sistem kafirdir?

İslâm’ı kendisine ölçü etmeyen her hukuk sistemi, farklı ülkelerden alınmış dünyevî kurallara dayanır. Evlilik hukukunu İtalya’dan, ticaret hukukunu İsviçre’den, diğer hukuk dallarını Almanya, ve Fransa’dan alan sistemler; komünist, sosyalist, faşist, emperyalist, ve kapitalist düzenler dahil olmak üzere dünya üzerindeki İslâm’ın dışındaki her sistem küfür üzeredir.

Kaynak: Dünya üzerinde İslam’ın dışındaki her sistem kafirdir 12.1.23

İslâm sadece ibâdet nizâmı mıdır?

İslâm, sadece ibâdet nizâmı değil, aynı zamanda bir hukuk, ahlâk, ve toplum düzenidir.

Kaynak: Dünya üzerinde İslam’ın dışındaki her sistem kafirdir 12.1.23

Nefsim kudret elinde olan nedir?

Şerif. Nefsim kudret elinde olan. Allah’a yemin ederim ki müminin başına gelen hiçbir dert zahmet hastalık üzüntü, ve keder yoktur ki. Allah bunu. Onun hatalarına kefaret kılmasın ayağına batan, ve ona acı veren bir dikenine varıncaya kadar küçücük bir sıkıntı da yaşasan senin ayağına bir. Diken de batsa bir. Diken de batsa senin günahlarına kef nadir olur bu kafirlerde münafıklarda daha fazla olur normal zamanda. Allah akıllarına gelmez, ama başlarına bir bela bir musibet bir sıkıntı gelince. Allah akıllarına gelir. Allah’a yalvararak. Yakarlar ağlarlar sızlarlar sonra o başından o. Bela. O musibet geçince ertesi gün gene. Vur patlasın çal oynasın yaparlar bu kafirlerin, ve münafıkların işidir kâfirler münafıklar başlarına bir sıkıntı biter gelince. Allah’ı hatırına getirirler, ama o sıkıntı o. Bela. O.

Kaynak: Kafirler münafıklar başlarına bir sıkıntı gelince Allah&;ı hatırlar müminlerin b

Müslümanların gafleti neden tehlikelidir?

Bir kâfirlerin gafleti var, bir de Müslümanların gafleti var; ikisi de tehlikelidir.

Kaynak: Bir kafirlerin gafleti var bir de Müslümanların gafleti var 27.04.23

Müslümanlar neden inandıkları dini mücadele etmemeyi satın alıyor?

Biz bu konuda mücadele etmemeyi satın alıyoruz rahatımız terk edemiyoruz ekmeğimizi tokmağı terk edemiyoruz malımızı mülkümüz terk edemiyoruz. Biz. Allah yolunda.

Kaynak: Fitne yeryüzünden kaldırılıncaya kadar o fitneyi çıkaran kafirlerle, müşriklerle

Akıl sınırlandırır mı?

Allah’ı mevcut aklınızla, bilginizle tanıyamazsanız tanımaya kalkarsanız küfre düşersiniz şirke düşersiniz. Çünkü akıl sınırlandırır.

Kaynak: Allah’ı mevcut aklınızla, bilginizle tanıyamazsanız tanımaya kalkarsanız küfre d

Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak küfrün başı, Allah’ı unutmak münafıklığın başı mı?

Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak Hakkında. Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak Sohbeti.

Kaynak: Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak küfrün başı, Allah’ı unutmak

Allah’ı unutmak neden münafıklık ve küfrün başıdır?

Normalde bu bakın Allah’ı unutmak hastalıkların başı Allah’ı unutmak küfrün başı Allah’ı unutmak münafıklığın başı oradan yürüyor bu oradan gidiyor başka bir yerden değil gittiği yer orası. Ama ne yazık ki o unutmak bizde büyük. O bizde küçükmüş gibi görünüyor.

Kaynak: Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak küfrün başı, Allah’ı unutmak

Allah’ı unutmak neden bir kişinin münafık haliyle tecelli eder?

O yüzden Cenâb-ı Hak Cenâb-ı Hak bütün müminlere ayet-i kerimelerde Allah’ı çok zikretmeli emrediyor işte ayeti kerime. Siz namazlarınızı. Kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanınızın üzerine yatarken Allah’ı çokça zikredin bakın Allah’ı zikredin değil Allah’ı çokça zikredin Cenâb-ı Hak diyor ki bakın kıldığınız namaz büyük bir ibadet, ama diyor namazı kıldıktan hemen sonra ya namazı kıldınn bitti değil namazı kıldıktan hemen. Sonra ayaktayken otururken yanınızın üzerine Allah’ı çokça zikredin az değil çokça zikredin o zaman namazı kıldıktan sonra ayakta zikredeyim devamlı faaliyetin içerisinde faaliyetin içerisinde Allah’ı zikredeyim namazı kıldıktan sonra. Zikrullah yapacaksın çokça. Zikrullah yapacaksın. Bir de o zaman o Allah’ı unutmaktan dışarı çıkacaksın. O zaman münafık halinden dışarı çıkacaksın öbür türlü o münafıklık hali senin üzerinde tecelli edecek Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak küfrün başı, Allah’ı unutmak

Allah’ı unutmak neden bir kişinin ruhunu kirlendirir?

O nefsini temizlen en lerden olmadı o nefsini kusursuz görenlerden oldu o nefsini hataku kirlenmeye. Böylece. Tabiri caizse fasıklık içerisinde yüzmeye devam etti unutmaya. Sebep ne ayet-i. Kerime unutmaya sebep önümüzde.

Kaynak: Allah’ı unutmak hastalıkların başı, Allah’ı unutmak küfrün başı, Allah’ı unutmak

Allah’ın yarattığında hikmetsizlik, eksiklik veya noksanlık yoktur; her şey O’nun bilgisiyle, kudreti ve kuvvetiyle mevcut mudur?

Allah’ın yarattığında hikmetsizlik, eksiklik veya noksanlık yoktur; her şey O’nun bilgisiyle, kudreti ve kuvvetiyle mevcuttur.

Kaynak: Küfürde dahi eksiklik ve noksanlık aramak Allah’ın yaratmasında abes bir şeydir

İman bu dünyaya ait değildir; burada kalmaz, ebedî midir?

İman bu dünyaya ait değildir; burada kalmaz, ebedîdir. Aydınlık, iyilik de ebedîdir. Buna karşın küfür bu dünyaya aittir; burada kalır, geçicidir. Kötülük ve karanlık da geçicidir.

Kaynak: Küfürde dahi eksiklik ve noksanlık aramak Allah’ın yaratmasında abes bir şeydir

Bu sadece iyi, ve güzel şeyler için değil midir?

Allah’ın katında. Allah’ın ilminde bir gereksiz anlamsız boş bir değildir her yaratılan olayda, ve fiiliyatta hikmet. Vardır. O yüzden. Allah her şeyi hikmetle yaratır, ve her onun ilmi onun bilgisi dairesinde gerçekleşir. Bu sadece iyi, ve güzel şeyler için değildir. Bu aynı zamanda. Kötü ve. Çirkin görünen şeyler için de geçerlidir. Allah ın takdiri. Allah’ın hükmü. Allah’ın sıfatsız aklıyla sınırlı aklıyla, ve sınırlı bilgisiyle kavramaları bekleyemeyiz. O yüzden zaten bir. Sufi anlayışı görüşü ile bilgisiz bilgisi kıt aklı kıt okuması kıt öğrenmesi kıt yaşaması kıt manevi bir yol yürümeyen insanların bunu anlamasını beklememiz de abes olur. O yüzden insanlar küfrü de imanı da nereden geldiğini bilmez nasıl tecelli ettiğini de bilmez ya kaderiye olurlar çıkarlar ya cebriye olurlar çıkarlar o zaman o kulun üzerindeki küfrü. Allah’a. Nispet edersek. Biz de cebriye oluruz biz kulun üzerindeki küfürde.

Kaynak: Küfrü yaratma ciheti Allah’a aittir, küfrü isteme ve yönelme insana aittir

Kendisine doğru yol apaçık belli oldukt, sonra sana doğru yolu göstermişler?

Nisa 115 kim. Kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız kendisini cehenneme koyarız ne kötü dönüş yeridir orası. Nisa ayet 115 Sen zikrullah’a yüz çevirdin şeytanı ne yaptı şeytanla dost oldun arkadaş oldun ayeti kerime diyor kim. Kendisine doğru yol apaçık belli oldukt, sonra sana doğru yolu göstermişler. Kur’an var kardeş. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin hadisleri meydanda. Sen. Peygambere karşı geliyorsun Peygamber birçok hadisi şerif var habire her gün her gün ya bir ayet-i. Kerime ya da bir hadis-i. Şerif sosyal medya denilen o bozuk yolda kullanılırsa insanı bozan toplumu bozan doğru yolda kullanılırsa. İnsanı doğru bir. Hani bir noktaya götüren o yerde her gün bakın.

Kaynak: Allah’a, Resulüne ve müminlerin yoluna karşı çıkan insanların kalpleri mühürlend

Herkes o kurallara uymayı kulluk olarak nitelendirir mi?

Herkes o kurallara uymayı kulluk olarak nitelendirir. Tabii bu kulluğun kendi içinde merteveleri vardır: bir kimse farz ibadetleri yerine getiren, bir kimse daha fazlasını yapan…

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Herkes kendi öğretisi, istidadı ve kabiliyeti doğrultusunda bir kulluk biçimi içinde midir?

Her grubun, her dinin kulluk anlayışı farklılık gösterir; bireylerin de kendi içlerinde farklı anlayışları vardır. Ama herkes kendi öğretisi, istidadı ve kabiliyeti doğrultusunda bir kulluk biçimi içindedir. Kulluğun zıttı, dini emirlerin dışına çıkmak ve onları hiçe saymaktır.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Pir burada önemli bir noktada duruyor: delaleti "hayret" olarak nitelendirmesi, konunun merkezinde midir?

Hz. Pir burada önemli bir noktada duruyor: delaleti "hayret" olarak nitelendirmesi, konunun merkezindedir. İnsan bir şeye hayret ettiğinde, aniden karşılaştığı şey karşısında donup kalır. Hz. Pir bu delaleti, insanın hakikati görmeden önce yaşadığı bir hayret hâli olarak yorumluyor.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Pir’in yorumundaki delaleti, salt sapkınlık değil, hayretle karışık bir arayış hâli midir?

Hz. Pir diğer tefsircilerden bu noktada ayrılıyor. Örneğin Firavun’un son nefeste iman ettiğine hükmetmiştir; "son nefeste imana baktı, kabul etti" dedi. Diğerleri bunu kabul etmedi. Hz. Pir’in yorumundaki delaleti, salt sapkınlık değil, hayretle karışık bir arayış hâlidir.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bu yoruma göre, o kafirler nefislerinin içinde hayretle kalmış kimseler midir?

Eğer bu kimseleri meydanda bırakırsan, gelecek nesilleri de delalete sevk ederler. Ama Hz. Pir bu ayeti yorumlarken "delalet" yerine "hayret" kavramını kullanıyor: bunlar hayrete düşürürler. Bu yoruma göre, o kafirler nefislerinin içinde hayretle kalmış kimselerdir.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Sağ kalırlarsa, kendi nefislerinin kulu olduklarını ve nefislerini kendilerine rab edindiklerini görmek zorunda kalırlar mı?

Bu hayette kalanlar hem kul hem rab olurlar kendi içlerinde; ama bir netice veremezler. Sağ kalırlarsa, kendi nefislerinin kulu olduklarını ve nefislerini kendilerine rab edindiklerini görmek zorunda kalırlar.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

O zaman niçin ibadet edelim, niçin itaat edelim?

Allah sonsuz lütuf ve bağışıyla bütün günahları affeder. Çünkü O’nun sonsuz bağışında bir eksiklik yok, sonsuz lütfunda da. "Ya Rabbi, az söyle, daha az söyle" diyebilir miyiz?

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

"Beş vakit namaz kılıyorum ama kalbim temiz değil" mi, yoksa "namaz kılmıyorum ama kalbim temiz" mi?

Bu kurallar, O’na dost olmak ya da O’nun dostuna dost olmak içindir. O’nun bir dostuna dost oldun mu hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz. Bu ikisi arasındaki denge kulluğun özüdür.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Pir’in anlattığı hayret ve delalete tam bir örnek midir?

Bir kişi dedi: "Biz 23 yıldır dinin içindeyiz; peygamberlik dönemi 23 yıl, bizde de 23 yıl geçti, dolayısıyla ibadet sakıt oldu." Bu akıl yürütme, Hz. Pir’in anlattığı hayret ve delalete tam bir örnektir.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bu kimseler oturuyorlar ve diyorlar: "Onlar orusun; bizim daha çok yolumuz var." İşte bu tam anlamıyla Muhyiddîn ibn Arabî’nin anlattığı o delalet midir?

Ezan okununca herkes camiye doğru gidiyor. Bu kimseler oturuyorlar ve diyorlar: "Onlar orusun; bizim daha çok yolumuz var." İşte bu tam anlamıyla Muhyiddîn ibn Arabî’nin anlattığı o delalettir.

Kaynak: 32. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Müteşâbih ayetlerin yerine ne odaklanmak gerekir?

Müteşâbih ayetlerin üzerinde durmak yerine, Allah’ı bilme, dünyayı tanıma, toplumları analiz etme meselesine odaklanmak gerekir. Bu insanlığı Allah’ın nasıl idare ettiğini anlamaktır; bu büyük bir sorumluluktur.

Kaynak: 30. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bu, bütün dindarların, bütün dinlerin ve bütün düşünen insanların en büyük meselesidir: ibadet ettiğimiz Allah algısı kimin Allah algısıdır?

Yani ibadet ettikleri şeyin içinde bir ulûhiyet anlayışı vardı; ama bu anlayış hakikatten uzak, surete takılı kalmış bir anlayıştı. Bu, bütün dindarların, bütün dinlerin ve bütün düşünen insanların en büyük meselesidir: ibadet ettiğimiz Allah algısı kimin Allah algısıdır? Sahiplendiğimiz din kimin dinidir? Bu sorular basit görünse de kalın bir duvarın arkasında yaşıyoruz; bu soruları kendimize sormaya cesaret edemiyoruz.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İnsanların kendi fikir yapılarına göre uydurdukları kurallar din midir?

İnsanların kendi fikir yapılarına göre uydurdukları kurallar din değildir; din Allah’ın indirdiği vahiyle, Kur’an ve Sünnetle sabittir. Kur’an ve Sünnetle sabit olan din anlayışı, insanların kendi zamanlarında iyi niyetle ekledikleri unsurlarla karıştırılmamalıdır.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Allah’a davet hile midir?

İbnü’l-Arabî’nin bu sözü provokatif bir çıkış olarak değil, derin bir ontolojik gözlem olarak anlamak gerekir. Allah insana zaten daha yakındır; davet, O’nu uzak bir yere çağırmak değil, insanın zaten içinde barındırdığı hakikate dönmesini istemektir. "Hile" ifadesi, bu gerçeğin sıradan bir mantık çerçevesinde anlaşılmasının güçlüğüne işaret eder.

Kaynak: 28. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Âlemden Hak’kın ayrılması mümkün müdür?

İbn Arabî, âlemin suretinden Hak’kın ayrılmasının asla mümkün olmadığını ruh-beden ilişkisiyle açıklar: insanın canı bedeninden ayrıldığında beden çürüyüp gider, insan denilen varlık kalkmaz. Aynı şekilde eğer Cenâb-ı Hak bu âlemden çekilecek olsaydı âlem denilen hiçbir şey kalmazdı. Varlığın her zerresi O’nun tecelliyatının altındadır; bu tecellî olmaksızın âlemin kendisi de olmaz.

Kaynak: 24. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Allah’ı tanıma ve bilmede sonsuz yol var mıdır?

Allah’ı tanıma ve bilme sonsuzdur; hiçbir kimse bu konuda ‘son noktaya ulaştım’ diyemez. Dünkü Allah tanımlaması ile bugünkünün aynı olması zararın alametidir; çünkü hadiste buyrulmuştur: "Bugünü dünküyle aynı olan zarardadır." Tanıma ve bilme her gün derinleşmeli, mârifet her gün artmalıdır.

Kaynak: 24. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bir kimsenin Allah tanımlaması mecaz mıdır?

Evet, her insan tanımlaması mecaz noktasında kalır; zira Allah’ın zâtını hakikat noktasında tarif etmemiz mümkün değildir. Bununla birlikte bu mecazlık, kişinin tanımladığı Allah’ın gerçek olmadığı anlamına gelmez; kulun anlayışına göre biçimlenen bu tanımlama, Allah’ın ‘Ben kulumun zannı üzereyim’ buyruğu gereğince ilâhî bir anlam taşır. Önemli olan tanımanın her gün derinleşmesidir; dünkü anlayışla bugünküsünün aynı kalması zarardır.

Kaynak: 24. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İkilik ve çokluk meselesi: ikilikten nasıl çıkılır?

Her şey zıddıyla bilinir; bu da görünürde bir ikilik oluşturur. Ancak bu ikilik gerçek bir bölünme değildir: çokluk içindeki her şey birliğin dairesindedir. Ömer Hayyam’ın dediği gibi cihan bedendir, canı ise Hak’tır; melekler, felekler ve bütün mevcutlar bu bedenin azalarıdır. Bunun dışındakiler hep çokluk perdeleridir. İkilikten çıkmak ancak tenzih ve teşbihi aşarak vahdete, tevhide ulaşmakla mümkündür; bu da uzun bir sülûk ve ârif-i billâh olma sürecidir.

Kaynak: 23. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İstidat kavramı nedir?

İbn Arabî, istidadı bilen kimsenin onu zaten kabul etmiş olduğunu söyler. Bir kimse kendi istidadını öğrendiği anda onu kabullenmiş de olur; zira bu bilgi, aynı zamanda o istidadın tescilidir. İstidat iki türlüdür: birincisi fıtrîdir, Cenâb-ı Hak’kın o kimsenin üzerine yüklediği ve herhangi bir çabayla değil, doğuştan gelen bir donanımdır; ikincisi ise sonradan çalışarak, eğitimle elde edilendir.

Kaynak: 21. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Fıtrî istidadın en güzel örneği nedir?

Fıtrî istidadın en güzel örneği kadının doğum yapma kapasitesidir. Bir kadın, doğum yapacağını bildiği anda bu istidadını fiilen kabul etmiş olur; ancak doğumun ayrıntılarını yaşamadan tam olarak bilemez. Kabul, toplu bilgiyi beraberinde getirirken ayrıntılı tecrübe ancak sonradan gelir.

Kaynak: 21. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İlk asır ve ikinci asır ulemâsı Allah’ın varlığını ispat etmeyi nasıl görürlerdi?

İlk asır ve ikinci asır ulemâsı Allah’ın varlığını ispat etmeyi akılsızlık olarak görmüştür; zira bu onlar için o kadar âşikâr bir hakikatti ki inkâra yer yoktu. Ancak ilerleyen dönemlerde ateist zihniyetler yaygınlaşınca Allah’ın varlığının ispatı zorunluluk hâline geldi.

Kaynak: 21. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Tek Hakîkat, sonsuz tezahürler meselesi nedir?

İbnü’l-Arabî’nin bu bölümde anlattığı temel fikir şudur: Varlık âleminde ilâhî isimlerle kinâye olunan nispet ve izâfelerin hepsini kabul eden varlık, hakîkatte tek bir hakîkatten başka bir şey değildir. Bununla birlikte bu hakîkat, her isim için ayrı bir hakîkatin sabit olmasını gerektirir; ta ki o isim başka isimlerden ayrılabilsin.

Kaynak: 19. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

15. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi konusunu ele alan metnin temel nedir?

İbn Arabî bu fasılda şu ilkeyi koyar: Allah hakkındaki bilginin en yüce mertebesi, peygamberlerin ve velilerin sonuncusuna verilmiştir. Bu bilgiye —marifete— resimlerden bakarak ulaşmak isteyenler, ancak Hatemü’n-nübüvvet olan Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’in kandilinin ışığıyla görebilirler.

Kaynak: 15. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İnsan düşünceden mi ibarettir?

İbn Arabî o noktada şunu söyler: Dışarıdaki suretler, esasında düşüncenin bir biçimidir. Ama bu, maddenin yokluğu anlamına gelmez; var, ama hayal gibi; yok da diyemeyiz. Bu belirsizlik, varlık anlayışının derinliğinden kaynaklanır.

Kaynak: 14. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

A’yân-ı sâbite’nin sırlarına vâkıf olanlar nasıl iki sınıfa ayrılır?

İbn Arabî, Fusûsü’l-Hikem’in bu bölümünde, Hakk’ın sırlarına vâkıf olan kimseleri iki sınıfa ayırır. Birinci sınıf, meseleyi icmâlî olarak bilenlerdir; ikinci sınıf ise tafsilâtlı biçimde bilenlerdir. Tafsilâtlı bilen, icmâlî bilenden daha üstündür.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Tafsilâtlı bilen kimse, bilgisi nereden gelir?

Tafsilâtlı bilen kimse, kendi hakkında Allah’ın bildiğini —yani Allah’ın o kulunun a’yân-ı sâbitesine verdiği ilmi— ya doğrudan keşif yoluyla, ya da a’yân-ı sâbite üzerindeki sonsuz tecellî değişimlerini müşâhede ederek öğrenir. Bu mertebeye ulaşan kimsenin nefsine dair bilgisi, Allah’ın o kul hakkındaki ilmiyle aynı kaynaktan beslenir; zira ilmin alındığı kaynak birdir.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İcmâlî bilgi ile tafsilâtlı bilgi arasındaki fark nedir?

Meseleyi icmâlî bilmekle tafsilâtlı bilmek arasındaki fark, bir âlimin yıllar içinde yazdığı on sekiz ciltlik tefsiri özet olarak aktarabilmekle, o tefsirin her satırını derinlemesine kavramış olmak arasındaki fark gibidir. İkincisi, birincisinin önündedir; çünkü onun izinden gitmiş, onun yolunu tafsîlen yürümüştür.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

A’yân-ı sâbite ve Hakkın bilmesi konusunda önemli bir tespit neden önemlidir?

Bu noktada İbn Arabî’nin önemli bir tespiti vardır: Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de ‘tâ ki bilelim’ şeklinde buyurması, Zât açısından değil, sonradan konuşanlar —yani mahlûkat— açısındandır. Zât boyutunda bilmek zaten mevcuttur; ‘tâ ki bilelim’ ifadesi, varlık âleminde imtihanın ve tecellînin gereği olarak kullar için geçerlidir.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İlâhî ilimden ilk zuhûr eden nedir ve bu Hz. Muhammed’in nûru ile nasıl ilişkilendirilir?

İbn Arabî’ye göre ilk zuhûr eden, Muhammedi nûrdur. Bu nûr, a’yân-ı sâbitelerin tamamını kuşatır ve onların her birinin hakikatini içerir. Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in a’yânı, diğer tüm varlıkların önüne geçer; dolayısıyla ‘ilk zuhûr eden’ denilenin Muhammed Mustafâ’nın nûraniyeti olduğu anlaşılır.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Balık-su benzetmesi bağlamında Cebrail’in rolü nasıl değerlendirilir?

Balık suyun içinde özgürce hareket edebilir; ancak sudan çıktığında bu özgürlüğünü kaybeder. Cebrail, Allah’ın deryasının içindeyken anlam taşır; fakat zât noktasına gelindiğinde bu mihmandarlık sona erer. Hz. Muhammed Mustafâ ise o zât noktasına girmeye dayanabilecek tek varlık olarak zikredilir.

Kaynak: 13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Peygamber’in yanında bulunan Müşriklerin güzel koku hissetmesi neden önemlidir?

Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’in yanında bulunan Müşrikler dahi onun nurunu hissedebilirdi; ancak kendi nefisleri bu kokuyu almalarına izin vermedi. Güzel kokuyu almak için önce o kokuya alıcı bir burnun olması gerekir.

Kaynak: 11. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İlâhî İhsanın iki türü nedir?

İbnü’l-Arabî Hazretleri ilâhî ihsanı iki ana kategoride ele alır: Birincisi, doğrudan Hak’kın Zât’ından süzülen ihs, ikincisi ise Allah’ın esmâ ve sıfatlarından gelen nimetlerdir. Her ikisi de nihayetinde aynı kaynaktan—Vücûd-ı Mutlak’tan—sâdır olmaktadır.

Kaynak: 10. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Sufilik anlayışının özü, herkesin kendi rengini parlatması mıdır?

Hz. Mevlânâ’nın mesnevîsinden geçen kazan metaforuyla konuya girilerek, herkesin kendi istidadımıza göre renklendiklerine dikkat çekilir. Sufilik anlayışının özü, herkesin kendi rengini parlatmasıdır. Gerçek üstat, müridini kendisine benzetmek yerine onun özgün renginin ortaya çıkmasını sağlar. Bu anlayışta cesaret de önemlidir; kendine özgü bir cesaret ve denge, her iki aşırılıktan da korunmayı gerektirir.

Kaynak: 8. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Allah’ı bilmek ile bilmediğini bilmek arasındaki fark nedir?

Allah’ı bilmek, sonsuza dek süren bir yolculuktur. Allah’ın zâtını tefekkür etmek, ‘Allah nedir?’ diye düşünmek caiz değildir; bu, insan idrakinin ötesindedir. Ancak sıfatlarıyla O’nu tanımak, bilmek ve bu bilgide derinleşmek mümkündür. İnsan bu bilgide koştukça bilgisi artar, aşkı derinleşir ve bu sonsuz koşu ruhun en büyük zevkine dönüşür.

Kaynak: 7. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hakikat-i Muhammediye’de o sıfatların tecelliyâtı kendi kendine midir?

O zaman kendi sıfatlarının tecelliyâtı o hâlde nasıl tanımlanır? Bu soru sufiliğin en derin sorularından biridir.

Kaynak: 4. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Kudret demek, yalnız bilim yetmez; onun için selam mı?

Kudret demek, yalnız bilim yetmez; onun için selam. Sevgili dostlar, buradaki tüm konuşmalar ne kadar yardımcı olmak istediğinin, ne kadar güzel bir yolculuk olduğunun göstergesidir.

Kaynak: 4. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bir meleğin görevi bildirmekle sınırlıysa, o görev dışına çıkması mümkün mü?

Bir meleğin görevi bildirmekle sınırlıysa, o zaman o görev dışına çıkması zaten söz konusu olamaz. Sûfînin o noktada anlaması gereken, her meleğin ve her varlığın kendi sınırlarını bilmesi ve o sınırlar içinde mükemmel olmasıdır.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bir varlığa ilâhîlik anlamı yüklemek tehlikelidir mi?

Bir varlığa ilâhîlik anlamı yüklemek tehlikelidir. Melekler belirli bir görevin sahibidir; onları o görevin ötesinde kutsallaştırmak tevhide aykırıdır.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Buradaki tanıma ve bilme ile öteki âlemdeki tanıma ve bilme aynı derecede mi?

Buradaki tanıma ve bilme ile öteki âlemdeki tanıma ve bilme aynı derecede değildir. Her zamanın kutbu kendi döneminin en derin tanıyışını yaşar; ama sonraki kutup onun üzerine bir kat daha koyar.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Kabrin başına gittiğinde ilk defa o kimseyi görenler Allah’a daha fazla yönelmiş olurlar mı?

Kabrin başına gittiğinde ilk defa o kimseyi görenler, Allah’a daha fazla yönelmiş olurlar. Vedanın kendisi bile bir ders verir; ölüm hatırlatır, yakınlaştırır.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bir varlık kendi yerinde kalamazsa öyle bir hâl vardır mı?

Bir varlık kendi yerinde kalamazsa öyle bir hâl vardır ki o kimse tamamen değişmiş demektir. Abdullah Gürbüz’ü tanıdığında o artık ölmüştür, yenisi doğmuştur. İşte bu dönüşüm sufiliğin hedefidir.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İkinci bir varlık olarak hayatta devam edeceğini kimse söylemez mi?

İkinci bir varlık olarak hayatta devam edeceğini kimse söylemez; o artık öncekinden farklıdır. Veliliğin bir makamı vardır ki onda kişi kendinden geçer; adını ateş bile yakmaz artık.

Kaynak: 3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

İnsanın yaratılışındaki his, sır ve ruhânî kuvvetler bakımından meleklerin vazifeleri nasıl şekillenmiştir?

Bütün melekler insan için yaratılmıştır; her melek insanın bir yeteneğine ya da özelliğine karşılık gelen bir kuvveti temsil eder. Bu manada "her şey insan için, insan ise Allah için" yaratılmıştır.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Her melekte yalnızca tek bir vazife mevcuttur mu?

Her melekte yalnızca tek bir vazife mevcuttur. Koku almayı sağlayan melekler, işitmeyi sağlayan melekler, görmeyi sağlayan melekler birbirlerinin işine karışmazlar; yalnızca kendi işlerini icra ederler.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Mekaniksel olarak meleklerin kuvvetleri nasıl işler?

Bu melekler kendi dışındaki boyutlardan habersizdir; sadece yaratıldıkları kuvvet üzerine bina edilmişlerdir. Kendilerini geliştirme, farklı alanlarda ilerleme ya da başka sıfatlarla donanma kapasiteleri yoktur.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Her derecedeki melek kendini nasıl görür?

Her derecedeki melek kendini en üst derecede bir melek olarak sanır. Görme duyusunu temsil eden melek, görme kuvvetinin en yüce iş olduğunu düşünür; işitmeyi temsil eden melek de kendi işinin en üstün olduğunu sanır.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Meleklerdeki kuvvetler nasıl işler?

Meleklerde bu kuvvetler yaratılmıştır ve hepsi bir düzen, bir sistem içinde işlerini görürler. Her biri görevini aksatmadan, düzenden çıkmadan icra eder.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bu mükevven âlemdeki tecelliyâtın sudûrunu akıl olarak kavramak mümkün müdür?

Bu, ancak ilâhî keşf ile idrak edilir. Aklın sınırına dayandığında susmak ve teslim olmak, bu meselelerde önemli bir edep ve terbiye işaretidir.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Musa Aleyhisselâm’ın Allah’ı görmek istemesi ne anlama gelir?

Hz. Musa Aleyhisselâm Allah’ı görmek istedi; Allah bir dağa tecellî edince dağ paramparça oldu. Hz. Musa’nın kendisi de yere yıkıldı. Çünkü o tecellîyi taşıyabilecek fıtrat ve kapasite henüz hazır değildi.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellemin Allah’ı bilme noktasında nerede olduğunu ifade eder?

Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellemin Allah’ı bilme noktasında nerede olduğunu gerideki insanların tam mânasıyla kavrayabileceğine inananlardan değilim. O makam "kavseyn" makamıdır; akıl orada susup teslim olur.

Kaynak: 2. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları