Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 17/60
Tasavvuf tarîkat istilahında tören nedir?
Şeyh Efendi’nin Sözlü Emri ve Tören bu sefer herkes duyuyor oradaki Nakib Nugabba’ların, orada o işin içerisinde duranların hepsi de duyuyor bunu. Bakın bunlar, bu sözler buradan bir pay çıkarmak için söylemiyorum. Bu sözler farklı sözlerdir bir şeyhin ağzından çıkınca. Söylediği şey şu, o zaman Bursa’nın nakîblerini de Bursa’da yazalım, Bursa’da törenle verelim. Bu ne demektir biliyor musunuz tasavvuf ıstılâhında? Tasavvufu istilahta orada ayrı bir tören yapıyorsan orası halifedir. Bu tarîkat istilahında böyledir. Siz nasıl derseniz öyle yaparız efendim dedim. Bu bana söylediği şey, bir gün Hollanda’dan aradık oğlum dedi, Bursa’da dedi tören yapacaktık bir türlü gelemedik. Sen dedi pilav dök, aşure kaynattır, kimi nakîb edeceksen dedi, nakîblerini hazırla, onların icazetlerini ver dedi.
Nakib-i nükabânın yetkisi nedir?
Bir nakib-i nükabânın buna yetkisi olur mu? Olur. Ama bu halifenin yetkisindedir asıl. Ben dedim ki efendim geldiğinizde verelim yine. Bunlar böyle süre geçti geçti gitti süreç, tabi Bursa’dan kimseye bu süreçte bir şey efendim bana söyledi filancaya filancaya filancanın nakîblerini yazdır dedi. Dedikleri kimse Adnan, Câfer, Hüseyin. Şey efendi üçünü de dedi ki, oğlum nakîblerini yazdır dedi ondan sonra. Üçünü de kendisi söyledi. Bana söyledi, yine kimseye bir şey söylemedi ama bana söyledi. Üçünü de nakibini yazdır oğlum dedi ondan sonra. Tören yaptır dedi, tören yaptır dedi. Siz geldiğinizde yapalım dedim. Hâlâ daha duruyor. Bu açık açık konuşuyorum ölürüm kalırım yarın öbür gün. Bu konuda onların hakkını hukukunu yemek değil.
Şeyh Efendi’nin yetkisi nedir?
Bir nakib-i nükabânın buna yetkisi olur mu? Olur. Ama bu halifenin yetkisindedir asıl. Ben dedim ki efendim geldiğinizde verelim yine. Bunlar böyle süre geçti geçti gitti süreç, tabi Bursa’dan kimseye bu süreçte bir şey efendim bana söyledi filancaya filancaya filancanın nakîblerini yazdır dedi. Dedikleri kimse Adnan, Câfer, Hüseyin. Şey efendi üçünü de dedi ki, oğlum nakîblerini yazdır dedi ondan sonra. Üçünü de kendisi söyledi. Bana söyledi, yine kimseye bir şey söylemedi ama bana söyledi. Üçünü de nakibini yazdır oğlum dedi ondan sonra. Tören yaptır dedi, tören yaptır dedi. Siz geldiğinizde yapalım dedim. Hâlâ daha duruyor. Bu açık açık konuşuyorum ölürüm kalırım yarın öbür gün. Bu konuda onların hakkını hukukunu yemek değil.
Sufilerin tasavvufu neye dayanır?
Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp çileye rağmen olup. Çileye rağm olup. Hakikate haykırmaktan geçer yol.
Hoşgörü kapısı ve hizmet nedir?
Ya bu adam daha şeyhi bilmiyor. Ya bu adam daha mürîdliği bilmiyor, mürşidliği bilmiyor. Daha bu adam yolu bilmiyor, yordamı bilmiyor.
Aşk ve tevhid arasındaki ilişki nedir?
Aşkı daha heyecanlı daha cezbedici. Bunlar tevhidi bitirmişler. Zâkir eşhedü enne ilahe illallah demiş. Beni susturamamış. Ben duymadım hiç. Dokunacak olmuşlar. Demişler ki dokunmayın. Başınıza bela alırsınız. Kimse dokunmasın. Orada zikrullâh bitti. Ben gözümü açtım. Böyle tuhaf tuhaf bakıyorum ben hani. Onlar da susuyorlar. Ben orada susturdum. Bunlar da mı burada sustu. Orada mı susuldu burada mı susuldu. Sallan yakasını bu gece dedim. Ne düşünüyorsun dedim. Ardından Allah isması gene aynı. Ardından Hay isması gene aynı. Zikrullâh bitti.
Allâh’ın kulları yalnız velîler değildir ama her velî, Allâh’ın dostudur. Bu ifadeyi nedir?
Allâh’ın kulları yalnız velîler değildir ama her velî, Allâh’ın dostudur — Yûnus 10/62-64
Şeyh Kabir Hâli nedir?
Şeyh Kabir Hâli deniyor buna dedim ben. Şimdi gördüm. Benim şeyhim o dedi. Tarif ettin benim şeyhim. Hayır dedim öyleymiş söyledim ya dedim. Senin şeyhin. Ondan sonra böyle baktı şimdi bu. Nasıl gördün bunu böyle hayrette adam.
Kalbin aklın yerine geçmesi ve ilhâm nedir?
Kalbin Aklın Yerine Geçmesi ve İlhâm Mâtürîdîye göre kalbin dindeki yeri ve önemi dolayısıyla bütün dini, bilgi ve tecrübe birikimlerine dayanarak üstlendiği seçkin görev bu anlayış ve kavrayışı gerçekleştirmeye müsaittir. Kişi aklını basit bir kavrama melekesi olmaktan kurtarıp bir kalp haline getirince akılla ulaşamadığı bir çok bilgiye ulaşır ve akılla kavrayamadığı bir çok hikmete nüfuz eder. Mâtürîdîye göre bu kavrayış düzeyine yükselen kişinin Tanrı-İnsan ilişkisiyle ilgili bilgisi artık kavramsal bilgi olmayıp şehâdet bilgisi bir tanıklık bilgisi haline gelir. sûfîlerin İmâm Mâtürîdî’ye’yi methedip tutmalarının ana ögelerinden birisi budur. Çünkü İmâm Mâtürîdî’ye ve Hanefî-i Mâtürîdîye çizgisi kalbi ilme önem verir. Kalbi ilme. Burada da aynı şeyi söylüyor. O kimse diyor bir müddet sonra artık diyor onun kalbi aklının yerine geçer. Kalbi ilhâm almaya başlar. Şehâdet dediği bilgisi artık o kimse diyor kavramsal bilgi olmaktan çıkar. Şehâdet şâhit olmaya başlar. Tahkîk olur. Bu şehâdeti neyle gerçekleştirir? Kalbi ile. O yüzden Hanefî-i Mâtürîdîye çizgisi imanı dil ile, dil ile teblîğ etme kalp ile tahsîkler. İmâm Mâtürîdî’ye dil ile söylemenin hukuk olduğunu bir başkasını bağladığını ama asıl önemli olanın o kimsenin kalbinin tahsîk etmesi olduğunu söyler. Hatta imam-ı Mâtürîdîye göre bir kimse kalben îmân ettiyse o iman etmiştir. Dil ile ikrarına gerek yoktur. Dil ile ikrar o kimsenin Allah ile olan ilişkisinde gerekli değildir.
Siyasetçiler ve Sufiler neden sustular?
Evet siyasetçiler Sûfîler sustun, bürokratlar sustun İlahiyattaki o çok az kalan Çok az kalan Onlar sustun Sûfîler sustun, şehler sustun Hacısı, hocası sustun Herkes sustun Herkes hayatından memnun kalsın. Karakola gitmesinler, savcılığa gitmesinler Düzenleri bozulmasın. Rahatları bozulmasın. Onlar sabahtan akşama kadar Aman maaşlarını düzgün alsınlar Aman cukkaları indirsinler Aman oradan burdan Mevlüd okudun Dua okudun, üfledin İndirsinler, ha bre devam etsinler Allâh sorsun hepsinin de hesabını Allah iki akıllarını bir araya getirmesin. Allah onların gün yüzü göstermesin. Allah Kur’ân-ı Kerîm’e karşı gelen Sünnet-i Seniyye’ye karşı gelen Hadîslere karşı gelenlerin makamlarını yerle bir etsin.
Mevlûd ve dua neden önemlidir?
Ama o siz olmazsınız Allah yeni bir sûfî getirir. Ama o sen olmazsın. Dini derviş getirir Sen olmazsın ama Evet Ben 35 yıldır burada oturuyorum Ben 35 yıldır burada oturuyorum Evet O olmuyor Boşta kalmıyor Boş kalmaz Senin yerine birisi gelir oturur Hiçbir yer hiçbir zaman boş kalmaz Her yerini sağlam tutmaya kalk Müminsin kendini sağlam tut Kendini koru Sufisin kendini sağlam tut kendini koru Şeyhsin kendini sağlam tut kendini koru Evet Ben şeyhim diye cartınma Kendini sağlam tut Koru kendini ben halîfeyim ben nakîbim Nukabbayım gördüm ben onların hepsinde Ben hepsinde gördüm onların Ben şeyhim diye cartınma Ben uçuyum deyip de cartınma Ben zamanın kutbunun da kutbuyum Diyenini de gördüm ben Cenâb-ı Hak hepsini gösterdi bana Yok Bir bakmışsın tık Birisi otur vermiş oraya Bir otur vermiş oraya İşine sahip çık Sen işine sahip çıkmasan birisi Tıkkak senin işini yapar oturur oraya Sen evine sahip çık Eşine sahip çık Erkeksin hanımına sahip çık Çocuklarına sahip çık Kadınsın kocana sahip çık Çocuklarına sahip çık Kaybedersin bir gün Çocuğun var sahip çık Bir gün çocuğunun kaybettiğini görürsün.
Taklîdî Sûfîlik ve Topluma Ayna Olmak nedir?
Taklîdî Sûfîlik ve Topluma Ayna Olmak. Ama onun bir ömür boyu taklit yolunda kalması, onun tembel olduğunu, çalışmadığını, kalbinin de harekete geçmediğini, aklının da harekete geçmediğini işarettir. Oysa Allah bir mümini, bir bireyi kendisini bilmiş, tanımış olarak huzuruna istemekte, taklit ehli hiçbir zaman Allâh’ı tanıma ve bilme dairesinde durmayacaktır. Avam tabiriyle kıl beşi bitir işi yapacaktır. Beş vakit namazını kıldı, onun dini ve cebeleri yerine geldi. Otuz Ramazan’da oruç tuttu, mesele bitti.
Kaynak: 2022 Sohbeti — Mâtürîdî’ye Göre Enflasyon Hırsızlıktır
İslâm dünyasındaki isimlerini tarîkat olarak nitelendirdiğimiz toplulukların çoğunluğu ne tür bir sûfîlik yaşamaktadır?
Bugün İslâm dünyasındaki isimlerini tarîkat olarak nitelendirdiğimiz toplulukların yüzde doksan dokuz nokta dokuz nokta dokuz nokta dokuzu taklîdî bir sûfîlik yaşar. Tahkîkî bir sûfîlik yaşamaz. Taklîdî bir sûfîlik yaşadıklarından dolayı sufiliklerinin ne kendilerine hayır vardır ne de başkalarına.
Kaynak: 2022 Sohbeti — Mâtürîdî’ye Göre Enflasyon Hırsızlıktır
Tevhîd Açılışı nedir?
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm Bismillâhirrahmânirrahîm. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak, Muhammedün Resûlullâh, cemî’an mine’l-enbiyâ-i ve’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selamünaleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Hem buradaki kardeşler hem de değişik medya üzerinden izleyenler hepiniz de hoş geldiniz. Cenâb-ı Hak cümlemizi hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı hak bilip hak yolunda yürüyen, mücâdeleden koşturan, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim son nefesimize kadar buyrun. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû.
Eşin Engeli ve Dînî İlmin Farziyyeti nedir?
Evet. Namaz kılmayan, oruç tutmayan eşim ben derse gitmek istediğimde bu seslerin düzeni tutmuyor herhalde. Perşembe günkü seste de bir sıkıntı yaşanmış. O yüzden böyle bir ayar gayar mı çekeceksiniz? Ne yapacaksanız inşâallâh. Bazen ben buradan hissediyorum ayarlarında sıkıntı olduğunu. Hakkınızı helal edin. Namaz kılmayan, oruç tutmayan eşim ben derse gitmek istediğimde derse yollamıyor. Dersi değil ama ben dersiyim. Yine de onu dinlemek zorunda mıyım? Evet. Sivil itaatsizlik yok. Eşler birbirlerinin velileridir. Aslında eşler birbirlerinin velileridir dediğimizde bir erkek eşinin Kur’ân ve Sünnet dâiresinde ilim öğrenmesine müsaade etmesi lazım. Buna olumlu yaklaşması lazım. Ama ne yazık ki böyle yaklaşmayan kimseler var.
El-Hidâye Kitapları ve Faiz Fetvâsı nedir?
Ondan sonra ben dur bir Hamdi Döndüren hocamı sorayım dedi. Hamdi Döndüren’e sordu. Hamdi Döndüren de enflasyon miktarı kadar fâiz alınabilir dedi. Ben el-Hidâye’i koydum, Dürer ve Gurer’i koydum. O konuyla alakalı İbn Âbidîn’i koydum. Orta yere. İhaleler belli zaten. Dedim bu kitaplar mı Hamdi Döndüren mi dedim. Hayat kaldı tabi orada. Ne diyeceğini bilemedi. Dedim siz dedim Hamdi Döndüren mi uyuyacaksınız? İmâm Muhammed’e mi uyuyacaksınız? İmâm-ı Âzam’a mı uyuyacaksınız? Hamdi Döndüren’e mi uyuyacaksınız? el-Hidâye’e mi uyuyacaksınız? Dürer ve Gurer’e mi uyuyacaksınız? Dedim daha getiririm ertesi gün dedim. Ben de dedim dört mezheb var, Cezîrî onu getireyim. Dedim ben de dedim yine şey var, Fetâvâ-yı Hindiyye var dedim, onu getireyim.
Rüya nasıl bir etki yaratır?
Ben rüya benim içimi daraltıyor demiş. Ondan sonra tamam gidelim o zaman demiş. Nereye gideceksin demiş sormuş ona. Demiş Mustafa Özbağ yanına gideceğiz. Hemen gidin demiş. Hemen gidin. Bir tanıyor ya benim problemli adamım ya. Sakıncalı piyade benimkisi. Geldiler, onun sana. Adam dedi hocam ben size kızıyomasın dedi. He hep öyleler dedi bende. Nasıl dedi. İçine şeytan oturduysa bana kızarsın dedim.
Neden şeytan içine oturmuş olabilir?
Böyle baktı şimdi o. Dedim benim alışverişim var mı? Yok. Benle yol gittin mi? Hayır. Benimle yemek yedin mi? Hayır. Sana borcum var mı? Hayır. Bana bir para mı verdin? Hayır. Pul mu verdin? Hayır. Şunu mu yaptın? Hayır. Bunu mu yaptın? Hayır. Şu mu? Oldu? Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Neden kızıyorsun sen bana dedim. Şeytan ne durmuş içine senin dedim. Böyle dedim oturmuş bağdaş kurmuş. Nargileydi dedim koymuş yanına. Nargileyi köpürdetiyor orada dedim. Seni de dedim ben. Sertçe parmağının üzerine koymuş oynatıyor. Döndürüyor boyuna dedim.
Neden şeytanın etkisi altında kalmak tehlikelidir?
Nasıl dedi basmaya dedim. Bir oradan öpüyor seni bir buradan öpüyor dedim. Sen onun fâhişe’sisin haberin yok senin dedim. Ama bir fâhişelik yapar insan dedim. Kadın erkek değişmez. Fahşâ âyette cinsiyet yoktur fahşanın. Siz böyle fahişeliği sadece cinsel suç olarak bilirsiniz. Öyle değildir. Mesela bir münâfık fâhişedir. Tabi fâhişâ olarak geçer. Bu fikri fâhişedir kimisi. Kimisi ameli fâhişedir. Bu böyle farklıdır bu mesela.
Neden hastalıklar mü’minler için bir kefâret olabilir?
Hastalık İdâresi ve Müminin Kefâreti
Bugün gündüz sohbetinizde Cenâb-ı Hakk’ın yaratması bu. Hastalıklarımızı üzerimizde taşırız. Bir tanesi güçlenir, üzerimize zuhur eder buyurdunuz. Biz onu kafamıza taktıkça daha da büyütüp güçleneceğini buyurdunuz. Bu düşüncenin tam tersiyle hastalıkların biteceğini düşünüp önemsemeyip üstlerine gelebiliriz denilebilir mi? Denilebilir. Zahiren evet ilaç kullanıp doktorun dediklerini dinleyip bedenimizi iyileştiririz ama maninde hastalığı düşünmeyerek yok görerek ya da önemsiz görerek onu yenebilir miyiz? Burada bir şey varı yok görmek değil derdimiz. Bir şey senin üzerinde ne kadar etkili seni ne kadar çevreliyor? Senin ne kadar hayatını o kendisine bağlıyor. Bu önemli. hastalık senin üzerinde senin hayatını olumsuz olarak etkileyip senin üzerinde ne yapıyor?
Neden hastalıklar mü’minler için bir şifa olabilir?
Seni çepe çevre sarıp sevg ve idaresi altına mı oluyor? Seni normalde hastalıkların veya hastalığın mı idare ediyor? Sen mi hastalıkları idare ediyorsun? Bununla alakalı bu. Eğer o hastalık seni idare etmeye başladığında bunun sonu yok. Hastalığın da o sonu yok. Sen bir hastalıkla başlarsın o yetmez iki, üç, dört, beş, altı, yedi devam eder ve hastalıklar seni irâde etmeye senin üzerinde irâde koyar seni etrafında döndürür, irâdeni senin elinden alır kendi iradesine yerleştirir. Hastalıkları yaratan Allah’tır. Bakın hastalıkları yaratan ne varsa hepsi de Allah’ındır. Allah yaratır bir şeyi. Ama sen eğer ki kendi irâdeni cüz’i irâdeni hastalığın emrine verirsen o hastalığın yerine kâfir cinliler oturur veya şeytan oturur artık seni hastalık üzerinden hastalık üzerinden senin irâdeni ortadan kaldırır, kendi irâdesine yerleştirir.
Neden hastalıklar mü’minler için bir test olabilir?
Şimdi Hz. Ali Efendimiz’in her hasta olana tövbe et, Allâh’a yalvar demesinin sebebi budur. o kimse günâhın içindedir. Günâhlardan dolayı şeytan ona oturmuş şeytan onun hastalığını tetikler. Her hastalığı tetikleyen şeytandır. Her hastalığı tetikleyen. Biz Eyyûb değiliz. Şimdi hemen birisi çünkü Eyyûb aleyhisselâm’ı koyar, peygamberleri koyar, velîleri koyar canım kardeşlerim, biz Eyyûb değiliz. Biz velîlerden de değiliz. Öyle düşünemeyiz. Biz aciz kullarız, fukarâ kullarız. Bizim önümüze muhakkak bizim hatalarımızdan, kusurlarımızdan dolayı bir şeyler gelir. Ve hastalığın gelmesi de bizim için şifadır. Manevi şifadır. Niçin manevi şifadır? Bizim hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlıklarımız vardır.
Neden tarîkatın 1. kapısı tövbe etmektedir?
Dört Kapı Girişi ve Tövbe Makâmı
Evet geçen hafta 4 kapı 40 makâmdan devam ediyorduk. Ve geçen hafta şeriat kapısını ve şeriatın 10 makâmını konuşmuştuk. Bu hafta da tarîkat kapısından ve tarîkat kapısının 10 makâmından ardından hakikat ardından marifet öyle devam edeceğiz. Bazen hakikatte marifet yer değiştirir bazı öğretilerde. Bu o kadar çok teknik bir problem teşkil eden bir şey değil. Çünkü bazı eserlerde bakarsınız hakikat önünde, marifet arkasında kimisinin de marifet önünde hakikat arkasındadır. Bu o kadar çok problem olacak bir şey değildir. Biz marifeti 3. hakikati 4. kapı olarak görürüz. O yüzden biz 2. kapı olan tarikatı. Ondan sonrada marifeti konuşacağız inşâallâh. Tarîkatın 1. kapısı tövbe etmektir. Bir kimse geçen haftadan şeriatın ahkâmını ee ders etmiştik. îmân etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, helal kazanmak, aradan uzak durmak, nikâh yapmak, evlenmek, çevreye zarar vermemek, peygamberlerin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz işlerden, sakıncalı işlerden uzak olmak diye, ee bunu geçen hafta biraz daha hafiften açaraktan öyle dersi yapmıştık.
Neden tövbe etmek tarîkatın 1. makâmıdır?
Yine hafiften açaraktan gideceğiz. Çünkü bunların hepsi de aslında başlı başlığına birer konu. Bu sohbet buraya denk gelince inşâallâh niyet ettim bu 4 kapı 40 makamı daha tafsîlatlı bir şekilde ders yapmaya. Çünkü bu dersi buna yetmeyecek. İnşâallâh Cenâb-ı Hak fırsat verir, zaman verirse böyle bir ders yapmaya karar verdim. Bu işim, çünkü bu Orta Asya’dan gelen Horasân’ın erlerinden gelen silsilenin, Sûfî silsilesinin olmazsa olmazlı bir öğretidir bu. Biz de o öğretinin içinde olan bir topluluk olarak görüyorum. O yüzden inşâallâh bu öğretiyi böyle daha geniş, daha kapsamlı bir şekilde böyle sıralı bir şekilde inşâallâh bunu daha da tafsîlatlandırarak inşâallâh sohbet edeceğim. İnşâallâh onu da böyle bir yazılı risâle haline getirilirse inşâallâh onu da böyle bir küçük risâle gibi bastırırız inşâallâh. Cenâb-ı Hak nasip etsin inşâallâh. Tövbe etmek, tarîkatın 2. kapının 1. makâmın. Şimdi bakın bunları makâm olarak sıralıyoruz. Tövbe etmek bir makâm. Bir kimse veya hatta ne bileyim bir üsdaattan ders almak, bir mürşide intisâb etmek bir makâmdır. Mürşidi olmayanın o makamı olmaz. Veya bırakan o makâmdan düşmüş olur. Veya günah işliyor, günahtan sonra tövbe etmiyor, o kimse tövbe makamından düşmüş olur. Bakın bunların hepsi de birer makâmdır bu sıraladığımız kapının içerisindeki haller.
Neden tövbe etmek sûfîlik yolunda önemlidir?
Tövbe eden hiç günâhı istememiş gibidir. Hadisi şerif. Allah tövbe edenleri sever. Âyet-i Kerime. Şimdi ama sûfîlik yolunda tövbe etmek, o kimsenin o güne kadar Allâh’a isyan noktasında olan her şeyini terk etmesidir. Ve o kimse tövbesinde sadık kalmasıdır. Artık daha önce işlemiş olduğu günahlara tekrar geri dönmez. Bu avâmın tövbesidir. Bakın bu avâmın tövbesidir. Önceden içki içiyordu, içmiyor artık. Önceden namaz kılmıyordu, kılıyor artık. Bu avâmın tövbesidir. Bu o kimse günâh-ı kebâir, harâmları bıraktı, geri döndü. O avâmın tövbesi bir de hâssın tövbesi vardır. Hasın tövbesi nedir? O kimse gafletine tövbe etmeye başlar. Bu da hâssın tövbesidir. Bir de hasül hâssın tövbesi vardır. Hasül hâssın tövbesi nedir? O bir an gözünün önünden sevgilisi giderse ona tövbe eder. Bu da hasül hâssın tövbesidir.
Neden sûfîlik yolunda tövbe etmek bir mürşide teslîmiyet gerektirir?
Ama bir kimse sûfîlik yoluna girecekse, öncekiler öyle yaparlarmış. Üstadın önüne gelip tövbe vermek derler ya, Üstadın önüne oturur, Üstadına söz verir. Der ki ben bugüne kadar işlediğim bütün günahlara tövbe ediyorum, bir daha geri dönmemek üzere. Üstadla bîatlaşma yapıyor. Üstadına söz veriyor çünkü. Bir daha o işleri yapmacağına dair. Ve Üstad da onun o tövbesine binaen Cenâb-ı Hak’a münâcât eder. Der ki bu bana söz verdi. Bu konuda yemin etti. Akit yaptı. Eski işlemiş oldu günahlara bir daha dönmeme söz verdi. Ya Rabbi sen bunu affeyle diye ona ne yapar? Ona duâ eder. Ona himmet eder. Artık o derviş olma yoluna girdi. Ardından hemen ikinci kapı ne?
Tarîkatın On Makamı nedir?
Bir daha o işleri yapmacağına dair. Ve Üstad da onun o tövbesine binaen Cenâb-ı Hak’a münâcât eder. Der ki bu bana söz verdi. Bu konuda yemin etti. Akit yaptı. Eski işlemiş oldu günahlara bir daha dönmeme söz verdi. Ya Rabbi sen bunu affeyle diye ona ne yapar? Ona duâ eder. Ona himmet eder. Artık o derviş olma yoluna girdi. Ardından hemen ikinci kapı ne?
Mürşide Teslîmiyet ve Sûfînin Temizliği nedir?
Mürşide teslim olma. Onun öğütlerine uyma. Ona bîat etme. Bakın bu da ne? Bu ikinci kapı oldu. Tarîkatın kapısı. O kimse ne yaptı? Hemen o Üstad’a intisâb etti. O Üstad’a bağlandı. Artık asla ve asla onun sözünden dışarı çıkmıyor. Kâr da olsa zarar da olsa. Onun nefsine acı da gelse tatlı da gelse ona ne bileyim bazı şeyler kafası alsa da almasa da Kur’ân-Sünnet dâiresinde o Üstad’ına teslim oldu. Mürşidinin öğütlerine Mürşidinin tavsiyelerine Mürşidinin nasihatlerine tam olarak intibâk sağladı. Ondan asla ve asla zerrece ayırılmamaya gayret ediyor. Bu da ne? Tarîkatın ikinci kapısı. Ondan sonra ne? Artık o bir Tarîkat erbabı oldu. Tarîkat erbabı demek Sünnet-i Seniyye’ye uymak demek. Hazret-i Peygamber Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Sünnetlerini olmazsa olmazlarını artık üzerinde taşıyacağım demek.
Sûfînin temizliği nedir?
Bütün temizlikle alakalı üzerinde temiz olmayı o üzerinde barındırır. Bir sûfînin sakalı karman çorman olmaz. Bir sûfînin saçı başı yağlı pis olmaz. Bir sûfî ekşi ekşi kokmaz. Bir sûfînin ağzı kokmaz. Bedeni kokmaz. Bir sûfînin kıyafeti kokmaz. Yeni değildir bu. İllaki yeni olması şart değildir. Bir sûfî temizdir. Yaşadığı ev, yaşadığı alan da temizdir. Bir sûfînin evine ne zaman giderseniz gidin evini tertemiz görmeniz gerekir.
İyilik Yolunda Koşmak ve Dil Edebi nedir?
Peki dördüncü kapı ne? İyilik yolunda koşturmak, iyilik yolunda savaşmak, iyilik yolunda mücâdele etmek. Bir tarîkat ehli ve bir tarîkat ehli bir tarîkat ehlinin, bir sûfînin iyilik yolunda mücâdele etmesi, iyilik yolunda savaşması gerekir. Sûfî asla ve asla kötülük düşünmez. Ağzından kötü bir söz çıkmaz, gözünden kötülük çıkmaz, kulağından, elinden, ayağından, uzurlarından kötülük çıkmaz. Sûfî kötü düşünmez. Sûfî iyilik yolunda koşturur. Elinden geldiğince etrafına iyilik olur, iyilik yapar. Sizin en hayırlığınız etrafına zarar vermeyenizdir. Hadîs-i şerîf daha bir üstü sizin en hayırlığınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Sûfînin ölçüsü budur. Sûfî etrafına zarar vermez, hatta ne yapar? İyilik yapar. Mü’min odur ki etrafındaki insanlar, mü’minler, insanlar onun elinden ve dilinden emîndirler. Senin elinden ve dilinden emir olacak, emîn olacak insanlar. Elinden emîn olmak ne demek? Hırsızlık. Şimdi artık insanlar bir yerden gidip mal çalmıyorlar. Mesai saatlerinden çalıyorlar. Birisinin ücretini tam vermemekten çalıyorlar. Elinden emîn olmak. o zaman elini sen zulme kaldırma. Elini fasıklığa kaldırma. Elini fitneye kaldırma. Elini fitneden uzak tut, harâmdan uzak tut. Münafıklıktan uzak tut elini. Kafirlikten, gavurluktan uzak tut elini. Elinden emîn olacak insanlar. Aslında bütün varlık, bütün canlılar senin elinden emin olacaklar. Dilinden emîn olacaklar senin. Dilinden emîn olacak.
Hizmet Ehli ve Haksızlıktan Korkmak nedir?
Beşinci makâm. Ne? Hizmet etmek. Sûfî hizmet ehlidir. Sûfî hizmet eder. Hizmet etmeyen sûfî sûfî değildir. Neden hizmet eder? Nefsini terbiye etmek için, insanlara faydalı olmak için hizmet eder. Zikrullâh yapan o cemaata hizmet etmek zikrullâh yapan yapan cemaata hizmet etmek hizmetin en büyüğüdür. Sûfîlere hizmet etmek hizmetin en büyüğüdür. Ama hizmet ediyorum derken sen kendini tepede tutarsan, insanları kırarsan, üzersen, insanlara tepeden bakar, hor davranırsan, insanlara çay dağıtırken, yemek dağıtırken veya bir hizmet görürken, kibirlenirsen, yapma. Senin için o günâh-ı kebâir oldu. Hatta küfre düştün. Yapma. Kendini terbiye et. Tevâzu sahibi ol. Hizmet etmek kadar önemli bir işlev yoktur. Kır nefsini. Nefsini kır. Ne dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Peygamberi sordu Yahudiler, buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eden dedi. Bu Mecnun dediler ya, kafayı kırmış. Su dağıtıyor ya. Hende kazasından önce. Gittiler bir gölgelikte oturan Hazret-i Ebû Bekir efendimize. Baktılar kılına, kıyafetine herhalde dediler buranın emiri bu. Gölgede de oturuyor ya. Gittiler, dediler ki buranın emiri kim? Su dağıtan Hz. Peygamberi gösterdi. Ümmetine hizmet eden dedi. İkisi de aynı lafı kullandı. Aynı cümleleri, aynı kelimeleri kullandılar. Kalp, kalpte fena olmuş. Fani olmak budur. Sevinin sevdiğinde fanili budur. Kelimeleri bile aynı çıkar. Aynı cümleleri kurarlar. Sevinin sevdiğinde fâni olmasıdır bu. Öyle ben seni seviyorum demekte sevilmez. Seviyorum demenin arkasından getireceği bir tecelliyat olması gerekir. Evet, güzel kelimedir seni seviyorum. Herkes duymak ister. Erkekler eşlerinden duymak ister. Kadınlar kocalarından duymak ister. Çocuklar anne babalarından duymak ister. Anne baba çocuklarından duymak ister. Anne baba çocuklarından duymak ister. Çocuklar da duymak ister. Çocuklar da duymak ister. Çocuklar da duymak ister. Anne baba çocuklarından duymak . Ne kadar güzel bir sözdür seni seviyorum demek. Muhteşem bir şeydir. Ama Hazret-i Pîr’in dediği gibi buna delil gerek. Bakın Hazret-i Ebû Bekir Radıyallâhu Anh Hz. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz. Söylüyorlar. Önce Hazret-i Ebû Bekir diyor. Ümmetine hizmet eden diye ardından Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz diyor. Ümmetine hizmet eden. O zaman bir Sûfî hizmet ehlidir. Etrafına hizmet eder. Derviş kardeşlerine hizmet eder. Evet. Yoluna hizmet eder. Evine hizmet eder. Eşine hizmet eder. Çocuklarına hizmet eder. Hizmet eden evladır. Hizmet eder. Sûfîler zorla kendilerine hizmet ettirmezler. Sûfîler benim çayım bitti demez. O kendine hizmet ettirmektir. Bana bir bardak su verir misin demez. Kendine hizmet ettirmektir o. Ama bir yerde ortalıkta dolaşan varsa çay dağıtan su dağıtan bunlara söylenebilir. Burada bizim vazîfeli kardeşler var şimdi onlar dolaşıyorlar ortalıkta. Onlardan su istenebilir, onlardan çay istenebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama vazîfeli yok ortalıkta. Herhangi bir kimse yok. Ben dedim diyeceğim ki işte. Onur kalk bana bir çay getir. Neyse ben desem hakkımdır da şimdi yanlış anlaşılmasın. Ben kendimde o hakkı görüyorum. Böyle bir şey de o yüzden kendimde onu görüyorum. Ama mesela özgürle Onur. Özgür sen Onur’dan büyüksün herhalde değil mi? Bir yaşın. Aynı yaşın sayılırsın. Birbirlerine mesela kalkıp da böyle emr-i vâkî dervişli öne sürerek. Hadi bana bir çay getir. Demeyecek, hizmet istemeyecek kendilerine. Aranızda bir yaş mı var ya? Yaşı sayılırsınız yani. Maşallah. Kaç ay var aranızda? Hesaplamadınız mı hiç? Tamam. Tabi eskiler hesaplarlardı ya önceden değil mi? Sen de hesaplıyor musun arasına sen malimi çağırsın sen. Sen malimi çağırsın. Sende de hesap kitap çok. Senin işin hesap. Hemen hesaplıyorlar onlar çünkü hesaba düşkünler. Şimdi birbirinden böyle kalkıp da emr-i vâkî hizmet istemek sufilerin işi değil. Allâh bizi onlardan eylesin inşâallâh. Haksızlık yapmaktan korkmak. Bu da 6. makâm. Haksızlık yapmaktan korkacak insan. Eşine, çocuklarına, yanına çalışan elemanlarına veya patronuna veya bir derviş kardeşine. Haksızlık yapmaktan korkacak o insan. Haksızlıktan, şeytandan kaçar gibi kaçacak. Haksızlık yapmayacak. Adaletli davranacak. Çünkü haksızlığı ortadan kaldırabilmesi için adalet gerekli. Ama ne yazık ki. İslâm dünyası, adaletsizlikler dünyası. Ne yazık ki böyle. Ama biz haksızlık yapmamaya, adaletsiz davranmamaya gayret edeceğiz. Mücadele edeceğiz. Kimseye haksızlık yapmayacağız. Kimseye adaletin dışında davranmayacağız. Ama balık baştan kokuyor. Evet. Adalet tecelli etmiyor. İnsanların arasında da adalet yok. Âilelerin içerisinde de adalet yok. Haksızlık diz boyu. Allâh bizi affetsin.
Ümitsizlik Yasağı ve Nefsi Analiz nedir?
Yedinci makâm. Ümitsizliğe düşmemek. O ne olursa olsun asla ümitsizliğe düşmeyecek. Şiblî’de gitmiş, bir şey yapmak için. O ne olursa olsun asla ümitsizliğe düşmeyecek. Şiblî’de geçer, bu Şiblî’nin eserinde geçer. Yeryüzü demir levhalarla kaplı olsa, gökyüzü bakır levhalarla kaplı olsa, yine rızıktan endişe etmem, ümitsizliğe düşmem diye bir evliya sözü var. hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemek. Ama insan ümitsizliğe düşmemek derken, kendince gücünün, kudretinin, kuvvetinin halinin nisbetinde işlerle uğraşacak. Boyunu aşan işlerde uğraşmayacak. Kendini utandırır. Hazret-i Pîr diyor ya, Sen bir saman çöpü, bir dağı kaldırabilir mi? Ya sen bir saman çöpüsün, dağı kaldırabilir misin? Kaldıramazsın.
Tarîkatın ilk makamı nedir?
Tövbe eden hiç günâh işlememiş gibidir. Tövbe edenleri Allâh sever. Tövbe-i nasûh şartları: avâm, hâss, hâssu’l-hâss. Tövbenin üç derecesi: avâm, hâss, hâssu’l-hâss. Kâdî İyâz, eş-Şifâ. Avâm günâh-ı kebâirden dönmesi; hâss gaflete tövbe; hâssu’l-hâss sevgilisinden bir an ayrılmaya tövbe. İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, menzilü’t-tevbe. Üstad huzûrunda tövbe verme âdâbı ve bîat-ı tarîkat akdi. Molla Câmî, Nefahâtü’l-Üns; Reşehât-ı Aynü’l-Hayât; üstadın müntesibi için münâcât ve himmet. Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1/292.
Tarîkatın ikinci makamı nedir?
Mürşide intisâb ve teslîmiyyet. Necm 53/3-4 (O hevâsından konuşmaz, o vahyedilenden başka bir şey değildir) ve mürşidin vârisin-i nebî oluşu. Buhârî, İlim 10 (Âlimler peygamberlerin vârisleridir). Ebû Dâvûd, İlim 1. Üstadın öğüt ve nasîhatine bîat. Mümtehine 60/12 (bîat âyeti); Fetih 48/10, 48/18 (biat-ı rıdvân); Müslim, Îmân 42 (bîat-i akabe). Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye dâiresinde teslîmiyet. Âl-i İmrân 3/31 (De ki, eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin); Nisâ 4/59 (Allâh’a, Resûl’e ve sizden olan ulü’l-emre itâat edin).
Tarîkatın üçüncü makamı nedir?
Sünnet-i Seniyyeye uyma ve temizlik. Müddessir 74/4 (Elbîseni temiz tut); Mâide 5/6 (abdest); Bakara 2/222 (Allâh çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever); Tevbe 9/108 (Kubâ mescidi: "Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır"). "Temizlik îmândan gelir" hadîsi. Müslim, Tahâret 1; Tirmizî, Daavât 86. Sûfînin bedeni, ağzı, kıyâfeti, evi temizliği. İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âdâbi’l-Kesb ve’l-Maâş ve Kitâbü’n-Nikâh. Sûfînin sakal ve saç nizamı. Buhârî, Libâs 63; Ebû Dâvûd, Tereccül 16 (saç-sakal tesviyesi). Esnafın kıyâfet temizliği. "Allâh temizdir, temizi sever" — Tirmizî, Edeb 41. Eş ve âile için evi ve kendini temiz tutma. Bakara 2/228; Tirmizî, Radâ 10. Ağız kokusu ve misvak. Buhârî, Cuma 8; Müslim, Tahâret 42 ("Ümmetime meşakkat olmasaydı onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim").
Tarîkatın dördüncü makamı nedir?
İyilik yolunda cihâd ve mücâdele. Hac 22/78 ("Allâh uğrunda hakkıyla cihâd edin"); Mâide 5/35 ("O’nun yolunda cihâd edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz"). Sûfînin kötülük düşünmemesi ve a’zâlarından kötülük çıkmaması. Kâf 50/18 ("O bir söz söylemeye görsün, yanında hazır bir gözetleyici bulunur"); Mümtehine 60/1-3 (düşmanlık sâkındır); Nûr 24/24 (a’zânın şâhitlik etmesi). "Sizin en hayırlınız etrafına zarar vermeyeninizdir" — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat; "sizin en hayırlınız kendisinden hayır umulup şerrinden emîn olunandır" — Tirmizî, Fiten 76; Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/71 ("En hayırlınız âilesine en hayırlı olanınızdır"). "Mü’min odur ki insânlar onun elinden ve dilinden emîndir" hadîsi. Buhârî, Îmân 4-5; Müslim, Îmân 64-65 ("Müslüman, Müslümânların elinden ve dilinden selâmette kaldığı kimsedir; mü’min ise insânların mallarına ve canlarına karşı kendisinden emîn oldukları kimsedir"). Elden zulüm, fısk, fitne, harâm, münâfıklık çıkmaması. İsrâ 17/32-38 (a’zânın sorumlulukları); gıybet, dedikodu, iftirâ yasağı. Hucurât 49/12 ("Birbirinizin gıybetini yapmayın; biriniz ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi?"); Nûr 24/11-16 (ifk hâdisesi); derviş kardeşinin hatâsını topluluk içinde söylememe edebi. Buhârî, Îmân 11 ("Münâfığın alâmeti üç"); Müslim, Birr 35 ("Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçümsemez"); nasîhatin dört gözlü olması. Buhârî, Îmân 42; Tirmizî, Birr 17 ("Din nasîhattir"); mürşidin talebenin hatâsını yüz yüze ve tenhâda söylemesi âdâbı. Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1/59.
Tarîkatın beşinci makamı nedir?
Hizmet. "Kavmin efendîsi onlara hizmet edendir" hadîsi. Deylemî, el-Firdevs; İbn-i Mâce, Edeb 8. Zikrullâh meclisine hizmetin fazîleti. Buhârî, Daavât 66; Müslim, Zikir 25 (meleklerin zikir ehlini araması). Sûfîlere hizmet ehliyyeti. Kuşeyrî, Risâle, bâbü’l-Hidme; Kelâbâzî, Taarruf, Hidme bâbı. Hizmet ederken kibir ve tepeden bakmanın küfre götürücülüğü. Lokmân 31/18 ("İnsanlardan yüz çevirme, yeryüzünde çalımlı çalımlı yürüme"); A’râf 7/146 (müstekbirlerin âyetleri anlamaması); Müslim, Îmân 147 ("Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez"). Tevâzu.
Hâcı Ahmed Yesevî’nin yolundan gelen sûfî yapılanmaları nelerdir?
Hâcı Ahmed Yesevî’nin yolundan gelen sûfî yapılanmaları arasında Hâcı Bektâş-ı Velîler, Hazret-i Mevlânâ’lar, Yûnus’lar, Hâcı Bayrâm-ı Velîler, Üftâdeler, Eşrefoğlu Rûmîler ve Niyâzî-i Mısrî’ler yer alır. Bu yapılanmalar, Hâcı Ahmed Yesevî’nin öğretlerine dayanır ve Anadolu’da İslam dünyasında önemli bir etki bırakmıştır. Bu yapılanmalar, sûfî öğretisindeki temel kavramları ve uygulamaları yansıtır.
Dört Kapı Kırk Makam nedir?
İstanbul’da o kadar büyük zatlar var. Onların da yolları yanlış o zaman. Eğer onların yollar yanlış değilse sensin yanlış o zaman. Gerçekte de bu yanlış olan sensin. Ama bu ülkeyi bu hale getirdiler. Şimdi makam nedir dediğimizde kimse bilmez. Şeyhler de bilmez. Ama Hazret-i Ömer’in dilinden Radıyallahu anh Hazretleri’nin dilinden Hazret-i Mevlânâ diyor ki o her şeye makamı da öğretti. Makam Türk musikisindeki solfeşler değildir. Yok Kürdülü Hicazkâr yok Hicazkâr değil mi Ali? Kaç makam var? 128 makam var. Türk musikisinde. Tam 128.000 peygamber gibi oldu ya böyle. Haşa Allâh muhâfaza eylesin. 128 makam var. Bu bizim bahsettiğimiz makam o değil. Makam ne? Ayak basılan yer. Veyahut da bir yüksek bir yer durulan bir yer makam Türkçesi. Ama tarîkatta ise, tarîkatta bir kimsenin durduğu yerdir. Mesela zakirlik makamdır. Çavuşluk makamdır. Nakiplik makamdır. Nükabalık makamdır. Halifelik makamdır. Şeyhlik makamdır. Bir böyle bir makam vardır. Bir de ne vardır? İnsanın daim olarak durduğu alandır. Mesela namaz kılmak makamdır. Örneğin. Namaz geçici olursa bir kıldı bir kılmadı o haldir. Bir kimse namaza başladı hiç bırakmadı. Namaz onda makam olur. O namaz kılan daim namaz kılan haline gelir. bir de Ahmed Yesevî’den bahsettik ya, Yesevî’nin öğretisinde ne vardır? Dört kapı kırk makam. Bakın dört kapı kırk makam. Bu Yesevî Hazretleri bunu böyle teknik olarak konumlandırmış. O yüzden Yesevî’nin dört kapı kırk makamı Anadolu Sûfîliği’nin özüdür.
Dört Kapı Kırk Makamın ilk kapısı nedir?
Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? İlim öğrenmektir. dinini öğrenmektir. Sen günlük hayatında yaşayabileceğin kadar dinini öğrenmekle mükellefsin.
Dört Kapı Kırk Makamın ikinci kapısı nedir?
İkincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? İlim öğrenmektir. dinini öğrenmektir. Sen günlük hayatında yaşayabileceğin kadar dinini öğrenmekle mükellefsin.
Dört Kapı Kırk Makamın üçüncü kapısı nedir?
Üçüncü makam nedir? İbâdet etmektir. Sen öğrendiğini fiiliyâta geçireceksin. İbâdet edeceksin. İbâdet ne? Birinci derecede abdest almak, gusletmek, namaz kılmak, oruç tutmak. Bir tamam yapabileceğin ibâdetleri, güç getirdiğin ibâdetleri yerine getirmektir. Yol odur ki Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın tarif ettiği ibâdetleri yerine getirsin o kimse.
Dört Kapı Kırk Makamın dördüncü kapısı nedir?
Dördüncüsü nedir? Helâl kazançtır. Helâl kazançtır. Helâl kazançtır. Helâl kazançtır. Helâl kazançtır. Helâl kazançtır. Helâl. Asla bir başkasının malına, mülküne, parasına, puluna göz dikmemektir. Ticaret yaparken aldatmamaktır. Tartıda, ölçüde helâl kazanmaktır. Bu olmazsa sûfî yol alamaz.
Dört Kapı Kırk Makamın ne anlama gelir?
Bakın dört kapı kırk makam. Bu Yesevî Hazretleri bunu böyle teknik olarak konumlandırmış. O yüzden Yesevî’nin dört kapı kırk makamı Anadolu Sûfîliği’nin özüdür. Mesela ben zaman zaman böyle söylerim. Mesnevî dört kapı kırk makamın açılımıdır, anlatımıdır. Dört kapı kırk makamın. Hâcı Bektâş-ı Velî Makâlât’ında dört kapı kırk makamı anlatır mesela. Makalata oturup kendisi yazmamıştır o. Zaten büyük zatlarının oturup da kendilerinin böyle sûfî zatlarının oturup da bir kitap yazmaları yoktur. O da sonradan sufilerin içerisinde çıkan bid’atlardan birisidir o. Sûfî oturup kitap yazmaz. Sûfî kitaba bakaraktan da kitap da yazmaz. Sûfî Allâh’tan gönlüne geleni konuşur. Sohbet eder sûfî. Oturup kitaptan kitap yazmak zaten herkesin işi. Âyet belli hadîs belli. Aç binlerce ciddi kitap var aç oradan, aran gibi kitaptan kes kopyala yapıştır oldu sana kitap.
Dört Kapı Kırk Makamın ne tür bir öğretiye sahiptir?
Bu Yesevî Hazretleri bunu böyle teknik olarak konumlandırmış. O yüzden Yesevî’nin dört kapı kırk makamı Anadolu Sûfîliği’nin özüdür. Mesela ben zaman zaman böyle söylerim. Mesnevî dört kapı kırk makamın açılımıdır, anlatımıdır. Dört kapı kırk makamın. Hâcı Bektâş-ı Velî Makâlât’ında dört kapı kırk makamı anlatır mesela. Makalata oturup kendisi yazmamıştır o. Zaten büyük zatlarının oturup da kendilerinin böyle sûfî zatlarının oturup da bir kitap yazmaları yoktur. O da sonradan sufilerin içerisinde çıkan bid’atlardan birisidir o. Sûfî oturup kitap yazmaz. Sûfî kitaba bakaraktan da kitap da yazmaz. Sûfî Allâh’tan gönlüne geleni konuşur. Sohbet eder sûfî. Oturup kitaptan kitap yazmak zaten herkesin işi. Âyet belli hadîs belli. Aç binlerce ciddi kitap var aç oradan, aran gibi kitaptan kes kopyala yapıştır oldu sana kitap.
Dört Kapı Kırk Makamın birinci kapısı nedir?
Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? İlim öğrenmektir. dinini öğrenmektir. Sen günlük hayatında yaşayabileceğin kadar dinini öğrenmekle mükellefsin.
Camide Zikrullâh ve Nefs Mücâdelesi nedir?
Camide Zikrullâh ve Nefs Mücâdelesi: Câmiide zikrullâh yapmanın meşrûiyyeti — Buhârî, Daavât 66 (“Allâh’ın yollarda dolaşıp zikir ehlini arayan melekleri vardır; biri diğerine ‘Arayışınızı buldunuz, kanatlarınızla onları sarın ve dünyâ semâsına kadar ilerleyin’ der”); Müslim, Zikir 25 (“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere toplanırsa, onları melekler kuşatır, rahmet örtüverir, sekînet iner ve Allâh onları indinde olanlar yanında anar”); Ra’d 13/28 (“Kalbler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur”); Ahzâb 33/41-42 (“Ey îmân edenler, Allâh’ı çok zikredin, sabah akşam O’nu tesbîh edin”); tekke kültürünün Anadolu’ya yayılışı — Ömer Lütfi Barkan, Kolonizatör Türk Dervişleri ; Hoca Ahmed Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet’i ve zikir âdâbı; nefis mücâdelesinin gerçek tanımı “gücün yeterken yapmamaktır” — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , Kitâbü Riyâzati’n-Nefs; İbn Atâullâh el-İskenderî, el-Hikemü’l-Atâiyye (zenginin nefis mücâdelesi); Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın affetme hâli (“Seni Allâh için affettim”) — Taberî, Târîhu’l-Ümem ; sûfî âdâbında gösterişsizlik ve israftan kaçınma — Kelâbâzî, et-Taarruf ; Kuşeyrî, er-Ris.
Palazlanan Sûfî ve Kullanılan Müslüman nedir?
Palazlanan Sûfî ve Kullanılan Müslüman: Palazlandıkça dergâhtan uzaklaşmanın fesâdı — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ (zâhitlerin dünyâdan uzaklaşma nakilleri); “Hubbu’d-dünyâ re’sü külli hatîetin” rivâyeti — Deylemî, el-Firdevs 2/240; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân ; müşriklerin Peygamber’e “çevrendekileri kov, sonra seninle oturalım” teklifi — En’âm 6/52 (“Rablerinin rızâsını dileyerek sabah-akşam O’na ibâdet edenleri kovma”); Kehf 18/28; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in fakir sahâbeyi kovmama emri — İbn-i Hişâm, Sîre ; ülkücü abinin belediye kadrosundan sonra eski dostlarını tanımaması örneği — Türkiye 1990’lar sosyo-politik tahlîli (Hasan Bülent Kahraman); müslümanların örgüt ve partilere âlet edilmesi — Bakara 2/204-206 (münâfık tasvîri); Âl-i İmrân 3/118-120; Tevbe 9/47; cihâd adı altında câmî bombalama fitneleri (DAEŞ’in Mısır, Pakistan, Afganistan câmî saldırıları) — 2013-2018 uluslararası haber ajansları; Kur’ân ve Sünnet’e sarılmanın zorluğu — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/126 (“İslâm garib başladı, başladığı gibi garib olacak; müjdeler olsun o gariblere”); Tirmizî, Îmân 13; Türkiye anayasal çerçevede “İslâmî siyâset yapıyoruz” demenin hukûkî sonuçları — 1982 Anayasası md. 2, 24; T.C.K.
Sufilerin abdeste neden onem verdikleri?
Sufiler abdeste cok onem verirler. Abdestsiz yere ayak basmazlar.
Sufilerin Peygamber’e ittibâ etmesi neden önemlidir?
Bu ancak seyr-i sülûk çıkarmış üstadlar, mürşidler bunu bilir. Seyri sülük çıkarmamış bu noktada seyr-i sülûk olmayan mürşidlerin bundan da haberi olmaz. Onlar da Hazret-i Muhammed-i Mustafâ’yı sallallâhu aleyhi ve sellem’i sadece hadîsler nezdinde tanırlar, mânâ noktasında tanımazlar.
Peygamber’e ittibâ etmenin mânevî boyutu nedir?
O zaman onun Hakk’el-yakîn derecesi nedir? Direk onun ağzından almaktır. Çünkü Hadîs-i Şerîf’te, ”Benden gördüğünüz gibi” demiş. ”Benden gördüğünüz gibi” bu sadece yaşadığı o günkü sahabeleri bağlayan bir söz değildir. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sözü ebedi en geçerlidir.
İtâ’at ile ittibâ arasında fark nedir?
Orada itâ’at, burada ittibadır. Orada neden itâ’attir? Orada hukuk vardır, zorunluluk vardır, mecburiyet vardır. Orada düzen vardır, sistem vardır, kâide vardır. Orada itâ’at vardır. Orada da senin nefsine bırakmaz. Der ki ittibâ, sen uyumayı gerçekleştirmiyorsan uyuma kendiliğinden oluşan bir şeydir. O kendi kendiliğinden oluşan, kendisinin kendi kendisine uyuma.
Peygamber’e İttibâ ne demektir?
Peygamber’e İttibâ, tarîkat kapısının bir kısmıdır. Bu konu, Peygamber’e ittibâ etmenin önemini ve bu ittibâ ile ilgili bazı rivâyetleri ele alır.
Peygamber’e İttibâ ile ilgili rivâyetler nelerdir?
Peygamber’e İttibâ ile ilgili rivâyetler arasında Ebû Dâvûd, Hudûd 38; Sünen lerde Nu’aymân b. Amr ve Abdullâh b. Himâr rivâyetleri yer alır. Ayrıca, Buhârî, Hudûd 5; Fethu’l-Bârî , Bâbu mâ yukrahu mine’l-la’ni; içki, zinâ ve gıybetin "sarhoşluk etkisi" olsaydı insanların hepsinin yıkılması — sûfî darb-ı meseli; Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd ; gıybetin zinâdan da şedîd oluşu — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 5/307 ("Gıybet zinâdan daha şiddetlidir"); Hucurât 49/12 ("Birbirinizi gıybet etmeyin; sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?")
İnsân-ı Kâmil’in derecâtı ve mânâ perdeleri nedir?
İnsân-ı Kâmil’in derecâtı ve mânâ perdeleri, bu kavramın farklı boyutlarını ve seviyelerini ifade eder. İnsân-ı Kâmil kavramı — Azîz Nesefî, Kitâbü’l-İnsâni’l-Kâmil ; Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil fî Ma’rifeti’l-Evâhiri ve’l-Evâil ; sahâbenin derecâtı: Ebû Bekr, Ömer, Osmân, Ali — Aşere-i Mübeşşere — Tirmizî, Menâkıb 25; Ebû Dâvûd, Sünne 8 (on sahâbînin cennetle müjdelenmesi); Pîr Efendilerin derecâtı — Kuşeyrî, er-Risâle , Tabakâtü’l-Meşâyih; Ebû Nuaym el-İsfehânî, Hilyetü’l-Evliyâ ; Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ ; Abdurrahmân Câmî, Nefehâtü’l-Üns ; Zamânın kutbu — İbn-i Arabî, Fütûhât , Bâbü’t-Abdâl; Üçler, Yediler, Kırklar — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/322 (Ebdâl hadîsi — isnâd tartışmalı, mânâca sûfîler kabûl etmiştir); Sehl et-Tüsterî, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm ; sûfîlerin kendi içlerinde dereceleri — Kelâbâzî, et-Ta’arruf ; Serrâc, el-Lüma’ Tabakâtü’s-Sûfiyye; Sûfînin cesedinin burada, mânâsının farklı perdelerde oluşu — Rûmî, Mesnevî , 1.
Şerîat, Ayne’l-Yakîn ve Hakk’el-Yakîn İttibâsı nedir?
Şerîat, Ayne’l-Yakîn ve Hakk’el-Yakîn İttibâsı, tasavvufun bazı temel kavramlarını ifade eder.
Takvâ dereceleri nelerdir?
Bir de takvanın kendi içerisinde de dereceleri vardır. İlme’l-yakîn, hakka’l-yakîn, ayne’l-yakîn olarak.
İlme’l-yakîn takvâ nedir?
Îmân edip şirkten kurtulmak, ilme’l-yakîn takvadır. Birinci derecede takvadır. Önce şirkten kurtul. Buyurun. اَشَدُوا اَنْ لَاٰهِ إِلٰهِ إِلَّا اللّٰهُ وَاَشَدُوا اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَزُولُهُ
Ayne’l-yakîn takvâ nedir?
İnsanların günahlılardan uzak durması. Ben şimdi derviş kardeşleri şirk üzerinde görmek zaten âdâba mugâyir. Ben ne derim takvâ size anlatırken? Derim ki günahlardan uzak durun. Takvâ bu. Bugünün takvâsı günahlardan uzak durmak. Haramlardan uzak durmak.
Hakka’l-yakîn takvâ nedir?
Bu artık o kimse kalbini günahı kebâllerden koruyor. Düşüncesini günahı kebâllerden arındırıyor. Kalbini maasivâdan arındırıyor.
Takvâ sahibi olmak ne demektir?
Bu ne? Bu artık o kimse kalbini günahı kebâllerden koruyor. Düşüncesini gün, ahâli kebâllerden arındırıyor. Kalbini maasivâdan arındırıyor.
Arayan Bulur düstûru ne anlama gelir?
Arayan Bulur düstûru, Allah’ın yolunu arayan kişiye yol göstermek ve onun Allah’a olan bağlılığını artırmak anlamına gelir. Bu düstûr, arayanın Allah’a olan bağlılığını ve sadakatini gösteren seviyeleri ifade eder.
Arayıcının toplumsal vasata uymaz oluşu neden önemlidir?
Gerçek arayıcının toplumsal vasata uymaz oluşu, arayıcının toplumun genel normlarından uzaklaşarak sadece Allah’a olan bağlılığını artırmak anlamına gelir. Bu durum, arayıcının toplumsal normlarla çelişen bir yol izlemesini ifade eder.
Mürşid ismi şerîfinin Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından oluşu neden önemlidir?
Mürşid ismi şerîfinin Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından oluşu, mürşidin Allah’ın esmâ-i hüsnâlarını ifade ettiğini ve bu esimlerin arayıcının üzerinde tecellî ettiğini gösterir.
Halvetin ta’rîfi nedir?
Halvet, insanın kendini günahlardan uzak tutmak maksadıyla inzivâya çekmesi ve Allah’a olan bağlılığını artırmak anlamına gelir. Bu durum, arayanın Allah’a olan bağlılığını ve sadakatini gösteren seviyeleri ifade eder.
Rü’yetullah nedir?
Bir kimse Mu’tezile’nin dışında bütün mezhepler rüyetullahı kabul ediyor. Bir kimse Allâh’ı sevdiğinin suretinde görmeyecekler. Neyde görecek? bir çocuk Allâh’ı babasının suretinde de görebilir seviyorsa. Veya annesinin suretinde veya çok sevdiği birisinin sureyinde de görebilir.
Sûfînin Yemîni Baldır Çıplak nedir?
Sûfînin Yemîni Baldır Çıplak, Sûfîlerin la ilahe illallah Muhammed’in Resûlullah’ın dışındaki her şeye karşı olduğunu ifade eder. Bu ifade, Sûfîlerin tevhidin dışında kalan her şeye karşı olduklarını ve bu çizgiyi korumaları gerektiğini vurgular.
Hazret-i Pîr’den Muhammed Methiyesi nedir?
Hazret-i Pîr’den Muhammed Methiyesi, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın Hazret-i Pîr (Rasûlullah) tarafından gönderildiğini ve onun alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eder. Bu ifade, Peygamberin merhametli, şefkatli ve nurlu bir yolculuğunun olduğunu vurgular.
Sûfî nedir?
Bir kimse Sûfî ise la ilahe illallah Muhammed’in Resûlullah’ın dışındaki her şeye karşıdır. Bir kimse Sûfî ise tevhidin dışında kalan her şeye karşıdır.
Sûfînin yolu nedir?
Sûfî’nin yolu budur. Biz o Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın öğrettiği dini yaşama ve yaşatma mücadelesi veririz. Benim şalvarımın cebi yoktur. Benim sohbet şalvarımın cebi yoktur. Cebimde normalde derin değildir. Ben şalvar giymem. Çünkü dervişlerden para toplamayız. Cuma mübareğimiz yoktur bizim. Biz dervişlerden para toplamayız.
Sûfîlerin adaletsizlikle mücadelesi nasıl olur?
Sûfî, etrafındaki adaletsizliklere, etrafındaki hukuksuzluklara, etrafındaki kayırmacılara, etrafındaki zalimlere, etrafındaki yılanlara, çıyanlara, kurtlara, tilkilere, etrafında her türlü edebsizliği, namussuzluğu, şerefsizliği, haysiyetsizliği yapan kimselere. Gözünü yuman körlerden değildir. Nasıl ki Ebû Zer-i Gıfârî Şâm’a gidip Muâviye’nin sofrasında beni bu sofraya mı davet ettin deyip pilavın içine elini daldırıp, sıkıp o pilav kanla yerin olduysa ve o pil, o pilavı da Muâviye’nin sofrasına atıp yürüp gidip Şâm’ın kenar mahallesinde, Hazret-i Peygamber, sanallahu ve sellem hazretlerinden öğrendiği dini Şâm gençlerine anlattıysa Sûfî’nin yolu budur.
Sûfîlerin savaş içindeki tutumu nedir?
Onlar savaşın en hakim yerinde dururlar ve savaşın canlanmasının hareketlenmesini beklerler. Onlar aşk ehlidir çünkü. Can, ma, eş, çoluk, çocuk hiçbir hesapları yoktur. Onlar savaşın en kızgın zamanında Allâh Allâh nizalarıyla düşmanın üzerine yürüyüp sadece tokatlarıyla savaşırlar. Ve düşman bakar ki karşısında sadece eliyle, tokatıyla savaşan baldır çıplak canından her şeyinden geçmiş bir er var.
Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın izinden gitmek ne demektir?
Ben Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın izinden gitmeye çalışan garip bir kimseyim. O yüzden onun izinden gidenlerin uyuması gereken de Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sünnetleri. Ben Muhammed’im. Ben Ahmet’im. Ve ben Rahmet Peygamberiyim. Tövbe Peygamberiyim. Haşrım, mukaffim, savaşlar Peygamberiyim diyen Peygamberin doğum gününe hepiniz de hoş geldiniz.
Hastalık ve kasavete neşeyle karşılamak ne anlama gelir?
Hastalık ve Kasavete Neşeyle Karşılık
Şimdi insanın başına hastalık gelir, dert gelir, gam gelir, kasavet gelir, sıkıntı gelir, arkadaşından gelir, eşinden gelir, işinden gelir, çocuğundan gelir, derviş kardeşlerinden gelir. Gelir de gelir. Her geleni sayma. Bir say geç. Bak bir say. O yüzden geleni de Neşe’yle karşıla. De ki her şeyini kaybet, Neşe’ni kaybetme. Hiç Neşe’n bozulmasın. Gül bakayım Mehmet Aslan. Bak şu adamın tebessümüne bakın. Gördünüz mü? Sohbetin anahtarı oldu. Baktım tebessüm ediyor. Tabi Murtazâ ondan daha tebessümlü. Bak tebessümü dedim ya Neşe’sini kaybetmiyor adam dedim. Elhamdülillâh. Hoş kaybettiği bir şeyh de yok onun. Yok ya. azdan az gidermiş, çoktan çok gidermiş. Olmayandan ne gidecek? Hiçbir şeyh. O yüzden o hiç Neşe’sini kaybetmiyor.
Varı kendinden görmek ve eli titremek ne anlama gelir?
Varı Kendinden Görmek ve Eli Titremek
Var oldu mu eli titren insanın gidecek diye. O varı kendinden görür. Parayı kendinden görür, eş kendinden görür, çocuğu kendinden görür. Ev, bark, mal, mülk kendisinin gördü mü eli titrer. meşhur ya kıssa hep anlatırım. Dervişin birisi geçmiş zamanda İstanbul’a işi varmış gidiyormuş. Şey efendisine demiş ki efendim İstanbul’a demiş Allâh izin verirse gidiyorum. O da demiş oğlum filanca efendiye git. Ondan sonra duasını al, ehlini öp. Bize de demiş duâ etsin, himmet etsin. Olur efendim demiş. Gitmiş adrese bir bakmış ki sarayda oturuyor. Küçük böyle saray yavrusu gibi bir yer, köşk. Vurmuş kapıya tak tak tak açmış birisi dervişlerden biri demiş buyur. Ben demiş filanca şeyh efendiyi ziyarete gel dedim.
Kutbun köşkü: sevgisi gönülde değil ne anlama gelir?
Kutbun Köşkü: Sevgisi Gönülde Değil
Ha demiş ya mübarek beni kime gönderdi demiş. Neyse yürümüş gelmiş şeyh efendinin huzuruna selâmün aleyküm aleyküm selâm. Oğlum demiş gitti mi? Gitti mi efendim demiş böyle yüzüne ekşitle. Mübarek ne dedi benim için demiş. Derviş böyle ham olunca böyle ne dedi ne demiyor. Efendim dedi diyor. Sen burada yarım asıra sarılı yatıyorsun. O köşkün içinde bir de kalktı dedi ki söyle şeyhine dünyaya sarılmasın. Başlamış şeyh efendinin çırpınmaya ağlanmaya. Demiş aman evladım sakın ha demiş aklından bir şeyh geçirme o zamanın kutbu demiş. O köşkte yaşar demiş ama sevgisi onun gönlünde değil. Biz demiş yarım asıra sahiplendik. Gaybetmemek için. Onun sevgisi demiş bizim gönlümüzde oturmuş. O yüzden var olan çok düşünür.
Ruhun merâtipleri: sükût edebi ne anlama gelir?
Ruhun Merâtipleri: Sükût Edeb
Ruhun meraatiplerini anlatabilir misiniz? Nereden anlatacağız canım kardeşim biz ya? Böyle ruhun meraatiplerini nereden bilelim? Allâh bizi affetsin inşâallâh. Ruhun mera,tipleri mi varmış? Biz nefsin meraatipleri var. Kalbin bu meraatiplere bağlı. Halleri makamları var diye biliyoruz. Ruhun meraatipleri ne bilmiyorum. Hakkınızı helâl edin. Bunu böyle bir yerden okumuşlardır veyahut böyle yazanlar da var. Bazen görüyorum orada burada. Ey Habibim sana ruhdan sorarlar. De ki onu Rabbim bilir. Âyet-i Kerime. O yüzden bu ruhla alakalı konuşanlar muhakkak konuşuyorlardır. Bizim öyle bir ilmimiz yok. Hakkınızı helâl edin. Soruyu sorun inşâallâh. Hakkını helâl etsin. O yüzden Hazret-i Peygamber’in deyinmediği, konuşmadığı bu tip meselelerde bizim bir ilmimizin olması düşünülemez.
İlme’l-Yakîn: Şerî’at ve Kebâir ne anlama gelir?
İlme’l-Yakîn: Şerî’at ve Kebâir
Tevhidin ilmel yakîn hâli ve zevki vardır. Aynel yakîn hâli ve zevki vardır. Hakkel yakîn hâli ve zevki vardır. İlmel yakîn hâli ve zevki, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaktan alır. İlmel yakîn hâli ve zevki, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaktan başlar. Haramlardan uzak durup, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp, dinin emirlerini yerine getirme. Buradan başlar. Bu çok tafsilatlı bir haldir burası. Bu dinin bütün emirlerini içine alır. Bu dinin bütün ibadetlerini içine alır. Genel olarak Müslümanlar bu haldedirler. Bu halin içerisinde durmaya çalışırlar. Çünkü bu halin içerisinde îmân etmek vardır. Bu halin içerisinde normalde İslâm’ın şartları vardır, imanın şartları vardır. Farzlar, vacipler, sünnetler bunun içerisindedir hepsi de.
Ayne’l-Yakîn: Cem Makamı ve Sıfat ne anlama gelir?
Ayne’l-Yakîn: Cem Makamı ve Sıfat
Ayne’l-yakîn geldi. Ayn görmek demek. O zaman o kimse artık birleme, cem etme noktasına gitmeye başladı. Arabî tabiriyle cem makamına geliyor. Cem birleştirmek demek. Artık o birleştiriyor. Tevhîd oluyor, tevhîd ediyor. önceden neydi? rüzgar dalımı kırdı diyordu, rüzgar dalını kırmadı. Rüzgara emreden var. su baskın oldu, sel aldı götürdü. Sel aldı götürmedi. Kendini değiştir. O seli gönderen var. Onu gör selin üzerinde. O hastalığın üzerinde onu gör. Bu ne? Ayn görmek. Her fiiliyatta, her tecelliyâtta Cenâb-ı Hak’ın sıfatî tecelliyâtlarını görmek, sıfatî tecelliyâtlarına raham olmak. Bu ne oldu şimdi? Bu ayne’l-yakîn haldeki tevhîd ehli oldu. Hakka’l-yakîn noktadaki tevhîd ehli.
Hakka’l-Yakîn: Muhyiddîn Arabî Ev ne anlama gelir?
Hakka’l-Yakîn: Muhyiddîn Arabî Ev
Sıfatlar kalktı, suretler kalktı, her şeyh kalktı. Yalnız o kaldı. İyik edebiyatta güzel. Yalnız o kaldı demek edebiyatta güzel. Neden? Tecelliyatta öyle değil. Bakın, insanlar büyük laf söylüyorlar. Kaldıramayacağı laflar söylüyorlar. Böyle zaman zaman bu sözlerle karşılaşırım. Böyle o esnada adamın nesi var? Arabası var. Bu ne? Arabanın anahtarı. Kimin? Hakkın. Öyle diyor. Hakkın. Aldım anahtarı. Hak aldı dedim. Arabayı da aldım gittim. Hadisi ödemiş de oluyor. Daha yeni almış bir tane kıpkırmızı Doğan’mış. Hain Müneş’in geçmiş gün. Daha yeni kokusu üzerinde. Yıl 89. Modeli de 89. Aldım gittim orada bir yere park ettim. Bir saat, iki saat, üç saat, beş saat. Oradan sonra Adil yana yakala geldi.
Tevhîdin Üç Yakînı ve Hiçlik konusunu ele alarak ne söylendi?
. Bu dedim Arabi’ye ait. Bu hale Arabi’ye ait. Bu hale geldiysen sen hakka’l-yakîn noktasında. Her şeyh hakkındı. Her şeyh haktı. Ona hak. Benim evim, benim arabam, benim çocuğum, benim eşim, benim yolum, benim zikrim, benim şu, benim bu, benim bu. Her şeyh senin. Hakka’l-yakîn değilsin. O yüzden de kitaplarda okuduğunuz gibi değildir. Allâh bizi affetsin.
Hiçlik nedir anlatabilir misiniz?
İyi, yoksun sen. Bu soruyu soran olsaydı karşılıklı güzel muhabbet ederdik. Buradan mı, bayanlardan mı bu? Burdansa da elini kaldırmaz şimdi dahakide. Sen misin? Hay mâşâallâh sübhânallâh. Evet. Hiçlik. Ne zaman ki senin üzerinden bütün her şeyh hakkın dedin, o zaman hiçliği yakaladın. İyi. Senin üzerinden çıkan günahları ne yapacağız? Cevap. Ne oldu, nefsim dedin ya, hiçlik kalmadı mı? Nefsinden dedin de hiçlik kalmadı o zaman. Nefsin var ortayarda. hiçtin? Senin adına söylemiyorum. Söyleyen için söylüyorum. Evet, hiçliği yakaladım diyen bir kimse, üzerinden çıkan günâh kebalileri veya yanlışlıkları nereden görecek? Evet. Âdem sen öyle söyleme hakkın var, âdem değilsin.
Hiçlik aşkın zirve halidir mi?
Şimdi hiçliği ben yok olarak kabul etmiyorum. Hiçlik aşkın zirve halidir. O aşkın zirve halinde, o aşkın zirve haline gelen bir kimsenin iradesi kalmaz. O esnada o, maşûnun elinde maşa gibidir. O komple kendi iradesini maşûya teslim etmiştir. O esnada hiçliği yakalar. Bakın o esnada. O bitti, hiçlik bitti. Ama o esnada o yaşadığını da hiçlik olarak görmez. Sebep? Çünkü o esnada kendi idrakî yok. Bakın o esnada kendi idrakî yok. O esnada tutan eli, yürüyen ayı, söyleyen dili, duyan kulağı o esnada. O esnada evet hiçliği yakaladı. Ama o esnaya, o haline haline gelen kimsenin aklı yerinde değil. O yüzden o esnada, haline geleceğim şimdi, o esnada yaptıklarından sorunlu değil. O esnada yaptığından sorunlu değil.
Hızır gibi esnada yaptığından sorunlu değil mi?
Hızır gibi. O esnada yaptığından sorunlu değil. Kim? Hızır gibi. O esnada yaptığından sorunlu değil. Bir Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle eşdeerdi, görüyormuş gibi. Anlaşılmasın. Sana atmadın, o attı. Tecellî etti. Sen öldürmedin, o öldürdü. Tecellî etti. O esnada. Diğeri, aklın işi. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.
Mürîd mürşidinin kâmil olduğuna dair şahadeti daraltır mı?
Mürîd mürşidinin kâmil olduğuna dair, ilmel, aynel veya hakka’l-yakîn noktada şahadeti var ise, bir başkasına kör, sağır, dilsiz olması onu daraltır mı? Daraltmaz. Neden daratsın ki? Dervişin sevmeyen zikrullâh’a doymaması, sevmeyi bilmemesinden, zikrullâh’a kalbini verememesinden midir? Doyduğu zaman, zaten nefsine uyduğu zamandır. Bir doyum noktası var mıdır? Biz bulamadık daha. Yok ise ölüm çok güzel değil midir? Ha, ölünce mi doyacaksın? Dünyada doymayan ölünce mi doyacak? Namazgâh Vakfı’ndaki pazartesi dersi umuma açık demiştiniz. Herkes katılabilir mi pazartesi derslerine? Evet. Orada pazartesi ve perşembe umuma açık ders var. Bütün herkes katılabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Evet. Hemen bir kısaca teşekkür etmek istiyorum.
Ene’l-Hak Gafleti, Tenzîh Uyarısı nedir?
Yeter ki sen onu tanı. Eğer onu tanımazsan o zaman zaten kör oğlu kör oğlu körsün. Eğer onu tanımazsan kör olarak göçüp gideceksin, kör olarak haşrolacaksın. Kör olarak yaşamamak için, kör olarak yaşamamak için seni yaratanı tanı. Seni yaratana îmân etmen yolun başıdır. Tanıman, onu bilmen yolu yürümektir. Ona aşık olmak ise yolun zirvesidir. Ancak aşık olursan onu tam anlamıyla anlarsın. Bu senin için tamdır, onun için tam değildir. Onun için tam yoktur. Onun için tam kendisidir. Sen kendince kendini tamamladım görürsen sen de yayan kalırsın. O yüzden zıt olan şeylerden ne bakarsan bak, bütün zıtlıklar sende mevcuttur.
Aslan Yaban Eşeği Ülfeti nedir?
Aslan Yaban Eşeği Ülfeti, Fenâ. Ve zıplıkları iyi takip edin ve zıtlığın birisi eksildiyse onu arttırın. Allah’ın lütfu bu aslanla yaban eşeğine bu iki zıpta vefâkârlık husûsunda bir ülfet vermiştir. Cenâb-ı Hak lütfetmiş ama komple alemlerin içerisinde ama senin aleminde iki zıpta birbirine vefâlı kılmış. Birisi aslan, birisi yaban eşeği. Aslan aslında yaban eşeğini öldürür ama Cenâb-ı Hak senin vücudunda bunun ikisine ülfet peydah etmiş. İkisine ülfet peydah ettiği için ikisi barış içerisinde yaşıyorlar. Hem bir tarafta hastalıklar, öbür tarafta da iyilikler. Bunların ikisi de barış içinde yaşadığı müddetçe bir sıkıntı yok. Ama eğer hastalıklar artarsa o zaman sıkıntı var.
Mûsâ ve Altın Buzağı olayı nedir?
Mûsâ aleyhisselâm, Sâmirî’nin altından bir buzağı yapmasıyla ilgili olarak kavmine zulmetmiş olduklarını söylüyor. Bu buzağı, dünya, makam, şan ve şöhret gibi insanın iç dünyasında tapındığı bir şeydir. Bu olay, insanın kendi kendisine zulmettiğini gösterir ve Kur’an-ı Kerim’de bu konu ele alınmıştır.
Gayyâ Kuyusu nedir?
Gayyâ Kuyusu, insanın nefsine düştüğünde cehennem kuyularından biri olarak düşünülebilir. Bu kuyuya, ümmetin içinden zinâ edenler, zulüm yapanlar, adaletsiz davrananlar atılır. Bu kuyu, zulümün ve heva-hevesin sonucu olarak kabul edilir ve insanın kendi kendisine zulmetmesinin sonucu olarak görülür.
Zulümün nedeni ve sonucu nedir?
Zulümün nedeni, insanın kendi kendisine yaptığı zararlar ve Kur’an-ı Kerim’de yer alan örneklerdir. Sonuç olarak, bu zulüm, insanın kendi kendisine zarar vermesi ve cehennem kuyularına düşmesi şeklinde ifade edilir. Bu durum, hem kendine zulmetme hem de Gayyâ Kuyusu’nun sonucu olarak kabul edilir.
Zulüm sarhoşu nedir?
İnsanların bir kısmı zulüm sarhoşudur. Zulm ettikçe zulmeder. Zulmeder sarhoştur o. O zulüm sarhoşudur. Harâm sarhoşudur. Haramdan harama geçer. Haramdan harama geçer. Nefse uymak böyle bir sıkıntılı bir şeydir. Ona birisi desek ki sen nefsine uyuyorsun, o ona da ters yapar.
Heva-Hevese Uyan Ahmaklık nedir?
En fazla din âlimi odur, en fazla dini bilen odur, en fazla sufili bilen odur, en fazla dervişli bilen odur. Ondan başka daha fazla bilen yoktur. Ondan başka ahkam kesen yoktur. Bir de İslâm toplumunda bu çok fazla vardır. İslâm toplumunda bu çok fazla vardır. Kim anlattı bilmiyorum. Bir Alman’ın birisi Türkiye’de dolaşırken, tarlada çiftçilik yapıyor. Bir adam arabasını durdurmuş, çağırmış onu. Memleketin âlinden sormuş, bu bir bağışlamış, siyasete girmiş, ondan sonra devlet yönetiyor yani. Ona sormuş, bu buğday demiş kaç günde çimlenir, ben bilmem beyim demiş. şu ne olur, ben bilmem beyim. Bu ne olur, ben bilmem beyim. Önündeki çiftçiliği bilmeyen adam devlet yönetmeye kalkıyor. Demiş ki bu ülke kalkınmaz, bu ülke olmaz.
Zengin ve fukarayı nasıl zulmeder?
Zengin de yapıyor, fıkarası da yapıyor. Zenginle seslenmiyor, fukarâyı gömüyor. Veya bir topluluk düşün zenginlerin oturduğu alan ayrı. Veya bir topluluk düşün zenginler ayrı sohbet ediyor. Zulmediyorlar. Veya bir toplul ki orada sadece zenginlerin, parası olanların sözü geçiyor. Örneğin. Veya bir topluluk düşün geliyor zengin bakıyor, ulan ben bu fukarâların içerisinde ne işim var benim diyor. Çekip gidiyor zulmediyor. Kime? Önce kendine zulmediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama o bir fakîri fukarâyı zulmeden birisine haksızlık yapanla alakalı da Âyet-i Kerime, hadîs-i şerîf ümmetimden gerçek müflis şudur. Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekatını getirir. Bu arada başkasına sövmesi, zinâ iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir.
Mü’minler birbirinin aynasıdır mı?
Mü’minler birbirinin aynasıdır. Bu haberi peygamberden rivayet etmediler mi? Sûfîler bu hadîs-i şerifi çok kendilerine ölçe edinirler ya. hadîs-i şerîf nedir? Ebu Davud’da geçer hadîs-i şerîf. Mü’min, müminin aynasıdır. Mü’min, müminin aynasıdır. Eyvallah! Eyvallah! Ama mü’min, müminin de kardeşidir. Hadîs-i şerif devam eder. Mü’min, müminin kardeşidir. İhtiyaç duyduğunda onun geçimini temin eder. Zarardan, ziyandan korur ve arkasından da, gıyabından da elinden geldikçe onu savunur.
Sûfîlik yolunda esmâ üretilmesi doğru mudur?
O yüzden sûfîler Kur’ân ve Sünnet’in ve Üstadlarının vermiş olduğu esmaların ve zikirlerin haricinde bir esmâ çekmezler. Üstadlarının vermiş olduğu esmaların haricinde başka bir şey yapmazlar.
Kaynak: 2021 Soru-Cevap — Modern Kölelik, Vird ve Zikir Edebi
Mesnevî Sohbeti #16 — Mü’min Aynası ve Feraset Nûru nedir?
Metin, Mü’min Aynası ve Feraset Nûru konusunu ele alarak, insanın kendi içini ve nefsini bilmesi, Allah’ın nuruyla bakması, kusur ve eksiklikleri görmemesi, dinden geçinmemek ve sûfîlikteki gaye ve hedefleri hakkında sohbet eder. Bu sohbet, insanın kendi kendini bilmesi, kör olmaması, Allah’ın ışığıyla bakması ve dinden geçinmemek gibi temaları içerir.
Mü’min Aynası nedir?
Mü’min Aynası, bir mü’minin diğer mü’minlerle birbirinin aynası olması, kendi içini ve nefsini bilmesi, Allah’ın nuruyla bakması ve kusur ve eksiklikleri görmemesi anlamına gelir. Bu, insanın kendi kendini bilmesi, kör olmaması ve Allah’ın ışığıyla bakmasıyla ilgilidir.
Körlüğü kendinden bilmek ne demektir?
Körlüğü kendinden bilmek, kendi kendini bilmeden, kendi eksikliklerini ve kusurlarını görmeden, başkalarının hatalarını ve kusurlarını aramak anlamına gelir. Bu, kendi nefsini bilmeden Allah’ın ışığıyla bakamamak ve kör olmak anlamına gelir.
Kalbe İlhâm Meleği Koyan Cenâb-ı Hak nedir?
Kalbe İlhâm Meleği Koyan Cenâb-ı Hak, Allah’ın kalbinize bir ilhâm meleği oluşturarak, doğrunuzu, eksiğinizi, yanlışınızı söyler. Bu, zikirle kalpte bir nur oluşturarak, kendi eksikliklerinizi ve hatalarınızı fark etmenizi sağlar.
Sûfînin Gayesi ve Dinden Geçinmemek nedir?
Sûfînin Gayesi ve Dinden Geçinmemek, sûfîlerin nefs terbiyesi için, doğru yolda, istikametli yolda gitmek için, dervişlerinden geçinmemek ve dinden geçinmemek anlamına gelir. Gerçek bir mürşid, dervişlerinden geçinmez ve hak ve hakikati onlara anlatır.