Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Mesnevî #28 — Paralel Âlemler ve Zıtların Sulhü

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Mesnevî #28 — Paralel Âlemler ve Zıtların Sulhü. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Besmele ve Vefât İlânları

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemizi Hakk’ı Hak bilip, Hakk’ın yolunda koşanlardan, Hakk’ın hâkim olması için mücâdele edenlerden, batılı batıl bilip, batıla karşı mücâdele eden, batılın karşısında duran kullarından eylesin inşallah. Perşembe gün unuttuk, bütün kardeşlere söylemiş olalım. Malum Bayındır’dan bizim Hayati kardeş vardı. Hemen hemen Bayındır’ın ilk dervişlerinden, koronadan vefât etti. O yüzden önümüzdeki Perşembe’ye kadar inşallah, arkadaşlarımız kardeşlerimiz tevhîd okusunlar da inşallah, önümüzdeki Perşembe başlayalım. Bir de Fatih kardeşin de babası vefât etmişti.

Onun babası için de inşallah. Cümle ölmüşlerimiz için tevhîd okuyalım. Perşembe günü de başlayalım inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah.


1286. Beyit, Denizin Istırâbı

En son 1285. Beyt okumuşuz. Azametli ve kibirli ateşi bile bir yer söndürür, oraya okumuştuk. Oradan devam ediyoruz inşallah. Denizin hâlini de ıstırabından, coşkunluğundan anla. Aklının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil. nasıl ateşi bir küçücük bir üfürme söndürüyorsa, deniz de kendi ıstırabından dolayı halden hale giriyor. Coşkunluktan coşkunuyor, bir dalgalanıyor, bir kabarıyor, bir kenara vuruyor, bir kıyıya vuruyor, bir her şeyi içine alıyor, bir içindekinleri dışına çıkarıyor. Deniz de niye? Kalıptan kalıba giriyor. su olduğundan hangi kalıba sokarsanız, su o kalıba girer. O yüzden derler ya, su gibisin her kalıba girdiğinde o kalıbın halini alıyorsun diye. Ve hatta su aynı zamanda da renksizdir.

Girmiş olduğu kabın rengini alır genel olarak. O yüzden denizin hâlini de ıstırabından, halden hale geçişinden anla.


Başı Dönmüş Felek, Paralel Âlem

Allah rızasını arayıp duran başı dönmüş feleğin hali de oğullarının hali gibidir. Gâh en altta, gâh ortada, gâh en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var. Asıl buraya dikkatinizi çekmek istiyorum. geçen haftada Hazret-i Pîr’in 750 yıl önce işaretini beyan etmiştik. Yine böyle bir işaret bu doğrudur, değildir benim kendimce, kendi tespitim. Allah’ın rızasını arayıp duran başı dönmüş feleğin hali. başı dönmüş felek dedi, zaman yolu olarak bunu nitelendirilen bir şey. işte zaman yolu olarak bunu nitelendirebilirsiniz. Ve oğullarının hali gibidir. Demek ki onun bir de oğulları var. Etrafında diğer zaman yolları var. Gâh en altta, gâh ortada, gâh en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var.

Kutlu ve yomsuz zamanlar var. farklı zaman dilimleri, bölüm bölüm, farklı farklı âlemler öyle söyleyelim. Şimdi bu meseleye baktığımızda sizi farklı bir cenaha götüreyim ben. Bu farklı cenah ne? Bu son dönemlerde Avrupa’da bir bir şey oldu. Bu dönemlerde Avrupa’dan bize gelen paralel evren felsefesi. Paralel evrenler var mı, yok mu? Paralel evren dedikleri şey ne? Böyle bu âlemin dışında farklı paralel evrenler var mı, yok mu tartışmasının içine sokup çıkaracağım siz şimdi oradan. Böyle bir tartışma var. Batı’dan bize de geldi. zaman zaman bana da soruyorlar ya böyle paralel evren var mı, yok mu diye. Şimdi Hazret-i Pir 740 yıl, 750 yıl, 800 yıl önce onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var demiş.

Böyle olunca yaratılışa dönüp bakmamız lazım. Yaratılışa dönüp baktığımızda Talâk Sûresi âyet 12.


Talâk 12 ve İbn Abbâs Tefsîri

Allah yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır. Allah’ın buyruğu bunlar arasında iner durur ki Allah’ın gerçekten her şeye kâdir olduğunu ve Allah’ın gerçekten her şeye imiyle kuşatmış olduğunu bilesiniz. Bunun üzerinde yoğunlaşıldığında Cenâb-ı Hak yedi ayrı âyet-i kerime de yedi göğü yarattığına dair haberler vermiş bize. yedi ayrı âyet-i kerime de her seferinde de yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır âyet-i kerimesi gibi ayetler söylemiş. yedi gök, yeryüzü ve içinde bulunanlar onu tesbîh ederler. İsrâ 44, görmediniz mi Allah’ın göğü yedi kat olarak nasıl yarattığını? Nûh 15. O hem evveldir hem hayırdır hem zahirdir hem batındır. Normalde bunu söylediğimizde bütün o Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal olarak da bunları zikretmiş.

Âyet-i kerimelerinden Bakara âyet 29. âyet, İsrâ 44. âyet, Mü’minûn Sûresi, 86. âyet, Fussilet Sûresi, 2. âyet, Mülk Sûresi, 3. âyet, Nûh suresi, 15. âyet. Bunlar benim tesbîh ettiklerim ama yedi tane ayrı ayette Cenâb-ı Hak göğü yedi kat yarattığını, yedişer kat yarattığını, yedişer katta yeri yarattığına dair âyet-i kerimeler var. Döndük, bu âyet-i kerimeleri nasıl tefsîr etmişler? Bu en önemli, benim bugün sohbetime delil olarak aldığım Talâk suresinin 12. âyeti. Bunu nasıl tefsîr etmişler? Malum ben hep böyle eskinin eskisine gitmeyi seviyorum ya. Bunun eskisinin eskisine gitmeye çalıştım. Eskinin eskisine gitmeye ilklerin yoluna gittiğimizde enteresan bir tefsîr çıktı burada. Öyle bir enteresan tefsîr ki bugüne kadar belki de hiç duymadığınız veya bugüne kadar hiç dillendirilmemiş bir tefsîr.

Kimden? İbn Abbâs’dan. Hazret-i Abbas’ın oğlu Abdullâh’dan. Dört Abdullâh’dan birisi. Böyle kesik kesik gelebilir ama aynı şekilde İbn-i Mes’ûd da bunu böyle tefsîr etmiş.


Kürsî Çöldeki Halka, Yedi Âlem

Demişler ki yedi gök onda ve onların arasında bulunanlar, yedi yer onda ve onların arasında bulunanlarla Kürsî ancak çöle atılmış bir halka gibidir. bu mevcut yaratılmış olan evren dediğimiz şey o kadar büyük bir, o kadar büyük, o kadar geniş ve hâlâ daha da geniş dediği zaten tespit edilmiş rasathânede. Kürsî çöle atılmış bir halka gibidir. yüzük gibi. Öyle düşünün. Çölün içerisindeki yüzüğün büyüklüğü söz konusu olur mu? Olmaz. o kadar devasa bir evrenle karşı karşıyayız. Ve yine İbn-i Abbâs’tan Taberî naklediyor bunu da. O da Amr bin Alî’den, o da Abbas’tan nakletmiş. Yedi göğü ve yerden bir o kadarına. Kavli hakkında şöyle demiş. Eğer ben bunun tefsîrini size anlatmış olsaydım siz inkâr ederdiniz.

Sizin bu inkarınız yalanlamanız demektir. âyeti yalanlamanız demektir. İbn-i Abbâs bu âyet-i kerîmeyi eğer ben size tefsîr edersem siz bunu yalanlarsınız. Bunu kabullenmezsiniz. Bu ilmi, bu tefsîri kabul etmez. Beni yalanlarsınız. Böylece de bu âyet-i kerîmeyi de inkâr etmiş olursunuz diyor. Ve yine başka bir kanaldan ben onu sana haber versem inkâr etmeyeceğimden emin kılacak nedir diyor ona da. Ve yine diyor ki yeryüzünün her birinde bakın yeryüzünün her birinde, burayı iyi dinleyin. Yeryüzünün her birinde İbrâhîm gibi yeryüzündeki mahlukata benzer mahlukat vardır. bu yedi kat ayrı yeryüzünde bakın yedi tane ayrı yeryüzü olarak tefsîr edebilirsiniz. Ve her yeryüzünde İbrâhîm gibi peygamberler var ve o her yeryüzündeki buradaki mahlukatlar gibi mahlukat var.

Enteresan bir tefsîr. Ve yine İbn Abbâs’ın şöyle dediği rivayet ediliyor. Yedi yer vardır. Her yerde sizin peygamberiniz gibi bir peygamber, Âdem gibi bir Âdem, Nûh gibi bir Nûh, İbrâhîm gibi bir İbrâhîm ve Îsâ gibi bir Îsâ vardır. Beyhakî yine başka bir kanaldan, o da İbn Abbâs’tan yine buna benzer bir şey daha naklediyor. O da diyor ki her yeryüzünde İbrâhîm aleyhisselâm gibi birisi vardır. Şimdi Hazret-i Pîr Mesnevîsinde bunu bize diyor ki bölük bölük kutlu ve yolsuz zamanlar var. Ve bunlar hepsi de feleğin içinde bulunduğumuz Samanyolu’nun oğulları gibidir, çocukları gibidir. hepsi de bu saman yolundan ayrılmış veya bu Samanyolu’na benzer samanyolları var.


Her Âlemde Nûr-u Muhammedî

Şimdi ben zaman zaman bunu söylüyorum ya, İslâm dünyası batıya yönünü çevirmiş kendi öz değerlerini ve kendi özünü kaybetmiş. Kendi öz değerlerine bakmış olsa, kendi özüne bakmış olsa, Kur’ân ve Sünnete dönüp iyice incelese, bugün Avrupa’nın bize bilgi olarak, bilim olarak, ilim olarak sunduğu her şeyin bizden çalınma olduğunu görecek. 1400 yıl önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ashâbı bugün batılıların bize paralel evren olarak anlattığını bize anlatıyor. Tefsirden anlatıyor. Yedi kat gök ve yedi kat yeri yaratan Allah’ın o âyeti kerimesini tefsîr ederken, yaşadığınız bu evrenin farklı boyutlarda olabileceğini, farklı boyutlarda var olduğunu ve bu âyeti kerimi tefsîr ederse, oradaki dinleyen sahabenin bunu inkâr etmesinden, korktuğundan dolayı bize küçük bir tabiri caizse bilgi kırıntısı koyuyor.

Diyor ki Kürsî, çünkü Kürsî bu noktada en geniş, en derin, en yüksek muhtevâ açısından öyle bir yer. Ve Kürsî diyor bu yaratılmış evrenlerin içerisinde çöldeki yüzük gibi kalır. bu yaratılan evrenler, biz bunu paralel evren olarak batılıların tabiriyle ama bizim tabirimiz de âlemler içerisinde âlem. Âlem içerisinde âlem ve her âlemin içerisine daldığınızda farklı bir âlem. Her perdeye geçtiğinizde her perdeden farklı bir perdeye geçiş, her alemden farklı bir âleme geçiş. Ve sûfî Kur’ân ve sünnet üzerinden öğrenip Kur’ân ve sünnete bağlayacaksa, o zaman alemden âleme geçiş, perdeden perdeye geçiş. Ve bu perdenin haricinde de mahlukatların olduğu, yaratılmışların olduğuna delil. Talâk Sûresi âyet 12. Ve Hazret-i Abbâs’ın oğlu Abdullâh bunu tefsîr ederken her âlemde buradaki gibi Nûh, bu âlemde tecellî etmiş gibi bir İbrâhîm, bu âlemde tecellî etmiş gibi Îsâ.

Ama bakın oranın Îsâ’sı, oranın Nûh’u, oranın İbrâhîm’i olarak da bunu biz nitelendirebiliriz, değerlendirebiliriz. Ama o âlemde de demek ki Âdem var, o âlemde de Âdem var ise, o Âdem orada olduğu müddetçe onlara da kitap indirildi, onlara da emir indirildi, onlara da peygamber gönderildi. Bunu batıca düşünmek istemiyorum, batı bunu paralel âlem olarak nitelendiriyor, ben batıca düşünmek istemiyorum bunu. Ben Kur’ân Sünnet târihinde bu meselenin üzerinde derinleşmeyi düşünüyorum. Demek ki oranın da bir Muhammedisi var. Allâhu A’lem bazen zaman zaman peygamberlerin vazifesi bitmemiş, bu dünyada vazifesi bitti. Madem ki bütün bu yaratılış Nûh’u Muhammed’inin üzerinden yürümekte, madem ki varlık Nûh’u Muhammed’inin Nûh’uyla hayat bulmakta, o zaman o Nûh’u Muhammed’i hala da âlemin içerisinde ve âlemler üzerinde aktif.

Hem âlemde bu âlemde aktif hem de diğer âlemlerde aktif. O zaman Nûh’u Muhammed’inin kokusunun olmadığı, Nûh’u Muhammed’inin tecelliyatının olmadığı herhangi bir âlem veyahutta herhangi bir boyut, herhangi bir perde düşünmemiz mümkün değil. Bununla alakalı o zaman madem ki Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ayette sabit âlemlere rahmet olarak gönderildi, âlemlere rahmet. Sadece yaşadığınız bu âleme dair değil, sadece sizin kendi dünyanıza değil, sadece Güneş’e, Venüs’e, ne bileyim Mars’a ait değil. O zaman bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bütün kâinatın her tarafında Nûh’u Muhammed’i olarak tecellî etmiş vaziyette.

Ve siz hangi boyuta geçerseniz geçin, hangi alemle haşır neşir olursanız olun, siz ona ancak Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin rûhâniyeti ve nûrâniyeti üzerinden yürürsünüz. Onun ruhaniyetine ve nuraniyetine muhtaçsınız. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini bir postacı gören ham akıllılar, Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîslerini inkâr eden, hadîslerini redden müşrik akıllılar. Ve onun temiz ashâbına ve onun yoluna, ashâbının yoluna laf söyleyen müşrik kalpliler bunu anlamaktan uzak duracaklar. Uzaklar çünkü. Reddettiklerinden dolayı uzaklar. Reddettiklerinden dolayı kalplerinde böyle bir tecelliyât olmayacak.

Reddettiklerinden dolayı akıllarında böyle bir tecelliyât olmayacak. Reddettiklerinden dolayı Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden ve dolayısıyla Cenâb-ı Hak’ın hikmetinden ve ilminden faydalanamayacaklar.


Batıya Yönelme ve Öz Değerler

Ve biz kendi kendimize Batı’nın karşısında, ezikliğimize Batı’nın karşısında yenilgimize kanıp veya kandırılıp, biz onların paralel evren var mı yok mu tartışmasının içerisinde kendimizce kendi öz değerimizi, kendi öz felsefemizi, fikrimizi orta yere koyamayacağız. Ama bu topraklarda yetişmiş olan ve bu toprakların ürünü olan İslâm olan ve bizden olan ve bizim olan, Hazret-i Mevlânâ gibi, Yûnus gibi, Hacı Bektaş Velî gibi, Şebüsterî gibi, Nesefî gibi, daha yüzlerce, binlerce bu medeniyetin yetiştirmiş olduğu insanların felsefesine, fikrine, dinlerine ve îmânlarına, inançlarına biz yabancı kalacağız. Baktığımızda 800 yıl önce Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rum Hazretleri Mesnevîsinden bunu bahsederken, Allâhu A’lem bu âyeti kerimelerden ve bu hadîs-i şeriflerden de muhakkak haberdardı ve biz yeni haberdar oluyoruz şimdi.

Bakın biz yeni haberdar oluyoruz. Biz kendi kendimize ben kendimce öyle söyleyeyim. buradan ne demek istemiş diye araştırmaya başladığımda hakkınızı helâl edin. Benim bu söylediklerimi ne en önemli Ankaravî’un Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevîsinin tercümesinde bulunursunuz ne de Tâhirü’l-Mevlevî’nin Mesnevîsinin tercümesinde bulunursunuz. Her ikisine de baktım bu arada. Dedim ki onlar bu beyitlerin hakkında ne demişler diye böyle bir açılım onları küçümsemek için söylemiyorum. Sakın öyle bir şey aklınıza gelmesin. Ama böyle bir şeyden bahsetmemişler. burada bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var dediğimizde bu bende başka bir şey çağrıştırdı. Ve başında da başı dönmüş feleğin hali ve oğulları gibi deyince bunu sadece Samanyolu’nun içerisinde nitelendirmek ve bunu sadece Samanyolu’na bağlı kalmak bu beyiti açıklamakta yetersiz kaldığını düşündüm.

Ve yaratılışla alakalı en önemli Âyet-i Kerimelerden birisi bu çünkü Allah yedi göğü ve yerdende bir o kadarını yaratmış olandır Âyet-i Kerimelerinden yürüyerekten bu sonuca vardım.


Mesnevî Hayat Tefsîri Hürmeti

Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar hep derim Mesnevî böyle şiirsel yazılmış bir Kur’ân Sünnet tefsîri gibidir. Bakın Kur’ân Sünnet tefsirdir bir veçhesiyle. Mesnevî böyle şiirsel yazılmış enteresan bir şeydir bu hayat tefsîri gibidir. Hayat tefsîri gibi ve eğer onun üzerinde çok dikkatli okunur, çok dikkatli incelenirse günümüze değil gelecek çağlara ışık tutacağını görürsünüz tefsîr açısından. Çünkü Mesnevî bir fıkıh kitabı değildir. Akayitle alakalı bilgiler vardır, akâid ile alakalı. Ama bir fıkıh bilgisi ondan bulmanız mümkün değil fakat bu tip açılımları bulmanız mümkün. O yüzden Hazret-i Pîr’e de bu konuda minnetlerimi sizin önünüzde sunuyorum. Cenâb-ı Hak İnşallah bizleri de o yolda devam eden kullarından eylesin.

Ve daha da geriye gittiğimizde Kur’ân Sünnet bağlamında meseleye baktığımızda bugünkü batılıların bizim önümüze yeni bir fikirmiş gibi, yeni felsefeymiş gibi, yaratılışın üzerinde yeni bir şey üretmiş gibi sundukları şeylerin bizim öz değerlerimizde, öz bilgi birikimimizde, bizim öz ana durduğumuz Kur’ân ve Sünnetimizde mevcut olduğunu görüyoruz. Tabi bunu, batı bunun üzerinde farklı pencereler açıyor. Belki de o farklı pencereleri kendince bizim eserlerimizi inceleyerekten bu noktaya geliyorlar. Bizim belki de eksikliğimiz noksanlığımız bu ama biz de entel yok değil dediğimiz, bizde böyle fikir insanı veya bir konuda çalışmış kimseler ne yazık ki yetersiz. Çalma, çalıntı, doçentlik tezleriyle, çalma, çalıntı, derleme, toparlama, kes, kopyala, yapıştır, profesörlük tezleriyle doçent ve profesör olup kendi öz değerine sırtını dönen, kendi özüne sırtını dönen ne yazık ki böyle bir topluluk var bu ülkede.

Her şeyi batıdan bekleyen, her şeyi batının yaptığını söyleyen, batıya karşı tabiri caizse kuzunun kurda aşık olması gibi böyle bir gözü kapalı batıdan gelen her şeye teslîm olan bizde bir zihniyet hakim. Öyle olunca da biz kendi öz değerlerimizi öğrenmekten uzak, kendi özümüze dönmekten uzakız. Allah bizi affetsin inşallah.


İnsan Âlemin Çekirdeği, Zıtlar

Ey külliyât ile karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin halini de kendinden kıyas et. Evet, külliyâtın böyle hastalıkları, böyle dertleri olunca cüzlerinin yüzü nasıl sararmaz? Hele birbirine zıt olan şeylerden su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş cüz. Şimdi insan, komple bu külliyâtın içerisinde halîfe olarak yaratılmış. Öyle olunca bu külliyâtta her ne var ise insanda da var. Ve bu insanların içerisinde zirve yaratılmış olan Hazret-i Muhammed Mustafâ, sonra diğer peygamberler, sonra Allah’ın velî kulları ve bu külliyâta bak, bu külliyâtta kendini kıyas et. Bu âleme bak, bu âleme bakarak kendini kıyas et. Sen bu âlemin çekirdeği hükmündesin. Sen bu âlemde her ne var ise sende de var.

Ateş sende var, su da sensin. Bu sadece dışarıda var olan bir şey değil. Ateş de var, su da var. Senin ateşini söndürecek olan su sende mevcut. E o zaman kötü de sende, iyi de sende. Kötülüğüne galip gelecek olan iyi de sensin. O zaman kendini iyi tanımla. Dışarıda kötüyü ve kötülükleri gördüğün gibi aynı kötü ve kötülük sende de var. Ve sende aynı şekilde Cenâb-ı Hakk’ın lütfettiği, ikram ettiği iyilik de var. O zaman iyi de sensin. İyi bir başkası değil, iyi de sensin. Ateş başkası değil, ateş de var sende. Ama onu söndürecek su da sende. Nefis sende ama onu doğru yola götürecek istikâmet de sende. Onu doğru yola yönlendirecek olan istikâmet de sende. Nefis sende var çünkü sana nefis verildi, üflendi.

Ama nefsin karşısında Cenâb-ı Hak kendisinden sana ruh üfledi. Ruh da sende. O zaman bu âlemi bir ceset gibi görürsen bu âlemin rûhu sensin. Bu âlemi ceset gibi görürsen bu âlemin rûhu sensin. Bir başkası değil, sen kendini iyi tanımla. Ve sen, sen eğer ki kendini tanımlarsan, kendini tanımlarsan âlemi de tanımlayacaksın. Veyahut da sen âlemi tanımlarsan, zıttı kendini de tanımlayacaksın. Ben işin en kestirme yolu olarak söylerim ya, eğer bu âlemi var edeni tanırsan, o zaman hem kendini hem âlemi tanıyacaksın. Hem kendini hem âlemi tanıyacak en kestirme yol onu tanımaktır. O zaman onu tanırsan hem kendini tanımlayacaksın hem de bu âlemi tanımlayacaksın. Hem de yaratılmış olan bütün alemleri tanımlayacaksın.

O zaman yedi kat yer de sensin, yedi kat gök de sensin. Sende de yedi kat gök var, sende de yedi kat yer var. O zaman sende de âlemler içerisinde âlem var ve her âlemin İbrâhîm’i var. Ve her âlemin de Âdem’i var ve her âlemin de Mûsâ’sı var, İbrâhîm’i var.


Ene’l-Hak Gafleti, Tenzîh Uyarısı

Yeter ki sen onu tanı. Eğer onu tanımazsan o zaman zaten kör oğlu kör oğlu körsün. Eğer onu tanımazsan kör olarak göçüp gideceksin, kör olarak haşrolacaksın. Kör olarak yaşayıp, kör olarak göçüp gideceksin ve kör olarak haşrolacaksın. Kör olarak yaşamamak için, kör olarak yaşamamak için seni yaratanı tanı. Seni yaratana îmân etmen yolun başıdır. Tanıman, onu bilmen yolu yürümektir. Ona aşık olmak ise yolun zirvesidir. Ancak aşık olursan onu tam anlamıyla anlarsın. Bu senin için tamdır, onun için tam değildir. Onun için tam yoktur. Onun için tam kendisidir. Sen kendince kendini tamamladım görürsen sen de yayan kalırsın. O yüzden zıt olan şeylerden ne bakarsan bak, bütün zıtlıklar sende mevcuttur.

Ve yaratılan âlem ve âlemlerde her ne var ise o sende de vardır. Hazret-i Pîr diyor ki külliyâttan sana da karışmış. Sen de o külliyâtın içerisindesin. O külliyâttan numuneler var sende de. O külliyâtın içerisindesin sende. Ve sen de aslında âlemler içerisinde ayrı bir âlemsin. Ve senin üzerinde de ben Batı’nın tabiriyle söyleyeyim, paralel âlemler, paralel tecelliyatlar var. Batı’nın terimiyle söylüyorum. Yok kendi terimimizi de söylersem sende de yedi kat, yedişer kat farklı farklı gökler, yedişer kat farklı farklı yerler mevcut. O yüzden sende mevcut olmayan hiçbir şey yok. Burada böyle bir giriş yaptıktan sonra bir ikaz diyeyim ben buna. Sakın bizim yolumuzdan gidenler bir gün gelip de ben O’yum deme gafletine düşmeyecekler.

Hiçbir zaman ben O’yum ben O’ldum gafletine düşmeyecekler. Böyle söyleyenlerin de birer yalancı olduğunu söyleyecekler. Çünkü bir kısım kendisini tırnak içerisinde sûfî olarak nitelendiren, yine tırnak içerisinde melami olarak nitelendiren veya yine tırnak içerisinde arabim, arabiz, arabiciz diyen, diyen, tırnak içerisindeki tırnak içerisinde belirttiğim bu kimseler ben O’yum deme gafletine düşüyorlar. Hiçbir kul, hiçbir zaman Allah olamaz. O yüzden bütün mevcudatta var olan her şey sende var derken sen Allah olamazsın. Bu kapıyı da herkes kapatacak. Öyleyse o zaman bizim amaçladığımız nedir? Allah’ı tanımak, O’na yakın olmak, O’na aşık olmaktır. Bakın Allah’ı tanımak, O’na yakın olmak, O’na aşık olmaktır.

O olmak değildir. Bu büyük bir gaflettir, bu büyük bir küfürdür. O hiçbir şeye benzemez, O hiçbir zaman, hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şeyde O olamaz. Bakın hiçbir şeyde O olamaz. O olamaz. Ama Cenâb-ı Hak âyet-i kerimelerde elinin olduğunu söylemiş. meşhurdur ya Rıdvân Bey’atıyla alakalı, Akabe Bey’atıyla alakalı. Allah’ın eli onların elinin üzerindedir. Allah’ın elinin sıkkı olduğunu söylerler, haşa Allah’ın eli sıkı değildir. Cenâb-ı Hak kendisine uzular belirlemiş. Biz de zaman zaman Allah’ın cemâlinden bahsederiz, cemâlinden bahsederken O’nun gözünden bahsederiz. O’nun gözü demek O hiçbir şeye benzemez, insanın gözü gibi değildir. Sen O’nun gözü olarak da bir şey görsen, gerçek manada O’nun gözü değildir.

Sen bir cemâl sıfatıyla sıfatlansan ve ben O’nun cemâlini gördüm desen O’nun gerçek cemâli değildir. Ama sen O’nu görmekte kendince ben cemâl sıfatıyla müşerreflendim diyebilir misin? El cevap diyebilirsin. Ama O değildir. Çünkü O hiçbir şeye benzemez. Burada tenzîh ve teşbîh birbirini ne yapar? Dengeler. Bu O’dur dediğinde, O değildir, tenzihi girer işin içerisine. Ama O’dur der. Bir müddet sonra bir kısım sufiler belli bir noktaya geldiğinde teşbîh de sınır tanımazlar. Bu ayrı bir meseledir. O yüzden sûfî kardeşler, derviş kardeşler bu yanılgıya düşmeyecekler. Bir kısım böyle burada melamilere, arabicilere veya değişik sûfî gruplara laf atmak değil derdim. Burada ümmet-i Muhammed’i ve sûfî kardeşleri uyarmak derdim bu.


Sağlık Zıtların Sulhü, Antikor

Evet biz kâinatın merkezi ve çekirdeği hükmünde olabiliriz. Ama O değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden evet bunu Muhyiddîn İbn Arabî de der, Hazret-i Mevlânâ da der. Biz insanı bilhassa insanı kâmili âlemin rûhu olarak görür. Buna eyvallah. Alemin rûhu olarak görmek farklı bir şeydir. Ama onu haşa O oldum demek farklı bir şeydir. Burada birbirine zıt olan şeyler meydana gelmiş. Sen de bunların cüz’üsün manasında onu da beyan etmek istedim. Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz. Şaşılacak şey bu koyunun kurda gönül vermesidir. Sağlık, zıtların sulhüdür. Sağlık, zıtların sulhüdür. Aralarında savaşın başlamasını da ölüm bil. Demek ki sağlık neymiş? Zıtların sulhü. Bütün hastalıklar da şifalar da bizim vücudumuzda toplanmıştır.

Mikroplar da toplanır bizim vücudumuzda. Mikropların karşılığı olan bugün günlerde çok konuşuluyor. Antikorlar da toplanır. Ve her ne mikrop bizim içimize girerse hemen içimizdeki hücreler o mikroba karşı mikrop üretirler ve o mikrobu öldürürler. Ve ne zaman ki mikroba karşı vücut bugünkü tabirle antikor üretmezse o zaman hastalığa mağlup olur ki bu da ölümdür. Allah’ım affetsin. Hazret-i Pîr burada da diyor ki sağlık, zıtların sulhüdür. senin vücudundaki mikroplar bir denge üzerinde gitmesi gerekir. Bir denge üzerinde gitmezse vücudun hasta olur. Hasta olursunuz. Bu denge üzerinde gitmemesi nedir? Mesela ateşinin yükselmesi, kendini yorgun hissetmen. Sende bir dengesizliğin olduğunu gösterir.

Bir hastalık sana girdi. Bir mikrop sana girdi. Ateşin yükseliyorsa hızla o mikroba karşı vücut savunma sistemine geçti. Ama o ateş yükselmesini iyi bil, iyi olarak gör. Ateşim yükseldi deyip de kendi kendine kötüleşiyorum deme. Vücut hastalıkla mücâdele ediyor. Bakın vücut hastalıkla mücâdele ediyor. Halsizleşirsem hastasın. Hastasın. Sen vücudun o halsizliğiyle mücâdele et, ayağa kalk, vücudunu kuvvetlendir. Bakın vücudunu kuvvetlendir. bazı doktorlar da tavsiyede bulunurlar ya, senin dinlenmen lazım derler. Sen bir yat. grip için yatmadan, dinlenmeden geçmez. Neden? Çünkü o vücut hararet yaptıkça, sıcaklığını arttırdıkça sen kendini yorgun hissediyorsun. Vücut enerjisini o hastalığı yok etmek, onu geriletmek için oraya harcıyor ve sende enerji eksikliği var.

O enerji eksikliğini bir yerden tamamlayacaksın ki sen ayakta durasın. O yüzden rahatsız olduğunuzda vücudunuzu besleyin. Az ama öz yiyerekten. Bal şifâ, balı eksik etmeyin. Kur’ân şifâ, Kur’ân’ı eksik etmeyin. Zikrullah şifâ, zikrullâhı eksik etmeyin. Bakın bunlar insanın manevi olarak ilaçlarıdır. Kur’ân’ı Kerim, namaz, zikir, cemâatle olan zikir. Bunlar insanın manevi ilaçlarıdır. Bal maddi ilaçtır. Aynı zamanda hadîs-i şeritle beyan edildiği için de manevi ilaçtır. Evlerinizden balı eksik etmeyin. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri sirkeyi şifâ dedi. Evlerinizden sirkeyi eksik etmeyin. Rahatsızlaştığınızda bir kaşık sirke, bir kaşık bal hemen bir sirkencübîn yapıp içebilirsiniz.

Bunlar sizin hastalıklarla mücadelenize yardımcı olacak olan şeylerdir.


Aslan Yaban Eşeği Ülfeti, Fenâ

Ve zıplıkları iyi takip edin ve zıtlığın birisi eksildiyse onu arttırın. Allah’ın lütfu bu aslanla yaban eşeğine bu iki zıpta vefâkârlık husûsunda bir ülfet vermiştir. Cenâb-ı Hak lütfetmiş ama komple alemlerin içerisinde ama senin aleminde iki zıpta birbirine vefâlı kılmış. Birisi aslan, birisi yaban eşeği. Aslan aslında yaban eşeğini öldürür ama Cenâb-ı Hak senin vücudunda bunun ikisine ülfet peydah etmiş. İkisine ülfet peydah ettiği için ikisi barış içerisinde yaşıyorlar. Hem bir tarafta hastalıklar, öbür tarafta da iyilikler. Bunların ikisi de barış içinde yaşadığı müddetçe bir sıkıntı yok. Ama eğer hastalıklar artarsa o zaman sıkıntı var. Allah muhâfaza eylesin. Dünya hasta ve mahpus olunca hastanın fânî olmasına şaşılır mı?

O zaman dünya fânî, dünya fânî olduğu için geçici, içerideki her şey de geçici. İnsanlar da geçici, insanlar da fânî. Hepimiz bu dünyada gelip geçici birer fâniyiz. Tavşan aslana bu çeşit nasihatler verip ben bu sebepler yüzünden geriledim dedi. Konu başlıyor. Bir dahaki haftaya tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi aslanın ciddiyetle sormasından devam edeceğiz inşallah.


Soru-Cevap ve Kapanış Duâsı

Birkaç soru var onlara da bakalım. İnşallah ondan sonra sohbetimizi sonlandıracağız. Telegram kendiliğinden kapanmış benim suçum değil. Hakkınızı helâl edin inşallah. Telegram’dakiler bir sahabeye yalan makinası demek küfür müdür? Bunu diyen tekfîr edilir mi? Biz la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah diyen bir kimseyi tekfîr etmeyiz. Bunu sahabeye yalan makinası diyen Ali Şerîatî’i var. Onun avanesi var. Onlar böyle hatta Türkiye’de de bir kısım İslâmî kesimden görünen insanlar var. Buhârî’ye yalan makinası diyenler var. Ebû Hüreyre’ye yalan makinası diyenler var. Bunlar ne yazık ki bizim ülkemizde var. Bunlar böyle İslâm dünyasında oluştu. O yüzden ne yazık ki bunlarla da karşı karşıyayız.

Biz bir başkası gibi tekfîrci olmaktan uzak dururum ben. La ilahe illallah Muhammeden Resûlullah diyen bir kimseyi küfür hükmünü vermem benim için mümkün değil. Bir sahabeye bir kimse böyle isnat edince ona küfür hükmünü veremem. Ama Ali Şerîatî’in başka meselelerden dolayı küfür hükmünü verenler var. Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle alay etmesi gibi. Onun bazı durumları var. Allah muhâfaza eylesin. Allah kuluna nurundan üflediyse bir insana küfür etmek Allah’a küfür gibi olur mu? Gençlerden birinin sorusuydu. Biz onu normalde Allah’a küfür etmek olarak nitelendirmeyiz. Çünkü hiç kimse Allah’tan bir parça değildir. Cenâb-ı Hak ona kendi rûhundan üfledi ama Allah’tan bir parça değil.

Tebbet Sûresi, Zamm-ı Sûreler arasında geçiyor. Ancak etrafında namazda okunmasını sakıncalı olduğunu söyleyenler var. Tebbet Sûresi’nin namazda okuması sakınca var mı? Hiç böyle bir ibareyle karşılaşmadım. Ne namazla alakalı fıkıh kitaplarında ne akâid kitaplarında böyle bir şeyle karşılaşmadım. O yüzden diyemem. Yedi sahih ders nedir? Sufilikte bir haldir. Sûfî belli bir makama belli bir hale gelince, Üstâd ona yedi sahih ders verir. O yüzden bu da tasavvufun içerisinde bir farklı haldir. Canım kardeşlerim lütfen eskiler yenilere söylesinler bu kadar uzun soru göndermesinler. bu soru da değil. O yüzden hakkınızı helâl edin. Bunu bir tanesini okuyunca bütün gelenlerin hepsini okumak zorunda kalıyorum.

Soru böyle şey, net. Bu nedir? Bu kadar. Allah razı olsun. Siz sorun anlayabildiğimize cevap veririz. Sıkıntı yok. Anlayamazsak da bunu anlayamadık der geçeriz. Hakkınızı helâl edin inşallah. Allah hepinizden de razı olsun. Haklarınızı helâl edin. Geceniz hayır olsun inşallah. el-Fâtihâ. Allah razı olsun. Geceniz hayır olsun inşallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • Besmele ve Vefât İlânları: Sohbete besmele, selâm ve “Allâh gecenizi hayırlı eylesin” duâsı — Müslim, Selâm 3-5; Tirmizî, Da’avât 9; Hakk’ı Hak, bâtılı bâtıl bilip hakkın yolunda mücâdele niyâzı — Bakara 2/256 (“Rüşd sapıklıktan ayrılmıştır”); İbrâhîm 14/27; Bayındır dergâhından Hayâti kardeşin ve Fâtih kardeşin babasının vefâtı için Perşembe günü tevhîd okuma geleneği — İbn Mâce, Cenâiz 64; Ahmed b. Hanbel, Müsned IV/27; tevhîd zikriyle ölmüşlere hediye gönderme — Müslim, Cenâiz 103; Nevevî, el-Ezkâr Bâbu Mâ Yeklüu İnde’z-Ziyâre; koronadan vefât sebebiyle ümmete âfât, dert, gamdan muhâfaza niyâzı — Bakara 2/286; “En son 1285. beyit okumuştuk, azametli ve kibirli ateşi bile bir yel söndürür” hatırlatması ile 1286. beyitten devam kararı — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî I. cilt
  • 1286. Beyit, Denizin Istırâbı: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1286. beyit: “Denizin hâlini de ıstırabından, coşkunluğundan anla; aklının değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil”; su metaforu — Furkân 25/53; Nahl 16/65; En’âm 6/99 (suyun hayâta kaynak oluşu); suyun girdiği kabın şeklini ve rengini alma özelliği; halden hâle geçiş tasavvufî mânâsı — Gazzâlî, İhyâ III, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; Kuşeyrî, er-Risâle Bâbu’t-Telvîn ve’t-Temkîn; küçücük bir üfürüşün azametli ateşi söndürmesi — Enbiyâ 21/69 (İbrâhîm’e “Ey ateş soğuk ve selâmet ol”); denizin kıyıya vurup dalgalanması, coşkunluktan taşması — Rahmân 55/19-20 (iki denizin birbiriyle buluşması); aklın suya benzetilmesi, hakîkatin renksizliği
  • Başı Dönmüş Felek, Paralel Âlem: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1287. beyit: “Allâh rızâsını arayıp duran başı dönmüş feleğin hâli de oğullarının hâli gibidir; gâh en altta, gâh ortada, gâh en tepede; onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var”; Hazret-i Pîr’in 750 yıl önceki işâreti üzerine Samanyolu ve paralel zaman yolları yorumu; Batı kaynaklı “paralel evren” (multiverse) tartışmasının İslâm tasavvufundaki karşılığı — Muhyiddîn İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye Bâbu Âlemu’l-Misâl ve Âlemu’l-Gayb; Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Sarı Abdullâh Efendi, Cevâhir-i Mesneviyye; kutlu (sa’îd) ve yomsuz (nahs) zaman dilimlerinin bölüm bölüm farklı âlemlere tekâbülü; felek-i müstakîm ve felek-i etlas (yıldızlı felek) geleneği — Bîrûnî, el-Âsâru’l-Bâkıye; Câbir b. Hayyân tasnîfi
  • Talâk 12 ve İbn Abbâs Tefsîri: “Allâh yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratmış olandır; Allâh’ın buyruğu bunlar arasında iner durur ki Allâh’ın gerçekten her şeye kâdir olduğunu ve Allâh’ın gerçekten her şeyi ilmiyle kuşatmış olduğunu bilesiniz” — Talâk 65/12; yedi kat gök-yer âyetleri: Bakara 2/29; İsrâ 17/44; Mü’minûn 23/86; Fussilet 41/12; Mülk 67/3; Nûh 71/15; “O hem evveldir hem âhirdir hem zâhirdir hem bâtındır” — Hadîd 57/3; İbn Abbâs ve İbn Mes’ûd’un Talâk 12 tefsîri — Taberî, Câmiu’l-Beyân XXVIII/153-155; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm Talâk 12; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr; ilklerin yoluna (selef-i sâlihîn metoduna) dönüş prensibi — Müslim, İlim 6
  • Kürsî Çöldeki Halka, Yedi Âlem: İbn Abbâs rivâyeti: “Yedi gök onda ve onların arasında bulunanlar, yedi yer onda ve onların arasında bulunanlarla Kürsî ancak çöle atılmış bir halka gibidir” — Taberî, Talâk 12; Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât; Zehebî, el-Uluv; Âyete’l-Kürsî bahsi — Bakara 2/255; Kürsînin gök ve yeri kuşatması, Arş’ın Kürsîye nisbeti — Buhârî, Tevhîd 22; Müslim, Îmân 354; Taberî’nin Amr b. Alî tarîkiyle İbn Abbâs’tan rivâyeti: “Eğer bunun tefsîrini size anlatmış olsaydım siz inkâr ederdiniz, bu inkârınız âyeti yalanlamanız demektir”; İbn-i Mes’ûd’un benzer tefsîri — İbn Ebî Hâtim, Tefsîr; evrenin azametinin modern rasathâne tespitleriyle uyumu
  • Her Âlemde Nûr-u Muhammedî: İbn Abbâs’tan: “Yedi yer vardır; her yerde sizin peygamberiniz gibi bir peygamber, Âdem gibi bir Âdem, Nûh gibi bir Nûh, İbrâhîm gibi bir İbrâhîm ve Îsâ gibi bir Îsâ vardır” — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân; İbn Kesîr Talâk 12; paralel âlem / âlemler içinde âlem tasavvufî yorumu — Muhyiddîn İbn Arabî, Fütûhât Bâbu Ma’rifeti’l-Âlem; Konevî, Fusûsu’l-Hikem şerhi; Nûr-u Muhammedî’nin bütün âlemlere rahmet olarak tecellî etmesi — Enbiyâ 21/107 (“Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik”); Hâkim, Müstedrek II/615 (“İlk yaratılan Nûr-u Muhammedî hadîsi”); Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ I/265; her boyuta geçişte Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın rûhâniyet ve nûrâniyetine muhtaçlık; hadîsleri inkâr eden, ashâba laf söyleyen “müşrik akıllı ve müşrik kalpli” taifenin bu tecellîden mahrûmiyeti — Nisâ 4/65, 4/80; Ahzâb 33/56
  • Batıya Yönelme ve Öz Değerler: İslâm dünyâsının kendi özüne sırtını dönüp Batı’ya yönelmesi tenkîdi — Âl-i İmrân 3/149; Mâide 5/51; Nisâ 4/139; 1400 yıl önce Peygamber ashâbının bugün Batı’da “paralel evren” diye anlatılan meseleyi tefsîr ile ifâde ettiği tespiti; kuzunun kurda âşık olması benzetmesi; bu medeniyetin yetiştirdiği Hazret-i Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş Velî, Şebüsterî, Nesefî gibi fikir ve irfân ehlinin felsefe ve îmânına yabancılaşma — Haşr 59/9 (ensar övgüsü, kendi öz değerlere sahip çıkma); Rûm 30/30 (fıtrat); ümmetin “entel”siz, “fikir insanı”sız kalışı, “çalma-çalıntı, kes-kopyala yapıştır” doçentlik-profesörlük tezleriyle öze sırt dönme
  • Mesnevî Hayat Tefsîri Hürmeti: Mesnevî-i Şerîf’in “şiirsel yazılmış Kur’ân-Sünnet tefsîri / hayat tefsîri” niteliği — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî mukaddime: “Hâzâ Kitâbu’l-Mesnevî ve hüve usûlü usûlü usûli’d-dîn”; Mesnevî’nin fıkıh kitabı olmayıp akâid ve tasavvuf açılımları ihtivâ etmesi; Ankaravî Mecmûatü’l-Letâif ve Ma’mûratü’l-Ma’ârif, Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî, Sarı Abdullâh Efendi Cevâhir-i Mesneviyye, Yûsuf Sineçâk Cezîre-i Mesnevî, İsmâil Ankaravî Mesnevî Şerhi gibi klasik şerhlerin 1287. beyit paralel âlem açılımını zikretmemesi; Hazret-i Pîr’in istikbâl çağlarına ışık tutuşu; “şiirsel Kur’ân-Sünnet tefsîri” vasfı için — Fîh-i Mâ-Fîh ve Dîvân-ı Kebîr tenâzuru
  • İnsan Âlemin Çekirdeği, Zıtlar: Mevlânâ, Mesnevî 1291. beyit: “Ey külliyât ile karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin hâlini de kendinden kıyâs et; külliyâtın böyle hastalıkları, dertleri olunca cüzlerinin yüzü nasıl sararmaz? Hele birbirine zıt olan şeylerden su, toprak, ateş ve yelden meydana gelmiş cüz”; insân-ı kâmilin kâinâtın çekirdeği / halîfesi oluşu — Bakara 2/30 (“Yeryüzünde bir halîfe yaratacağım”); Ahzâb 33/72 (emânet); Tîn 95/4 (ahsen-i takvîm); anâsır-ı erbaa (su, toprak, ateş, hava) ve kevnî zıtlar — Câbir b. Hayyân; İbn Sînâ, Kitâbu’ş-Şifâ; nefs-rûh karşıtlığı — Hicr 15/29 (“Ona rûhumdan üfledim”); Şems 91/7-8 (“Ona fücûrunu ve takvâsını ilhâm etmiştir”); kendini tanıyan Rabbini tanır — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ II/262 (“Men arafe nefsehu”); îmân-ma’rifet-aşk yolunun üç kademesi
  • Ene’l-Hak Gafleti, Tenzîh Uyarısı: “Sakın bizim yolumuzdan gidenler ben O’yum deme gafletine düşmeyecek” uyarısı; Ene’l-Hak iddiâsının, Melâmî-İbn Arabî sözde tâkipçilerinin, bâzı sûfî grupların kulluk sınırını aşması — Şûrâ 42/11 (“Onun benzeri hiçbir şey yoktur”); İhlâs 112/1-4; A’râf 7/143 (“Rabbim göster bana Sen’i göreyim” / “Len terânî”); hiçbir kulun Allâh olamayacağı kapısı — Cüneyd-i Bağdâdî Resâil; Serrâc, el-Luma’; tenzîh ve teşbîh dengesi — İmâm Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; Ebû Hanîfe, Fıkhu’l-Ekber; Allâh’ın Yed (el), Vech, Ayn, Cemâl sıfatları — Feth 48/10 (“Allâh’ın eli onların ellerinin üzerindedir” Rıdvân Bey’atı); Mâide 5/64 (“Allâh’ın eli sıkıdır diyenler” reddi); Kasas 28/88 (“Her şey helâk olucudur, O’nun vechi müstesnâ”); müşâhede-fenâ makamında teşbîh sınırsızlığının tehlikesi
  • Sağlık Zıtların Sulhü, Antikor: Mevlânâ, Mesnevî 1294. beyit: “Sağlık, zıtların sulhüdür; aralarında savaşın başlamasını da ölüm bil”; vücutta hastalık ve şifânın birlikte bulunuşu — Şuarâ 26/80 (“Hastalandığım zaman bana O şifâ verir”); İsrâ 17/82 (“Kur’ân’dan mü’minlere şifâ ve rahmet olanı indiririz”); mikrop-antikor dengesi, bağışıklık sisteminin îmân hakîkatine uyumu; hararet yükselmesinin vücudun savunma tepkisi oluşu; bal şifâsı — Nahl 16/69 (“Onun karnından renkleri çeşitli bir şerbet çıkar; onda insanlar için şifâ vardır”); Buhârî, Tıbb 4 (“Şifâ üç şeydedir: bal şerbeti, hacamat şerıtı, ateşle dağlama”); sirke sünneti — Müslim, Eşribe 167 (“Ne güzel katıktır sirke”); Ebû Dâvûd, Et’ıme 39; sirkencübîn (bal-sirke karışımı) tabâbet-i nebeviyye tavsiyesi — İbn Kayyim, et-Tıbbu’n-Nebevî; Kur’ân, namaz, zikir ve cemâatle zikrin mânevî ilaç oluşu — Ra’d 13/28 (“Kalpler ancak Allâh’ın zikriyle mutmain olur”)
  • Aslan Yaban Eşeği Ülfeti, Fenâ: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1295-1296. beyit: “Allâh’ın lütfu bu aslanla yaban eşeğine, bu iki zıtta vefâkârlık hususunda bir ülfet vermiştir” — İsrâ 17/44 (her şey O’nu tesbîh eder, ülfet hikmeti); Enbiyâ 21/30 (her şeyin sudan yaratılışı); En’âm 6/38 (bütün canlıların ümmetler oluşu); aslan-nefs / yaban eşeği-beden sembolizmi — Gazzâlî, İhyâ III, Kitâbu Acâibi’l-Kalb (nefsin dört hayvanı); “Dünyâ hasta ve mahpus olunca hastanın fânî olmasına şaşılır mı?” — Âl-i İmrân 3/185; Ankebût 29/64; Rahmân 55/26 (“Yeryüzündeki her şey fânîdir”); Kasas 28/88; “Tavşan aslana bu çeşit nasîhatler verip ‘ben bu sebepler yüzünden geriledim’ dedi” 1297. beyit ile kıssaya bağlanma ve haftaya devam kararı
  • Soru-Cevap ve Kapanış Duâsı: Telegram kesilmesi özrü ve Ehl-i Sünnet tavrı; “Sahâbeye yalan makinası demek küfür müdür?” sorusunun Lâ ilâhe illallâh diyen kimseye tekfîr edilemeyeceği çerçevesinde cevâbı — Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 41 (“Kim bizim namazımızı kılar, kıblemize döner, kestiğimizi yerse o Müslümandır”); Ali Şerîatî ve Buhârî-Ebû Hüreyre’ye iftirâ ekolünün reddi — Hucurât 49/12; Ahzâb 33/58; “Allâh kuluna rûhundan üfledi” (Hicr 15/29; Sâd 38/72) âyetinin insanı Allâh’ın parçası kılmadığı tashîhi; Tebbet Sûresi’nin namazda okunmasında sakınca bulunmaması — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Halebî, Halebî-i Sağîr; “yedi sahîh ders” tâbirinin tasavvuftaki hâl makamı mânâsı — Kuşeyrî, er-Risâle Bâbu’l-Ahvâl; Necmeddin Kübrâ silsilesinde letâif-i seb’a; kısa soru âdâbı tavsiyesi; “haklarınızı helâl edin, geceniz hayır olsun” kapanış duâsı ve el-Fâtihâ — Ebû Dâvûd, Vitr 32; Buhârî, Mezâlim 10

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı