Açılış Duâsı ve Cemâlullâh
Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh. Cenâb-ı Hak hayatınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim son nefesinize kadar Kur’ân ve Sünnet üzerine yaşayıp, cemâlullâh’ın gözünün içine baka baka seyrede seyrede, nefeslerinizi vermeyi nasîb eylesin inşâallâh. Rabbim her daim onun cemalinin perdelerinin arasında dolaşan perdeden perdeye geçen kullarından eylesin inşâallâh. Her daim onun neşesiyle neşelenen, gamıyla gamlanan, hüznüyle hüzünlenen her daim ona bir nefes daha bir nefes daha bir nefes daha yaklaşan kullarından eylesin. Her nefes sevgisini arttırdı, muhabbetini arttırdı, her nefesine kattığı kullarından eylesin inşâallâh.
Cenâb-ı Hak: Âşık mı Maşuk mu
Haydi bakalım gündem serbest. Söyle hoca. Cenâb-ı Allâh aşık mı, maşuk mı, arkadaş mı, dost mu, sahib mi, Mevla mı? Maçtan al da duysun herkes. Aleyküm Selâm. Efendim Cenâb-ı Allâh aşık mı, maşuk mı, dost mu, arkadaş mı, sahibimiz mi? Evet. Bir perdeden bakarsan aşık, bir perdeden bakarsan maşuk, bir perdeden bakarsan dost, bir perdeden bakarsan arkadaş, bir perdeden bakarsan fısıldaştığın, bir perdeden baktığın da dertleştin, bir perdeden baktığın da gamın içerisine seni sürükleyip götüren, bir perdeden baktığın da gamdan seni kurtaran, bir perdeden baktığın da kahır perdesinden kahır perdesine götüren, bir perdeden baktığın da kahrı da güzelliklere döndüren, bir perdeden baktığın da gülün dikeni, bir perdeden baktığın da gülün kendisi, bir perdeden baktığın da diken de kendisi, gül de kendisi.
O yüzden baktığın perdeye göre, Cenâb-ı Hak ne dediğimizde durdun makam, durdun mevki, baktığın perde, senin tecelliyatın sana inene bağlan. Bu kadar. Mikrofona.
Hazret-i Ümmî ve Kendinden Kendine
Efendim, âyet-i kerimede bir bakmışsın gözünün yaşını sullen, bir bakmışsın senin hüznünü paylaşılan, bir bakmışsın senin saçlarını sallayan, bir bakmışsın senin hüznünü paylaşılan, bir bakmışsın senin saçlarını burgu burgu ören, bir bakmışsın sen onun saçlarını öğren, bir bakmışsın sen onun gezinin içindesin, bir bakmışsın o senin gözünün içinde, bir bakmışsın gönlün onun gönlü olmuş, bir bakmışsın onun gönlü senin gönlün olmuş, bir bakmışsın bir şarkıda nâmi olmuş, bir bakmışsın bir şarkının bir tarafında söz olmuş, bir bakmışsın bir sözün sözü olmuş, bir bakmışsın özün özün olmuş, özün özü olmuş, bir bakmışsın sağ yanağından öpem senin sol yanağın kıskansın demişsin, bir bakmışsın sağ yanağından öpem senin sol yanağın kıskansın demiş.
Söyle Cancazım şimdi bunun üstüne ne diyeceksin de? Efendim, âyet-i kerime de, İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Allâh’tan geldik ve yine Allâh’a döndürüleceğiz diyor. Gelen gidenler için söylemiş. Hazret-i Ümmî ağabey de, bundan önceki hayatım diyor, bundan önceki hayatım da diyor, baktığımda diyor hep yolculuğum kendimden kendime inmiş. Dediğim ya gelen gidenler için, avam için söylemiş. Bir taraftan geldiğini bir taraftan gittiğini inanıyorsa bir insan, gelen gidenler için böyle bir âyet-i kerime muhteşem bir delil. Bir o yana bir bu yana, bir o yana bir bu yana, sol yanağından öpem senin sol yanağın kıskansın demiş. Bir o yana bir bu yana, sol yanağından öpem o yanağın kıskansın demiş.
Söyle. Bitti. Bir türkü çıvır, işim bitsin. Sıradaki.
Füsûsu’l-Hikem’de Cebrail-Perde
Efendim, Füsûsu’l-Hikem sohbetlerinde bir hadîs-i şeriften bahsetmiştiniz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cebrail aleyhisselâm’a bu Kur’ân’ı nereden getiriyorsun? bir perdeden, o perdeyi kaldır bak dediği yerde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyor ya. Bunu soracaktım ya orada Cebrail aleyhisselamın, bunu Cebrail aleyhisselâm üzerimden de kendi üzerimden sormak istiyorum. insanın, Cebrail aleyhisselâm orada Cenâb-ı Allâh’ı tanımadığından, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin sıfatı üzerinden mi gördü? bir mürîdin veya bir insanın mürşidini bu noktada görmesinde bir şeyh var mı? Karıştı, Yusuf. Toparla. Bu hadîs-i şerifte bahsettiğiniz Füsûs programında, Cebrail aleyhisselâm, Cenâb-ı Allâh’ı tanımadığından mı perdeyi kaldırdı?
Cebrail’den kasıt ne? İlk önce onun yerli yerlerini oturtacaksın. Cebrail aleyhisselamdan kasıt ne? Cebrail aleyhisselamla alakalı kardeşim diyor. Onu mana olarak kendinde oturtturmazsan, o hadîs-i şerifi çözümleme mümkün değil. Cebrail’in ne olduğu ile alakalı? Evet. Ne diyor? Cebrail kardeşim geldi size dininizi öğretmeye. Minbere doğru çıkıyor, bir adım durdu, âmîn dedi, bir adım daha durdu, âmîn dedi, bir adım daha attı, âmîn dedi. Ne oldu? Deyince Cebrail kardeşim geldi dedi. Cebrail aleyhisselâm’ı melek olarak tanımlarsa kardeşim dedi. Kardeşim deyince, o zaman Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın kardeşim dediği bir varlığa, biz melek dememiz biraz sıkıntılı ama melek mi? Ne demek? Ne demek?
Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ne demek? Ama melek mi? Dört kitabın hepsi Cebrail aleyhisselâm’a melek demiş. Ama Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Cebrail aleyhisselâm’a kardeşim demiş. Onu hâl olarak çözümlemeyerekçe bunu anlaşılması zor. Şimdi hâl olarak şeyim yok da, şunu sormak istiyorum. sormak istiyorum. Mesela böyle insanın aklına bir soru kalmış. Hâl dedim öyle hal görmek değil kalmına gelecek olan ilhâmâtla alakalı. bununla alakalı bir şeyin var. Biz hali sadece böyle gözünün yumrunda gelen nuraniler olarak görüyoruz. Hal sadece ondan ibaret değil. Orada da kardeşlerde bir konuda sıkıntı var.
Hali sadece böyle zikrullâh da gelene gideni görmek veya zikrullâh da veyahut da yakaza halinde bir bazı nuraniyet, ruhaniyetleri, nuraniyetleri görmek olarak nitelendirilsek sıkıntı olur. O zaman doğru olmaz. O normalde insanın bir sûfînin kalbine gelen ilhâmât da haldir.
Cebrail Kardeşim: Nûr-u Muhammedî
İşte burada mesela kalbime gelen bir şeyh olmuştu. Bu tefekkürle hala Cebrail var mı ki diye böyle bir orada bir aracı var mı ki? O âyetle sabit, hadîsle sabit. Onun üzerinde öyle bir şeyh yok. Bir şeyh âyetle ve hadîsle sabitse âyette bahsedilmemiş olabilir ama hadiste bahsedildiyse biz onun üzerinde var mı yok mu diye şüphe etmeyiz. Üzerinde tereddüt etmez. Üzerinde tartışma açmayız. İşari manalar ayrı meseledir. Kalbi manalar ayrı bir şeydir. Ama onun yok hükmünde görmek ayrı bir şeydir. Cebrail aleyhisselamın ne olduğu ile alakalı bir şeyh söyleyebilir misiniz? Bu ayrı mesele. Bu normalde o kimse Cebrail aleyhisselâm ile alakalı ne olup ne olmadığıyla alakalı bir işaret fişeği. Daha öncesinden de o işaret fişeğini patlattım.
Kardeşim diyor dedim. Biz onun üzerinde insanlar tefekkür edebilirler. kardeşim diyorsa bugün Adem aleyhisselamdan Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya gelince kadar hiçbir peygamber Cebrail aleyhisselâm ile alakalı kardeşim lafısını kullanmamıştır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hadîs-i şeriflerde ve hadîs-i kudsîlerinin bir kısmında kardeşim olarak nitelendiriyor. Öyle olunca ben diyorum ki kardeşim bir kimse kime kardeşim der? Bir peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri mesela benim kardeşlerim ileride ahir zamanda gelecek demiş. Ahir zamanda gelecek deyince ben kendimi o sınıfta görebilirim örneğin. Veya hatta buradaki arkadaşların hepsini de görebilir. Kardeşim diyor, kardeşlerim diyor.
Olunca aynı şekilde Cebrail aleyhisselâm’a da kardeşim diyor. Bu normalde farklı bir şeyh. Bu kadar mı? Başka bir… Bir böyle işaret bir şeyh olsun yine. Mesela tefekkür manasında. Mesela bir kimse nûr-u Muhammediye’nin en zirve noktasındaki tecelliyatı olarak görebilir Cebrail aleyhisselâm’ı. Muhammediyenin? Evet. Nûr-u Muhammediye’nin en uç noktası tecelliyatı olarak ben mürşidi kâmil noktasıdır. Zirvesi dedim. Zirvesi. Nûr-u Muhammediye’nin en zirve tecelliyatı dedim. En zirve tecelliyatı olarak görebilir dedim. Bir soru daha sorabilir miyim? Efendim? Olur. Olacaktır. Bir şeyh daha patlıyor. Patlasın yani. Öleceğiz gideceğiz ben Yusuf Hoca’ya. Biz de mezara mı gitsin bu işten? Bir soru daha sorabilir miyim?
Söyle Yusuf’um söyle. şehadet etmeyi çok istiyorum. İçimden mesela bir kardeşle konuşurken ona şöyle söylemiştim.
Her Şey Yaşandı: Tazelik Mes’elesi
Her şeyh dedim, yaşandı bitti dedim. Biz şu an sadece bir resim görüyoruz yani. Başka bir şeyh değil. Ve maaş yer kurulduğu her… Ya bunların hepsi bitti. Ondan sonra şöyle bir şeyh oldu. Ya şu an dedim Uhud oluyor. Bedir oluyor. Veyahut da bahsettiğimiz ya hepsi aynı an. Ya bu burayı böyle tefekküren şeyh yapabiliyorum ama dili çok anlatamıyorum. bunu da size sormak istiyorum. Neden öyle düşünüyorsun da neden her şeyi tazeye yaşamayı düşünmüyorsun? Ama hadîs-i şerîf var diyor ki ya… Ben her şeyin tazesini severim Yusuf. Ben hep yeniden tat taze koklamak isterim. Mesela sabah kalktığınızda evden çıkarken bugün ne olacağını bilmeden mi kendinizi öyle mi motivasyon verirseniz? kendinizi öyle mi motive ediyorsunuz?
Derya ve Dalga: Zikrullâh Akışı
Ben deryanın içerisinde deryanın içerisinde dalgayım Yusuf. Bir şeyh söyleyebilir miyim? Deryanın da kendisisiniz yani. İstediğini söyle Yusuf. Dalga hesap eder mi hiç ben nereye vuracağım diye? Sen laf zeki de hiçbir kış yaşamamışsın. Bir deniz kenarına gittiğinde dalgayı sayabilir misin? Yok. Dalganın kuvvetini, tecelliyatını, onu, bununla merak eder misin? Yok. Kıyıda oturursan dalga ne zaman coşacak, ne zaman köpürecek, ne zaman şak şak diye vuracak. Ne zaman sakinleşecek belli değildir. Sakinleşti dediğin anda bir bakmışsın köpürür gelir. Peki o dalganın kendince aklı var mıdır köpürüp gelmek için? Yok mudur? Kendince yoktur. Üfleyen vardır ona. Tamam. Neden heyecanla yaşamıyorsun her gününü de bayat ekmek yer gibi yiyorsun?
Heyecanla yaşamaya çalışıyorum ama işin zaten bir sonu var ama illaki bir son. Hiçbir şeyh yok. Sevmeye devam, aşıklığa devam, coşkunluğa devam. Ben neden kendi kendime diyeyim bugün yaşandı, oldu bitti ben de sinema sanatçısı gibi rol yapacağım öyle bir şeyh yok. Mesela zaman öyle bir akıyor hiç fark etmiyorum. Zikrullâh alakasında yaşadığımı fark ediyorum mesela. Zaman akıp gider yorulmadan, durulmadan. Bize yaşamak yok yorulmadan. Yusuf fazla kendini kabuz haline kaptırmışsın, sal kendini. Devam buyur hocam. Vermeden bir şeyh sorabilir miyim? Sor. Bana bir ilaç verir misiniz peki? Burası ilacın menbaı hangisini alır sana? Akıp gidiyor, maşrapını mı dolduracaksın, kovanı mı dolduracaksın? Dedik ya zaman akıp gidiyor diye.
Bembeyaz An ve Terk-i Mâsivâ
Efendim bir an geliyor her şeyh bembeyaz oluyor. Cinsellik, para, pul hepsini salla oğlum diyorum, dan istiyor mu kucağın almış, ör saçını. Bu ne bu? Bu nokta mı? Bu varta mı? Harika bir şeyh, ör saçını bak keyfine. Evet. Söyle Sıtkı. Efendim siz bir geçerken bir zikrullâh alakasına giriyorsunuz, zikrullâh alakasına oturuyorsunuz. Allâh’a zikrederken Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri üstâd gibi bir yerde, ve orada öyle Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri seni seyrediyorsunuz. Ve bu günümüze kadar şu karşılıklı durduğumuz güne kadar yaşantı şartınızı değiştiriyorsunuz. geçmiş yaşantınızı sonlandırıyorsunuz orada. Bir mürşid-i kâmile tabi oluyorsunuz. Burada Şeyh Efendi rahmetlik size diyor ki evladım bundan sonra sen ders verebilirsin, ders alabilirsin, rüyâdır.
Biraz heyecanlanıyorum kusura bakmayın. Ders alabilirsin, ders verebilirsin, istediğini zâkir, istediğini çavuş, istediğini nakîb yapabilirsin diyor. Burada efendim sizin bu yol, yürüyüşünüzdeki gidişiniz, heyecanlanıyorum soruyu tam şeyh yapacağım o yüzden.
Rüyâ-ı Sâdıka İcâzeti ve Zâkirlik
Burada o gün o kapıdan içeri girdiğiniz günden ve şu andaki bu şeydeki şu yaşanan saniye dakikalara kadar geldiğiniz noktada, zâkirliğiniz döneminde aktif olarak Allâh hizmetinde hiç sınır tanımadınız. Bu sınır tanımamazlıkta her şeyinizle bu yolu feda ettiniz kendinize. parayı da işinizden, evinizden, çocuğunuzdan sayabileceğimiz çok şeyler var da ve kendinizi mesela Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nden de böyle bir şeyh yapmıştınız. Onun da faydası oldu demişsiniz bu yolda yürüme önüne. Şeyh Efendi rahmetliğin zaten vardı. şu gün baktığınızda böyle bir aktif hizmet edecek sizin gibi böyle bir şeyh her şeyiyle böyle terk edecek, yol yürüyecek, sohbet edecek. Sizin yanınızda mesela olsanızda olmasınızda böyle gidecek, zikrullâh yapacak, bir yerde bir sohbet edecek böyle bir yetiştirme şeyinde kardeşlerimiz var mı yani?
Hepsi de. Hepsi de. Allâh râzı olsun. Hiç teredi süz bütün kardeşler Allâh’ın izniyle başka dergâhlardaki böyle büyüklenmek gibi olacak ama ben şeyhim diyenler daha iyi yaparlar. Yapar Allâh’ın izniyle. Ben inanıyorum efendim ona. Ondan yana bir şeyim yok ya Allâh’a şükür. Bitti. Ne olacak ki? Hepsi beraber Allâh’ın izniyle. Hepsi de her birisi. Bunu daha önce de dediydim zaten. Bu yıllar önce. Burada yetişmiş bir çavuş arkadaş başka yerdeki şeyhlerden iyidir diye. Hamdolsun. Şükürler olsun.
Yetişenler Şimdi Şeyhlik Yapıyor
Hamdolsun. Şeyhlik yapıyorlar yetiştirdiğimiz kardeşler. Allâh râzı olsun. Burası için söylemiyorum. Evet. Hamdolsun. Dert verdiğimiz, yetiştirdiğimiz arkadaşlar. Şeyhlik yapıyorlar şimdi maşallah. Allah sayılarını arttırsın. Âmîn. Soru sorabildim mi?
Mürşid-i Kâmil ve Mescid-i Aksâ
Efendim bir sohbetinizle bir Mürşid-i Kâmil Mescid-i Aksâ’ya gider. Orada iki raket namaz kılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gibi mi’râca çıktığı gibi mi’râca çıkar demiştiniz. Eyvah neler demişim. Yusuf Hoca sen yoktun herhalde oğlum. Sen duymadın herhalde. Şimdi mi’râc yaptığında o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cebrail aleyhisselamın geldiği noktada ya Resulallah ben buradan öbür tarafa gidemem dediğinde bu yetişen Mürşid-i Kâmiller de mi Cebrail oraya kadar geliyorlar veya Mürşid-i Kâmiller geçiyor mu oraya? Sen gözünü nereye diktin onu söyle Sadqa. Sen gözünü diktin yere söyle ben sana sıkıntı yok cevap verir mi azıcık? Sen o hale gelince ben sana bir T.O. vereceğim sen merak etme.
Tamam ben diyeceğim ki Sıddıkı sen kendini şimdi şuraya atla diyeceğim ben atacağım seni kendine oraya inşâallâh.
Hatim: Zikrullâh ve Şehâdet
Yola çek herkese hamdolsun. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Allah dayı çekin var olan canlar sene var olan Allâh’ın ıstahsı olan Allâh’ın ıstahsı olan Allâh’ın ıstahsı olan Lâ ilâhe illallâh.
Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Allâh’ın ıstahsı olan Allâh’ın ıstahsı olan Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Zikrullâh’ın arası Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Bu meydana canını verenler gelsin. Kılıcını boynuna takanlar gelsin. Bu meydana canını verenler gelsin. Allâh’ın ıstahsı olanlar gelsin. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Zulbuncanın arası Hakkın meydin arası Zulbuncanın arası Zikrullâh’ın arası Lâ ilâhe illallâh. Zikrullâh’ın arası Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûluhu.
Destur.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Duâsı ve Cemâlullâh: Son nefeste selâmetî îmân niyâzı — Nisâ 4/69 (“Kim Allâh’a ve Resûlü’ne ita’at ederse onlar sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir”); Cenâb-ı Hakk’ın cemâline nâzar — Kıyâmet 75/22-23 (“O gün yüzler Râblerine bakar, parlaktır”); ru’yetullâh akaidi — Nesefî, Akaid; Teftâzânî, Şerhü’l-Akaid (Ehl-i Sünnet’in ru’yetullâh itikâdı); Müslim, Îmân 297 (“Câhileyyi cenneti ancak Râblerinin yüzüne bakmak şeklinde müşâhede ederler”); zikrullâhın nûru ile nefesten nefese yakınlık — Bakara 2/152 (“Beni anın Ben de sizi anayım”); Râd 13/28 (“Kalbler ancak Allâh’ı zikretmekle mütma’in olur”); Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın “Allâh’ım Sana olan muhabbetimi arttır” duâsı — Tirmizî, Da’avât 75; dergâh nefesi geleneği — Küşeyrî, er-Risâle, Bâbu’l-Şevk
- Cenâb-ı Hak: Âşık mı Maşuk mu: Tasavvufta aşk-ı ilâhî ile “hem âşık hem maşuk” tecellîsi — Attar, Manıku’t-Tayr; Mevlânâ, Mesnevî, 1. Cilt (Aşkın eğretisi); “Her biri bir perdeden tecellî” düstûru — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, İlim ve Tenezül Faslı; Allâh’ın yetmiş bin perde — Müslim, Îmân 293 (“Allâh’ın nûrdan ve zulmetten yetmiş bin hıcâbı vardır”); “Dost oldum, dostu buldum” tecellîsi — Yunus Emre, Dîvân; Kudsî hadîs: “Ben kuluma sümm zehebed olduğumda Ben onun gören gözü, işiten kulağı…” — Buhârî, Rıkak 38; makamın tecellî ile şartlılığı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 287. mektûb; kahır ve lutf dengesi — Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ; Cenâb-ı Hakk’ın kendisini kendisinden başkasına açmadığı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkiyye, II. Bâb
- Hazret-i Ümmî ve Kendinden Kendine: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” — Bakara 2/156 (“Biz Allâh’ınız ve ancak O’na döneceğiz”); geliş-gidiş telakkîsinin âvamî mertebesi — Küşeyrî, er-Risâle; havassın “kendimden kendime” müşahedesi — Bâyezîd-i Bistâmî, “Yoktur Sen’den başka” menkıbesi (Attar, Tezkire); Hazret-i Ümmî’nin (Sinan Ümmî / Nakşibendî-Halvetî silsilesi) “geri giden yine ben” sözü — Sinan Ümmî, Dîvân; “Gelen giden hep O’dur” ve vahdet-i şuhûd — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 43. mektûb; “iki yanak arası tecellî” tasavvufî beyanı — Mevlânâ, Mesnevî, 3. Cilt; ayet delili olarak Şûrâ 42/11 (“Hiçbir şey O’nun gibi değildir”); ikisine de gitmeyen seyir — Şems-i Tebrîzî, Makâlât
- Füsûsu’l-Hikem’de Cebrail-Perde: Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem (1230, Dımışk) — yirmi yedi fıssında peygamberlerin hikmeti; Cebrail’in Peygamber’e vahî gelişi — Necm 53/5-10 (“Şiddetli kuvvetlere sâhib olan ona öğretti. Sonra iki yay arası mesâfede kaldı, hattâ daha da yakın”); “perdeyi kaldır” tecrübesi — Kudsî hadîs: “Ben kulumla olduğu hâlde kul olan” (Buhârî, Rıkak 38); Cebrail’in Peygamber’in suretini görme şekli — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 2. Cilt 34. mektûb (vahî kalbine işleyişî); Cibril hadîsindeki “kardeşim” ifade — Müslim, Îmân 1, 5, 7; Buhârî, Îmân 37 (Hazret-i Peygamber’in Cibril’i tanıma süreci); mürşid sûretinde üstâdın tecellîsi — İmâm-ı Gazzâlî, Mişkâtu’l-Envâr, Üçüncü Faslı
- Cebrail Kardeşim: Nûr-u Muhammedî: Hazret-i Peygamber’in minbere çıkarken “âmîn âmîn âmîn” demesi — Hâkim, el-Müstedrek IV/153-154; BeyĢî, es-Sünenu’l-Kübrâ, ed-Da’avât Kitâbı; “Cebrail kardeşim geldi size dininizi öğretmeye” — Ahmed b. Hanbel, Müsned II/243; melek-insan kıyası ve “kardeşim” karşılaşması — Baklî-i Şîrazî, Şatâhiyye Şerhi; “âhir zamanının kardeşleri” hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned II/450; Ebû Dâvûd, Sünen, Sünnet 8 (“Ben kardeşlerim ahir zamanda gelenleri seyrederim”); âyete daha ziyâde mu’tâber olma — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber (âyet-hadîs hiyârarch); hâl-ilhâmât ka’idesi — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Hâl ve’l-Makâm; nûr-u Muhammediye’nin zirvesi olarak Cibril tasavvuru — Abdülkâdir Geylânî, Fetûhu’l-Gayb, 14. Makâle; Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhât, 73. Bâb (Rûh-u Âzâm ve nûr-u Muhammedî)
- Her Şey Yaşandı: Tazelik Mes’elesi: “Küllü yevmin hüve fî şe’n” — Rahmân 55/29 (“Her gün O bir şe’ndedir”) — taze tecellî akaidi; Cenâb-ı Hakk’ın atıl değil her an yaratan oluşu — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; herşeyin küllî levh-i mahfûzda yazılışı — Hac 22/70 (“Bilmez misin Allâh göklerde ve yerde ne varsa bilir. gerçekten bu Kitâbda yazılıdır”); Burûc 85/22 (Levh-i Mahfûz); kader ve irâde-i cüz’iyye — Eş’arî, el-Lüma’; Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; “resim görüyoruz, taze yaşa” dengesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 221. mektûb (müşâhede ile tecrübe farkı); Bedir ve Uhud — Âl-i İmrân 3/123 (Bedir); Âl-i İmrân 3/152-155 (Uhud); “her nefes yeni bir hayât” — Mevlânâ, Mesnevî, 1. Cilt (zaman ve taze nefes)
- Derya ve Dalga: Zikrullâh Akışı: “Deryanın içerisinde dalgayım” metaforu ve vahdet-i vucûd — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Futûhât (derya-damla teşbihi); Mevlânâ, Mesnevî, 1. Cilt (Damla-derya beyânı); dalganın kendi aklı yok, üfleyen var — Yâsîn 36/82 (“O bir şeyi dilediğinde emri ona ol demektir”); rûzgâr-dalga tâbi’iyeti — Bakara 2/164 (rüzgârların ve bulutların emir altındalığı); “zaman akıp gider yorulmadan” — Assâr 103/1-3 (“Asra and olsun”); zikrullâhın tefekkür ile beraberliği — Âl-i İmrân 3/191 (“Ayakta, oturarak ve yanları üzerine Allâh’ı zikrederler”); irâde ile tecellî farkı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 252. mektûb (ilhâmâtın üstünden kontrol); “bayat ekmek yer gibi” uyuşukluğa karşı taze aşk — Attar, Manıku’t-Tayr
- Bembeyaz An ve Terk-i Mâsivâ: “Bembeyaz an” müşahedesi — sufi adabında fenafillâh aşaması (İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 31. mektûb, fenâ dereceleri); cinsiyet-para-pul gibi mâsivânın tasavvufta terki — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’z-Zühd; “mü’minin kalbi Rahman’ın iki parmağı arasındadır” — Müslim, Kader 17; “hınzır bâslının admını sünnet et” kabilinden mâsivâ inkarı — Mevlânâ, Mesnevî, 1. Cilt; “ilacı burası kayın” ifadesi ve menba’ mecazı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûs, Musevi Faslı (pınar-kaynak); “maşrapayı doldurma” tasavvuf eğretisi — Yûnus Emre, Dîvân, “Denize düşten ağlamaz”; varta-makâm ayrımı — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Ahâvâl; sülûkta taze tat — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Müncîyât
- Rüyâ-ı Sâdıka İcâzeti ve Zâkirlik: Mürşid-i Kâmil’den divânda “ders verebilirsin, zâkir-çavuş-nakib ata” emri rüyâsı — Tirmizî, Ru’yâ 2 (“Mü’minin rüyâsı peğgamberliğin kırk altıda biridir”); “rüyâda beni gören hakikaten beni görmüştür” — Buhârî, Ta’bîr 10; Müslim, Ru’yâ 11; zâkirlik icâzetinin taşınması — Sühreverdî, Avârif, Bâbu’z-Zikr; “parayı-işi-evi-çocuğu feda etme” — Tevbe 9/24 (“Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, sizin yanında Allâh ve Resûlü’nden daha sevgiliyse bekleyin”); Çorum Hacı Mustafa Efendi (Tasavvuf Vakfı-Karabaş-ı Velî Dergâhı’ndan mânevî destek); Şeyh Efendi rahmetlik Abdullâh Efendi ile aktif hizmet dönemi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 73. mektûb (aktif hizmet ve nakîblik); maşıyyet-i ilâhiyye ile nakib yapılması — Harkerî, Reşahât, icâzet bâbı
- Yetişenler Şimdi Şeyhlik Yapıyor: Dergâhta yetişen kardeşlerin farklı dergâhlarda şeyhlik yapması — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Hırka; büyükleme âdaba aykırılığı ve “büyüklenmek gibi olacak ama” tevazu — Hucurât 49/11 (“Birbirinizi lakabla çağırmayın”); “kardeşlerini kendin gibi sevmediğin sürece îmânınız kâmil olmaz” — Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72; dergâh silsilesi ve yeni nakîblerin ortaya çıkması — Harkerî-i Şehîd, Reşahât, silsile bâbı; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 2. Cilt 58. mektûb (mürşidin gerçek vazifesi mürşid yetiştirmek); ihlâs şartı — Beyşine 98/5 (“Ancak îhâlıca Allâh’a kulluk etmelerini emr olundular”); hamdolsun şukür ka’idesi — İbrahîm 14/7
- Mürşid-i Kâmil ve Mescid-i Aksâ: İsrâ-Mi’râc hadisesi — İsrâ 17/1 (“Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya yürüten Cenâb-ı Hak munezzehdir”); Necm 53/13-18 (sidretü’l-müntehâ); Buhârî, Salât 1 (mi’râc hadîsi); Müslim, Îmân 259 (iki raket namaz ve peygamberlere imâmlık); Mescid-i Aksâ’da iki raket namaz — İbn İshâk, es-Sîre; “Cebrail’in burada duruyorum” şikesi — Necm 53/6-8 (Cibril’in durduğu yer); ref-i âlî makamlarda mürşid-i kâmilin Cibril’i aşıp aşmayacağı mes’elesi — Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhât, 366. Bâb (Mi’râc makamı); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 287. mektûb (kâb-ı kavseyn ile ademe’l-veyśû); peygamberlerin vârisi olan âlimler — Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19
- Hatim: Zikrullâh ve Şehâdet: Kelime-i tevhîd zikri Lâ ilâhe illallâh’ın fazileti — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’dır”); Muhammed 47/19 (“Bil ki O’ndan başka ilâh yoktur”); Şehâdet kelimesi Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûluhu — Buhârî, Îmân 3; Müslim, Îmân 3 (îmânın ruknü); meydan, can, kılıç, şehâdet figürleri — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Futüvve; halveti-zülcenâheyn-i velâyet zikri — Karabaş-ı Velî silsilesi (Abdüllatif Harpûtî, Tenkîhu’l-Kelâm); Nefes-i Rahmânî ile icrâ olunan Lâ ilâhe illallâh darbeleri — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’z-Zikr; “Destur” formunun tasavvufî anlamı — Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, 15. Bâb; Zülcenâh silsilesinde son âmîn niyazı — Hucurât 49/10 (“Mü’minler ancak kardeştir”)