Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Sohbeti #14 — Selâmlaşma ve Korku

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Sohbeti #14 — Selâmlaşma ve Korku. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Tevhîd Açılışı ve Hz. Ömer Kıssasına Giriş

Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illAllâh. Lâ ilâhe illAllâh. Lâ ilâhe illAllâh. Hak, Muhammedün Resûlullâh. cemî’an enbiyâ-i ve’l-mürselîn. ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Âmîn. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak gündüzlerinizi hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim bizleri ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak bilip, hakkı hakça yaşayanlardan eylesin. Âmîn. Bâtılı bâtıl bilip bâtıldan uzaklaşan ve bâtılın hükmünü ortadan kaldırmak için mücâdele eden, cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’in dertlerine deva, hastalıklarına şifa, sıkıntıların defi için.

Âmîn. Yâ Rabbi, bütün ümmet-i Muhammed’in maddî-mânevî âfiyet olması için. Âmîn. Rabbim bütün ümmet-i Muhammed’in bütün dertlerine, sıkıntılarına, belalarına, müsibetlerine, her türlü gamına, kasavetine şifa versin inşâallâh. Âmîn. Âmîn ecmain. Kaldığımız yerden inşâallâh devam ediyoruz. Konu başlığı vardı. Bir Rum Kayseri bugünkü karşılığı büyük elçisi, Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretlerini görmeye gelmişti. Malum elçiler bir ülkeden bir ülkeye atandıklarında gidip devlet başkanına güven mektubu sunarlar. O güven mektubundan sonra işlerine devam ederler. Bu öncesinden beri var. bazen diyorlar ya Müslümanların hiç devleti olmadı diye yalancılar var ya böyle iftiracılar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri İslâm Devleti kurmuştu.

Ve ardından Hazret-i Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Hazret-i Hasan efendimizin 6 aylık bir dönemi oldu. Bu normalde bazılarının böyle altın yıllar diye nitelendirdiğini ama bazı insanların da kalkıp bu zamana böyle küfredercesine hakaret edip onlar altın yıllar değildi gibisinden konuştukları zamanla alakalı. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz radıyallâhu anh devlet başkanını yaptı. Sonra ne yazık ki Müslümanların içinden birileri çıkıp onu şehîd etti. Ardından Hazret-i Ömer, Hazret-i Osmân, Hazret-i Ali, Hazret-i Ömer, Osman, Ali ne yazık ki 3’ü de şehîd edildiler. Müslümanlar tarafından. Adı Müslüman, biz içini bilemeyiz. Ve o 2. halife, Hazret-i Ömer efendimize kendince güven mektubu sunmak için arıyordu.

Ve onu ararken sonuçta Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinde bir kadın ne dedi? Şu hurma ağacının dibinde yatan kimsedir, uyuyan kimsedir dedi. Koca emren mü’minin Ömer hurma ağacının dibinde uyuyor. Yanında asker yok, yanında koruması yok, yanında herhangi bir şey yok.


Hz. Ömer’in Hurma Ağacı Altında Sâdeliği

Hiç kimse yok. O Ömer. Ben yeni İslâm’la tanıştığım zaman böyle değişik gruplarda anlatılan Ömer. Öyle anlatırlardı. şöyle adalet sahibi, böyle adalet sahibi ve adaletiyle önde muhakkak Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri. Ama ne yazık ki Müslümanlar onun adaletini methederken aynı adaleti kendileri uygulayamadılar. Ve hatta bir makama gelenler, bir mevkiye gelenler ama siyaseten ama bürokratik olarak adaletli davranamadılar. O adalet terazisini ellerinden kaçırdılar. Ne yazık ki. Tabi bu bir kimse bir makama gelince, bir mevkiye gelince imtihanı oluyor. Yoksa bir makama, bir mevkiye gelmeden o kimsenin neyle imtihan olduğu bilinmiyor. Ve herkes diyor ki ben şu makama geldiğimde şöyle hizmet edeceğim, böyle adaletli olacağım.

Ama o makama geldiğinde ne yazık ki o sözler unutuluyor. o Ömer. Benim çok hoşuma gider bazı şeyleri. Mısır’a bir vali tayin ediyor sahabeden. O vali, valilik binasının kapısının önüne bir bugünkü tabiriyle bir sekreter koyuyor ya, kapı yaptırıyor bir de sekreter koyuyor, haber gönderiyor Mısır’a diyor ki eğer o valilik binasının önündeki kapıyı yıktırmazsan, o sekreteri de atmazsan diyor, geliyorum oraya. O Ömer. yine Mısır’a bir vali atıyor da o valiyi gönderirken bir tane, affedersiniz binek atla göndermiş. Malın parası pul yok ama o vali geri döndüğünde bir hayli malla parayla dönüyor. Bir hayli malla parayla dönünce bu senin kazancın diyor doğru değil. Bunun içerisinde hile hurda var. Sen valiliğini konuşturarak bu kazancı yapmışsındır deyip bütün malına el koyup devlete beytülmâle veren Ömer.

Öyle bir Ömer. Öyle bir Ömer ki birisi kafasını kaldırıp ona bakamıyor bile. Öyle bir Ömer. Şedîd çok, hukuku üstün tutan, Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışan bir meselede Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in sözü varsa asla tevil etme ihtiyacı duymayan sahabeler bunlar. Böyleler. Rabbim hepsini de şefâatlerini üzerimizden eksik eylemesin. Âmin. o Rum, Kayser gelince bakıyor orada hurma ağacının dibinde uyuyor. Tabii ellerini bağlıyor. Edeble onun uyanmasını bekliyor. Ve Ömer uykudan uyanıyor. Ve Kayser Rum elçisi Ömer’i ta’zîm etti. Ona selam verdi. Ömer’i ta’zîm etti. Ona selam verdi. Peygamber önce selam sonra söz demiştir. Bunu da Hazret-i Pîr ilave ediyor. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ne demiş?

Önce selam sonra söz demiş. zaman zaman derim ya Mesnevî’de 6000’in üzerinde hadîs-i şerîf meali var diye bu da bir hadîs-i şerîf meali. Önce neymiş? Önce selammış. Bir topluluğa girdiğinizde selâmün aleyküm diyeceksiniz. Böyle yeni moda selamlardan yok. Selam, merhaba, günaydın, günaydın. Bunlar İslâm’la alakası yok bunlar. Müslümanların bir tek selamlaşma kelimesi var.


Selâmlaşma — Âdem Aleyhisselâm’dan Miraç’a

Bu. Bunu ilk nerede görüyoruz? Âdem Aleyhisselâm’da. Cenâb-ı Hak Âdem’i yarattı. Âdem’i yarattıktan sonra melekler cennette bir yerde halka olmuşlar, sohbet ediyorlar. Cenâb-ı Hak Âdem’e dedi ki ey Âdem, git o meleklere selam ver. Âdem Aleyhisselâm gitti meleklere selâmün aleyküm dedi. Melekler ona cevap verdi. Ve aleyküm selâm ve rahmetullahu. Allâh’ın selamını verdi, Allah sana rahmet etsin dedi melekler ona karşılık olarak. Demek ki selam ilk yaratıldığında Âdem Aleyhisselâm’dan itibaren var olan bir selamlaşma. Evet, Nisa Suresi âyet 86. Size bir selam verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır. Nisa âyet 86. Bakın selamlaşma âyetle sâbit.

O yüzden Hazret-i Peygamber’in bir hadîs-i şerifte selamı yayınız der. Başka bir hadîs-i şerifte de tanıdığınız tanımadığınız herkese selam veriniz der. O zaman selam ne demek? Selâmün aleyküm deyince bir kimse, ben Müslümanım. Ben Müslümanlardanım, ben müminim. Ben bu topluluğa geldim, selam verdim. Benden size zarar gelmeyecek. Benim elimden, dilimden eminsiniz. Ben Müslümanlardanım çünkü. Selâmün aleyküm dedi, öbürkü de ve aleyküm selâm dedi. Öbürkü de dedi ki, evet ben de Müslümanlardanım. Sen de benden, elinden ve dilimden sen de emin ol. Çünkü normalde selam Allâh’ın isimlerinden birisi. O kimse selâmün aleyküm, ve aleyküm selâm derken Allâh’ı zikrediyor aynı zamanda. Cenâb-ı Hak diyor ki, birisi size selam verdiği zaman ondan daha güzeliyle ona selam verin, karşılık verin. birisi selâmün aleyküm dedi, sen de ve aleyküm selâm ver, berakatu de, örneğin.

O sana daha fazlasından versin. Ve ilk selamı veren daha fazla sevap alıyor. Hangisi daha güler yüzde olursa o daha fazla sevap alıyor. Demek ki selamlaşma Âdem’den itibaren var ama zirve neresi? Miraç. Selamlaşmanın zirvesi Miraç’tır ve Muhammed ümmetine o Miraç’tan kesit vardır. Ne zaman? Namazda, tahiyyâtta, tahiyyâtta okuduğumuz bizim Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ve Allâh’la ve Cebrâîl aleyhisselâm’ın selamlaşmasını biz her namazın tahiyyatında okuruz. Nereden bize Miraç’tır? Miraçtan. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Miraç’ta çıktığında önce Allah Peygamberine selam verdi. Hoş geldin deyip. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de Ettehiyyâtü lillâhi ve’s-salavâtü ve’t-tayyibât dedi.

Cevap verdi ona. Her türlü hürmet, dua, bütün iyilikler sendendir dedi. Cenâb-ı Hak’a. misliyle Cenâb-ı Hak’a cevap verdi. Bakın tahiyyâtta okuduğumuzun biz farkında değiliz. Tahiyyâtta cem vardır. Sûfîlik olarak görüşeyim. Vahdede erme, birliğe erme vardır tahiyyâtta. Namaz kılan kimse, bakın namaz kılan kimse tahiyyâtta hem Allâh’ın haşa ağzı olur, hem Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzı olur, hem Cebrâîl aleyhisselâm’ın ağzı olur. Kulağı hem Allâh’ın kulağı olur, hem Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kulağı olur, aynı zamanda da Cebrâîl aleyhisselâm’ın kulağı olur. Tahiyyâtta o kimsenin kendisi yoktur.


Tahiyyâtta Cem ve Namaz — Mü’minin Miracı

Çünkü tahiyyâtta okunanların hepsi de Allah, Peygamber Cebrâîl aleyhisselâm’ın arasında geçen selamlaşma ve konuşma faslıdır. Sen kendi kendini fasülle gibi bir nimetten sayma. Tahiyyatı cem olarak gör. Kendi varlığından kurtul, kendi kimliğinden kurtul, kendinden kurtul. Neden namaz mü’minin Miracı oldu? Namaz mü’minin Miracı. Miraç’ta Allah, Peygamber Cebrâîl aleyhisselâm’ın arasındaki selamlaşma ve muhabbet, bizim tahiyyâtta oturduğumuz o zaman namaz bize ne zaman farz oldu? Mirajdan sonra, miracın hediyesi bize. Ve Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri اَتَّهِيَّاتِ لِللَّهِ وَسَّلَوَاتِ وَتَّعِيَّبَاتُ dedi. her türlü hürmet, salavât, dua, bütün iyilikler sendendir dedi.

Allâh’ı övdü ve Cenâb-ı Hak cevap verdi ona. اَسَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللّٰهِ السَّالِحِينَ selam bütün ibadet eden sâlih kulların üzerine olsun dedi. Cenâb-ı Hak. Bakın her namazda biz kendi lisanımız değil, bizim lisanımız değil, Allâh’ın lisanıyla namazda biz Allâh’ın üzerimize olan selamını alırız. Her namazda Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin selamını alırız. Ve Cebrâîl aleyhisselâm da o esnada اَشَّدُوا اَنَّا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهِ وَاَشَّدُوا اَنَّا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ O esnada dedi. şehâdet getirdi. Dedi ki Allâh’tan başka ilah yoktur. Muhammed de Muhammed de onun kulu ve resulüdür. Bakın biz tahiyyâtta oturduğumuzda hem Allah adına selam verdik, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin adına selam aldık verdik Ve Cebrâîl aleyhisselamın kelamıyla biz Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini ve aynı zamanda Allâh’tan başka ilah olmadığına şehadet getirdik.

Namazda cem ettik. Cem ettik cem. Vahdete ulaştık. Birliğe ulaştık namazda. Eğer ki biz bunu idrak edebilirsek. Bakın eğer ki biz bunu idrak edebilirsek o zaman selamlaşmada benim nazarımda en önemli nokta en önemli nokta namazda tahiyyâta oturduğumuz zaman. Bakın tahiyyâta oturmak farzdır. Namazın farzlarındandır. Ve oturduğunuzda siz orada Miraç’ta yaşananı yaşarsınız. Miraçta yaşananı. Namaz mü’minin miracıdır burasıdır. Namaz mü’minin miracıdır burasıdır. Selamlaşma ile alakalı çok hadîs-i şerîf var eyvallah. Ama en önemli nokta burası. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar namazı böyle namaz olarak böyle geçiştirmeyin. Namazın idrakine varın. sen ettahiyyati okuduğunda Cenâb-ı Hakk’ın Hazret-i Peygamber’in salât-ü selâm getirdiğini.

Ona medh-ü senâ ettiğini idrak et. Bunu idrak et. Senin dilinden Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem konuşuyor. Senin dilinden. Bu muhteşem bir şey. Sen Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Miraç’ta Cenâb-ı Hakk’a söylemiş olduğu duayı, söylemiş olduğu medh-ü senâyı senin dilinden sen Allâh’a söylüyorsun. Ve Cenâb-ı Hak sana yine senin dilinden cevap veriyor. Ve Cebrâîl aleyhisselâm senin bu alışverişine şehâdet ediyor. Cebrâîl aleyhisselâm bu alışverişe şehâdet ediyor. Bu selamlaşmaya şehâdet ediyor. Belki de selamlaşmanın en zirve hali ettahiyyatı denki selamlaşma. En zirve hali ve cem hali, birlik hali. Ve düşünebiliyor musunuz? O vahdet senin üzerinde oluştu.

Sen halifesin çünkü. O cem namaz kılanın üzerinde oluştu. Böyle bize namaz gerek yok. Sen benim kalbime bak.


Boş Odaya Selâm ve Cinnî Tâifesi

Yok biz öyle sûfîlik yaşıyoruz. Yok şu makamdayız, şu çakradayız. Otur otur din yere. Namazın yoksa dinin bile yok senin. Otur. Boş muhabbet yapma. Beş vakit namaz kılan şuurlu kılıyorsa Allâh’la selamlaştı. Resûlullah’la selamlaştı sallallâhu aleyhi ve sellem’le. Cebrâîl aleyhisselâm’la selamlaştı. Ve cem olduğu için de. O zaman selam verirken de, alırken de şuurunuzu yükseltin. Ferâsetinizi genişletin. Algınızı yükseltin. Ve namazdan çıkarken selam verdin yine. Esselamu aleyküm ve rahmatullah. Sağına selam verdin. Kimlere selam verdin? Hava boşluğuna mı verdin? Sağında bütün peygamberler, Âdem’den Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya kadar ismi açıklanmış açıklanmamış. Kitabı olan kitabı olmayan. Rivayetlerde var ya 124 bin veya daha fazla diye.

Âdem’den itibaren hangi Ademse, kaçıncı Ademse, hangi perde değilse, alemin hangi tecelliyyâtında perdesindeki peygamber var ise, siz bu alemi sadece dünya, cennet, cehennem olarak sınırlamayın. Ne kadar alem var ise. Ve onca alemlerde ne kadar peygamber var ise. Ve o alemlerde o peygamberlerin ümmetleri var ise. Veliler, evliyâlar, sâlihler, şehitler. Bunu sadece dünya hayatıyla sınırlama. Bunu dünya hayatıyla sınırlama. Hepsine birden selamlaştın. Selamın ehemmiyetini var. Ve bir topluluğa girdiğinizde sakın ha. Eğer o topluluğu kâfirse selâmün aleyküm denmez. Kafire de selâmün aleyküm denmez. Onlara merhaba da. Mü’min bir topluluğa girdiğinde selâmün aleyküm denmez. Mü’min bir kimse evine girerken selâmün aleyküm der.

Evinde isterse hiç kimse olmasın. Boş olsun ev. Kapıyı aç. Selâmün aleyküm ve rahmatullahu ve berakatuhu. Ve ve aleyküm selâm de. Selamı kendin al yine. Ev boş olsun ev. Kapıyı aç. Selâmün aleyküm ve rahmatullahu ve berakatuhu. Ve ve aleyküm selâm de. Selamı kendin al yine. Ev boş deme. Bu alemde boş bir yer yok. Bir odadan bir odaya dağ geçsen selam ver. Hatta sesli ver. Sesli ver. Verirsen varsa cinnî tâifesi orada. kâfir olanlardan, cinnîlerden yürür gider. Sesli ver. Selâmün aleyküm ve rahmatullahu ve berakatuhu de. Şedîd ver öyle bir şey varsa. Şedîd ver. Şedîd ver. Şedîd ver. Şedîd ver öyle bir şey varsa. Şüphelendin. Evet mü’min vakarlı olur, mü’min sert olur gerekirse. Gireceksin, varsa orada kâfir cinnî, kendi kendini düşünüyorsan, öyle bir selam vereceksin, titriyecekler.

Hoş bizim insanımız cinnî tâifesini görse kaçacak yer arar da. Onlar titrer. Öyle korkmayın onlardan. Öyle kendi kendinizi çekinmeyin. Sûfî insan cinnî tâifesini görse kaçacak yer arar da. Onlar titrer. Sûfî insan cinnî tâifesinden mi çekinirmiş? Kim oluyorlarmış? Bir esmalı kişileri vardır. Yaklaşamazlar bile. Ben böyle derim, yaklaş, bir esmam hazır size derim. Yaklaşamazlar bile. Yaklaşamazlar bile. Derim gelin, esmam hazır derim ben. Gelin. Hepsi de toplanırlar, mızraklar, bilmem neler böyle. Anlatıyorum bazen, İzmit’te toplantılar öyle. Askeri alay gibi, kırmızısı, pembesi, mavisi. Orada bir hazine varmış da, o yüzden gelmişler. onu koruyacaklar. Ben dedim yürüyün hazineyle, ne işin var?

Gelmişim oraya Allah sohbetine. Dedim yaklaşın, bir esmam size var dedim, hazır. Yaklaşamadılar, yaklaşamazlar. Yaklaşamadılar, yaklaşamazlar.


Şît Peygamber Vasiyeti ve Deniz Kenarları

Yürüyün hazineyle, ne işin var? Gelmişim oraya Allah sohbetine. Dedim yaklaşın, bir esmam size var dedim, hazır. Yaklaşamadılar, yaklaşamazlar. Yaklaşamadılar, yaklaşamazlar. Sakın ha. Korkmayın onlardan. Bunlar daha da şimdi fazlalaşacak. Bunların tecelliyyâtları yeryüzünde. Bunlar daha da şimdi fazlalaşacak. Tabii. Herkes bu konuda sıkıntıya uğrayacak. Sıkıntıya uğrayacak. Dervişliği gevşek olanlar, Müslümanlığı gevşek olanlar, sıkıntıya uğrayacaklar. Böyle kendi geldisi, annesi, babası, dedesi, ninesi, ninesinin ninesi, üfürükçülük yazmış, muska yapmış, ıvır zıvır yapmış. Onların çocukları, onların torunları, onların ekmeklerini yediyse, onların yemeklerini yediyse, onlardan bir mal falan kaldıysa onlara, onlara sıkıntı olacak hep onlar.

Evet. Onlar yeniden yeryüzüne gelmek için mücadele ediyorlar. Onlar yeryüzünde yeniden onlardan sürgünü yediler. Bir kısmı denizlerde yaşıyor, bir kısmı yeryüzünde adalarda yaşıyorlar. O yüzden gidin deniz, hangi deniz kenarına giderseniz gidin, oradaki insanlar gevşektir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de hadîs-i şerîf var. Der ki siz deniz kenarına gidin, oradaki insanlar gevşektir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadîs-i şerîf var. Der ki siz deniz kenarlarına yurt edinmeyin. Deniz kenarlarına yurt edinmeyin. Ovaları da yurt edinmeyin der Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Âdem aleyhisselâm dağda yaşamıştır. Oğlu katil olan Kâbil ovalara ilk ev kurmuştur, yurt kurmuştur.

Ve Âdem aleyhisselâm’ın sonraki oğlu, Peygamber olan Şît vasiyeti vardır. Ovalara ev kurma. Ovalara şehir kurma diye. Ya dağda, yamaşta, ovalara değil, deniz kenarlarına da değil. Sebep, denizken, çünkü denizde şeytan, cinnîlerin şeytan kısmı ikamet kaheder. Onlar sabah oldu mu ilk vurdukları yer deniz kenarlarıdır. Gidin deniz kenarları, deniz kenarı olan yerler İslâm’dan uzaktır, bozulmuşlardır, karman çormanlardır. Genel olarak. Dünyanın neresine giderseniz gidin. Bakın, dünyanın neresine neresine giderseniz gidin. Sebep, çünkü şeytan otağını denize kurar. Ve her sabah çocuklarını, yavrularını, evlatlarını ne yapar? Salar, der ki hadi git yürüyün, gidin, karaya çıkın, orada ilk Müslümanları aldatın, kandırın der.

Ve ilk kandırılan kimlerdir? Deniz kenarındakilerdir. Ve mevzuyu toparlayalım. Selamlaşma mü’min içindir. Biz müminlere Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullâh deriz. Müminler de Ve aleyküm selâm der. Demezse bir kimse selamı almazsa biz kendimiz alırız. Ve aleyküm selâm deriz. Kabristana gideriz, Esselamu Aleyküm ya ehl-i kubûr deriz. Kabirdekinlere selam veririz. Eğer senin selamını birisi aldı da sen duyduysan, gördüysen, senin Ve aleyküm selâm, ehl-i dünyâ demene gerek yok. Çünkü birisi senin, onların içlerinden biri, birkaçı, senin selamını aldı. Ya da sana Esselâmü Aleyküm yâ ehle’l-kubûr dedin, mü’min olanların hepsi de tek ağızdan Ve aleyküm selâm dediler. Örneğin. O zaman senin Ve aleyküm selâm, ehl-i dünyâ demene gerek yok.

Çünkü, sen selamını ne yaptı? Birileri aldı. Senin selamına mukabele etti. Ve aleyküm selâm dedi birisi. Hatta makamca en üstte olan bir kimse dedi ki, Ve aleyküm selâm, hoş geldin.


Kabir Ziyâreti ve Üftâde-Emîr Sultan Edebi

Bir de dua etti sana. Bu şimdi ağzın bozulacak. Bu kabire ziyarete gidilmez. Bu velî kabirlerine ziyaret edilmez. Onlara selam verilmez. zırt-pırt bozanlara bakmayın siz. Bunların hepsi de sapık ve sapkın. Sapık ve sapkın. İnsanları da saptırıyorlar. Emîr Sultan Hazretlerini ziyaret ettiğinizde, onun kabri başına gittiğinizde, on bir ihlas bir Fâtiha okuduğunuzda ve ona selam verdiğinizde, o selamınızı alır ve size dua eder. Üftâde Hazretlerine gittiğinizde ona selam verip orada okusanız, o da size dua eder. Selamınızı alır. Veya bir Evliyâ kabrine gitsen, orada okusan, selam versen, o selamını alır, sana dua eder. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabri şerifinin başına gittiğinde, Esselamu aleyke ya Resûlullah dediğinde, o senin selamını alır.

Onlar işitir. Onlar görür. Siz onlara ölü demeyiniz. Âyetle sâbit. Sakın ha. Bu şimdiki sapkınların sözüne bakmayın. Evliyâ kabirleri ziyaret edilir. Orada dua edilir. Onlar vesile edilir bir şeye. Sıkıntıya düştüğünüzde, dara düştüğünüzde, probleminiz olduğunda, hadîsle sâbit. Onları vesile edin. Gidin, ziyaret edin. Ve vesile edin. Hadisle sabittir bu. O yüzden boş geçmeyin. Allâh muhâfaza eylesin. Ömer selamını alıp onun yanına çağırdı. Onu teskin etti. Karşısına oturttu. Hazret-i Ömer Efendimiz ferâset ehli. Hazret-i Ömer Efendimiz ağrıyordu, o titredi, korktu, heyecanlandı ya. O Kayser. Hazret-i Ömer Efendimiz onu gördü, onu tanıdı, onu anladı. Dedi ki bu heyecan kasırgasına, bu vec’e gelmiş.

Bu vec ehli olmuş. Sekre düşmüş. Sekr hâli onda galip olmuş. Sekr hâli neydi? Kendinden geçme. Mûsâ aleyhisselâm ne dedi? Sohbet ederken, konuşurken Cenâb-ı Hakk’la kendinden geçti. Dedi ki ben seni göremez miyim? Seni görmek istiyorum. Cenâb-ı Hak Mûsâ’ya dedi ki sen buna dayanamazsın. Buna güç yetiremezsin. Ben dedi şu dağa tecellî edeceğim. Oraya bak. Mûsâ aleyhisselâm oraya bak dedi. Oraya bak dedi. Mûsâ aleyhisselâm oraya baktığında küt tek bayıldı. Sekir halinin zirve noktasıdır. Bayılmak. Sekir halinin zirve noktasıdır. Bir kimse o zaman vec’e düştüğünde sekr hâline düştüğünde bayılabilir mi? El cevap bayılır. Allah dar atar kendini. Allah dar atar kendini. Kendinde değil. Bu sekir halidir.

Öyle ağzını burnunu kabartmak değiştirmek öyle kendince değişik değişik modurtular çıkarmak sekr hâli değildir. Bunun bir düşüğü ağlamaktır. Sekir halinin bir düşük halidir. Öyle kendi kendine hoplayıp sekr hâli olmaz. Öyle titremekte sekr hâli olmaz. Bir düşüğü o kimse ağlar. Sahabedir örneğimiz. Bir üstü Hz. Mûsâ’dır. Örneğimiz. Bayılır. Sekr hâli budur.


Kayser’in Sekr Hâli ve Hz. Mûsâ Tecellîsi

İşte o Kayser’de böyle bir vec hâli yaşadı. Böyle bir sekr hâli yaşadı. Baktı baktıkça heybet gözünde büyüdü. Kalbinde muhteşem bir heybet oluştu. Kalbinde değişik bir hal oluştu. Ve o sekr hâline girdi. O sekr hâline girince Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri onu anladı. Aynı hali çünkü Ömer de yaşadı. Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri ne zaman yaşadı? Kardeşinden Kur’ân’ı dinlediği zaman yaşadı. Dedi ki bu kelam farklı. Tüyleri diken diken oldu. Titredi Allâh’ın kelamını işittiği zaman. Ve kardeşini dövecekti, dövemedi. Sövecekti, sövemedi. Kur’ân, Kur’ân onun üzerinde öyle bir tecellî etti ki, onu sekr hâline soktu. Hiçbir şey düşünemez hale geldi. Ve geldi Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine geldi.

O sekir haliyle onu gördü, kaldı, âşık oldu. Aşk onda tecellî etti. Sekr hâli devam etti. Ve hemen Müslüman oldu. Hemen kelimeyi şehâdet getirdi. Sekr hâli galip dedi ki çıkalım, Mekke’nin altını üstünü getirelim. Sekir halidir bu. Devam ediyor. Çünkü o vec hâli bir kimseye dokunduysa, o ondan makam olarak kaldıysa, o hep sekir halindedir. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri sekr hâlindeydi. Ashab sekr hâlindeydi hep. O yüzden tabiindedir ki siz onları görseydiniz, bunlar deli olmuş derdiniz. Onlar sizi görseydi, bunlar dinlerinden dönmüşler, sizleri kılıçtan geçirirdi dedi. Ashab çünkü hep veç halindeydi. Hep sekr hâlindeydi. Onlarda bu manada din, kalbi, akılla gidiyordu onlarda. Onların böyle matematiksel hesabı yoktu.

Yok beş kişiyle biz karşımızda var, biz iki kişiyle ona mağlup oluruz. Öyle bir şey yoktu onlarda. Onlar sekr hâlindeydi hep. O yüzden Uhud’muş, Bedir’miş, Hendek’miş. Onların gözünde ehemmiyeti yoktu onun. Yok Bedir’de biz üç yüz kişiyiz, karşındakiler bin kişi. Ehemmiyeti yok onun. Hazret-i Abbâs diyor ya, biz onları az görüyorduk diyor. Onları çok görmüyorduk. Onları azıcık bir şey görüyorduk. Ne zaman ki diyor, Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir esiri konuşturdu diyor, günde kaç deve kesiyorsunuz? O dedi ki diyor, on deve. Dedi ki diyor, bir deve yüz kişiye yemektir, on deve bin kişiye. Karşıda bin kişi var deyince diyor, biz bin kişi olduğunu anladık. O ana kadar diyor, biz onları bin kişi görmüyorduk.

Sekr hâli. Senin bin gördüğünü o bir görür. Senin bir gördüğünü o bin görür. Ama bu makam olursa, hal değil. Ve Ömer radıyallâhu anh Hazretleri, ondaki bu hali gördü. Ondaki bu hali görünce onun yanına çağırdı. Onu teskin etti. Onu karşısına oturtturdu. Onu rahatlattı. Onu rahatlattı. Hazret-i Pîr diyor ki, o çünkü Sekr ehli o üzerinde heybet olur, celal olur. Onun üzerinde celâliyet tecellî eder. Sekir ehlinin üzerinde. O Sekr ehli iki celal bir ara gelirse kıyâmet kopar. Ama kâmil olan celâliyetini cemâliyetle süsler. Kâmil olan. Onun içi Fırat Nehri gibidir. Dışı sakindir. Celaliyetini cemâliyetle ne yaptı? Sardı, kapladı. Sakın onların öyle cemâliyetine kanma. Onun arkasında kocaman bir celâliyet vardır.

Kocaman. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri müşfik, yumuşak.


Celâliyet-Cemâliyet ve Mürşidin Şefkati

Ama atını sürdü kimse durduramadı. Öyle bir celâliyet var ki sahabeler onun ne atını ne kendisini durdurabildirler. Ashab ne diyor? Öyle atını sürdü ki biz diyor cepheyi yardık. Arkada diyor yemek pişiren kadınların hastalara bakan müşrik kadınların yanlarına kadar gittik. Artık sekr hâli öyle bir halde ki düşmanı falan görmüyor gözü. Sayısallığı bırakmış. Sayısallığı bırakmış. Sekir halidir bu. O yüzden her sekr ehli Kâmil’in mürşid-i Kamil’in cemaliyeti dışında kus gibi durur. İçi celaliyettir. Cemâliyet Cenâb-ı Hakk’ın ona giydirmiş olduğu elbisedir. Bu sizi aldatmasın. İçinde muhakkak onun celâliyet saklar. Hazret-i Pirdiyoku korkanı emin ederler. Gönlünü yatıştırırlar. O Kamil mürşidler birisi korkmuş.

Onun korkusunu ne yapar? Teskin eder, emin eder. Onun gönlünü yatıştırır. Çünkü o Kamil bir mürşid. Karşısındakini analiz etti ve onu sakinleştirdi. Onu cemâliyetine ne yaptı? Aldı. Tabiri caizse bir çocuk ağlasa anne kucağında anında susar. Neden? Annede cemâliyet vardır. Müşfiklik vardır. Çocuk anne şefkatini, merhametini hisseder. Hisseder, hissetmez hemen susar. O yüzden küçük çocuklar annelerinden ayrılmazlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azetir ayırmayın demiş. Bazen hukuk girer devreye ayrılmak zorunda kalınır. Ama o çocuk akıl baliğ olunca kadar annenin yanında durması gerekir. Korkmayın sözü korkanlara sunulan hazır yemektir. Ve bu yemek tam onlara layıktır. birisine korkma dediğinde korkunun varlığını kabul etmiş olursun.

Demek ki korku var. Veya birisi korkuyorum deyince korkmamanın varlığında ispat etmiş olursun. Bu manada. Demek ki zıddıyla muhkimdir her şey. Korkmak, korkmamak birbirinden zıttır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri korkaklığı şer olarak görmüştür. Allâh’tan korkmayı değil yalnız. korkaklığın şerinden, kabrin fitnesinden diye uzun dua var ya demek ki korkaklık nedir bu konuda? Şerdir. Ümmet-i Muhammed’in düştüğü en büyük şerlerden birisi. Şimdi, Ümmet-i Muhammed bu korkaklığı yaşıyor şimdi. Dinini yaşamaya korkuyor. Dinini tebliğ etmeye korkuyor. Gelecekle alakalı korkuyor. Aç kalırım diye korkuyor. Cezayene giririm diye korkuyor. Eşim beni terk eder diyor, korkuyor. Çocuklar beni terk eder diyor, korkuyor.

Ben işimden olurum diyor, korkuyor. Korkular yönetiyor ümmeti şu anda. Korku. Bütün ümmeti Muhammed’i şu anda yöneten korku. Korkutuyorlar ümmeti Muhammed’i. Elektrikler kesilirse korku, doğal gaz kesilirse korku, sular kesilirse korku, yiyecek içecek bulamazsak korku, buğday olmazsa korku, hava yanmazsa korku, soğuk olursa korku, yağmur yağdı, korku, rüzgar esti, korku, lodo sesti, korku, güneş çıktı, korku. Korku pompalıyorlar bütün ümmete, bütün dünyaya. Bir kimse zulmediyor, korku. Kimse sen zalimsin diyemiyor. Adaletsizlik var, korku hakim. Ya burada adaletsizlik var. Burada haksızlık var, burada zınlaşlık var, burada eksiklik var. Korku. Bu millet söylüyor, korku. Kimse ses çıkaramıyor.

Herkes susuyor. Korkuyla yönetiyorlar bütün dünya insanlığını ve Müslümanları. Ufacık bir şey oluyor. Herkes güldür güldür güldür güldür marketlere gidiyor. Bir anda çekirge sürüsü gibi marketler bomboş. Korku. Allâh’a tevekkül yok, Allâh’a yaslanma yok, ona dayanma yok, ona inanma yok.


Korkaklık — Ümmeti Saran Şer

Korku hakim. Bakın hayatınıza. Korku hakim. Ben bunu yaparsan eşim ne der? Bunu böyle yaparsam çocuklarım ne der? İnsanlar ne der? Hep ne derin üzerindeyiz? Kardeşim burada haksızlık var. Haksızlıklar karşısında. Susan değilsin şeytandır demiş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Bu sadece benim peygamberim değil. Benim peygamberim değil. Îmân eden bütün herkesin peygamberi. Sadece Ahmet’e, Mehmet’e söylemiş bir söz değil. Bir yerde haksızlık varsa, burada haksızlık var diye bilmeliyiz. Bir yerde zulüm varsa, burada zulüm var diye bilmeliyiz. Bir yerde adaletsizlik varsa, burada adaletsizlik var, burada adalet tecellî etmiyor, diye bilmeliyiz. Bir yerde yolsuzluk varsa, arkadaş burada yolsuzluk var, yolsuzluğun önüne geçilmesi lazım.

Diye bilmeliyiz. Bir yerde açlık varsa, kardeşim burada açlık var, açlık. Yapçılık var, açlık. Diyebilmeliyiz. Korku hakim bizde. Biz hakkımızı aramaktan uzağız. Biz kendimizi aramaktan uzağız zaten önce. Biz kendimizi arayamıyoruz zaten. Ben neyim? Ben ne için yaratıldım? Benim yaratılış maksadım neydi? Ben bu yaratılış maksadımın neresindeyim? Biz kendimize dair bir soru soramıyoruz ki. Kendimize soramıyoruz, korkuyoruz. var ya meşhur söz, bugün Allah için ne yaptın? Sor bakalım kendine. Ne yaptın bugün Allah için? Namaz kıldın, kendine aldın. Ne yaptın? Ne yaptın? Ne yaptın? Namaz kıldın, kendine oruç tuttun, kendine zikrettin, kendine. Allah için ne yaptın? Mûsâ soruyor ya, ne yapabilirim?

Peygamberlerden öğreniyoruz bunları. Mûsâ diyor ki, sen benim dostumla dost oldun mu? Benim düşmanıma düşman oldun mu yavrusa? Cevap enteresan. Allah için ne yaptın? Dostluğla dost ol, düşmanına düşman ol. Biz düşmanına dostuz, dostluğuna düşmanız. Bize birisi Kur’ân ve Sünnet anlatınca biz böyle, bu zamanda da böyle olur mu ya? Dik konuşuyor zaten canım başına böyle bir iş geleceği belliydi. Allâh Allâh. Ne yapsın. Mustafa Özbağ Kur’ân Sünneti anlatmasın mı? Yok anlatmasın. Ne yapsın? Herkes gibi geliver ayazım gidiver tingozum mu yapsın? meşhur ya, değil mi Bursa’da, ne yapmış adam? Şu altı parmağın oraya başlangıcına değil mi bir çeşme yaptırmış. Değil mi? Üzerine de yazmış. Müslümanlar içemez diye.

Değil mi? Padişah’a haber vermişler. Demişler ki böyle böyle Padişah’ın bir adamın birisi buraya caminin mescidi şey yaptırdı cami yaptırdı, çeşme yaptırdı. Üzerine de yazdı demişler Müslümanlar içemez diye. Tam Padişah hatçak onu içeri. Demiş beni biz müsaade et. Ben demiş bir bunu ispat edeyim size. Olur demiş. günlerden Cumartesi demiş şurada aşağıda kilise var ya, şu aşağıda kilise. Demiş Cumartesi gün âyin esnasında iki tane demiş asker gönder. Âyin esnasında demiş oradan o papazı tevkîf et, tutukla demiş. Âyin esnasında gitmişler papazı iki tane asker tutuklatmış bütün Hıristiyan ahali ayağa kalkmış. Sarayın önüne yığılmışlar. Papazımızı istiyoruz. Biz demişler onsuz yaşayamayız. Bizim nikahımızı kıyacak olan o, bizi boşatacak olan o çocuklarımızı vaftiz edecek olan o, çocuklarımızı dua edecek olan o, ayinlerimizi demiş sürdürecek olan o.


Bursa Papaz-Haham-Hoca Kıssası ve Diyânet Dâvâsı

Her şeyimiz o. Biz papazı almadan evlerimize gitmeyiz. Bir nümâyiş çıkmış ortalıkta. O zat demiş ki yerli yerine gördü gördünüz mü padişahım gördü. Bırakabilirsiniz şimdi demiş. Papazı bırakmışlar Cumartesi günü. Pazar olmuş. Demiş pazar günü pardon Cumartesi hahamı yapmış. Pazar günü de papaza yapmış. Aynı şekilde papazı dalmışlar pazar günü. Gene ortalık ayağa kalkmış. Cuma olmuş. Cuma günü Ulu Câmi’de bir hoca vaaz ediyor. Vaaz kürsüsünden hoca almışlar iki tane zap diye. Gelmiş, hoca almış. Kimse nümâyiş yapan yok. Bir söz söyleyen yok. Hatta cemaat başlamış. Zaten ileri geri konuşuyordu. Kim bilir ne yaptı zaten? Zaten onun sakalında şöyle vardı. Bıyığı böyleydi. şu şöyleydi. Bu böyleydi.

Cemaat satmış anında. Kimi? Arkasında namaz kıldı hocayı. Demiş o zat padişahı. Demiş padişahım bir cemaat düşün demiş. İmamına sahip değil. İmamına sahip değil. Demiş neden onlar bu sudan içsinler ki demiş. Biz korkarız. Biz imamımıza dahi sahip çıkamayız. Ya biz dinimize sahip çıkamıyoruz ki. Herkes dinimize hakaret ediyor mu? E, diyor. Hangi birine sahip çıkıyoruz ki biz? Çıkamayız. Korkarız. Bir baya oluyor. Adamın sonu oldu. Bir şey vardı. Star’da bir program sunuyordu. Sen kızılbaş mısın dedi dedi. Bir şey. Güner Ümit. Evet. Adamın televizyon hayatı bitti. Bütün ülkedeki Alevî vatandaşlar halbuki kızılbaş mısın dedi. Kızılbaşlarla Alevîler ayrıdır. Kızılbaşlar ayrıdır, Alevîler ayrıdır.

Alevîler kızılbaş değildir. Tabi onlar da, biz de kızılbaşız diyenler var. Kızılbaşlık ayrıdır, Alevîlik ayrıdır. Uzun tartışmalar. Adamın televizyon hayatı bitti. Bakın televizyon hayatı bitti. Bizde öyle değildir. Herkes istediği gibi bizim dinimizi hakaret eder. Tabi. Onlara hisse, mesela Yaşar Nuri Öztürk’tü, öyle değil mi? O Almanya’ya gitti. bunlar Kur’ân-ı Kerîm’deki ayetleri bunlar Allâh’a ait değildir diyen adam. Bir şey oldu mu? Olmadı. Diyânet onunla alakalı suç durumunda bulundu mu? Bulunmadı. O Hazret-i Meryem’e validemize onun namusuna söz söyleyen bir öğretim görevlisi vardı. 9 Eylül İlâhiyat’ta onunla alakalı bir dâvâ açıldı mı? Açılmadı. Üniversite soruşturma açtı mı? Açmadı.

Diyânet ona bir soruşturma açtı mı? Açmadı. Açmadı. Diyânet kime soruşturma açtı? Mustafa Özbağ. Hâcı Erkân İzmir’de rüya anlattı. Ben Allâh’ı gördüm, senin suretindeydi. Üzerimde de şöyle bir kıyafet vardı dedi. Diyânet dini istismardan bana dâvâ açtı. Sen Allah’lık tahsiliyorsun diye. Haşa. Diyânet kime dava açıyormuş bak? Ya. Bir de önün arkasına bir sürü iftiralar koyarak da dâvâ açtı. Bir de bir sürü iftiralar koyarak da dâvâ açtı. Biz korkarız. Biz dinimiz üzerinde, vatanımız üzerine, milletimizin üzerine, namusumuzun üzerine korkarız biz. Biz ailemizi korumaktan uzağız. Çocuklarımızı korumaktan uzağız. Vatanımızı, milletimizi, dinimizi korumaktan uzağız. Biz diyemiyoruz ki bu kaldırımların nesi vardı kardeşim?

Sen zırt pırt değiştiriyorsun bu kaldırımları. Ne bu parayı harcıyorsun sen buraya? Diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Sen zırt pırt ne böyle masraflar yapıyorsunuz? Diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Korkarız biz. Biz korkarız. Biz korkarız. Korkak korkma denir. Bir korkaksa bir kimse ona korkma denir. Korkak olmayana korkma denir mi? Denmez. Korkak için korkma demek hazır yemek gibidir. O hemen başlar yemeye. O yüzden Allâh muhâfaza eylesin. Ama bir kimse Allâh’tan korkması farklı bir şeydir. O Allâh’tan korkmak nedir? Allâh’ın hukukuna uymaktır. Allâh’ın sınırlarına tabi olmaktır. Bu o kimsenin bir ya Allâh’tan korktuğuna işarettir ya da Allâh’ı sevdiğine işarettir. Ya sever sınırlara uyar ya da korkar sınırlara uyar.

Bu kimsenin bir kimsenin yar sınırlara uyar. Sever sınırlara uymayana Allah korkutur. Ne ile cehennemle? Ne ile açlık korkusuyla? Ne ile yoklukla? Ne ile mal azlığıyla? Ne ile çocuk azlığıyla? Ne ile ona delaletle korkutur? Ne der? Allâh’ın zikrini terk ederseniz size rızık dallığı veririz. Ne der? Allâh’ın zikrini terk ederseniz size bir şeytan musallat ederiz der. Bakın korkutuyor öyle.


Tebliğde Yumuşaklık ve Çocuğun Gözü Yüksek Sorusu

Ama öbür tarafta diyor ki kim Allâh’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Bu da farklı bir şey bak. Burada korku yok. O kendiliğinden Allâh’ı zikrediyor. Cenâb-ı Hak diyor ki ben de seni zikrederim. Öbürküne diyor ki sen zikri terk edersen sana bir şeytan musallat ederim. Öbürküne diyor ki sen zikri terk edersen sana dar bir maişet veririm. Bakın onu nasıl korkuttu. Sen Allâh’ın zikrini terk edersen sana akıl noksanlığı veririm diyor. Evet, sen Allâh’ın zikrini terk edersen senin kalbini mühürlerim diyor. Korkutuyor bakın. Sen Allâh’ın zikreden zikrini terk edersen seni körlerden yaparım diyor. Sen Allâh’ın zikrini terk edersen seni sağırlardan yaparım diyor. Korkutuyor. Korkutuyor. Neden? O sevgiden anlamadı.

O sevgiden anlamadığı için Cenâb-ı Hak onu korkuttu. O zaman korkana korkma demek evet hazır yiyecek. Allâh muhâfaza eylesin inşâallâh. Korkusu olmayana korkusu olmayana nasıl korkma dersin? Niye ona ders veriyorsun? O derse muhtaç değil ki. Ömer o yüreği oynayan kimseyi sevindirdi. Yıkılmış gönlünü yaptı. normalde korkmayan bir kimseye o kimse Allâh’tan korkuyor. Başka bir şeyden korkmuyor. Ona neden korkma diyeceksin ki? Ona bir şey derrek yok. O zaten korkmuyor. 10BJ727 Vosogunpolo burada mı? 16AFK038 burada mı? Al ikisi de yok. Nebreyl alakalı değildi ikisi de. Ne yaptı o kimseye? O sevindirdi. Onu yıkılmış olan gönlünü yaptı. Ona tatlı tatlı konuştu. Ona nasihat etti. Güzel güzel yumuşak yumuşak söyledi ona.

Yumuşak söz güzel söz. İnsanın kamilin sıfatıdır. Güzel söz söylemek. Yumuşak konuşmak güzel söz söylemek. Güzel söz söylemek. Yumuşak konuşmak. Cenâb-ı Hak Mûsâ’yı Firavun’a gönderiyordu ya Mûsâ’yı Firavun’a gönderirken dedi ki Ya Mûsâ ona yumuşak konuş. Ona tatlı tatlı konuş. Olakî hidâyete erer. Bakın Mûsâ’yı Firavun’a gönderirken daha ona yumuşak yumuşak tatlı tatlı söyletti. Konuşturdu ona. Bakın ona sert konuşturmadı. O zaman tebliğci de tebliğci de istenilen vasıfların en birincisi yumuşak konuşması, tatlı tatlı konuşması, güler yüzde ona söylemesi, tebliğ sert yapılmaz. Çocuklarınıza, eşlerinize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza dostlarınıza bir şey nasihat ederken en önemli şey yumuşak sözlü olmak.

Tatlı sözlü olmak, güler yüzde olmak. Bu önemli. Sert olacağı yerler olacak mı olacak ama bu önemli. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden başka bir âyet-i kerîmede de güzel sözler ancak ona yükseltirilir der ya, âyet-i kerîmede, o zaman güzel sözler söylemek, etrafınıza hayırhâh olmak, hayırlı sözler söylemek, iyi sözler söylemek. Bunlar medhedilmiş. Allah bizi onlardan eylesin inşâallâh. Saat on geçiyor. Buradan devam edeceğiz. İnşâallâh kaldığımız yerden sıktıysak, sürç-i lisân ettiysek affola inşâallâh. Şuraya bir bellilik koyalım. Sorulara da bakacağım inşâallâh. Yaşlılık bellilik koyuyoruz böyle kaldığımız yere. Bazen başka cemaatlerin sohbetine katılıyorum. Cuma günleri Kur’ân-ı Kerîm okunduğu için bir sakıncası var mı?

Arkadaşlar, biz hiç kimseye, hiçbir sohbete zikrullâh gitmesini yasaklamayız. Hiç ben yaklaşık artık 35 yıl diyebilirim. 35 yıllık ben böyle bir sûfî hayatın içindeyim. Ben bugüne kadar herhangi bir şeyi yasakladığımı hatırlamıyorum. Şu sohbete gitmeyin diye. Benim sadece âdâb olarak söylediğim bir şey vardır. Arkadaşlar, kendi sohbetiniz ve zikrullâh halakınız varken oraya gidin. Birinci derecede. Yok, boş bir günün var. O günde seni bir yere davet etmişler. Gidebilirsin. Bunda bir sıkıntı yok. Ama örnekliyorum. Bursa’da ana ders olarak ana ders olarak. Perşembe gün dersi var mı? Var. Cumartesi gündüz bayanları var mı? Var. Cumartesi gece de burada var mı? Var. Mahalle dersleri var. Pazartesi herhalde yine şeyde namaz kahta oluyor bildiğim kadarıyla.

Diğer günler var, öyle değil mi? Mahalleler, orada burada dersler var. Mahalle derslerinde de var mı orada senin dersin? Var. Önce oraya gideceksin. Başka bir şey değil. Cumartesi bayan sohbetini evde dinliyorum. Eşim ve çocuklarım da duyuyor. Bir sakıncası var mı? Ne sakıncası olacak? Bak şimdi bu arkadaşımın diyecek. Diyeceğim şimdi bir şey buna. Cuma günü başka bir yere derse gittin mi? Gittin. Cumartesi günü kendi dersine neden gitmiyorsun? Size bir sorum olacak. Benim bir oğlum var. Her istediği elinde yemek, içmek, yiyinmek sıkıntı yok.


Borç Sarmalı ve Dünyâ Şirketlerinin Esâreti

Durumumuz iyi. Ama bu çocuk hep gözü yükseklerde. Altında en iyi arabası var. Daha da iyisi olsun. Her şeyin daha da daha da diyor. Bu neden? Biz mi hatalı büyüttük? Yoksa sebebi ne olabilir? Haram yedirmedik ama hep gözü lüks. Peşinde ne yapmamız lazım? Siz alıştırma. Bu sebebi ne? Ne yapmamız lazım? Siz alıştırmışsınız. Bir dediğini iki etmemişsiniz. Gak demiş, su vermiş, guk demiş, ekmek vermişsiniz. Araba istemiş, araba almışsınız. Dememişsiniz ki, çalış oğlum, al kendin. Dememişsin ki, kaça aldın bu pantolonu? 250 lira. 250 lira. Ha ben daha giymedim hiç. Dememişsin hiç. Hep şunu demişsin. Ben yaşayamadım, oğlum yaşasın, alsın. Ben yaşayamadım, kızım yaşasın, geysin. Ben yaşayamadım, onlar yaşasın.

Ha yaşıyorlar o zaman işte. Ne şikayet ediyorsunuz ki o zaman? Şimdi ben yaştaki, benden 4-5 yaş aşası, benim hayatım öyle bir şey olmadı. Yaşamadık. Babamız öldükten sonra kendimiz kazandık, kendimiz harcadık, kendimiz yedik. Hep sorumluluk var, hep sorumluluk var. Harcayamadık biz. Şimdi yeni nesle baktığın zaman sonu yok ki. Sonu yok. Ama dünya sistemi bunun üzerine kurulu. Dünyayı idare eden bin tane, iki bin tane, üç bin tane, şirket dört bin tane olsun hadi. Yok da hadi o kadar olsun. Dünyayı borç sarmalını almışlar. Tüm dünyanın üç yüz elli trilyon dolar borcu var. Tüm dünyanın. Bakın tüm dünya ülkeleri bu bin tane şirkete üç yüz elli trilyon dolar borçlular. bazen böyle bu mevzulara girmek istemiyorum ama dünya ülkelerini komple bu borç sarmalını almışlar.

Osmanlı böyle battı. Ve dünya üzerindeki iktidarların hepsi de bazıları hariç bu borç sarmalının altında. Hele bizim gibi ülkeler borçlanmak zorunda. Borçlanmazlarsa o hükümeti devirirler. Borçlanacaksınız. Siz ülke insanlar olarak borçlanacaksınız. Ben kredi kartı kullanmayın borçlanmayın dedikçe kızıyorlar bana. Ben bir kredi kartı kullanma kredi kartı kullanma bir kredi kartı kullanma kredi kartı kullanma kredi kartı kullanma Kardeşim ne kadar sen aylık gelirin var? 4 lira. 4 liraya ye. Hatta 3,5 liraya ye. Borçlanma. Borçlanma. Benden ticârî akıl alana da diyorum. Bak yapma. Bankaya girme. Bakıyorum durum vaziyetine. Ne kadar alacaksın? Ne kadar sermayen var? 10 trilyon. Ne kadar kullanacaksan? 2 trilyon.

Tamam 2 trilyon kullan. Daha fazla kullanma. Sebep ona çalışıyorsun sonra. Sen de o dünya sarmalığına girdin. O sarmalığın içindesin sen. Cebinde kredi kartı var mı var? Kredi kartının borcu var mı var? Vallahi o sarmalığın içindesin sen. Onlara çalışıyorsun. İstediğin kadar ben Müslümanım da. Sen o bin tane şirketin kölesisin. O bin şirket var ya. O kanı meciler. Onların kölesisin. Seni de borçlandırır. Ben onu sigorta ettim. O onu sigorta etti. O da onu sigorta etti. Kim sigortacı o bin tane şirket. Herkes oralara çalışıyor. Madenler. Onlara çalışıyor. Sen kazıyorsun madeni çıkarıyorsun. Sen diyorsun ki sattım. Yok ona çalıştın. Üretiyorsun sattın. Kime? Ona çalıştın. Faiz ödüyorsun çünkü.

Türkiye faiz ödüyor. Faiz. Bütün yollara, köprülere, barajlara faiz ödüyor. Bildiğiniz faiz ödüyor. Devlet ödüyor. Özel sektör ödüyor. Belediyeler ödüyor. Belediyeler ödüyor. Hiç kimse belediyeye soramaz. Kardeşim neden borç yaptın? 50 yıllık borçlandırmışsın sen bu kazi, bu ili. 50 yıl borçlandırmışsın, 70 yıl borçlandırmışsın. Kimse zoru zoramaz onlara. Kimse sormaz onlara. Ya bizim futbol takımları dahi borçlu. Borçlu olmayan hiçbir yer yok. Bakın borcu olmayan hiçbir yer yok. Devlet borçlu, futbol takımları borçlu, belediyeler borçlu, insanlar borçlu, firmalar borçlu, şirketler borçlu. Türkiye’de iki ay iş olmazsa iflas eder herkes. Neden? Borçlu herkes çünkü. Borçlu. Hep döndürecek, hep döndürecek ve döndürürken yeniden borçlanacaksın.

Borçlu. Tekrar söylüyorum. Borçlanmayan hükümeti devirirler. Vatandaş da borçlu. Biz lüksle alıştık. Alıştık. Biz o lüksden artık geri dönemeyiz ki ya. Bizim kıştık dediğin zaman 5-6 tane pantolonumuz var, 5-6 tane paltomuz var, sayısız gömleğimiz var, kazağımız var. Ben şuna inanıyorum, en fukaranın evinde dahi olanca kıyafet var. Satıyor adam boyda. İşi o. Bir takım elbise almak için gidiyorsun, üç tane birden koltuğunun altına veriyor, gidiyor gönderiyor Özgür. İşi o. Ona da diyor ki firma, sen bir tane almaya gelene üç tane satacaksın diyor. Alacak olan kimseye diyor ki, bak bu takım elbise 600 lira, ikinciyi alırsan 500 lira, üçüncüyi alırsan 400 lira, üç tane alırsan da bu ayakkabı 100 lira diyor.

Öyle yapıyoruz değil mi? Evet. Tabii, sen bir takım elbise almak için giriyorsun, üç takım elbise, gömlek, bir de ayakkabı, bir de diyorsun ki ya, bak aldatmaca ne güzel. Ulan 300 lira olarak ayakkabıyı 100 liraya aldım diyorsun. Ulan zaten 100 lira o. Değişmedi bir şey. Bizim İsmail’de müşteri bekliyor orada. Değil mi İsmail? Nereden gelsin. İsmail’e, İsmail böyle satamıyor ki. Doğru mu İsmail? Gitti küçük esnaf. Ama oraya gittiğinde, ha ne yapıyor? Bir de diyor ki kredi kartın varsa, 6 ayda diyor faizsiz taksit yaparım sana. Bir de 6 ay kredi kartından borçlandırdı, sanki o ödemeyecek onu.


Lüks Tuzağı, Korupark ve Dinin Daralan Alanı

Arkadaş AVM’de mutlu mes’ûd, göğüs ileride baş dik. Etrafına bakıyor, elinde poşetler, X firmanın, böyle baba gibi de böyle flash yanıp sönüyormuş gibi, o firmanın çantası da görünecek. O çantayla AVM’den çıkacak. Oraya girmişsin artık. Bilmem hangi burgerden yemek yemeden de çıkılır mı? Bilmem hangi kahve, ne o bir sürü adı var ya, oradan da bir kahve içmeden gidilir mi? Ve o çantalarla da masanın üzerine koyacaksın o çantaları da. Görecekler X firmadan alışveriş edilmiş. Eee bir de ona anahtar lazım. Bir de masanın üzerine atacaksın araba anahtarı. Şahin’inkini de atamazsın ya. Eee ona bir de telefon lazım. Eee ona da iPhone lazım canım. Atacak. Telefonu, arabanın anahtarı, çanta, ambiyans tamam.

Mutlu. Doğru mu? Doğru. Doğru ya. Bir bayandan dinliyorum bunu yıllar önce. Kız kardeşini anlatıyor evli. Pazar gününden laf açıldı. Bir mevzu oldu bu şey o eee ne o lüks olan yer, Mudanya yolunda? Korupark. Nasıl biliyor bak işe oralarda. Hafta sonu ablası çocukları da alıyormuş. Kocası koruparka saat 10’da giriyorlarmış. Gece 10’da çıkıyorlarmış. Ben böyle salak salak bakmışım böyle hayretteyim. dedim ne yapıyorlar 12 saat? Orta vakit geçiriyorlar dedi. Ben böyle gayet safhane. Ne yiyip içiyorlar karınlara acıkmıyor mu dedim ben. Böyle baktı. Koruparka girdiniz mi dedi. Dedim yok önünden geçiştim birkaç sefer dedim. hiç girmedim. Hayır girmedik dedim ben. İhtiyaç görmüyorum dedim. Ben o yüzden girmedim.

Hiç girmedim. Hayır girmedim dedim ya. Başladı dedi. Zafer Plaza’yı kapısını bilmiyorum dedim nereden giriliyor. Allâh Allâh. Böyle bakıyor sen Bursa’da mı yaşıyorsun diye. E dedi nereye gidiyorsun? Üfdadi hazretlerine gidiyorum dedim. Emîr Sultan hazretlerine gidiyorum. Zamanım olursa dedim. Ulu Câmi’ye dedim pek gitmem umurum oraya giderim dedim. Emîr Sultan hazretlerine giderim dedim. Böyle baktı. Dedim bazen geceleri saat 2’de 3’de dedim. Yukarıda kınlar çağırıyor dedim ben. Ondan sonra o sırada var ya dedim 3 kızılar, 5 kızılar Molla Fenâri’ye kadar. Araba bangır bangır bağırıyor oralardan çıkarken dedim. Bazen onlara gidiyorum dedim. Ya inanamıyorum dedi. Koruparka hiç girmedim mi dedi.

Yok bilmiyorum kapısı nerede bilmiyorum dedim. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlar kültürleri ne kadar değişmiş oraya gidiyor. E şimdi böyle buna alışınca o çocuk her şeyi isteyecek. O çocuk isteyecek bunu. Ve verdikçe çocuk doymayacak. Kimse doymayacak ki. Bakın kimse doymayacak. Kimse doymayacak. Habire tüketim maddeleri koyuyorlar önümüze. Bir yemek programı izleyin. Hiç duymadım peynirleri duyuyor. Benim bildiğim bir Bayındır’ım tulum peyniri var. Bir de çökelek var. Başka bildiğim yok. Bir tane eski kaşları var bildiğimiz. Onu biliyoruz. Başka bir şey yok. Bildiğimiz bizim peynir bu. Bir sürü peynir çıkmış ortalığa. O teneke peyniri bile sonradan çıkma peynirlerden. Benim çocukluğumda, gençliğimde öyle bir peynir yoktu.

Peynirden sayılmıyordu o. O teneke peyniri var ya kimse almıyordu onu. Biz dükkanda onu satamıyorduk. Bizim bakkal dükkanında biz onu satamıyorduk. Kimse almıyordu teneke peynirini. Millet ya evinde peynir yapardı ya tulum peynir yapardı. Ya da çökelek peyniri vardı ya da bizim oranın meşhur çamur peyniri vardır. Adı çamur peynirdir. Tulum peyniri bastıklarında tuz atıyorlar. Onun üzerine süt basarlar peynir bozulmasın diye. O süt sonra mayalanır içeride. Peynirimsi bir şey olur. Böyle yumuşak bir şey olur. Biz ona çamur peyniri diyoruz. Bizim bayınlarılılar lor peyniri bilmezdi önceden. Çamur peyniri, çökelek peyniri, ondan sonra bir de şey, tulum peyniri, az tuzusu çok tuzusu bu kadar. Şimdi peynirden geçilmiyor.

Ve insanlar bunları alıyorlar ve yiyorlar. Ben bakıyorum diyorum ya, peynirin peynirini alıyorlar. Ben bakıyorum diyorum ya, kim bilir neden yaptılar. Alma Mustafa Özbağ. Git diyorum sen bayınlardan peynirin gelsin. Ölünceye kadar diyorum ben. Bizimkinler de orada sağ olduğu müddetçe. Ee biz de öyle göçüp gideceğiz. Ama insanlar tüketime alıştı artık iyice. Lüksü alıştı. Ev beğenmiyor kimse. Ev beğenmiyor. Ya kendi evin var, otursana. Ne yapma kiraya çıkıyorsun? Ağzını yüzünü düzelt, otur kendi evinde. Ne işin var kirada? Yok evi beğenmiyor. Kiraya çıkacak illaki. Gidecek, lüks bir yerde oturacak. Bir ev kirası kadar âidât ödüyor orada. Televizyonda yada evde. Televizyonda izliyoruz. Aydatlar 5 milyon İstanbul’da. 6 milyon, 7 milyon. 10 milyon âidât ödüyormuş.

Bildiğinizde âidât ödüyor adam ya. Ev kendisinin. Buna alıştı insanlar şimdi. Adam 3-5 kuruş gördü mü mahalleyi bırakıp gidiyor zaten. 3-5 kuruş gördü mü dergâhı da bırakıyor. 3-5 kuruş gördü mü tamam şehidi bırakıyor. Gidiyor. İki rüya görüyor bırakıyor. İki hal görüyor bırakıyor. Oluyor hemen adam. Zaman bu çünkü. Hemen bakıyorsun böyle aaa diyorsun ya. Her şey şeytanileşmiş. Her şey. Ve ne yazık ki dinin alanı gün geçtikçe daralıyor. Hem insanlar da daralıyor hem toplum da daralıyor. Dinin alanı genişlemiyor. Hem insanlar da genişlemiyor hem aileler de genişlemiyor hem toplum da genişlemiyor. Sakın genişliyor diye düşünmeyin aldanmayın. Genişlemiyor. Dinin alanı daralıyor. Hâlâ da daralıyor.

İnsanlarda da daralıyor. artık o kimsede din çok geniş bir yer tutmuyor. Oysa din insanın bütün hayatını içine alır. Hayatımızı içine almıyor. O. Bir müddet sonra korkarım o hale gelecek. Herkes Müslüman ama kalbine bak. Namaz, oruç, zikir falan böyle. toplanıp sohbet ediyorsunuz. Evet ya benim dedelerimin dedesi öyleymiş. Benim dedemin dedesi dervişmiş. Ne yaparmış? Hû hû dermiş. Hû hû dermiş. Benim dedemin dedesi dervişmiş. Ne yaparmış? Hû hû dermiş. o da ondan. Evet o hale gelecek. Ama onlara da Hazret-i Peygamber şefaat edecek mi edecek? İyi şimdi bu tarafa. O hale doğru koşuyoruz. İmamatiplerinin açılması, ilahiyatların çoğalması sizi ve bizi aldatmasın. Önemli olan dinin alanıdır. Siz bütün okulları İmam-Hatib’e çevirebilirsiniz.

Din o kimsede ne kadar alan açmış. O ailede ne kadar alanı var. O toplumda ne kadar alanı var. Budur önemli olan. Din tecellî etti mi etmedi mi önemli olan bu. Hakkı’nın hikmetini de etmedi mi? Ne olan bu? Hakkınızı helal edin vaktinizi fazla aldım. Geceniz hayır olsun. El-Fâtiha. Selâmet. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Tevhîd Açılışı ve Hz. Ömer Kıssasına Giriş: Sohbet açılışında okunan isti’âze ve besmele — A’râf 7/200, Nahl 16/98 (“Kur’ân okuyacağın zaman kovulmuş şeytândan Allâh’a sığın”); Efdal-i zikr hadîsi — Tirmizî, Daavât 9; İbn-i Mâce, Edeb 55 (“Efdalü’z-zikr Lâ ilâhe illallâh”); kelime-i tevhîd ve salavât-ı şerîfe; hakkı hak bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erinâ’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâahû”); ümmet-i Muhammed için hayır duâsı; Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmak — Âl-i İmrân 3/103, Nisâ 4/59; bâtılla cihâd ve mücâdele — Tevbe 9/73, Furkân 25/52; Hazret-i Ömer radıyallâhu anh’a bir Rum Kayseri’nin güven mektubu (i’timâdnâme) sunmak için geldiği klâsik rivâyet — Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk 4/195; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 7/128-132; Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ (Hazret-i Ömer Bâbı); İslâm Devleti’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından Medîne’de kuruluşu — Medîne Vesîkası metni: İbn-i Hişâm, es-Sîre en-Nebeviyye 1/501-504; dört halîfe (Hulefâ-yi Râşidîn) dönemi — Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ; Hazret-i Hasan radıyallâhu anh’ın altı aylık halîfelik dönemi ve Muâviye’ye devri (41/661) — Buhârî, Sulh 9; üç halîfenin şehîd edilmesi (Hazret-i Ömer Ebû Lü’lü’ tarafından, Hazret-i Osmân fitne sırasında, Hazret-i Ali Haricî İbn-i Mülcem tarafından) — Taberî ve İbn-i Kesîr aynı eserler
  • Hz. Ömer’in Hurma Ağacı Altında Sâdeliği: Bir makama gelen kimsenin neyle imtihân olduğunun ancak oraya gelince anlaşılması — Tirmizî, Fiten 26; Bakara 2/155 (korku, açlık, mal-can eksikliği ile imtihân); Hazret-i Ömer’in Mısır’a tâyîn ettiği vâlînin valilik binâsının önüne kapı ve sekreter yaptırması üzerine azli veya tehditi — İbn-i Kesîr, el-Bidâye 7/138; Celâleddîn es-Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ; Mısır vâlîsi Amr bin Âs ve binek meselesi; bürokratik yozlaşmayı önleyici uygulamalar — Muhammed Hamîdullah, İslâm Peygamberi 2/1180; vâlînin beytülmâle el konulan şahsî kazancı — Hadîs: Buhârî, Hibe 17 (“Hediye vâlîye hıyânettir”); Ebû Dâvûd, Harâc 11; Muâz b. Cebel’in Yemen vâlîliğinde verdiği hesâb rivâyeti; Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışan sahâbenin te’vîl etmeme edebi — Şâfiî, er-Risâle (sünnetin hüccetliği); İbn-i Hazm, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm; sahâbenin kıymeti ve şefâati — Tirmizî, Menâkıb 58 (“Ashâbıma sövmeyiniz”); Hazret-i Ömer’in Rum Kayseri elçisini hurma ağacının gölgesinde uyurken karşılaması — İbn-i Ebî Şeybe, el-Musannef; İmâm-ı Ahmed, ez-Zühd, Bâbü’z-Zühdi’l-Fârûk; edeble uyanmasının beklenmesi — selâm ve hürmet âdâbı
  • Selâmlaşma — Âdem Aleyhisselâm’dan Miraç’a: Selâmdan önce selâm hadîsi — Tirmizî, İsti’zân 11 (“Selâm kelâmdan öncedir”); Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın Mesnevî-i Şerîf’te 6000’den fazla hadîs meâline yer verdiği tesbîti — Abdülbâkî Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi (muhkame); İbrâhîm Hakkı Erzurûmî, Mârifetnâme; Selâmın Âdem aleyhisselâm ile başlayışı — Buhârî, Enbiyâ 1 (“Allâh Âdem’i yarattığında ‘Git şu meleklere selâm ver, onların sana vereceği selâmı da iyi dinle’ buyurdu, onlar ‘Esselâmü aleyke ve rahmetullâh’ dediler”); Âdem aleyhisselâm’ın meleklere selâmı — İbn-i Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ; Nisâ sûresi 4/86. âyet (“Size bir selâm verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya aynıyla karşılık verin; şüphesiz Allâh her şeyin hesâbını gereği gibi yapandır”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; selâmın yaygınlaştırılması — Buhârî, Îmân 20; Müslim, Îmân 93 (“Tanıdığınıza da tanımadığınıza da selâm verin”); selâmın hakîkati — “Ben Müslümanım, elimden ve dilimden eminsin” — Buhârî, Îmân 4-5; Müslim, Îmân 64 (“Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden selâmette olduğu kimsedir”); Allâh’ın isimlerinden Es-Selâm — Haşr 59/23 (“es-Selâmü’l-Mü’minü’l-Müheymin”); selâmın zirvesi Miraç — Miraç hadîsesi: Necm 53/1-18, İsrâ 17/1; Buhârî, Salât 1; Müslim, Îmân 259
  • Tahiyyâtta Cem ve Namaz — Mü’minin Miracı: Miraç gecesi Allâh ile Resûl ve Cebrâîl aleyhisselâm’ın selâmlaşması — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/257; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve; “Ettehiyyâtü lillâhi ve’s-salavâtü ve’t-tayyibât” (bütün tahiyyeler, salâtlar ve tayyibât Allâh’a âiddir) — Nesâî, Tatbîk 101; “Esselâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh” (Cenâb-ı Hakk’ın Peygamberine selâmı) — Buhârî, Ezân 148; “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn” — Peygamber’in ümmetine duâsı — Buhârî, Ezân 149; “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh” — Cebrâîl’in şehâdeti — İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 24; tahiyyâtın Miraç’ın ümmete hediyesi oluşu ve namazın farzının Miraç’tan sonra olması — Nesâî, Salât 1; Tirmizî, Deavât 58 (“Namaz mü’minin Miracıdır” — zayıf senedli ancak mânen sâbit); namazda cem/vahdet hâli — İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, Bâbü’s-Salât; Abdülkerîm el-Kuşeyrî, er-Risâle; İsmâîl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân; tahiyyâtın ehemmiyeti ve farz oluşu — Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; namazın huşûu ve kalp hâzır oluşu — Mü’minûn 23/1-2; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Esrâri’s-Salât; “Sen benim kalbime bak” diyerek namazı terk etmenin sahîhsizliği — Kurtubî, Ankebût 29/45 tefsîri (“Namaz fahşâdan ve münkerden alıkoyar”)
  • Boş Odaya Selâm ve Cinnî Tâifesi: Namazdan çıkarken iki yana verilen selâm — “Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh” — Buhârî, Ezân 152; Müslim, Mesâcid 120; sağa ve sola selâmda peygamberler, evliyâlar, sâlihler ve şehîdlerin hazır olması — İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Kitâbü’l-Esfâr; dünyâ, cennet, cehennem dışında âlemler olduğu ve 124 bin veya daha fazla peygamber — İmâm-ı Ahmed, Müsned 5/266; İbn-i Hibbân, Sahîh; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, Mebâdiu’l-Enbiyâ; kâfirlere selâm verilmeyişi — Buhârî, İsti’zân 22 (“Ehl-i kitâba selâm ile başlamayın”); eve girerken selâm verilmesi — Nûr 24/27 (“Ey îmân edenler, kendi evlerinizden başka evlere, sahiplerinden izin alıp ev halkına selâm vermedikçe girmeyin”) ve 24/61 (“Evlere girdiğiniz zaman Allâh’tan mübârek, güzel bir berâketle kendinize selâm verin”); cin tâifesinin maddî varlığı — Cinn 72/1-15; Ahkâf 46/29-32; İbn-i Teymiyye, Îdâhu’d-Dilâle fî Umûmi’r-Risâle; cin çarpması ve def’i — İbn-i Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 19; Ebû’l-Bekâ el-Kefevî, el-Külliyyât; sesli selâm verişin cin-şeytân def’i için önemi — Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11 (“Horoz ötmesinde meleğe, eşeğin anırmasında şeytâna işâret”); kâfir cinnin def’i için esmâ-ı hüsnâ zikri — Kur’ân İfk ve Nâs-Felâk sûreleri (Muavvizeteyn) — Tirmizî, Tıbb 16; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. cilt 81. mektûb (esmâ ile savunma); İzmit’te kırmızı, pembe, mavi renkli cin tâifesinin nümâyişi — Mustafa Özbağ Efendi’nin şahsî müşâhedeleri; sûfînin cinnîden çekinmeyişi ve esmâ-yı zâtıyye ile konuşması — Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 4. Defter (hurûf ile cin def’i)
  • Şît Peygamber Vasiyeti ve Deniz Kenarları: Âdem aleyhisselâm’ın dağda yaşaması ve katil oğlu Kâbil’in ovaya ilk ev kurması — İbn-i Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ, Bâbü Âdem ve Benîh; Hâbil ile Kâbil — Mâide 5/27-31; Hazret-i Âdem’in peygamber oğlu Şît aleyhisselâm’ın vasiyeti (“Ovalara ev kurma, deniz kenarlarına yurt edinme”) — klâsik kısâsü’l-enbiyâ edebiyatı: Kisâî, Kısasu’l-Enbiyâ; Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Deniz kenarlarına yurt edinmeyin, ovalara da yurt edinmeyin, dağların yamaçlarını tercih edin” meâlindeki tavsiyeleri — Ebû Dâvûd, Cihâd 55 (“Deniz kenarları şeytânın otağıdır”); Dârimî, Mukaddime 30; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 5/198; şeytânın deniz kenarlarına çocuklarını salması mevzûu — Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Münâfıkûn 67 (“İblîs arşını deniz üstüne kurar, sonra fırkalarını gönderir”); Hîle ve aldatma ile önce deniz kenarındaki insanları aldatır — Nisâ 4/60, A’râf 7/27; “Deniz kenarlarındaki insanlar gevşektir” tesbîti — sosyolojik müşâhede ile hadîs-i şerîfin tefsîri; denizin temâşâsından istifâde ile yerleşimin ayrımı; ilk İslâm şehrinin dağ eteklerinde kuruluşu; Rasûlullâh’ın kıyâsî-i istikâmete dâir öğütleri — Buhârî, İsti’zân 30
  • Kabir Ziyâreti ve Üftâde-Emîr Sultan Edebi: Mü’min kardeşin selâmı alamaması durumunda kendi kendine alma âdâbı; kabristân ziyâreti ve selâm — Müslim, Cenâiz 102 (“Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü’minîn”); Ebû Dâvûd, Cenâiz 79 (“Ehl-i kubûra selâm veriniz”); Nesâî, Cenâiz 103; kabir ehlinin selâmı işittiği ve karşıladığı — Buhârî, Cenâiz 87; İbn-i Kayyım el-Cevziyye, Kitâbü’r-Rûh (kabirdekilerin idrâki); Nisâ 4/86 gereğince dahâ güzeliyle mukâbele; İsrâ 17/44 (her zerrenin tesbîhi); kabir ziyâretinin meşrûiyyeti ve sünnet oluşu — Tirmizî, Cenâiz 60 (“Size kabirleri ziyâret etmeyi yasaklamıştım, artık ziyâret edin, zîrâ âhireti hatırlatır”); Hazret-i Peygamber’in kabr-i şerîfini ziyâret — İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 196 (“Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcib olur” — İbn-i Kayyım’ın tahkîki), Beyhakî, Şuabu’l-Îmân; Esselâmü aleyke yâ Resûlallâh âdâbı — İmâm Nevevî, el-Ezkâr; ziyâret ehline selâmın alınması ve duâ ile karşılık — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/283; “Onlara ölü demeyiniz, onlar diridirler” — Bakara 2/154, Âl-i İmrân 3/169; Emîr Sultan Hazretleri (Muhammed Şemseddîn Buhârî, v. 833/1429) — Taşköprîzâde, eş-Şakâiku’n-Nu’mâniyye; Mecdî Efendi, Hadâikü’ş-Şakâik; Üftâde Hazretleri (Muhammed Muhyiddîn Üftâde, v. 988/1580) ve Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin pîri — Vâkıât-ı Üftâde (Hüdâyî’nin derlemesi); evliyâ kabirlerine gidip on bir İhlâs, bir Fâtiha okumak — Zübdetü’l-Fevâid; sıkıntıda evliyâyı tevessül ve vesîle — İbn-i Kudâme, el-Muğnî; Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak
  • Kayser’in Sekr Hâli ve Hz. Mûsâ Tecellîsi: Hazret-i Ömer radıyallâhu anh’ın Rum Kayseri’ni tanıyıp hâlini okuması — ferâset hadîsi: Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 15 (“Mü’minin ferâsetinden sakının, çünkü o Allâh’ın nûru ile bakar”); Hazret-i Mûsâ aleyhisselâm’ın Tûr’daki tecellî talebi ve sekr hâlinin zirvesi — A’râf 7/143 (“Rabbî erinî enzur ileyk, Rabbim bana göster de sana bakayım; buyurdu ki: Beni aslâ göremezsin, fakat dağa bak; eğer yerinde durursa sen de beni görürsün; Rabbi dağa tecellî edince onu paramparça etti, Mûsâ da bayılıp düştü”) — Taberî, Râzî, Kurtubî tefsîrleri; Tâ-hâ 20/9-24; tecellînin sekr/sahv (sarhoşluk/ayıklık) tefrîki — Ebû Nasr es-Serrâc, el-Lüma’, Bâbü’s-Sekr ve’s-Sahv; Cüneyd-i Bağdâdî’nin sekr-sahv muvâzenesi — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; Hallâc-ı Mansûr ve Bâyezîd-i Bestâmî’nin sekr-i ilâhîsi — Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/220 (sekr ehli ile sahv ehli ayrımı); Hazret-i Ömer’in Kur’ân tilâvetini kızkardeşi Fâtıma bint el-Hattâb’ın evinde dinlemesi ve sekr hâline düşmesi — İbn-i Hişâm, es-Sîre 1/364-370; Hazret-i Peygamber’e gelip kelime-i şehâdet getirmesi ve “Mekke’nin altını üstüne getirelim” diyerek Müslümanları açığa çıkarması — Taberî, İbn-i Kesîr aynı eserler; Bedir, Uhud, Hendek gazvelerinde sahâbenin sayısallığı bırakmış sekr hâli — Âl-i İmrân 3/123-125, Enfâl 8/9-12; sahâbenin düşmanları az görmesi ve Allâh’ın yardımı (imâle) — Enfâl 8/44, Âl-i İmrân 3/13; Hazret-i Abbâs radıyallâhu anh’ın Bedir esirlerinden biri olarak rivâyeti: bir devenin yüz kişiye yemek olduğu ve on deve = bin kişi çıkarımı — İbn-i Hişâm, es-Sîre 2/259; Vâkıdî, Kitâbü’l-Megâzî; Buhârî, Megâzî 6 (Bedir sayım meselesi)
  • Celâliyet-Cemâliyet ve Mürşidin Şefkati: Sekr ehlinin üzerinde celâl tecellîsinin gâlip olması — İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Kitâbü’l-Celâl ve’l-Cemâl; iki celâlin bir araya gelmesi hâlinde kıyâmet/patlama endişesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/260 (şeyh ile mürîdin celâl-cemâl dengesi); kâmil olanın celâliyetini cemâliyetle bürüyüp örtmesi — Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil, Bâbü’l-Esmâ; Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın “Onun içi Fırat Nehri gibidir, dışı sakindir” istiâresi — Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter (derûnî azamet ve zâhirî sekînet); kâmil mürşidin cemâliyeti hakîkatte celâliyetine geçirilmiş elbisedir ikazı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 2. cilt 192. mektûb; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in merhamet, şefkat ve aynı zamanda celâldeki emsâlsiz müvâzenesi — Âl-i İmrân 3/159 (“Allâh’ın rahmetiyle sen onlara yumuşak davrandın; şâyet kaba, katı kalpli olsaydın çevrenden dağılırlardı”); Fetih 48/29 (“Muhammed Allâh’ın Resûlüdür; berâberinde olanlar kâfirlere karşı şedîd, kendi aralarında rahîmdirler”); Enbiyâ 21/107 (âlemlere rahmet); Uhud’da Rasûlullâh’ın atını sürüp kimsenin durduramaması — Buhârî, Megâzî 17; Müslim, Cihâd 132; “Kâmil mürşidin cemâliyeti altında kocaman bir celâliyet vardır” tesbîti — sûfî terbiyesinin mühim metodolojisi; korkan kimseyi emîn edip gönlünü yatıştırmak — mürşidin vazîfelerinden: Nahl 16/125 (hikmet, mev’ize-i hasene ve cidâl bi’l-letî hiye ahsen); anne şefkatinin çocuğu susturması misâli ve annenin yerinin doldurulamaz oluşu — Lokmân 31/14; âkıl-bâliğ oluncaya kadar çocuğun anneyle kalması ve boşanmada hukûkî düzenleme — Ahkâmü’l-Evlâd: Mâlik, el-Muvatta Talâk 21; “Korkmayın sözü korkanlara sunulan hazır yemektir” felsefî tahlîli — Eş’arî kelâmda “zıddıyla müşkil olma” (her şey zıddıyla bilinir) — İmâm Eş’arî, el-İbâne; Cürcânî, et-Ta’rîfât
  • Korkaklık — Ümmeti Saran Şer: Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in korkaklığı şer olarak nitelemesi ve ondan Allâh’a sığınması — Buhârî, Cihâd 25; Müslim, Zikir 50 (“Allâhümme innî eûzü bike mine’l-cübn ve’l-buhl” — Allâh’ım, cimrilikten ve korkaklıktan sana sığınırım); Nesâî, İsti’âze 6; Ebû Dâvûd, Vitir 32; Allâh’tan korkmak (haşyet-i ilâhiyye) ile beşerî korku (cübn) ayrımı — Bakara 2/40; Rahmân 55/46; Nâziât 79/40; haşyet ile muhabbet iki yoldan Allâh’ın sınırlarına uymak — İbn-i Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, Menzilü’l-Haşye; korku ile yönetme — modern “panopticon” ve rızâ üretimi: Câsiye 45/24 (dehriyye/sekülarizm); Ümmet-i Muhammed’in yaşamaktan, tebliğden, işten, cezâevinden, eşten, çocuklardan kaynaklı korkularla yönetilmesi; modern iktidârın korku ekonomisi — pandemî, kıtlık, soğuk, elektrik kesintisi ile ekonomik ve siyâsî yönlendirme; tevekkülün terki — İbrâhîm 14/11-12 (“Bize ne oluyor da Allâh’a tevekkül etmeyelim; O bize yollarımızı gösterdi”); Âl-i İmrân 3/160 (“Allâh size yardım ederse sizi yenecek yoktur”); markete hücum fenomeni ve istifçilik yasağı — Müslim, Müsâkât 26 (“Hükmen ihtikâr ancak hâtî kimse tarafından yapılır”); “Ne der” endişesi ve insanlardan korkma — Mâide 5/44 (“İnsanlardan korkmayın, benden korkun”); Tirmizî, Fiten 12; Hazret-i Ömer’in haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytân oluşu — İbn-i Ebî Hâtim, Tefsîr; Ebû Ali ed-Dekkâk rivâyeti (“Hakkı söylemeyen dilsiz şeytândır”); emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker — Âl-i İmrân 3/104, 3/110, 3/114; Lokmân 31/17; Tevbe 9/71; haksızlık-zulüm-yolsuzluk-açlık karşısında susmama vazîfesi — Mâide 5/8 (adâlet); Nisâ 4/135
  • Bursa Papaz-Haham-Hoca Kıssası ve Diyânet Dâvâsı: Bursa’daki meşhur Altıparmak semtindeki kıssası ve cemaatine sahip çıkmayan hocalar hikâyesi — Bursa’nın yerel târihî anlatıları: Hüseyin Kâzım Kadri, Bursa Tarihi; klasik Osmanlı padişâhının adâleti ve şâhitlik metodu rivâyeti (muhtemelen IV. Murad veya II. Abdülhamîd devri); “Müslümanlar içemez” ibâresi yazılı çeşme ve çözüm uygulaması; papazın cumartesi ayinin tam ortasında tutuklanması ve Hıristiyan cemaatin sarayı kuşatması — cemaate sahip çıkma örneği; cumartesi günü hahamın Yahûdî cemaatin sahiplenmesiyle bırakılması; pazar günü papazın cemaatçe istenmesi; cuma günü Ulu Câmi’de hoca’nın va’z kürsüsünden alınmasına rağmen cemaatin sessiz kalması — Hazret-i Peygamber’in “Cemaat üzerinde âlim ile câhilin farkı, ay ile yıldızların farkı gibidir” hadîsi — Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19 (“Âlimler peygamberlerin vârisleridir”); “İmâmına sâhip olmayan millet”in mecâzı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. cilt 81. mektûb (âlimin ümmetçe sahiplenilmesi); Güner Ümit’in “Sen Kızılbaş mısın?” sözü ile televizyon kariyerinin sona ermesi (1990’lar) — Alevî-Kızılbaş ayrımı üzerine: Ahmed Yaşar Ocak, Alevî ve Bektâşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri; Yaşar Nuri Öztürk’ün Kur’ân âyetlerinin Allâh’a âid olmadığı iddiâsı ve Almanya’ya iltica — Dücâne Cündioğlu eleştirileri; Hâcı Erkân’ın İzmir’de rüyâ anlatması dolayısıyla Diyânet tarafından Mustafa Özbağ’a açılan “dinî istismâr” ve “Allâhlık iddiâsı” (hâşâ) ithâmlı dâvâ — dönemin basın arşivleri ve Diyânet İşleri Başkanlığı fetvâ-muhâkeme dosyaları; 9 Eylül İlâhiyat Fakültesi öğretim görevlisinin Hazret-i Meryem’e dâir hadsizliği ve soruşturmasızlık mukâyesesi — akademik etik tartışmaları; çifte standart eleştirisi — Mâide 5/8 (adâlet emri); Hazret-i Peygamber’e ve Kur’ân’a hakaret karşısında sessizlik — Ahzâb 33/57 (“Allâh ve Resûl’üne ezâ edenleri Allâh dünyâ ve âhirette la’netlemiştir”)
  • Tebliğde Yumuşaklık ve Çocuğun Gözü Yüksek Sorusu: Mûsâ aleyhisselâm’a Firavun’a giderken yumuşak söz söyleme emri — Tâ-hâ 20/43-44 (“Firavun’a gidin, zîrâ o azmıştır; ona yumuşak söz söyleyin, belki aklını başına alır ve Allâh’tan korkar”); Şuarâ 26/10-16; tebliğde yumuşaklığın esâsı — Nahl 16/125 (“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücâdele et”); Âl-i İmrân 3/159 (yumuşak davranmanın ümmet için fayda dâiresi); güzel sözlerin Allâh’a yükselişi — Fâtır 35/10 (“Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir”); hayırhâh olmak — Hadîd 57/18; çocuklara, eşlere, akrabaya ve dostlara karşı yumuşak söz — Bakara 2/83 (“İnsanlara güzel söz söyleyin”); İsrâ 17/23-24 (ana-babaya “öf” bile dememek); çocuğun gözünün yüksek olması ve “gak demiş su vermiş, guk demiş ekmek vermiş” alıştırma hatâsı; helâl kazanç bilincinin çocuğa öğretilmesi — Tirmizî, Birr 33 (“Hiçbir baba evlâdına güzel bir terbiyyeden daha hayırlı bir bağış yapamaz”); sorumluluk duygusu ve nefs terbiyesinin yokluğu — Mustafa Özbağ Efendi’nin kendi babasının vefâtından sonra çalışmak zorunda kalan neslin kıymetini hatırlatması — sosyolojik tahlîl; “ben yaşayamadım, evlâdım yaşasın” yaklaşımının sonuçları; lüks tüketimin alışkanlığa dönüşmesi — Furkân 25/67 (“Harcadıklarında ne isrâf eden ne de cimrilik edenlerdir; bu ikisi arasında dengedir”); İsrâ 17/26-27 (“Yakınlara, yoksula ve yolcuya hakkını ver; saçıp savurma, zîrâ saçıp savuranlar şeytânın kardeşleridir”); A’râf 7/31 (yiyin, için, isrâf etmeyin, şüphesiz Allâh israf edenleri sevmez)
  • Borç Sarmalı ve Dünyâ Şirketlerinin Esâreti: Küresel finans sisteminin borç esâreti — 350 trilyon dolarlık küresel borç yükü istatistiği (2024 IIF Global Debt Monitor verileri); çokuluslu şirket hâkimiyeti; bin-dört bin şirketin dünyâyı idâre etmesi kavrayışı; Osmanlı Devleti’nin Dūyûn-ı Umûmiyye deneyimi (1881) ve borçla çöküş — Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922; bugünkü iktidârların borçlanmak zorunda kalışı ve yönetim değişikliklerinde borç şartı — John Perkins, Confessions of an Economic Hit Man; fâizin haramlığı ve fâiz fetvâları — Bakara 2/275-281 (“Allâh alışverişi helâl, fâizi haram kıldı”); Âl-i İmrân 3/130; Rûm 30/39; Nisâ 4/161; fâiz harbî — Bakara 2/279 (“Eğer yapmazsanız Allâh ve Resûl’ünden size savaş açıldığını biliniz”); fâizle finanse edilen yollar, köprüler, barajlar, belediye yatırımları — ekonomik tahlîl; belediyelerin 50-70 yıllık borç sözleşmeleri (Yap-İşlet-Devret modeli) — Türkiye’de KOİ (Kamu Özel İşbirliği) projeleri; futbol kulüplerinin borçluluğu; firma-şirket borçluluğu ve iki ay durumunda iflâs riski — “Hayvânî borçlanma döngüsü” eleştirisi; kredi kartı kullanmama nasihati — İslâm iktisâdı: Mevdûdî, İslâm’da İktisâd Nizâmı; Muhammed Nejatullah Siddîqî, Banking Without Interest; dört liraya yemek, üç buçuk liraya yaşamak zühdü — Mâide 5/96 (“Dünyâ hayâtının süsü denemedir”); Ticârî akıl alan bereketsizlik — Buhârî, Büyû’ 26 (“Yemîn metâa revâç verir, fakat berekete mâniâ olur”); kredi kartı taksidiyle alışveriş aldatmacası — “üç takımdan üçüncüsü indirimli” pazarlama oyunu; küçük esnafın (İsmail misâli) AVM karşısında çökmesi — sosyolojik tahlîl; 6 ayda taksit faizsiz tuzağı — gizli masraflar ve işlem ücretleri
  • Lüks Tuzağı, Korupark ve Dinin Daralan Alanı: AVM kültürü ve “mutlu mes’ûd, göğüs ileride, baş dik” imaj ile tüketim — sosyal medya ve statü sembolleri (Jean Baudrillard, La Société de Consommation); X firmanın çantası, iPhone, otomobil anahtarı ve masa üstü ambiyansı eleştirisi; Mudanya yolundaki Korupark AVM’sinde on iki saat geçirme alışkanlığı; Zafer Plaza ve Emîr Sultan-Üftâde-Ulu Câmi mukâyesesi (rûhânî-mâddî kazanç kıyâsı) — Bursa târihî-mânevî topografyası: Mecdî Efendi, Hadâikü’ş-Şakâik; isrâfın yasaklanması — İsrâ 17/26-27; A’râf 7/31; Molla Fenârî ziyâreti ve gece 2-3’te kınlar çağırışı (mânevî çağrı) — Bursa’da tasavvufî geleneğin hâlâ yaşayan izi; tüketim maddesi istîlâsı ve peynir çeşitliliği misâli (tulum, kaşar, çökelek, çamur peyniri) ile teneke peynirin sonradan çıkışı — Anadolu’nun otantik mutfak hafızasının kayboluşu; geleneksel helal rızık anlayışı; ev beğenmeyip kiraya çıkma, 5-10 milyon âidât ödeme — mülkiyet şuurunun kaybolması; üç-beş kuruş maâş artışıyla mahalle, dergâh ve şeyh terki — sûfî terbiyesinin zedelenmesi: İbn-i Atâullâh el-İskenderî, Hikem; dinin alanının hem bireyde hem toplumda gün geçtikçe daralması ikâzı — Tirmizî, Zühd 25 (“Sonraki fitneler öncekilerin yanında daha şiddetli olacak, âhir zamanda Müslümanın îmânını koruması kor ateş tutmak gibi olacak”); İmam-Hatip Liseleri ve İlâhiyat Fakültelerinin çoğalmasına rağmen dînin gönül ve yaşayıştaki karşılığının zayıflaması; “dedem dervişti, Hû Hû derdi” nostaljisi ile yaşanan sahih dervişliğin kaybı — Seyyid Emîr Külâl, Hâcegân silsilesi; “Herkes Müslüman ama kalbine bak” tenkîdi — Zümer 39/22 (“Allâh kimin göğsünü İslâm için genişletmişse o Rabbinden bir nûr üzeredir”); Şuarâ 26/88-89 (temiz kalple Allâh’a varmak); sohbet kapanışı: hakların helâlliği, hayırlı gece temennisi, El-Fâtiha ma’a’s-salavât — tasavvuf âdâbı; İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin meclis kapanış tavsiyesi — Kevserî, en-Nüketü’t-Tarîfe

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Bekā, Mürşid, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı