Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Sohbeti #17 — Dört Kapı Kırk Makam

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Sohbeti #17 — Dört Kapı Kırk Makam. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Tevhîd Açılışı ve Kur’ân Yeter İtirâzı

Eûzü billâhi min ash-shaytânu r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak Muhammeden Resûlullâh cemî’an, enbiyâ-i ve’l-mürselîn. Ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh. Âmîn. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü, ayınızı, yılınızı, her şeyinizi hayırlı eylesin inşâallâh. Âmîn. Rabbim nefeslerinizi hayırlı eylesin inşâallâh. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi hakkı, hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı, hak bilip hak yolunda yürüyenlerden ve son nefesine kadar hak için mücadele edenlerden eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden, bâtılı yenmek için, yeryüzünden, yerle yeksân etmek için cihâd eden kullarından eylesin.

Âmîn. Allâh âmîn diyen dillerimizi nâr-ı cehennemden âzâd eylesin. Âmîn. İnşaAllah. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Edeceğiz inşâallâh. Sorulara bir zaman ayıralım inşâallâh. Sosyal medyada çoğalan Kur’ân bize yeter. çevrelerle ilgili kıymetli fikirlerinizi bize paylaşır mısınız? Bu lafız olarak güzel bir şey. bunu böyle bazı kelimeler bazı cümleler vardır, süsüdür. Lafız olarak böyle onu konuştuğunuzda insanların çok hoşuna gider. Cezbeder o kelime, o cümle. Bu da onun gibi bir şey. bize Kur’ân yeter dediğinde bu çok cazibeli bir kelime. Karşısında bir kimsenin söyleyecek bir şey kalmayacakmış gibi konuşulan bir şey. İyi. Bunları söyleyen insanların büyük bir çoğunluğu hadîs-i şerîfleri inkâr edenler.

Bu Kur’ân bize yeter diyen bir kimse, Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin büyük bir çoğunluğu hadîslerini inkâr ediyorlar. hatta İmam Buhârî’ye, hadîs imamlarının hemen hemen hepsine de laf söylüyorlar, hakaret ediyorlar. Bu arkadaşlar Kur’ân bize yeter diyen, bir gün hemen aklıma geleni söyleyeyim. Halk TV’de miydi ya da ulusaldaydı herhalde? Kur’ân bize yeter diyen, o öldü ya bir ilâhiyâtçı vardı Yaşar Nûri Öztürk. O da Kur’ân bize yeter diyenlerden birisiydi. 23 tane kitabına kampanya yapmışlar. 23 tane seri kitabını alan kimseye, 100 kusur liraya kitablarını satıyorlar. Bize Kur’ân yeter diyenler kitap yazıyorlar boyuna, kitap satıyorlar. E Kur’ân yeter de ne yapma sen kitap yazıp satıyorsun şimdi.

O zaman hiçbir şey yazma, ver milletin eline Kur’ân-ı Kerîm’i, yürüsün gitsin. İyi bize Kur’ân yeter, tamam. Faizle iştigal edenler anılarının, pardon, faizle iştigâl edenler şeytan çatmış gibi dirilecekler. Alın size Kur’ân yeter. O zaman cümle bütün ülke insanları Kur’ân-ı Kerîm’in bu âyeti mucibince şeytan çatmış gibi kalkacaksınız. Bu insanlar neden ahiretlerini helâk ediyorlar ki? Böyle bir âyeti Kerim’e var iken tevhîdî tefsirine gerek yok. Hadi tevhîdî tefsirine gerek yok. Kur’ân bize yeter. Kur’ân bize yeter. E hadi o zaman kim Allah ve Resulüne itaat etmezse o kâfirin ta kendisidir. Hadi Kur’ân bize yeter. O kâfirlerle cihâd farzayındır. Hadi Kur’ân bize yeter. Nûh öyle duâ etti. Dedi ki yeryüzünde bir tane kâfir kalmayınca kadar hepsini helâk et.

Hadi bize Kur’ân yeter. Hadi bize Kur’ân yeter. Diyenler tâğuta ve tâğûta hiçbir şey kabul etmesinler. Alsınlar silahı, silahı, silahı almak ve silahını almakla. Ne diyor? Ne diyor? Bir daha kendini terk edin. Çok güzel bir şey diyor. Bir daha kendini terk edin. Kendi kendine tâsir edin. Kendi kendine tâsir edin. Kendi kendine tâsir edin. Kendi kendine tâsir edin. bir şey kabul etmesinler, alsınlar, silahlansınlar, cihâd etsinler.


Hadîs İnkârı ve Cihâd Safsatası

Onlar Kur’ân’a neden tabi olmuyorlar ki? Bunların hepsi de boş safsata laflar. Yani, yetsin. Kur’ân kabul ediyoruz, tamam. Hadîs-i şerîflere, tamam. Hadîs-i şerîflere göre de amel etmeyelim biz. Hadi gelin hep beraber, bu Kur’ân yeter diyenlere söylüyorum. Hadi herkes Kur’ân-ı Kerîm’i okusun, ne yapması gerekiyorsa yapsın. Amaç o değil. Amaç o olmuş olsa, biz diyeceğiz ki, ya tamam, bunların niyetleri halis. Halis niyet değil bunlarınki. Bununla alakalı çok konuştum, çok sohbet ettim. Evet, bunu daha fazla, bunu bayatladı bu. Taze konular lazım. O yüzden, ama bunlar hâlâ daha devam ediyorlar mı bu tereneliye? Devam ediyorlar. Bunlar genel olarak namaza abdest olmayan, oruca olmayan, dini ibâdetlerini yerine getirmeyen kimseler.

Öyle diyecekler ne? Kardeşim biz ibâdetten uzak duruyoruz. İbâdet etmek nefsimize ağır geliyor. Biz hayatı böyle devam ettirmek istiyoruz. Etsinler, etsinler ne olacak ki? Selâmün aleyküm. Amerika tarafından öldürüldüğü söylenen Ebû İbrâhîm el-Hâşimî, el-Kureyşî, Kod adlı Abdullâh es-Selbî gibilerinin bu gibi isimlerle anılması ve öldürülmesi kurgu ya da mesaj olabilir mi? Zaten Normande bu en son DAEŞ’in liderini mi diyorsunuz? Zaten Amerika’nın kurduğu bir şey, Amerika bir örgüt kuruyor, başına da birisini getiriyor, o tutturuyor. Ondan sonra canı isteyince öldürüyor, canı isteyince başka bir şey yapıyor. Bakın dünya üzerinde bir silahlı örgüt kuruluyorsa, bunun adı ne olursa olsun, bakın bunun adı ne olursa olsun, bu böyle istediği kadar Müslüman, İslâmcı veya adına ne derseniz deyin, Allâh için İslâm için savaştığını da söylesen, bakın tekrar söylüyorum, dünya üzerinde ne kadar silahlı bir örgüt var ise, hepsinin arkasında, hepsinin arkasında muhakkak bir devlet vardır.

Muhakkak. Amerika olabilir, İngiltere olabilir, Almanya olabilir, Fransa olabilir, İsrail olabilir, Çin olabilir, Rusya olabilir, arkasında devlet olmayan, bilhassa bu beşli çete var ya, Birleşmiş Milletler’de, ondan sonra konsey başkanı olanlar, onlar bir şeyi reddedince geçmiyor ya, o beşli çetenin bir tanesi muhakkak arkasındadır onun. Bakın adı ne olursa olsun diyorum, adı ne olursa olsun, bir kimsenin elinde silah var mı? Var. Onun arkasında bir devlet vardır. Hangi devlet olursa olsun, o yüzden Orta Doğu’da, Orta Doğu denilen Irak, Sûriye, Filistin, ondan sonra Yemen, buralarda şimdi Karabağ’a var ya, orada İslâm adına savaştığını söyleyenler var ya, onların hepsinin arkasında yabancı güçler var.

Bakın hepsinin de arkasında. Ya o DAEŞ’in fırtına estirdiği günleri hatırlayayım, hâlâ da Amerika onlara silah veriyor mu? Veriyor. Dünyanın gözünün içine baka baka veriyor. Ve hiç bir şey yok. Silah veriyor mu? Veriyor. Dünyanın gözünün içine baka baka veriyor. Ve hiç kimse de onu durduramıyor. Sen buraya nasıl silah verirsin diyemiyor. Yıllardan beri PKK bu silahı nereden buluyor ki? Amerika veriyor. Mossad veriyor. İsrail veriyor. İngiltere veriyor. Rusya veriyor. Fransa veriyor. Almanya veriyor. Bu saklı gizli değil bunlar. Yeni de değil. Yeni de değil. Bakın tekrar söylüyorum, birisinin elinde bir silah var ise bu kim olursa olsun bu. O silahtan devletin veyahut da gizli teşkilâtların haberi vardır.

Yok diye düşünmesin hiç kimse. Ben anlatırım bazen 12 Eylül’den yaşadıklarımızı. Bir anons ettiler 12 Eylül’de herkes silahlarını cami bahçelerine veya okul bahçelerine atacak diye. Herkes silahlarını atıyor. Şimdi o zaman için başçavuş diyormuş ki Ahmet oğlum sende bir de gümüş kabzalı bir silah daha vardı. Onu niye atmadın sen? Onu da at bak yuvaşını yakacaksın sonra. Adam onu da atıyor. Şimdi böyle solcular ve ülkücüler silahları atmakta tereddüt ediyorlar. Tereddüt etmelerinin sebebi şu ya kullanıldıysa bir yerde diye. Ama devlet kim olursa olsun bu silahları atmakta tereddüt ediyorlar. Kiminde ne silah var hepsini biliyor. Ya hepsini biliyor da daha önce neden toplamadı? Süleyman Demirel diyordu ya aynısık yönetim devam ediyordu.


12 Eylül, PKK ve Atatürk Heykelleri

Daha önce neden olan aynısık yönetim tecelli ettirilmedi işlenmedi de şimdi işlendi darbeden sonra diyordu. Bakın bütün devlet kimin elinde silah var hepsini de biliyor. Şu anda da biliyor. Şu anda bilmiyor zannetmeyin. Şu anda da biliyor. Şu anda da birisinin elinde bir silah varsa üzerindeki seri numarasına kadar biliyordur. Biliyordur. Öyle kimse devleti hafife almasın. Biliyordur bunu kafanıza yerleştirin. Birisi size silah satmaya geliyorsa bilin ki devletin ondan haberi var siz fişleniyorsunuz. Siz fişleniyorsunuz kesin. Ben o yüzden derim çakı bıçağı dahi taşımayın üstünüzde. Taşımayın almayın silah. Bunu böyle bir şeylerden korktum çekintim için söylemiyorum ha. Almayın. Gitmiştir o silah bir terör örgütünün eline geçmiştir orada kullanılmıştır.

Serseri mayın gibi nerede patlayacağı belli olmayan bir silah senin elinde bir patlar ne kadar cinayet varsa hepsini üstüne alırsın. Sen de yakalanır biter mesele. Öyle arabanızın kapısını penceresini açık bırakmayın. Öyle arabanızı önünüze geleni vermeyin. Ya bir işin vardı bir yere kadar gideyim verme. Sen götür getir. Arabanın anahtarı orta yerde dolaşmasın verme. Hele bu zamanda daha da titiz davranın. Yok o değil canım bu kardeşim benim sen tedbirini al. Sen tedbirini al. O yüzden da iş ismi söylenir şimdi böyle isim olunca. Bak isim şimdi neymiş adamın adı el-Hâşimî el-Kureyşî. Mehdî neredendi? Kureyş’tendi. Millete bunu Mehdî de yutturdular bunu. Yutturdular baktığın zaman şimdi hem Hashimi hem Kureyişi lakabı tamam bitti.

Beklenen Mehdî o. Tamam bitti işte. Saf Müslümanlar da ona inansın. Veyahut da kendince cihâd ettiğini düşünen gitsin silah altına girsin orada cihâd etsin. Bakın yakın tarihte bunların çok örnekleri var. nerede Afganistan cihâdına gidenler? nerede Çeçen cihâdına gidenler? En son Çeçen cihâd komutanının nereye oturum aldığını söyleyeyim mi size? İngiltere’de. Ve İngiltere ile Rusya anlaştıktan sonra Çeçen cihadı bitti bir anda. Rusya anlaştı. Rusya’yı Çeçen cihatıyla dize getirdiler. Rusya anlaşmak zorunda kaldı. Adam üç beş tane kar maskeli adam gitti bir okulu öyle değil mi çevirdi okulda eylem yaptı. Bunları onlar tek başlarına yapacak mı zannediyorsunuz? Birileri kaşır, birileri provoke eder, birileri gaza getirir.

Şimdi bir kaç gündür ne var? Atatürk anıtını adam arabaya bağlayıp çekmek istiyor. Mantıklı mı? Değil. Bakın mantıklı mı? Değil. Ya mezubun tekedir. Yok canım kardeşim öyle bir şey değil o. Onları birisi gaza getirdi. Yaptırdı. Ardından meşaleyi alan İzmir Marşı’yla heykellerin etrafında sabaha kadar nöbet tutuyorlar. Bakın sabaha kadar nöbet tutuyorlar. Hemen belediyeler oraları çadırları da kurmuşlar haberleri izledim yani. Orada onlara sıcak çorba veriyorlar, destekliyorlar diyorlar ki siz burada gelin sabaha kadar meşaleleri yakın marşları söyleyin. Heykelleri koruyun. Mantıklı bir Müslüman düşünse şimdi. Mantıklı bir Müslüman. Bakın. Atatürkçülük lafzı altında bugün için Türkiye’deki Kemalistlerin, Atatürkçülerin bu ülkeye yapabilecekleri, verebilecekleri hiçbir projeleri yok.

Hiçbir projeleri yok. Ne bir ekonomik programları var, ne sosyal programları var, ne siyasi programları var, ne kültürel programları var. Sadece onun değil, öbür günlerinde yok. Bu da ayrı bir mesele de. öbür günlerinde yok. bugün ülke plansız, projesiz, programsız, bunu bütün ülke insanına yutturuyorlar. Bütün ülke insanına yutturuyorlar. Plansız, projesiz, geleceğe ait hiçbir planı olmayan bir siyasi partiler manzumesi var. Ve hiçbir projesi olmayan bir entelektel gibi sayılan fikir dünyası varmış gibi kabul edilen bir gürûh var ülkede. Bana söyler misiniz bu ülkenin kalkınması için nasıl bir ekonomi projesi sunuyorlar? Bana söyler misiniz hangi kültür projesini sunuyorlar? Bir kültür projesi var mı?

Bir eğitim projesi var mı? Bana bir tane parti söyleyin. Bu partinin eğitim projesi, kültür projesi, ekonomi projesi, ondan sonra uygun deyin bana. Neyle kalkındıracaklar, neyle proje sunacaklar? enflasyon %48’e çıkmış, enflasyonu aşağı düşürmenin projesini sunsunlar. Yok. Yok. Ama hiçbirisinde yok. Şimdi mevzunun başına geleyim.


Projesiz Siyâset ve Bayındır Mevlidi

Bugün Türkiye’de Atatürkçilerin, ben 60 yaşındayım, 15 yaşında siyasetle tanıştım, 25 yaşında bıraktım. Ben 15 yaşından beri Türkiye’deki Kemalistlerin, Atatürkçülerin bir proje üretip bu milletin önüne koyduklarını görmedim. Kabul edin etmeyin. Refah Partisi’nin bir milli görüş çatısı altında bir projesi vardı. milli ekonomi, milli kalkınma, fabrika şu, bu bir projesi vardı. Peki, bana söyler misiniz? Anavatan’ın bir projesi var mıydı? Söylemi vardı Türkiye’yi küçük Amerika yapacağım diye. Peki, Doğru Yol Partisi’nin bir projesi var mıydı? Yok. Bakın bunların hiçbirisi de böyle ideolojik partiler değil. Ideolojik olarak görünen Refah Partisi vardı, ülkücüler vardı. Bir de solcular vardı. CHP değil.

Solcuların neydi ideolojisi? Bir kısmı Rus Komünizmi’ni savunurdu, bir kısmı Çin Komünizmi’ni savunurdu, bir kısmı da Arnavutluk Komünizmi’ni savunurdu. Bakın onların savundukları oydu ve onların kitapları neydi? Marx’dı. Karl Marx’ı okurlardı. Projeleri oydu. Bakın ellerinde bir proje vardı. Bildiğin proje var. Marx’ın ekonomik olarak, sosyal olarak, dini olarak, eğitim olarak da bir projesi var. Kabul edersin etmezsin. Bir solcunun, bir komünistin projesi var. Bir inancı var onun. Ülkücüler vardı, Türkeş’ten dolayı kendince bir projesi. Ama bunları böyle proje haline getirtiren Karl Marx’tı. Solculardı, komünistlerdi yani. Onların projesine karşılık proje üretilirdi. Bunların üzerine de Erbakan Hoca’nın milli görüş projesi vardı.

Bakın ülkede üç tane projeli ideoloji vardı. Birisi solculara ait, birisi ülkücülere ait, birisi de dindarlara ait. Refah Partisi’ne ait. Geri kalanı hiçbirisinde hiçbir proje yok. CHP projesiz, Ananvatan projesiz, Doğru Yol projesiz, bak projesiz bunlar. Bunların kimin projesi biliyor musunuz bu partiler? Projesi olmayan partiler, projesi olanlar da hepsi de Batı’nın. Hepsi de Batı’nın projesi. Hepsi de. Bakın hepsi de diyorum. Bunu zaman gösterdi. Acı şeyler bunlar. Ama zaman gösterdi. Şimdi bu Atatürk heykellerine saldırı da bu da bir proje. Ülkede her şeyin unutulduğu ve eskiye dair her şeyin terk edildiği bir zamanda çırpınış yapıyorlar. Unutmayın bunları diye. İnsanlar ülkede dini unutmuş.

Dini unutmuş insanlar. Dini unutan bir toplum, bir toplum, bir toplum. Dini unutan bir toplum Atatürkçülüğü mü diri tutacak? Yok o da unutulup gidiyor. Şimdi böylece ne oluyor? O unutulup giden veya eskimeye yön tutan şey yeniden canlanıyor. Şuurlu bir Müslümanın yapacağı bir şey değil. Şuurlu bir Müslümanın edeceği bir şey değil. Oradan bir şey elde edilmez çünkü. Ama bunu böyle yaparak ülkede bütün herkesi ayağa kaldırdılar mı? Kaldırdılar. Ve herkes bu konuda rahatsız oldu mu? Evet. Bir kısım bu konuda daha ileri hareket etmek isteyenler de meşalesini kapan gitti heykellerin etrafında nöbet tutuyor şimdi. Güzel bir şey. Ben bir insanın kendi inancı ve ideolojisi peşinde koşmasını alkışlarım.

Evet. Ülkede ben Müslümanım diyenler kendi dinlerinin üzerinde bu kadar titiz değiller. Bir kimse Kur’ân âyetleri olmaz bu Allâh’ın âyeti değil dedi. Hiç kimsenin umrunda değildi ülkede. Diyânet bile mahkemeye veremedi adama. İlahiyatçılar bir şey diyemedi. İzmir’de adam Hazret-i Meryem annemize laf attı. Onu namusuna dil uzattı. Ülkede hiç kimse bir şey diyemedi ona, bir şey yapamadı. Ben Müslümanım diyenlerin çok özür dilerim hakkınızı helâl edin hepinizden. Sizleri tenzih ediyorum. Ben Müslümanların Müslümanım diyenlerin pısırık korkak davalarına sahip olmadığını ben Müslüman olunca anladım. Bakıyorum korkak pısırık kendine öz güveni olmayan, yaptığı şeye kendisi inanmayan topluluk. Gerçekten acı bir şey bu.

Bunu yaptım diye söylemiyorum hakkınızı helâl edin. Bazen diyorum ya Bayındır’da camide dergâhta camide ders yaptıran ilk kimseyim ben. Dergâh ayağa kalktı o zaman. Dergâh ayağa kalktı o zaman. Camide nasıl ders yaptırılır, nasıl zikrullâh olur? Ben bir de Bayındır belediye hoparlöründe ilanat ettiriyorum. Bizim orada böyle hoparlör sistemi var. Satılık mallar, onlar bunlar hep oradan hoparlör sisteminden ilan ve reklam bürosu var Bayındır’da belediyenin. O saat 10’da mesela onun bir saati var. Bir sabah bir akşam icradan satılık yerler. ilan reklam neyse sen bir ilan reklam veriyorsan parasını veriyorsun oradan ilan ettiriyorsun.


Camide Zikrullâh ve Nefs Mücâdelesi

Ben parasını verdim günde iki sefer ilan ediyorlar dikkat dikkat sevgili Bayındırlılar. yeni mahalle Gümüşpala Caddesinde oturan Mustafa Özbağ, babası Rahmetli Hasan Özbağ adına Hacı İbrahim Mahallesi caminde tevhîd ve mevlid okutacaktır bütün halkımız davetlidir. Tevhîd ve mevlid. Bütün herkes toplandı anneme dedim herkese söyle herkese söyledi. Kadınlar beyaz örtülerini iğneyle oyalanır. Hepsinde takmış takıştırmış bizim orada mevlid düğün gibi herkes takıp takıştırıyor geliyor. Geliyorlar boyuna. Bayındır’dan bizim arkadaşlar geliyor herkes geliyor. Dirdeden de ben dervişleri çağırdım. Dedim ne zaman mevlid okuyan ondan sonra gelin Allah diyelim. Bir kez Allah diyen ondan sonra dökülür cümle günahlarımı hisse Hasan deyince dedim Allah ismasını girin siz.

Bir girdiler Allah ismasını yıkılıyor ortalık. Sıvışacaklar camiden geriye bakan beni görüyor ben kapıda duruyorum öyle. Çıkamıyorlar da. Tabi zikrullâh oldu mevlid oldu bir hoca çıkıp gitmeye kalktı ben hocayı bir daha geri çevirdim. Ondan sonra mevlid bitti zikrullâh da oldu yukarıda kadınlar bir karışmış mahalleden bir meylami bir kadın vardı. Bizim mahallede hoca diyorlardı ona. Hoca Emine miydi neydi beni de çok severdi böyle. Nasıl severdi o böyle kadınlar ne oluyor diye çırpınınca demiş oturun. Mustafa’nın doğru yolu doğru yol demiş aferin çocuğa demiş. Ondan sonra aferin oğluma şöyle böyle bir met etmiş yukarıda herkes oturturmuş susturmuş dergâhta ihtilal oldu. Beni şeyh efendiye şikayet ettiler camide zikrullâh yaptırıyor diye.

Bakın Müslümanlar dünya üzerinde en korkak topluluktur. En pısırık topluluktur. Bu sözlerim ağır. Kendi davalarını savunamazlar. Kendi davalarına sahip olmazlar. Bir makamı görünce bozulurlar. Parayı görünce bozulurlar. Çünkü sûfî eğitimleri yoktur. Hakiki manada seyr-i sülûkları yoktur. Hakiki manada nefisle mücadeleleri yoktur. Nefisle mücadeleleri yoktur. Bir şeyleri yapamıyorlarsa güç yetiremediklerinden yapmazlar. O yüzden ben derim ki asıl nefisle mücâdele bir şeye gücün yeterken yapmamaktır. Bir şeye gücün yetiyor. Adamın boğazını sıkmaya gücün yetiyor mu? Yetiyor. Boğazını sıkmaya gücün yetti halde getir lan seni affettim Allah adına diyorsan sen nefisle mücâdele ettin demektir. Cebinde para var mı?

Var. Sen gidip beş yıldızlı otelde tatil eder misin? Edersin. Yapmıyorsan nefisle mücâdele vardır sende. Sen gidip beş bin liraya takım elbise alır mısın? Alırsın. Özgür. Normalde normal bir takım elbise kaç para şimdi? Ortalama üç bin lira. Ortalama üç bin lira. Evet. Biraz iyisi beş bin lira. Senin beş bin liraya cebinde var mı? Var. Sen beş bin liralık takım elbise alsan seni ırgalar mı? ırgalamaz. Ama sen onu sırf gösterişe düşmemek için, nefsine dur demek için almıyorsan nefis mücâdelesi odur. Öbür günde zaten yok. Nereye alacak beş bin liraya? Onun nefis mücâdelesi ayrı. Onun nefis mücadelesini o da üç yüz liraya alabilir mi? Alabilir. O iki yüz elli liraya, iki yüz liraya alıyorsa o zaman onda nefis mücâdelesi yapıyor.

Veya almıyorsa nefis mücâdelesi o. Senin cebinde pekmez yemeye paran yok. Ben kırk yıldır pekmez yemedim. Nefsimle mücadele ettim de. Hadi yürü. Ne nefsinle mücadele ettin sen? Sen de zaten pekmez parası yoktu. Senin nefsinle mücadele pekmez parasını veya pekmezi görünce başlar. Birisi sana bir kavanoz pekmez yemeye getirdi, koydu önüne. Bu senin, al ye iç dağıt ne yapıyorsan yap dedi. O zaman senin nefsinle mücadele başladı. Sen kırk yıldır pekmez yemiyordun, yoktu çünkü sende. Nereye yiyecektin? Var şimdi. Birisi bir kavanoz pekmezi getirdi. Yedin mi, infak mı ettin? nefis mücâdelesi bu. O yüzden Müslümanların nefis mücadeleri de yok. Fıkarakan sûfî. İflas etmiş sûfî. Yok zaten sûfî hiç sıkıntı yok.

Aha biraz palazlandı.


Palazlanan Sûfî ve Kullanılan Müslüman

3-5 kuruşluk iş yaptı, aha arabası değişti, evi değişti. Bana müsaade. Aha hayırdır? E zengin ne de artık şimdi. Burada bizim içimizde onu o parayı yiyip içemez şimdi. Bizim içimizde de hayatını devam ettiremez. Şimdi buraya adam gelecek, 5000 liralık takım elbiseyle herkes bokacak öyle düşünüyor. Bir de ne yapsın şimdi bu fukarâyı iftara mı davet etsin adam şimdi? Veya bunlar onunla beraber mi kazandı yani? o zaman nefis mücâdelesi başlıyor. Şeyken bir sıkıntı yok. üstâd onun on numara. Rüyasında, halinde, her şeyinde gördü. Biraz artık kitap okudu, biraz öğrendi. Biraz da parası pul oldu, palazlandı. Nefis mücadelesi o zaman. Aha üstâdı beğenmiyor artık. Buradaki topluluk da hepsi böyle mi efendim?

Hâlâ da dudak boyası, saç boyası mı soracaklar? Siz bıkmadınız mı bundan? Bana söylüyor bir de. Benim eve toplasam arkadaşlar orada sohbet eder misin? Müşrikler de aynısı söylüyordu. Bak müşrikler de aynı şeyi söylüyordu. He o ne oldu? O nefis mücâdelesi o. Yenildi. Müslümanların genelindeki sıkıntı bu. Çok basit. Adamı götür, bir müdür yap gör. Herkes de var bu. Bizim de bir ülkücü abimiz vardı. Ülkücü kadrodan belediyeye girdi, bizi tanımadı adam. Evet. Biz o belediyeye işe girsin diye biz böyle var gücümüzle mücadele ettik. Ülkücü abimiz belediyede iş yapsın, işe girsin diye Ülkücü kadrodan doğru yol partisi onu belediyeye aldı. Belediye başkanı. Adam önce bizi tanımadı. Bu işler böyle olmaz Mustafa’cım demeye başladı.

Önce bizi tanımadı. Bunlar hep böyle tecrübe. O yüzden Müslümanlar da ne yazık ki böyleyiz. Allâh bizi affetsin. Böyle olunca bizim içimizden örgüt de kuruyorlar, parti de kuruyorlar. Birilerine eline para da veriyorlar, pul da veriyorlar, silah da veriyorlar. Bir yerde bir örgüt kuruyorlar, silahlandırıyorlar. Hadi cihâd edeceksiniz diyorlar, koşturun. Onlar koşturuyorlar. Onlar da arabalar, ondan sonra silahlar, askeri ekipmanlar nereye saldırdığı önemli değil. Oradakiler de herkes kendi kendine düşünüyor ki biz Allâh yolunda cihâd ediyoruz. Biz mücadele ediyoruz diye düşünüyorlar. Öyle Allâh yolunda cihâd ediyoruz derken camiyi de bombalıyorlar. Ne bileyim ibâdet edenleri de bombalıyorlar.

Ne bileyim karşısındakini kâfir diyorlar, onları da bombalıyorlar. Yürüp gidiyorlar. Velhâsıl-ı kelâm. Meseleyi toparlayalım. Kur’ân ve sünnete sarılmak herkese zor geliyor. Onun mücadelesini vermek zor geliyor. Böyle sapkın, yok bize Kur’ân yeter. Yok cihâdcı böyle topluluklar. Yok biz dini İslâmî, ne dedi o birisi bana? Biz İslâmî siyaset yapıyoruz dedi. Dedim nerede? yaptığın ülke nerede dedim. Ondan sonra böyle baktı ben böyle kinayisine sorunca. Sakın Türkiye deme bana dedim. Ondan sonra nasıl dedi. Türkiye’de her parti Atatürk ilke ve inkidapları dairesinde kurulur. Öyle kalkıp da dedim ben Türkiye’de İslâmî siyaset yapıyoruz demeyin dedim. Evet diyorsanız siz anayasayı yıkmaktan içeri atarlar sizi dedim.

Ondan sonra kaldı. O yüzden Müslümanlar ne yazık ki kullanılmaya müsaitler. Aldatılmaya müsaitler.


Hz. Ömer ve Allâh’ın Zâtî Sıfatları

Bakın kullanılmaya ve aldatılmaya müsaitler. Sakın ha benim ağzımdan dahi duysanız mi provokasyona inanmayacaksınız. Diyeceksiniz ki şekeri mi yükseldi acaba bunun yoksa buna bir ilaç mı verdiler? Ne oldu da bu böyle bir şey söylüyor? Bugüne kadar söylediğinin hilafına döndü diyeceğiniz tabi olmayacaksınız. Allâh bizi affetsin. Biz 28 Şubat’ta da gördük 28 Şubat’ta beni çok eleştiriyorlardı. Sen bütün cemaatı pasifize etiyorsun. çekmiyorsun şunu yapmıyorsun bunu yapmıyorsun diye bunların hepsi de boş. Siz Kur’ân ve Sünnet’i öğrenin. Kur’ân ve Sünnet’i yaşayın. Yaşayarak da tebliğ edin inşâallâh. Evet laf uzadı inşâallâh biz Mesnevî’yi okumasına devam edelim. Kaldığımız yerden. Ne yaptıydı şey Rum Kayseri Hazret-i Ömer Efendimizin Radıllahu an Hazretlerinin yanına geldiydi.

Hazret-i Ömer Efendimiz de ona nasihat etmeye başlamıştı. Önce korkma dedi, korkma dedikten sonra devam etti. Ondan sonra en güzel bir yoldaş olan Allâh’ın tertemiz sıfatlarına dair ince bahislere daldı. Hazret-i Ömer Radıllahu an Hazretleri aynı zamanda bir mürşid-i kâmil temsil ediyor. Ondan sonra ne yaptı Rum Kayseri’ne? Önce korkma dedi, onu sakinleştirdi. Onun gönlünü bir feraha kavuşturdu. Ondan sonra bakın en güzel yoldaş kimmiş? Allâh’mış Celle Celâlüh. Ve Allâh’ı tanıtmaya başladı. Ne yaptı? Onun sıfatlarına dair ince bahislere daldı. Hadîs-i şerîf, Allâh’ın yarattıkları hakkında düşününüz. Fakat Allâh’ın zata hakkında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna hiç güç yetiremezsiniz. Demek ki Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının üzerinde ne yaptı?

Onu anlatmaya başladı. Allâh’ın sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Allâh’ın sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Ve başlangıcı ve sonu olmayan bir Allâh’ın yarattıklarının da başlangıcı vardır, sonu yoktur. Yaradılışın başlangıcı vardır, sonu yoktur. Cenâb-ı Hak hep yaratmaya devam eder. Ama evvelinde Allah kendi zatında yaratıcı mıydı? Evet. Ve Cenâb-ı Hak sonsuz sıfatları vardır. Ama bu sonsuz sıfatların içerisinde Rabbimin bir de özel husisi tabiri caizse ana sıfatları diyeceğimiz sıfatları vardır. Ve Allah sıfatlarıyla tanınır. Bakın Allah sıfatlarıyla tanınır. O yüzden zatını tefekkür etmek yasaklanmıştır. Ama sıfatlarıyla tanınır mı? El cevap evet. Ve Cenâb-ı Hak bütün her şeyi bilen olduğu için sıfatlarının da tecelliyyâtlarının tam manası ile ne olduğunu yine kendisi bilir.

Biz hangi sıfatının ne manaya geldiğini tahmin edebiliriz. Ama şu manaya gelir diyemeyiz. O yüzden Cenâb-ı Hak’ın bir zâtî sıfatları vardır. Bunu imamlar, akâid imamları tasnîf etmişler. Bir de nedir? Subûtî sıfatları vardır. Bu sıfatları biz hadi ana sıfatlar diyelim. Ana hat gibi. Bu zati sıfatlarda vücûd sıfatı vardır. Kıdem sıfatı vardır. Vücut sıfatı nedir? Allah vardır. Kendi vücûduyla muhkemdir. Bu vücûdunun zıttı yoktur. Bak vücûdunun zıttı yoktur. Vücudunun eşi yoktur. Vücudunun benzeri yoktur. O yüzden vücûd ism-i şerîfi sıfatı Cenâb-ı Hak’a aittir. Hiçbir varlığın onun vücûdunun içerisinde var olarak görülmesi dahi mümkün değildir. Öbürkü nedir? Kıdem ismi şerifidir. Kıdem sıfatıdır.

O nedir? Başlangıcı ve sonu yoktur. Başlangıcı ve sonu olmayan bir tek Allah’tır. Yaratılmış olanların hepsinin de başlangıcı ve sonu vardır. Bir sonla karşılaşırlar. Ve aynı zamanda Bekâ ismi şerifi de bu Kıdem ismi şerifi iledir. sonu yoktur dedim ya, varlığının sonu o yoktur Cenâb-ı Hak’ın. Bu direk tabiri caizse zâtî sıfatlarıdır bunların bunlar. Ve aynı zamanda Allah sonradan hiçbir şeye benzemez. Allah hiçbir şeye benzemeyendir. Bu da muhâlefetün li’l-havâdis sıfatıdır. Allah ne yarattıklarına benzer ne de sonradan başka bir şeye benzer. Başlangıçta hiçbir şeye benzediği gibi, varlığın başlangıcında hiçbir şeye benzemediği gibi herhangi bir yaratmış olduğu varlığın sonunda da bir şeye benzemeyecektir.

Allah hiçbir şeye benzemez. Yaratmış olduğu varlıklarının içerisindeki herhangi bir varlığa da benzemez. Öbür küsü ne? Beşincisi vahdâniyyettir. Allah kendi zâtında ve sıfatlarında tektir. Vahtet tek demek, birleşmiş demek.


Subûtî Sıfatlar ve Kader İnkârı

O yüzden bütün fiillerinde de Allah tektir. Allâh’tan başka yaratıcı yoktur, Allâh’tan başka da sıfat ve fiillerinde herhangi bir eşi benzeri yoktur. Kıyâm-ı binefsihi vardır, o da 6. zat-ı sıfatıdır. Varlığı Cenâb-ı Hakk’ın kendiliğindendir. Allah kendi kendine var etti diyemeyiz. Allah kendiliğinden başlangıçsız vardı. Bakın başlangıçsız vardı. Allah sonradan oluşmuş bir şey değildir. Ve hatta şimdi son zamanlarda böyle şeyler söylüyorlar. Şunu kapatır mısın bir zahmet? Allah kendi kendine mi yarattı? Canım kardeşim, Allah var zaten, neden kendi kendine yaratsın? böyle kimyasal bir oluşum gibi düşünüyorlar. Bir tane nüve gibi bir şey, hücre gibi bir şey, ondan sonra büyüdü. Böyle değil. Allah zaten vardı bütün esma ve sıfatlarıyla, her şeyiyle vardı.

Yaratılan hiçbir şey olmadığı için bilinmiyordu. Yaratılan hiçbir şey yoktu, o yüzden bilinmiyordu. Yaratmaya başlayınca bilinirliği de başladı. Öbürkü öbür ana hat diyeceğimiz subûtî sıfatlar. Varlığın zorunlu olan ve olgunluğu ifade eden sıfatlardır. Bunlar hani Allah diridir, Allah irade idare edendir, Allah kuvvetlidir, kuvveti elinde tutandır gibi. Bunlarda da ana sıfatlardan birisidir Allâh’ın hayât ism-i şerîfidir. Allah her daim diridir, canlıdır. Allah diridir, istediğini diriltir, Allah istediğinde öldürür. Ama Allah ölmez. Öbürkü de nedir? İlim ismi şerifidir, subûtî sıfatlardan. O da nedir? Allah her şeyi bilendir. Varlığın evvelini de bilir, ortasını da bilir, ahirini de bilir, sonunu da bilir.

Allah yarattığı her şeyi bilir. Allâh’ın bu bilgisi sonradan da oluşmaz. Bunu böyle söylüyorum çünkü yine bir ilâhiyat profesörü televizyonda söylüyordu. Allah kaderi bilmez diyordu. Haşa. O ne o hadîsleri inkâr eden bir İstanbul İlâhiyat Fakültesi’nde bir şey var. Abdülaziz Bayındır. canlı yayını çekmişler, videodan izlemiştim. Allah kaderi bilmez diyor. Haşa. Buradan geri dönmediyse küfür ehli. Buradan geri döndüyse ne âlâ. Allah kaderi bilmez diyor, yarını bilmez Allah diyor. Bunları isim söylemiyordum önceden artık isim söylüyorum. insanlar tanısın bunları. Bunları ilâhiyat profesörü deyip başına tac ediyor insanlar. Allâh’ın bilmediği hiçbir şey yoktur. Allah ilmiyle her şeyi bilendir. Ve ilmiyle her şeyi kuşatandır.

Allâh’ın bilmediği zerre miktarında bir şey dahi yoktur. Nokta dahi bir şey yoktur. Birisi Allah bunun böyle olacağını bilmiyordu derse küfür ehlidir. Tecdid-i îmân tecdîd-i nikâh gerektidir. Tövbe etmesi gerekir. Nikahı da düşmüş olur. Evliyse muhakkak bir daha yeniden nikahını tazelemesi gerekir. Neden? Allah her şeyi bilir. Bizim bilmediğimiz kaderi de bilir. Bizim bilmediğimiz ilminlediğini de bilir. Bizim bilmediğimiz Levh-i Mahfûz’u da bilir. Bizim bilmediğimiz Levh-i Mahfûz’da yazılmayanı da bilir. lef-i mahfuza bütün bildiklerin oraya yazmalı. Bizim bilmediğimiz Levh-i Mahfûz’un öncesinde olan ilmi de bilir. O zaman Allah bilicidir. Biz bilmeyiz. Biz yarın ne olacağını bilmeyiz. Allah bilir.

Yüz yıl sonra ne olacağını Allah bilir. Biz bilmeyiz. Yüz yıl sonra ne olacağını Allah bilir. Biz bilmeyiz. Bin yıl sonra ne olacağını Allah bilir. Biz bilmeyiz. Allâh için böyle bir bilmeme söz konusu değildir. O yüzden kendisini ilâhiyât profesörlüğü makamı verilmiş olanların söylediklerine itibar etmeyin. Böyle bir şey yok. Allâh muhâfaza eylesin. Semî’ işitmek demektir. Ama Allah nasıl işitir? Allâh’ın işiticiliğinin tecelliyyâtı nasıldır? Biz bilmeyiz. Ama Allah her şeyi işitir mi? Evet. Allâh’ın işitmediği hiçbir şey yoktur. Allâh Basar, görendir.


Ahmed Yesevî Yolu ve Mason Abduh

Allâh’ın görmediği hiçbir şey yoktur. Âyet-i Kerime’de böyle tarif eder ya gecenin yarısında karanlığın içerisinde karıncanın ayak seslerinde Allah işitir der. Allah çünkü Semî’ işitir ve Allah gecenin karanlığında o küçücük karıncayı da görür. Allâh’ın görmediği hiçbir şey yoktur. Allâh’ın işitmediği hiçbir şey yoktur. Beşinci subûtî sıfatı iradedir. İrade nedir? Dilemektir. Bir şeyi, iradesini onun üzerine koymak, onu dilediğince güç, kuvvet onun üzerine tesis etmek, en büyük dileğici Allah’tır. Allah kendi dileğiciliğini kullarının önünde tutar. Yaratıklarının önünde tutar Allah kendi dileğiciliğini. O yüzden Âyet-i Kerime’de der ki Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Allâh’ın dilemesi senin dilemenden öndedir.

Allâh’ın dilemesi senin dilemenden öndedir. Allah en yüce dileğicidir. Ve Allâh’ın dilemesinin üzerinde bir dileme yoktur. Ancak Allah diler. Ancak Allah diler. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri böylece o Kayser’e Allâh’ın zâtî ve subûtî sıfatlarını anlattı. Tabiri caizse o Kayser’e Allâh’ı anlattı. Ona Allâh’ı tebliğ etti. Onu Allâh’ı söyledi ona. En büyük tebliğ de budur. Bir kimseye Allâh’ı anlatmaktır. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri de o Kayser’e o Rum Sefîri’ne Allâh’ı tebliğ etti. Onu anlattı. Elçiye sonra da makam nedir, hal neye derler. Anlasın bilsin diye Allâh’ın Abdâllara gönderdiği lütuf ve ihsanlarını akbetti. Bakın yol bellidir. Sonra Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri Allâh’ın Abdâl dediği velî kullarıdır.

Türkçe de velî kullarına da Abdaldır. Bildiğimiz Abdallardan değil veya da küçümsemek için söylemiyorum. Anadolu’da sas çalıp keman çalıp türkü söyleyenlere de Abdâl denir. Bu öyle değil. Allâh’ın velî kulları Abdâl olarak geçer. Kütüb-i Sitte’de bununla alakalı hadîs-i şerîfleri bulmanız mümkündür. Âyet-i Kerim’de Allâh’ın velîlerine korku yoktur. Onlar mahzûn ve muhâtâb olmayacaklardır. Onlara dünyada da ahirette de iyilikler vardır dedi. Âyet-i Kerim’in tecelliyyâtı. Demek ki Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri onu Allâh’a anlattıktan sonra o kimseye sufiliyi anlattı. O kimseye ne dedi? Hal neye derler, makam nedir onu anlattı. O zaman biz Ahmed Yesevî’nin, Hâcı Ahmed Yesevî’nin yolundan giden sûfîler olarak.

Çünkü Anadolu’daki sûfî yapılanması Hâcı Ahmed Yesevî’ye dayanır. Türkler’deki sûfî yapılanması Hâcı Ahmed Yesevî’ye dayanır. Anadolu’daki öz sûfî öğretisi Hâcı Ahmed Yesevî’den gelmedir. Hâcı Ahmed Yesevî’nin yolundadır. Hâcı Bektâş-ı Velîler, Hazret-i Mevlânâ’lar, Yûnus’lar, Hâcı Bayrâm-ı Velîler, Üftâdeler, Eşrefoğlu Rûmîler bunların hepsi de Hâcı Ahmed Yesevî’nin yolundan olanlardır. Zaten ne zaman ki bu ülke insanlarını Yûnus’tan, Hâcı Bektâş’tan, Hazret-i Mevlânâ’dan, Üftâdelerden, Eşrefoğlu Rûmî’den, Niyâzî-i Mısrî’dan kopardılar, ülke Anadolu Müslümanları dağıldılar. Bunları koparanları Allah bildiği gibi eylesin. Çünkü bu ülkeye fitne tohumunu eken bunlar. Bu ülkeye dinsizlik tohumunu eken bunlar.

Bu ülke gençlerini değişik radikal akımlara, Mossad’ın kucağına, CIA’nin kucağına iten bunlar. Bunlar CIA’yla, Mossad’la, KGB’yle, İngiliz Derin Devletiyle ortak iş yapıp bu ülke topraklarında saf, tertemiz İslâm’ı, saf, tertemiz İslâmca yaşamayı kirleten insanlar. Gençleri zehirlediler. Ben yaştan ve benden büyük olanları zehirlediler. Benden sonrakileri de zehirlediler. Yûnus’u, Mevlânâ’yı, Hâcı Bektâş’ı, Üftâde’yi, Hâcı Bayrâm-ı Velî’ı bilmeyen, bunları okumayan, Kevserî’i bilmeyen, bunları okumayan, Gazâlî’yi bilmeyen, bunları okumayan, Arabî’yi bilmeyen, bunları okumayan, Ebû Hanîfe’yi bilmeyen, İmâm Muhammed’i bilmeyen, Serahsî’yi bilmeyen, bunları okumayan, Buhârî’yi bilmeyen, bunları okumayan, ne yazık ki bir İslâm gençliği düşünün.


Tekke Düşmanlığı ve Emr Sultân

İçi boş, kafası boş, fikri boş. Nerede Hadîs-i İnkarcısı var, nerede Mason Abduh’ün talebeleri var? Nerede ipe sapak gelmez Hadîs ve Âyet İnkarcısı, Mezheb İnkârcısı’ları var? Onları bizim içimize kattılar. Biz çocuklarımız dindar olsun diye İmam Hatip’e gönderdik, İmam Hatip’ten Mezheb İnkârcısı çıktı. İmam Hatip’ten İlâhiyâta gönderdik, İlahiyyatta Hadîs İnkarcısı çıktı. O İlahiyatta mezun olanı camiye müftü olarak koyduk, müftü hepsinde İnkarcısı oldu. Kendi diyanetinin kendi eserlerini bilmez hale geldi. Bir kısmımız bilmem hangi efendiyi intisap etti, Kur’ân’ın sünneti bıraktı, onun yazdığı kitapları okudu. Bir kısmımız bilmem hangi kitabı yazan bilmem hangi alime tabi oldu, yine âyet Hadîs okumadı.

Yine Yûnus’tan bir haber, Mevlânâ’dan bir haber, Hâcı Bektâş’tan bir haber. Bu toprakların içerisinde büyümüş, bu toprakları İslâm’ı sevgiyle yoğurmuş, o insanları bize terk ettirdiler. Ve bizim insanımız Nicholson’dan Mevlânâ’yı öğrenmeye çalıştı, Nicholson’dan Arabî’yi öğrenmeye çalıştı. Ama hızla Hasan el-Bennâ’nın kitapları çevrildi Türkiye’ye, hızla Seyyid Kutub’un kitapları çevrildi Türkiye’ye, hızla Mevdûdî’un kitapları çevrildi Türkiye’ye, hızla Mason Abduh’un kitapları çevrildi Türkiye’ye, hızla Mason Abduh’un talebelerinin risaleleri Türkiye’ye çevrilip Türkiye’de dağıtıldı bedava. Gazeteler dağıttı, belli cemaatler, belli topluluklar, siyasi topluluklar dağıttı. Ve bu insanlar Müslüman, Müslüman Hadîs inkârcısı, Müslüman mezheb inkârcısı, Müslüman siyasi topluluklar dağıttı.

Sûfî inkârcısı, Müslüman Hazret-i Mevlânâ’yı küfürle yaftalayan, Müslüman İbni Arabî’yi küfürle yaftalayan, Müslüman Sufileri komple kâfir hükmünde koyan Müslüman tipleri oluştu. Bu tipleri oluştu. Evet, var şimdi. Bir zikir halakası koyuyorum ben Twitter’a, adam yazıyor, dayı bu hangi dinde var diyor, alay edercesine söylüyor. Evet. Ben cesaretle, inatla, ben onları paylaşıyorum. Tabircaysa milletin gözüne sokarcasına. Hakaretin beni bir para. Yüzün üstünde dava var bana hakaret edenlerle alakalı. Müftüsü karşı, müftüye desen ki Yûnus Emre zikirsiz miydi? Hazret-i Mevlânâ zikirsiz miydi? Hâcı Bektâş-ı Velî zikirsiz miydi? Bunca tekkeyi neden kurdular? E tabi Bursa’daki bir tekkeydi, bugün haberlerden bizim Yûnus atmış bana, Mûsevî cemâatine vermişler tekkeyi.

Evet. Bu tekkeyi değil, galeyâna gelmeyin ya. Orayı bir yere veremiyorlardı, öyle duruyor. Daha öncesinde. Bunca tekkeyi neden kurdu senin ecdadın? Bunun cevabı yok. Bakın bunun cevabı yok. Ama şimdi, Diyânet tekke düşmanı. İlâhiyat tekke düşmanı. Siyasetçiler tekke düşmanı. Herkes sûfî düşmanı. Revaçta. Onlara laf söyleyecek, onun küfrüne fetvâ verecek. Siz yanlış yapıyorsunuz diyecek, sizin yolunuz yanlış diyecek. E benim yolum yanlışsa, Üftâde Hazretleri’nin de yolu yanlış. Benim yolum o. Benim yolum yanlışsa, Emr Sultân Hazretleri’nin de yolu yanlış o zaman. Benim yolum o. Benim Bursa’ya yerleşmeme sebep Emr Sultân Hazretleri. Ben şeyhimin ağzından çıkanı söyleyelim. Oğlum seni istiyor dedi.

Bursa’ya dedi. Göçecen Bursa’ya dedi. Emredersiniz efendim dedim. Hatta bana dedi, darda kaldın da git dedi selam söyle ben geldim de ben buradayım de dedi. Evet. Birisi benim paramı yedi dedi hatta o zaman dedi git Emr Sultân Hazretleri’ne söyle dedi. Ben paramı yedi diye gidip söyleyemedim. Diyemedim ben. O zaman onların yolu da yanlış. Yürü geriye doğru. Hazret-i Mevlânâ’nın da Hâcı Bektâş-ı Velî’nin de, Hâcı Bayrâm-ı Velî Velî’nin de.


Dört Kapı Kırk Makam ve Şerîat

İstanbul’da o kadar büyük zatlar var. Onların da yolları yanlış o zaman. Eğer onların yollar yanlış değilse sensin yanlış o zaman. Gerçekte de bu yanlış olan sensin. Ama bu ülkeyi bu hale getirdiler. Şimdi makam nedir dediğimizde kimse bilmez. Şeyhler de bilmez. Ama Hazret-i Ömer’in dilinden Radıyallahu anh Hazretleri’nin dilinden Hazret-i Mevlânâ diyor ki o her şeye makamı da öğretti. Makam Türk musikisindeki solfeşler değildir. Yok Kürdülü Hicazkâr yok Hicazkâr değil mi Ali? Kaç makam var? 128 makam var. Türk musikisinde. Tam 128.000 peygamber gibi oldu ya böyle. Haşa Allâh muhâfaza eylesin. 128 makam var. Bu bizim bahsettiğimiz makam o değil. Makam ne? Ayak basılan yer. Veyahut da bir yüksek bir yer durulan bir yer makam Türkçesi.

Ama tarîkatta ise, tarîkatta bir kimsenin durduğu yerdir. Mesela zakirlik makamdır. Çavuşluk makamdır. Nakiplik makamdır. Nükabalık makamdır. Halifelik makamdır. Şeyhlik makamdır. Bir böyle bir makam vardır. Bir de ne vardır? İnsanın daim olarak durduğu alandır. Mesela namaz kılmak makamdır. Örneğin. Namaz geçici olursa bir kıldı bir kılmadı o haldir. Bir kimse namaza başladı hiç bırakmadı. Namaz onda makam olur. O namaz kılan daim namaz kılan haline gelir. bir de Ahmed Yesevî’den bahsettik ya, Yesevî’nin öğretisinde ne vardır? Dört Kapı Kırk Makam. Bakın dört kapı kırk makam. Bu Yesevî Hazretleri bunu böyle teknik olarak konumlandırmış. O yüzden Yesevî’nin dört kapı kırk makamı Anadolu Sûfîliği’nin özüdür.

Özü. Mesela ben zaman zaman böyle söylerim. Mesnevî dört kapı kırk makamın açılımıdır, anlatımıdır. Dört kapı kırk makamın. Hâcı Bektâş-ı Velî Makâlât’ında dört kapı kırk makamı anlatır mesela. Makalata oturup kendisi yazmamıştır o. Zaten büyük zatlarının oturup da kendilerinin böyle sûfî zatlarının oturup da bir kitap yazmaları yoktur. O da sonradan sufilerin içerisinde çıkan bid’atlardan birisidir o. Sûfî oturup kitap yazmaz. Sûfî kitaba bakaraktan da kitap da yazmaz. Sûfî Allâh’tan gönlüne geleni konuşur. Sohbet eder sûfî. Oturup kitaptan kitap yazmak zaten herkesin işi. Âyet belli hadîs belli. Aç binlerce ciddi kitap var aç oradan, aran gibi kitaptan kes kopyala yapıştır oldu sana kitap.

Bu sûfînin usulü değildir. Sûfî sohbette ona soru sorulur, sûfî soruya cevap verir. İş bilen uyanık müritler sohbetlerden not çıkarırlar, kaleme alırlar derler ki bunlar okyanusun dibinde inci tanesi gibi. Bunları not alalım, döner döner açar okur bakarız. Kendimizi ona göre bir yol çizeriz diye düşünürler. Makâlât da öyle yazılmıştır, Mesnevî de öyle yazılmıştır. Onlar oturup kitap yazmazlar. Ben serahsiyi neden severim? Serahsî mepsutunu kuyunun içerisine hapsedildiğinde oradan yazdırır. Talebeler kuyunun başında her sabah geliyorlar. Serahsî konunun en başından en sonuna kadar. Türkçe’ye çevirdiler 32 cilt. 32 cilt Türkçe’ye çevrildi, kuyudan yazdırdı, alim o. Alim. O alim. Sûfî oturup da kitaptan alıp kitap yazmaz öyle.

Yok öyle şey. O muallim oldu. O muallim olmuş o. O mutasavvuf olmuş o, sûfî değil o. Sûfî kalbine geleni okur. Şair oturur günlerce kendince tefekkür eder bir şiir yazar. Onun adı şairdir. Sufininki şairlik değildir. Onunki nefestir. O kalbine geleni söyler. Ama şiir olur ama manzum olur. Ne olursa olur. O sufidir. Bunlar tabi bilinir mi bilinmez. 40 kapı, pardon 4 kapı, 40 makam seviyededir. Nedir kapılar? Şeriat kapısıdır. İkincisi tarîkat kapısıdır. Üçüncüsü hakîkat kapısıdır. Dördüncüsü mârifet kapısıdır. Bu dört kapı bizim sûfîliğimizin ana öğretilerinden birisidir. Bizim sûfîliğimiz batının hegomanyasında, uzak doğunun hegomanyasında değildir. Bizim için şerîat kapısı birinci kapıdır, önemlidir.

Oradan geçmeyen bir kimsenin tarîkatta durması hoş değildir. Nedir bu kapının ana, şerîat kapısının ana maddesi nedir? Îmân etmektir. Îmân etmeyen bir kimsenin sufili de olmaz, makamı da olmaz. O ilk önce buyurun. اَشَّدُوا اَنَّا اِلٰهَ اِللَّا اللّٰهُ وَاَشَّدُوا اَنَّا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ O kimse şeriat kapısından birinci makama duruyor. Eğer bu kapıdan geçmediyse o kimse ne olursa olsun, o hiçbir şey olmaz. Bakın o ne olursa olsun, o hiçbir şey olmaz. Ne olursa olsun. İkincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? Birincisi nedir? İlim öğrenmektir. dinini öğrenmektir. Sen günlük hayatında yaşayabileceğin kadar dinini öğrenmekle mükellefsin.

Bunu öğreninceye kadar bir üstadın elini öpüp dizinin dibinde oturup orada öğreneceksin. Öyle kendi kendine öğreneceğim diye uğraşma.


Helâl Kazanç, Nikâh ve Temizlik Makamı

Nefsine uyma. Üçüncü makam nedir? İbâdet etmektir. Sen öğrendiğini fiiliyâta geçireceksin. İbâdet edeceksin. İbâdet ne? Birinci derecede abdest almak, gusletmek, namaz kılmak, oruç tutmak. Bir tamam yapabileceğin ibâdetleri, güç getirdiğin ibâdetleri yerine getirmektir. Yol odur ki Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın tarif ettiği ibâdetleri yerine getirsin o kimse. Bitmedi daha şeriatın kapısındaki makamlar. Ardından ne? Helâl kazanmaktır. Helâl kazanmaktır. Helâl kazanmaktır. Helâl kazanmaktır. Helâl kazanmaktır. Helâl kazanmaktır. Helâl. Asla bir başkasının malına, mülküne, parasına, puluna göz dikmemektir. Ticaret yaparken aldatmamaktır. Tartıda, ölçüde helâl kazanmaktır. Bu olmazsa sûfî yol alamaz.

O yüzden bazen eski dergahlarda bir adam geldiğinde sûfî olmak için malını kimisine demişler ki, malını tasadduk et de gel. Malını tasadduk et de gel. Neden malında şüphe olabilir? Helâl kazanmaktır. Harâmdan yüz çevirmektir. Harâma dokunma. Helâl kazan. Haram kazançtan uzak dur. Haram kazançtan uzak dur. Bir yerde çalışıyorsun, 8 saat çalış. Haram kazanma. Kazancın helâl olsun. Aldatma. Kazancın helâl olsun. Sonra nedir? Nikâh yapmak, evlenmektir. Evleniniz, dininizin yarısını tamamlayınız. Hadîs-i şerîf. Şimdi insanlar evlenmiyorlar. Haklı olanlar var, haksız olanlar var. Evlenmek, Hazret-i Muhammed’in Mustafa’yla beraber Adem’den itibaren bütün peygamberlerin sünnetidir. Evlenmek, evlenmek, evlenmek, evlenmek.

Evlenecek olanlara da kolaylık göstermek sünnettir. Evlenmek isteyen gençleri evlendirmek anne babaların vazifeleridir. Evlenmek isteyen bir gence anne baba evlendirmiyorsa, günâh-ı kebâire girer. Çocuk geldi, baba beni eve… Anne beni evlendirin dedi, evlendireceksin. Evlilik isteyene evlendireceksin, yoksa günâh-ı kebâire girer. Sonra nedir? Daha şeriat kapısını, şeriat, şeriat değil de etrafına zarar vermemektir. Sizin evlendirmeyi, evlendirmeyi, evlendirmeyi yapmak için. En hayırlığınız etrafına zarar vermeyendir. Faydaya geçmedik daha, daha zarardayız. Şerîat kapısı önce zarar vermeyi bil. Kimsenin malına, mülküne, parasına, puluna, evine, eşyasına zarar verme. Kimseye diline zarar verme, gıybet etme, iftirâ etme, diline sahip çık.

Dilinden zarar görmesin kimsesini. Bu nasıl sûfîlik? Sen dilinle ortalığı perişan etme. Bu nasıl sûfîlik? Olmadı. Kimseye zarar yok. Müslüman odur ki dilinden diğer insanlar emin ola. Hadîs-i şerîf. O zaman dilinden emin olacaklar senin. Sen kimseye böyle tepeden bakma, tepeden konuşma. Kimseye inileceğim diye uğraşma. Alay etme, hicvetme. Diline sahip çık. Dedikodu etme, gıybet etme. İftiraya maruz bırakma insanları. Doğru dahi olsa, Müslüman kardeşinin arkasından konuşma. Doğru olabilir, konuşma. Diline sahip çık. Allâh muhâfaza eylesin. Sonra ne? Hazreti, Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin sünnetlerine uy. Sabahtan kalkıp gece yatıncaya kadar Sünnet-i Seniyye’ye tabi ol.

Sünnet-i Seniyye’ye tabi ol. Bakın bunlar şerîat kapısının normalde makamları. Bakın makam bu. Bir kimsenin Sünnet-i Seniyye’ye devamlı tabi olması makam. Etrafına zarar vermemesi makam. O gelip geçici şey değil artık o. O hiç kafasından zarar vermeyi düşünmüyor kimseye. o makama oturdu. Adım adım. 40 basamaklı merdiven düşünün. Bir 10 basamak var böyle bir sağanlık var ya ardından bir 10 basamakta bir sağanlık daha var. Bir 10 basamakta bir sağanlık daha var. Bir 10 basamakta bir sağanlık daha var. Burası ne? 40 makam. Perdeleri konuşmuyorum daha. Perdeleri konuşmuyorum. Haller ayrı. Devam ediyoruz. Ondan sonra o kimsenin şefkatli merhametli olması, affedici olması, böyle insanlara güler yüzlü olması, kalbi katılaşmış, dili katılaşmış, sözü katılaşmış, eli katılaşmış, ayağı katılaşmış.

Onun kalbi de katılaşır. Dili, gözü, kulağı, ayağı katılaştı mı? Kalbi de katılaşır. Allâh muhâfaza eylesin. Öyle olmayacak. Şefkatli olacak, merhametli olacak. Ardından ne? Temiz olmak. Bakın 40 makamdan birisi de temiz olmak. Müslüman temiz olacak. Temiz kokacak. Temiz yiyecek, temiz içecek, temiz geyecek. Temiz bir yerde yaşayacak. Temiz bir yerde yaşayacak. Sorarım size. Namazgahtaki zikrullâh yaptığınız yer temiz mi? Kimin aklına geliyor? Müslüman temiz olacak. Burada toz var, silecek. Burada bir şey var, hemen düzeltecek. Birileri yapar ya. Sen yap kardeşim. Dergâh senin, tekkesi senin. Zikrullâh yaptığında, birisi de bir şey yapar. Birisi de bir şey yapar. Birisi de bir şey yapar. Zikrullâh yaptığın yer senin.

Temizle ya. Kirletme. Temizlemiyorsan da kirletme. Kirlenmesine müsaade etme. Evini kirletme, kirlenmesine müsaade etme. Üstünü başını temiz tut. Bir misyon sahibisin. Neysin? Sufisin. Ailen öyle biliyor, sülalen öyle biliyor, mahallen öyle biliyor, apartmanın öyle biliyor seni. İş arkadaşların, çevren öyle biliyor seni. Tertemiz ol. Saçın, sakalın dağınık olmasın. 10 günde bir yıkanma. Su yoksa suyunu verelim, sabun yoksa sabununu verelim. Ekşi ekşi kokma. Nefesin kokmasın, bedenin kokmasın. Dosdoğru tıraşın ol, temizliğin ol. Bakımlı ol. Daha şerîat kapısındayız. Ne güzel kâideler koymuşlar değil mi?


Sabah Zikri, Namaz ve Sohbet Kapanışı

Baktığınız zaman o Müslüman’a insanın bakışı, bakası gelir değil mi? O yüzden diyor zaten, o sûfîye bakıldığında Allah hatıra gelecek. Sûfî her sabah kalktığında bunları üzerinde manevi olarak elbiselerini giyecek. Manevi elbisesi bunlar. Sabah kalktı, manevi elbiselerini zırhına bürünecek. Sabahleyin, Bismillâh ism-i şerîf, وَاللَّهِ اللَّهِ الَّهِ اللَّهُ وَيَشَدَنَ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ diyecek. Îmânını tâzeleyecek. Neden? Âhir zamanda imanını yatıp kâfir kalkar diyor bir kısmı. Senin nasıl kalktığın belli değil. O yüzden kalkar kalkmaz kelime-i şehâdet getirir. Yatarken de kelime-i şehâdet getirir. Ondan sonra hızlı abdestini al, saat kaçta kalkarsan kalk. Sonra namazını kıl, ibadetini yap.

Geç kaldın ben bugün kılmayayım. Kıl kardeşim kıl. Ben bugün kılmayayım demek ki saat kaçta kalkarsan kalk, kıl. Tembellik yapma, yobazlık yapma, geriye dönme. Namazsız olma. Namazsız sûfî mi olurmuş? Namazsız sûfî olmaz. Olmaz. Mümkün değil. İki tane hadîs oku, ilim öğren. İki tane fıkıh kitabı oku. İki tane, iki madde oku. Abdesti bozan şeyleri soru, oku ver oradan. Yarın öbür gün çocuğun olacak, çocuğunu anlatacaksın. Erkekler eşinize dini tedrîsâtı verebilecek kadar ilim sahip olun. Birisi bir şey sorsa evde kadın dese ki ya, ya bey bunun hakkında ne diyorsun? Kendi kümdü, kemdi kümdü. Kaç yıldır dervisin? Yirmi yıldır. E, eşine cevap veremiyorsun da, çocuğuna cevap veremiyorsun. Cevap veremiyorsun.

Ya da zamanı yok zaten adamların. Bak oradan Google’a. Ha tabii ya, Google’a Hazretleri hazır orada. Ne olacak, devlet dahi Goguldan bilgi alacağım diye uğraşırsa? Koca devlet. O mahallelik Goguldan bilgi alacağım diye Mustafa Özbağ dosyasına koyacağım diye uğraşıyor. Goguldan. Gülünç ya. Goguldan aramış Mustafa Özbağ hakkında şunu söylüyorlar, bunu söylüyorlar mahkeme dosyasına koymuş. Dedikoducu devlet. Böyle bir mantık var mı? Bütün insanlar öyle şimdi. Yaz Mustafa Özbağ Google’a, söven de var, seven de var. Kalbin bozuksa sövenlere katıl. Hele. Tanı tanıma, bilme. Adam böyle bakıyor bana. Ne sert bakıyorsun öyle dedim ben. Siz Mustafa Özbağ’sınız değil mi dedi? He evet dedim ben, ben oyim.

Yaptı böyle. Yavrum sana ne dediler dedim ben. Bu kaldı. Tanıyor musun? Hayır. Yedin içtin mi? Hayır. Yolculuk yaptın mı? Hayır. Muhabbet ettin mi? Hayır. Sordun mu? Hayır. Şunu yaptın mı? Hayır. Bunu yaptın mı? Hayır. Nereden tanıyorsun beni dedim. Söylediler dedi. E duyduğunu aktarmak yalan olarak yeter sana dedim. Bu hale geldi Müslümanlar. Allâh bizi affetsin. O yüzden sabah kalktığımızda tövbemizi edeceğiz, namazımızı kılacağız. Daha dur bakalım bitmedi. Ne var? Yanlış işlerden uzak duracağız. Hayırsız işlerden uzak duracağız. Bu da şeriatın 10. makamı. Bir şey yanlış, uzak duracağız. Bir şey harâm, uzak duracağız. Hazret-i Ömer Radıyallahu anh hazretleri ona bu makamları anlatıyordu. Önümüzdeki hafta biz de makamlara devam edeceğiz.

Biraz bu konu uzun sürecek. Daha tarîkat makamı var. Ondan sonra da hakikati, marifeti. Sonra bir de ne var? Haller var. Bakın Hazret-i Pîr oraya bir cümleyle yazdı attı. Dedi ki siz doldurun önünü arkasını. Biz de inşâallâh doldurmaya çalışacağız önünü arkasını. Hakkınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun. Cenâb-ı Hak cümlemizi duyduklarımız da amel eden kullarından eylesin. Yoksa burada biz anlat, anlat, anlat. Amel etmezsek bir faydası yok. Ama inşâallâh amel ederiz. İnşâallâh bize de fayda olur. Çünkü bizim anlattığımızda amel ederse bir kimse inşâallâh Rahman biz de ondan ne yapacağız? Sevap kazanacağız. Benim sevâb kazanmamı istersiniz herhalde değil mi? Allâh iyi eylesin cümlemizi inşâallâh.

Allah hepinizden de razı olsun. Hepiniz de hoş geldiniz tekrar. Bir şey daha es geçmeden, teşekkür etmeden es geçmeyeyim. Bu son kandille alakalı kardeşlerin, arkadaşların katılımlarından dolayı herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Gerçekten benim için güzel bir mutluluk oldu, tatlı bir mutluluk oldu. En azından şuna böyle çok mutlu oldum. Arkadaşlarımız, kardeşlerimiz o kadar çetin esen rüzgarlara rağmen dağılmamışlar, böyle bir yalpalamamışlar. Hamdolsun böyle çok mutlu oldum. Çok böyle tabirci ise heyecanlandım. İçim kıpır kıpır oldu. Kardeşlerimiz, arkadaşlarımız yollarına, davalarına sımsıkı sarılmış vaziyette yollarına devam ediyorlar. Buna çok sevindim. Hamdolsun arkadaşlar dediler ki sordum bir son fasıl herkes çok memnun olduğunu söyledi, çok iyi geçtiğini söyledi.

İnşâallâh Şubat 27’sinde kandilde gene orada olacağız. Bir aksilik çıkmazsa.


Kaynakça ve Referanslar

  • Tevhîd Açılışı ve Kur’ân Yeter İtirâzı: Sohbet açılışında okunan istiâze ve besmele — Nahl 16/98 (“Kur’ân okuyacağın vakit kovulmuş şeytândan Allâh’a sığın”); kelime-i tevhîd “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” — Buhârî, Cenâiz 1; Müslim, Îmân 43; efdalü’z-zikr “Lâ ilâhe illallâh” hadîsi — Tirmizî, Daavât 9 (“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır”); Bakara 2/163; İhlâs 112/1-4; hakkı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); “Sosyal medyada yayılan Kur’ân bize yeter” sapkınlığının Kur’ânî reddi — Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi size yasakladıysa ondan da sakının”); Nisâ 4/59 (“Ey îmân edenler, Allâh’a itâat edin, Resûl’e itâat edin”); Nisâ 4/65 (“Hayır, Rabbine andolsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem kılmadıkça îmân etmiş olmazlar”); Nisâ 4/80 (“Kim Resûl’e itâat ederse Allâh’a itâat etmiş olur”); Âl-i İmrân 3/32; Nûr 24/54; Haşr 59/7; hadîs-i şerîfin vahye denkliği — Şâfiî, er-Risâle; Hz. Peygamber’in “Bana Kur’ân ve bir misli daha verildi” hadîsi — Ebû Dâvûd, Sünne 6; Tirmizî, İlim 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/130; Yaşar Nûri Öztürk ve 23 ciltlik eseri tartışması — dönemin Halk TV/ulusal kanal arşivleri; “Mü’minler ancak kardeştirler” — Hucurât 49/10; ümmet birliğini dağıtan söylemler — 73 fırka hadîsi: Ebû Dâvûd, Sünne 1; Tirmizî, Îmân 18 (“Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak, biri müstesnâ hepsi ateştedir”)
  • Hadîs İnkârı ve Cihâd Safsatası: Faizle iştigâl edenlerin âyet-i kerîmesi — Bakara 2/275 (“Fâiz yiyenler kıyâmet günü şeytânın çarptığı kimse gibi kalkarlar”); Bakara 2/276-281 (faizin mutlak haramlığı); Allâh’a ve Resûl’üne itâat emri — Âl-i İmrân 3/32, 3/132; Enfâl 8/20; Nûr 24/52; kâfirlere karşı cihâd farziyyeti — Tevbe 9/5, 9/29, 9/73, 9/123; Bakara 2/190-193; Hz. Nûh aleyhisselâm’ın kavmine bedduâsı — Nûh 71/26 (“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden kimseyi bırakma”); Ebû Dâvûd, Sünne 6 (Mikdâm b. Ma’dîkerb rivâyeti: “Dikkat edin, bana Kur’ân ve onun bir benzeri daha verildi; koltuğunda karnı tok bir adamın ‘Şu Kur’ân size yeter; onda helâl bulduğunuzu helâl, haram bulduğunuzu haram kılın’ diyeceği vakit yakındır. Bilin ki Resûlullâh’ın haram kıldığı Allâh’ın haram kıldığı gibidir”); İmâm Buhârî ve Kütüb-i Sitte’nin metodolojisi — Buhârî, Sahîh mukaddimeleri; İbnü’s-Salâh, Ulûmü’l-Hadîs; hadîs inkârcılığının teolojik reddi — Şâfiî, er-Risâle (sünnetin hüccetliği); Karâfî, el-İhkâm; imâm-ı Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’nin vaz’ettiği sünnet bahisleri; Kur’ân’da namazın kılınış keyfiyyeti ve oruç-zekâtın detaylarının hadîssiz bilinemeyeceği — fıkıh usûlü temeli; 23 ciltlik telif üretip “Kur’ân bize yeter” demenin çelişkisi — akademik çelişki tahlîli
  • 12 Eylül, PKK ve Atatürk Heykelleri: Amerika Birleşik Devletleri’nin açıkladığı DAEŞ lideri Ebû İbrâhîm el-Hâşimî el-Kureyşî (kod: Abdullâh es-Selbî) kurgusunun tahlîli — 2022 Şubat haberleri; Mehdî’nin Kureyş neslinden gelişine dair hadîsler — Ebû Dâvûd, Mehdî 1-3 (“Mehdî benim Ehl-i Beyt’imden, Fâtıma’nın evlâtlarındandır”); Tirmizî, Fiten 52; İbn-i Hacer el-Heytemî, el-Kavlü’l-Muhtasar; silahlı örgütlerin arkasında gizli servisler — Peter Dale Scott, The Road to 9/11; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesi (veto hakkı) — BM Şartı 23-27. maddeler; 12 Eylül 1980 askerî müdâhalesi ve silâh toplama operasyonu — Türkiye Cumhûriyeti Resmî Gazete; Kenan Evren’in hâtırâtı; Süleyman Demirel’in “aynı sıkıyönetim devâm ediyordu” sözü; PKK’nın silah kaynakları — ABD, Rusya, Moskova-Washington arşiv açıklamaları; Afganistan cihâd savaşlarının CIA-Mücâhidîn ilişkisi — Steve Coll, Ghost Wars; Çeçen cihâdının Londra merkezi ve Rusya-İngiltere mutâbakatı (Ahmed Zakayev dosyası); 2002 Beslan-okul baskını — Anna Politkovskaya raporları; Beyoğlu ve İzmir’de Atatürk heykellerine yönelik şahsî saldırılar (Şubat 2022); İzmir Marşı’yla meşale nöbeti — yerel haber arşivleri; Kur’ân’ın canına kastedene müdâhaleyi emretmesi — Bakara 2/190, Hac 22/39-40 (“Kendilerine savaş açılanlara izin verildi, zîrâ onlar zulme uğradılar”)
  • Projesiz Siyâset ve Bayındır Mevlidi: Türkiye’de %48’e yükselen enflasyon krizi (Şubat 2022) — TÜİK verileri; Kemalist-Atatürkçü siyâsî partilerin tarihsel proje noksanlığı — İlber Ortaylı, Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı; Refah Partisi’nin millî görüş projesi (Millî Nizâm 1970, Millî Selâmet 1972, Refah 1983) — Necmettin Erbakan, Millî Görüş; Anavatan Partisi “küçük Amerika” söylemi — Turgut Özal hâtırâtı; Doğru Yol Partisi ve Süleyman Demirel’in liberal programları; Karl Marx ve Das Kapital (1867) — Türkiye solcularının okumaları; Rus Komünizmi (Leninizm), Çin Komünizmi (Maoizm), Arnavutluk (Enver Hoca) Komünizmi ayrımları — 1970’ler Türkiye sol hareketleri tahlîli; Ülkü Ocakları ve Alparslan Türkeş — Dokuz Işık; Millî Selâmet Partisi ve Millî Görüş’ün ekonomik programı — ağır sanâyi, fabrika projeleri; müellifin Bayındır’da babası Hasan Özbağ adına Hâcı İbrâhîm Mahallesi câmiinde tevhîd ve mevlid okutma hâtırası — müellifin şahsî hâtırâtı; cemâatlerin mezhep inkârcısı hareketlerden etkilenmesi — Hayrettin Karaman tahlîli; belediye anons sistemleri ve mahalle kültürü — Anadolu sosyolojisi
  • Camide Zikrullâh ve Nefs Mücâdelesi: Câmiide zikrullâh yapmanın meşrûiyyeti — Buhârî, Daavât 66 (“Allâh’ın yollarda dolaşıp zikir ehlini arayan melekleri vardır; biri diğerine ‘Arayışınızı buldunuz, kanatlarınızla onları sarın ve dünyâ semâsına kadar ilerleyin’ der”); Müslim, Zikir 25 (“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere toplanırsa, onları melekler kuşatır, rahmet örtüverir, sekînet iner ve Allâh onları indinde olanlar yanında anar”); Ra’d 13/28 (“Kalbler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur”); Ahzâb 33/41-42 (“Ey îmân edenler, Allâh’ı çok zikredin, sabah akşam O’nu tesbîh edin”); tekke kültürünün Anadolu’ya yayılışı — Ömer Lütfi Barkan, Kolonizatör Türk Dervişleri; Hoca Ahmed Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet’i ve zikir âdâbı; nefis mücâdelesinin gerçek tanımı “gücün yeterken yapmamaktır” — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Riyâzati’n-Nefs; İbn Atâullâh el-İskenderî, el-Hikemü’l-Atâiyye (zenginin nefis mücâdelesi); Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın affetme hâli (“Seni Allâh için affettim”) — Taberî, Târîhu’l-Ümem; sûfî âdâbında gösterişsizlik ve israftan kaçınma — Kelâbâzî, et-Taarruf; Kuşeyrî, er-Risâle; Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili (İsrâ 17/27 tefsîri — müsrifler şeytânın kardeşleridir); seyr-i sülûk disiplini — Abdülkâdir-i Geylânî, Gunyetü’t-Tâlibîn; hakîkî sûfînin tanımı “dilinden ve elinden Müslümanların emîn olduğu kimse” — Buhârî, Îmân 4; Müslim, Îmân 64; “beş yıldızlı otelde tatil” misâli ile gösteriş imtihânı; pekmez kıssası ve gerçek zâhidlik — İbnü’l-Cevzî, Sıfâtü’s-Safve
  • Palazlanan Sûfî ve Kullanılan Müslüman: Palazlandıkça dergâhtan uzaklaşmanın fesâdı — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ (zâhitlerin dünyâdan uzaklaşma nakilleri); “Hubbu’d-dünyâ re’sü külli hatîetin” rivâyeti — Deylemî, el-Firdevs 2/240; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân; müşriklerin Peygamber’e “çevrendekileri kov, sonra seninle oturalım” teklifi — En’âm 6/52 (“Rablerinin rızâsını dileyerek sabah-akşam O’na ibâdet edenleri kovma”); Kehf 18/28; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in fakir sahâbeyi kovmama emri — İbn-i Hişâm, Sîre; ülkücü abinin belediye kadrosundan sonra eski dostlarını tanımaması örneği — Türkiye 1990’lar sosyo-politik tahlîli (Hasan Bülent Kahraman); müslümanların örgüt ve partilere âlet edilmesi — Bakara 2/204-206 (münâfık tasvîri); Âl-i İmrân 3/118-120; Tevbe 9/47; cihâd adı altında câmî bombalama fitneleri (DAEŞ’in Mısır, Pakistan, Afganistan câmî saldırıları) — 2013-2018 uluslararası haber ajansları; Kur’ân ve Sünnet’e sarılmanın zorluğu — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/126 (“İslâm garib başladı, başladığı gibi garib olacak; müjdeler olsun o gariblere”); Tirmizî, Îmân 13; Türkiye anayasal çerçevede “İslâmî siyâset yapıyoruz” demenin hukûkî sonuçları — 1982 Anayasası md. 2, 24; T.C.K.nın ‘anayasal düzene karşı suç’ maddeleri; 28 Şubat 1997 post-modern darbe süreci — Ruşen Çakır, 28 Şubat
  • Hz. Ömer ve Allâh’ın Zâtî Sıfatları: Hazret-i Ömer radıyallâhu anh’ın Rum Kayser/Sefîri ile mülâkâtı ve “Korkma, en güzel yoldaş Allâh’tır” nasîhati — Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Hz. Ömer dönemi; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 7/130-145; Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter (Rum Kayseri ve Hazret-i Ömer kıssası); Allâh’ın zâtını tefekkür yasağı ve sıfatlarını tefekkür emri hadîsi — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6/250; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 1/136 (“Allâh’ın yarattıkları hakkında tefekkür edin; Allâh’ın zâtı hakkında tefekkür etmeyin, zîrâ siz buna güç yetiremezsiniz”); Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber (akâid temelleri); Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; İmâm Eş’arî, el-İbâne; Ehl-i Sünnet akâidinde altı zâtî sıfat: (1) Vücûd — Allâh’ın varlığı zorunludur — Bakara 2/255 (“Allâh, O’ndan başka ilâh yoktur”); (2) Kıdem — Başlangıcı yoktur — Hadîd 57/3 (“O Evvel’dir”); (3) Bekâ — Sonu yoktur — Rahmân 55/26-27 (“Yeryüzünde olan herkes fânîdir, ancak celâl ve ikrâm sâhibi Rabbinin yüzü bâkî kalacaktır”); (4) Muhâlefetün li’l-havâdis — Hiçbir mahlûka benzemez — Şûrâ 42/11 (“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur”); İhlâs 112/4; (5) Vahdâniyyet — Zâtı, sıfatı ve fiillerinde tektir — İhlâs 112/1; Enbiyâ 21/22 (“Yerde ve gökte Allâh’tan başka ilâhlar olsaydı ikisi de fesâda uğrardı”); (6) Kıyâm-ı binefsihi — Varlığı kendindendir, kimseye muhtâç değildir — İhlâs 112/2 (Allâhü’s-Samed); Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Sa’duddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Makâsıd; Nesefî, Akâid şerhleri
  • Subûtî Sıfatlar ve Kader İnkârı: Ehl-i Sünnet akâidinin sekiz subûtî sıfatı: (1) Hayât — Allâh diridir, öldürür ama ölmez — Furkân 25/58 (“Ölmeyen ve dâimâ diri olan Allâh’a güven”); (2) İlim — Her şeyi kuşatır, kaderi bilir — Bakara 2/29; Âl-i İmrân 3/29; Mülk 67/14 (“Yaratan bilmez mi? O Latîf’tir, Habîr’dir”); (3) Sem’ — İşiten — İsrâ 17/1; Şûrâ 42/11 (es-Semî’); gecenin karanlığında karıncanın ayak sesini işitme rivâyeti — Müfessirlerin Lokmân 31/16 tefsîri; (4) Basar — Gören — Hac 22/75 (“Şüphesiz Allâh İşitendir, Görendir”); Nisâ 4/58; (5) İrâde — Dileyici — İnsân 76/30 (“Ancak Allâh diler”); Tekvîr 81/29; Âl-i İmrân 3/47; (6) Kudret — Gücü yeten — Bakara 2/20; Tahrîm 66/8; (7) Kelâm — Konuşan — Nisâ 4/164 (“Allâh Mûsâ’ya hitâben konuştu”); Şûrâ 42/51; (8) Tekvîn — Yaratıcı, yaratmaya ve yok etmeye muktedir — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Mâtürîdî akâidinde tekvîn zâtî sıfattır; Ehl-i Sünnet’in kader inancı — Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/167; Buhârî, Kader 1 (“İyisiyle kötüsüyle kadere îmân eden”); Müslim, Îmân 1 (Cibrîl hadîsi); İstanbul Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi Abdülaziz Bayındır’ın kader/Allâh’ın ön-bilgisine dair tartışmalı görüşleri — kendi yayınları ve eserlerindeki ifâdeler; bu tip ifâdelerin küfre götürüşü ve tecdîd-i îmân-tecdîd-i nikâh gerekliliği — Birgivî, Tarîkat-ı Muhammediyye; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, kitâbü’r-ridde; Allâh’ın Levh-i Mahfûz öncesi ilminin mutlaklığı — Ra’d 13/39 (“Ümmü’l-Kitâb O’nun indindedir”); En’âm 6/59 (“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başkası bilmez”); kader ve kazâ — Tirmizî, Kader 7 (“Allâh kalemi yarattı, ‘yaz!’ dedi; kalem ‘Rabbim ne yazayım?’ dedi; ‘kıyâmete kadar olacak her şeyi yaz’ dedi”)
  • Ahmed Yesevî Yolu ve Mason Abduh: Hâcı Ahmed Yesevî (ö. 1166) ve Dîvân-ı Hikmet — Kemal Eraslan, Dîvân-ı Hikmet’ten Seçmeler; Türkistan’dan Anadolu’ya taşan sûfî silsilesi; Anadolu tasavvufunun Yesevî-Bektâşî-Mevlevî-Halvetî damarları — Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sûfîliğine Bakışlar; Hâcı Bektâş-ı Velî Makâlât’ı (13. asır) — Esad Coşan, Hacı Bektâş-ı Velî ve Makâlât; Hazret-i Mevlânâ’nın Konya’da Mesnevî’yi dikte edişi — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Yûnus Emre Dîvânı; Hâcı Bayrâm-ı Velî ve Ankara’daki irşâd faaliyetleri; Üftâde Hazretleri (Bursa); Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki’n-Nüfûs; Niyâzî-i Mısrî Dîvânı ve sürgün yılları; Ülke gençliğinin öz kaynaklardan koparılışı ve dış etkilere açılışı — 1950’ler-1980’ler Türkiye; Mason Muhammed Abduh (1849-1905) ve Cemâleddîn Afgânî etkisi — Sâmi el-Hâc, Hâmid İnayet Arap Siyâsî Düşüncesinin Seyri; Hasan el-Bennâ (1906-1949) ve İhvân-ı Müslimîn hareketinin Türkiye’ye ithâli; Seyyid Kutub (1906-1966), Fî Zılâli’l-Kur’ân ve Yoldaki İşâretler‘in Türkçe tercümeleri; Ebû A’lâ el-Mevdûdî (1903-1979) Pakistan Cemâat-i İslâmî kurucusu ve Tefhîmü’l-Kur’ân; bu müellefâtın 1970’ler-80’ler Türkiye sağ-dindâr çevrelerinde yaygın dağıtımı — Necmeddin Şahiner, Son Şâhitler; Said Havva metinlerinin Türkiye’ye aktarımı; risale-i nûr ve nurcu hareketin bağımsız mütalaası; Mezheb İnkârcılığı ve Ehl-i Sünnet müdâfaası — İbrâhîm Kutluay, Mezhepsizlik Bir Bid’attir; Nicholson’un (R.A. Nicholson) Mesnevî neşri ve İngilizce tercümesi — Cambridge 1925-40
  • Tekke Düşmanlığı ve Emr Sultân: 1925 tarihli 677 sayılı “Tekke ve Zâviyelerin Seddine Dâir Kânûn”un Anadolu tasavvufu üzerindeki tesîri — Nurettin Topçu, İsyân Ahlâkı; tekke/zâviye mekânlarının müze-müftülük-cemevi-sinagog dönüşümleri (Bursa’daki belli tekke’nin Mûsevî cemâatine verilmesi haberi); Bursa’da Emr Sultân Hazretleri (Seyyid Emîr Sultân Buhârî, ö. 1429) — Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; Kâmil Mîras, Bursa Tekkeleri; Yıldırım Bâyezîd’in dâmâdı oluşu ve Bursa’ya yerleşmesi; müellifin şeyhinden Bursa’ya göç emri alması; şeyh-mürîd râbıtası ve Emr Sultân’ın manevî terbiyesi — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb; Hazret-i Mevlânâ, Hâcı Bektâş-ı Velî, Hâcı Bayrâm-ı Velî, Eşrefoğlu Rûmî ve Üftâde Hazretleri’nin irşâd çevreleri; İstanbul velîlerinin sayısal çokluğu — Hâfız Hüseyin Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-Cevâmî; tekke düşmanlığının Diyânet-İlâhiyat-siyâsetçi üçgeninde yaygınlaşması tahlîli; tasavvuf karşıtı modern söylem — Yaşar Nûri Öztürk, Süleyman Ateş, Edip Yüksel tipinden çıkışlar; tasavvufun Kur’ân ve Sünnet’e uygunluğu — Kuşeyrî, er-Risâle; Mekkî, Kūtü’l-Kulûb; Yahyâ b. Muâz’ın hâlleri — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ
  • Dört Kapı Kırk Makam ve Şerîat: 128 Türk Mûsikîsi makâmının izâhı — Mustafa Oransay, Türk Mûsikîsi Makamları; Kürdîli Hicazkâr, Hicazkâr, Rast, Uşşâk, Sabâ gibi makamlar ile tasavvufdaki “makam” (durulan ma’nevî mertebe) arasındaki tam terminolojik ayrım; 128 makam ve 124.000 peygamber sayısı muâdeleti (müellifin latîfe) — peygamber sayısı: Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/266 (Ebû Zerr’in uzun hadîsi — 124.000 veya 224.000 peygamber rivâyetleri); Hz. Ahmed Yesevî’nin tasnîfi: Dört Kapı (Şerîat, Tarîkat, Hakîkat, Mârifet) ve her kapıda on makam, toplam kırk makam — Kemal Eraslan, Ahmed-i Yesevî, Dîvân-ı Hikmet’ten Seçmeler; Fakrnâme risâlesinin dört kapı bahsi; Hâcı Bektâş-ı Velî’nin Makâlât‘ında dört kapı tafsîlâtı — Esad Coşan neşri; Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin dört kapının açılımı olarak okunuşu — Abdulbâki Gölpınarlı şerhi; Serahsî’nin (ö. 1090) el-Mebsût (30 cilt) adlı eserini kuyuda hapisteyken talebelerine dikte etmesi — Muhammed el-Hamevî, Tabakâtü’l-Hanefiyye; 32 cilt Türkçe tercüme (Hüsamettin Vanlıoğlu neşri — Adâlet Yayınları); sûfînin kitap yazmaması — kalbine gelenle sohbet üslûbu — Kuşeyrî, er-Risâle‘nin yazılış hikâyesi; Mesnevî’nin Hüsameddîn Çelebi’nin teşvîki ile dikte edilişi — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; sûfînin şâirlikle farkı — kalbden gelen nefes ve tefekkürle üretilen şiir ayrımı; Şerîat kapısının ana maddesi îmân etmek — Kelime-i Şehâdet “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” — Buhârî, Îmân 37; Müslim, Îmân 8
  • Helâl Kazanç, Nikâh ve Temizlik Makamı: Şerîat kapısının on makamı sırasıyla: (1) Îmân etmek — Nisâ 4/136 (“Allâh’a ve Resûl’üne îmân edin”); (2) İlim öğrenmek — Tâlib-i ilim farziyyeti: İbn Mâce, Mukaddime 17 (“İlim talebi her Müslümana farzdır”); Taberânî; Beyhakî; (3) İbâdet etmek — Zâriyât 51/56; abdest, gusül, namaz, oruç, zekât — Buhârî, Îmân 2 (İslâm’ın beş şartı); (4) Helâl kazanmak — İbn-i Mâce, Ticâret 1 (“Helâl kazanç elde etmek farzlardan sonra bir farzdır”); Bakara 2/168; Mü’minûn 23/51; Nahl 16/114; (5) Nikâh yapmak ve evlenmek — Rûm 30/21; Nûr 24/32-33; “Nikâh benim sünnetimdir, kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” — Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5; “Evleniniz, dîninizin yarısını tamamlayınız” — Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 4/382; evlendirme mükellefiyyeti — Nûr 24/32; ebeveynin evlendirme vazîfesi ihmâlinin günâh-ı kebâire dâhil oluşu; (6) Etrafına zarâr vermemek — Buhârî, Îmân 4 (“Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların sâlim olduğu kimsedir”); Müslim, Îmân 64; “Lâ darara ve lâ dırâra” külli kâidesi — İbn Mâce, Ahkâm 17; (7) Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olmak — Âl-i İmrân 3/31 (“Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun, Allâh da sizi sevsin”); Haşr 59/7; (8) Şefkat ve merhametli olmak — Buhârî, Rikâk 50 (“Merhametlilere Rahmân merhamet eder”); Tirmizî, Birr 16; (9) Temiz olmak — Tevbe 9/108 (“Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır; Allâh da çok temizlenenleri sever”); Müddessir 74/4-5; Mâide 5/6; (10) Yanlış ve hayırsız işlerden uzak durmak — Bakara 2/219; İsrâ 17/32-37; haramdan kaçınma — Tahrîm 66/6; Müslim, Zühd 70 (“Helâl bellidir, haram bellidir; ikisi arasında şüpheli meseleler vardır”)
  • Sabah Zikri, Namaz ve Sohbet Kapanışı: Sabah kalkınca kelime-i şehâdet getirmek — Ebû Dâvûd, Edeb 100; Tirmizî, Daavât 28 (uyanış duâsı: “Elhamdü lillâhilleẕî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr”); Yatağa girerken kelime-i şehâdet — Buhârî, Daavât 5; âhir zamanda “sabah mü’min akşam kâfir” hadîsi — Müslim, Îmân 186 (“Karanlık geceler gibi fitneler çıkmadan önce sâlih ameller işleyiniz; kişi mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar, yâhut mü’min olarak akşamlar, kâfir olarak sabahlar”); Tirmizî, Fiten 30; îmânı tazeleme ve manevî zırh giyinme — Birgivî, Tarîkat-ı Muhammediyye; abdestin bozucuları — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, kitâbü’t-tahâre; namazın hiçbir şartta terk edilemeyişi — Bakara 2/43, 238; Nisâ 4/103; İsrâ 17/78; Tâ-hâ 20/14; Ankebût 29/45; tembellik ve yobazlık uyarısı — Nisâ 4/142 (münâfıkların namaza üşenerek kalkışı); İslâm’da kadın-erkek arası aile eğitimi — Tahrîm 66/6 (“Ey îmân edenler, kendinizi ve âilenizi ateşten koruyun”); babaların ailesine dînî tedrîsât verme mükellefiyyeti; Google üzerinden fişleme eleştirisi — dijital çağda mahremiyyet ve Müslüman kimliği; “Duyduğunu aktarmak yalan olarak sana yeter” — Müslim, Mukaddime 5 (Ebû Hüreyre rivâyeti); gıybet ve iftirânın mahvediciliği — Hucurât 49/12 (“Birbirinizin gıybetini etmeyin”); sabah kalkınca tövbe ve namaz — Al-i İmrân 3/17 (seher vakti istiğfâr); Zâriyât 51/18; sohbet kapanışı — “duyduklarımız ile amel” — Buhârî, İlim 10; Tirmizî, İlim 1 (ilmin amelle tescîli); son kandilin (Regaib veya Mi’râc) cemâatle idrâki; müellifin Şubat 27’de yapılacak bir sonraki kandil icrâ programına dâvet kapanışı; Sürç-i lisân kapanışı ve helâlleşme âdâbı — tasavvuf meclis âdâbı; El-Fâtiha ma’a’s-salavât ile mâhiyyetlenme — İmâm-ı Âzam ve halefinin meclis âdâbı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Bekā, Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı